Kemik, kan akımı desteğine ihtiyaç duyan canlı hücrelerden oluşmuştur. Herhangi bir nedenle kemiğe giden kan akımının kesilmesiyle, kemik hücrelerinin ölmesine, kemikte çökme/yıkılma durumuna osteonekroz denir. Osteonekroz, kemikte ağrı ve eklem hareketlerinde kısıtlanmaya neden olur. Kemiğin (epifiziyal) uç bölgesinde oluşur, o eklemde dejeneratif artrite neden olur. En sık kalça ve diz ekleminde gelişir; omuz, el ve ayaklar daha az etkilenen eklemlerdir. Osteonekroz nadiren çenede gelişir.
Osteonekroz neden gelişir?
En sık osteonekroz nedenleri:
-Kemiğe kan akımını kesen ciddi travmalar
-Kortikosteroid kullanımı (uzun süre ve yüksek dozda)
-Aşırı alkol tüketimi
-Sigara
Daha az sıklıkta:
-Lupusta, vurgun (ani basınç değişikliği ile dalgıçlarda olduğu gibi), bazı kan hastalıkları (sickle cell anemi gibi), HIV enfeksiyonu, radyasyon tedavisi, bifosfonatlar (çene nekrozu) osteonekroza neden olur.
Kimlerde osteonekroz gelişir?
Her yıl, 1/10 000-20 000 sıklıkta osteonekroz gelişir. Her yaşta görülse de 20-50 arası yaşlarda daha sıktır. Her iki cinsiyette de görülür. Travma, kortikosteroid kullanımı, aşırı alkol kullanımı gibi yukarıda sıralanan risk faktörlerini taşıyanlarda gelişme riski fazladır. Bifosfonat kullanımıyla bildirilen çene osteonekrozlu vakaların ortak özelliği; kanser nedeniyle zolendronat veya pamidronat kullanan olgulardır.
Osteonekroz nasıl teşhis edilir?
Erken evrede hastaların pek şikayeti yoktur. Hastaların giderek artan eklem ağrısı yakınmaları vardır. Eklem ağrısı, özellikle o ekleme ağırlık bindikçe artan özelliktedir. Erken evrelerde direkt grafiler normal olup; ancak manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tanıya gidilebilir.
Osteonekroz nasıl tedavi edilir?
Osteonekrozun erken döneminde;
Analjezikler
Kilo verme
Eklemin hareket açıklığını zorlayıcı egzersizden kaçınma ve ekleme stres getiren aktivitelerin azaltılması (zıplama, koşma gibi)
Elektriksel uyarı (TENS)-kemik büyümesini uyarıcı etkisi vardır
Lipid düşürücü ilaçlar
Antikoagülanlar
Hiperbarik oksijen tedavisi
Elektromanyetik tedavi
Alkol ve sigara kesilmeli. Steroid dozu en az miktara indirilmeli veya yerini alabilecek tedaviler tercih edilmeli.
Cerrahi tedavi: İleri osteonekroz olgularında, cerrahi tedavi uygulanır.
Core dekompresyon
Osteotomi
Non-vasülerize kemik greftleme
Total artroplasti (protez ameliyatları)
Çene osteonekrozunda genellikle konservatif (koruyucu) tedaviler uygulanır. Ağrı kesici tedaviler, debritman (ölü dokunun temizlenmesi), antibiyotikler ve antiseptik gargaralar gibi.
Bana sizlerle her çarşamba günübuluşma imkanı veren Ekspres ailesine en içten teşekkürlerimi sunuyor ve yazıma bir soruyla başlıyorum:
Limbik Sistem nedir? Güzel yurdumun insanı anlamını bilmediği bir söze denk geldiğinde şaka yollu sorduğu“ekmeğe dürülür mü bu, yenir mi ki?” sorusuna cevap vereyim:“HAYIR EKMEĞE DÜRÜLMEZ, beynin bir bölümüdür.”
Sistemin önde gelenlerinden Hipotalamus,Talamus, Amigdala ve Hipokampüs kardeş kardeş geçinmekteler vebizleri de türlü türlü hallere sokmakta bir hayli marifetlidirler.Ne mi yaparlar?
Sayayım :
1.Hafıza
2.Öğrenme
3.Duygularımızı denetleme (aşk, korku, tiksinme, nefret vb.)4.Cinsellik ile ilgili konular
5.Motivasyon(Gaza gelme)
6. Hormonların ne kadar salgılanacağı gibi işlere bakarlar.
Peki ya Ferhat kim?
Bu Ferhat var ya, hani Şirin’e tutulup dağı delen, o deli işte.Hatırladınız mı? Efsaneyi hatırlayamayanlara ve bilmeyenlere gelsin: Ferhat güzeller güzeli Şirine sırılsıklam aşıktır, işin kötü tarafı Şirin’in kıskanç ablası da Ferhat’a vurulmuştur. Ferhat Şirin’i ister, bizim kıskanç ablada koca dağı işaret eder, del şu dağı, getir suyu, al Şirin’i der. Bizim aşık, alır balyozu vur Allah vur, deler koca dağı sonra suda boğulur falan….
Edebiyatçıların, şairlerin kara sevda dediğine gelin biz Limbik Sistemin aşırı çalışması diyelim. Kimsede bize haksızsınız diyemez . Ferhat’ın o koca dağı delmesini sağlayan sabırdan (motivasyondan) kim sorumlu? -Limbik sistem. Ferhat, Şirin’in eşi olmasını istiyordu (cinsellik) bu kimin işi? -Limbik sistem. Şirine sırılsıklamaşıktı (duygudüzenleme), bundan kim sorumlu? -Limbik sistem.Gel de deme şimdi LİMBİK FERHAT diye.
