Blog

  • Dolgu (hyaluronik asit) uygulaması nedir?

    Hyaluronik asit, kırışıklıkların tedavisinde ve dolgunluk istenen bölgenin doldurulmasında (dudakve yanak dolgunlaştırmak gibi) kullanılan jel özelliğinde bir maddedir.

    Dolgunluk vermenin yanı sıra, cildi güzellştirir, nemlenmesini arttırır, ışıltı kazanmasını sağlar. Hyluronik asit zaten vücudumuzda olan bir maddedir.Alerji oluşturmaz.

    Kliniğimizde yalnızca FDA onaylı dolgular kullanılmaktadır ve uygulanan dolgunun kutusu size verilmektedir, böylece size ne uygulandı bilmeniz sağlanır.

    Uygulamadan önce bölgeye uyuşturucu krem sürülür, böylece çok ağrı olmadan kolayca uygulanır.Uygulamadan sonra hemen gündelik yaşama dönülebilir.

    Etkisi hemen görülür.

    Kalıcığı ortalama 8-12 aydır.

    Tekrarlayan uygulamalar kalıcılık süresini uzatır.

    Dolgu uygulanan alanlar;

    Nazolabial çizgiler (burun kenarlarından dudak köşelerine inen katlantı izi)

    Dudak üstü çigileri (sigara çizgileri)

    Göz kenarındaki çizgiler (kaz ayakları)

    Kaş ortasındaki çizgiler (kaş çatma çizgisi)

    Yanak,elmacık,kemikleri

    Dudak hacminin artırılması ve şeklinin vurgulanması

    Göz altının doldurulması

    Göz altı ışıltı dolguları

  • Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Endometriozis ( Çikolata Kisti )

    Özellikle genç yaş grubunda, üreme çağındaki kadınları etkileyen halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endomtriozi, sıkça rastlanan ama ülkemizde farkındalık düzeyinin az olduğu bir hastalık.İlşiki sırasında pelvik ağrı, adet dönemlerinde ağrı ve kısırlık belirtileri ile kendini gösteren bir hastalık.

    Tüm kadınlarda yüzde 5, üreme çağındaki kadınlarda yüzde 10-20, bebek sahibi olamayan kadınlarda ise yüzde 30-50 oranlarında görülür. Özellikle 30’lu yaşlarda tehlike artar. Tedavi sonrası tekrarlama olasılığı yüksektir.

    Endometrium (rahmin iç katmanı), her mensturasyon periyodu (adet döngüsü) dahilinde kalınlaşarak embriyonun yerleşip gelişmesi için hazır hale gelir. Yumurtalıklardan salınan yumurta hücresinin döllenmemesi halinde, kalınlaşan rahmin iç katmanı, belirli bir zaman sonra bir miktar kan ile birlikte vücuttan atılır.

    Kanamanın yaşandığı süre içinde adet kanının olağan dışı olarak geriye doğru akması ve karın boşluğuna bir miktar kanın taşınması mümkün olabilmektedir. Bu durum endometrium hücrelerinin kanının taşındığı hat üzerinde herhangi bir yere yerleşmesine ve aynen rahmin iç tabakası gibi davranmasına (her ay kalınlaşarak ve bir miktar kan ile birlikte dökülmesi) neden olur. Bu kanamanın kalıntıları zaman içinde birikerek yerleştikleri yerlerde iltihabi reaksiyonlara, yapışıklıklara ya da kitle oluşumuna yol açabilir.

    Endometrium hücrelerinin overe ( yumurtalık ) yerleşmesi sonucunda, içi genellikle rengi ve görüntüsü itibariyle erimiş çikolatayı andıran bir sıvıyla dolu olan ve bu benzerlik nedeniyle çikolata kisti (endometriozis) adını alan yapılar oluşur.

    Çikolata kisti, sıklıkla herhangi bir zamanda kronik pelvik (karnın alt kısmında ya da kasıkta) ağrı ya da cinsel ilişki sırasında derinlerde hissedilen ağrı; adet döneminde şiddetli şekilde ağrı oluşumu ile belirti verir. Adet dönemi içinde hissedilen ağrılar basit ağrı kesicilerin kullanılmasıyla tedavi edilemeyen ağrılardır.

    Ağrılar farklı etkenlerden dolayı oluşmaktadır. Endometriosis (rahmin iç katmanının rahmin dışında bir yere yerleşmesi sonucunda oluşan hastalık) odaklarının meydana getirdiği kanamalar nedeniyle oluşan iltihabi reaksiyonlar ağrıya yol açabilir. Her adet döneminde hissedilen tedaviye cevap vermeyen ve şiddetli adet sancıları bu iltihabi reaksiyonlardan kaynaklanmaktadır.

    Ağrılar, endometriozis odaklarının kanamaları nedeniyle oluşan artıkların, etrafındaki organ ve dokular arasında adezyonlar (yapışıklık) oluşturması sebebiyle de meydana gelebilir. Kronik pelvik ağrılar ya da cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrılar bu adezyonlar nedeniyle oluşmaktadır.

    İnfertilite (kısırlık veya gebe kalamama) ya da adet düzensizliği yakınmalarının altında yatan sebep de çikolata kisti olabilmektedir.

