Blog

  • Yetişkinlerde arı (böcek) alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi hayatı tehdit edecek kadar ciddi alerjik reaksiyonlara alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosunda yol açabilir. Arı sokmasından sonra içinde bulanan birçok kimyasal maddeye bağlı olarak kolda şişlik kızarıklık gibi reaksiyonlar gelişirken içerdikleri bazı alerjenlere bağlı olarak vücutta kaşıntı baş dönmesi nefes darlığı baygınlık gibi alerjik reaksiyonlar gelişebilir.

    Ülkemizde arı sokmasına bağlı ciddi yaygın reaksiyon gelişme riski % 2.2 olarak saptanmıştır. Arı alerjisine bağlı olarak bir kısmı ölümle sonuçlanmaktadır.

    Arılar genellikle bal arısı ve yabani arı olarak ayrılırlar. Bal arısı soktuğu yerde iğnesi kalırken diğer yabani arıların soktuğu yerde iğnesi kalmaz. Bu şekilde arıları ayırmak arı alerjisinin tedavisi içinde önemlidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bahar ayları ile birlikte polen alerjilerinin dışında arı alerjilerinde de bir artış söz konusudur. Özellikle arıların çevrede dolaştığı bahar aylarında arı sokmalarına bağlı şikayetler daha çok görülmektedir.

    Şehirlerde yaşayan birçok insan arılarla yoğun bir temas içinde bulunmayabilir eğer arıcılık yapmıyorsa kırsal kesimlerde daha çok arılarla karşılaşabiliriz belki de her 10-15 yılda bir kez, eşekarısı tarafından sokulabiliriz. Yaban arısı sokmasına bağlı alerjik hassasiyet oluşması için birkaç sokması gerektirir bazen tek bir sokma sonrasında da ortaya çıkabilir.

    Buna karşılık, arı alerjisi çoğunlukla arılar tarafından sık sık sokulan insanlarda görülür. Arılara alerjisi olan hastaların hemen hemen çoğu arıcılar veya aileleri içerisinden çıkar, bazen de yakın komşularında ortaya çıkabilir.

    Arı sokmasının belirtileri nelerdir?

    – Ağrı

    -Kızarıklık

    -Şişlik (soktuğu alanda ve bazen tüm bölgede )

    -Yanma

    -Ürtiker ( Kurdeşen ) ve Anjiyoödem

    -Kaşıntı

    -Alerjik şok (Anafilaksi )

    Bunların dışında çok daha nadir olarak serum hastalığı, nöropati, ensafalit, glomerulonefrit, myokardit, guillain barre sendromu görülebilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı sokmasına bağlı olarak, soktuğu yerde yoğun ağrı, kızarıklık ve sıklıkla küçük bir alanda şişlik (1-2 cm çapa kadar) görülebilir. Lokal reaksiyonlara, bağlı olarak sokma yerinde ödem oluşur. Bu tür şişlikler birkaç saat içinde ortaya çıkar ve boyutları giderek artan şekilde değişir, bazen bir eli veya tüm kolu etkileyebilir. Sokulan yerde bazen baloncuk şeklinde şişlik oluşabilir daha sonrasında bu alanda enfeksiyon gelişebilir. Baş boyun bölgesinden sokulmadığı sürece hava yolu etkilenmiyorsa, bu tür şişlikler hayati tehlike yaratmaz.

    Arı sokmasına bağlı yaygın sistemik reaksiyonlar da arının soktuğu yerin dışında gelişir. Sistemik reaksiyonların şiddeti büyük ölçüde değişkendir. Erken ortaya çıkan belirtiler kızarık ve kaşıntı olarak görülürken bunları ürtiker ve anjiyoödem izler. Daha şiddetli sistemik reaksiyonlar gelişen hastalarda ölümcül olabilen belirtiler görülür. Fenalaşma hissi ile birlikte sıklıkla laringeal ödem ve astıma bağlı nefes darlığı şikayetleri oluşur. Bunun dışında şiddetli reaksiyonlarda, baş dönmesi, bayılma veya bilinç kaybına neden olan hipotansiyon görülür. Ayrıca karın ağrısı, idrar kaçırma, göğüs ağrısı veya görme bozuklukları görülebilir.

    Klinik tablo kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Hastaların bir kısmında arı sokmasından sonra ortaya çıkan kızarıklık, ürtiker ve anjioödem gibi belirtiler ani şekilde başlayıp, ne yazık ki bir kaç dakika içinde bilinç kaybına neden olabilir. Hastaların bir kısmındaysa sistemik reaksiyonlar sokmadan 10 dakika sonra başlayabilir ve hastanın acile gitmesi için bir zaman olabilir.

    Arı soktuğunda ne yapmalıyız ?

    Arı sokmasına bağlı oluşan reaksiyonlar kolda şişlik kızarıklık şeklinde görülebildiği gibi bazen nefes darlığı baş dönmesi ve baygınlığa yol açan alerjik şok tablosu olarak da görülebilir.

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir.

    Arı tarafından sokulduğunda çoğu kişi arıyı hatırlamaz. Bal arısı soktuğunda zehir kesesi ile birlikte iğnesini ciltte bırakır ve daha sonra ölür. Bu yüzden arının soktuğu yerde kesesi varsa bal arısı tarafından sokulduğunu gösterir. Zehir kesesinin içinde bulunan zehrin tümüyle boşalması 2-3 dakika alacağından bir an önce kesenin ciltten uzaklaştırılması ve iğnenin çıkartılması gerekir. İğne yandan tırnakla kazıyarak çıkartılması daha uygun olur. Zehir kesesinin yanlardan bastırılarak çıkartılması daha fazla zehrin içerisine girmesine yol açacağından dikkatli olmak gerekir.

    Arının soktuğu yerde kesesi yoksa muhtemelen yabani arı tarafından sokulmuştur. Sarıca arı, eşek arısı ve yaban arısı soktuğunda iğnelerini kaybetmedikleri için defalarca sokabilir.

    Arılar tarafından sokulduğunda sokulan alana bazı şeylerin sürülmesinin ( çamur, toprak soğan gibi ) yerine temiz suyla temizlenmesi ve soğuk kompres uygulanması uygun olur. Gerekirse lokal reaksiyonlar için lokal anestezik krem, antihistaminik tablet, ağrı kesici tablet, ağrı ve kaşıntının azaltılması için kullanması önerilir ve gerekirse sonradan enfeksiyon ilave olursa antibiyotik verilebilir.

    Sistemik reaksiyonlar gelişirse hafiften hayatı tehdit edici reaksiyona kadar çeşitli şekilde görülebilir. Hastanın yanında taşıyorsa epipen (adrenalin ototenjektör) kullanması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    YETİŞKİNLER ARI ALERJİSİ İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİDİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisi sokmasına bağlı oluşan belirtiler genellikle lokal ( bölgesel ) veya sistemik olarak karşımıza çıkar.

    Arı alerjisi özellikle öncesinde alerjik rinit, astım ve egzama gibi diğer alerjik hastalıkları olanlarda anafilaksi gibi daha ciddi tablolara yol açabilir.

    Arı sokmasına bağlı olarak ürtiker anjiyoödem, nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık gibi şikayetler oluştuysa mutlak alerji uzmanına gitmelidir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

    Arı alerjisi olan hastalar doktora gitmeden önce ne yapmalı?

    Arı sokmasından sonra tedavi için en önemli noktalardan biri arının tipini belirlenmesidir. Bal arısı ve yabani arı ayrımı çok önemlidir. Hastanın hangi arı tarafından sokulduğunu bilmesi teşhis ve tedavi için yol gösterici olacaktır.

    Alerji uzmanına gitmeden önce bazı ilaçların antihisitaminikler, antidepresanlar, öksürük ilaçları ve bazı ağrı kesicilerin 1 hafta önce kesilmesi gereklidir.

    Arı soktuktan sonra anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılabilir. 6 haftadan daha önce yapılan testleri doğru sonuç vermez.

    Arı alerjisine bağlı görülen büyük lokal reaksiyonlar ve sistemik reaksiyonlar daha sonraki anafilaktik şok habercisi olabileceği için mutlaka alerji hekimleri tarafından değerlendirilmedir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİNİN TANISINI NASIL KOYARIZ?

    Arı alerjisinin tanısını koymak için hastanın arı soktuktan sonra hangi şikayetlerinin ne kadar zamanda oluştuğunu anlatan iyi bir anamnez almak gerekir

    Arı tarafından sokulan hastanın hangi arı tarafından şikayetlerinin oluştuğu alerji deri testi ve kan testlerinden faydalanarak teyit edilmesi gerekir. Arı için hastaya aşı tedavisinin başlanması düşünülüyorsa deri testleri yapmak son derece önemlidir. Alerji deri testlerin de arı alerjenleri kullanıldığı için deri prick test ve intradermal deri testleri son derece riskli olabilir. Bu yüzden alerji deri testleri mutlaka alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır.

    Alternatif olarak, arılara özgü arı spesifik IgE, antikorları kanda ölçülebilir. Kandan yapılan alerji testlerinin tanı koyma olasılığı daha azdır.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve tanısının doğru bir şekilde konulması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE ARI ALERJİSİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsiminde her tarafta rengarenk açan çiçeklerin etrafında dolaşan arılar, hayatı tehdit eden ciddi sorunlara yol açabilir.

    Arı alerjisinin tedavisi 3 basamaktan oluşur

    Arılardan kaçının, önlem alın

    Anafilaksi belirtileri ortaya çıkarsa hemen epinefrin (adrenalin otoenjektörü) enjekte edin .

    Alerji aşısı ( immünoterapi ).

    Arı alerjisinin tedavisi arılara karşı önlem, acil şikayetlerin ortadan kaldırılması için tedavi ve aşı tedavisini içeren 3 basamaktan oluşmaktadır.

    Arılara karşı nasıl önlem alabiliriz?

    Bal arıları genellikle saldırgan değildir. Özellikle bal arıları tahrik edilmediğinde sokmazlar bu yüzden bal arılarını üzerimize çekecek şeylerden kaçınmak gerekir.

    Yabani arılar daha saldırgandır aynı ortamda bulunduğumuzda birçok gıdanın üzerinde bulunabileceği için alacağımız bazı önlemler arılardan uzak durmamıza yardımcı olur.

    Arılara karşı bazı önlemler

    -Çıplak ayakla çimenlerde ve arıların beslendiği yerlerde yürümeyin.

    -Açık olan içecek kutularından içmeyin. Arılar kutuların içine girebilir ve sıkıştırıldığında sokabilir.

    -Dışarıda yemek yerken yiyecekleri kapalı tutun.

    -Tatlı kokulu parfüm, saç spreyi veya deodorant kullanmayınız.

    -Çiçek desenli, parlak renkli kıyafetler giymekten kaçının.

    -Dışarda çalışırken uzun pantolon, uzun kollu gömlekler, çoraplar, ayakkabı ve iş eldivenleri giyin.

    -Çalıların, saçakların ve çatı katlarının yakınında temkinli olun ve çöp konteynırlarından ve piknik alanların etrafında dikkat edin.

    -Arıların yuvalarına dikkat edin ve asla müdahale etmeyin profesyonel bir destek alın.

    Arı alerjisinde ilaç tedavisi nelerdir?

    Arının alerjisinde bal arısı soktuysa iğnesi dikkatli bir şekilde çıkarılmalıdır.

    Lokal hafif ciltte kaşıntı kızarıklık ve 1-2 cm şişlik genelde tedavi gerektirmez.

    Kaşıntı çok fazlaysa antihistaminik kremler bir kaç gün verilebilir.

    Lokal geniş reaksiyonlarda daha fazla kızarıklık ve şişlik olabileceği için

    Buz ile soğuk kompres yapılabilir.

    Ağızdan veya intramusküler yolla antihistaminikler verilebilir, yanında çok ağrısı varsa ağrı kesiciler verilebilir. Ağızdan kortiksteroid içeren tabletler birkaç gün düşük doz olarak verilebilir.

    Arını soktuğu yerde bazen sellülit veya lokal enfeksiyonlar gelişebilir bu durumlarda antibiyotikler verilebilir.

    Bu tedavilerin arı sokmasını takiben 1-2 saat içinde başlanması önerilir.

    Arı alerjisinde ciddi sistemik reaksiyonların tedavisi daha önemlidir

    Arı alerjisinde arı soktuktan sonra bazen dakikalar içinde tüm vücutta ürtiker, nefes darlığı, baş dönmesi ve bayılma ile sonlanan alerjik şok dediğimiz tablo gelişebilir.

    Anafilaksi riski olan hastalar mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü bulundurması gerekir. Anafilaksi hikayesi olan hastalar alerji uzmanları tarafından adrenalin otoenjektörü yazılmalı ve nasıl kullanacağı anlatılmalıdır.

    Arı soktuktan sonra dakikalar içinde vücutta kaşıntı kızarıklık nefes darlığı baş dönmesi başladıysa acil olarak adrenalin içeren adrenalin otoenjektörleri hasta veya yakını tarafından hızlıca yapılmalıdır.

    Adrenalin otoenjektörleri hasta için hayat kurtarıcıdır fakat anafilaktik şok 6 saat içinde tekrarlayabileceği için sonrasında mutlaka acil şartları olan hastane veya sağlık merkezine gitmelidir.

    Anafilaktik şok tedavisi mutlaka acil müdahale koşulları uygun olan sağlık merkezlerinde yapılmalıdır.

    Arı alerjisinde alerji aşısı ( immunoterapi ) gerekli mi?

    Arı alerjisinde hayatı tehdit eden en ciddi reaksiyon anafilaktik şok tablosudur. Arı sokmasından sonra anafilaktik şok yaşamış olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmesi gereklidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Bu tedavinin % 90-97 gibi oranlarda tam tedavi sağladığı bilinmektedir. Arı alerjisinde uygulanan aşı tedavisi en az 3 -5 yıl kadar sürdürülmektedir.

