Blog

  • Lupus nedir? Nedenleri nelerdir?

    Sistemik lupus eritematoz (kısaca lupus olarak adlandırılır); immün sistemin kendi doku ve organlarını hedef alarak savaştığı, kronik inflamatuar bir hastalıktır. Lupus, cilt, böbrekler, kan hücreleri, beyin, kalp ve akciğerler dahil bir çok organ ve sistemi tutabilir. Lupusta birçok organ ve sisteme ait tutulum belirtileri olabileceğinden teşhis edilmesi zor olabilir. Çok geniş spektrumda birçok şikayet ve bulguya neden olduğu ve birçok hastalığı taklit edebileceğinden; doktorlar tarafından lupus “büyük taklitçi” olarak da adlandırılır. Lupusun en ayırt edici bulgusu, yüzde burundan yanaklara doğru uzanan kelebek tarzındaki cilt döküntüsüdür (malar raş); bu çoğunlukla olmakla birlikte, her lupusluda bulunmayabilir. Hastaların çoğunda halsizlik, cilt döküntüsü, artrit ve ateş bulunur. Özetle lupusun genel özellikleri:

    – Hastalık hafiften şiddetliye doğru değişen alevlenmelerle seyreder.

    – Kadınlar erkeklere göre 9-10 kat daha fazla etkilenir.

    – Tedavi tutulumun yerine ve şiddetine göre değişir

    – Lupus her kişide farklı tutulum özellikleri göster

    – Lupus, tedaviyle tamamen yok edilemez. Ancak ilaç tedavisiyle hastalığı kontrol altına almak, doku ve organ hasarını önlemek mümkündür.

    Lupusun nedenleri nelerdir?

    İmmün sistem (bağışıklık sistemi), vücudumuzun savunma sistemidir. Bazı proteinler üreterek (immünglobulin gibi) veya hücreleri aracılığıyla, bizi yabancı mikroplar ve kanserden korur. Lupusta, immün sistem sapkınlık gösterir, vücudun kendi hücresel yapılarına karşı savaş açmasıyla birçok organ ve sisteme ait inflamasyon (iltihap) ve buna bağlı hasar ortaya çıkar. Buna neyin neden olduğu bilinmiyor. Ancak, tüm otoimmün sistemik bağ dokusu hastalıklarında olduğu gibi lupusda da, kişinin uygun genetik yapısıyla birlikte, çevresel faktörlerin (enfeksiyonlar, güneş ışığı, ilaçlar, toksinler vs.) etkileşimi sonucunda anormal immün yanıtın oluştuğudur.

    Lupus kimi tutar?

    Lupus, her yaşta görülebilse de genellikle, 20’li ve 30’lu yaşlarda başlar. Kadınlarda, erkeklerden 10 kat daha fazladır. Hastalık tüm ırklarda görülse de, siyahlarda, Hispaniklerde ve Asyalılarda daha fazladır ve daha ciddi seyirlidir.

  • Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Var ya kesin bir uğursuzluk var üstümde.

    Nazar değdirmişler bana nazar.

    Benim kadar şansız kimse var mı şu dünyada?

    Daha nice yakınmalar sıralayabilirim.Sıkıntıların üst üste gelme nedenlerini hep merek etmişimdir.

    Sorum şu: Neden sıkıntılar üst üste gelir?
    Üç başlıkta açıklayayım : Kişinin Kendisiyle İlgili Olan, Kişiden Bağımsız Olan,Genel

    1.Kişinin Kendisiyle İlgili Olan

    Şimdi, öz imaj denen bir şey var, öz imaj kişinin kendisini nasıl gördüğü anlamına geliyor. Mesela: yakışıklı, zeki, zayıf, beceriksiz gibi.Tabi bunlar sabit değil örneğin zeki birisi olduğunuzu düşünüyorsunuz ama ciddi bir hata yaptınız, bundan sonra kendinizi belki aptal olarak tanımlayabilirsiniz. Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz önemli çünkü geleceğimizi çok ama çok etkiliyor. Örneğin Ahmet kendisini çalışkan, başarılı biri olarak görsün. İş yeri kapanmış ve gittiği ilk iki iş yeri onu kabul etmemiş olsun. Ahmet haliyle kendisini artık işe yaramaz hissedecektir. Üçüncü iş yerindeki görüşmesini bir hayal edin bakayım. Kendisini işe yaramaz ve kesin reddedilecek biri olarak gören birisini patron işe alır mı? Siz patron olsanız alır mısınız? Sonra yıllarca süren işsizlik süreçleri hikayeleri başlar. Kendisini işe yaramaz olarak görmeye başlayan Ahmet eşinin artık kendisine değer vermediğine inanacak ve eşine içten bir kırgınlık yaşayacak. Bu değersizlik hissi hakimken arkadaşlarının yaptığı şakaları yanlış anlayıp onlardan da uzaklaşacaktır. Özetle Ahmet’in önce işi gitti sonra eşi en sonda dostları.(Her şey üst üste geldi değil mi?)

