Blog

  • Reaktif artrit

    Reaktif artrit, son bir ay içinde veya halihazırda bir enfeksiyona tepki olarak gelişen inflamatuar (yangılı/iltihaplı) artrit şeklidir. Geçmişte, “Reiter sendromu” adı verilirdi; ancak şimdilerde “spondiloartrit” ailesinin bir üyesi olarak kabul edilmektedir.

    Kısa Notlar:

    Reaktif artrit, özellikle diz veya ayak bilekleri gibi eklemleri, topuklar, parmaklar ve beli etkileyebilir.

    Reaktif artrit, genellikle ishal ya da cinsel yolla bulaşan bir hastalıktan sonra görülür. Ancak hemen her enfeksiyona reaksiyon olarak da gelişebilir. Bazen enfeksiyona ait belirti olmadan da (asemptomatik denir) gelişebilir.

    Reaktif artrit nedir?

    Reaktif artrit, akut (ani başlayan ve 6 haftadan kısa süreli) başlangıçlı iltihabi bir artrittir. Belli bakteriyel enfeksiyonlardan sonra, ortaya çıkar. Çoğu zaman, bu bakteriler genital (Chlamydia trachomatis) veya bağırsak (Campylobacter, Salmonella, Shigella ve Yersinia) enfeksiyonudur. Klamidya, genellikle cinsel yolla geçer. Genellikle hiçbir belirtisi yoktur veya genital akıntıya neden olabilir. Bağırsaktaki enfeksiyonlar ise, ishale neden olabilir.

    Reaktif artritte, bu özelliklerin herhangi biri veya tümü olabilir:

    Sıklıkla diz ve / veya ayak bilekleri gibi belli eklemlerde ağrı ve şişlik

    Topukta şişme ve ağrı

    Ayak veya el parmaklarında şişme

    Geceleri veya sabahları artan sürekli bel ağrısı,

    Artritin bu türünün bulunduğu bazı hastalarda, gözlerde yanma ve kızarıklık olabilir. Yine diğer belirti ve bulgular içinde; avuç içi veya ayak tabanında döküntü ve idrara çıkarken yanma sayılabilir.

    Reaktif artritin nedeni nedir?

    Tam olarak nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Genetik yapı ve çevresel nedenlerin yanı sıra, bazı bakteriyel enfeksiyonlara karşı vücudun savunma mekanizmasında bozulmayla birlikte artrit gelişir.

    Reaktif artrit kimlerde gelişir?

    Reaktif artrit yaşları 20 ile 50 arasındaki genç erişkinlerde daha sıktır. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat fazladır. Reaktif artrit, her enfeksiyonla olabilse de bazı bakteriyel enfeksiyonlardan sonra gelişmesi daha fazladır. Bakteriyel diyarelerden sonra, hiç belirti vermeden veya genital akıntıyla bulgu veren klamidyal enfeksiyonlardan sonra görülür. Bazen A-grubu beta-hemolitik streptokok bakterisinin yaptığı, üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra da reaktif artrit gelişebilir. Reaktif artritli bazı hastalar, HLA-B27 denen bir geni taşırlar. HLA-B27 testi pozitif hastalarda, sıklıkla semptomlar daha ani ve şiddetli başlar. Onlar da kronik (uzun süreli) semptomların olması daha muhtemeldir. Ancak, HLA-B27 negatif olan (bu geni taşımayan) hastalarda da reaktif artrit gelişebilir.

    İmmün yetmezliğe rağmen, HIV’le enfekte AIDS hastalarında da reaktif artrit gelişebilir.

    Reaktif artrit nasıl teşhis edilir?

    Tanı çoğunlukla enfeksiyon (halen var olan veya son bir ay içinde geçirilmiş) varlığıyla birlikte tipik kas-iskelet sistemi tutulumunun olmasına dayanır. HLA-B27 geni, Klamidya için idrar ve genital akıntı örneği alınabilir. Salmonella serolojik testi, gaitada (büyük abdest) kültürü, idrar kültürü, gibi testler yapılabilir.

    Reaktif artrit nasıl tedavi edilir?

    Tedavinin tipi, reaktif artritin evresine bağlıdır.

    Erken evre tedavi: Akut (erken evre) enflamasyonda, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ’lar) ile tedavi edilir. Şişlik ve ağrıyı baskılamak için, naproksen, diklofenak, indometazin gibi NSAİİ’lar kullanılır. Bu ilaçlar, mutlaka mide koruyucu tedavilerle verilmelidir. Tek eklem tutulumlarında, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir.

    Geç evre tedavi: Kronik reaktif artritte, sulfasalazin veya metotreksat gibi hastalığı modifiye edici antiromatizmal ilaçlar (DMARD denir) ile tedavi gereklidir. Reaktif artrit, gastrointestinal enfeksiyonlar tarafından tetiklendiğinden sülfasalazin, daha yararlı olabilir.

    Yeni araştırmalar, klamidyaya bağlı kronik reaktif artrit hastalarında, uzun süreli antibiyotik kullanımının nüksleri azaltabileceği gösterilmiştir. Ancak bu sonuçlar, daha çok Kuzey Avrupa ülkelerinde doğrulanmıştır.

    Hatırlanması gereken noktalar

    İshal ya da genital infeksiyonun bir ayı içinde artritiniz gelişmişse, reaktif artrit olabilirsiniz.

    Reaktif artrit vakalarının çoğu, kısa sürede oluşur geçer. Bazen, kronikleşebilir.

    Reaktif artriti kontrol eden etkin tedavisi vardır.

  • Kadınlarda Öfkenin Korunumu (KÖK) Yasası

    Kadınlarda Öfkenin Korunumu (KÖK) Yasası

    KÖK Yasası çok eskilere dayanır. Kurucusu Hazreti Havva bile denebilir. Hikayemiz bilindik, evli çiftimiz, evlilik şart değil aslında çiftimiz desem daha doğru olur. Bu çiftimiz sıkı bir tartışmanın tam zirvesindeyken beyfendimiz kapıyı çarpar çıkar, hanım efendi evde. Beyimize sorsak: Niye çıkıverdin, neden yarım bıraktın, konuşup çözseydin ya sorunu ?

    -Kalbini kıracak bir şey söylememek için çıktım.

    -O kadar daraldım ki biraz daha kalsam boğulacaktım.

    -Elimden bir kaza çıkmasın diye çıktım.

    -Çok sinirlendim temiz hava iyi geliyor, yatışmak için çıktım.

    -Tanıdığım herkes öfkelenince bir çık hava al iyi gelir diyor, ben de öyle yaptım.

    Hikayemize devam edelim. Beyefendi dışarı çıktı parkta yürüdü, dolandı birhayli. Öfkesi/bunaltısı dindi biraz, vakitte epey geç oldu. Şimdi eve dönme zamanı!

    Öfkesiyle başbaşa bırakılan hanım efendimiz tam sinir küpü ve öfkesinde en ufak bir azalma yok hatta artış var.

    Peki sorum şu: Hanım efendinin nasıl oldu da siniri yatışmadı? Bu geçen vakitte nasıl sinirli kalabilmeyi başardı ve hatta bunu nasıl arttırabildi?

    Psikolojide her zaman birden çok cevap ve bileşen vardır. Şimdi size KÖK Yasasının bileşenlerini tanıtıyorum.

    1-Empati yetersizliği.