    Aşı tedavisi ile alerjisi olduğu arı ile tekrar sokulduğunda anafilaktik şok tablosu gelişmemektedir. Bu yüzden arı alerjisinde en önemli tedavi aşı tedavisidir. Arı aşılarının etkinliği görülünceye kadar idame tedavisine kadar hastaların yanında adrenalin otoenjektörü taşıması önerilir.

    Arı alerjisi alerji uzmanları tarafından tedavi edilebilir bir alerjidir. Bu yüzden mutlaka alerji uzmanları tarafından görülmeli ve değerlendirilmelidir.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Çok küçük yaşlardan bu yana bir çok değerlendirme ve ölçümlemeye maruz kalarak yetişiyoruz. Lunaparkta bir alete binmek için belirli bir boy uzunluğuna aşmak zorunda kalarak başladığımız hayat yolculuğu istediğimiz mesleği yapabilmek için belirli doğru soru puanına ulaşmak olarak devam ediyor. Terfi alabilmek için belirli bir satış hedefini tutturmak, istediğiniz evi alabilmek için belirli bir maaşa ulaşmak diye ömür boyu sürüp giden bir döngü içindeyiz.

    İlk başaran olmak, birinci olmak, en olmak; ve bunları yapmak için uğraşırken yapamamaktan kaygılanmak hemen herkesin ortak sıkıntılarındandır. Bu sıkıntıların tavan yaptığı dönemlerse lise ve üniversite gibi önemli okulların kazanılacağı sınav dönemlerdir, kuşkusuz. Gençliğin başta duman olduğu, dışarıda kişiyi hedefine odaklanmaktan alıkoyan teknoloji, iletişim kanalları, gençlik istekleri gibi gerçeklerin olduğu bu dönem kişinin önündeki sınavın tüm hayatı etkileyeceği düşüncesiyle çelişerek yüksek bir kaygı yaratır. Bu kaygı kişi hedefinden uzaklaştıkça da hedefine odaklandıkça da artabilir.

    OPTİMUM KAYGI İYİDİR… DOST KAYGI!

    Artan kaygı kontrol edilmesi gereken bir psikolojik yapı olmakla beraber optimum düzey korunduğunda işlevsel bir tarafı da vardır. Kişiye hedefine bağlar, çalışması için gerekli ortamı ve yöntemleri gösterir, dış uyarıcılardan uzak tutar. Nitekim, sınav kaygısını hiç hissetmeyen biri o sınavın olumsuz sonucundan hiç çekinmezse iyi bir sonuç için de çaba harcamayabilir. Bu kaygıya dost kaygı da diyebiliriz. Çünkü bu seviyede tutulan kaygı bir dost gibi kişinin başarısına hizmet eder.

    KAYGININ KONTROLDEN ÇIKTIĞINI NASIL ANLARIZ? DÜŞMAN KAYGI!

    Eğer kaygı optimum düzeyin üzerine çıkmaya başlarsa kişinin performansını olumsuz etkiler. Düşman kaygı olarak nitelendirebilecek bu kaygı çeşidi kişiye zarar verir. Kişi bildiklerini hatırlamakta, aktarmakta, zamanı doğru kullanmakta yani kendini gerçekleştirmekte zorlanır. Kaygının kontrolden çıktığını anlamak için kişinin kendisini dinlemesi gerekir. Aşırı kaygılı kişide fiziksel bir takım değişiklikler oluşur. Kaygı başladığında kişi ajite olabilir. Sınavın gerçekleşeceği sınıfın kapısının önünde sürekli adımlayan, yerinde duramayan kişi bu duruma örnektir. Sınav esnasında kişinin kalp atımı hızlanabilir, elleri terleyebilir, midesi bulanabilir, gözlerini odaklamakta güçlük çekebilir, ağzı kuruyabilir, aklına olumsuz sonuçlar gelebilir, gürültü ve ışık gibi dış uyarıcılardan çok fazla etkilenebilir. Bu belirtilerin hepsi ciddi kaygı göstergesidir. Bunları yaşayan kişi odaklanma güçlüğü yaşar. Bu da kişiyi korktuğu sonuca yaklaştırır. Kişi hak ettiğinden daha az başarılı olur.

    KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET!!!

    Kişi bazen olumsuz senaryolara odaklanır. Sınava giderken yolda kaza olacağı, sınav yerine geç kalacağı, kodlamaya yönelik hata yapacağı, iyi bildiği konuları hatırlamakta zorlanacağı yönünde endişe dolu senaryolar üretir. Bu senaryolar kişinin kaygısını arttıracağı için korktuğu senaryoyu gerçek kılmaya yönelik kişiyi istemsiz bir çabaya sokar. Ve kişi kaygısı ve telaşıyla korktuğu şeyleri gerçekleştirmek için bilinç dışı bir çaba harcar. Buna kendini doğrulayan kehanet diyoruz. Bu yüzden kişilerin mümkün olduğunca pozitif senaryolar kurgulaması, olumsuzluklar aklına geldiğinde bununla mücadele etmesi önemlidir.

    KAYGIYI AZALTMAK İÇİN DESTEK!

    Çoğu durumda kaygı kişileri bir döngüye sokar. Kişi elindeki becerilerle bununla mücadele edemeyebilir. Bu çok normaldir. Çünkü kişi kendine özgü mücadele yöntemlerini ancak bir uzmanla keşfedebilir. Kaygının geleceğini fark etmek, yönetmek ve kontrol altına almak, kaygı yaratan duruma verilen anlamlar, kişinin kendinden beklentileri, rahatlama becerilerini geliştirmesi, hedefine dair doğru bir planlama içinde olması gibi bir çok alan çalışılarak kaygı terapide başarıyla ele alınabilir. Ve kişinin yönettiği sınav kaygısı kişiyi başarıya ulaştıran bir kavram haline gelebilir.

  • Yetişkinlerde ilaç alerjisi

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır ayrıca ilaç alerjileri ölümle sonuçlanabilecek olan alerjik şoka yol açabildiği için tanısının mutlaka konulması gereklidir.

    İlaç alerjileri tedavi amacıyla almış olduğumuz ilaçlara karşı bağışıklık sistemimizin bu ilaçları yabancı madde olarak algılaması ve sonrasında bu maddelere karşı aşırı reaksiyon göstermesinde kaynaklanır. Aynı İlaç daha önce birçok kez kullanılmasına rağmen son kullandığında ürtikerden ( kurdeşen) anafilaktik şoka ( alerjik şok ) kadar ciddi birçok reaksiyona yol açabilir.

    İlaçlar tedavi amacıyla aldığımız her şeyi kapsar bazen kullandığımız bir ağrı kesiciden antibiyotiğe bazen de bitkisel ürünlerden gıda takviyelerine, vitaminlere kadar her aldığımız tüm ürünler alerjik reaksiyona yol açabilir. Hastaların çoğu kez kullanmış olduğu ağrı kesiciler veya daha önce birçok kez kullandığı antibiyotikler hiç beklenmedik bir şekilde alerjik reaksiyona yol açabilir. Basit bir ağrı kesici veya herkesin kullandığı antibiyotik diye düşündüğümüz her ilaç alerjik reaksiyonla sonlanabilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ REAKSİYONU MU İLAÇ ALERJİSİ Mİ SIK GÖRÜLÜR

    İlaç reaksiyonu teşhis veya tedavisi için kullanılan dozlarda oluşan herhangi bir zararlı veya istenmeyen tepki olarak tanımlanabilir. İlaç reaksiyonları günlük klinik uygulamalarda sık görülür ve hastaların % 15-25’ini etkiler; Ciddi reaksiyonlar hastaların % 7-13’ünde görülür.

    İlaç reaksiyonları, herhangi birinde ortaya çıkabilecek öngörülebilir reaksiyonlar (A tipi) veya yalnızca duyarlı bireylerde (tip B) ortaya çıkan öngörülemeyen reaksiyonlar olarak sınıflandırılır.

    Tahmin edilebilir reaksiyonlar ilaç reaksiyonlarının en yaygın türüdür ve genellikle doza bağlıdır ve ilacın bilinen farmakolojik etkileri ile ilişkilidir (örneğin yan etkiler, aşırı doz, ilaç etkileşimleri ). Nefes açıcı ilaçların çarpıntı yapması gibi reaksiyonlar görülebilir.

    Tahmin edilemeyen reaksiyonlar ilaç reaksiyonları geçiren hastaların yaklaşık % 20-25’inde görülür; Bu reaksiyonlar genellikle ilacın bildiğimiz kimyasal farmakolojik etkileri ile ilgisi yoktur.

    İlaç alerjisi, çeşitli mekanizmalar ile bağışıklık sisteminin aracılık ettiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkan öngörülemeyen ilaç reaksiyonlarının bir türüdür. Tüm ilaç reaksiyonlarının yaklaşık % 5-10’unu oluşturur. İlaç alerjileri sık rastlanmaz fakat ilaç reaksiyonları yani ilaçların istenemeyen etkileri de ilaç alerjisi olarak görüldüğü için daha sık karşımıza çıkabilir. İlaç alerjileri ilaçlara bağlı olarak oluşan hastalıklardan sadece biridir. Her ilaç reaksiyonunu alerji olarak isimlendirmemek gerekir. Alerji uzmanları tarafından mutlaka değerlendirilip gerekli testleri yapıldıktan sonra ilaç alerjisi tanısı konulması uygun olur. İlaç alerjileri tüm ilaç reaksiyonlarının küçük bir kısmını oluşturur. Ancak bazen ölümle sonuçlanabildiğinden çok ciddiye alınması gerekir.

    İlaç alerjileri sadece hastanın yaşam kalitesini etkilemekle kalmaz aynı zamanda tedavinin yapılmasını erteleyebilir veya engelleyebilir, daha az etkili alternatif ilaçların kullanılmasına, gereksiz araştırmalara ve hatta ölüme yol açabilir. İlaç alerjisinin belirlenmesi, farklı şikayetler ve klinik görünümler yüzünden zordur. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ NASIL OLUŞUR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşıda vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaçlara karşı oluşan alerjik reaksiyonlara bakıldığında bağışıklık mekanizmalarını tanımlayan sınıflandırma sistemine göre 4 sınıfa ayrılabilir.

    Bu sınıflandırma sistemi aşağıdakileri içerir

    İmmünoglobülin E (IgE) antikorlarının (tip I) aracılık ettiği ani tip reaksiyonlar. Bu yanıt sırasında ilaca karşı oluşan immünoglobulin E (IgE) antikorları bu kişileri ilaca karşı duyarlı hale getirir. Bundan sonra bu duyarlı kişiler ilaç ile tekrar karşılaşırsa ilaç alerjisine ait şikayetler oluşur. Bu tip İlaç alerjisinde kişinin duyarlı hale gelmesi için kişiden kişiye değişen bir süreye gereksinim vardır. Bazı insanlar bir ilacı defalarca kullandıktan sonra duyarlı hale gelirken bazıları çok daha erken ilacın ikinci üçüncü dozunda belirti verir. Özellikle anafilaktik şok (alerjik şok ) ürtiker ( kurdeşen ) anjiyoödem, nefes darlığı gibi şikayetler bu yolla oluşur. İlaç alındıktan birkaç dakika veya saat sonra hızla bu şikayetler ortaya çıkar. Bu alerjik reaksiyonlar testler ile ortaya konulabilir.

    İmmunglobulin G (IgG) veya immünoglobülin M (IgM) antikorlarının (tip II) aracılık ettiği sitotoksik reaksiyonlar daha nadir görülen trombositopeni, anemi, gibi kan hücrelerinde düşüklüklere yol açar. İlaç alındıktan sonra süre olarak değişken olmakla birlikte hemen veya daha sonra ortaya çıkabilir.

    İmmün kompleks reaksiyonlar (tip III ) ilaç alındıktan haftalar sonra ortaya çıkabilir. Serum hastalığı vaskülit, artralji ateş, döküntü gibi tablolar alınan ilaçlardan 1-3 hafta sonra görülebilir.

    Hücresel bağışıklık mekanizmaları tarafından ortaya çıkan gecikmiş tip reaksiyonlar ( tip IV ), çoğu kontakt yolla maruz kalınan ilaçlarla görülür. Deriye uygulanan kremlerde yer alan ilaçlar veya katkı maddelerine bağlı oluşan kontakt dermatit en sık görülen alerjik tablodur. Cillte ortaya çıkan deri döküntüleri tip IV alerjilerle bağlıdır. İlaç uygulanmasından sonra genellikle 2-7 gün içinde ortaya çıkarlar. Bu alerjik reaksiyonlar ile ilgili alerji testleri yapılabilir.

    Bu tüm bağışıklık mekanizmaları dışında psödoalerjik reaksiyonlara yol açan ilaçlar vardır. Bazı ilaçlar direkt olarak alerji hücrelerini uyararak alerji hücrelerinden histamin adını verdiğimiz kimyasalların salınmasına yol açar. Bu tür reaksiyonlar özellikle NSAİ ağrı kesici ilaçlar, ACEİ içeren tansiyon ilaçları ve radyokontrast opak maddeler ile görülür ve immün sistemin diğer yollarını kullanmadan ciddi reaksiyonlara yol açar.

    İlaç alerjisi farklı mekanizmalarla ortaya çıktığı için farklı şikayetler ve klinik görünümlere yol açar. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    ilaç alerjisi geliştirme riskini artıran faktörler arasında yaş, cinsiyet, genetik özellikler, bazı viral enfeksiyonlar ve ilaçla ilgili kimyasal özellikler bulunur.

    İlaç alerjisi tipik olarak daha çok genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür çocuklarda çok sık görülmez. Kadınlarda erkeklerden daha yaygındır.

    İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV) ve Epstein-Barr virüsü (EBV) gibi viral enfeksiyonların riski artırdığı bilinmektedir.

