Blog

  • Akciğer kanserinden korunma yolları

    Akciğer kanseri oluşumu tek bir sebebe bağlanamaz. Yapılan araştırmalar sonucu akciğer kanserinin birçok nedeni bulunmuştur. Çeşitli faktörler akciğer kanseri oluşumunda rol oynayabilir. Bunların çoğu tütün kullanımıyla ilişkilidir.

    Kanser bulaşıcı değildir.

    Bazı insanların akciğer kanseri olma riski diğerlerinden daha fazladır. Aşağıdaki durumlarda kanser riski artmaktadır:

    Sigara ve Akciğer Kanseri; sigara içmek akciğer kanserine neden olur. Tütündeki zararlı maddeler (kanserojen) akciğerdeki hücrelere zarar verir. Zamanla bu zararlı etkiler hücrelerde kansere neden olabilirler. Bir sigara içicisinin akciğer kanseri olması; hangi yaşta sigara içmeye başladığı, ne kadar süredir sigara içtiği, günde içtiği sigara sayısı, sigarayı ne kadar derin içine çektiğiyle alakalıdır. Sigara içmeyi bırakmak bir kişinin akciğer kanseri olma riskini büyük ölçüde düşürür.

    Puro ve pipo ve akciğer Kanseri; puro ve pipo kullananlar bunları kullanmayanlara göre daha çok akciğer kanseri olma riski taşırlar. Kişinin kaç yıldır puro veya pipo içtiği, günde kaç adet içtiği ve ne kadar derin içine çektiği, kanser olma riskini etkileyen faktörlerdir. İçlerine çekmeseler de puro ve pipo içicileri akciğer ve ağız kanserinin diğer tipleri için de risk altındadırlar. Pasif içiciler (tütün dumanına maruz kalanlar); akciğer kanseri olma riski pasif içicilik durumunda da artmaktadır.

    Asbest ve akciğer Kanseri; Yalıtım malzemesi olarak bazı endüstrilerde kullanılan ve doğal olarak fiber halinde bulunan bir mineral grubudur. Asbest fiberleri parçacıklara ayrılmaya meyillidirler ve havada dolaşıp kıyafetlere yapışırlar. Bu parçacıklar solunduğu zaman akciğerlere yerleşir, orada akciğer hücrelerini zarara uğratır ve böylece kanser gelişme riskini artırırlar. Çalışmalar asbeste maruz kalan işçilerde akciğer kanseri gelişme riskinin, maruz kalmayanlara göre 3–4 kat daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu artış, gemi inşası, asbest madenleri, yalıtım işi ve fren tamiri gibi endüstrilerde çalışanlarda daha fazladır. Akciğer kanseri olma riski, asbest işçileri sigara içiyorlarsa daha fazladır. Asbest işçileri işverenleri tarafından temin edilen koruyucu malzemeleri kullanmak ve tavsiye edilen iş ve güvenlik uyarılarını takip etmek zorundadırlar.

    Hava kirliliği ve akciğer Kanseri; Akciğer kanseri ile hava kirliliğine maruz kalmak arasında bir ilişki bulunmuştur. Ama bu ilişki açıkça tarif edilememiştir ve daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

    Akciğer Hastalıkları; Verem gibi bazı akciğer hastalıkları, kişinin kanser olma riskini artırırlar. Akciğer kanserinin veremden etkilenen bölgelerde daha fazla gelişme eğilimi vardır.

    Hastanın Hikayesi; Bir kere akciğer kanseri olan kişinin tekrar ikinci akciğer kanseri olma riski, hiç kanser olmamış kişiye oranla daha fazladır. Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra sigara içmeyi bırakmak, ikinci bir akciğer kanserinin gelişmesini önleyebilir.

  • Sosyal Fobi ve Yaygın Kaygı Bozukluğu’nda Bilişsel Davranışçı Terapi

    Sosyal Fobi ve Yaygın Kaygı Bozukluğu’nda Bilişsel Davranışçı Terapi

    Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu)

    Sosyal fobi bireylerin başka insanlar tarafından yargılanabileceği düşüncesi ile yoğun bir kaygı duygusu yaşayarak toplumsal ortamlarda mahcup ve rezil olma korkusu sebebi ile toplumdan uzak ve çekingen kaldığı bir kaygı bozukluğu türevidir.

    Kişiler, özellikle tanımadığı veya yeni tanıştığı insanlar ile iletişim kurmaları gereken durumlardan ve ortamlardan kaçınırlar. Konuşma esnasında başkaları tarafından ellerinin ya da sesinin titrediğinin anlaşılacağı kaygısını yaşayabilirler.

    Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu) Belirtileri

    En az altı ay boyunca aşağıdakiler belirtiler görülmektedir;

    • Kişiler tanımadıkları insanlar ile tanışma, karşılıklı yemek yeme ya da başkalarının önünde performans sergileme (sunum yapmak) gibi toplumsal durumlarda belirgin bir korku ya da kaygı duyarlar.

    • Kişiler olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir biçimde davranmaktan korkarlar. (Küçük düşeceği ve utanç duyacağı bir biçimde)

    • Toplumsal durumlar neredeyse her zaman korku ya da kaygı yaratır.

    • Toplumsal durumlardan kaçınırlar ya da yoğun bir kaygı ve korku duygusu ile bu gibi durumlara katlanırlar.