    2-Terkedilme, değersizlik hissi.

    3-Gaza getiren arkadaş/anne faktörü.

    4-Yarım kalmışlık hissi.

    5-Teknik olarak kullanma.

    1.Empati Yetersizliği

    Beyimiz dışarlarda dolanırken hanım efendi kocasının arkadaşlarıyla düğüne gidip lahmacunla halay çektiğini hayal ediyor! Bu kadar olmasa da eşinin de şuan çok sıkkın olduğunu ve en az kendisi kadar üzgün,anlaşılmamışve bunalmış olduğu gerçeğini yadsır. Yada o üzgün olabilir ama ben daha çok üzgünüm gibi bir kıyaslamayla öfkesini/üzüntüsünü/bunaltısını koruyup kendisini çoğu kez gergin tutmaya çalışır. Bu gerginliği diri tutmaya çalışmanın nedeni dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına geri dönecek olan tilkinin canına okumak için gerekli olan enerjiyi sağlamak!

    2.Terkedilme/Değersizlik Hissi

    Hanım efendi yaşadığı tüm duyguları eşiyle paylaşıp aşmak istiyor.Duygunu ne olduğu önemli değil: korku, öfke, bunaltı… Kendisi bu istekteyken karşısında bir muhattap bulamaması ve bu duygularıyla baş başa bırakılması kendisini terk edilmiş ve değersiz hissettiriyor. Bu duygu uzun vadede içine kapanma veya anlaşılmıyorum hissinin baş kurucularındandır. Galiba KÖK Yasasını uzun vadede en zararlı bileşeni bu olsa gerek.

    3-Gaza Getiren Arkadaş/Anne Faktörü

    Duygularıyla evde kala kalmış hanım efendinin bir şekilde kendisini ifade etmesi gerekiyor. Tahmin ettiğiniz gibi telefona sarılma akla ilk gelen seçenek. İyi de kiminle konuşacak? Şayet konuştuğu kişi yarasına tuz basarsa işler içinden iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hanım efendinin düşünce  kabiliyeti duyguları yüzünden iyice baskılanmış, zaten mantıklı düşünememektedir. Gelen bu olumsuz telkinler rahatlatmaktan öte bunaltısını/öfkesini iyice arttırmaktadır.

    4.Yarım Kalmışlık Hissi

    Sadece duygusal ilişkilerinde değil herhangi  bir ilişkide/işte yarım kalmışlık,bitirmemişlik hissi ciddi streslere neden olmaktadır. Çoğu kez etrafımızdaki insanlardan yarım kalmış işlerle ilgili duyduğumuz klasik cümle : ‘’İnan hiç dayanacak halim kalmadı, olumlu-olumsuz artık sonuç neyse o olsun. Çok uzadı bu iş.’’ Sıradan günlük işlerde bile durum böyleyken hassas duygusal ilişkileri varın siz düşünün.

    5.Teknik Olarak Kullanma

    Yaşlı teyzelerin genç gelinlere o meşhur tavsiyesi:’’Erkek adam azıcık sinirli olur kızım,  baktın kızgın elleme. Durulduklarında kedi gibi olurlar. Sözünü dinleyecektir acele etme.’’ Şimdi beyimiz içeri yavaşça içeri girdi, kendisi yatışmış ama eşi öfkesini türlü yollarla koruyabilmiş. Kanepede asık surat, gayet gergin patlamaya hazır EYP(El Yapımı Patlayıcı) gibi durmakta. Ve BOMMM( Gez tabi sen gez, evin yolunu bulabildin şükür!). Heppimize çocukluğumuzdan beri şu öğretildi :’’Karşındaki öfkeliyse üsteleme, suyuna git. Zaten öfkeli bide sen daha da kızdırma’’.Hanım efendi ister gözlem ister başka bir arkadaşının yol göstermesiyle tartışma sonrası öfkesini canlı tutup, eşinin sakinleşip eve döndüğü anda bu öfkenin enerjisini kullanmanın  gayet işe yarayan bir teknik olduğunu öğrenmiştir. Ve çoğu kez erkeğin bu sefer alttan aldığı kadınında doyasıya içini boşalttığı bir sahne yaşanır.

    Öneriler:

    1-Hanımlar eşleriniz en az sizin kadar üzülüyor/bunalıyor ve kendinilerini anlaşılmamış hissediyor. Dışarı hava almaya çıktıklarında kesinlikle lahmacunla halay çekme gibi eğlenceli şeyler yapmıyorlar!

    2-Beyler evi terk etmektense atlamamak şartıyla balkona çıkıp hava alabilirsiniz! Yine sakinleşemediyseniz KISA süreliğine dışarı çıkabilirsiniz. Sizi evde bekleyen hanım efendiye yarım saat üç saat gibi geliyor haberiniz olsun.

    3-Hanımefendiler lütfen üzgünken, karamsar ve genelde olumsuz tavsiye veren kişiler yerine daha çok olaylara olumlu yaklaşan, sakinleştiren kişileri arayın.Olumsuz duygular hakimken sonradan pişman olabileceğiniz, normalde kabul etmeyeceğiniztavsiyelere uyabilirsiniz dikkat! ( Beyler eşinizin arkadaşlarıyla ve kayın validenizle iyi geçinin. Hediye falan alın. Gönüllü itfayeci olacaklarını hayretle göreceksiniz!)

    4-Yarım bırakma her zaman insanı gerer. Sorun yaratan konuyu iki gün sonra konuşmak üzere sözleşebilirsiniz. Ertelemeyin, kendiliğinden çözülmüyor.

    5-Hanımlar öfkenizi taktik amaçlı canlı tutmayın. Bu yazıyı okuyan beyler sizde uyanın artık!

    Özet: Yok öyle basıp gitmek, adama KÖK söktürürler!

    *Tamamen gözlem sonucu oluşturulmuş bir yazı.

  • Psöriatik artrit (sedef artriti)

    Psöriatik artrit, psöriazis (sedef) adı verilen bir cilt hastalığı bulunanların yaklaşık %15-20’sinde görülen, eklem iltihabına verilen addır. Birçok eklemi tutabilir ve yakınmalar da kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Psöriatik artrit, tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken tanıyla, ne kadar erken tedaviye başlanırsa, eklem hasarına bağlı sakatlığın da önüne geçmek o kadar mümkündür.

    Psöriatik artrit nedir?

    Psöriazis, halk arasında sedef hastalığı olarak da bilinen; deride kızarıklık ve soyulma, beyaz pullanmalarla seyreden döküntülü bir cilt hastalığıdır. Sedef hastalığı, vücudun bağışıklık sistemi tarafından deriyi hedef alarak saldırmasından kaynaklanır. Bazı sedef hastalarında bağışıklık sistemi, derinin yansıra eklemlere de saldırarak eklemde iltihap gelişmesine neden olur. Sedef gibi, psöriatik artrit semptomları da alevlenme ve yatışmalarla seyreder. Hastalık bulguları kişiden kişiye değişir; hatta aynı kişide bile zamanla tuttuğu eklem bölgeleri değişebilir.