    Kişilerin genetik yapısı da ilaç alerji riskinin artıran nedenlerdendir. Ailesinde ilaç alerjisi olanlarda görülme riski daha fazladır. İlaçlara karşı olan bağışıklık mekanizmaları, ilaç reaksiyonu geliştirmesinde önemlidir. Ayrıca ilaçların vücudumuzda ortadan kaldırılmasında gerekli olan metabolizmamız genetik yapımızla doğrudan ilişkilidir.

    Buna ek olarak, topikal, kas içi, ve damar yolu ile ilaçların uygulanması, oral uygulamaya göre alerjik ilaç reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir. Damar yolu ile uygulama daha şiddetli reaksiyonlara yol açabilir. Uzun süreli yüksek dozlar veya sık dozlar aşırı duyarlılık reaksiyonlarına yol açma riski tek bir dozdan daha yüksektir. Ayrıca, penisilin gibi büyük makromoleküler yapılı ilaçların ve hapten (doku veya kan proteinlerine bağlanır ve bir bağışıklık tepkisi ortaya çıkaran) ilaçların alerjik reaksiyonlarına neden olma olasılığı daha yüksektir.

    Atopik alerjik yapıya sahip hastalarda ilaç alerjisi riski yüksek olmamakla birlikte ciddi alerjik reaksiyon görülme riski artar.

    İlaçlar hastalıkların tedavisinde mutlaka gereklidir fakat uygun şekilde verildiğinde faydalı olurken gereksiz veya doğru şekilde verilmezse ciddi sorunlara yol açabilir. İlaç tedavileri uygulanırken mutlaka kişilerin daha önce yaşamız olduğu alerjik reaksiyonları doktoruna söylemesi gerekir Bildiğimiz gibi ilaç alerjilerinde bir ilaçla alerji oluştuysa bir sonraki reaksiyon daha ciddi tablolara yol açar. İlaç alerjisi için risk faktörleri dikkate alınmalı ve tedavisi buna göre planlanmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjileri kendini farklı zamanlarda farklı klinik görünümlerle ortaya koyabilir. İlaç alerjilerinde ilaç alındıktan dakikalar içinde reaksiyonlar görülebileceği gibi haftalar sonrada ilaca bağlı şikayetler görülebilir. İlaçlarla olan reaksiyonlar bağışıklık sisteminde kullanmış olduğu farklı mekanizmalar nedeniyle farklı zamanlarda görülebilir.

    İlaç alındıktan sonra dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkan belirtiler

    -Deride döküntüsü

    -Ürtiker (kurdeşen)

    -Kaşıntı

    -Nefes almada zorluk Hırıltı

    -Burun akıntısı, gözlerde kaşınma ve sulanma

    -Karın ağrısı

    -Anafilaksi Riski olarak karşımıza çıkar

    Deri, ilaca bağlı alerjik reaksiyonlardan en sık ve en belirgin biçimde etkilenen organdır. Deri bulgularından biri, ilaca maruz kaldıktan sonraki gün ile 3 hafta arasında ortaya çıkan, gövdeden kaynaklanan ve sonuçta kol ve bacaklara yayılmış lekelerle karakterize olan yaygın ekzantemdir (makülopapüler döküntü olarak da bilinir)

    Ürtiker (kurdeşen) ve anjioödemde daha yaygındır ve hem IgE aracılı hem de IgE aracılı olmayan mekanizmalardan kaynaklanabilir. İlaç alındıktan sonra dakikalar içinde ortaya çıkabilir.

    Ciltte oluşan ilaç reaksiyonlarının en şiddetli biçimleri Stevens-Johnson sendromu (SJS) ve toksik epidermal nekrolizdir (TEN).

    Stevens-Johnson sendromu (SJS), makulopapüler bir döküntü ile başlar ve genellikle döküntüye, ağız içinde ülserler konjunktivit, ateş, boğaz ağrısı ve yorgunluk eşlik eder.

    Toksik epidermal nekrolizdir (TEN), SJS’ye benzer özelliklere sahip nadir bir durumdur, ancak cildin dış tabakasının büyük bölümlerini (cildin en dış tabakası) aşağıdaki tabakalardan ayrışarak geniş deri parçaları halinde kopmalara yol açar. Bu rahatsızlıkların şiddeti göz önüne alındığında, SJS ve TEN’e (en sık sülfonamidlere) neden olduğu düşünülen ilaçların hasta tarafından gelecekte kesinlikle kullanmaması gereklidir.

    Cilt reaksiyonları, ilaca bağlı alerjik reaksiyonların en yaygın görülen belirtileri olmasına rağmen, böbrek, karaciğer ve kan hücreleri gibi birçok organ ve sistemi tutulabilir.

    Serum hastalığı, ilaca bağlı lupus ve vaskülit daha nadir görülen ilaç alerjileri tablolarıdır.

    Anafilaksi, başlangıçta hızlı olan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sistemik alerjik reaksiyondur. İlaç alerjilerinde en ciddi tabloyu oluşturur saniyeler içinde baş dönmesi, nefes darlığı tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı ile birlikte ölüme kadar giden bir klinik tabloya yol açar.

    YETİŞKİNLER NİÇİN İLAÇ ALERJİSİ İÇİN DOKTORA GİTMELİ ?

    İlaç alerjileri aslında çok sık görülmezler fakat ilaç alerjisi için risk taşıyorsa alerji hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Özellikle ilaç aldıktan sonra alerjik reaksiyon geçirmiş bir hastada bir sonraki reaksiyonların daha ciddi sonuçlar oluşturabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

    İlaç alerjisine yol açan ilaç hasta tarafından biliniyorsa hasta ilaçtan uzak kalması gerektiğini bilir fakat ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar sık görüldüğü için alerjik olduğu ilacı kullanmamasına rağmen aynı molekül yapısına sahip başka bir ilaçla da şikayetleri ortaya çıkabilir. Penisilin grubu ilaçlarla sefalosporin grubu ilaçlar arasında çapraz reaksiyon olduğu gibi diğer ilaçlar arasında da benzerlikler bulunur.

    İlaç alerji diğer alerjik hastalıklara göre tedavisi daha kolaydır alerjisi olan ilaçtan uzak durduğunda şikayetleri olmaz. Hastanın alerjisi olan ilaç bulunup benzerlerinde uzak durduğunda şikayetleri olmaz bu arada hastanın tedavisi için alternatif ilaçların saptanması gereklidir. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    YETİŞKİNLER ALERJİ UZMANINA GİDERKEN NE YAPMALI ?

    İlaç alerjisinde alerjiye yol açan ilacı saptamak bazen zor olabilir. Yeni bir ilacı kullanmaya başladığında veya daha önce kullanmış olduğu ilacın alımından sonra bazı alerjik reaksiyonlar görülüyorsa bu ilacın mutlaka bir yere not edilmesi gereklidir. Doktora gitmeden önce bazı bilgilerin yazılması önceden hazırlık yapılması tanı koymaya yardımcı olacaktır.

    Bu hazırlıkları şöyle sıralayabiliriz:

    -Yetişkin hastalar ilaç kullanımından sonra gösterdiği belirtileri not etmeli. İlaç alerjilerinde ciltteki lezyonlar bazen dakikalar bazen haftalar içinde görülebileceği için mutlaka hastanın lezyonların olduğu dönemde gelmesi veya görüntülemesi fotoğrafını çekmesi doktorun tanı koymasında yardımcı olur.

    -Yetişkin hastalar bazen birden çok ilaç kullanabilir bu kullandığı ilaçları ve en son hangi ilacı kullandığını not etmesi uygun olur.

    -ilaçlarla ilgili oluşan reaksiyonların hangi ilaç aldıktan sonra oluştuğu hastane kayıtlarında yer alıyorsa veya hekim tarafından not edildiyse bu notların mutlaka getirilmesi uygun olur.

    -İlaç alerjilerinde bazen eşdeğer ilaçlar arasında farklılık olabileceği için mümkünse şüpheli ilacı yanınızda getirin.

    -Alerji, öksürük veya antidepresan ilaçlar muayeneden 1 hafta önce bırakılması uygun olur. Teşhis için alerji testi gerekebilir ve bu ilaçları kullanıyorsa testin sonucunu etkilenebilir.

    – Testlerin tekrar yapılmasını önlemek için önceden yapılan test sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    -Anafilaktik şok geçiren hastaların testleri en az 6 hafta sonra yapılacağı için bu süre için başka ilaç kullanmadan beklemesi uygun olur.

    -Doktorunuza sormak istediğiniz soruları önceden not edip doktorunuza sorun. Çünkü muayene sırasında aklınıza gelmeyebilir, muayenenin verimliliği açısından önemlidir.

    İlaç alerjilerinde alerji uzmanlarının size soracağı bu sorular ilacın saptanmasında yardımcı olacaktır önceden bu sorulara hazırlıklı olmak tanı koymada yardımcı olur.

    Şüpheli hangi ilaca tepki vermiş olabilirsiniz?

    İlacı alerji olmadan önce ne zaman almaya başladın ve alerjik reaksiyon olmadan ne kadar süre önce almayı bıraktın ?

    İlaç kullandıktan ne kadar sonra belirtiler fark ettiniz ve ne tür şikayetler yaşadınız?

    Belirtileriniz ne kadar süre devam etti ve azalması için ne yaptınız?

    Reçeteli ve tezgah üstü başka hangi ilaçlar alıyor musunuz ?

    Bitkisel ilaçlar tüketiyor musunuz, vitamin veya mineral takviyeleri alıyor musunuz? Öyleyse, hangileri?

    Bu soruların hastalar tarafından cevaplanması tanı için istenecek tetkikleri kolaylaştıracaktır.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL KONULUR?

    Günümüzde hastalıkların tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilirken bu ilaçlara karşı vücudumuz tarafından alerjik reaksiyonlar oluşmaktadır. İlaç alerjileri aslında çok yaygın alerjik hastalıklardan değildir fakat her geçen gün yeni ilaçlarla birlikte daha sık görülmeye başlamıştır.

    İlaç alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte kullandığı ilaçların hikayesinin alınması ile başlar bununla birlikte ilaca bağlı alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulgularının ve semptomların belirlenmesi ile yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve ilaç provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, ilaç alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemlerinde deneyimli bir alerji uzmanının hastayı değerlendirmesi önemlidir.

    ilaç alerjisi olduğundan şüphenilen hastanın değerlendirilmesi, ilaçlar ile ilişkili olarak, ilacın uygulama tarihleri, ilacın formülasyonu, dozajı ve uygulama yolu, ile ilaca bağlı oluşan klinik semptomlar ve bunların zamanlaması ve süresi dahil olmak üzere, hasta tarafından alınan tüm reçeteli ve reçetesiz ilaçların detaylı öyküsünü içermelidir.

    Ayrıntılı öyküye ek olarak, dikkatli bir fizik muayene, reaksiyonun altında yatan olası mekanizmaları tanımlayabilir ve bu sayede tanı için daha sonraki istenecek testlere rehberlik edebilir.

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, serumda spesifik IgE testleri yapılabilir.

    Yama testi, potansiyel alerjenler 48 saat boyunca hastanın sırtına koymayı ve ardından reaksiyonları değerlendirmeyi içerir. İlaç yama testi, çeşitli gecikmiş (tip IV) cilt reaksiyonlarını, özellikle ilaç sonrasında oluşan makülopapüler döküntülerin teşhisi için yararlıdır, ancak genellikle SJS veya TEN’in teşhisi için yararlı değildir

    Son çalışmalar, bazofiller hem immün aracılı hem de immün-aracılı olmayan reaksiyonlarda yer aldığından, ilaç allerjisinin teşhisinde bazofil aktivasyon testide kullanılmaya başlamıştır. Testin beta-laktam antibiyotiklerine, NSAID’lere ve kas gevşeticilere olası alerjilerin değerlendirilmesinde yararlı olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmasına karşın, tanı yöntemleri arasında yaygın olarak kabul edilmeden önce başka doğrulayıcı çalışmalara ihtiyaç olduğu kesindir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİ TANISINDA DERİ TESTLERİ GEREKLİ Mİ?

    Deri prick testi (SPT) ve intradermal testler (alerjen cilt içine enjekte edilen test) gibi deri testleri, IgE aracılı (tip I) reaksiyonların teşhisi için yararlıdır.

    Deri testleri penisilin için standartlaştırılmıştır özel solüsyonlar ile yapılır. Lokal anestezikler, kas gevşeticiler için yararlıdır (fakat nadiren pozitiftir) ve insülin veya monoklonal antikorlar gibi yüksek molekül ağırlıklı protein maddeleri için çok duyarlıdırlar. Bu ilaçlara karşı pozitif cilt testleri, antijen spesifik IgE varlığını teyit eder ve tip I aşırı duyarlılık reaksiyonunun teşhisini destekler.

    Her şeyden önce ilaç testleri sırasında özellikle cilt içi testler sırasında alerjik reaksiyonlar oluşabileceğinden, anafilaksi tedavisinin yapılabileceği, her türlü önlemlerin alındığı bir merkezinde alerji uzmanları tarafından yapılması gereklidir. Testleri yanlış yapılması ve yorumlanması hastanın yanlış olarak alerjik olarak tanımlanmasına yol açabilir. Cilt testleri hastanın ilaca karşı duyarlılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle gerekmedikçe yapılmamalıdır. Bu nedenle, bir ilaca bağlı alerjik bozukluk olduğundan şüpheleniliyorsa, ilaç alerjisi teşhis ve tedavisinde deneyimli bir alerji uzmanına danışılması önerilir.

    Sınırlı sayıda ilaç için serumda spesifik IgE testleri mevcuttur. Bununla birlikte, bu testler maliyetlidir ve cilt testlerinden genellikle daha az duyarlıdır. Ayrıca bunların çoğu için kan testleri yeterli değildir.