    Kanama artıklarının meydana getirdiği adezyonlar, tüplerin tıkanmasına ya da fallop tüplerinin saçaklarının fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bunun sonucunda over (yumurtalık) tarafından salınan yumurta hücresi, fallop tüpüne geçemez veya tıkanıklık olan tüpte ilerleyemez. Bu da infertiliteye neden olur.

    • Endometrioziste Tedavi Yaklaşımları

    Ağrı şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalar için en etkili olabilecek tedavi cerrahi uygulamalardır. Uygulanan cerrahi girişimin laparoskopik olarak yapılması, alınan sonuçlara ve hastaların konforu açısından, karın bölgesinin açılarak yapılan açık ameliyata göre daha avantajlı kabul edilmektedir.

    Günümüzde laparoskopi çikolata kisti tedavisinde altın standart olarak görülmektedir. Yapılan cerrahi girişimde çikolata kisti çıkarılmalı, meydana gelmiş olan yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odaklarının yok edilmesi sağlanmalıdır. Ameliyat sırasında hastanın yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi için, mümkün olduğu kadar atravmatik yöntemlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ameliyat sırasında özellikle rektovajinal septum alanı olan rahim arkası ile kalın bağırsak arasında kalan bölgedeki derin endometriozis gözden kaçmış olabilir. Bu durumda hasta ameliyat edilse de, ağrıların geçmediği bir durum söz konusu olur. Bu nedenle laparoskopi yapılırken, bu alanın özenli bir şekilde gözden geçirilmesi gerekir.

    Sadece kisti olan ve başka yakınması olmayan kadınlarda: Bu hasta gruplarında cerrahi girişime başvurmadan belirli bir süre kistin gözlem altında tutulması en doğru tedavi yaklaşımı olacaktır. Fakat yapılan kan tetkiklerinde tümör belirteçleri olan Ca125 değerinde yükseklik ya da çikolata kistinin çapının 5 cm yi geçmesi halinde, hastalarda cerrahi müdahale kararı verilebilir. Yapılacak cerrahi girişim öncesinde hastanın yumurtalık kapasitesi ultrasonla ve AMH ölçümüyle değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme sonucunda kadının yumurtalık kapasitesinin düşük olduğunun belirlenmesi halinde ve kadının çocuksuz olması halinde, mümkün olduğu kadar cerrahi girişimin yapılmasından kaçınılmalıdır. Bu durumda olan hastalarda 3-6 aylık periyotlar halinde Ca125 ölçümleri yapılmalıdır. Çocukları olan ya da ileride çocuk sahibi olmayı istemeyen kadınlarda ise, cerrahi girişimle kistin çıkarılması uygulanmalıdır.

    Gebe kalamama şikayeti olan kadınlarda: Bu hastalarda öncelikle yumurtalık rezervi değerlendirilmelidir. Bu rezervin yeterli olduğu belirlenirse, kistin tek taraflı olması halinde laparoskopi ve daha sonra kadının yaşına göre 6-12 ay kadar kadının kendiliğinden gebe kalması beklenmelidir. Yumurtalık rezervi iyi olmayan kadınlarda, özellikle yaşı 38’den fazla olanlarda ya da kistin iki taraflı olması halinde, en doğru tedavi yaklaşımı tüp bebek tedavisi uygulanmasıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda tüp bebek tedavisinin sonuçlarının çikolata kisti olan ya da olmayan kadınlarda farklı olmadığı tespit edilmiştir. Fakat tüp bebek tedavisi sırasında yumurta toplama işlemi yapılırken, kistin içine girilmemesi tavsiye edilir. Buna dikkat edilmediğinde yani kistin içine iğne girmesi halinde enfeksiyon ve over apsesi riskinde artış olabilir.

    Tüp bebek tedavisinde tekrarlayan başarısızlıklar yaşayan ve çikolata kisti olan kadınlarda: Bu hastalar için hangi tedavi yöntemlerinin uygulanması konusunda herhangi bir görüş birliği bulunmamaktadır. Tüp bebekte üç ya da daha fazla başarısızlık yaşayan kadınlar için, çikolata kistinin cerrahi olarak alınması tavsiye edilebilir. Bu yöntemin uygulandığı hasta grupları içinde, laparoskopi sonrasında % 50 oranında kendiliğinden gebelik elde edilmiştir.

    Tekrarlayan laparoskopilerden sonra, hala kisti bulunan kadınlarda: Bu tür hasta gruplarında laparoskopik cerrahinin komplikasyonları fazla olur. Hastanın ağrı şikayeti yoksa bu durumda yakından takip edilmesi tavsiye edilir. Çocuk sahibi olmak istemeyen ve ağrı şikayeti olan kadınlarda ise, rahim ve yumurtalıkların alınması söz konusu olabilir. Hastaların çocuk sahibi olmayı istemesi halinde, tüp bebek tedavisi uygulanabilir. Ancak bu tedaviden önce hastaların tüpleri değerlendirilmelidir. Çünkü tekrarlayan cerrahi girişimlerin sonrasında, hastalarda oluşma olasılığı yüksek yapışıklıklar nedeniyle tüplerde tıkanma meydana gelmiş olabilir. Bu etken kadının tüp bebekle bile gebelik şansının azalmasına neden olabilir. Tüplerde tıkanıklık belirlendiğinde, bunun laparoskopik olarak alınması ya da rahimle bitişik olduğu alandan kapatılması gerekli olabilir. Laparoskopi hastalarda yüksek risk taşıyorsa, bu durumda histeroskopik sterilizasyon teknikleri kullanılabilir.