Ferhat’ı, Ferhatları ayıpladığım sanılmasın çünkü bazı engeller Ferhat olmadan aşılmıyor.Bir liseli genç için üniversite Şirindir, sınavlar dağ; bir baba için Şirin çocuklarının mutluluğudur, dağda tabi ki geçim derdi. Bende örnek çok.Peki limbik sistemimi nasıl daha verimli kullanabilirim? Bunun cevabı da kalır bir başka yazıya.Her şey gönlünüzce olsun. Başarıya giden yolda suya dikkat!
Osteoartrit, orta ve ileri yaşlardaki kişilerin çoğunu etkileyen bir eklem hastalığıdır. Halk arasında ‘eklemlerin aşınması’ veya ‘kireçlenmesi’ olarak da bilinir. Yaşlılarda daha sık olmakla birlikte; bazı spor yaralanmalarında veya mesleki travmalar sonrası eklemlerde aşınmayla birlikte, daha erken yaşlarda da osteoartrit gelişebilir. Genellikle orta yaştan, yaşlıya doğru görülme sıklığı artar.
Osteoartrit nasıl oluşur?
Yavaş seyirlidir. Yaşlanmaya bağlı eklemin kıkırdak yapısı değişir. Fazla kilolu olmak, düşme veya diğer bazı mekanik travmalara bağlı kıkırdakta parçalanma, ardından menüsküs ve bağlarda zedelenme, eklem aralığında daralma ve yeni kemik oluşumuyla gider. Gut veya romatoid artrit gibi eklemi tutan ve aşındıran hastalıklarda, osteoartrit daha kolay gelişir. Osteoartrit en sık omurga (bel ve boyun), diz, kalça ve el eklemlerini tutar; daha az oranlarda omuz ve ayak bileği tutulur. Osteoartrit, eklem ağrısı, tutukluk, eklem üzerinde sert şişlik (kemik yapısının büyümesine bağlı), eklemin hareketiyle kütleme veya takılma hissi, eklem hareket açıklığında azalma gibi yakınmalara neden olur.
Osteoartrit kimleri tutar?
Osteoartrit, yaşlılarda en sık görülen ve en fazla sakatlık nedeni olan bir eklem hastalığıdır. Direkt röntgen filmlerinde, 70 yaş üstündekilerin %70’inde osteoartrit bulgusu vardır. Yapılan bir çalışmaya göre, bir kişide tüm hayatı boyunca diz osteoartriti gelişme riski yaklaşık %46; kalça osteoartriti gelişme riski ise %25’tir.
Osteoartrit yaşlılarda
Ailesinde osteoartrit bulunanlarda (özellikle birinci derece akrabalarda-anne, baba ve kardeşlerde)
Şişmanlarda
Eklem yaralanması veya eklemlerin tekrarlayan aşırı kullanımına bağlı yaralanması
Eklem deformitesi (bacak boyunun eşit olmaması, menisküsün erken yaşta çıkartılması, gibi)
Osteoartrit tanısı nasıl konur?
Hastanın öyküsünde; istirahatte değil hareketle oluşan eklem ağrısı, eklemde takılma hissi ve dinlenme sonrası harekete başlarken eklemde kısa süreli tutukluk hissi; muayene bulguları (eklemde iltihap bulguları olmaksızın hareketlerinde kısıtlılık, kemik yapıda büyüme gibi) ve görüntüleme yöntemleri ile tanı konur. Direkt grafiler (röntgen) veya bazen daha ileri görüntüleme için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) kullanılır.
Osteoartrit nasıl tedavi edilir?
Osteoartrite bağlı eklem hasarı geliştikten sonra, bunu geriye çevirecek bir tedavi yoktur. Tedavinin amacı, ağrıyı azaltmak ve tutulan eklemin hareketlerini iyileştirmektir. Fizik tedavi ve ilaç tedavisi genellikle birlikte kullanılır; bazen cerrahi tedavi yapılır.
Fiziksel Tedaviler:
Eklemi yoracak hareketlerden kaçınmak en önemli adım olmalıdır. Örneğin dizlerinde eklem kireçlenmesi olan kişi; ayakta iken dizlerine yük vererek çömelip kalkmak, namaz kılmak (oturarak kılması önerilir), yokuş ve merdiven inip çıkmak (asansör kullanması önerilir), oturduğu sandalyeden kalkmak (kolları olan koltuk veya sandalye kullanması ve buradan destek alarak, dize fazla yük vermeden kalkması önerilir) gibi. El eklemlerinde kireçlenmesi olan hastalara; şişe kapağı, kavanoz kapağı açarak zorlamamaları, makas ve bıçak kullanırken zorlamamaları önerilir. Bu amaçlı geliştirilebilecek ergonomik aletler vardır ve siz de kendiniz için tasarlayabilirsiniz. Bıçak yerine pizza kesici rulo bıçaklar önerilebilir, uzun süreli kalem veya fırça tutuyorsanız bunlara yumuşak süngerler sararak eklemi rahatlatabilirsiniz.
Kilo vermek ve egzersiz en önemli iki kelime. Fazla kilolardan kurtulmak; diz, kalça ve bele binen yükü azaltacağından, bazen tek başına da rahatlama sağlar. Vereceğiniz her 10 kg ile dizlerinize binecek 40 kiloyu azaltmış olacağınızı unutmayınız.
Egzersiz, kas gücünü artırır, eklem ağrısı ve tutuklukta azalma sağlar.