    Psöriatik artrit vücudun herhangi bir eklemini tutabilir. Sadece tek eklemi, birkaç eklemi ya da birden çok eklemi etkileyebilir. Omurgayı tutabilir ; aşağı bel bölgesinde ağrı, sırt ve boyun ağrısı, göğüs kafesinde ağrıya neden olabilir. El-ayak parmakları gibi küçük eklemlerin yanı sıra diz, ayak bileği gibi büyük eklemleri de tutabilir. Bazen el veya ayak parmaklarının birinde, boylu boyunca şişlik ve kızarıklıkla sosis görünümde ‘daktilit’ denilen duruma neden olabilir. Tırnaklarda iğne ucu gibi çukurluklara (yüksük tırnak) veya tırnakta kabalaşma ve tırnağın yatağından ayrılması gibi değişiklikler görülebilir.

    Psöriatik artrit, omurgayı tuttuğunda, spondilit denilen sırt veya boyun ağrısına, eğilirken zorlanmaya neden olur. Psöriatik artrit, tendon ve bağların kemikler üzerine tutunduğu noktalarda hassasiyete neden olabilir. ‘Entezit’ diye adlandırılan bu durum, topuk, ayak tabanı, ayağın arka kısmında, dizin ön kısmı, dirsek etrafında veya diğer alanlarda ağrıya neden olabilir. Entezit, psöriatik artritin karakteristik özelliklerinden biridir.

    Psöriatik artrite ne sebep olur?

    Psöriatik artrite neyin sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Psöriatik artriti olan kişilerin yüzde 40’ında, birinci derece (hatta bazen ikinci derece akrabalarda da olabilir) akrabalarında sedef veya sedefe bağlı artrit öyküsü vardır. Bu da hastalığın gelişiminde, kalıtımın önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Bu hastalar üzerinde yapılan genetik çalışmalar, birçok genin bu hastalık gelişiminde rolü olabileceğini göstermiştir. Yalnızca genetik faktörler değil, geçirilen enfeksiyonların da, bağışıklık sistemini aktive ederek, hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde rolü olabileceğini düşündürmektedir. Yaygın cilt döküntüsü bulunan sedef hastalarına, etrafındaki kişiler bazen sanki bulaşacakmış gibi dokunmaktan kaçınırlar. Sedef hastalığı bulaşıcı değildir. Bu nedenle lütfen bu kişilere dokunmaktan çekinmeyiniz.

    Psöriatik artrit kimlerde gelişir?

    Psöriatik artrit, genellikle 30 ila 50 yaşları arasındaki kişilerde görülür, ancak çocukluk çağında da başlayabilir. Erkekler ve kadınlar eşit risk altındadır. Psöriatik artritli çocuklarda üveit (gözün orta tabakasının iltihabı) gelişme riski daha fazladır.

    Sedef hastalığı olan insanların yaklaşık yüzde 15-20’sinde psöriatik artrit gelişir. Genellikle önce cilt bulguları çıkıp, ardından yıllar sonra artrit gelişir. Bazen her ikisi bir arada çıkar. Nadiren de önce eklem bulguları gelişir sonra döküntü çıkabilir.

    Psöriatik artrit nasıl teşhis edilir?

    Psöriatik artrit tanısı için, romatoloji doktoru, şiş ve ağrılı eklem ile artrit belirtilerini ve sedefin tipik deri ve tırnak değişikliklerini araştırır. Eklem hasarını aramak için genellikle direkt röntgen filmleri alınır. Ekleme ve omurgalara daha detaylı bakmak için manyetik rezonans görüntüleme (MRI), ultrason veya tomografi taramaları yapılabilir.

    Kan testleri; gut, osteoartrit ve romatoid artrit gibi benzer belirti ve bulgularla seyreden diğer eklem hastalıklarını ayırt etmek için yapılabilir. Psöriatik artritli hastaların, kan testlerinde inflamasyon ve hafif anemi çıkarabilir. Bazen deri biyopsisi sedefi doğrulamak için gerekebilir.

    Psöriatik artrit nasıl tedavi edilir?

    Psöriatik artritin tedavisi, hastadan hastaya ve tutulan eklem bölgesine göre değişir.

    Eklemde ağrı ve iitihabı gidermek için steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçlar (NSAİİ-naprosyn, diklofenak, indometazin gibi), mide korunarak tok olarak alınabilir. Tek eklem tutulumunda, eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu yapılabilir. Ancak ağızdan (sistemik) kortikosteroid tedavisi, psöriatik artritte kullanılmaz; cilt döküntülerini arttırır.

    Hastalığı uzun süreli kontrol altına almak ve eklemde hasar gelişmesini önlemek için; hastalık seyrini değiştiren romatizma ilaçları kullanılır. Bunlar metotreksat, leflunomid, sulfasalazin, siklosporin’dir. Bazen bu ilaçlar, birbiriyle kombine edilerek kullanılabilir. Sıtma ilacı hidroksiklorokin (Plaquenil) tedavide yardımcı olabilir, ancak sedef alevlenmesine neden olacağından, genellikle kaçınılır. Azatioprin, şiddetli psöriatik artrit formlarında tek veya diğer tedavilerle kombine edilebilir. Yukarıda belirtilen ilaçlara dirençli hastalarda, anti-tümör nekroze edici faktör (anti-TNF) adlı biyolojik ilaçlar-adalimumab (Humira), etanercept (Enbrel), infliksimab (Remicade), golimumab (Simponi) tek başına veya metotreksatla beraber kullanılabilir.

    Ciddi hasar görmüş eklemlere; diz ve kalça eklemine protez ameliyatları gibi onarıcı cerrahi tedaviler yapılabilir.

    Psöriatik artritli hastalara öneriler:

    Özetle, psöriatik artrit alevlenme ve yatışma ile giden kronik bir artrittir. Tuttuğu eklemde hasara neden olur. Bu nedenle erken dönemde tedavi başlanması çok önemli. Hastalığa bağlı tutulum kişiden kişiye hatta aynı kişide bile zamanla farklılık gösterebilir.

    Hastalarda yorgunluk ve kansızlığa neden olabilir. Psikolojik olarak kişileri olumsuz etkileyebilir.

    Sedef hastalığı olanlarda, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık), gut ve diyabet biraz daha fazladır.

    Sağlıklı bir kiloda olmak, kan basıncı ve kolesterol seviyelerini düzenlemek gerekir.

    Artriti olan birçok kişide, eklemde sertlik ve onunla ilişkili kas grubunda güçsüzlük gelişir. Genel sağlığınızı iyileştirmek ve eklemleri esnek tutmak için uygun egzersiz çok önemlidir. Basitçe yürüyüş, egzersiz bisikleti, yoga, pilates, germe egzersizleri gibi, doktorunuzun önerileri ile yapabilir veya bir fizyoterapist eşliğinde bazı egzersizler öğrenilerek yapılabilir. Yüzme ve havuz içi egzersizler de eklemi zorlamadan yapılabilecek uygulamalardır.

    Psöriatik artrit tedavisinde romatoloji doktorunun rolü:

    Psöriatik artritli hastalara, bazen gut, romatoid artrit veya osteoartrit tanısı konulabilir.

    Kas-iskelet sistemi hastalıkları uzmanı olarak romatologlar, bu hastalara en uygun tanıyı ve en iyi tedavi seçeneğini sunabilirler.