    YETİŞKİNLERDE İLAÇ ALERJİSİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    İlaç alerjisinin tedavisi için en etkili strateji, alerjiye yol açan ilacın saptanması sonrasında bu ilacın alımının önlenmesi veya tedaviden çıkarılmasıdır. Tedavi alerjiye yol açan ilaç grubu ile ilişkisi ve kimyasal benzerliği olmayan alternatif ilaçlarla devam edilmelidir. Alternatif ajanlar seçilirken ilaçlar arasındaki çapraz reaktivite mutlaka göz önüne alınmalıdır.

    İlaç alerjisi gelişmesi riskini azaltmak için gerekmedikçe ilaç kullanılmamalıdır. İlaçların öncelikle ağız yolu ile alınan formlar tercih edilmelidir.

    Tüm kas içi ve damar yolu ile yapılacak uygulamalarının bir sağlık merkezinde yapılması, gerektiğinde sağlık merkezinde 30 dakika beklenilmesi önemidir.

    İlaç alerjilerinde oluşan reaksiyonları için tedavi büyük ölçüde destekleyici ve semptomatiktir. İlaç alerjisi sonrasında kullanılacak ilaçlar sadece şikayetlerini kontrol etmek içindir. İlaç alerjisinin tekrar oluşmasını engellemez.

    Kortikosteroid içeren kremler ve oral antihistaminiklerle ciltle ilgili şikayetleri iyileştirebilir.

    Kortikosteroidler ağızdan veya damar yolu ile uygulanabilir ve ciddi sistemik reaksiyonları tedavi etmek için kullanılabilir.

    Anafilaksi durumunda, tercih edilen tedavi, intramüsküler enjeksiyon yoluyla uygulanan adrenalindir (epinefrin)

    SJS ve TEN gibi şiddetli ilaç reaksiyonlarında, ciltte oluşan lezyonlar yoğun bakım veya yanık ünitesi ortamında en iyi şekilde tedavi edilebilir.

    Alerjisi olduğu ilaca kesin bir tıbbi gereksinim olduğu ve başka alternatifinin bulunmadığı durumlarda, ilaç karşı duyarsızlaştırma tedavisi uygulanabilir. İlaca karşı uygulanan duyarsızlaştırma işlemi çok riskli ve zor bir yöntemdir. Hastaların ilaca karşı duyarsızlaştırma işleminden sonra ilaç her gün alması gereklidir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürlerinin başlatılması, ilacın artan dozlarının uygulanması yoluyla hastanın immünolojik bir yolla ilaca yanıtını geçici olarak değiştirir. İlaç toleransı genellikle sadece ilaç verildiği sürece korunur; Hasta önceden bir ilaca karşı duyarsızlaştırıldıysa ve sonra aynı ilacın tekrar kullanması gerekiyorsa, prosedürün aynı şekilde tekrarlanması gerekir. İlaç duyarsızlaştırma prosedürleri sadece resüsitasyon ekipmanı bulunan merkezlerde alerji hekimleri tarafından yapılmalıdır

    İlaç alerjilerinin tedavisinde en önemli parça gelecekteki reaksiyonların önlenmesi için hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesidir.

    Hastaya kaçınılması gereken ilaçlarla ilgili yazılı bilgi verilmelidir. Hastaneye gittiğinde alerjisi olduğu ilaçlar konusunda mutlaka doktorları ve sağlık personeli haberdar edilmeli ve bilgilendirilmelidir. Hastanın aile hekimi ilaç alerjisinden haberdar edilmelidir.

    Alerji uzmanları tarafından oluşturulan alerjisini belirten alerjik bilezikler / kolyeler veya kartlar hastaya verilmedir.

  • Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Çocuklarda ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Halk arasında takıntı hastalığı olarak adlandırılan Obsesif Kompulsif Bozukluk, klinik psikologların oldukça sık karşılaştıkları kaygı bozuklukları kategorisinde sınıflandırılan psikolojik bir rahatsızlıktır. Zaman içerisinde kişinin hayatında ciddi sorunlara yol açabilen OKB yetişkinlikte ortaya çıkabildiği gibi çocukluk çağında da ilk olarak ortaya çıkabilir.

    Takıntılı düşünceleri ve bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıyı gidermek amacıyla tekrar eden davranışlar geliştirmiş olan birey, bir psikiyatrist ya da uzman klinik psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Sağlıklı bireyler de zaman zaman takıntılı düşünceler ya da davranışlar sergileyebilmektedir ve her obsesyon (takıntılı düşünce) ya da kompulsiyon (takıntılı davranış) varlığı bu hastalık için tanı koymayı gerektirmeyebilir. Bu nedenle internet ya da bu konuyla ilgili broşürlerden edinilen bilgilerle kendi kendine tanı konulması yerine bir uzman ile görüşülmelidir.

    OKB Nedir?

    Obsesyon (Düşünce): kişinin baskılamaya, önlemeye çalıştığı belirgin bir sıkıntıya yol açan tekrarlayıcı, ısrarlı düşünceler ya da imajlardır.

    Kompulsiyon (Davranış): Rahatsız edici düşüncelerin ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan, kişinin engelleyemediğini düşündüğü, tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir.

    OKB tanı ölçütlerinde çocukların yetişkinlerden farklılaşan durumu, yetişkinin obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya anlamsız olduğunu kabul etmesiyken, değerlendirme sürecinde çocukların bunu kabul etmesi beklenmez.

    OKB’de Sık Görülen Obsesyon Ve Kompulsiyonlar Nelerdir?

    Obsesyonlar

    • Bulaşma (Kir, Mikrop, Hastalık)
    • Kuşku
    • Sevdiği insanların güvenliğine ilişkin kaygılar
    • Cinsel ya da saldırgan bir eyleme yönelik yineleyici düşünceler
    • Başkalarına zarar verme düşüncesi
    • Simetri
    • Dini obsesyonlar

    Kompulsiyonlar

    • El yıkama
    • Yıkanma,
    • Temizleme,
    • Bulaşmış olduğunu düşündüğü nesneden kaçınma
    • Sayma
    • Kontrol etme
    • Düzenleme
    • Biriktirme

    Çocuk Ve Ergenlerde OKB’nin Yaygınlığı

    Çocukluk çağı başlangıçlı olan Obsesif Kompulsif Bozukluk, çocuk ve ergenlerin %1-2 kadarında görülmektedir. Çocukluk çağında görülen OKB’nin başlangıç yaşı 7-12 arasındadır. Çocukluk dönemimde erkeklerde görülme oranı kızlara göre 1,5 kat daha fazla olmasına karşın bu oran ergenlik döneminde eşittir.

    Çocukluk Çağındaki Tekrarlanan Davranışlarla OKB Belirtileri Karıştırılmamalıdır. Çocukluk Dönemi, hayal dünyasının zengin olduğu bir dönemdir ve bu döneme ait çocuğun gelişimine katkı sağlayan bazı davranışlar vardır Bunlar OKB’deki tekrar eden davranışlardan farklıdır. Örneğin; çizgilere basmamaya dikkat etme, şanslı numaraların olması, işleri belirli bir düzende yapma gibi davranışlar çocukların günlük işlevlerinin içinde yer alan, sosyalleşmeyi arttıran ve kaygıyı azaltan normal davranışlardır.

    OKB’deki Davranışlar

    İçerik olarak; temizlik, istifleme, kontrol etme, tekrarlama biçimindedir. Çocuğun/ergenin çok fazla zamanını alarak işlev bozukluğu yaratır. Sosyal izolasyona neden olacak biçimdedir ve çok fazla rahatsızlık arz eder.

    OKB, Çocuklarda Gelişim Dönemlerine Göre Farklılıklar Gösteren bir Sorundur

    Çocukluk döneminde sıklıkla obsesyonların eşlik etmediği kompulsiyonlar görülebilir. Erken yaşlarda OKB tanısı almış çocuklarda motor sistemle ilgili kompulsif belirtiler (parmak yalama, daireler çizerek yürüme) daha sık görülür. Ergenlerde ise bu durum obsesyonların fazlalığı niteliğinde yani çocuklara göre daha çok sıkıntı veren ve daha az kontrol edilebilir niteliktedir.

    Çocuk ve Ergenlerde OKB’nin Nedenleri

    OKB’nin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte bu alanda yapılan araştırmalar; genetik faktörler, kaygıya yatkın olmak, beyin yapılarındaki işlev bozuklukları ve çevresel faktörlerin etkilerini araştırmaktadır.

    OKB’de Sık Yapılan Düşünce Hataları

    Abartılı Sorumluluk Algısı: Sadece yaptıklarından değil yapmadıklarından da sorumlu hissederler.

    Düşüncenin Aşırı Önemsenmesi: Düşüncelerine aşırı önem verirler. Akıllarına gelen bir düşünceyi hemen dikkate alır, sorgularlar. Sadece düşünmekle o şeyin gerçekleşebileceğine inanırlar.

    Düşüncenin Kontrolü: bir şeyi düşünmek, düşünülen şeyin olmasını istemek anlamına gelir diye düşünebilirler ya da kişinin kendi düşüncelerini kontrol etmesi gerektiğine inanabilirler.

    Abartılı Tehdit Algısı: Olumsuz olayların olması bu durumu arttırabilir.

    Belirsizlik ve Bilinmezliğe Tahammülsüzlük: belirsizliklere ve bilinmezliklere tahammül edemez, kesin sonuçlar bulmaya çalışırlar. Bu sebeple de karar vermekte güçlük yaşarlar.

    Mükemmeliyetçilik: yapılan şeyin hatasız olması gerektiğine inanırlar. Yeterince iyi olduğundan emin olmak için tekrar tekrar yapabilirler. Ailenin mükemmeliyetçi tavırları çocuğun sıkıntısını arttırır.

    OKB Çocuk/Ergenin Hayatını Nasıl Etkiler?

    OKB çocuk/ergenin okul hayatında yarattığı sıkıntı nedeniyle dikkatte azalmalara yol açar. Çocuk/ergen tekrar eden davranışlarla uğraşmaktan derslere vakit ayıramadığı için ders başarısında düşüş yaşayabilir. Ayrıca takıntılı düşünceler gelmesin diye okula gitmekten kaçınabilir.

    Çocuk/ergenin tekrar eden davranışları arkadaşları arasında da alay konusu olabilir. Bunun yanı sıra çocuk takıntılı düşüncelerin getirdiği sıkıntının etkisiyle arkadaşları ile iletişimi kesebilir.

    OKB sorunu olan çocuklar, sürekli onay alma ihtiyacıyla, tekrar tekrar aynı soruları sorarak aile üyelerinde öfke oluşmasına sebep olabilirler. Tekrarlayan davranışların getirdiği yoğunluktan dolayı evdeki sorumluluklarını yerine getirmeyebilirler. Çocuk/ergenin sürekli takıntılı düşünce ve davranışlar ile uğraş halinde olması aile ile çatışma yaşamasına sebep olabilir.

    Bedensel Şikayetler

    • Kalp çarpıntısı
    • Terleme
    • Sık nefes alma
    • Sık idrara çıkma

    Duygusal Şikayetler

    • Endişe
    • Sıkıntı
    • Sinirlilik
    • Kontrolünü kaybetme korkusu
    • Suçluluk
    • Kolay irkilme

    Ebeveynlere Düşen Görevler

    Bu psikolojik sorunla karşılaşmak çocuğun hatası değildir. Çocuğunuzu yapmak zorunda hissettiği davranışları nedeniyle eleştirmeyin, ona öfkelenmeyin. Onun için yapabileceğiniz en iyi yardım tedaviye devam etmesi için onu motive etmektir. Tedavi sürecinde terapistinizden hastalıkla ilgili sizi bilgilendirmesini isteyin. Çocuğunuz problemlerini paylaştığında yargılamadan, ilgiyle dinleyin. Böylece içine kapanmasını engellemiş, onunla ilişki kurmuş olursunuz. Ancak bunu yaparken onsesyon ve kompulsiyonlarını desteklemeyin. Son olarak hastalığın getirdiği belirtiler çocuğunuzun eğitim hayatında problemlere yol açabilir. Bu durumu öfkeyle karşılamak yerine problemi çözmesine yardım edecek yollar sunmak önemlidir.

  • Yetişkinlerde besin alerjisi

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Besinlerin üretilmesi ve hazırlanmasında kullanılan katkı maddelerinin artmasına bağlı olarak besin ile ilgili şikayetler daha sık karşımıza çıkmaktadır.

    Toplumda insanların en az %15-20’sinin alınan bir besinin alımından sonra gıdaya bağlı olarak şikayetlerin oluştuğu belirtilmektedir. Ancak gıda alerjilerinin sıklığı toplumların gıda alışkanlıklarına göre değişse de genelde çocuklarda %2-8 arasında yetişkinlerde % 1-2 civarındadır. Tüm nüfusta ise %2 oranında görülmektedir. Dünyada yapılan birçok çalışmada yıllar içerisinde besin alerjisinde artış olduğu görülmektedir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ Mİ BESİN İNTOLERANSI MI ?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besin reaksiyonlarını iki gruba ayırabiliriz: Birinci grupta aldığımız besinin içeriğinin yapısal özelliklerine bağlı olarak bağışıklık sistemi üzerinde aşırı reaksiyona yol açmadan oluşturduğu, anormal yanıtların bulunduğu “besin (gıda) intoleransı” yer alır.

    Besin intoleransı, bir gıda yada gıda bileşeni tarafından tetiklenen vücudun gösterdiği ters tepkidir. Örnek olarak laktoz intoleransı verilebilir. Bu tür reaksiyonlar laktoz içeren süt ve süt ürünleri alındığında bağışıklık sisteminin etkisinin olmadığı, laktozun vücutta parçalanamamasına bağlı olarak sindirilemeyen veya emilemeyen besin yada besin bileşenlerinden dolayı meydana gelmektedir.