Ayrıca günlük aktiviteleri için yardımcı ‘wolker’ denilen bir yürüteç veya baston kullanmak, o ekleme binen yükü azaltacak ve dengeyi sağlamaya yardımcı olacaktır. Sıcak veya soğuk (sadece inflamasyon olduğunda) uygulama, kısa bir süre için osteoartrit belirtilerini hafifletebilir.
Spa (sıcak küvet), masaj, akupunktur gibi bazı alternatif tedaviler, kısa bir süre için ağrıyı hafifletmeye yardımcıdır. Ancak, pahalı ve tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Ayrıca, alternatif tedavileri (bazen tamamlayıcı ya da bütünleyici olarak adlandırılır) uzun vadeli faydaları kanıtlanmamış ama hastalarda bazen geçici iyilik sağlayabilir.
İlaç Tedavileri:
İlaç tedavisinin topikal, oral (ağız yoluyla) ve enjeksiyon formları vardır. Doğrudan etkilenen eklemlerin üzerindeki deriye, topikal ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar kapsaisin krem, lidokain ve diklofenak jel gibi. Asetaminofen (parasetamol) gibi ağızdan alınan ağrı kesiciler, yaygın olarak kullanılan en çok önerilen ağrı gidercilerdir. Mideye dokunmaz, böbreklere zarar vermez. Günde 4 tableti (yani 2000mg) geçmedikçe karaciğere de dokunmaz. İnflamasyon (sıcaklık, su toplanması ve şişme varlığında) varlığında, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (genellikle NSAİİ denir: naprosyn, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi) kullanılır. Ancak bu ilaçlar parasetamolün aksine mideye dokunur, böbreklerden kan akımını azaltır su ve tuz tutulumuna neden olarak tansiyonda yükselmeye, inme ve felç gibi hastalıklarda risk artışına neden olur. Uzun süreli kullanımında yıne karaciğer ve böbrek testlerinde bozulmaya neden olur. Bu ilaçlar (nonsteroid anti-inflamatuar ilaçlar) yaşlı, altta yatan kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı bulunanlarda kullanılmaz.
Eklem içi enjeksiyonlar; kortikosteroidler (kortizon) yoğun inflamasyon bulguları olanlarda kullanılabilir. Hiyalüronik asit denilen yağlayıcı bir form ile yapılabilir. Bazı hastalarda birkaç yıl, diz protezinde gecikmeye yardımcı olabilir.
Cerrahi:
Cerrahi, şiddetli olgular için bir tedavi seçeneğidir. Eklemde ciddi hasar, ya da tıbbi tedavinin ağrıyı gideremediği durumlarda veya ciddi işlev kaybı varsa, tercih edilir. Cerrahi olarak, diz veya kalça eklem replasmanı (protez) veya daralan spinal kanalda sinir basısını gideren müdahaleler gerekebilir.
Destekleyici Tedaviler:
Birçok beslenme takviyeleri osteoartrit tedavisi için kullanılmaktadır. Bunların çoğu, etkinlik ve güvenirlikle ilgili verilerden yoksundur. En yaygın kullanılanlar arasında Glucosamine / Chondroitin sülfat’tır. Ağızdan kullanımının, osteoartritte etkinliği plasebodan (yalancı ilaç) farksızdır. Güvenle kullanmak ve ilaç etkileşimlerini önlemek için, bu takviyelerden herhangi birini kullanmadan önce, lütfen doktorunuza danışın. Bu ilaçların su ve tuz tutarak ödem, tansiyonunuzda yükselme gibi istenmeyen yan etkileri vardır. PRP veya ozon tedavileri gibi diğer uygulamaların, henüz ACR (Amerikan Romatoloji Cemiyeti) veya EULAR (Avrupa Romatoloji Cemiyeti) önerileri arasında yer almamaktadır.
Osteoartritli Hastalara Öneriler:
Osteoartritin tedavisi yoktur, ancak bunun sizin yaşamınızı nasıl etkileyeceğini yönetebilirsiniz. Bazı ipuçları şunlardır:
Otururken veya uyurken boyun ve sırtı düzgün konumlandırmak ve desteklemek.
Bir yere uzanırken sandalye kullanımı veya klozet kullanılması gibi günlük eklemleri zorlamayacak yaklaşımlar da bulunun.
Bükme gibi eklemi zorlayan tekrarlayan hareketlerden kaçının.
Aşırı kilolu iseniz kilo verin. Ağrıyı azaltabilir ve osteoartritin ilerlemesini yavaşlatır. Hatta vücut kitle indeksi 35 ve üzerindeki eklem kireçlenmesi (bel, kalça ve özellikle diz) olanlarda, ACR tarafından zayıflatma cerrahisi önerilmektedir.
Her gün egzersiz yapın.
Günlük aktivitelerinizde, destek cihazları kullanın.
Size en uygun egzersizleri öğrenmek ve yardımcı cihazları seçmek için bir fizyoterapist veya mesleki terapist ile çalışabilirsiniz.
Osteoartrit Tedavisinde Romatoloğun Rolü:
Romatoloji doktoru, osteoartritin teşhis ve tedavisinde önemli rolü olmakla birlikte; genellikle multidisipliner (diğer bölümlerle ortak) çalışmayı gerektiren bir hastalıktır. Bu nedenle, fizik tedavi, ortopedi veya beyin cerrahisi doktorlarının da bu hastalığın tedavisinde önemli görevleri vardır.
Bizim güzel kızımıza artık bir büyücü elma mı vermiş, zehirlemiş mi, lanetlemiş mi tam hatırlayamıyorum, hatırladığım tek şey yatakta boylu boyunca uzanmış yatıyor. Tahmin ettiğiniz gibi prensi bekliyor. Prensimiz onu gerçek aşk öpücüğüyle bu lanetten kurtaracak (yani inşallah).