    • Çikolata kistinde kullanılan tedaviler

    Gözlem: Bu tedavi yaklaşımı herhangi bir yakınması olmayan hastalarda, kistin yakın takibe alınmasıyla gerçekleştirilir. Özellikle ilk evrelerde olan çikolata kistlerinde fazla şikayet oluşmadığından kistin cerrahiyle alınıp, kadının yumurtalık rezervinin olumsuz etkilenmesinin önüne geçilebilir.
    İlaç tedavileri: Bu tedavide hastanın ağrılarının azaltılmasına çalışılır. Ağrılı adet kramplarının azaltılması için önerilen ağrı kesici ilaçlar faydalı olmadığında, diğer tedavilere başlanır.
    Hormon tedavisi: Hastalarda dışarıdan verilen hormonların endometriozis hastalığında etkilerin azaltılmasında ya da yok edilmesinde etkili olabilir. Her ay olan adet döngülerinde hormon seviyelerindeki artma ve azalma nedeniyle, endometrium dokusunda kalınlaşma, dökülme ve kanama olur. Dışarıdan alınan hormon ilaçlarıyla bu dokunun büyümesi yavaşlatılabilir ya da yeni oluşumlara engel olunabilir. Ancak çikolata kisti tedavisinde bu yaklaşım hastalar için kalıcı bir çözüm olmaz. Çünkü hormon tedavisinin kesilmesinden sonra, hastalarda olan rahatsızlıklar tekrar nüks etmeye başlar.
    Cerrahi tedaviler: Bu tedavi daha çok şiddetli ağrı yakınması olan hastalar için uygulanabilir. Açık ameliyat yerine daha çok laparoskopik cerrahi tercih edilir. Bu yöntemin uygulanması için, hastanın yaşı, çocuk isteyip istememesi, şikayetlerinin şiddeti ve kistin durumu dikkate alınır. Çikolata kistinin en etkili tedavisi cerrahi olsa da, bu tedavide kesin olarak kistin yeniden oluşmamasını sağlayamaz.
    Kombine edilmiş tedaviler: Bu tedavilerde hastalara hem ilaç tedavisi, hem cerrahi tedavi, hem de diğer tedaviler bir arada uygulanabilir.
    Rahmin ve yumurtalıkların alınması: Çikolata kistinin hastaya şiddetli etkiler yapmasında, eğer hastanın yeniden çocuk sahibi olma isteği yoksa rahmin ve beraberinde yumurtalıkların alınmasına başvurulur. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi düzene sokulur. Tedaviden sonra çikolata kistlerinin yeniden oluşması söz konusu olmaz.
    Tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme yöntemleri: Bu tedaviler kadınların çocuk sahibi olmak istemesi durumunda, cerrahi tedaviden önce uygulanır. Çünkü cerrahide yumurtalık kapasitesinde azalma meydana gelebilir.

  • Leke tedavisi;

    Derimize rengini veren, deride bulunan melanosit adlı hücrelerimizin ürettiği melanindir. Bazı genetik olarak yatkın insanlarda; güneş, gebelik doğum kontrol hapları gibi hormonal nedenler, yaşlılık, ilaç kullanılması gibi nedenlerle bölgesel melanin miktarı artar, leke olur. Lekenin bir diğer nedeni de apda gibi tahriş edici işlemlerden sonra güneşe çıkılmasıdır.

    LEKE TEDAVİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER;

    KİMYASAL PEELİNG;
    Glikonik asit, TCA(triklor asetik Asit)gibi kimyasal splusyonlar ile cildin üst tabakasının (epidermisin)soyulmasıdır. Kimyasal peeling yüzeysel bir işlemdir. Lekelerin tam olarak grçmesini sağlayamaz fakat lekelerin rengini açar, cildin daha parlak daha sağlıklı görünmesini sağlar hepsinden önemlisi daha sonra yapılacak leke işlemleri için cildi hazırlar. Kimyasal peeling yazın yapılmaz yanlızca kışın yapılır işlemden sonra güneş koruyucu kullanmak gerekmektedir.

    PRP ;
    Kişinin kendinden alınan kanın, santifüj işleminden geçirilip iyileştirici hücrelerin ayrılıp, tekrar aynı kişiye iğne ile verilme işlemidir. Tek başına leke yok etmeye yetmez fakat kolajen miktarını artırır, cilt kalitesinin daha iyi olmasını sağlar. Böylece, leke açıcı tedavilerden daha iyi sonuç alınmasını sağlar.

    FRAKSİYONEL CO2 LAZER;
    Cildin derin katmalarına inebilecek kadar güçlü enerji sağlayabilir. Bu sayede hem leke tedavisinde hemde akne skarı, kesi izi gibi cilt yenilemeyi gerektirecek diğer tedavilerde kullanılabilir. Koyu tenli kişilerde dikkatli kullanılmalıdır. Yazın kullanılmaz.