    Örneğin, laktoz intoleransına sahip kişilerin sütteki laktoz şekerini sindirecek laktaz enzimleri bulunmamaktadır. Laktoz intoleransı dünyadaki yetişkin insanların %50’sinde görülen ve en bilinen besin intoleransıdır.

    Bazı kişiler de lezzet artırıcılar ( monosodyum glutamat ) veya koruyucular (sülfit) gibi katkı maddelerine karşı intoleransa sahiptirler. Besin intoleransı semptomları besin alerjisi ile karıştırılabilir. Bu nedenle bir besine gösterilen reaksiyonun nedenlerini belirlemek amacıyla bir alerji uzmanının değerlendirmesi önemlidir.

    İkinci grup ise besinlerle birlikte aldığımızın alerjenlere karşı bağışıklık sistemi aracılığıyla ortaya çıkan aşırı duyarlılık reaksiyonlarının bulunduğu “besin alerjisi” yer alır. Bu aşırı duyarlılık reaksiyonları, bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan immünoglobulin E (IgE) moleküllerinin başrolünü oynadığı erken ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar şeklinde veya bağışıklık sisteminde İmmunglobulin IgE moleküllerinin rol almadığı geç tip reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkabilir. Ürtiker, anjiyoödem, anafilaksi, egzama, eosinofilik gastrit, kolit, enterokolit gibi hastalıkların hepsi besin alerjileri içinde yer alır.

    Besin alerjisi, alınan besinin içinde yer alan alerjene karşı olarak bağışıklık sistemi tarafından oluşturulan aşırı yanıta bağlıdır. Örneğin süt aldıktan sonra vücutta kaşıntı kızarıklık göz kapağı dudakta şişlik sonrasında nefes darlığı, gibi şikayetler sütün içinde yer alan alerjenlere karşı IgE antikorlarının oluşmasına bağlı olarak gelişir. İnek sütüne alerji tanısı konulup daha ciddi reaksiyonlara yol açmadan tedavi edilmelidir.

    Besin alerjileri ölümle sonuçlanabilecek reaksiyonlara yol açabileceği için besinlerin alımından sonra oluşan reaksiyonunun besin intoleransı mı yoksa besin alerjisi mi olduğunun ayırımı mutlaka alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) İNTOLERANSI BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin intoleransı yiyeceklere tahammülsüzlük modern dünyada yaygındır ve nüfusun % 15-20’sini etkilediğini gösteren çalışmalar vardır. Besin intoleransı bağışıklık sistemi üzerinden etkilerini göstermez. Gıda veya gıda bileşenlerinin yapısal özelliklerine, farmakolojik etkilerine, kimyasal yapılarına veya gıdaları parçalayan enzim eksikliklerine, enzim hatalarına yanıt olarak ortaya çıkabilir.

    Gıda intoleransı olanların çoğunda sindirim sistemi ile ilgili şikayetler görülür. Fonksiyonel gastrointestinal bozuklukları olan hastalara en sık görülen irritabl bağırsak sendromunda (IBS) şikayetlerin % 50-84’ü gıda intoleransı ile ilişkili olduğunu görülmektedir.

    Sindirim sistemi ile ilgili olarak artmış gaz, karın ağrısı, şişkinlik veya ishal gibi şikayetlere yol açar.

    Migren, Baş ağrısı, Öksürük, Burun akması, Havada hissetmek gibi sindirim sistemi dışında şikayetlere de yol açabilir.

    Gıda intoleransına yol açan en sık gıdalar içinde Buğday ekmeği , Lahana, Soğan, Bezelye / fasulye, Süt, Baharatlar, Yağ / kızarmış gıdalar ayrıca kahve gibi içecekler karşımıza çıkmaktadır.

    Yetişkinlerde Gıda intoleransının nedenleri nelerdir ?

    1.Gıdaları tamamen sindirmek için enzimler gereklidir. Sindirim sisteminde gıdaları parçalamak için salgılanan enzimlerden bazıları eksik veya yetersiz çalışıyorsa doğru sindirim olmaz.

    Laktoz intoleransı olan insanlarda, süt şekerini (laktoz) daha küçük parçalara ayıran ve bağırsak yoluyla emilmesini sağlayan bir enzim olan laktaz yeterince bulunmamaktadır. Laktoz sindirim sisteminde kalırsa mide ağrısı, spazm, şişkinlik, ishal ve gaz gibi şikayetlerin oluşmasına yol açar.

    Früktozu parçalayan enzimlerin eksikliğinde özellikle meyve veya meyve sularından sonra tekrarlayan karın ağrısı, bulantı, kusma ve kan şeker düşüklüğü gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

    Tüm gıdaların sindirimi için bir enzim gerektirir. Früktoz intoleransı, laktoz intoleransı gibi enzim eksikliklerine bağlı şikayetleri besin alerji ile karışır. Enzim eksiklikleri gıda intoleransının bir nedenidir.

    2.Gıdalar ve içeceklerin içinde yer alan kimyasal maddeler, bazı peynirlerde bulunan aminler ve kahve, çay ve çikolata bulunan kafein çeşitli şikayetleri yol açabilir. Bazı kimseler bu kimyasallara diğerlerinden daha duyarlıdır. Örneğin kahve içtiğinde çarpıntı atakları oluşabilir.

    3.Gıdaların doğal yapıları içinde toksik etkiye sahip olan kimyasallara sahiptir ve bu da diyare, mide bulantısı ve kusmaya neden olur.

    Az pişmiş fasulye, son derece hoş olmayan sindirim problemlerine neden olabilecek aflatoksinleri içerir. Tamamen pişmiş fasulye toksin içermez. Dolayısıyla bazen fasulye yediklerinde tepki verebilirler.

    4.Düzgün depolanmamış olan balık gibi bazı gıdalar “çürüme ve bayatlaması” nedeniyle histamin birikimine neden olabilir. Gıdalar içinde biriken histamin cilt döküntüleri, karın krampları, ishal, kusma ve mide bulantısı yol açabilir. Genellikle belirtiler anaflaksiye benzer güçlü bir reaksiyona yol açar.

    5.Bazı gıdaların içinde yer alan salisilat normal kişilerde soruna yol açmazken bazı salisilat duyarlı kişilerde tepki olarak vücutta kaşıntı kızarıklık kabarıklık nefes darlığı baş dönmesi gibi şikayetler oluşur. Salisilatlar, zararlı bakterilere, mantarlara, böceklere ve hastalıklara karşı savunma mekanizması olarak bitkilerde doğal olarak üretilen salisilik asit türevleridir.

    Salisilatlar, meyve ve sebzelerin çoğunda, baharat, otlar, çay ve lezzet katkıları dahil çoğu bitki kaynaklı gıdada bulunur. Nane aroması, domates sosu, çilek ve narenciye özellikle yüksek seviyelerde salisilat içeriğine sahiptir. Tat katkılarıyla işlenmiş gıdalar genellikle yüksek düzeyde salisilatlarda içerirler.

    6.Gıdaları içine konulan katkı maddelerine intolerans son otuz yılda giderek artan bir sorun haline geldi, çünkü giderek daha fazla sayıda gıda katkı maddeleri içeriyor.

    Gıdaları içine konulan katkı maddeleri gıdaların tatlarını arttırmak, gıdaları çekici kılmak ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır. Özellikle içlerinde nitritler, monosodyum glutamat, sülfitler, bazı renklendirici maddelerle reaksiyonlar tarif edilmiştir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ( GIDA ) ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NEDİR ?

    Besin alerjisi besinlerin alımından sonra bağışıklık sisteminin vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak ortaya çıkar. Besin alerjilerine bağlı şikayetler bağışıklık sistemi üzerinde IgE üzerinden veya IgE’ den bağımsız olarak ortaya çıkar. Çocukluk yıllarında itibaren görülen besin alerjileri hayatımız boyunca karşımıza çıkabilir ve hayatın geç döneminde ortaya çıkan besin alerjileri genellikle geçmez

    Besin alerjisi alerjik besinin çok az miktarda alımından sonra çok ciddi olabilen ve hayati tehlike oluşturabilen bir reaksiyonlara neden olabilir.

    Besin alerjileri ne gibi şikayetlerle karşımıza çıkar ?

    Besin alerjisinde, şikayetler vücudumuzun bir çok organında kendini farklı şekilde ortaya koyabilir. Besin alerjilerinde alerjik olunan besinin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, egzama belirtileri şeklinde görülebileceği gibi akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı dışkılama, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi daha ciddi hayatı tehdit eden şikayetlere neden olabilir.

    Besin alerjilerinde çıkan şikayetlerin sıklığı organlara göre bakılacak olursa cilt ve sindirim sistemini en çok etkilenen organdır fakat diğer sistemlerde de çeşitli şikayetleri yol açar

    Cilt üzerinde görülen şikayetlere bakacak olursak Ürtiker, anjiyoödem, Kaşıntı, Kızarıklık/Flushing, Atopik dermatit görülebilir

    Sindirim sisteminde görülen belirtiler :Dil dudak ve ağız içinde kaşıntı ve/veya ödem, Bulantı, Kusma Karın ağrısı, Kusma reflü, İshal sayılabilir

    Kardiyovasküler sistemde: Çarpıntı/Taşikardi, Baş dönmesi, Bilinç kaybı / bayılma, Hipotansiyon gibi ciddi hayatı tehdit eden şikayetler görülebilir.

    Solunum sisteminde: Burun tıkanıklığı, kaşıntısı, akıntısı hapşırma ve ses kısıklığı küçük dilde şişlik laringeal ödem gibi üst solunum yoluna ait şikayetler olabilir veya daha ciddi olan öksürük nefes darlığı hırıltı göğüs sıkışması gibi astım şikayetleri ile birlikte görülebilir.

    Gözlerde kaşıntı kızarıklık akıntı ile ağıda metalik, uterusda kasılma, fenalık hissi gibi şikayetlerde görülebilir.

    Besin alerjileri görüldüğü gibi birçok sistemde üzerinde çeşitli şikayetlerle kendini gösterebilir. Bazen bir ürtiker bazen de daha ciddi olan alerjik şok ile karşımıza çıkabilir.

    Besin alerjisi hangi klinik tablolarla karşımıza çıkar?

    Besin alerjilerinin ortaya çıkmasında bağışıklık sistemi üzerinde IgE ile bağlantılı erken tip (Tip I) mekanizmalar veya IgE ile bağlantılı olmayan gecikmiş tip (Tip IV) mekanizmalar son derece önemlidir ve buna bağlı çeşitli klinik tablolar ortaya çıkar. Ayrıca bu iki mekanizmanın eşlik ettiği klinik tablolarda görülür

    Besin alerjisinde erken tip (Tip I) bağışık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Ürtiker ( kurdeşen ), Anjiyoödem, morbiliform rash ( cilt döküntüleri ), Oral alerji sendromu, akut gastrointestinal spazm, alerjik rinokonjuktivit, akut bronkospazm, baş dönmesi/ bayılma, gıda ile ilişkili egzersizin indüklediği anafilaksi veya anafilaktik şok sayılabilir.

    Besin alerjisinde gecikmiş tip ( TİP IV ) bağışıklık sistemi ile ilişkili ortaya çıkan klinik tablolar

    Kontakt dermatit, dermatitis herpetiformis, besin proteininin neden olduğu kolit, proktokolit ve enteropati senromu, ayrıca çölyak ( celiac ) hastalığı ve akciğerde besin proteinlerinin yol açtığı pulmoner hemosiderosiz ( heiner sendromu ) sayılabilir.

    İki mekanizmanın birlikte yol açtığı klinik tablolar içinde

    Atopik dermatit alerjik eosinofilik özofajit, gastroenterit ve astım yer almaktadır.

    Besin alerjilerinin hangi mekanizmalarla oluştuğu ayırt etmek özellikle tanı koyarken hangi testleri yapmamız gerektiğini ve nasıl bir tedavi planı oluşturacağımız konusunda yardımcı olur.

    Yetişkinlerde besin alerjisinin nedenleri nelerdir ?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjileri hayatımız boyunca karşılaştığımız her gıdaya bağlı olarak gelişebilir. Özellikle çocukluk yıllarında ilk karşılaştığımız gıda olan inek sütü alerjisi en sık görülen besin alerjisidir.

    Çocukluk yıllarında besin alerjisine yol açan gıdalar

    -İnek sütü ve diğer hayvanların sütleri

    -Yumurta

    -Soya

    -Buğday

    -Yer fıstığı

    -Ağaç fıstıkları (Badem, ceviz, fındık gibi)

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları olarak karşımıza çıkarken

    Yetişkin yaşlarda en sık besin alerjisine yol açan gıdalar

    -Yer fıstığı

    -Fıstık

    -Balık

    -Kabuklu deniz hayvanları

    -Buğday

    -Soya

    -Yumurta

    -İnek sütü olarak karşımıza çıkar

    Besin alerjileri hayatın her döneminde görülür çocukluk yıllarında oluşan besin alerjileri ileri yıllarda kaybolurken yetişkin yaşlarda görülen besin alerjisi kaybolmaz hatta anafilaktik şok gibi ciddi hayatı tehdit eden klinik tablolara yol açar.

    Yetişkinlerdeki besin alerjisi için risk faktörleri nelerdir ?

    Besin alerjisinin ortaya çıkmasında bazı risk faktörlerinin olduğu konusunda birçok çalışma vardır. Bunlar içinde en çok üzerinde durulanlar

    Cinsiyet özellikle çocukluk yıllarında erkeklerde daha sık görülür

    Irk / etnik yapı (beyaz çocuklarla karşılaştırıldığında Asya ve siyah çocuklar arasında artış göze çarpmaktadır),

    Genetik de yapı ailesinde besin alerjisi olanlarla daha sık görülmektedir.

    Atopik alerjik yapıya sahip kişilerde besin alerjisi daha sonraki yıllarda görülebilir. Alerjik astım olan özellikle ağır astım olan kişilerde daha şiddetli gıda alerjisi reaksiyonları görülür.