    2.Kişiden Bağımsız Olan

    Şimdi örneğimiz güzel bir kız olan Ayşe olsun. Ayşe son zamanlarda biraz kilo almıştı. Onu uzun zamandır görmeyen teyzesinin ilk tepkisi galiba şöyle olur:

    – Kızım bu ne hal, gencecik kızsın yakışmıyor bu kilolar. Buna annenin ve bir iki arkadaşın uyarısı da eklenince artık Ayşe’nin kendisinin zayıflaması gereken bir şişman olarak görmesi nerdeyse kesin. Ayşe artık kendisini erkek arkadaşının yanında zayıflaması gereken bir şişman olarak algılayacağından gergin olacak, erkek arkadaşıyla kavga edecek ve bu durumu artık beğenilmediğinin kanıtı sayacaktır. Ders çalışırken bunları düşünecek ve kendisini derse veremeyeceğinden dolayı notları düşecektir. Özetle önce güzelim inancı gitti, erkek arkadaş ile kavga edildi, dersler problem oldu.

    3.Genel                                                                                                                                                   Örneğimiz zengin iş adamı Mehmet bey olsun.Mehmet bey kendisini girişken bir iş adamı olarak görmektedir. Ülke ekonomik krizdedir ve Mehmet beyin tanıdığı bir çok arkadaşı iflas etmiştir. Bu durum Mehmet beyi çok korkutmuştur. Mehmet bey tedbir olarak yatırımları ve işçi sayısını azaltma kararı almıştır. Artık elimizde iflastan korkan, yatırım yapmayan ve işçi kovan bir patron var. Sizce Mehmet Beyin sonu ne olur? Bence elimizde acıklı acıklı iflas yıllarını ve hayatın zorluklarını anlatan bir Mehmet Beyimiz  olur. İflası takip eden süreçte artık Mehmet bey kendisini pasif olarak görmeye başlayacaktır. Eşinin ona çok baskı yaptığını ve insanların onu kullanmak istediklerini düşünmeye başlayacaktır. Özetle önce şirket gitti sonra eşten boşandı en sonda da artık kimseye güvenmeyen biri oldu.

    ÇÖZÜM                                                                                                                                                  Asla ama asla GÜZEL öz imajlarınızdan vazgeçmeyin. Hepimiz insanız bazen arkadaşlarımızdan bazen kendi iç dünyamızdan bazen de ülkede olup bitenden etkileniyoruz ve bu gayet doğal. Önemli olan bu olumsuzlukları kimlik haline getirip ben artık buyum dememek. Bunun için moralinizi yüksek tutmanız şart. Film izleyin,kitap okuyun, dua edin, tatil yapın, dertlerinizi anlatın, kısacası sizi mutlu eden şeyler yapın.Maalesef benim olumlu öz imajım bozuldu, düzeltmem için ne yapmam gerek?         

      Hiçbir şey! Evet evet hiçbir şey. Kendinize zaman tanıyın. Olumlu öz imajların güzel yanı çok dayanıklı olmaları . Tek bir şeye ihtiyaçları var soluklanmaya/zamana. Sürekli zarar mı ediyorsunuz iş yerinizi kiraya verin, bir yıl tarımla uğraşın. Kendinizi tekrar güçlenmiş hissedince dönersiniz. Kilo mu veremiyorsunuz, rejime, spora son verin, dikkatinizi başka şeye yönlendirin, kitap yazın mesela. O olumsuz öz imajla yapacağınız tüm girişimler sadece daha da dibe çekecektir sizi. Sizde ELİMİ NEYE ATSAM KURUYOR der durursunuz.

    Bu arada güzel şeylerde üst üste gelir(Abi herife Allah yürü ya kulum demiş daha geçen ikinci evi aldı. Tanıdık geldi mi !) yeter ki kendinize olan sevginizi, saygınızı yitirmeyin.

    Kalın sağlıcakla.

  • İdrarda protein kaçağı

    İdrarda protein kaçağı

    İDRAR TESTİ

    Böbrek hastalıkları, çoğu kez klinik bir bulgu vermezler. Klinik bulgu verdiklerinde de, çoğu kez geç kalınmış olur. Böbrek hastalıklarının tanınmasında ilk sıralarda kullanılan “tam idrar” testi basit, zahmetsiz, ucuz ve tekrar edilebilir bir incelemedir. Bir idrar testiyle enfeksiyon, kanama, şeker hastalığı, nefrit, bazı metabolik hastalıklar, karaciğer hastalıkları olup olmadığı anlaşılabilir. İdrar tahlilinde en çok kafa karıştıran ve endişe uyandıran bulgu, idrarda protein bulunmasıdır. Günlük konuşmada buna “protein kaçağı” deniyor, hekimler de bu durumu “proteinüri” olarak adlandırıyorlar. Bir idrar incelemesinin en gizemli ve ürkütücü bulgusu olarak kabul gören protein kaçağından bahsedelim.