    Q-SWITCH Nd-YAG LAZER;
    Günümüz teknolojisinde cilde zarar vermeden leke açmak için kullanılan en etkili yöntemdir. Ağrılı bir yöntem değildir. Tedaviden sonra ciltten herhangi bir kabuklanma oluşturmaz.

    2 hafta aralıklarla uygulanmaktadır.

    Lazer tedavileri uzman doktor tarıfından yapılması gereken ciddi işlemlerdir. Bu işlemler uzman doktorlar tarafından yapılmazsa yeni lekelerin oluşmasına neden olabilir.

    Görüldüğü gibi leke tedavisinde en iyi sonuç için tek tedavi yetmemektedir.

    Kişinin cilt tipine, lekenin derinliğine göre farklı tedavileri birlikte uygulamak gerekmektedir.

    Hangi tedaviden kaç seans yapılacağı kişinin tedaviye verdiği cevaba göre değişiklik gösterir.

    Ortalama 5 -6 seansta %50 azalma sağlanabilmektedir.

    Seanslar arasında size önerilen leke acıcı kremleri kullanmanız gerekmektedir. Lekelerin yeniden oluşmaması için güneş koruyucu şarttır. Güneş koruyucu; yüksek koruma faktörlü(sph 50)olmalı ve günde 2 – 3 kez yaz- kış kullanılmalıdır.

    LEKE TEDAVİSİ UYGULAMA ALANLARI;

    Güneş lekeleri,

    Melezma (gebelik maskesi),

    Efelid (çil),

    Lentigo (yaşlılık lekeleri),

    Post inflamatuar hiperpigmentasyon(cilt yaralanmaları sonucu oluşan lekeler)

    Sivilce lekeleri

  • Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomların Tanı ve Tedavisi

    Miyomlar rahimde ortaya çıkan, rahim duvarının dokusundan kaynaklanan, çapları genelde 1-15 cm arasında değişen fakat daha büyük çaplara da ulaşabilen, genellikle iyi huylu olup fakat nadiren kötü huyluya dönüşebilen tümörlerdir. Bu tümörler kadın genital organlarının en sık rastlanan tümörleridir. 35 yaşın üzerindeki her dört kadından birinde muayene veya ultrasonla miyom saptanır. Bu miyomlar tek olabileceği gibi çok sayıda hatta 20’nin üzerinde de olabilir.

    Miyomların ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın önem taşıdığı bilinmektedir. Hastaların çoğunda birden fazla miyomun olduğu görülür. Östrojen, miyomların büyümesine neden olduğu için özellikle üreme çağında, hamilelik döneminde büyüdükleri gözlenmektedir. Menopoz döneminde ise eğer hasta hormon ilacı kullanmıyorsa genellikle küçülmektedir.
    Miyomlar, rahimdeki yerleşimlerine göre de farklılaşır ve rahim içi astar dokuya doğru büyüyebildikleri gibi rahim içi kas dokusunda da yer alabilir. Ayrıca, rahim dışına doğru büyüyen miyomlar ve saplı miyomlar da kadınlarda görülebilir. Bunun dışında yumurtalık bölgesinde gelişen miyomlar da olabilmektedir.

    • Miyom belirtileri

    Miyomların büyük çoğunluğu belirti vermeyip herhangi bir şikayet yaratmayabilir. Bununla birlikte miyomlarla ilgili en sık rastlanan şikayet ise düzensiz kanamalar olmaktadır. Ayrıca, hamilelikte olduğu gibi alt karın bölgesinde kitle hissi , ağrı ve bası hissi ortaya çıkabilmektedir. Bu durum idrar kapasitesini azaltarak sık tuvalete çıkma ihtiyacı yaratabilmektedir. İdrar kaçırmaya da neden olabilmektedir. Yine miyomu olan kadınlarda düzensiz kanamalara bağlı olarak demir eksikliği anemisi de gelişebilmektedir. Dolayısıyla da halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı gibi sorunların da yine miyomlara bağlı olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Hamileliklerde ise büyük yer kaplayan miyomların bası yaparak kanama, erken doğum sebebi olmaları mümkündür. Rahim içi astar dokuya doğru büyüyen miyomlar kısırlık ve düşüklere sebep olabilmektedir. Kalın bağırsağa bası yapan miyomlar hastalarda kabızlığa neden olabimektedir. Miyomların düşük oranda da olsa (3/1000) malign (kötü huylu) çıkma ihtimalleri mevcuttur.

    • Miyom teşhisi

    Miyomu teşhis etmek zor değildir. Jinekolojik muayene sırasında rahmin normalden büyük, düzensiz sınırlı, sert bir yapıda hissedilmesi şüphe uyandırır. Çok büyük miyomlar karın duvarından bile hissedilebilir. Evli kadınlarda vaginal yoldan, bakirelerde karın yoluyla yapılan ultrasonografik muayene ile miyom teşhisi % 90 oranında konulur. Rahim içerisinde yerleşen miyomların teşhisinde, rahim içerisine sıvı verilerek yapılan ultrasonografik muayene (sonohisterografi), rahmin ilaçlı filmi (histerosalpingografi), anormal yerleşimli miyomların teşhisinde ise bilgisayarlı tomografi ve MRI kullanılabilir.