    • Korku kaygı ya da kaçınma durumları sosyal ya da iş ile ilgili alanlarda işlevsellik açısından kişinin yaşam kalitesini bozar.

    Sosyal Fobi Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    BDT de kaygı duyguları ve bu duygunun yarattığı fizyolojik tepkileri tanıma, kaygı yaratan durumlardaki düşünceleri değerlendirme ve kaygı yaratan durumlar için başa çıkma mekanizmaları geliştirme gibi süreçler vardır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Kaygı insan yaşamının bir parçasıdır. Sınav, aile sorunları, iş stresi, sorumluluklar, yoğun programlar ve yetişmesi gereken işler her insanı hafif düzeyde kaygılandırabilir. Ancak yaygın kaygı bozukluğunda ‘sürekli, şiddetli ve mevcut durumla uygun düşmeyen bir endişe durumu söz konusudur. Ortam da kaygılanacak bir sebep veya herhangi bir gerçek tehdit ögesi olmasa bile kişi kendini endişeli hissedebilir.

    Aşırı endişe kişinin hayatını ve iş, aile, sosyal yaşantısındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Kişi, günlük yaşantısındaki etkinliklerini sürdüremeyecek noktaya gelebilir.

    Bu rahatsızlığı yaşayan kişiler kendilerini çoğu zaman en kötü senaryoyu düşünürlerken bulurlar.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu Belirtileri

    Aşağıdaki belirtiler kişiden kişiye değişmekle beraber son altı ay veya daha uzun bir süredir görülmektedir.

    • Huzursuzluk veya sürekli diken üzerinde olma

    • Kolay yorulma

    • Odaklanmakta güçlük ya da zihin boşalması.

    • Kolay kızma

    • Kas gerginliği

    • Uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu Tedavisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel davranışçı terapide danışanlara hastalıkları ile ilgili psiko-eğitim verildikten sonra hatalı düşünce tarzları ile ilgili farkındalık yaratılır. Danışanlar endişe duydukları durumlar, düşünceler veya nesneler ile bilinçli ve aşamalı olarak karşı karşıya getirilerek kaygı ve korku tepkileri azaltılmaya çalışılır.

  • Akciğer kanserinde kombine ve palyatif tedaviler

    Kombine Tedaviler

    Akciğer kanseri olan hastaların çoğuna birden fazla tedavi uygulanır. Bu yöntem multidisipliner takım çalışması ile mümkündür. Örneğin; kemoterapi cerrahi öncesi ya da sonrası veya radyoterapi öncesi, sonrası ya da birlikte uygulanabilir. Bunun için biraraya gelen cerrah, radyasyon onkoloğu ve tıbbi onkolog hastaya en uygun tedaviyi planlayacaktır. Bu planlama sırasında hasta kafasına takılan soruları doktoruna yöneltmeli ve tedavi planının amacını tam olarak anladığından emin olmalıdır.

    Palyatif Tedaviler

    Akciğer kanseri olan hastalar, kanserin belirtileri ile sık sık yüz yüze gelir. Palyatif tedavi olarak da bilinen destek tedavi, hastada gelişen belirtileri azaltmak için uygulanan ilaç tedavisidir. Akciğer kanseri olan hastaların bazılarına, teşhis koyulduktan hemen sonra tedavi süresince ve sonrasında hastanın kendini daha rahat hissetmesi için palyatif tedavi önerilebilir.

    Bazı araştırmalar, ileri evre küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hastalarda teşhis koyulduktan hemen sonra kanser tedavisiyle birlikte başlatılan palyatif tedavinin, standart tedavi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) gören hastalara nazaran yaşam süresini daha fazla uzattığını göstermiştir. Ayrıca, destek amaçlı palyatif tedavi gören hastaların ruh sağlığının daha olumlu geliştiği ve yaşam kalitesinin arttığı da gözlenmiştir.

  • Akran Zorbalığı

    Akran Zorbalığı

    • Akran zorbalığı; çocuk veya ergenle aynı yaş grubundaki kişilerin birbirlerine veya tek bir kişiye karşı geliştirdikleri sözel, davranışsal veya fiziksel olarak zarar verici, örseleyici davranışlarda bulunmalarıdır.

    • Akran zorbalığının içerisinde yaş düzeyi olarak aynı grupta olan çocuk veya ergenlerin diğer akranlarına karşı uyguladıkları orantısız güç kullanımı da mevcuttur. Akran grubu içerisinde gerçekleşen negatif bir tutum veya eylemden sonra en sık yapılan açıklama ‘’şaka yaptık’’ ifadesidir. Ancak akran zorbalığını ayırt edebilmek için dikkat edilmesi gereken nokta negatif davranış veya tutumların aynı kişi veya kişiler tarafından tekrarlayıcı bir şekilde devam edip etmediğidir.

    • Akranları tarafından zorbalık deneyimine maruz kalan çocuğun bu durumu anlaması veya güvendiği bir yetişkin ile paylaşması zaman alabilmektedir. Çünkü çocuğun duymuş olduğu korkunun temelinde ‘’Öğretmenim-ailem bana inanmayacak’’ ‘’Duyarlarsa benimle dalga geçmeye devam edecekler’’ ‘’Beni daha fazla üzecekler’’ gibi düşünceler vardır. Bu nedenle akran zorbalığından şüphelenilen durumlarda okul, okul psikoloğu ve ailenin üçlü diyalog, gözlem ve iletişimi oldukça önemlidir.