    D vitamini yetersizliği son yıllarda üzerinde daha fazla durulmaktadır. D vitamin yetersizliğinde besin alerjisinin daha sık görüldüğü konusunda çeşitli çalışmalar vardır. D vitamini besin alerjisine karşı koruyucu özelliği vardır.

    Tükettiğimiz gıdalardaki yağ asitleri (omega-3-çoklu doymamış yağ asitlerinin tüketiminin azalması),

    Antioksidan tüketiminin azalması,

    Mide asit azaltıcı ilaç kullanımı (alerjenlerin sindirimini azaltmak),

    Obezite

    Hijyen ortamda büyüyenlerde tüm alerjik hastalık gibi besin alerjisi riski de daha fazladır.

    Gıdalara maruz kalmanın zamanlaması ve yolu önemli risk faktörleri arasında sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Günlük hayatımızda aldığımız besinlerin neden olduğu her türlü olumsuz etkiyi besin alerjisi olarak tanımlamak sıklıkla yapılan hatalardan biridir. Besinleri alırken bizzat besinin kendisinin ya da besinlerle birlikte alınan başka etkenlerin, bağışıklık sistemimiz üzerinde etkisi olsun veya olmasın oluşturduğu tüm anormal tabloları besin reaksiyonları başlığı altında toplamak doğru olur.

    Besinlerin alımından sonra oluşan besin reaksiyonları besin intoleransı ve besin alerjisi olarak ikiye ayrılır bu yüzden hastanın şikayetlerinin hangisine bağlı olduğunun tespit edilmesi gereklidir.

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir. Bu yüzden besin alerjisinin tanısını koymak çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tanısının koymak yapılması gerekenler dikkatli bir anamnez, fizik muayene ile birlikte eliminasyon diyeti, deri testler, kan testleri ve gıda provakasyon testlerinde oluşur.

    Besin alerjisi tansını koymak için en önemli basamak diğer tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi hastadan detaylı bir anamnez almaktır. Besin alerjisinde ortaya çıkan şikayetler çok çeşitli olabileceği için eğer şikayetlerini besinlerle ilişkilendiriyorsa bazı soruların sorulması ve cevaplarına göre testlerin yapılması gerekecektir.

    Besin alerjisi tanısında özellikle şu sorular çok önemlidir.

    -Alerjik reaksiyona yol açan gıda ve miktarının ne kadar olduğu

    -Alerjik reaksiyon ile gıda alımı arasındaki süre ayrıca ilk ortaya çıkan ve sonraki şikayetleri

    -Besin ile daha önce şikayetinin olup olmadığı

    -Besin alımı ile birlikte alerjinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran nedenler var mı (Alkol/Egsersiz/İlaç )

    -Astım ve Alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıklarının olup olmadığı çünkü polenler ile mevye ve sebzeler arasında çapraz reaksiyon vardır.(Oral alerji sendromu )

    – Aynı besinle karşılaştığında tekrar olup olmadığı sorulabilir.

    Hastalardan bir günlük tutmaları önemlidir. Hangi gıdaları yediğini, belirtilerin neler olduğu ve ne zaman ortaya çıktıklarını yazmaları önerilir. Hastalar tarafından oluşturulan günlüğün doktora verilmesi sonrasında hangi gıdaların istenmeyen reaksiyonlara neden olduğu ve bu gıdanın diyetten uzaklaştırılması ile şikayetlerin ortadan kalkmasına bağlı olarak besin alerjisine yol açan sorunlu gıdanın saptanabilir.

    Yetişkinlerde besin alerjisi tanısı için yapılacak testler nelerdir?

    Besin alerjisini belirtileri olan kişiler için uygulanacak ciltten gıda alerji testi, kandan gıda alerji testi, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testler sadece alerji uzmanları tarafından yapılmalıdır.

    Besin alerjisi testi ciltten yapılması çok değerlidir. Besin alerjisinde cilde uygulanan alerji deri testi le erken tip oluşan reaksiyonlar görülebilir. Ciltten yapılan testler 15-20 dakika içinde sonuç verir. Daha doğru sonuç verir. Bu nedenle besin alerjisi teşhisinde genellikle tercih edilen ciltten alerji testidir.

    Kanda gıda alerji testleri cilt testlerine göre daha az duyarlılığa sahiptir daha çok cilt testi yapılamadığı durumlarda ve riskli durumlarda tercih edilir.

    Besin alerjilerinin tanısında daha az tercih edilen fakat kesin tanı koyduran test gıda provakasyon testleridir. Alerjik olduğu düşündüğümüz gıdanın hastaya verilmesinin içeren bu testler sırasında ciddi reaksiyonlar görülebileceği için gerekmedikçe yapılması önerilmez ve mutlaka alerji hekimlerinin kontrolünde yapılması gerekir.

    YETİŞKİNLERDE BESİN ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

    Besin alerjisi vücudun bağışıklık sisteminin besinler karşı verdiği anormal yanıttır. En sık çocukluk döneminde görülmekle birlikte hemen her yaşta görülebilir. Besin alerjileri çocukluk yıllarında daha çok karşımıza çıkmasına rağmen ileriki yıllarda ortaya çıkan besin alerjileri daha ciddi klinik tablolara yol açabilir.

    Besin alerjisine bağlı şikayetleri olan hastaların tetkikleri yapıldıktan sonra tanısı konulduğunda tedavisinin nasıl yapılacağı da çok önemlidir.

    Besin alerjisinin tedavisinde mevcut yaklaşım, alerjenin önlenmesi ve alerjik reaksiyonların derhal tedavi edilmesine dayanmaktadır. Bu tedavi ilkelerinde en önemli kısmı hasta eğitimi oluşturur.

    Besin alerjisine sebep olan gıdaları ortadan kaldırmak, gıda alerjilerinin başlıca tedavisidir, ancak bu gıdaların aşırı derecede ortadan kaldırmak bazen bebeklerde büyüme gelişme geriliğine yol açabilir.

    Gıda eliminasyonu bazen de beslenme dengesizliğine neden olabilir. Hastalar, eliminasyonundan ötürü diyetlerinde eksilttiği gıdanın yerine alerjisi olmayan besin maddeleri ile tamamlamaya yönlendirilmelidir.

    Alerjik gıdaların diyetten kaldırılması hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesini çok düşürür. Diyetisyen, yardım alarak hasta ile yaşayan alerjik olmayan aile bireyleri de göz önünde bulundurulmalı, alerjik gıdanın ortadan kaldırılması konusunda hastayı bilgilendirilmek gerekirken aynı zamanda ailenin diğer bireyleri ile birlikte nasıl yemekleri yiyebileceğinin yolları gösterilmelidir.

    Alerjik maddeler içeren işlenmiş gıdaların sebep olduğu sağlık tehlikelerini önlemek amacıyla paketlenmiş işlenmiş gıdalardaki alerjik maddeleri gösteren etiketlenmesi yapılır, fakat etiketleme de bulaş miktarda olanlar az olan gıdalar her zaman etiketlendirilmediğine dikkat edilmelidir. Hastalar, yanlışlıkla alerjisi olan gıdaları yememeleri için, yiyecek etiketlerini satın almadan önce mutlaka kontrol etmeleri gerekir.

    Bireyler birbirlerinden yaş, cinsiyet, aktivite, ailesel geçmiş ve hastalık durumları gibi çeşitli yönlerden farklılık göstermektedir. Bu yüzden genel ilkeler yanında planlanacak olan beslenme bireye özgü olmalıdır.

    Besin alerjilerin ilaç tedavisi erken reaksiyonları ortadan kaldırmak veya daha ciddi lezyonlara ilerlemesini engellemek için gereklidir.

    Besin alerjilerinde oluşan reaksiyonları ortadan kaldıran antihistaminikler hastanın sadece şikayetlerini ortadan kaldırır alerjik yapısını ortadan kaldırmaz. Antihistaminikler tedavide sadece şikayetleri olduğunda verilmelidir.

    Besin alerjilerinde alerjik reaksiyonlar bazen ölümcül hayatı tehdit edici düzeye oluşabilir. Alerjik şok tablosu acil hastanede tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Alerjik besinleri yanlışlıkla aldığında oluşabilecek böyle durumlar için hastaya mutlaka yanında taşıması gerekli olan adrenalin otoenjektörü yazılır.

    Adrenalin otoenjektörü hayat kurtarıcıdır ve hastanın kendisine ilacı nasıl ve hangi durumlarda yapacağı gösterilmelidir.

  • Sınav Başarısızlığı

    Sınav Başarısızlığı

    Ailelerin tutum ve davranışları çocukların eğitim hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ülkemizde iyi bir eğitim için zorlu sınav süreçleri yaşanmaktadır. Bu sınav süreçlerinde, özellikle ailelerin, çocuklarına destek olmaları gerekmektedir.  Çocukların davranış ve duygularında sağlıklı bir gelişim süreci sağlamak için ailelere büyük görev düşmektedir. Özellikle sınav dönemleri sadece çocuklar için değil aileler için de zorlu bir süreçtir. Sınav kaygısının yarattığı sınav başarısızlığı ile aile tutumları arasında ilişkilendirme yapılabilinir. Aileler, çocuklarına sevgi ve saygılı tutumlar gösterdiklerinde çocuklarının gelişimlerini olumlu yönde etkileyebilirler. Bu durum sonucunda ise çocuklar sorumluluk almakta zorluk çekmedikleri gibi amaç ve hedeflerini kendileri yönetebilirler. Ailelerin bu tutumu çocukların özgüven kazanımı ve ifade becerisini geliştirmekte, yaşanabilecek çatışmaları azaltmaktadır.   Aileler çocuklarına kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri özgür ortamlar sağlamalılardır. Özellikle ders çalışmasını olumlu yönde etkileyecek faktörlerden biri olan çalışma odası, çocuğun dikkatini dağıtmayacak şekilde olmalıdır. Ayrıca aileler, çocuklarının okul ortamlarında yaşadığı sorunlara çözüm odaklı yöntemler bulmalılardır. Bu durumun daha etkili ve yeterli olması için aileler Danışma Merkezlerinden veya Rehberlik Merkezlerinden yardım alabilirler. 

    Aileler çocuklarının çalışma isteklerini arttırıp onları cesaretlendirererek kaygılarını giderebilirler. Ailelere düşen en büyük görevlerden biri, çocuklarından beklenti içine girerken onlara olan güven duygularını kaybetmemeleridir. Bununla birlikte çocuklarının kapasitelerini farkında olup beklentilerini bu kapasiteye göre oluşturmalılardır. Çünkü birçok aile kendi amaç ve isteklerini çocuklarına yükleyerek onlardan beklenti içine girebilir ve bu durum çocukların kaygılarını arttırabilir. Aileler,  bir uzman yardımıyla çocuklarının kapasitelerini anlayabilirler. Bir başka deyişle bu durum beklentileri kontrol altına alarak çocuklarını zorlamamakla ilişkilendirilebilir. Aile tutumları olumsuz olduğunda, sınav kaygılarında artış görülebilmektedir. Aynı zamanda, çocukların sınavlardan başarısız olma korkuları, bireysel ve ruhsal sorunlar sonucunda da ortaya çıkabilir. Bu psikolojik gelişim döneminin olumlu geçebilmesi için ailelerin çocuklarına psikolojik destek sağlamaları oldukça önemlidir. Özellikle ailelerin çocuklarını olumlu yönlendirmeleri ve onlara inanıp teşvik etmeleri, çocukların kaygı ve stres düzeylerini azaltabilir. Her çocukta belli bir düzeye kadar olması gereken kaygı durumu bulunmaktadır. Olması gerekenden yüksek kaygı durumunun nedeni aslında çocukların kendilerine olan özgüvensizlikleriyle ilişkilendirilebilir. Bu özgüvensiz durum ailelerin tutumları sonucu oluşabilir. Bu yüzden diyebiliriz ki, yüksek kaygı durumu başarıyı olumsuz yönde etkilediği gibi sınav başarısızlığına da sebep olabilir. Çocuklar ailelerinin beklentilerini karşılayamamaktan ve eleştirilmekten korkabilirler. Bu gibi durumlar çocuklarda özgüvensizliğin artışına sebep olabilir. 

    Bununla birlikte, ailelerin çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmamaları gerekir. Karşılaştırma sadece çocuğun kendisiyle yapılmalıdır. Çocukların suçlanarak eleştirilmesi de sınav başarısızlığına sebep olabilir. Özellikle, aşırı koruyucu, mükemmeliyetçi, baskıcı tutarsız ve ilgisiz aileler çocukların sınavda başarısız olmasına sebep olabilir. Bu yüzden,  Demokratik aile tipi çocukların psikolojik gelişimi için en önerilen aile tipidir. Bu aileler, çocuklarından beklentilerini yüksek tutmalarına rağmen çocuklarına karşı sıcak ve duyarlı davranış sergilerler. Hem çocuklarına kurallar koyar hem de çocuklarının fikirlerine değer vererek onlarla fikir alışverişi yapabilirler. Demokratik aileler, çocuklarına destekleyici tutum gösterirler ve yakın ilişkiler kurarlar. Bu sayede çocukların öz yeterliliği ve özgüveninde artış gözlemlenebilir. Çocukların sınav sürecinde başarısızlık kaygısını azaltmak için temel gereklilik mutluluklarıdır.  Bu yüzden aileler çocuklarıyla ilgilenerek onları sorgulamaktan kaçınmalıdır. Çocukların zamanı etkin kullanmaları, konsantrasyon sağlamaları, doğru planlamalar yapmaları, rekabet kontrolü sağlamaları ve dikkat eksikliğini engellemeleri sınav başarısızlıklarını azaltabilir. Kaygının dengeli hale getirilmesi durumunda da başarıda artış gözlemlenebilir. Çocukların motivasyonunu arttıracak bir diğer etken ise sınavda başarısız olmaları durumunda da ailelerinden herhangi bir sevgi eksikliği görmeyeceklerini biliyor olmalarıdır. Çocuklara, aileleri tarafından gösterilen empati ve inanç, sınav kaygı durumunu engelleyebilen başka bir sebep olarak gösterilebilir. Bu yüzden diyebiliriz ki, çocukları dinleyerek onlara anlayış göstermek sınav kaygısını azaltabilir.  Son olarak ailelerin çocuklarına olan yapıcı konuşma tarzları ve sınavların bir ‘’son’’ olmadığını belirtmeleri de sınavda başarıyı yükseltebilecek bir faktör olarak gösterilebilir. Özetle, ailelerin çocuklarına bu zorlu sınav süreçlerinde uyguladıkları her türlü psikolojik destek, güven, sevgi, saygı ve anlayış tutumları çocukların sınavda daha büyük başarı göstermesini sağladığı gibi sınav kaygı durumlarını da azaltabilir.