    • Miyom tedavisi

    Yakınmaları şiddetli olmayan hastaların tedavisinde öncelikle ilaçlar denenebilir. Prostoglandin sentezini engelleyen ağrı kesici ilaçlar ve düşük hormon içeren doğum kontrol hapları bu amaçla kullanılabilir. Aynı zamanda rahim içi hormonlu spiraller seçilebilecek tedaviler arasındadır.

    Büyük boyutlara ulaşmış veya çok şiddetli yakınmalara yol açan miyomların çıkartılması gerekecektir. Burada seçilecek operasyon hastanın yaşına ve gebelik beklentisine göre belirlenir. Genç hastalarda miyomların çıkartılması tercih edilirken, doğurganlığını tamamlamış ve menopoza yakın kadınlarda rahim alınması önerilebilir. Operasyon şeklini ( açık cerrahi veya kapalı cerrahi teknik ) hastanın tercihleri belirler.

    • Miyomların ameliyatsız tedavisi

    Son yıllarda teknolojinin de gelişmesi ile uygulanan yeni bir tedavi şeklidir. Magnet rezonans (MR) rehberliğinde ses dalgalarının fokuslanması high-intensity focused ultrasound guided by magnetic resonance (MR-HIFU) işlemi binlerce hastada başarı ile uygulanmıştır. Narkoz ve ameliyat gerektirmeyen bu yöntem her dört miyom hastasından ancak biri için uygun olabiliyor. Başarılı sonuçlara ulaşabilmek için vakaların mutlaka doğru seçilmiş olması gerekir.

  • Lazer epilasyon sonrası nelere dikkat etmek gerekir

    -Cildinizi UV ışınlarından koruyunuz (güneşlenmeyin ve solaryuma girmeyin).

    -En az iki hafta güneşe çıktığınızda güneş koruyucu krem kullanınız.

    -24 saat boyunca lazer uygulanan bölgeyi kaşımayın, parfüm uygulamayın, çok sıcak su ile yıkamayın.

    -Peeling veya aşındırıcı ürünleri 1 hafta uygulamayın.

    Uygulamadan hemen sonra izlenen kıl çevresindeki kırmızılık ve işlik etkili uygulamanın etkisidir. Kısa süreli soğuk uygulaması ile geçecektir. Uzamış kırmızılıklarda kortikosteroidli kremler (prednol krem) 3 gün günde 2 kez sürülebilir.

    Kıların çok sert ve kalın olduğu bölgelerde, cildi sivilcelere yatkın olan kişilerde lazer uygulaması sonrası o bölgede sivilceler olabilir, endişelenmeyin. Kıl kökü derin olan kıllar yandığı zaman vücut bunu atabilmek için yabancı cisim reaksiyonu vermektedir. Sivilceler bu nedenle oluşmaktadır. Kalıcı değildir, isterseniz doktorunuz tarafından daha kolay geçmesi için krem yazılabilir.

    Kılların dökülmesi; Kıların bir kısmı (kalın ve yüzeyel olanları) uygulama sırasında yanarak dışarı çıkar. Kökleri daha derin olan kılar ilerleyen günler içinde dökülecektir, siz bunları cımbız ile çektiğinizde tereyağından kıl çeker gibi gelir bunlar yanan kıllardır, çekebilirsiniz. Çektiğinizde kolayca gelmeyen kıllar yanmamış kıllardır. Büyüme döneminde olmayan kıllar lazerden etkilenmeyeceği için bu kıllar başka seanslara ihtiyaç gösterecektir. Kolayca gelmeyen kılları çekmeyin ki diğer seansta yakabileceğimiz kıl kökü kalabilsin.

    Lazer uygulamasından sonra büyüme dönemindeki kıllar yanar ve yok olur, dinlenme dönemindeki kılar lazerden etkilenmez. Dinlenme dönemindeki kıllarında büyüme dönemine geçmesi beklenip diğer seans yapılır bu yüzden birinci seanstan 4-5 hafta sonra ikinci seansa gelmezin gerekmektedir. Büyüme dönemindeki kılların oranı kişiden kişiye, mevsimle, hormonal nedenlerle çok değişiklik gösterdiği için seans sayılarında kişiden kişiye değişmektedir.

    Bir sonraki seansa gelene kadar kıllarınız uzar ise kesebilirsiniz (makas, jilet, tüy dökücü krem) ama cımbız, ağda gibi kılı kökünden alan yöntemleri uygulamayın ki bir sonraki seansta yakacak kıl kökü kalsın.

  • Hamilelikte Güneşlenmek

    Hamilelikte Güneşlenmek

    Hamilelik döneminde güneşin yararları ve zararları:

    • Güneş ışığı kemik gelişimi ve kalsiyum depolanması için doğal bir kaynaktır.
    • Güneş ışığı içerdiği ultraviyole ışınları sayesinde cilt altı yağ dokusunda aktif D vitamini oluşmasını sağlar.
    • D vitamini esas olarak bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırarak, hamilelikte artan kalsiyum ihtiyacını karşılamış olur.
    • Bu sayede bebek için gereken kalsiyum, anne adayının kemiklerindeki depolar yerine, yiyeceklerden karşılanmasını sağlamış olur.
    • Bu da annenin, ileri yaşlarda özellikle menopoz döneminde kemik erimesi riskini azaltan bir faktördür.