    Akran Zorbalığı Konusunda Ailelere Öneriler

    • Çocuğu akran zorbalığına maruz kalmış bir ailenin öncelikle yargısız bir şekilde çocuğunu bölmeden ve sakin bir şekilde dinlemesi lazımdır. Ardından konu ile ilgili okul yetkilileri ile iletişim kurması gerekmektedir.

    • Ebeveynlerin çocukları ile kaliteli zaman geçirmeleri oldukça önemli bir diğer noktadır. Ebeveynler çocuklarının sadece fiziksel ihtiyaçlarını değil duygusal ihtiyaçlarını da karşılamalıdırlar.

    • Ailelerin çocuklarını yetiştirirken sadece kendi duygu ve düşüncelerine değil akranlarının da duygu ve düşüncelerine saygı duymasını aşılamalı ve her daim olaylar karşısında çocuğunun yaş seviyesine uygun bir dille empati kazandırmalıdırlar.

    Akran Zorbalığı Yapan Çocukların Ailelerine Öneriler

    • Ailelerin çocuğun ev ve çevre yaşantısını dikkatle incelemesi gerekmektedir. Bu sorunu yaşayan çocuklar için yapılacaklar mutlaka aile ve okulun iş birliğini gerektirmektedir. Ebeveynler çocuklarının olumsuz davranışlarına göz yummamalı ve çocuklarına onaylanmayan davranışlarına yönelik geri bildirim vermeli, aynı zamanda doğru rol model olmalıdırlar. Örneğin akran zorbalığının yanlışlığını anlatan bir ebeveynin o anda çocuğuna bağırması, agresif ve çok sert bir tutum sergilemesi elbette ki doğru bir modelleme olmayacaktır.

    • Olumlu bir pekiştirme, olumsuz bir cezadan çok daha işlevsel bir yöntemdir. Ebeveynler çocuklarını dikkatle gözlemlemeli ve çocuklarını iyi hallerde ve davranışlarda bulunduklarında ödüllendirmelidirler.

    • Ebeveynlerin çocuklarına yetişme sürelerince ‘’öfkeyle başa çıkmak, arkadaş ilişkileri, sınırlarımızı bilmek’’ gibi konular ile ilgili ev ortamında oyunlar geliştirmeleri oldukça önemlidir.

  • Akciğer kanserinde tedavi yöntemleri!

    Son yıllarda, akciğer kanseri tedavisinde oldukça umut vadedici gelişmeler olmuştur. Moleküler patoloji ve özellikle görüntüleme tekniklerinde yaşanan gelişmeler, akciğer kanserini ve seyrini çok daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Özellikle son 15 yılda kullanıma giren yeni kemoterapi ilaçları, hedefe yönelik akıllı moleküller, cerrahi tekniklerde gelişme, radyoterapi cihazlarında modernizasyon, 3-4 boyutlu tümör dokusuna odaklanan radyoterapi uygulamaları, küçük boyutlu ve ameliyat edilmesi uygun olmayan tümörler için cyber-knife gibi nokta atışı yapan yeni teknolojiler, girişimsel radyolojide tümörü yakan, donduran, atar damardan yoğun tedaviyi doğrudan tümöre ulaştıran baş döndürücü yöntemler, akciğer kanserini çok daha iyi yönetilebilir duruma getirmiştir. Tüm bu gelişmeler hastaya son derece olumlu katkılar sağlarken, aynı zamanda doğru tedavi planlaması ve yönetim organizasyonu ile tedavi sıralamalarındaki karmaşaları ortadan kaldıracaktır. Tedavi planlarken hastalığınızla ve sizin özellikleriniz ile ilgili bir dizi faktörü göz önünde bulundururuz.

    -Akciğer kanserinizin türü

    -Tümörün akciğerde bulunduğu yer

    -Hastanın genel sağlık durumu

    -Kanserin yayılım düzeyi ve kritik organlar ile ilişkisi (kanserin evresi)

    -Görüntüleme ve kan testlerinin sonuçları

    -Tedavi alternatifleri konusunda kapsamlı bilgi edindikten sonra sizin tercihiniz tedavi planlamada oldukça önemlidir.

    Akciğer kanseri tedavisinde kanser türünün önemi var mıdır?

    Akciğer kanseri başlıca iki grupta incelenir ve tedavi seçimi iki alt grupta ayrı ayrı değerlendirilir. Akciğer kanserleri küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri olarak ayrılır. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde uygulanan tedavi, küçük hücreli akciğer kanseri tedavisinden farklıdır.

    Küçük hücreli akciğer kanseri, çoğunlukla kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi edilir. Cerrahi, nadiren kanserin göğüs merkezindeki lenf bezlerine (mediyastinal lenf bezleri) yayılım göstermediği ve çok küçük boyutta olduğu durumlarda tercih edilebilir. Küçük hücreli akciğer kanseri teşhis edildiğinde genellikle kanserin yayılmış olduğu gözlenir. Bu sebeple de, çoğunlukla kemoterapi ana tedavi olarak kullanılır. Bu tür akciğer kanseri tedavisinde radyoterapi de kemoterapiye yardımcı tedavi olarak uygulanır.

    Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi hastalık teşhis edildiğinde evresine bağlı olarak cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ardışık veya eş zamanlı uygulanarak gerçekleştirilir. İleri evre akciğer kanseri olan bazı hastalarda, biyolojik tedavi de uygulanabilir. Toplumda önemli yanlış bilgilerden birisi küçük hücreli olmayan akciğer kanseri denince akla sadece büyük hücreli akciğer kanserinin gelmesidir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ifadesi küçük hücreliden farklı özellik taşıyan ve özellikle erken evrede (evre 1-3 arası) benzer tedavi stratejisi ile tedavi edilen 4 ana grubu içerir. Bunlar sıklık sırasına göre adenokanserler, yassı hücreli kanserler, büyük hücreli ve karma tip kanserler olarak alt gruplara ayrılır. İleri evre yani metastatik (sıçrama yapmış) hastalarda bu grupların tedavisinde de gerek kemoterapi seçiminde gerekse hedefe yönelik akıllı tedavilerin seçiminde ayrışırlar.

    Evrelerine göre küçük hücreli akciğer kanseri tedavisi

    Erken evre küçük hücreli akciğer kanseri teşhisi koyulan hastalara çoğunlukla kemoterapi eş zamanlı veya sonrasında akciğere radyoterapi uygulanır. Sağlık koşulları, kanserin yayılımı, evresi ve test sonuçları uygun olan hastalara kemoterapi ve radyoterapi aynı anda verilebilir (kemoradyoterapi). Bu kanser türünde beyine yayılım oldukça sık rastlanır. Bu nedenle, kemoterapi tedavisi ile tümörü küçültülen hastalarda genellikle ana tümörün bulunduğu akciğer alanına ve beyine radyoterapi önerilir. Bu radyoterapi genellikle kemoterapi tedavisi tamamlandıktan sonra verilir ve beyine yayılım göstermiş ve görüntüleme testlerinde görülemeyecek kadar küçük olası kanser hücrelerini öldürme hedeflenir. Bu yönteme, profilaktik kranial ışınlama veya PKI denir.

    Göğsün ortasındaki lenf bezlerine (mediyastinal lenf bezleri) yayılım göstermemiş çok erken evre küçük hücreli akciğer kanserinde, tümörle birlikte tümörün bulunduğu bölgede akciğerin bir kısmı alınabilir (lobektomi). Cerrahiyi takiben hastaya kemoterapi ve zaman zaman radyoterapi uygulanır. Ancak, küçük hücreli akciğer kanseri teşhis edildiğinde genellikle yayılım göstermiş olur ve cerrahinin tedavide uygulanması pek mümkün olmaz.

    Lenf bezlerine veya vücudun diğer bölgelerine yayılım göstermiş küçük hücreli akciğer kanserinde kemoterapi, radyoterapi veya belirtileri hafifletmek için palyatif tedavi uygulanabilir. Kemoterapi, akciğerdeki tümörü küçültmeyi başarırsa, yüksek ihtimalle beyine yayılmış olan kanser hücrelerinin öldürülmesi için beyine radyoterapi uygulanabilir demektir.

    Neredeyse 30 yılı aşkın süredir küçük hücreli akciğer kanserinin yaşam süresinde ve tedavi seçeneklerinde anlamlı gelişmeler elde edilememiştir. Çok sayıda akıllı molekül bu hastalıkta araştırılsa da yaşam süresine katkı sağlamamıştır. Bu yıl Amerika (ASCO) ve Avrupa Onkoloji (ESMO) kongrelerinde sunulan tedavi stratejileri, bu türde tercih ettiğimiz tedavi stratejilerimizde küçük de olsa değişikliklere yol açmıştır. Özellikle yeni nesil immünoterapi ilaçları (pembrolizumab) küçük hücreli akciğer kanserli hastalar için umut olmuştur, fakat henüz klinik pratikte kullanılmaya başlanmamıştır. Bunu yanında metastaz yapmış küçük hücreli akciğer kanserinde daha önce sadece kemoterapi ve iyi yanıt sonrası beyine koruyucu ışınlama yapılırken, yeni çalışmalar sonrası kemoterapiye iyi yanıt veren hastalarda kanserin kaynaklandığı alana ışın uygulamak bu hastaların yaşam sürelerini uzatmıştır. Beyine uygulanan ışın tedavisinin yararı ise son yıllarda sorgulanmaya ve yakın incelemeye alınmıştır. Bu konudaki yeni gelişmeleri takipte olacağız ve sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

    Evrelerine göre küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisi

    Evre I

    Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde I.evreye nadir rastlanır. Bu evrede, akciğerin bir kısmı (lobektomi) veya tamamı (pnömonektomi) alınarak cerrahi müdahale gerçekleştirilir. Başka sağlık problemleri yüzünden ameliyat olamayan hastalara, kanserin iyileştirilmesine çalışmak yerine hedefe yönelik radyoterapi önerilebilir. Ameliyat olamayan küçük tümörü olan hastalar için başka bir seçenek, radyofrekans ablasyonudur (RFA).