    İDRARDAKİ PROTEİNİN KAYNAĞI

    Protein, normal koşullarda kan damarları içinde bulunan ve idrara çıkmaması gereken bir maddedir. İdrardaki proteinin böbrek dokusu dışında bir kaynağı yoktur. Yani, idrar yollarından, mesaneden ya da prostattan idrara protein karışmaz. Bu nedenle, idrarda protein bulunması, birkaç istisna dışında, genellikle bir böbrek hastalığına işaret eder. Tam idrar tetkikinde protein kaçağı saptandığında, genellikle bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Nefroloji uzmanı günlük idrarın biriktirilmesini ve “24 saatlik idrarda protein” bakılmasını ister. Böbreklerden bir günde 150 mg’dan az protein kaçağı olması fizyolojik/normal olarak kabul edilir. Bunun üzerindeki kaçaklara, “proteinüri” adı verilir. Çıplak gözle de, idrar yüzeyinde aşırı miktarda köpük olmasıyla şüphe edilebilir. Özellikle genç ve hareketli insanlarda gelip geçici proteinürilere rastlanır. Yine, ateşli hastalıklar sırasında, aşırı egzersiz sonrası, aşırı sıcak veya soğuğa maruz kalınan hallerde de idrarda protein kaçağı görülebilir. Bunlar dışındaki tüm protein kaçaklarını ciddiye almak gerekir.

    PROTEİN KAÇAĞININ NEDENLERİ

    Böbreklerin atıkları ve sıvıyı süzdüğü birimine “glomerul” adı verilir ve her iki böbrekte yaklaşık bir milyon tane bulunur. Bir tür makarna süzgeci gibi kabul edilebilirler. Küçük boyutlu atıklar (üre, kreatinin gibi) ve su bu süzgeçten süzülürken ; proteinler (makarnalarımız) süzgecin üzerinde kalırlar. Eğer makarna süzgecinizde yarıklar, yırtıklar, delikler varsa ; makarnalarınız ( proteinler) suyla birlikte sürüklenir giderler. İşte, idrardaki protein kaçaklarının ana nedeni de, glomeruldeki ( makarna süzgeci) deliklerdir. Glomerullerde böyle hasarlara yol açan onlarca hastalık vardır : glomerulonefritler, şeker hastalığı, hipertansiyon, amiloidoz ( ailevi akdeniz ateşi hastalarında görülür), lösemiler, lenfomalar, diğer kanser türleri, romatolojik hastalıklar, sıtma-tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıklar, kalp hastalıkları, ailevi böbrek hastalıkları , gebelik zehirlenmesi ( preeklampsi). Çocukluk çağında daha çok bulaşıcı hastalıkları takiben görülen akut nefrit ya da nefrotik sendrom sıktır. Erişkinlerde ise, kronik nefritler ve diğer organ hastalıklarına bağlı böbrek tutulumu görülür.

    PROTEİN KAÇAĞI VE BÖBREK BİYOPSİSİ

    Protein kaçağı saptandığında, mutlaka bir nefroloji uzmanına başvurmak, görüşünü almak gerekir. Protein kaçağı ile seyreden hastalıkların birçoğunda, tanı koyabilmek için böbrek biyopsisi yapılması gerekir. Günümüzde, böbrek biyopsisi, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından ultrasonografi rehberliğinde yapılan , basit işlemler haline gelmiştir. Alınan böbrek doku örnekleri bir patoloji uzmanınca değerlendirilir ve tedavinin yönlendirilmesinde patoloji raporu yön göstericidir.

    KLİNİK BELİRTİLER

    Protein kaçağı, günlük kayıp miktarına göre önem kazanır. Eğer idrarda çok miktarda protein kaçarsa; serum albumin düzeyi düşer. Serumda bulunan albumin, kanın sıvı bölümünü damar içinde tutar. Eğer albumin düşerse, kanın serum bölümü damarda tutulamaz ve doku aralığına sızar. Günlük pratikte, bu duruma en çok bacaklarda, ayaklarda, ellerde ve üst gözkapaklarında şişme olarak rastlarız. Bu şişmeye “ödem” adı verilir ve akciğerde, kalp zarında, karın boşluğunda da olabilir. Laboratuvar tetkikleri dışında , bir kişide protein kaçağı olabileceğini gösteren en önemli belirti ödemdir. Bu tür şişmelerden yakınanların, basit bir tam idrar tetkiki yaptırmaları çok önemlidir.

    PROTEİN KAÇAĞI NİYE BU KADAR ÖNEMLİ ?

    Normalde, proteinin damar içinde bulunması ve böbrek dokusu ile temas etmemesi gerekir. Eğer, böbrek dokusu sürekli ve yoğun olarak protein ile karşılaşır ise, zamanla böbrek dokusunda oluşan kalıcı hasar, kronik böbrek yetmezliğine ve kişinin gelecekte diyaliz hastası olmasına yol açabilir. Bu nedenle, tüm protein kaçakları ciddiye alınmalıdır. Düzenli olarak idrar tetkiki yaptırmak ucuz ve güvenilir bir kontrol yöntemidir.

  • Ayı Depresyona Girer Mi?

    Ayı Depresyona Girer Mi?

    Kulağa farklı geliyor değil mi?

    O zaman normal olanla başlayalım. Depresyon nedir?

    Psikologlara göre:

    1. Hayattan zevk alamama.

    2. Uyku düzeninin bozulması (çok uyuma veya az uyuma)

    3. İştahın artması veya azalması.

    4. Çaresizlik hissi karamsarlık.

    5. Bunaltı, kaygı hissi.

    6. İntihar düşünceleri

    Gibi belirtilerin çoğunun bulunduğu bir süreç.

    Doktorlara göre:

    1. Seretonin

    2. Dopamin

    3. Noradrenalin

    Gibi kanda bulunan kimyasal maddelerin dengesizliği, özellikle seretonin azalmasından kaynaklı olduğu sanılan bir rahatsızlık.