  • Psikolojik Mide Bulantısı

    Psikolojik Mide Bulantısı

    Oturmuş vahşi doğada hayatta kalma ile ilgili belgeselimi güzel güzel izliyordum. Hayatta kalma uzmanımız zor şartlar altında yiyecek bulmayı anlatıyor, bir yandan anlatıyor bir yandan da fil dışkısını eşeliyordu. Neymiş efendim, filler yedikleri besinin yarısını sindiriyormuş, pisliklerinde sindirilmemiş bir sürü meyve bulunabilirmiş ( hala eşeliyor). Fil dışkısının içinden çıkardığı birkaç meyve çekirdeğini yıkadıktan sonra kırıp içlerini yedi. Bildiğiniz klasik belgesel işte, ta ki uzmanımız şu cümleyi kurana kadar: ‘’ Gayet faydalı bir besin tabi psikolojik mide bulantısı sonucu kusmazsanız!’’ ve ampul yanar!

    Kusmanın bir sürü nedeni var hem de bir sürü. Ben burada psikolojik kaynaklı olanları ifade etmeye çalışacağım. Önce eskilere çok eskilere gidelim.Evrimcilere kusma bir reflekstir ve zararlı besinlerin vücuttan hızlıca atılmasını sağlar ki iğrenme duygusu bu zararlı besinlere karşı geliştirilmiş bir davranıştır derler. Haklılar mı haksızlar mı bilmem ama bildiğim bir şey varsa beyinde bulunan Medulla Oblangata’nın bu işte epey rol oynadığıdır.

    Kusma,beynin ‘medulla oblongata’ bölümünün arka kısmında bulunan ‘kusma merkezi’ tarafından düzenlenir. Bu merkez, beynin duygusal, görsel ve işitsel bölgelerinden, iç kulak ve sindirim sisteminden gelen uyarıları alır ve bunlara kusma/bulantı şeklinde cevap verir.

    Örneklerle açıklamak daha kolay olacak. Kusma merkezi beynin duygusal uyarıları sonucu harekete geçebilir:

    Sevgilisinden ayrılan kızımız ağzına bir lokma yemek koyunca hemen kusuyor.

    Sınava giren gencimiz stresten (duygusal uyarım) dolayı midesi bulanıyor.

    Görsel/Kokusal uyarıcılar:             

    Bir insan cesedi görmek.                     

    Bozulmuş yemek/et görmek ve koklamak.

    İşitsel uyarıcılar:                                                                           

    İltifatlar karşısında midede kelebeklerin uçuşması              

    Tehditler karşısında sindirim sorunları yaşanması.

    İç kulak uyarılarına bağlı bulantı dengeyle ilgili. Örneğin çok dönünce başın dönmesi ve midenin bulanması. Sindirim sistemi uyarıları ise medulla oblangatayı genelde zehirli gıdalarla ilgili uyarır.

    Elimden geldiğince ayrı ayrı vermeye çalıştım örnekleri ama çoğu kez hepsi el ele verir öyle bulandırırlar midemizi. Bir insan cesedi gördüğümüzde hem koklamış hem görmüş hem de duygusal olarak uyarılmışız demektir.Çoğu kez doğal olarak kabul edebileceğimiz  bu durum bazen zorlayıcı olabiliyor. Örneğin: sınavlara hazırlanırken, sevgiliden ayrılmışken, hayatta kalmak için idrarımızı içmemiz, fare yememiz , fil dışkısından çekirdek ayıklamamız gerekirken. Abarttığımı düşünenlere Suriye ve Yemen de açlıktan ölen insanları  hatırlatmam yeterli olacaktır galiba. Çoğu ölmeden önce yukarıda saydığım şeyleri denemişlerdir. Allah hiç kimseyi böyle zor durumlara düşürmesin.

    Bu zor durumlar bir yana her şeyden tiksinen midesi hemen bulanan ve kusan insanlarda var. Bu arkadaşlarımız nasıl bu kadar hassas olabiliyor?

    Medulla oblangatanın çok çalışması mı desem çalıştırılması mı desem bilemedim. Gözlemlerim çok çalıştırıldığını fısıldıyor bana. İnce bir hanım efendi, beyefendi olabilmek için bol bol tiksinmekten gerektiğini düşünen arkadaşlar maalesef medulla oblangatalarını istemeden geliştiriyor gibiler. Ben bu yemeği hayatta yiyemem ıyyy, bu elbise iğrenç, adamın tipi mide bulandırıcı … ifadelerini çokça kullanan gençlerin stres( ayrılık, sınav vb.) karşısında epey mide sorunları yaşayacaklarını tahmin edebiliyorum.

    Çözüm: Medulla oblangatamızı terbiye edeceğiz. Beğenmediğimiz bir yiyeceği yiyen insanları izlemek ve onların çok sağlıklı olduğunu ( yerken de gayet mutlular) gözlemlemek tiksinmeye ciddi bir darbe vuruyor.Ondan sonra ufak ufak yeme denemeleri yapıp bu duygumuzu daha kontrol edilebilir bir seviyeye getirmemiz gerekiyor. Bence en önemlisi de konu gözetmeksizin ( yiyecek, giyim ,hal ve hareket, renk vb.) duygularımızı ifade ederken iğrenç , mide bulandırıcı, tiksinç… gibi ifadeleri kullanmamak. Bunun yerine tadını beğenmedim, rengini sevmedim çok kapalı, tadı çok ekşi deyin. Bu tarz ifadeler psikolojik stresleri artık mide ağrısı/bulantısı yerine kendimizi konuşarak ifade etmemize ve daha sağlıklı bir bedene sahip olmamıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

  • Psödogut (yalancı gut)

    Eklemlerde, kalsiyum tuzu kristallerinin (kalsiyum pirofosfat olarak bilinen) birikmesine bağlı, iltihabi bulgulara neden olan bir hastalıktır. Genellikle gutla karıştırıldığı veya onu taklit eder özellikleri olduğundan; psödogut (yalancı gut) hastalığı adı verilir.

    Psödogut tedavi edilmediği takdirde, uzun vadede ciddi kronik (uzun dönem), ağrılı ve iltihabi hastalıklara yol açabilir.

    Psödogut nedir?

    Guta benzer belirtileri olan bir artrit (eklem iltihabı) türüdür. Ancak psödogutta, guttan farklı bir kristal; kalsiyum pirofosfat birikimi, inflamasyonu (iltihabı) başlatır. Psödogut, bir veya birden çok eklemde ağrılara ve şişmelere yol açabilir; bu ağrılar haftalarca hareketi engelleyebilir. Aynı zamanda osteoartrit veya romatoid artrit benzeri, daha uzun süren artritlere neden olur. Hastalık daha çok dizlerde ve el bileğinde görülür; bazen omuzlarda bileklerde ve diğer eklemlerde de görülebilir.

    Psödoguta ne yol açar?

    Psödogut, kalsiyum pirofosfatın, eklemlerde birikmesiyle oluşur. Kristal ilk kıkırdakta birikir ve bu dokuya zarar verir. Kristal aynı zamanda eklemde iltihaba; şişlik, sıcaklık ve şiddetli ağrılara neden olur. Çoğu zaman kristalin neden oluştuğu bilinmez, ancak kristaller yaş ile orantılı olarak artar. Ailedeki genetik yapı da hastalıkta önemli bir rol oynamaktadır.

    Psödogutu tetikleyen diğer faktörler şöyle sıralanabilir:

    Demir depo hastalığı

    Kandaki magnezyum düşüklüğü

    Fazla aktif paratiroid bezi

    Kanda aşırı kalsiyum

    Tiroid bezinin az çalışması

    Psödogut kimlerde görülür?