    Evre II

    Evre II küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde, cerrahi önerilebilir. Tümörün bulunduğu yere göre, akciğerin bir kısmı (lobektomi) veya (pnömonektomi) tamamı alınabilir. Kanser tamamen alınırsa, hastaya koruyucu amaçlı kemoterapi önerilebilir. Kemoterapide kanserin tekrarlama riskinin azaltılması hedeflenir. Bu kemoterapi uygulamasına, adjuvan kemoterapi adı verilir. Tedavi öncesinde doktorun kemoterapinin yan etkileri ve faydaları hakkında hastaya bilgi vermesi önemlidir. Tümörün tamamı alınamazsa, hastanın cerrahi sonrası radyoterapi görmesi mümkündür.

    Başka sağlık problemleri nedeniyle ameliyat edilemeyen hastalara radyoterapi veya kemoterapi ve radyoterapi kombine tedavisi (kemoradyoterapi) önerilebilir. Bu tedavi, kanserin tamamen yok edilmesini hedefler.

    Evre III

    Üçüncü evre hastalığın evrelendirilmesi iki grupta incelenir. 3A ve 3B olarak iki gruba ayrılırken bu her iki grupta son derece hayati öneme haiz ve tedavi stratejisi belirleyen ikişer alt gruba ayrılır. 3A evresi mediasten olarak anılan göğüs boşluğu lenf bezi tutulum şekline göre minimal tutulum (minimal N2) ve ciddi tutulum (bulky N2) olarak iki grupta incelenir. Göğüs boşluğu lenf bezlerinde minimal tutulum filmlerde saptanmazken tesadüfi örnekleme ile saptanması anlamına gelir. Bu evrede, göğüs boşluğu lenf bezlerinde çoklu metastaz saptanmaz. Evre 3A minimal tutulumu olan uygun hastalarda kemoterapi sonrası ameliyat önemli bir seçenektir. Bununla birlikte cerrahiye uygun olmayan hastalarda radyoterapi eş zamanlı kemoterapi en etkin yöntemdir. Bu evrede kliniğimizde yenilikçi tedavi uygulamalarından olan intra-arteryel kemoterapi seçeneği hastalarımıza sunulmaktadır. Atar damardan uygulanan tedavi ile tümöre yoğun kemoterapi uygulanabilmekte ve tedavi yanıt oranı belirgin düzeyde artırılırken, cerrahi başarı şansıda aynı paralelde artmaktadır. IIIA evresinde Bulky N2 diye adlandırdığımız grupta göğüs boşluğu lenf bezlerine çoklu metastaz yapmıştır. Bu grupta cerrahi dünyada tercih edilen bir yöntem değildir. Genel durumu uygun fit hastalarda, radyoterapi eş zamanlı kemoterapi tek tercih edilecek yöntemdir.

    Evre IIIB’de kendi içinde iki grupta incelenir. Bunlardan ilki tümör kritik organlara ciddi düzeyde temas etmiştir, ancak agressif mediastinal lenf nodu tutulumu (karşı tarafta lenf bezleri tutulumu) yoktur; bu grupta yer alan hastaların bir kısmı doğrudan yetkin cerrahlarca ameliyat edilebileceği gibi kimi zaman da kemoterapi ile tümörde makul düzeyde bir gerileme elde edilirse ameliyat şansı sunulabilir. Ancak, 3B grubunun yaygın yani agresif göğüs boşluğu lenf bezi tutulumu var ise ameliyat mümkün olmaz ve en doğru tedavi, hastanın genel durumu iyi ise radyoterapi eş zamanlı kemoterapi uygulamasıdır.

    Evre IV

    Dördüncü evrede nadiren cerrahi yöntem tercih edilir. Nadiren cerrahiye uygun olan durumlarda, hastalar kapsamlı tetkik edilerek hata oranı en aza indirilmeye çalışılır. Dördüncü evre akciğer kanserinde üç durumda cerrahi tercih edilebilir. Akciğer kanserinde ana tümör çok büyük değil ve kritik organ tutulumu yapmamış bununla birlikte göğüs boşluğu lenf bezlerine yayılmamış aynı zamanda karşı akciğere tek, beyine tek veya tek bir böbrek üstü bezine metastaz yapmış ise her iki tümöre yönelik cerrahi uygulanabilir. Bu grup hastalarda alınacak kararlar, multidsipliner çalışan yetkin onkoloji grupları tarafından detaylı incelenerek gerçekleştirilmelidir. Bu tür kararlar, tek bir hekimin kendi başına vereceği kararlar olamayacak kadar cididi ve farklı bakışlar gerektirir.

    Evre IV küçük hücreli olmayan akciğer kanseri tedavisinde, kanserin mümkün olduğu kadar uzun süre kontrol edilmesi ve belirtilerin azaltılması için tümörü küçültme hedeflenir. Birçok araştırmada, bu durumda kemoterapi kullanılmış ve hastanın yaşam süresinin uzadığı ayrıca belirtilerin hafiflediği görülmüştür.

    Belli başlı proteinleri (reseptör) olan kanser hücrelerine sahip hastalar, erlotinib( Tarceva), gefitinib (Iressa) veya krizotinib (Xalkori) olarak adlandırılan biyolojik ilaçlarla tedavi edilebilir.