Benim kafamı kurcalayan şey ise prensesin EPİFİZ bezi acaba ne durumda.
Şekildeki ufak kırmızı nokta ile gösterilen yer epifiz parçacığı. Nerdeyse o küçük kırmızı nokta kadar ufak 120/150 miligram arası ağırlığında. Kendi küçük ama marifeti büyük: biyolojik saatimizden o sorumlu. Biyolojik saat veya sirkadiyen ritim denen şey vicudumuzun periyodik olarak yapması gereken şeylerin sırası demek. Örneğin uyku düzeni, adet görme zamanı gibi. Epifiz bunu MELETONİN adlı bir hormonla yapıyor. Meletonin ilginç bir özelliği etraftan göze ilişen ışık çok ise az salgılanmasıdır. Meletonin az salgılanması da uykuya dalamamayı beraberin de getiriyor.
Kaliteli bir uyku için kanımızda yeterli miktarda meletonin olmalı. Meletonin kanda az olursa uykuya dalmakta zorlanma veya az uyuma, çok olursa da uykuyu alamama daha çok uyuma isteği gibi durumlara neden oluyor. Anlaşılan bizim uykucu prensesimizin meletonin miktarına diyecek yok.
Meletonin ergenlerde bolca salgılanmakta buda haliyle çok uykuyu, çok uykuda annelerin huzursuz söylenmelerini beraberinde getirmekte. Yaşla birlikte maalesef salınımı azalmakta buda yaşlı insanların da az uyyabilmesine, derin uykuya dalamamalarına neden olmakta. Meletonin genelde akşam saat dokuzda salınmaya başlar, en yüksek seviyesine gece saat 2-4 aralığında ulaşır.Bu durumda sağlıklı uyku düzeni adına yapmamız gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:
Yatak odalarınızdaki gece lambaları soluk kırmızı renk olsa iyi olur.
Gece kalktığınızda ne kadar az ışığa maruz kalırsanız o kadar iyi.
Gece geç saate kadar televizyon izlemek ciddi bir sorun (karşısında uyumak uykuyu alamama nedeni)
Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.
Uyuduğunuz yer çok karanlık olmasın güneş ışığını alabilmeli. Siyah tarzı koyu renkli perdeler gereğinden çok uyumanıza neden olabilir.
Bu tavsiyeler benim gibi sıradan insanlara tabi siz prensesseniz öpülmeyi bekleyebilirsiniz!
Mikroskopik polianjiitis (MPA) de küçük damarların iltihabıyla seyreden ANCA ilişkili vaskülitlerden biridir. Tutulan organ ve dokularda iltihap ve kan akışının azalmasına bağlı hasar veya hayati tehdit eden ciddi hastalık durumu gelişebilir. Hastalığa neyin sebep olduğu bilinmiyor. Bağışıklık sistemindeki bir sapma ile kendi dokularını tanımayıp, onlara karşı savaşması olarak basitçe dile getirilebilir. Hastalık 50-60’li yaşlarda daha fazla görülür. Erkekler, kadınlara göre biraz daha fazla etkilenir.
Mikroskopik polianjiitisin klasik belirtileri
Birçok belirti ve bulgular MPA ile ilişkilidir. Bu hastalık böbrek (%80), sinir sistemi (özellikle de periferik sinirler; %60), cilt (%60) ve akciğer (%40) de dahil olmak üzere vücudun birçok organ ve sistemlerini etkileyebilir. Ayrıca, ateş (%55), halsizlik ve kilo kaybı gibi genel semptomlar eşlik eder.
Böbrek iltihabı; glomerülonefrit olarak adlandırılır; böbrekteki iltihaplanma, idrar yoluyla kan ve protein kaybına neden olur. Bu tutulum, hastalığın seyri içinde yavaş ya da çok hızlı gelişebilir. Böbrek iltihabı olan hastalarda bacakta ödem, yorgunluk, ve nefes darlığı gelişebilir.
Cilt bulguları; MPA’de deri lezyonları, vücudun çeşitli bölgelerinde, özellikle yer çekimine bağlı; ayak, bacak ve yatalak hastalarda kalçalarda oluşan cilt altı kanamalar şeklindedir. Basmakla solmaz ve ele gelen küçük kabartılar (palpabl purpura) şeklindedir. Bu döküntülerin boyutu değişir; birkaç milimetre veya daha büyük yama şeklinde olabilir. Küçük-orta ölçekli kabarcıklar (vezikülobüllöz lezyonlar) gelişebilir. Tırnak yatağında kıymık batmış gibi görüntü, veya parmaklarda ağrılı kızarık küçük şişlikler (nodüller) görülebilir.
Periferik sinir sisteminde (eller ve ayaklar, kollar ve bacaklar için sinirler), bu sinirleri besleyen küçük damarların iltihabına bağlı hasar gelişir. Vaskülite özgü olanı, “mononöritis multipleks” olarak bilinen, bir sinirin hem motor’ hem duyu dalının tutulduğu durumlardır. Düşük el veya düşük ayak gelişmesi ve beraberinde burada hissizliğin olması gibi. Periferik sinir hasarı sonucunda kol, el, bacak veya ayaklarda uyuşma veya karıncalanma gibi nörolojik yakınmalar da gelişebilir.
Akciğer tutulumu MPA’de, dramatik ve hayatı tehdit edici olabilir. Akciğerlerde ‘mikroskopik hava kesesi ile temasta olan küçük kılcal kanamalar – alveoler hemorajiye (hava keseciklerinde kanamaya) neden olarak, hastada hızla solunum yetersizliğine, dolayısıyla hastada hayati bir tehdit oluşturabilir. Bu durum, MPA’u olan hastaların yaklaşık %12-15’inde görülür.