    Psödogut, 60’lı yaşlardaki kişilerin %3’ünü, 90’lı yaşlardakilerin ise neredeyse yarısını etkilemektedir. Kalsiyum fosfat kristallerinin eklem sıvısında birikmesi, beyaz kan hücrelerini bölgeye çekerek ağrılı bir atağa sebep olabilir. Akut artrit atakları eklemdeki yaralanma (çarpma gibi) sonra veya eklem ve diğer ameliyatlardan sonra gelişebilir. Bu tip ataklar belli bir nedeni olmadan da oluşabilir.

    Kalsiyum fosfat kristalleri kıkırdakta, hiç şikayeti bulunmayan yaşlı insanların eklem sıvılarında da bulunabilir. Bu kristallere sahip olan birçok insan hiçbir zaman akut gut benzeri ataklar veya kronik artrit geçirmeyebilir. Bu kristaller aynı zamanda osteoartrit, gut ve eklem enfeksiyonu gibi diğer artrit hastalarında da bulunabilir.

    Nasıl teşhis edilir?

    Tanı muayene bulguları ve medikal test sonuçlarının incelenmesiyle yapılır. Doktorunuz şişmiş ve ağrılı ekleminizden sıvı örneği (eklem sıvısı) alıp kalsiyum fosfat kristallerinin varlığını inceleyebilir. Eklemin direkt röntgen filminde, kalsiyum içeren birikimlerin kıkırdakta var olup olmadığı görülebilir. Direkt filmde bu görüntü ‘kondrokalsinozis’ olarak da adlandırılır. Doktorunuz tarafından, benzer bulgulara neden olan, gut, romotoid artrit ve eklem enfeksiyonu dışlanmalıdır.

    Nasıl tedavi edilir?

    Kristal birikimlerini çözmek için belirli bir tedavi bulunmamaktadır. Akut ataklar geçiren hastalara, doktorları steroid olmayan inflamasyon gideren ilaçları (NSAİİ; indometazin, naproksen, diklofenak gibi) verebilir. Ancak, karaciğer fonksiyonları bozuk, mide ülseri olan ve kan inceltici ilaçlar alan hastalar, genellikle NSAID kullanamamaktadır. Bu hastalar için en iyi yöntem, doktorun eklem sıvısını boşaltması ve o eklem içine kortikosteroid enjekte etmesidir. Gelecekteki atakları engellemek için düşük dozda kolşisin (genellikle gut için kullanılır) kullanılabilir.

    Daha ciddi vakalarda ise eklemi onaran veya değiştiren cerrahi yöntemler uygun görülmektedir.

  • Yiğidi Gam Öldürür

    Yiğidi Gam Öldürür

    İşte yiğidimiz MİRKET. Kendileri aslen Afrikalıdır. Belgesellerde iki ayağının üstünde durup etrafa bakmasıyla ün salmıştır. Boyu 20-30 cm. civarında, kilosu ise olsa olsa 3-4 kg. Böyle yiğit mi olur demeyin sakın, bizim bu mirketimiz sevdiceğini/eşini başka kabileden bir erkekle gördü mü kahrından ölen (mecaz değil ciddiyim) koca yürekli bir yiğit. Bizim topraklarda yaşasaydı ‘’ya seninim ya kara toprağın’’ anlayışı yerine ‘’ya benimsin ya kara toprağın’’ der karşı tarafa dalardı. Sevdikleri için dağ delen, çöllere düşenler nam saldı gel gelelim bizim yiğidin hakkı yendi. YEDİRMEM !

    Peki nasıl oluyor bu?

    Baş rolde stres var tabiki. Yoğun stres böbrek üstünde bulunan ufak sarı bir yağ parçasını böbrek üstü bezi olarak adlandırılan yeri sürekli uyarır dürter durur. Bunun sonucunda böbrek üstü bezi kortizol adlı bir hormon salgılar. Her şeyin fazlası zarar demişler, kortizolün fazlası ise bir hayli zarar. Yüksek miktarda ve sürekli kortizol beyinde limbik sistemde bulunan hipokampüse ( limbik sistem ne hipokampüs ne diyenler LİMBİK FERHAT adlı yazıma göz atabilir) ciddi zarar verir tahrip eder. Hipokampüs anılarımızı hatırlamakta ve öğrendiğimiz yeni şeyleri hafızamıza kaydetmekte önemli bir depolama yeri. Burası zarar görünce haliyle unutkanlık ve aptallığı andıran bir durum oluşuyor.

    Çok bilimsel gidip sizi sıktıysam şöyle günlük hayattan bir örnek vereyim : Ayşe teyze oğlunu trafik kazasında kaybettikten sonra çok değişmiş unutkan birisi olup çıkmıştır. Eskisi kadar kafası hızlı çalışmıyor bazen aynı şeyi iki üç defa tekrarlamak gerekiyor. Sık sık hastalanmaya başlamış ve rahatsızlıkları artık ciddi boyutlara varmakta, teyzemiz bir türlü iyileşememektedir. Onu eskiden tanıyan arkadaşları, akrabaları ise ‘’vah vah kadıncağız dayanamadı tabi oğlunun ölümüne çöktü iki günde . Eskiden öyle miydi ? Gencecik, şakacı, hayat doluydu yazık oldu çok yazık…’’

    Eminim şimdi kafanızda bir şeyler oluştu. İşte bizim yiğit MİRKET’imiz de yoğun stresten dolayı hastalanıyor ve  yüksek stresten/kortizoldan dolayı bir türlü iyileşemiyor ve ölüyor.

    Sizi aldatıp gidenlere artık diyebileceğiniz güzel bir lafınız var : BİR MİRKET KADAR OLAMADIN. Mirket kadar güzel ve koca yürekli insanlara denk gelmeniz dileğiyle….

  • Polimiyaljiya romatika (ağrılı – iltihablı kas romatizması)

    Polimiyaljiya romatika (ağrılı – iltihablı kas romatizması)

    Polimiyaljiya romatika nedir?

    Polimiyaljiya romatika (PMR olarak kısaltılır, yaygın ağrılı-iltihablı kas romatizması), yaşlılarda sık görülen, yaygın ağrı ve tutuklukla giden inflamatuar (iltihabi) bir romatizmal hastalıktır. Aslında sadece yaşlıların hastalığıdır. Çünkü hastalık 50 yaşından sonra ortaya çıkar. Hastalığın tipik bulgusu, özellikle sabahları olan boyun – omuz ve kalça kuşağında ağrı ve tutukluktur. Hastalar güçsüzlükten değil, ağrıdan yakınırlar. Bazen el ve el bileği eklemlerinde de ağrı olabilir. Ağrı sabahları çok fazladır; gün içinde hareketle azalabilir; ancak hareketsiz kalındığında gün boyu sürer. Hastalar, geceleri ağrı nedeniyle uyandıklarını, sabahları giyinirken, kollarını hareket ettirirken veya kalça hareketlerinde ağrıdan yakınırlar.

    Polimiyaljia romatikanin sebebi nedir?

    PMR’nin nedeni bilinmiyor. Omuz ve kalça eklemi ve çevresindeki bursalarda (eklem yastıkçıkları) inflamasyon saptanır. Miyalji, kas ağrısı demektir; fakat bu hastalarda kas enzimleri ve kas biyopsisi normaldir.