    Kemoterapi tedavisi gören ve kanserin yayılımı kontrol edilemeyen hastalar, durumları uygun görülürse tekrar kemoterapi tedavisine alınır. Kanserde EGFR reseptöründe mutasyon (değişme) varsa erlotinib tedavisi önerilebilir. ALK geninde değişiklik varsa Xalkori ismli hedeflenmiş ilaç tercih edilir.

    Öksürük veya ağrı gibi bazı belirtilerin kontrol altına alınması için radyoterapi uygulanabilir. Tümör ana havayollarından birindeyse (sağ veya sol bronş), radyoterapi kadar diğer tedavilerde belirtileri hafifletebilir veya önleyebilir. Bu tedaviler şöyle sıralanabilir:

    -İçten radyoterapi (brakiterapi)

    -Tümörü dondurma (kriyoterapi)

    -Hava yolunu açık tutmak için sert bir tüp (stent) kullanmak

    -Işık tedavisi (fotodinamik tedavi)

    Akciğer kanserinde immünoterapi

    Opdivo (nivolumab)

    4 Mart 2014 tarihinde ileri evre yassı hücreli akciğer kanserli hastalarda, 9 Ekim 2015 tarihinde adenokanser türünde küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ikinci basamak tedavi olarak FDA onayı almıştır. Opdivo, immun sistem hücrelerimizi baskılayan PD-1 proteininin aktivitesine engel olmaktadır ve böylece immün sistem hücrelerimiz çalışmasını sürdürebilmektedir. Opdivo, daha önce melanom tedavisinde de onay alan bir immünoterapi ilacıdır. En önemli yan etkisi isilik olarak gösterilmiştir.

    Keytruda (pembrolizumab)

    Pembrolizumab etken maddeli Keytruda adlı ilaç, 2 Ekim 2015 tarihinde küçük hücreli dışı akciğer kanserinde kullanım onayı almıştır. Henüz ülkemizde onay almamıştır. Gelişmeleri yakından takip edip sizlerle paylaşıyor olacağız.

  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu: TSSB

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu: TSSB

    Psikolojik travma dediğimizde aniden gerçekleşerek hayatımızı alt üst eden olaylardan bahsediyoruz. Bu olaylar, deprem, sel, kasırga gibi doğal yollarla olabileceği gibi; trafik kazası, yangın, savaş, terör, işkence, taciz, tecavüz gibi insan eliyle kazayla veya bilerek ve amaçlı olarak gerçekleşen olaylar olabilir. Aynı zamanda kişi bir başarısızlık, aşağılanma, terk veya aldatılmayı da psikolojik travma olarak deneyimleyebilmektedir.

    TSSB yaşanan bir travmanın ardından ortaya çıkan, duygusal, düşünsel ve davranışsal birtakım sorunları işaret eder. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır.

    TSSB belirtileri 3 ana kümede toplanır:

    1. Travmatik olayı yeniden yaşantılama: Travmaya yol açan olay ortadan kalktığı halde, olaya verilen tepkilerin ortadan kalkmamasıdır. İstem dışı da olsa travmatik olayın tekrar tekrar hatırlanıyor olması halidir. Bu rüyalar ve kabuslarla olabileceği gibi günlük flashbeclerle de olabilir.

    2. Kaçınma: travmatik olayı hatırlatabilecek her türlü durumdan kaçınma halidir. Kişiye travmatik olayı hatırlatacak durumlardan, mekanlardan, seslerden, kişilerden uzaklaşma ihtiyacı duyması, olayı hatırlamam hali ilginin azalması ve insanlardan uzaklaşma kaçınmaya verilecek örneklerdendir.

    3. Aşırı uyarılmışlık hali: Her an bir şey olacakmış gibi sürekli bir tetikte olma hali söz konusudur. Uykuya dalmakta zorlanma, dikkat ve konsantrasyonda güçlük, irkilmeler, öfke patlamaları yaşanabilir.

    Travmatik olayın ardından bir müddet bu tepkileri ‘anormal durumlara verilen normal tepkiler’ olarak görürüz. Bizim Travma sonrası stres bozukluğu diyebilmemiz için bu üç kümeye ait belirtilerin 1 aydan daha fazla sürmesi ve bu belirtilerin kişinin günlük işlevselliğini bozacak nitelikte olması gerekir. Bazen bu belirtilerin aylar hatta yıllarca sürdüğünü gözlemleriz.

    TSSB yaşayan kişilerin tedaviye başvurmasında bazı engeller olabilir. Bunlar, İyileşme önündeki en yardım aramaya çekinme, umutsuzluk, olayı hatırlamaktan kaçınma, insanlara güvenini kaybetme ya da bu belirtilerin bu hastalık olarak görmeme ve kişinin güçsüzlüğünden kaynaklandığının düşünülmesi gibi…

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu kişinin hayatını, sosyal aktivitelerini, dünyayı algılayış şeklini etkileyen çeşitli alanlarda sorunlar yaşamasına neden olan ciddi bir hastalıktır. Bununla birlikte çeşitli tedavi yöntemlerinin bu hastalığın tedavisinde oldukça başarılı olduğu bilinmektedir.

    Travmatik bir olaydan her kişinin aynı oranda etkilenmediği göz önüne alındığında, kişinin ihtiyaçlarına uygun olan tedavi planının hazırlanması gerekmektedir.

  • Bir zamanlar çok nadir görülen bir hastalık: akciğer kanseri!