Gözde konjunktivit veya episklerite, daha az uveite (gözlerde kızarıklık, yanma, ağrıyla giden, gözün farklı tabakalarındaki bir tür mikropsuz iltihap) neden olabilir. Hastalığın alevlenmesinin belirtisi de olabilir. Kas veya eklem ağrıları MPA’li hastaların ortak şikayetleri arasındadır.
Mikroskobik polianjiitise ne sebep olur?
MPA nedeni bilinmemektedir. Bağışıklık sistemindeki fonksiyonel bir bozukluğa bağlı gelişir, fakat buna neyin sebep olduğu bilinmiyor. Kişinin genetik yapısı kadar, karşılaştığı çevresel faktörler (enfeksiyonlar gibi) bunda etkili olabilir. MPA genellikle anti-nötrofil sitoplazmik antikor (ANCA) ile ilişkili olduğundan, beyaz kan hücrelerinin belirli yapılarına karşı antikor üretimi vardır. MPA’de genellikle p-ANCA pozitifliği; miyeloperoksidaz (MPO) karşı antikorlar izlenir.
Mikroskobik polianjiitis nasıl teşhis edilir?
MPA’den şüphe edildiğinde rutin kan testlerine ilaveten, ANCA seviyelerini bakılır, eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) ve C-reaktif protein (CRP) seviyeleri, genellikle hem tanı, hem de takipte izlenir. Bu testlerin hiç biri MPA’ya özgü değildir. “Akut faz yanıtı” olarak bilinen ESR ve CRP, genellikle aktif hastalık varlığının hassas göstergeleridir. İdrar örneği ile, idrarda kan ve lökosit silendirleri ile protein atılımına bakılır. Akciğer bilgisayarlı tomografi (BT), akciğer tutulumunu göstermek için yapılabilir. MPA tanı için, doku biyopsisi (akciğer, sural sinir, kas, böbrek biyopsisi gibi) gerekli olabilir. Bazen bir elektromiyonörografi (EMNG) çalışmasında biyopsi için bir bölge tanımlamak veya bir mononöritis multipleks (bir sinirin hem motor hem de duyu dallarının etkilendiği) ile uyumlu bulguların tespiti için gerekebilir.
Mikroskopik polianjiitisin tedavisi:
Genellikle yüksek doz kortikosteroide ilaveten, siklofosfamid tedavisiyle, hastalık kontrol altına alındıktan sonra uzun dönemde azatioprin, metotreksat gibi ılımlı bir immusupresif ilaçla tedaviye devam edilir. Hastalığın hızlı seyir gösterdiği veya bu tedavilere yanıt vermediği hastalarda, mycophenolat mofetil (cellcept), plazmafere, intravenöz immunglobulin, rituximab kullanılır. MPA, seyri, hastadan hastaya farklılık gösterir. Tedavi planında bazı kişisel farklılıklar da göz önünde bulundurulur. Nüksler görülebilir. Bu nedenle uzun süreli tedavi ve takip gerektirir.
MPA tedavisinde kullanılan ilaçlar, hastaların immün direncini düşürerek enfeksiyonlara yatkınlık sağlar. Steroidler ve sitotoksik ajanların kombinasyonları ile tedavi edilen hastalarda özellikle, Pneumocystis carinii pnömonisi (PCP), önemli ve tehlikedir. Bu nedenle PCP’den korumak amacıyla, sülfa grubu ilaçlara alerjik olmayan hastalar için, genellikle trimetoprim-sulfametoksazol tablet günlük verilir. Sülfa grubu ilaçlara alerjisi olan hastalara, günde bir kez 100 mg Dapson verilebilir. Ayrıca, steroide bağlı osteoporoz riski açısından günlük kalsiyum ve D vitamini takviyesi yapılır, gerekirse, bifosfonat grubu ilaçlar da kemikleri güçlendirmek için eklenebilir. Steroid kullanırken, kan şekeri ve tansiyon takibi yapılmalı. Steroid diyetine uyulmalıdır. Steroid diyetinin esası: tuzsuz (sodyumdan fakir), protein ve potasyumdan zengin, karbonhidrat ve doymuş yağlardan (daha çok hayvansal katı yağlar) fakir olmasıdır.
Alageyik Efsanesini çoğu kişi Cüneyt ARKIN sayesinde iyi bilir ama gelin biz hikayeye CINCIK bakış açısıyla bir göz atalım.Genç kızlar yakışıklı, yaşlılar yiğit, midesine düşkünler ise yaman avcı diye seslenirler Halil’e . Köyün delisine göre ise o sıradan bir katil. Toros dağlarında keklik/ geyik artık ne varsa gözüne ilişeni avlar. Ama avlar içinde öyle bir av var ki Halil onu avlama aşkıyla yanar tutuşur, güzeller güzeli bir alageyik. Epey uğraşır ama avlayamaz, günler böylece geçer gider. Halil artık Zeynep’ine kavuşmak ister. Düğün dernek kurulur, eğlence biter herkes evine döner. O esnada olacak ya alageyiğin sesini işitir Halil, Zeynep’ten izin alıp elinde tüfek fırlar dışarı. Dik bir yamaca gelinceye kadar takip eder geyiği ama avcı bir anda av olmuş geyiğin çiftesiyle uçurumdan aşağı düşüp ölmüştür Zeynep’te bu acıya dayanamaz kıyar canına.