    İnsanlar bu dönemde ciddi zorluklar, acılar çekmekte hayat resmen çekilmez bir hale gelmekte. Tabi bu düşünceyi paylaşmayanlar mevcut kimler mi?

    Sosyal Antropologlara göre ( hepsi bu düşüncede değil) depresyon bir uyum sağlama mekanizması, örneklerle daha anlaşılır olacak galiba:

    Önce hayvanlar aleminden başlayalım. Konuyu kavramamız kolaylaşır.

    AYI bildiğiniz ayı, hani kış uykusuna yatan . Garibim hayvan keyfinden yatmıyor nedenleri var :

    1. Gergin/bunalmış çünkü aç ( buda iştahı haliyle etkiliyor )

    2. Uyku düzeni değişmiş ( tüm kış uyuyor)

    3. Çaresiz ve karamsar ( etraf kar kaplı yiyecek yok)

    4. Hayattan zevk alamama (bal yok, balık yok)

    5. İntihar düşüncesi ( bak bunu bilmiyorum işte)

    Şimdi bizim bu ayımız psikologların depresyon için saydığı tüm belirtileri sağlıyor nerdeyse.Ama kendisi bundan zarar değil ciddi yarar görmekte çünkü kış uykusuna yatmasa canından olabilir. Geçici bir süre şartlar normale dönene kadar depresyonda olmak belki iyidir.

    Sıra Ali Bey’de olsun . Kendisi iş adamı, iflas etmiş ve depresyonun tüm belirtilerini sağlıyor.

    Kendisine ayak bağı olan bu karamsarlık ve artık bir işe girişmeme isteği yararlı olabilir mi ?

    1-Ülke ekonomik krizdeyse yeni bir işe girmemek gayet mantıklı olabilir.

    2-Kendisinin iş deneyimi düşüktür olgunlaşmak adına zaman kazanabilir.

    3-Kendisi çok kötü bir iş adamıdır işten anlamıyordur ve bu durum yani yeni bir işe girişmeme isteği gayet isabetli olacaktır.

    Eminim sizin aklınıza başka bir sürü fayda gelmiştir. Yine de söylemeden geçersem vebale girerim diye korkuyorum. Depresyondaysanız ve intihar gibi düşünceleriniz varsa mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir depresyonsa belki ondan alacağınız çok değerli dersler vardır. KALIN SAĞLICAKLA.

  • Karpal tünel sendromu nedır?

    Karpal Tünel Sendromu (KTS) , ellerde ağrı ve uyuşma ile karakterize, ileri dönemde güçsüzlüğün de eklendiği bir sendromdur; en sık görülen sinir sıkışması türlerinden biridir.

    Median sinirin el bileği düzeyinde çeşitli nedenlerle sıkışması ile oluşur.

    Hangi Yaşlarda Görülür?

    Genellikle 40 – 50 yaş arası hanımlarda daha sık görülür.

    Nedenleri Nelerdir ve Kimlerde Daha Çok Görülür?

    Uzun süreler tek tip el işi yapımı (temizlik, bulaşık yıkama, et doğrama, aşırı bilgisayar kullanımı vs.)

    Bilekte burkulmalar veya kırıklar gibi travmatik nedenler

    Hipotiroidi

    Obezlite

    Alkol kullanımı

    Şeker hastalığı ve bazı romatizmal hastalıklar

    Gebelik

    karpal tünelin içinde kist veya tümör gibi durumlar , karpal tünel sendromunun oluşumunda rastlanan sebeplerdir.

    Klinik Belirtiler Nelerdir?

    Hastalık ilk önemli özelliği, geceleri istirahat halinde iken kendini göstermesidir. . Hastalar gece uykuya daldıktan birkaç saat kadar sonra tüm elde şişme hissi ve uyuşma,karıncalanma hissi ile uyanırlar. Hasta ellerini şişmiş ve gerilmiş hisseder; fakat gerçekte objektif bir değişiklik gözlenmez. İkinci önemli özellik, bu uyuşma, karıncalanma hissinin elleri hareket ettirmekle azalması hatta geçmesidir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur?

    Öykü ve fizik muayene ile tanı konur. Tanıyı kesinleştirmek ve sinir sıkışmasının derecesini öğrenmek için EMG yapmak gerekir. Tedavinin nasıl olacağına EMG sonrası karar verilmelidir.

    Hastalığın tedavi çeşitleri nelerdir?

    Konservatif Tedavi:

    İleri duyusal ve hiçbir motor bozukluğu olmayan hastalarda bileği nötral pozisyonda tutan fakat parmakların serbestleşmesine imkân veren gece istirahat bileklikleri çok faydalı olmaktadır. Bu bilekliklerl anti inflamatuar özellikteki ilaçlar veya jeller ile desteklenmelidir.

    Cerrahi Tedavi:

    İlaç tedavisi ile şikâyetleri geçmeyen hastalara daha fazla zaman geçirmeden yani sinir harabiyeti daha fazla artmadan cerrahi tedaviye alınmalıdır. Cerrahi olarak sinir üzerindeki bası ortadan kalktığında sinir üzerindeki harabiyette daha fazla ilerlemeden duracaktır .