    Bir zamanlar çok nadir görülen bir hastalık: akciğer kanseri!

    Akciğer kanseri, dünya genelinde kansere bağlı yaşam kayıplarının önde gelen nedeni olarak, birçok bireyi ve ailesini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Artık çok iyi bilindiği üzere akciğer kanseri sıklıkla tütün kullanımı sonucu oluşur, fakat akciğer kanseri riskini arttıran başka faktörler de mevcuttur. Bir zamanlar çok nadir görülen bir hastalıktı akciğer kanseri; öyle ki hekimler akciğer kanserli bir hasta gördüklerinde, meslek hayatlarında çok nadir görülecek bir durumla karşılaştıklarını düşünürlerdi. Peki, ne oldu da akciğer kanseri bir halk sağlığı sorunu halini aldı?

    18 yüzyılın sonunda başlayan sanayi devrimi, makina üretimi sigara ve kitlesel pazarlamanın sonucu olarak sigara alışkanlığı popülerleşti. Bununla birlikte akciğer kanseri, neredeyse dünya genelinde salgın bir hastalığa dönüştü.

    Özellikle Dünya Savaşları ile sigara kullanımı tavan yaptı. Aynı dönemlerde sigaranın zararlarına işaret eden bilimsel araştırmaların sonuçları açıklanmaya başlanmıştı. Sigara üreticileri ise, sigara satışlarını kurtarmak için bilimsel araştırmaların sonuçlarının tartışmalı olduğu iddiasıyla kamu propagandalarına ve reklam kampanyalarına başladılar. Bu reklamların afişlerinde hekimler ve hatta bebekler resmedildi. Sigara üreticilerinin anti-propagandaları ve güçlü lobisel faaliyetleri bir müddet daha siyasal karşılık buldu ve milyonların sağlığına büyük zararlar verilmeye devam edildi. Günümüzde sigara kullanımına bağlı akciğer kanserinden yıllık 1.5 milyon yaşam kaybı meydana gelmekte ve eğer sigara kullanım oranları azalmazsa bu rakamın 2020’li yıllarda yıllık 2 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Sigara kullanımını azaltmaya yönelik birçok tedbirle birlikte, alenen sigara reklamı yapmak da birçok ülkede yasaklanmış durumdadır. Fakat bu zararlı tüketimi tamamen durdurmak için daha birçok zorlu adımın atılması gerekmektedir.

  • CAS (Cognitive Assessment System) Testi

    CAS (Cognitive Assessment System) Testi

    CAS Testi, 5-17 yaş grubu çocukları bilişsel açıdan değerlendiren bir zeka ve yetenek testidir.

    İstanbul Üniversitesi Öğretim üyelerinin öncülüğünde Türkiye Standardizasyonu yapılmıştır ve Türkçe olarak Bilişsel Değerlendirme Sistemi anlamına gelmektedir.

    CAS son zamanlarda ortaya atılmış olan; “Zeka bilişsel işlemlere dayanır” beynin holistik yani bütüncül çalışır görüşünü esas alan güncel bir testtir.

    CAS Testi 5-17 yaşları arasındaki okul çağı çocuklarının Planlama, Dikkat, Eşzamanlılık ve Ardıl Bilişsel işlemlerini değerlendirmek için geliştirilmiştir. Testin uygulama süresi 1 saatten iki saate kadar sürebilmektedir.

    Peki CAS testi hangi durumlarda kullanılır dersek;

    Öğrenme Güçlüğü başta olmak üzere birçok akademik sorunun eğitsel, psikolojik ve nörolojik tanılamasında güçlü veriler sunabilen bir testtir. Organizasyon, dürtü kontrolü, dikkat, problem çözme ve planlama gibi çok çeşitli bilişsel işlemlerin ölçümüne olanak sağlar.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların bilişsel işlem özelliklerinin değerlendirilmesi için uygun bir araçtır. Üstün olan çocukları belirlemede kullanılabilir.

    CAS bilişsel işlemlerin geniş kapsamlı bir şekilde ölçümüne olanak sağlar ve geleneksel zeka testleriyle ölçülemeyen bilişsel alanlarda üstün olan bireyleri belirleyebilir. Ölçülen fonksiyonların daha geniş kapsamlı olması nedeniyle geleneksel testlerle belirlenenlere göre daha çeşitli alanlarda üstün olan çocukları belirleyebilir.

    Zihinsel geriliği olan çocukların belirlenmesinde de kullanabiliriz. CAS testi çocuğun eğitim yoluyla sonradan öğrendiği bilgilere çok az ihtiyaç duyan bir değerlendirme sağlar. Böylece çocuk bilgi eksikliği nedeniyle testlerde başarısız olmayacak ve doğal performansı puanlara tam olarak yansıyacaktır. Birçok farklı bilişsel işlemin değerlendirilebilmesine olanak sağladığı için ayırıcı tanıya yardımcı olabilecektir.

    Test sonrasında çocuğun ihtiyacı olan bilişsel becerilerini geliştirmek için kişiye özel müdahale programları, egzersizler hazırlanabilir.

  • Akciğer kanseri nedir? Türleri ve belirtileri nelerdir?