  • Yetişkinlerde polen alerjisi

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Çiçek tozu olarak ta bilinen polenler aslında çiçeklerin üreme tohumlarıdır ve her sene milyonlarcası doğaya yaşadığımız çevreye salınmaktadır. Gözle görülemeyecek kadar küçüktürler. Polenler bildiğimiz gibi rüzgar ile veya arılar, böcekler aracılığı ile yayılır. Çevremizde bulunan rengarenk, kokulu bitkiler özellikle süs bitkilerinin polenleri yapışkan ve ağır olup böcekler tarafından taşınırlar, havada yaygın bulunmazlar. Alerjik yapıya sahip kişiler ancak bu bitkilere çok yaklaşırsa şikayete yol açabilir. Hastaların bu bitkilerden uzak kalması şikayetlerin oluşumunu engeller.

    Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Çiçeksiz yeşil bitkilerin polenleri rüzgarlarla taşınır. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 kilometreden daha fazla alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Bu yüzden alerjik yapıya sahip kişiler şikayetlerinin rüzgarlı havalarda çok arttığını söylerler.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ ( SAMAN NEZLESİ ) NASIL GELİŞİR ?

    Alerjik yapıya sahip insanlarda özellikle bahar ayları ile birlikte polenlerin solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan burun akıntısı, kaşıntısı, tıkanıklık hapşırma ve gözlerde kaşınma gibi şikayetler polen alerjisi olarak adlandırılır aynı zamanda saman nezlesi de denir.

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Her bitkinin polen yayılma dönemi farklılık gösterir. Doğada gördüğümüz bitkilerden ortama yayılan polenleri çayır polenleri, ağaç polenleri, ve yabani ot polenleri olarak ayırabiliriz. Bu polenler her sene İklim şartları değişse bile ve bölgenin bitki yapısına bağlı olarak:

    Ağaç polenleri: şubat-nisan aylarında

    Çayır polenleri : mayıs-temmuz aylarında

    Yabani ot polenleri: ağustos –ekim aylarında havaya yayıldığı kabul edilir.

    Polen alerjisinde olduğu gibi diğer alerjik hastalıklarda da geçerli olan alerjik yanıt kişide var olan bir genetik yatkınlığa, çevresel faktörlerinde katkısıyla, ortaya çıkan bozulmuş bir bağışıklıktır. Alerji vücudun bağışıklık sisteminin, dış ortamdan vücudumuza giren polen gibi alerjen adı verilen maddelere karşı oluşturduğu istenmeyen zararlı aşırı bir yanıttır.

    Polenler vücudumuz tarafından yabancı madde olarak algılanır ve bu yabancı maddeleri karşı vermiş olduğu aşırı yanıta bağlı olarak birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Polen mevsiminin başlaması ile birlikte ortaya çıkan polen alerjisi birçok şikayete daha yol açabilir. Özellikle uzun yıllar polen alerjisi olan hastalarda diğer organlarda da oluşan hasarlara bağlı olarak birçok şikayet karşımıza çıkar.

    Bunlar nelerdir:

    -Geniz akıntısı özellikle hastalar tarafından geçmeyen boğazın arkasında balgam olarak söylenir.

    -Öksürük uzun yıllar şikayeti devam eden hastalarda geniz akıntısı ile birlikte zamanla ortaya çıkar

    -Yorgunluk devamlı uyku düzeni bozulan hastalarda en önemli şikayetlerdendir.

    -Burun kanaması burunda oluşan harabiyetin neticesinde görülebilir.

    -Öğrenme güçlüğü konsantrasyon bozukluğu yaşayan bir çok hastada özellikle çocukluk yıllarında daha fazla karşımıza çıkar

    -Gözde sulanma, kaşınma ve konjunktivit alerjinin göz ve çevresinde verdiği zarara bağlı gelişir.

    -Sık sinüzit solunum yolunda alerjik rinit ile birlikte sinüslerde oluşan hasara bağlıdır

    -Ağız kokusu devamlı özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda geniz akıntısı ile birliktedir.

    -İşitmede azalma alerjinin kulak üzerinde yaptığı hasara bağlı olarak alerjik rinit ile birlikte görülür.

    -Tat ve koku bozukluğu burun tıkanıklığı ile birlikte görülür.

    -Boğazda kaşıntı ve sık tekrarlayan farenjitler yine ağızdan nefes almaya bağlı gelişir.

    -Diş çürümesi çocukluk yıllarında olduğu gibi yetişkinlerde de ağızdan nefes almaya bağlı olarak daha fazla görülür.

    -Nefes darlığı ve hırıltı alerjik rinit alt hava solunum yollarını etkilemesine bağlı olarak astım şikayetleri başladığında görülür.

    -Horlama özellikle geceleri ağızdan nefes alan hastalarda sık rastlanılan şikayetlerden biridir. İlerleyen yıllarda uykuda nefes durması ile karşımıza çıkabilir.

    YETİŞKİNLER POLEN ALERJİSİ VARSA NE YAPMALI ?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte burun akıntısı kaşıntı tıkanıklık hapşırma gözlerde kaşıntı kızarıklık şikayetleri başlar. Şikayetleri her sene artış gösterip zaman içinde öksürük nefes darlığı hırıltı gibi astım belirtileri ortaya çıkabilir.

    Polen alerjisi belirtisi olan yetişkin hastaların alerji uzmanına gitmesinde fayda vardır. Polen alerjisi belirtileriniz varsa teşhisin konulması için incelenmesi ve alerji testlerinin yapılması gerekir.

    Alerjik hastalıklardan birisi olan polen alerjisi diğer hastalıklarda olduğu gibi birçok organ üzerinde etkilidir. Burun akıntısı tıkanıklık hapşırma şikayetleri başladığında çoğu kez KBB hekimlerine gidilir fakat hastalık sadece burun boğaz ile sınırlı değildir. Gözlerde kaşıntı sulanma olduğunda göz hekimlerine gidilir fakat alerji sadece gözlerimizde sınırlı kalmayacaktır. Nefes darlığı hırıltı geliştiğinde astım tanısı ile göğüs hastalıkları tarafından veya yanında eşlik eden egzama atopik dermatiti şikayetleri için dermatoloji tarafından izlenir. Alerjik hastalıklarında tanısı ve tedavisi alerji uzmanları tarafından yapılması bu yüzden çok önemlidir.

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi doğru teşhisi konulursa doğru ilaçlar ile polen alerjisinin belirtileri kontrol altına alınabilir ve birçok hekime gitmek gerekmez. Alerji uzmanları tarafından hangi alerjenlere alerjisi olduğu ve nasıl tedavi edileceği ve alerji aşısı gerekip gerekmediği ortaya çıkarılır.

    POLEN ALERJİSİ BELİRTİNİZ VARSA DOKTORA GİDERKEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIZ ?

    Bahar mevsiminin de polenlerin ortaya çıkması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şikayetleriniz varsa bu şikayetlerinizin alerjik olup olmadığının ortaya konması gereklidir. Polen alerjisi ile uyumlu şikayetlerinizin teşhisi için alerji doktoruna gitmeye karar verdiyseniz nasıl hazırlık yapılacağı hakkında bilgi vermeye çalışacağız

    Polen Alerjisi için Alerji Uzmanına mı gitmeliyim

    Alerji uzmanları diğer alerjik hastalıklar ile birlikte polen alerjisi teşhisinde çok deneyimli ve bu konuda özel eğitim alan aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı olan doktorlardır. Bu nedenle mümkünse alerji uzmanına gidilmesinde fayda vardır.

    Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Örneğin burun tıkanıklığı olan hastaların bir kısmının bu şikayetleri troid bezinin az çalışmasına bağlı ( hipotiroidi ) olabilir. Tiroide bağlı hastalığının tedavi edilmesi gerekli olduğunun önemi anlatılmadır. Alerji uzmanları aynı zamanda iç hastalıkları uzmanlarıdır.

    Alerjik rinit için Doktora gitmeden Önce Bazı İlaçları Kesmesiniz

    Polen alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse daha önce kullanmış olduğunuz alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antidepresanların bir kısmı özellikle antihistaminiklerin kesilmesi gerekir. Polen Alerjisi teşhisi için alerji testi gerebilir ve ne yazık ki bu ilaçlar da alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için doktora sorularak en az 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir. Burun spreyleri ve nefes açıcı spreyler alerji testini etkilemez. Kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca diğer hastalıklarınız için hastanın kullanmış olduğu tansiyon ilaçları, tiroid veya diyabet ilaçlarını kesmeniz gerekmez. Antibiyotik kullanıyorsanız kesmenize gerek yoktur.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Polen Alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TANISI NASIL KONULUR?

    Kendini hissettirmeye başlayan bahar mevsimi çoğumuzu mutlu ediyor. Ancak alerjisi olanlar için bahar mevsimi her tarafta uçuşan polenler; burun akıntısı, hapşırmalar, gözlerde kızarıklıklar ve kaşıntılar uykusuz geceler gün için devam eden yorgunluk anlamına geliyor.

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Sizler için polen alerjisi teşhisi için neler yapılması gerektiğini ve testlerin nasıl yapılacağını cevaplamaya çalıştık

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi niçin Önemlidir ?

    Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma her zaman polen olmayabilir. Alerji uzmanlarına gittiğinizde şikayetlerinizin alerjik olup olmadığı veya diğer hastalıklarla ilişkisinin olup olmadığının da teşhisi konulacaktır. Polen alerjisi teşhisi konulduğunda tedaviniz değişecektir ve ileri astım gibi diğer hastalıkların oluşması önlenebilir. Bu nedenle polen alerjisi teşhisi konulması önemlidir.

    Yetişkinlerin Polen Alerjisi Teşhisi için Muayene nelere bakılmalıdır?

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte ortama polenlerin yayılmasına bağlı olarak her sene aynı dönemlerde burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve arka arkaya hapşırma şikayetlerinin ortaya çıkması polen alerjisi için önemlidir

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için dikkatli bir hikaye alındıktan sonra hastanın genel bir muayenesi yapılır eşlik edebilecek diğer hastalıklar açısından muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte astım olabileceği için solunum sistemi muayenesi kulakta akıntısı sinüzit ve farenjit olabileceği için üst solunum yollarına bakılmalıdır. Dikkatli burun muayenesi yapılmalıdır. Polen alerjisi ile birlikte olabilen egzama yönünden de incelenmelidir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisinde Hangi Testler yapılır.

    Yetişkinlerde polen alerjisi teşhisi için bazı testler yapılır. Bu testler içinde en önemlisi alerji deri testleridir. Alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte polen alerjisi teşhisi için genelde 2-3 yaşından sonra tüm yetişkinlerde yapılabilir. Alerji testi için en çok deri prick test dediğimiz ciltten yapılan testler tercih edilir fakat bazen deri testi yapılamayan hastalarda kandan da alerji testleri yapılabilir. Ciltten yapılan testler daha doğru sonuç vermektedir.

    Bahar ayları ile birlikte şikayetleri başlayan hastalarda polenler tek tek değerlendirilmesi gereklidir. Polen alerjisi teşhisi koyarken yaptığımız testlerde hastanın hangi polen veya alerjen ile şikayetinin oluştuğunun ortaya konulması hastaya başlanacak olan alerji aşıları için son derece önemlidir. Bu yüzden alerji deri testleri alerji uzmanları tarafından yapılıp değerlendirilmelidir.

    Alerji testi dışında bazen sümük tahlili, kan tahlili ve alerjik astım şüphesinde solunum fonksiyon testleri gerekebilmektedir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Teşhisi Bir Deneyim Gerektirir

    Polen Alerjisi şikayetleri olan yetişkinlerde sadece bir testle teşhisi konulmaz. Teşhis bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Polen alerjisi belirtileri, öykü ve alerji testleri ve diğer testlerle birlikte değerlendirilip kesin teşhis konulması gerekmektedir. Hastanın şikayetleri ile yapılan deri testlerinde uyumsuzluk varsa diğer testlerden ve tetkiklerden faydalanmak gereklidir. Polen Alerjisi teşhisinde kullanılan alerjenler ve bu alerjenler karşı deri testlerinde görülen pozitif yanıt, hastanın uzun süre devam edebilecek tedavisi için çok önemlidir. Bu teşhisin konulması ve tedavinin planlanmasında deneyim ve eğitim çok önemlidir.

    YETİŞKİNLERDE POLEN ALERJİSİ TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Polen alerjisi sadece burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma şeklinde kalmaz ne yazık ki ileri yıllarda diğer sağlık sorunlarını beraberinde getirir. Polen Alerjisi olan yetişkinlerde teşhis konulması için alerji testleri yapılması gerekir. Polen Alerjisi teşhisi konulduktan sonra diğer bir önemli sorun nasıl tedavi edileceğidir. Bu makalede tedavi hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisi için neler yapılmalı?