  • Depresyon Masalı

    Depresyon Masalı

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çiçeği bildiğin çiçek, ağacı bildiğin ağaç, suları bildiğin su yani gayet sıradan bir ülkede İstek ve Eylem adında iki arkadaş yaşarmış. Beraber yer içer, beraber oturur kalkarlarmış. Bir şeyleri ayrı yaptıkları çok nadir olurmuş ki bu bile yetermiş ikisinin de üzülmesine, kavuşma isteğiyle yanıp tutuşmasına. Günlerden bir gün İstek asık suratla dikilmiş Eylemin karşısına ve demişki:

    İstek- Eylem! Ben olmadan hiçbir şey yapmak istemiyorsun, o da yetmezmiş gibi her şeyi benim başlatmamı istiyorsun. Bir kere sen bir şeyler yapsan da sonradan ben katılsam ne olur ki?

    Eylem- Değerli İstek, sen benim için çok önemlisin. Sensiz bir şey yapmak, hele hele bir şeyi başlatmak benim için neredeyse imkansız. Ne olur bunun için kızma bana ve eskisi gibi devam edelim.

    İstek- Hayır! Ben bundan çok sıkıldım. Sana küstüm, artık seninle konuşmayacam.

    Deyip gitmiş oradan İstek.

    Bu küslük ikisini de çok üzmüş. Eylem İstek olmadan hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Eskiden kendisini mutlu eden şeyler artık canını sıkar olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş, uyku uyuyamaz, iki kelam edemez olmuş. İstek de aynı durumdaymış. Kendisini hep bir yarım hissetmiş, meğer Eylem kendisini ne kadar tamamlıyormuş.

    Günler, haftalar, aylar öylece geçip gitti. Eylem artık bu duruma dayanamayıp koşmuş bilgenin yanına. Anlatmış olup biteni. Bilge sormuş:

    Bilge- Neden İsteğin şartını kabul etmedin?

    Eylem- Ne bileyim onsuz hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hele hele bir şeyi başlatmak bana ayrı bir zor geliyor.

    Bilge- Peki, şimdi sana söyleyeceklerimi harfiyen yerine getir.

    Eylem- Tamam.

    Bilge- İstek ile beraber yaparken çok eğlendiğiniz bir şeyi çık şu dağın başında yavaş yavaş yapmaya başla.

    Eylem- Ama hiç keyfim, isteğim yok.

    Bilge- Sen sözümü dinle gerisine karışma.

    Eylem- Peki, çok istemiyorum ama öyle olsun.

    Eylem çıkmış dağın başına. Mangal yapmak için odun toplamaya başlamış. Bunu gören istek; bu apaçık Eylamin bana ‘’seni özledim gel artık, bundan sonra bazı şeyleri ben başlatacam‘’ demesinden başka bir şey değil diyerek koşmuş dağın başına. İki arkadaş sarılıp hasret gidermiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamamışlar çünkü İstek arada bir naz yapıp küsüyormuş ama Eylem artık onun gönlünü nasıl alacağını bildiği için bu küslük çok sorun olmuyormuş.

    Depresyonda olan, hiçbir şey yapmak istemeyen değerli arkadaşlarım! Bazen hareket etmek, bir şeyler yapmak tekrar yaşama isteğimizi/mutluluğumuzu geri getirebilir. Mesela bu hafta sonu bir mangal yapın( istemeseniz bile). İsteğin, keyfin, mutluluğun size koşarak geleceğini göreceksiniz.

  • İnflamatuvar bağırsak hastalığı’na bağlı eklem tutulumu

    İnflamatuvar bağırsak hastalığı nedir? Bu hastalığa bağlı eklem tutulumu nedir?

    İnflamatuvar bağırsak hastalığı (IBH) denilince akla iki hastalık gelir; Crohn ve ülseratif kolit. Bu iki hastalık, immün sistemin, kendi sindirim sistemine karşı saldırıya geçerek bağırsak duvarında hasara ve ülserli yaralara neden olduğu iki ayrı otoimmün hastalıktır. Karın ağrısı, kilo kaybı, kronik (uzun süreli) ishal, kanlı ishal, iştahsızlık ve kansızlık (anemi) ile bulgu verir. Bu hastaların ortalama 1/3’inde eklem yakınmaları ortaya çıkar. Bunlar diz, ayak bileği, gibi eklemeler de iltihap (artrit) olabileceği gibi, omurganın tutulumuyla da (ankilozan spondilit) gidebilir. IBH’na bağlı eklem tutulumları, spondilartropatiler olarak adlandırılan bir grup hastalık içinde yer alır.

    İnflamatuvar Bağırsak hastalığı ve buna bağlı eklem yakınmaları kimlerde görülür?