    Akciğer kanseri, bir veya iki akciğerde birden normal olmayan hücrelerin kontrolsüz büyümesi anlamına gelir. Akciğer kanseri, öncelikli olarak akciğere giden havanın giriş ve çıkışını yöneten soluk borusunda başlar. Akciğerde oluşan kanserin nasıl meydana geldiği mikroskop altında incelenerek sınıflandırılır.

    Akciğer kanseri çeşitleri nelerdir?

    Akciğer kanseri başlıca 2 grupta incelenir:

    1. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK),

    2. Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK),

    1. Küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK)

    Akciğer kanserlerinin %75’ini oluşturan küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri genellikle daha yavaş gelişme yayılma gösterir.

    Bu tür akciğer kanserleri;

    – Adenokanser,

    – Yassı (skuamöz) hücreli kanser,

    – Büyük hücreli kanser

    – Karma olmak üzere dört ana grupta sınıflandırılır

    Bu akciğer kanseri türlerinin tedavileri benzer olmak üzere özellikle hedeflenmiş genomik özelliklerine göre bazı farklılıklar vardır.

    2. Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK)

    Zaman zaman yulaf hücresi kanseri olarak da adlandırılan küçük hücreli akciğer kanseri ise, tüm akciğer kanserlerinin %15-20’sini temsil eder. Bu akciğer kanser türü daha hızlı gelişme gösterir ve vücutta yayılımı daha fazladır.

    Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

    Akciğer kanseri, öncelikli olarak akciğere giden havanın giriş ve çıkışını yöneten soluk borusunda başlar. Düzinelerce farklı çeşitte akciğer kanseri olmasına rağmen %90 ından fazlası küçük hücreli olmayan ve küçük hücreli akciğer kanserleri olarak iki gurupta sınıflandırılır. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri adeno kanser, yassı hücreli kanser, büyük hücreli kanser ve karma tür olarak dört grupta sınıflandırılır ve akciğer kanserlerinin %75 ini oluştururlar. Küçük hücreli akciğer kanseri, tüm akciğer kanserlerinin %20-25 ni temsil eder.

    Aşağıdaki bulgular akciğer kanserinden ya da daha hafif seyreden başka hastalıklardan kaynaklanabilir. Bu sebeple vakit kaybetmeden bir doktora başvurarak uzman görüşü almanız yerinde bir karar olacaktır.

    – Bitmek bilmeyen ve zamanla daha kötüye giden öksürük

    – Kalıcı göğüs ağrısı

    – Kan tükürmek

    – Nefes darlığı

    – Hırıltılı nefes alıp-vermek

    – Sık sık zatürre veya bronşit hastalığına yakalanmak ve tedaviye yanıt alamamak

    – Boyun ve yüzde şişlik

    – İştahsızlık ve kilo kaybı

    – Yorgunluk

  • Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapi

    Bilişsel Davranışçı Terapi ruhsal hastalıkların tedavisinde en çok kullanılan ve en işlevsel olan terapi yöntemlerinden biridir.

    Etkililiği kontrollü araştırmalarla desteklenebilen bu terapi yaklaşımında danışanın aktif katılımı ve işbirliği oldukça önemlidir.

    Yapılandırılmış bir terapi türü olduğundan, ilk seanstan itibaren terapinin hedefleri ve amaçları belirlenir. Kişinin öyküsü alındıktan ve sorunlar belirlendikten sonra hedeflere yönelik çalışmaya başlanır.

    Bilişsel davranışçı terapi psikoterapiye başvuran danışanların sadece güncel sorunlarını çözmez, aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel birtakım beceriler de öğretilebilir. Bu beceriler çarpık düşünceleri saptamak, inançlarını değiştirmek, çevreyle yeni ilişkiler kurmak ve davranış değişikliğidir.

    Olayları algılama biçimimizin bizim duygusal tepkilerimizi etkilediği gerçeği bilişsel davranışçı terapinin ana çıkış noktasıdır. Yani“OLAYLARI OLDUĞU GİBİ DEĞİL, OLDUĞUMUZ GİBİ GÖRÜRÜZ”.

    Duygusal, fizyolojik ve davranışsal tepkilerimizi etkileyen olayların kendisi değil; olayları algılayış biçimimiz / olaylara ilişkin yorumlarımız / bilişlerimizdir.

    Terfi, evlilik, çocuk sahibi olma vs. gibi…

    Bu terapi yaklaşımında temel hedef işlevsel olmayan/çarpıtılmış düşünceleri gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirerek duygu ve davranışlarda değişim sağlamaktır.

    Kişinin düşünce sistemindeki değişiklik ve seanslar içinde kendisi ile ilgili fark ettikleri ile kişi bir süre sonra kendi kendisini daha iyi tanır ve sorunlarla daha kolay bir şekilde baş edebilmeye başlar. Aynı zamanda seans sırasında edinilen yeni becerilerin seans sonrasına da aktarılabilmesi için çeşitli ev ödevleri/ egzersizleri verilir. Böylece farkındalıktan sonra gelen değişimin kalıcı olması hedeflenir.

    Bilişsel-Davranışçı Terapi genellikle depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, özgül ve sosyal fobiler, yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları gibi etkililiği bilimsel olarak kanıtlanmış psikolojik problemlerde kullanılır.

    Ek olarak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, enürezis nokturna, travma ve travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkili semptomların tedavisinde de kullanılabilir.