    Polimiyaljia romatika kimleri tutar?

    PMR’yı 50 yaşın üzerindeki yetişkinleri tutar; semptomlar ortalama 70 yaşında başlar; 80’li yaşlarda daha sıktır. Kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Beyaz ırkta, diğer ırklara göre fazladır. Fakat tüm ırkları etkileyebilir. Görülme sıklığı:600/100 000. Bazı Avrupa ülkelerinde %1 sıklığında görülür.

    Polimiyaljia romatika nasıl teşhis edilir?

    PMR’yi gösteren özel bir test yoktur. Üç aydan uzun süreli istirahatte gelişen, durdukça artan boyun, omuz ve kalça kuşağında yaygın ağrıları 50 yaşın üstündeki kişilerde; eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve C- reaktif protein (CRP) yüksekliği vardır. Kronik hastalık anemisiyle uyumlu kansızlık olabilir. Ancak bunların hepsi, enfeksiyon, kanser, romatoid artrit gibi bir çok hastalığın seyrinde de olabilir. Bu nedenle PMR tanısı koymak için, karışabilecek bu gibi durumların ekarte edilmesi şarttır.

    Polimiyaljia romatika nasıl tedavi edilir?

    PMR’den şüphe edildiğinde, başlanacak günlük 16mg prednizon (steroid) dozuyla dramatik düzelmenin olması, tanıyı da bir anlamda destekleyen bir bulgudur. 2-3 hafta bu dozda verilir, sonra giderek azalan dozlarda yaklaşık bir yıl tedaviye devam edilir; bazen 2-3 yıla uzayabilir. Düşük doz, haftada bir gün metotreksat tedavisinin steroid tedavisine eklenmesi; hem steroid ihtiyacını azalttığı ve daha rahat doz azaltılmasını sağlar.

    Bu hastaların yaşlı olduğu düşünülürse; düşük dozda bile olsa, steroid tedavisinin komplikasyonları açışından dikkatli olmak gerekir. Kan basıncı ve kan şekeri takibi, mide yakınmaları, kilo alımı, katarakt ve osteoporoz (kemik erimesi) açısından önlem alınmalıdır.

    PMR’li hastaların, yaklaşık %5-15inde, dev hücreli arterit adı verilen büyük damar iltihabı eşlik eder. Bu hastalarda, ateş, şiddetli baş ağrısı, kafada saçlı deride hassasiyet, çenede yemek yerken veya konuşurken yorulma ve bazen de geçici görme kaybı ile bulgu verebilir. Bu durumda derhal romatoloji doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi geçen yıl gayet popüler bir psikoloji dergisinde denk gelip bir hayli merak ettiğim bir konu oldu. Tabi araştırmalarımın sonunda ulaştığım sonuç bambaşka. Hikayemiz şöyle: İkinci dünya savaşı bitmiş Rusya da tutuklu 5 siyasi suçluya bir ay boyunca uykusuz kalacakları bir deneye katılmayı kabul ederlerse, özgür bırakılacakları sözü verilir. Kalacakları odada su, yiyecek, kitap vb. şeyler mevcuttur. Uyumamaları içinse odanın oksijen seviyesi kontrol altına alınmış ve odaya yatak bırakılmamıştır.

    *5. Gün : Katılımcılar konuşmayı kesmiş. İletişim için yanlarındaki mikrofona fısıldamaya başlamışlar.

    *9. Gün : Deneklerden ikisi saatlerce çığlık atmış, bu durum ses telleri hasar görene kadar devam etmiş. Tüm denekler mikrofonlara fısıldamayı bırakmış.

    *14. Gün: İçeriden artık sesler gelmiyordu. Araştırmacılar içeri gireceklerini söyleyince denekler artık özgür olmayı istemediklerini belirtti.

    *15. Gün: İçeri giren askerler denekleri kanlar içinde bulur. Odadaki yiyeceklerin çoğu durmasına rağmen denekler birbirlerini yaralamış , kendilerinin ve arkadaşlarının etini yemiştir.

    ELEŞTİRİ

    1. Bu deneyle ilgili hiçbir resmi evraka ulaşılamamıştır.

    2. Bu hikaye ilk olarak Ağustos 2010 da korku hikayelerine bayılan ergenlerin çok sevdikleri Creepy Pasta adlı sitesinde yayınlanmıştır. 2014 te tekrar gündem oldu.

    3. 17 yaşında ki Randy GARDNER 1965 yılında guinnes rekorlar kitabına geçmek için 266.5 saat(11 gün) uykusuz kalmış ve kesinlikle hikayedeki gibi uç derecede anormal davranışlar sergilememiştir. Halsizlik, dikkatsizlik gibi yoğun belirtileri vardı sadece.

    4. Bilim tarihinde 8-10 gün arası süren sayısız uykusuzluk deneyi mevcut ve hiç birinde bu tarz davranışlar gözlenmemiştir.

    5. Deney etik dışıdır ( Bu eleştirimi eleştirebilirsiniz).

    6. Ne oksijen ayarlama ne de farklı bir gaz, deneyde idda edildiği gibi insanları 15 veya 30 gün uykusuz tutamaz.

    ÖZET: Bu bir deney değil, korku hikayesi. Ciddiye almayın . Size bunu gerçekmiş gibi anlatan biri olursa …

  • Osteoporoz (kemik erimesi) nedir? Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Osteoporoz (kemik erimesi) nedir? Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Osteoporoz nedir?

    Osteoporoz, hem kadın hem de erkekte özellikle yaşlanmayla artan, kemiklerde zayıflık ve buna bağlı kırığa yatkınlık durumudur. Oldukça yaygın görülür. Yaşlanmakla sıklığı artar; ancak risk faktörleri taşıyan genç-erişkin yaş grubunda da osteoporoz gelişebilir. Kemik dokusu devamlı kendisini yenileyen bir dokudur; yıkıp yok ettiği dokunun yerine yenisi yapılır. Ancak 30’lu yaşların ortasında kemik yıkımı, yapımı biraz geçer özellikle 50’li yaşlarda kemik yıkımı daha fazla olmaya başlar. Bu da kemik yapıda incelme ve dayanıksızlığa neden olur.

    Osteoporoz, sessiz gelişir, herhangi bir yakınmaya neden olmaz. Fakat kişide düşme gibi ufak yaralanmalarla kırık oluşur. En fazla omurga, el bileği ve kalçada oluşur. Özellikle kalça ve omurgada oluşan kırıklar, kronik ağrılara ve sakatlığa, hatta ölüme neden olabilir. Osteoporoz tedavisinin de esas amacı kırık gelişimini önlemektir.

    Osteoporozun nedenleri nelerdir?

    Osteoporoz, kemik kitlesinin azalması (kemik yoğunluğu olarak ölçülür) ve kemik yapısında değişim sonucunda oluşur. Osteoporoz gelişmesinde etkili bir çok risk faktörleri vardır.