    Fakat diğer yandan;

    • Hamilelik döneminde artan östrojen hormonunun da etkisi ile gebelerin güneşte daha hızlı bronzlaştığı, oluşan leke ve çillerin güneş ışığınında etkisi ile daha belirgin hale geldiği saptanmıştır. Tüm bunlar ciltte lezyonlara ve pigment sorunlarına neden olabilir.

    Hamilelik döneminde güneşlenirken nelere dikkat etmeliyiz?

    • Hamilelik döneminde uzun süre güneş altında kalmamaya dikkat edilmeli.
    • Güneşlenme saatleri sabah 11 den önce, akşam saat 4 ten sonra planlanmalı.
    • Gebelik döneminde kullanım güvenliği bilimsel olarak kanıtlanmamasına karşın eğer güneş altında uzun süre kalınacaksa güneşlenmeden yarım saat önce yüksek faktörlü, güneş ışınlarından koruyucu, gebelikte kullanımı güvenli kremler cilde sürülmelidir.
    • Gebelik döneminde özellikle yaz aylarında sıvı kaybına dikkat edilmeli ve günlük en az 3 litre su tüketilmedir.
  • Botox  nedir?

    Botox nedir?

    Botox, botulinum toksin içeren bir ilaçtır. Botulinum toksini kasları geçici olarak felç eder. Kaslar hareket etmediği için üstünde kırışıklık olmaz. Böylece,mimik hareketlerinde bağlı kırışıklıkları yok etmek için kullanılır.

    Bu işlemin size hiç bir zararı yoktur. Genel dolaşıma katılmaz, botox yalnızca iğne yapılan yerde kalır.

    Botox tüm dünyada yıllardır, FDA onayıyla kullanılan bir tedavidir.

    İşlem öncesinde uyuşturucu krem sürülür ve çok ince iğneler kullanılır, bu şekilde uygulandığında, çok ağrılı bir yöntem değildir.

    İşlemden sonra hemen gündelik yaşantınıza dönebilirsiniz.

    Etkisi 2-3 gün sonra başlar, ortalama 4-6 ay sürer. Sonra etkisi geçer, kas hareketleri geri döner. Kırışıklıklar eski halini alır, kesinlikle daha kötü olmaz. Tekrarlayan uygulamalar etki süresini uzatır.

    Botoks’un kullanıldığı alanlar ;

    Göz kenarı (kaz yağı),

    Kaş ortası (kaş çatma çizgisi),

    Alın çizgileri,

    Dudak üstü çizgileri (sigara çizgileri),

    Burun üstündeki çizgiler ( tavşan burnu),

    Boyun çizgileri,

    Avuç içi ve koltuk altı (terleme tedavisi) .

  • Kadınlarda Kozmetik Jinekoloji

    Kadınlarda Kozmetik Jinekoloji


       Her 5 kadından 1’ini ‘utandıran’ sorun…

    • EVLİLİĞİ BİLE ENGELLEYEBİLİYOR!

    Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadınların kimseyle paylaşamadığı problemlerinden birini oluşturuyor. Tüm yaşamı boyunca her 100 kadından 20’sinde görülen sorun, toplumumuzda ‘utandıran hastalıklar’ arasında yer alıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Arıcı “Çoğu kadının en yakınına bile anlatmaya çekindiği, çözüm arayıp doğru adresi bilmediği için kendini çaresiz hissettiği kozmetik jinekolojik sorunlar; sadece estetik problem değil. Bunun çok daha ötesinde tekrarlayan mantar ve enfeksiyonlardan depresyona hatta evlilikten kaçınma ve boşanmaya dek birçok soruna yol açabiliyor. Oysa küçük müdahalelerle bu sorunlardan tamamen kurtulmak, sağlıklı bir yapıya kavuşmak mümkün” diyor.

    “Utandıran Hastalık” olarak adlandırılmasının nedeni, toplumumuzda pek çok kadının bu sorununu kimseye açamaması, hekime gitmekten çekinip içine kapanması. Oysa günümüzde tüm yaşamı boyunca her 100 kadından 20’sinin sorununu oluşturan kozmetik jinekoloji, kadınlarda sadece estetik bir problem değil, birçok sağlık sorununa da yol açabiliyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Bülent Arıcı “Kozmetik jinekoloji, kadınlarda dış genital organların doğuştan veya sonradan meydana gelen değişikliklerinin medikal veya cerrahi yöntemlerle yeniden restore edilmesi, cerrahi yöntemle düzeltilmesidir. Ancak sadece estetik sorun olmaktan öte, genel hijyen sorunları, tekrarlayan mantar ve enfeksiyonlar, dar kıyafetler ve bikini giyememe, ilişki sırasında ağrı, cinsel isteksizlik, idrar kaçırma, depresyon, hatta evlilikten kaçınmaya, boşanmaya bile neden olan bu sorunlar kadınların hem fiziksel ve cinsel sağlığını hem psikolojisini olumsuz etkiliyor. Oysa çoğu hasta, hayatlarını kabusa çevirebilen bu sorunlardan basit yöntemlerle kolayca kurtulabileceklerini ve aynı gün taburcu olabilecekleri basit operasyonla sağlıklı bir yapıya kavuşabileceklerini bile bilmiyor” diyor. Özellikle Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde her 100 kadından 5’inin genital estetik operasyonlara başvurduğunu, bu sayının son yıllarda daha da arttığını belirten Dr. Bülent Arıcı, genital estetiğin yapılabilirliğine yönelik bilinirliğin, farkındalığın artmasıyla tedavi görenlerin sayısının da arttığını söylüyor.