    İnflamatuar bağırsak hastalığı (ülseratif kolit ve Crohn hastalığı), % 0.05-0.1 oranında görülür. İBH’lı hastaların genellikle %30’unda kas-iskelet sistemine ait tutulum gelişir. Spondilartropatilerin içinde yer alır. Eklem tutulumu genellikle periferik (el bileği, diz, ayak bileği, dirsek, omuz, el ve ayak parmakları eklemleri) artrit (eklem iltihabı) ve ankilozan spondilit (iltihaplı omurga romatizması) olmak üzere iki formda olur. Eklem yakınmaları, İBH tanısından hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi yıllar sonra da gelişebilir. Hatta hastalık süresi arttıkça eklem yakınmalarının sıklığının da arttığına dair yayınlar vardır. Hastalarda artrit, bel ağrısı ve sabah tutukluğu, eritema nodozum, daktilit gibi bulgular olabilir. Periferik artrit, daktilit ve eritema nodozum, genellikle bağırsak bulgularının da aktif olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Total kolektomi (tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı) uygulananlarda, eklem tutulumunun da kaybolduğu görülmüştür. Ancak omurga tutulumu (ankliozan spondilit), farklıdır; bağırsak belirtilerinin olmadığı dönemlerde yoğun yakınmalara neden olur. Hatta tüm kalın bağırsağın çıkartıldığı hastalarda bile ; bel ağrısı ve tutukluk, gibi eklem yakınmaları devam eder.

    Hem ülseratif kolit, hem de Crohn hastalığına, ailesel olarak yatkınlık söz konusudur; Crohn’da bu biraz daha fazladır. HLA-B27 geni; ankilozan tipi tutulumda %70 olguda bulunurken, periferik artrit tipi tutulumda, ancak %15 olguda vardır. Crohn hastalarının yarısında, 16. kromozom üzerindeki NOD2/CARD15 gen mutasyonu vardır.

    Hastalığın bulguları nelerdir?

    İBH’na bağlı ankilozan tipi tutulum; tek başına gelişen ankilozan spondilitten farksızdır (Ankilozan spondilit’e bakınız). İstirahatte gelişen, aşağı bel bölgesinde, boyun-sırt ve belde ağrı ve tutukluk, değişici kalça ağrısı, topuk ağrısı yakınmaları vardır. Hareketle bel-boyun ve sırt ağrıları azalır. Ankilozandan farklı olarak 40 yaşından sonra da gelişebilir. Periferik eklem tutulumları; genellikle bağırsak yakınmaları ile eş zamanlıdır. Ani başlar; sıklıkla diz, ayak bileği, daha az oranda el bileği ve dirsekler tutulur. Genellikle 1-4 arasında eklem tutulur. Bazen kendi kendine sınırlayabileceği gibi kronik (6 haftayı geçen) sürece girebilir. Tutulan eklemde genellikle sekel (hasar) bırakmaz. Ancak ayak tarağı (metatarsofalengeal) veya kalça eklemi tutulduğunda, eklemde hasar gelişebilir. El veya ayak parmağından birinin boylu boyunca şişmesi (sosis gibi) ‘daktilit’ görülebilir. Bazen sıklıkla bacak ön yüzünde ağrılı ve kızarık fındık veya ceviz büyüklüğünde, ağrılı şişlikler ‘eritema nodozum’ gelişebilir. Ağız içinde aft veya yaralar, bu hastalarda sıktır. Üveit denilen gözün bir tabakasında iltihap gelişebilir.

    Nasıl teşhis edilir?

    İshal ve eklem yakınmalarının bir arada bulunduğu zaman, hastalık akla getirilmelidir. İnflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı, genellikle gastroenteroloji uzmanı tarafından yapılan endoskopik olarak bağırsakların incelenmesi ve biyopsi sonucuna göre konur. Karışabilecek diğer ishal ve kanlı ishale neden olan hastalıklara yönelik dışkı incelenmesi (amip aranması gibi) yapılabilir. HLA-B27 gen testi istenebilir.

    İnflamatuvar bağırsak hastalığına bağlı artrit nasıl tedavi edilir?

    Ankilozan tipi tutulum geliştiğinde (Crohn’da sık), anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adı verilen biyolojik tedavilerden adalimumab veya infliksimab kullanılabilir. Bu ilaçlar, hem eklem tutulumuna hem de bağırsak yakınmalarına etkili olacaktır. Periferik eklem tutulumu olan IBH’li hastalarda ise; sulfasalazin, sistemik steroidler kullanılabilir. Gerekirse metotreaksat ve azathioprin tedaviye eklenebilir.

    İBH’na bağlı eklem tutulumlarında, steroid olmayan inflamasyon giderici ilaçların kullanımı (NSAİİ; naprosyn, diklofenak, indometazin gibi),

  • Ağlayan Kaya Depresyonda

    Ağlayan Kaya Depresyonda

    Evvel zaman içinde ama anlatamam o kadar evvelki yani çok çok eski zamanlarda Niobe adında kibirli bir kraliçe yaşarmış. Zaman eski zaman ama gel gelelim kibir o zamanlarda da pek sevilen bir şey değil. Niobe en çok da 7 erkek 7 kız çocuğu doğurmuş olmakla hava atarmış. Bide bilseniz kime hava atıyor, Apollon ile Artemisten başka çocuğu olmayan Tanrıça Leto’ya. Ya arkadaş delirdin mi sen, koca tanrıça senin kuman mı ki hava atıyorsun. Tanrıça Leto da tıpkı benim gibi düşünüyordu ama çok daha öfkeli tabi! Çocukaları Artemis ve Apolluy’a bu kadını cezalandırmaları için emir verdi. Onlarda Sipylos Dağı’ndan (Sipil Dağı/ Manisa) ok atıpNiobe’nin 14 çocuğunu öldürdüler. Bu acıya dayanamayıp yemeden içmeden kesilen, uzun uzun düşüncelere dalıp gece gündüz demeden ağlayan Niobe Zeus’tan kendisini taşa çevirmesini istemiş. Dileği kabul olmuş.Sipil Dağı’nda üzerinden sular sızan Ağlayan Kaya, çocukları için ağlayan Niobe’dir (Öyle diyorlar).