    -Yaşlanma (Kadınlarda menopozdan sonra hormon replasman tedavisi almıyorsa ortalama 5 yıl, alıyorsa 10 yıl sonra, erkeklerde 70 yaşından sonra gelişir)

    -Beyaz ırkta daha fazladır

    -Küçük kemik yapısı

    -Zayıf olmak: Vücut kitle indeksi (VKİ) 19’un altındaysa (VKİ=Ağırlık (kg)/uzunluk (boy2)m2. Yani boyunuzu metre cinsinden birbiriyle çarpıp, bulduğunuz sonucu ağırlığınıza böleceksiniz. Örneğin 160 cm boy ve 54 kg kişi için VKİ= 54/1,6×1,6=54/2,56=21,09)

    -Ailede birinci derecede akrabalarda; osteoporoz veya onunla ilgili kırık öyküsü)

    -Daha önce özellikle hafif dereceli yaralanma ile kırık gelişmesi

    -Erken menopoz veya cerrahi menopoz (ameliyat sonrası aniden menopoza girilmesi)

    -Yeme bozukluğu; anoreksiya nervosa, bulimia gibi

    -Sigara

    -Alkol alışkanlığı

    -Diyette yetersiz kalsiyum ve D vitamini alınması veya bağırsaklarda emilim bozukluğu

    -Sedanter hayat tarzı veya hareketsizlik

    İlaçlara bağlı: kortizon, tiroit hormon tedavisi, heparin, seks hormonlarını baskılayan tedaviler, uzun süreli mide koruyucu olarak kullanılan proton pompa inhibitörleri gibi,

    -Kemikleri etkileyen bazı hastalıklar; endokrin (hormon) hastalıkları (hipertroidizm, hiperparatiroidizm, Cushing hastalığı gibi), iltihabi bağırsak hastalıkları gibi.

    Osteoporoz kimleri etkiler?

    Osteoporoz, her yaşta kadın ve erkekleri ve tüm etnik grupları etkilese de en fazla beyaz ırkta ve Asyalı yaşlı kadınlarda daha fazladır. 50 yaşından büyüklerde osteoporoz ve buna bağlı kırık daha fazladır. Yukarıda belirtilen risk faktörleri yok ise, kadınlarda özellikle menopozdan 5 yıl sonra; hormon replasman tedavisi almışsa 10 yıl sonra, erkeklerde ise daha geç 70 yaşında ortaya çıkar. Çok fazla yapılan bir hata; menopoza girerken bayanlar, kemik yoğunluğunu ölçtürüyorlar belki sonraki bir kaç yıl daha ölçtürüp normal olduğunu görünce de bu işin peşini bırakıyor. Oysa menopozun 5. yılından sonra, kemik yoğunluğuna baktırmak önemle gereklidir.

    Osteoporoz nasıl teşhis edilir?

    Kemik yoğunluğu DEXA yöntemiyle, kalça (femur kemiği ve boynu) ve bel (lomber) omurgadan ölçülür. Direkt film çekimi gibidir fakat ondan daha az radyasyon verir, ağrısız ve hızlı bir ölçümdür. Gebelikte yapılmaz. Ölçülen kemik yoğunluğunuz, olması gereken genç – erişkin yaş grubuyla karşılaştırılarak T-skoru elde edilir.

    T-skoru; -1 ve üzerinde ise normal,

    T-skoru;-1 ile -2,5 arasında ise osteopeni (kemik yoğunluğunda hafif azalma)

    T skoru; -2,5 veya daha altında ise osteoporoz vardır.

    Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Yalnızca osteopeniniz varsa (kemik yoğunluğunuz T skoru=-1 ila -2,5 arası) ve kırık öykünüz yoksa, sadece kalsiyum ve D vitamini almanız ve önerilen egzersizleri yapmanız yeterlidir. 50 yaş üzerinde, menapoz sonrası bayanlar ve 70 yaş üzeri erkekler, 1200 mg kalsiyum ve 800-1000 IU D vitamini almalıdır. 50 yaşından genç yetişkinler ise 1000 mg kalsiyum, 400-800 IU D vitamini almaları önerilir.

    Fiziksel aktivite olarak, ağırlık binen egzersiz (yürüme gibi) önerilir.

    Osteoporozunuz varsa veya osteopeniniz olup kırık öykünüz varsa; o zaman günlük alacağınız kalsiyum ve D vitaminine ilaveten osteoporoz ilaçları kullanmanız önerilir. Bunlar:

    Bifosfonatlar: Osteoporozu önlemek ve tedavi etmek amacıyla en fazla tercih edilen ve en etkin ilaçlardır. Bu ilaçlar kemik kaybını çok azaltarak, kırık riskini azaltırlar. Türkiye’de alendronat (günlük veya haftalık kullanımlı tabletler), risendronat (günlük veya haftalık veya ayda bir ardışık iki gün kullanılan tabletler), ibandronat (ayda bir kullanılan tablet veya üç ayda bir kullanılan IV infüzyon) ve zolendronic acid (yılda bir kez uygulanan IV infüzyon) adı altında farklı çeşitleri bulunmaktadır.

    Bu ilaçların hepsiyle mutlaka günlük önerilen dozda kalsiyum ve D vitamini de alınmalıdır. Günlük yeterince kalsiyum ve D vitamini alınmadığında; hem osteoporoz tedavisi etkisini göstermez, hem de kişide kalsiyum düşüklüğüne bağlı krampların gelişmesine neden olurlar. Ağız yoluyla kullanılan tüm bu bifosfonatların en önemli yan etkisi, yemek borusunda tahrişe neden olmalarıdır. İlacın daha iyi emilmesi için aç olarak bol su ile alınmalı ve 45-60 dakika sonra kahvaltı edilmeli; bu arada yatmadan dik veya oturarak durulmalıdır. Reflü ve mide yakınması olanlarda, damar yoluyla kullanılan ilaç formları tercih edilmelidir. Bifosfonatların; çenede osteonekroz ve atipik (anormal) femur kırığı gibi bildirilmiş vaka takdimi halinde çok nadir yan etkileri de vardır.

    Kalsitonin: Eskiden osteoporoz tedavisinde kullanılan bu ilacın etkisi çok azdır; omurgada kırık riskini azaltabilir. Son zamanlarda ciddi yan etkileri nedeniyle uzun süreli kullanımları sakıncalı bulunarak artık kullanılmamaya başlanmıştır. Osteoporoza bağlı omurga kırığında ağrıyı azaltmak amacıyla kullanılabilir. Burundan sprey şeklinde veya enjeksiyon formunda çok kısa süreli kullanılabilir.

    Östrojen veya hormon replasman tedavisi: Östrojen hormonu tek başına veya progesteron ile kombine olarak kullanılabilir. Ancak östrojen ve progesteron kombinasyon tedavisi; meme kanseri, inme ve kan pıhtılaşmasını artırarak damar tıkanık riskinde artışa neden olur. Tek östrojen kullanımı ise, inme riskini artırabilir ve adet benzeri kanamalara neden olabilir. Bu nedenle genellikle, menopoza bağlı şikayetleri azaltmak amacıyla kullanılır. Fakat bu arada menopoz sonrası kemik dansitesindeki azalmayı da geciktirir.

    Selektif östrojen reseptör düzenleyicileri (modülatörleri)-Raloksifen: Bu tedavilerin kemik üzerine olumlu etkileri vardır ve meme kanseri riskini artırmaz ancak hala damarda pıhtılaşma ve inme riski vardır.

    Teriparatide: Paratiroid hormonunun bir formu olup, kemiğin uyarılmasını sağlar. Osteoporotik kırık riski yüksek erkekler ve menapoz sonrası kadınlarda kullanımı ve steroide bağlı osteoporoz tedavisinde onaylanmıştır. Günlük cilt altı enjeksiyonlar halinde, en fazla iki yıla kadar uygulanabilir. Daha önce radyasyon tedavisi görmüş olanlarda veya paratiroid hormon seviyesi yüksek kişilerde kullanılmaz.