    • Çaresi olduğunu pek çok kişi bilmiyor!

    Günümüzde teknolojideki hızlı gelişmeler hekimlerin tecrübesi ile birleştiğinde kozmetik jinekolojik operasyonlar genellikle kolayca yapılıyor ve hasta aynı gün taburcu ediliyor. Dr. Bülent Arıcı, “Operasyonları çoğunlukla lokal anesteziyle yapıyoruz, genel anestezi gerektirmiyor. Hastayı aynı gün içinde taburcu edebiliyoruz ve hasta iki- üç gün içinde sosyal hayatına kavuşabiliyor. Bu hastalar için çok önemli. Tedavi yöntemleri arasında ise cerrahi ve medikal tedavi yöntemleri var. Son yıllarda ise lazer tekniği öne çıkıyor. Hastalar aynı gün içinde sosyal hayatına kavuşabiliyor” diyor. Kozmetik jinekolojik sorun yaşayan kadınların, bu sıkıntılarının sosyal yaşamlarını ve cinsel yaşamlarını etkileyebilecek düzeyde olması, yaşam kalitesini düşürmesi veya mantardan sık tekrarlayan enfeksiyonlara dek çeşitli sağlık problemlerine yol açması durumunda mutlaka hekime başvurmaları, hekimden utanmamaları gerektiğini vurgulayan Dr. Bülent Arıcı, “Kozmetik jinekolojide özellikle doğuştan veya sonradan olan küçük dudaklarda asimetri varsa cerrahi tekniklerle düzeltiyoruz. Doğum sonrası veya menopoz sonrası dönemde vajende sarkma, genişleme gibi problemler varsa cerrahi tekniklerle o bölgedeki fazla dokuları çıkartarak anatomisine uygun yeniden restore ediyoruz. Bazı hastalarımızda doğum sonrası hızlı kilo alıp vermeyle büyük dudaklarla çökme oluyor, cerrahi tekniklerle o bölgelerdeki fazla dokuları çıkarıyoruz veya kişinin kendi yağ dokusunu bel veya kalça çevresinden alarak o bölgelere enjekte ediyoruz, eski haline getiriyoruz. Bazen klitoris üzerindeki derinin de çok büyük olabilmesi, ilişki sırasında ağrıya, ilişkiye girememeye yol açabiliyor. Cerrahi tekniklerle fazla olan deriyi çıkarıyoruz, hasta aynı gün taburcu oluyor ve bir iki gün içerisinde de sosyal yaşantısına dönüyor” diyor. Ayrıca genital bölgedeki renk değişiklikleri de lazer tekniği ile kolayca tedavi edilebiliyor. Tüm yapılan bu müdahalelerle hastaların hem cinsel yaşam kalitesi hem de psikolojisini iyileştirmek mümkün oluyor.

  • Saçlarımızın sağlıklı uzamasında beslenmenin rolü

    Saçlarımız, günde ortalama 0,35 mm uzarlar. Dolayısıyla saçın uzayabilmesi için, saç kökünün kaloriye, proteinlere, eser element ve vitaminlere ihtiyaçı vardır. Saç gelişiminin hem kalitesi hem miktarı kişinin beslenmesiyle yakından ilişkilidir. Sağlıklı uzayan saçlar için protein, mineral ve vitaminlere ihtiyacımız vardır. Ancak, saçların gelişiminde besinlerin rolünden bahsedildiğinde, yoğun bir bilgi kirliliği ve yanlış inanışlarla karşılaşırız. Bazı destek ürünleri gereksiz yere tüketilerek, yarar sağlamadıkları gibi dengeleri de bozarak zararlı, toksik olabilirler.

    Peki sağlıklı, hızlı uzayan saçlar için ne yapabiliriz?

    İlk olarak yeterince kalori almalıyız. Saçların uzaması için saç köklerinin enerjiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle sağlıksız diyet yapanlarda, günlük kalori alımı 1000 kilokalorinin altında olduğunda, saçlar incelir, kolay kırılır, uzaması azalır ve dökülme artar. Saç kökü, saç üretebilmek için enerjiye ihtiyaç duyar bu nedenle saçlarımızın sağlıklı uzaması için ihtiyacımız olan kaloriyi almamız gereklidir.

    Saçlarımızın, sağlıklı uzaması için almamız gereken diğer yapıtaşı proteindir. Saçın kimyasal yapısının %80’ni keratin adlı protein oluşturur. Dolayısıyla, Et, balık, yumurta gibi yiyeceklerin yeteri kadar tüketmek, saçların sağlıklı uzamasına katkı sağlar.

    Sağlıklı saç uzamasınını sağlayabilmek için en dikkat edilmesi gereken konu demir eksikliğidir. Çünkü, kadınlar arasında sık görülen bir sorundur. Sağlık saçlar için kandaki demirin yeterli olması yetmez demir depolarınında yeterli olması gerekir. İdeal saç gelişimi için ferritin düzeyinin 70 ng/ml olması önerilmektedir. Eğer bu düzeyin altında ise demir ilaçları kullanmak gerekmektedir.