    Bayılırım hikaye anlatmaya, dinlemeye ama ya bizim bu Niobe’mizstuporöz depresyonuna yakalanmışsa?

    Stuporöz depresyonunu yemeyen içmeyen, hareket etmeyen ve konuşmayan ağır depresyon geçiren insanlar için kullanılan bir terim. Stuporöz depresyonu görülen insanların en dikkat çeken halleri ise uzun süre hareketsiz kalmalarıdır. Bu hareketsizliğe katatoni yani dona kalma denir.Diyelim elini kaldırdınız öylece kala kalır o el. Saatlerce aynı pozisyonda kalabilirler. Bazende uzun süre sus pus olur tek kelime etmezler. Bu duruma mutizim denir. Bu susunluk öyle normal insanlardaki suskunluğa benzemiyor sanki kişi donmuş, sizi çok uzaklardan seyrediyor gibidir. Antipisikotik ilaçlar kullanılmadan önce daha sık görülürmüş, şimdi daha az görülüyor ama hala var. Bu hastalarda etkili olan tedavilerden biri de EKT yani elektirikle tedavi. Kulağa korkunç geliyor biliyorum ama etkili yöntemlerden biri. Büyük hastanelerde rahatlıkla kullanılan bir teknik tabi hasta veya yakını izin verirse.

    Özetleyeyim:

    • Allah Tanrıça Leto’yu bildiği gibi yapsın.

    • Kibir kötüdür.

    • Zeus! Taşa çevirmektense başka şeyler deneyebilirsin: EKT, antipsikotik …

    • Ümitsizliğe gerek çoğu şeyin çözümü var.

    • Memleketimizin her bir karışı ayrı ayrı güzellikler ve hikayelerle dolu.

  • İnflamatuar miyopatiler neden olur?

    Kas hastalığının birçok nedeni vardır. Bunlar enfeksiyonlar, ilaçlar, kas yaralanmaları, kas fonksiyonunu etkileyen kalıtsal hastalıklar, elektrolit seviyelerinde bozukluklar, tiroid hastalığı (hiper veya hipo tiroidi) sayılabilir.

    Ancak inflamatuar miyopatilere, neyin neden olduğu bilinmiyor. Tüm otoimmün hastalıklarda olduğu gibi, bağışıklık sisteminin anormal çalışması (kendi dokusuna karşı savaş açması) söz konusudur. Burada kas hücreleri ve kan damarlarına karşı anormal cevap söz konusudur.

    İnflamatuar miyopatiler nasıl teşhis edilir?

    Hastaları, doktora getiren ana nedenler, kas gücündeki azalma, cilt döküntüsü veya solunumsal yakınmalar olabilir. Duyu bozukluğu (uyuşma, karıncalanma gibi bulgular) yoktur. Doktor tarafından yapılan kas gücü muayenesinde, PM ve DM için; omuz, üst ön kol, kalça ve bacak üst bölümünde yer alan (proksimal) kaslarda güçsüzlük saptanır. Dermatomiyozite özgü cilt döküntüleri görülür. IBM’de ise hem proksimal, hem distalde (uç), asimetrik kas güçsüzlüğü bulunur.

    Genellikle şu testler istenir:

    -Çeşitli kas enzimlerinin seviyesini ölçmek için kan testinde: kreatin fosfokinaz (CPK), aldolaz, laktat dehidrogenaz (LDH), serum glutamik okzolo-asetik transferaz (AST=SGOT), serum glutamik-pürivat dehidrogenaz (ALT=SGPT); kas enzimlerinde yükseklik olur.

    -Elektromiyogram (EMG); kasın elektriksel aktivitesini ölçer. Kas güçsüzlüğünü göstermek için kullanılır.

    -Kas biyopsisi-tutulan kastan, küçük bir örnek alınarak incelenir. İnflamatuvar miyopatiyi göstermek için ve diğer miyopati yapan hastalıkları dışlamak için yapılır.

    -Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): PM, DM veya IBM tanısı için rutinde kullanılmaz, ancak anormal kası göstererek, kas biyopsisinin yerinin belirlenmesinde rehber olabilir.

    Kan testleriyle; miyozit spesifik antikorlar (kas dokusuna karşı oluşmuş otoantikorlar) araştırabilir. Bu testler miyopatinin tanısından çok, prognozu hakkında bazı bilgiler (hastalığın ne kadar ciddi olduğuna dair) verir.

    İnflamatuar miyopatiler nasıl tedavi edilir?

    Kortikosteroidler: Genellikle, hastalığın başlangıç tedavisinde, yüksek dozda prednizon gibi bir oral (ağız yoluyla) kortikosteroid kullanılır. Bu iltihabı azaltır. Kanda bakılan kas enzimleri, tedavi başladıktan sonra 4-6 haftada normale dönme eğilimindedir. Hastaların çoğu 2-3 ay içinde kas gücüne kavuşur.