    Strontium renalate: Bu ilaç menapoz sonrası osteoporoz tedavisinde Amerika Birleşik Devletleri dışındaki bazı ülkelerde (Türkiye de dahil) kullanılmaktadır. Günlük kullanılır ve suda eriyen poşetler halindedir. Kanın pıhtılaşma riskini artırarak damar tıkanıklığına neden olabilir. Çok nadir-vaka bildirimleri halinde ancak ciddi ölümcül yan etki de bildirilmiştir.

    Denosumab: İnsan kaynaklı bir monoklonal antikor tedavisidir. Kemik yıkımında sorumlu hücreler üzerine etki eder. Oldukça etkin fakat pahalı bir tedavidir. Yüksek kırık riski bulunan menapoz sonrası kadınlarda onaylanmıştır. Ayrıca, meme kanseri veya prostat kanseri nedeniyle, hormon azaltıcı tedavi görmüş kişilerdeki, osteoporoz ve kırıklarda onaylanmıştır. Her 6 ayda bir cilt altına uygulanmaktadır. Bu tedavi başlanacak kişilerde kalsiyum ve D vitamini düşük olmamalıdır. Türkiye’de ‘Prolia’ adı altında satılmaktadır.

    Osteoporoz için kullanılan ilaçların hiç biri gebelik ve süt verme döneminde güvenli değildir, önerilmez.

    Osteoporozdan korunma:

    Yaşam tarzınızda değişiklik yaparak osteoporozun önlenmesi mümkündür.

    Beslenmeyle veya dışardan destekle yeterince kalsiyum aldığınızdan emin olun (kabaca 1000-1200mg/gün; yaşa bağlı değişir; menapoz sonrası ve 70 yaş üstü erkeklerde 1200-1500m/gün).

    Yeterince D vitamini (400-880 IU/gün) alın; bu yaşınıza ve kan D vitamini ölçümünüze bağlıdır. Menapoz sonrası ve erkeklerde 70 yaş sonrası ihtiyaç 880-1000 IU/gün arasındadır.

    Sigara kullanmayınız

    Aşırı alkol almayınız; günde 1-2 kadehten fazla değil.

    Ağırlık binen egzersiz yapın (her gün yarım saat veya haftada üç kez 50 dakika). Dengeyi geliştiren Tai Chi veya yoga gibi egzersizler, düşmeyi önlediği için önerilir.

    Osteoporoza yatkınlık sağlayan, yukarıda sıralanmış risk faktörlerinin azaltılmasına yönelik yaklaşımlar yapılmalıdır.

    Osteoporozlu hastalara öneriler:

    Unutmayın bu öneriler osteoporoz tedaviniz kadar önemli.

    Yürüme cihazı kullanın. Eğer denge bozukluğunuz varsa baston veya yürüteç kullanın.

    Evdeki tehlikeleri uzaklaştırın. Halı ve kilimleri çıkartın. Ortalıkta kablo veya takılıp düşebileceğiniz bir şey olmasın. Gece lambası kullanın; gece banyoya giderken yardımcı olacaktır. Banyoda düşmeyi engellemek için tutunma kolları, küvet ve lavabonun yanına kaymaz paspaslar yerleştirin.

    Ağır eşyaları kaldırırken veya taşırken yardım alın. Dikkat etmezseniz düşebilir veya düşme olmadan da omurganızda kırık olabilir.

    Sağlam ayakkabılar giyin. Özelikle kış aylarında ve yağmurlu havalarda kaymayan, yeri kavrayan ve denge problemi yaratmayan (yüksek topuklu olmayan, ayak tabanınızı destekleyen, yumuşak) ayakkabılar giyin.

  • Masallar Diyarı

    Masallar Diyarı

    Konfabulasyon (confabulation ) sözcüğü Latince kökenlidir ve fabulari sözcüğünden türemiştir. Anlamı sohbet etmek, havadan sudan konuşmaktır. Türkçemize masallama olarak geçmiştir. La Fontaine’den Fabllar var ya hani, hatırladınız mı o işte.La Fontaine’nin masalları yani. Psikiyatriye girişi 1889’a rastlar. Rus nöropsikiyatrist Sergei Korsakoff yoğun alkolden dolayı hafıza kaybı yaşayan hastaların çok enteresan şeyler anlattığına şahit oldu. Hastalar bildiğiniz bol keseden sallıyorlardı ! Bu duruma konfabulasyon yani masallama dedi.İlerleyen zamanlarda bu durumun başka nedenlerden de ortaya çıktığı anlaşıldı. Alzheimer, kafa travması, beyin tümörü, enfeksiyon ve anterior kommünikan arter yırtılması gibi nedenlerde hafızamızı olumsuz etkilemekte ve masallamaya neden olmaktadır.

    Birkaç örnek konuyu daha iyi anlatır:

    25 yaşında polis memuru trafik kazası sonucu 4 gün yoğun bakımda kalıyor ve uyandığında gizli servisten olduğunu CIA ile operasyonda iken kaza geçirdiğini anlatıyor.

    61 yaşındaki hastanın 4 çocuğu var ( yaşları 27,31,32 ve 34) ama 4 aydır evli olduğunu söylüyor. Eeee bu çocuklar neyin nesi denince de ‘’evlatlık almışımdır her halde ‘’ diyor!

    Tabi örneklerin hepsi bu kadar uçuk değil.

    Hasta sigortacı ve sürekli acil bir toplantısı olduğunu söyleyip hastaneden çıkmak istiyor ( öyle bir toplantısı yok). Allahtan çoğu kez uzun sürmüyor bu sorun ve hastalar kendilerini toparlıyor.

    Buraya kadar anlattıklarımın hepsi izahı olan şeylerdi. Şimdi geliyor bomba. Tanıştırayım 1459 da yapılmış bir dünya haritası ve sıkı durun çoğu yerler uydurulmuş!

    Bunu çizenin beyin tümörü vardır belki diyebilirsiniz ama iş öyle değil. Daha o zamanlar keşfedilmemiş yerler bile resmediliyor boş yer bırakılmıyordu. 1525 yılına kadar da bu böyle sürdü ta ki Salviati Dünya Haritası çizilene kadar.

    Hasta insanlar hayatlarıyla ilgili masallar uydururken en fazla bir kişiyi yani kendilerini etkiliyorlardı. Yaa arkadaş kıta/ada uydurmak nedir? Şuraya da bir ada ne güzel gider deyip harita mı çizilir! İronik ama öyle.

    İnsan doğası boşluk kaldırmıyor. En basitinden Salviati’nin boş haritası öyle bir merakı kamçıladı ki insanlar o boşlukları doldurmak için yüzlerce yıldır keşifler için efor harcadı.Yani bilinmezlik merakı tetikler, konforu kaçırır. Dolduramadığımız her şeyin cevabını vermek zorunda hissederiz kendimizi.

    Her zaman boşluklarımız, bilinmeyenimiz olacaktır. Önemli olan bu boşlukları çok fantastik bir şekilde doldurmamak, elden geldiğince gerçeğe bağlı kalmaktır.

    Gerçeğe yakın nice güzel masallarınız olsun.