    Çinko, Vitamin B12, Esansiyel yağ asitleri, (linoleik asit ve alfa-linoleik asit gibi) sağlıklı saçlar için gereklidir. Normal diyetle beslenen kişilerde eksikliği görülmez. Eksiklik olmaksızın bu ürünlerle yapılan desteğin herhangi bir fayda sağlamadığı gözlenmiştir. Fakat beslenme bozukluğu olan kişilerde, mutlaka tetkik edilmeli ve eksiklik varsa dışarıdan alımmalıdır.

    Saçlarımız daha hızlı uzaması için besin takviyesi olarak ne alalım?

    Sarı darı (millet) ekstresi; Sarı darı, içinde silisik asit, aminoasitler, vitamin ve mineraller bulunan doğal bir üründür. Sarı darı ekstresi, sistein, ve kalsiyum pantotenat içeren destek ürünleri saçlarımızın daha hızlı uzamasına katkı sağlayabilir.

    Soya; Proteinden zengin soya fasulyesinin saç gelişimine olumlu etkileri olduğu öne sürülmüştür.

    Selenyum; Selenyum, glutatyon peroksidazın önemli bir komponenti olan esansiyel bir eser elementtir. Saç uzamasına katkı sağlar. Fakat, normal şartlarda eksikliği görülmez. Ancak ileri beslenme bozukluğunda ve toprağın selenyumdan fakir olduğu bölgelerde selenyum eksikliği görülebilir. Selenyumun yüksek dozlarda intoksikasyona neden olabileceği, fazlasının da saç dökülmesi yapabileceği hatırlanmalıdır.

  • Gebelikte  ve Egzersiz   &  Bitkisel Çay Tüketimi

    Gebelikte ve Egzersiz & Bitkisel Çay Tüketimi

    Gebelik ve Egzersiz

    Gebelikte egzersizin çok faydaları vardır. Ancak bir gebenin egzersiz ve spora başlamadan önce mutlaka doktoruna görünmeli ve riskli bir durum olup olmadığını kontrol ettirmesi gereklidir.Gebeliğin ilk 3 ayı bittikten sonra egzersize başlaması daha uygundur.

    Gebelikte Egzersiz ve Sporun Faydaları

    • Anne adayının hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendini daha iyi hissetmesini sağlar.
    • Spor sırasında solunum egzersizleri normal doğum sırasında nefes kontrolunu sağlar.
    • Normal doğumu kolaylaştırır,süresini kısaltır,sancıları azaltır.
    • Bel ve sırt ağrılarını azaltır,Rahat bir uyku uyunmasını sağlar.
    • Gebelikte vücudun postürünü düzeltir.
    • Doğum sonrasında annenin vücudunun daha kolay toparlanmasını sağlar.
    • Gebelikte hızlı kilo artışına engel olur,şişlik ve ödemleri azaltır.
    • Gebelikte sporu düzenli yapmak gerekir.Örneğin haftada 3 gün düzenli egzersiz yapılabilir.
    • Gebelikte egzersiz 20-30 dakikayı geçmemelidir.Egzersiz sırasında çok fazla efor sarfetmeden sakin bir şekilde hareket edilmelidir.Egzersiz sırasında kısa dinlenmeler yapılmalıdır.Egzersize başlarken ve bitirirken yavaş yavaş ısınma hareketleri yapılmalıdır.

    Gebelikte Bitkisel Çaylar ve Bitkisel İlaç Kullanımı

    Gebelikte Bitkisel ürün kullanımında çok dikkatli olunmalıdır.Çünkü bunların içerdiği maddeler gebelik sırasında kanamaya,düşük tehlikesine,ishal ve kusmaya neden olabilir.Bu tür ürünleri içmek yada yemeklerde kullanmaktan uzak durmalısınız.En azından doktorunuzun yönlendirmesi ile bilgi almalısınız.Bitkisel çayların içerisinde çok çeşitli maddeler bulunabilir ve bunları gebelik sırasında tüketmek gebelik ve bebek üzerine zararlı etkilere neden olabilir.Gebelikte bitkisel çay içmek çok önerilmese de ıhlamur,elma,portakal,nane gibi çayları zaman zaman tüketilebilir.Ancak aloe vera,ginseng,melekotu,sinameki gibi bitkilerden gebelikte uzak durmalısınız.

    Gebelikte içilmesinde sakınca olmayan bitkisel çayları şöyle sıralayabiliriz;

    • Ihlamur,
    • Nane,
    • Limon,
    • Portakal,
    • Elma,
    • Rezene,
    • Yeşilçay,
    • Zencefil,
    • Papatya,
    • Ahududu

    Gebelikte İçilmesi sakıncalı olan bitki çayları;

    • Kimyon,
    • Sinameki,
    • Tarçın,Maydanoz,
    • Aloe Vera,
    • Lavanta,
    • Kekik yağı,
    • Fesleğen,
    • Melekotu,
    • Yasemin,
    • Akçaağaç,
    • Safran,
    • Ada çayı