    Kombinasyon tedavisi: Kortikosteroid ihtiyacını azaltmak; böylece yan etkilerini de azaltmak ve hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak için, tedavi planı içine başka ilaçlar; metotreksat veya azatioprin eklenir. Bu tedavilerin de yetersiz kaldığı hastalarda intravenöz immunglobulin veya siklifosfamid gibi diğer tedavilere geçilir. Kortikosteridlerin; ciltte incelme, kemik yoğunluğunda azalma, katarakt, kilo alma ve vücut yağının dağılımında değişiklik gibi yan etkileri vardır. Hatta kas güçsüzlüğü de bir yan etkisi olabilir. Kortizon alan hastalar, osteoporoz için risk altında olduğundan, önlemek için uygun tedavi almaları gerekir (kalsiyum ve D vitamini replasmanı, bazen buna ilaveten osteoporoz ilaçları).

    Diğer tedaviler: Şiddetli hastalık bulguları olan veya standart tedaviye cevap vermeyen hastalarda, başka tedavi seçenekleri vardır. Bunlar intravenöz immünglobulin (IVIG) veya siklosporin, takrolimus, mikofenolat mofetil ve rituksimab gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardır.

    Fizik tedavi: Fiziksel tedavi ve egzersiz, kas hastalıklarının tedavisinde önemlidir. Hastalığın erken döneminde, mümkün olduğunca yatak istirahati (tuvalet gibi genel ihtiyaçlar dışında) önerilir. Ancak kas enzimleri normale döndükten sonra, steroide bağlı kas atrofisi ve eklem kontraktürünü (eklem deformitesi) önlemek amacıyla, fizik tedavi önerilir. Hafif izometrik egzersizlerle başlanır ve hasta kas gücünü kazanmaya başladıkça yoğunluğu yavaşça artırılır.

    İnflamatuar miyopatili hastalara öneriler:

    Miyopatiler kronik (uzun süreli) hastalıklardır. Hastalığın kontrolüne yardımcı olmak için; sağlıklı ve dengeli beslenin, fizyopterapist önerisi doğrultusunda egzersizinizi yapın ve ideal kilonuzu koruyun.

    Dermatomiyozit iseniz, güneşten kendinizi koruyun; güneşe maruz kaldıktan sonrası döküntü daha da kötüleşir. Bu nedenle, dışarı çıkarken güneş koruyucu kremler, uzun kollu kıyafetler ve şapka kullanın.

    Miyopatisi olan kişiler, sağlıklı ve normal görünebilir. Hastalığa bağlı sınırlamaları daha iyi anlamaları için işverenler, öğretmenler ve aile üyelerinin bilgilendirilmesi önemlidir.

  • Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sanki Hiç Başaramamışçasına…

    Sadece kişinin kendisi değil herkese göstermek istiyordu. Sadece kendiyle yetinemezdi, herkesin duyması lazımdı. Yetinemiyordu bununla. Sadece bunlarla tatmin olamıyordu. Başarılı bir kişi olduğunu herkese göstermeli, herkes bilmeliydi. Sanki herkes bilse tatmin olacaktı. Artık yeterli gelecekti. Artık herkesi gözü onun üzerinde olacaktı. Üst nokta buydu belki de. Herkese başarılı olduğunu gösterebilirse eğer kendisinin başarılı olduğuna, değerli olduğuna, söz sahibi olduğuna inanacaktı. İnsanlara artık neden sorusunu yöneltmeden bilecekti değerli bir insan olduğunu, başarılı olduğunu, akıllı olduğunu, sözü sayılan biri olduğunu! Herkes işaret edecekti parmağıyla onu. “Bak bu o” diye. Peki bu o diye işaret ettiklerinde yetecek miydi? Sanmıyorum, hiç sanmıyorum hemde. Herkesin gösterdiği, o dediği kişi, o yöneltilen bakış ondaki değerlilik hissinin tatminine değil tam aksine değersizlik hissi yaratmaya devam edecekti. Sanki bu o diye gösterilirse eğer sürekli kusurları konuşulacağını düşünecekti. Onun aralarında bulunmadığı yerdeki ona yöneltilen o bakışlar, belirsizliğim içini dolduramadığı yerdeki boşlukla kendini yitirmeye devam edecekti. Yok edecek sanki bu durum onu. Yada aslında zaten o kendini yok etmeye devam ediyordu.

    Bakış, bak bu o diye işaret edilen o bakış! Sanki baş edilemeyecek gibi olan o bakış. Sanki hep kusurları vurgulayan, sanki hep ezecek gibi hissettiren. Ne kadar başarılı olmak için yükselmeye çabalasa da hep çukurdaymış hissi veren. Böyle şartladıkça, çabaladıkça eksikliğinden tutunmaya devam edecekti. Yine çökecekti sanki hiç değerli hiç başarılı olamamışçasına. Yine de bir şekilde toparlayacaktı işte, “bak bu o” denilene kadar. İçinden çıkılamayan bir kısır döngü gibi. Bu kısır döngü tam da başarısızlık hissine dair. Ona atfedilen, içindekilere atfedilen eksikliğine dair. Sanki hiç başaramayacakmışçasına, sanki hep yok sayılmışçasına…