Şimdi sıra bende, bir gıdım romantizim bırakırsam bende Savaş değilim. Bizim bu Halil’imiz aslında bağlanma bozukluğu olan sıradan bir vatandaş. Bağlanma bozukluğu genellikle bebeklik döneminde oluşur, anne çocuğu ihmal eder veya bir ilgilenir bir ilgilenmezse ( tabi bu uzun süre böyle devam etmeli ) çocuk artık anneye/insanlara güvenemeyeceğini öğrenir. Böylece birine güvenebilmek, sevmek ve insanlarla uzun süreli ilişki kurmak bu bebekler için pek mümkün değil. Kimseye bağlanmak istemezler. Bu bebekler yetişkin yaşlara geldiğinde aşk hayatları üç tipte karşımıza çıkar:
Avcı
Duvar Ustası
Kaçak/ Firar
Avcı tipimiz erkek olsun, çünkü bu tip erkeklerde bir hayli yaygın. Bir kızdan hoşlandı mı peşine düşer, kız hayır derse av artık daha da heyecan verici bir hal alır. Beyimizin Limbik Sistemi iyice aktifleşir motivasyonu epey artar. Kızı avlayıp gönlünü çelebilmek için türlü numaralar yapar, uzun süre bekler. Nice masum kızlar bu adam beni seviyor üç yıldır peşimden koşuyor der ve tuzağa düşer. Sonrası ise malum av avlanmış avcımızın heyecanı dinmiştir. Artık yeni avlar daha cazip gelmeye başlamıştır.
DİKKAT avcı tipi genellikle:
Sizi beklerken gözü dışardadır, başka kızları/avları boş geçmez
Genellikle annesi ile arası pekiyi değildir
Aşkı yoğun ve heyecan vericidir
Israrcıdır uzun süre bekleyebilir.
Pek ümütli değilim ama inşallah bu uyarılarım dikkate alınır. YAZIK OLDU GEYİKÇİĞE, YAZIK OLDU KIZCAĞIZA.
-Güneşten korunun, Ultraviyole ışığı hastalığın cilt bulgularını aktive edeceğinden, güneş koruyucu kıyafetler, kremler, gözlük ve şapka kullanılması önerilir.
– Yeterince dinlenin, uykunuzu alın ve düzenli, zorlayıcı olmayan egzersizler yapın.
-Sağlıklı beslenin. Omega-3 yağ asitlerinden zengin (balık) beslenme veya balık yağı takviyelerinin, lupusta faydalı olduğu gösterilmiştir.
-Vitamin D desteği de lupusta faydalıdır.
-Lupusla yaşamanın getirdiği zorluklar; depresyon, ankisiyete, stres ve geleceğe dair düşük benlik kaygılarını da beraberine getirir. Lupusla başa çıkabilmek için:
Hayattan kopmayın. Hastalığınız hakkında bilgi edinin ancak, internet ortamında araştırma yaparken, bilgi kirliliğine veya gereksiz korkulara kapılmayın. Romatoloji doktorunuza soru sormaktan çekinmeyin; çünkü sizdeki tutulumu en iyi o bildiğinden, en sağlıklı bilgiyi de yine ondan alabilirsiniz. Arkadaşlarınız ve ailenizle konuşarak, onların da hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalarını; böylece iyi ve kötü günlerinizi anlamalarını, paylaşımlarını sağlayabilirsiniz.
Kendinize zaman ayırın; kitap okuma, müzik, yoga veya sizi rahatlatacak aktivitelerde bulunun.
Hastalığınızla ilgili oluşturulmuş destek gruplarına ulaşarak, aynı hastalığa sahip kişilerle tanışın ve onların hikayelerini, duygularını ve baş etme yollarını öğrenin ve sizinkileri paylaşın. Hastalığınızla barışık olun ve onunla yaşamayı öğrenin. Sizinle aynı hastalığa sahip milyonlarca insan olduğunu unutmayın.
Aman tatsızlık çıkmasın diye diye kimseye bir şey diyemez hale gelen tüm iyi niyetli arkadaşlara gelsin bu yazı. Hayır demekte zorlanan insanların kafalarında dönen birkaç düşünceyi sıralayayım:
1.Hayır dersem kırılırlar.
2.Hayır dersem benim anlayışsız biri olduğumu düşünecekler.
3.Hayır dersem eskisi kadar sevilmeyecem.
4.Hayır dersem benimle tartışacak/kavga edecekler ve ben buna katlanamam.
5.Ben hayır demek istediğim zaman çok heyecanlanıyorum, kaygılanıyorum ve bu bunaltı kısa sürsün diye hemen evet diyorum.
6. Örneklerin geriye kalanını size havale ediyorum bu örnekleri yorum kısmında paylaşırsanız çok güzel olur ( HAYIR paylaşmayacam!!!)
Hayır derken karşı tarafı incitmeme ve hakkınızı koruma adına birkaç hayır deme tekniği bilmek gayet faydalı olacaktır.
1)Bozuk Plak Tekniği
Karşınızdaki anlayana kadar ısrarla aynı şeyleri tekrarlayın.
Örneğin: Üniversite sınavına hazırlanan Ahmet ve sınava hazırlanmayan Mehmet baş rolde olsun.
Mehmet- Ahmet bu akşam sinemaya gidelim mi?
Ahmet- Eyvallah biraderbu sefer gelemeyecem ders çalışmam gerekiyor .
Mehmet- Abartma bee çalışırsın hem kısa bir filme gideriz fazla oyalanmayız.
Ahmet-Sağol Mehmet ama biliyorsun sınav var benimde ders çalışmam gerekiyor.
Mehmet-Oğlum ne mızıkçı adamsın gel işte.
Ahmet-İnan mızıkçılıktan değil, sınav var diye kasıyorum yoksa gelirdim. Ders çalışmam gerek…
Not: Bu teknikte önemli olan konuşurken sakin olmak ve cümleyi aynı şekilde bitirmek (ders çalışmam gerekiyor) lazım.
2)Sis Perdesi Tekniği
Burda amaç karşı tarafın tahriklerine gelmeyip hak verir gibi yapıp karşı tarafı yumuşatma ve kararını kabul ettirmedir. Ahmet ile Mehmet üzerinden devam edelim.
Mehmet- Oğlum Ahmet seni adam sandım satmaz sandım bilet almıştım sürpriz yapacaktım. Yazıklar olsun.
Ahmet- İnan çok üzüldüm.
Mehmet- Üzüldüm diyorsun ama hikaye. Geçen gezmeye de gelmedin.
Ahmet- Haklısın ona da deneme sınavı denk gelmişti.
Mehmet- Bu iki etti bak ona göre.
Ahmet- Bundan sonra elimden geleni yaparım ama maalesef şimdi ders çalışmam gerek.
Not: Eleştirilere hazır olun. Buradaki tek amacımız karşı tarafı sakinleştirmek,gönlünüalmak.Tabi bunun için önce sizin sakin kalmanız gerek.
3)Olumsuz Doğrulama Tekniği
Bu teknikteki amaç karşı taraf haklı olduğu zaman hem hayır deyip kararımızı kabul ettirme hem de orta noktayı bulmadır. Bizim Ahmet ders çalışırken ortalığı bir hayli dağıtmakta ve odasını toplamamaktadır. Ahmet’in annesi Nesrin Hanım.
Nesrin Hanım- Oğlum bu odanın haline Allah aşkına ? Oğlum bak hep öyle yapıyorsun yemek yediğin zamanlarda da mutfağı batırıyorsun. Hemen topla şu dağınıklığı.
Ahmet-Anne her iki konuda da haklısın ama günlük 300 soru çözüyorum, okulda da 8 saat ders + bir buçuk saat yol inan pertim çıkıyor. Bak söz iki saat dinleneyim sonra toparlayacam ama şimdi toplayamam.
Not: Her zamanki gibi sakin oluyoruz .Hem anneye ses yükseltmek çok ayıp zaten!
Bu ve buna benzer teknikleri merak eden hayır deme konusunda ciddi zorluklar yaşayan arkadaşlara İletişim yayınlarından çıkan Marie HADDOU’nun‘Hayır Demeyi Bilmek’adlı eserini tavsiye ederim.
Lupusu teşhis etmek zor olabilir. Çoğu kez lupusa özgü olmayan ateş, halsizlik, kilo kaybı, saç dökülmesi, karın ağrısı, kansızlık, el ve ayak eklemlerinde ağrı, bazen gebelik kayıpları gibi çok geniş yelpazede ve farklı yakınmalar vardır.
-Döküntüler-burundan yanaklara doğru yayılan kelebek tarzında cilt döküntüsünün olması (malar raş), güneş ışığı ile ciltte döküntü (fotosensitivite), diskoid döküntü, yaygın eritemli cilt döküntüleri,
-Raynoud fenomeni (soğuk veya stres altında el ve ayak parmakları gibi vücudun uç noktalarında gelişen solukluk, morarma ve sonra kızarmayla giden bir damarsal bozukluk durumu),
-Ağız içinde yaralar,
-Artritler; özellikle küçük eklemlerde sabah tutukluğu ve eklemlerde ağrı, şişme veya artropati (Jacood artropatisi),
-Akciğer ve kalp zarında inflamasyona bağlı sıvı artışı (plörezi, perikardit); nefes alıp vermekle veya devamlılık gösteren göğüs ağrısı.
-Böbrek; idrarda kan veya protein bulunması veya böbrek fonksiyonunda bozukluk, ödem gelişmesi.
-Nörolojik problemler; nöbet, inme (felç) veya psikoz gibi.
-Anormal kan testleri: kan hücrelerinde azalma (eritrosit, trombosit, lökosit, lenfosit), anti-nükleer antikor (ANA) pozitifliği, anti-dsDNA, anti-Sm, anti-fosfolipid antikor veya yalancı sifiliz testi pozitifliği.
Antifosfolipid antikorları; tekrarlayan gebelik kayıpları ve/veya damarlarda pıhtılaşmayla giden bir sendromda bulunan antikorlardır. Lupuslu hastalarda bu antikorların bulunması, hem lupus tanısına yardımcı hem de beraberinde antifosfolipid sendromunun da eşlik edip etmediğini göstermek açısından önemlidir.
Laboratuvar testleri:
Tam kan sayımı, retikülosit sayımı, laktat dehidrogenaz, direkt ve indirekt coombs testi, idrarda protein (24 saatlik idrarda 500mg ve üzerinde olması) ve idrarda aktif hücresel silendirler (eritrosit ve lökosit silendirleri), ANA, anti-dsDNA, anti-Sm, antifosfolipid antikorları, kompleman seviyeleri gibi ilk planda yapılacak testlere ilaveten gerekirse tutulan organ ve dokulara yönelik; böbrek biyopsisi, beyin görüntülemeleri gibi ileri incelemeler de yapılabilir.
Lupusun tedavisi:
Lupusu, tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yok. Fakat, tedaviyle büyük ölçüde iyileşme sağlanır. Lupus, her hastada benzer şekilde seyretmez. Hastaların bir kısmında hafif cilt ve eklem tutulumlarıyla seyrederken, bazısında şiddetli organ ve sistem tutulumlarıyla gidebilir. Bu nedenle hastaya özel, adete bir terzi titizliğinde tedavinin düzenlenmesi gerekir.
-Steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (naproksen, diklofenak, ibuprofen, indometazin gibi); ağrı, ateş, ve eklem inflamasyonuna yönelik kullanılabilir. Mide kanaması, böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi yan etkilerine dikkat edilmeli; özellikle lupus hastası, doktor reçete etmedikçe bu ilaçları kullanmamalı.
-Anti-malariyal (sıtma) ilaçlar; hidroksiklorakin (plaquanil), lupusa bağlı halsizlik, döküntü, eklem ağrıları ve ağız yaralarına iyi gelir. Anormal kan pıhtılaşmasını önleyebilir. Hemen her lupuslu hastanın engel bir durum olmadıkça kullanması önerilir.
-Kortikosteroidler; şiddetli veya hayatı tehdit edici tutulumları olan lupuslu hastalarda (böbrek, akciğer, kalp, kan ve santral sinir sistemi gibi), daha güçlü tedaviler başlamak gerekir. Bu nedenle erken dönemde hızlı ve güçlü etkilerinden dolayı yüksek doz kortikosteroid tedavi, bu hastalarda tercih edilir. Hastalığın seyrine göre, daha düşük ve orta dozlarda da kullanılabilir.
İmmünsüpresif ilaçlar; immün sistemi baskılayarak hastalığın kontrol altına alınmasını sağlarlar. Bunlar; azathioprin (imuran), siklofosfamid (endoksan), sikloporin ve mikofenolat mofetil’dir.
-Biyolojik tedaviler; yalnızca belimumab (benlysta), FDA (Food and Drug Administration) tarafından bazı lupuslu hastalarda kullanım onayı vardır. FDA onayı olmamakla birlikte, dirençli lupus vakalarında rituximab, kullanılabilir.
Her tedavinin risk ve faydaları vardır. Bu nedenle fayda zarar oranları düşünülerek, ilgili uzman hekim tarafından tedavi planı yapılır.
Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
Körle yatan şaşı kalkar.
Eminim aklınıza daha nice benzer söylemler gelmiştir. Bunların doğru olduğunu az çok hepimiz hayatımızda tecrübe etmişizdir. Peki ama bunun mekanizması ne, neden böyle oluyor? Empati, yani kendimizi karşımızdakinin yerine koyma, hiçbir zaman olumsuzluk çağrıştırmaz ve herkes tarafından tavsiye edilir. Empatinin zararsız olduğu ve insani olduğu mesajı o kadar vurgulandı ki insanlar hiç farkında olmadan empatiden zarar görmeye başladılar. Bu zarardan korunmak adına ustaca kaçış teknikleri geliştirmeye başladılar. Örneklerle açıklamak çok daha kolay:
– Valla ben artık haberlere bakmıyorum, bakınca içim kararıyor inan.
– Pikniğe gidelim mi? Ahmet gelmesin ama adama kanım hiç ısınmadı, adam çok karamsar.
– Abi dilenciler bizden zengin, acımayın şunlara hiçbir şey vermeyin.
İnsanlar olumsuz haberlerden, kişilerden, acınacak haldeki insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bunun başlıca nedeni karşı koyamadıkları acıma hissi ve bu hissin uyandırdığı kötü duygular yani stres. Bu savaşın kaybedilmesinde en çok emeği geçen kim sorusuna gelelim.
AYNA NÖRONLAR.
Ayna nöronlar, birey bir hareket yaptığında veya aynı hareketi yapan birini izlediğinde harekete geçen sinir hücreleri diyebiliriz. Yani trafik kazasında ölen annesinin başında ağlayan çocuk haberinin bizleri bu kadar çok üzmesinin başlıca nedeni de ayna nöronlar. Sadece duyguları konuşmak yanlış olur çünkü ayna nöronların diğer bir işlevi de taklit etmek. Yeni iş ortamınız çok mu gergin? Sizin de mizacınızda değişimler yakın demektir. Dostunuz çok mu karamsar? Geçirdiğiniz vakte bağlı olarak sizin de karamsar olmaya başlamanız an meselesi. Karamsar ya da öfkeli biri olmayı istemeyebilirsiniz ama bu hiç önemli değil çünkü beynin yasaları farklı işler.
Beyin der ki:
– Süreklilik varsa (aynı işyeri/ aynı arkadaş)
– Yoğunluk fazlaysa (her kes öfkeli/ hep aynı arkadaşla gezme)
– Yeterli zaman verildiyse (en az altı ay) DEĞİŞİRİM.
Kimi insanlarda bu değişim ( ister duygu ister davranış düzeyinde) bazen günlük hayatı etkileyecek veya onlara farklı bir kimlik kazandıracak kadar yoğun oluyor. Pek duyulan bir kavram olmadığını biliyorum, EMPATLAR. Karşınızdakinin yalan söylediğini hemen anlar mısınız? Hiç tanımadığınız insanlar bile size dertlerini anlatır mı? Hayal kurmayı çok sever misiniz?
Öneriler: (Çözüm adına beynin yasalarından faydalanalım.)
1- Sürekliliğe karşı koyun. Bir ömür aynı işyerinde kalmayın.
2- Yoğunluktan uzak durun. Çok karamsar tiplerden uzak durun.
3- Kendinize zaman tanıyın. Değişim zaman ister.
4- Canınızı sıkan bir olay veya duygudan hemen sonra keyif aldığınız bir şey yapın. Hiç istemeseniz de yapın. Ayna nöronlarının özellikle komedi filmleri ile arası iyidir.