    Alerjik hastalıkların hepsinde olduğu gibi polen alerjisinde de tedavi korunma tedavisi, ilaç tedavisi, alerji aşısı, tamamlayıcı tedavi ve eğitim olmak üzere birçok faktör vardır.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Korunma Tedavisi nedir ?

    Alerjik hastalıklarda duyarlı olduğumuz alerjenlerle temas sonrasında ortaya çıktığı için polen alerjisinde korunma tedavisi şikayetlerin ortaya çıkmasına yol açan nedene yönelik yapılmaktadır. Hangi alerjene karşı duyarlılığımız oluştuysa o alerjene karşı korunma yapılır.

    Bahar aylarında polenlerin ortama yayılması ile birlikte burun akıntısı kaşıntısı tıkanıklık şikayetleri ortaya çıkar. Polen alerjisi veya saman nezlesinin oluşumunda önemli olan polenler havada yaygın bulunan ve rüzgar ile yayılan polenlerdir. Bu polenler rüzgar ile kilometrelerce uzağa taşınabildiğinden hastanın bu bitkilere yakın olması gerekli değildir. Bazen bir ağacın poleni 150 km alana yayılabilir ve bu alan içinde bulanan alerjik kişileri etkileyebilir. Bu nedenle korunmak oldukça zordur. Alerjimiz olan ağaç ve bitkileri çoğu kez göremeyebiliriz fakat ne yazık ki onların polenleri havada bulunmaktadır. Polen alerjisinden sorumlu alerjenler alerji testleri ile tespit edildikten sonra bunlara yönelik korunma önlemleri sayesinde daha az alerjik rinit şikayetleri oluşur ve daha az ilaç kullanımı sağlanır.

    Polen alerjisi olan kişilerin bahar mevsimlerinde genel olarak yeşilliklerin çok yoğun olduğu bölgelerden uzak kalınması, pikniğe gidilmemesi, bahçede çalışmaktan, spor yapmaktan kaçınılması uygun olur. Dışarıda güneş gözlüğü takılması, eve gelince duş alınması, elbiselerin yatak odası dışında havalandırılması önemlidir. Geceleri pencereler kapalı tutulmalıdır. Evde hava filtresi kullanması arabasında polen filtresi olmasının faydası olabilir. Bütün bu korunma önlemlerine rağmen polenlerden tamamen uzak durmak zordur.

    Polen alerjisi olan yetişkinlerin burunları çok hassastır ve bu nedenle birçok kimyasal maddeye aşırı yanıt oluşur. Özellikle günlük hayatımızda bolca kullandığımız deterjanlar, deodorant ve parfümler hapşırma burun akıntısı kaşıntısı şikayetlerini ortaya çıkarabilir. Polen alerjisi olan yetişkin hastaların hayatların kokusuz deterjan gibi temizlik malzemesi kullanması ve keskin kokulu parfümleri kullanırken dikkat etmesi gerektiğini söylemek gerekir.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde İlaç tedavisi

    Yetişkinlerde bahar mevsimi ile birlikte başlayan polen alerjisi kişilerin hem sağlık hem de sosyal yaşantısını etkileyip hayat kalitesini bozan ciddi bir sağlık sorunudur. Burun akıntısı burun kaşıntısı tıkanıklık ve hapşırma gibi şikayetlerin mutlaka önlenmesi gerekir. Polen Alerjisinde ilaç tedavisi alerjik rinit belirtilerini düzelten ilaçlar ve iyileştiren ilaçlar kullanılmaktadır. Polen alerjisinde için kullanacağımız ilaçların çoğu şikayetleri gidermek içindir. Polen Alerjisi için kullandığımız ilaçları kestiğimizde çoğu kez hastanın şikayetleri geri gelir. Antihistaminikler, nasal steroidler ve lökotrien reseptör antagonistleri başlıca kullanılan ilaç gruplarıdır.

    Polen alerjisi bazen tek başına olmaz yanında diğer eşlik eden hastalıklar astım veya egzama varsa bu hastalıklara yönelik de tedavide başlanmalıdır.

    Ürtiker gibi şikayetler bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden polen alerjisi olan ürtikerli hastalarda her ikisinin tedavisi yapılmalıdır.

    Polen alerjisinde ilaç tedavisi yapılması gereklidir. Şikayetleri kontrol altına almaya yardımcı olur ama tek başına kullanılması ileride astım olmanızı veya hastanın ilerlemesini engellemez.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Alerji Aşıları gerekli mi?

    Polen alerjisi tedavisi için şuanda elimizde var olan en iyi tedavi yöntemi aşı tedavisi( immünoterapi ). Yetişkin hastalarda alerjik rinite yol açan alerjene karşı uygulanan aşı tedavisi (immunoterapi ) hastalığın şikayetlerini ortadan kaldıran, hastalığın ilerlemesini ve astım gelişmesinin engelleyen yapılabilecek en iyi tedavi yöntemidir.

    Alerji aşısı ( immünoterapi ) tedavisi Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ nün onayladığı bir tedavidir. Alerji aşısı kullanılması ile ilaç kullanımına ihtiyaç azalmakta ve daha önce şikayetlere yol açan alerjenlerle karşılaşmayla sorun oluşmamaya başlamaktadır. Ayrıca astım gelişmemişse ileride gelişebilecek olan astım gelişmesini de engelleyebilmektedir. Günümüzde alerjik rinitin astıma ilerleyişini durdurabilme potansiyeli olan tek tedavi şekli alerjen spesifik alerji aşısıdır

    Alerji testleri ile polen alerjisi tanısı konan hastalarda hangi polen alerjisi varsa o polen için alerji aşılarının uygulanması gereklidir. Alerji aşıları alerjinizin olduğu polene bağlı olarak kişiye özel yapılmaktadır. Bu yüzden doğru tespit edilmesi çok önemlidir.

    Polen alerjisi için uygulanan alerji aşıları tablet veya kola uygulanan cilt altı enjeksiyon şeklinde yapılabilir.

    Polenler için üretilen alerji aşıları son derece etkilidir. Özellikle polen mevsiminden önce başlanan tablet veya enjeksiyon şeklindeki aşılar hastanın polen mevsimini şikayeti olmadan ve ilaç kullanmadan rahat geçirmesini sağlar.

    Yetişkinlerde Polen Alerjisi Tedavisinde Eğitim önemlidir.

    Polen Alerjisinin tedavisi diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi birçok parçanın birleşmesinden meydana gelmektedir. Polen Alerjisi tedavisinde bu parçaların her birinin yeri farklıdır ve bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Polen Alerjisi tedavisinde korunma yöntemlerinin nasıl yapılacağı, ilaç tedavisi ne zaman ve ilaçların nasıl kullanılacağı, alerji aşılarının nasıl kullanılacağının nasıl yapılacağını anlatan eğitimi verilmesi çok önemlidir. Polen Alerjisi tedavisinde bir parçanın eksik olması diğerlerinin de eksik olmasına yol açar. Mutlaka alerji uzmanları kontrolünde hepsinin içeren her hastaya özel tedavi şemaları oluşturulmalıdır.

    Alerji uzmanları tarafından tanısı konulup tedavi edilirse, hastanın hayat kalitesi iş ve okul hayatı düzelir ancak tedavi edilmediğinde astımla sonuçlanan daha tehlikeli bir süreç başlar. Bu yüzden

    Alerjini fark et polen alerjine dur de

  • Bir Acayip Rahatsızlık ya da Yanlış Alarm; Panik Atak

    Bir Acayip Rahatsızlık ya da Yanlış Alarm; Panik Atak

    Panik Atak Nedir?

    Beklenmedik durumlarda ortaya çıkan, panik ataklarla seyreden bir kaygı bozukluğudur. Ataklar sırasında yoğun bir şekilde korku, kaygı ve sıkıntı yaşanır. Panik atak çok ani bir şekilde ortaya çıkar yaklaşık 10 dakika içerisinde en üst seviyeye ulaşır ve yaklaşık 20-30 dakika devam eder.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Kişinin dış dünyası veya iç dünyasını etkileyen önemli bir olay yaşanır. Bu olay ölüm, felaket, kayıp, gibi ağır bir yaşamsal olay da olabilir iş yerinde ağır bir sorumluluk da olabilir, okul yaşamında kaygısını arttıran bir sınav da olabilir. Yoğun kaygı oluşturan olay kişinin bedenine odaklanmasına sebep olur. Dikkatin bedene odaklanması bedenin verdiği normal tepkilerin, felaketlişrirlerek yorumlanmasına neden olur. Mesela göğsün normal ağrısı, kalp krizi, kollarda uyuşma felç geçirme, baş dönmesi bayılma olarak yorumlanır. Felaketleştirici yorumlar kaygının artmasına, kaygının artması, bedensel belirtilerin daha yoğun yaşanmasını sağlar. Bu şekilde ilk panik atak yaşanmış olur. İlk panik atak krizi genelde hastanenin acil bölümüyle sonuçlanır.

    Panik Atak Belirtileri

    Panik atağın 13 tane belirtisi vardır, panik atak tanısı için aşağıda yazılı olan belirtilerden 4 tanesini yaşıyor olmanız gerekiyor.

    Çarpıntı                                          Göğüste Sıkışma

    Terleme                                        Yabancılaşma                                                

    Titreme                                         Deride yanma, Karıncalanma                   

    Boğulma Hissi                              Çıldırma Korkusu                                         

    Uyuşma                                      Ateş Basması

    Ölüm korkusu                             Baş Dönmesi

    Mide Bulantısı                                      

    Panik Bozukluk Mu Panik Atak Mı?

    Bir defa panik atak geçirdiyseniz yani boğulma hissi, nefessiz kalma, terleme, baş dönmesi, ölüm korkusu bayılma korkusunu nöbet şeklinde bir defa yaşadıysanız bunun adı panik atak. Panik atak nöbetinden sonra sürekli atak beklentisi içindeyseniz, zihninizde sürekli atak geleceği kaygısıyla yaşıyorsanız, sürekli vücudunuza odaklanıyor ve kaçınma davranışları gösteriyorsanız artık siz panik bozukluk yaşıyorsunuz demektir.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Boğulma hissi, kalp çarpıntısı,  uyuşma hissi,  baş dönmesi, gibi bulgular panik atak öncesinde de vücutta olurdu. Fakat odak noktası olmadığı için kişiyi etkilemez.  Panik atak kriziyle beraber vücudun bu tepkileri artık felaketleştirici  şekide yorumlamaya başlar.

    Bedensel TepkilerFelaketleştirici Yorumlar

    Hızlı nefes alma                                   Boğuluyorum düşüncesi

    Kalp Çarpıntısı                                      Kalp krizi geçiriyorum

    Kollarda uyuşma                                  Felç geçiriyorum

    Baş dönmesi                                         Bayılma

    Kendine ve etrafa yabancılaşma         Çıldırıyorum, kontrolümü kaybediyorum

    Panik atak krizinin yaşandığı ilk anda vücudun tepkilerine karşılık zihinden yukarıdakilere benzer düşünceler geçer. Bu düşünceler artık gün için sürekli odak noktanızın bedeniniz olmasına neden olacak. Danışanların ifadesiyle sanki kafanızda bir ses sürekli şunları söyleyecek

     ‘asansöre/metroya binme, AVM’ye gitme, yalnız kalma, ilaçlarını yanına al, tek başına dışarı çıkma

    Panik Atağın Tedavisi Var mıdır?

    Evet panik atak tedavi edilen bir rahatsızlıktır.

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? Panik atak ilaçsız da

    tedavi edilen bir rahatsızlıktır. 

    Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?

    Kaçınma ve güvenlik sağlayıcı davranışlar, panik atak sırasında kısa süreli bir rahatlama sağlar fakat panik bozukluğun kişinin hayatını daraltmasına, hastalığın daha uzun süreli yaşanmasına neden olur.

    Hastalığın yıllar geçtikçe etkisini arttırmaya, hastalığın çözümü yokmuş gibi yaşanmasına neden olur.

    Kaçınma ve güvenlik sağlama davranışını yapmamak örneğin asansöre binmesini sağlamak, tek başına sokağa çıkabilmek, atak anında hastaneye koşmamak panik bozukluğu yenmek için önemli bir adım olur.

    Panik atak anında 2 tane önemli yöntemi öğrenmek önemli. Birincisi danışanlar panik atak anında genelde hızlı ve ağızdan nefes alırlar ki bu yanlış bir nefes alma yöntemidir. Doğru nefes alma egzersizi ile panik atağın kontrol altına alınması daha kolay olur.

    Doğru nefes egzersizi nasıl yapılır?

    1 Burundan yavaş yavaş ve derin nefes al.

    2 Nefesi içinde bir süre tut.

    3 Sonra yavaş yavaş ağızdan nefesi geri ver.

    Bu nefes alma egzersizi, panik atak anında “nefesim yetmiyor, nefes alamıyorum” hissiyle baş etmenizi, hızlı nefes alma nedeniyle yaşadığınız baş dönmesini yaşamamanızı ve çarpıntınızın normal olduğunu görmenizi sağlar.

    İkinci önemli yöntem; panik atak anında ‘’çıldırıyorum, ölüyorum, felç geçiriyorum” düşünceleri sıklıkla zihinde olur. Ve bu düşüncelere atak anında çok inanır ve bundan dolayı ortamdan kaçmak ilaç almak ya da doktora gitmek çözümlere başvurursunuz. Panik atak anında bu düşüncelerin gerçek olmayabileceğini fark etmek, ortamdan kaçmadan da panik atağın geçeceğini görmek önemlidir. Bulunduğunuz ortamı terk etmeden kaygının azaldığını görmenizi sağlamak terapideki önemli aşamalardan biridir. Bu egzersiz terapist yardımı ve planıyla aşama aşama yapılmalıdır. Terapistin planı ve yardımı olmadan yapılırsa kaygının daha çok artmasına neden olabilir.

  • Kalın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri önlenebilir bir hastalıktır

    Kanser tanısı hasta için son derece kaygı verici, ürkütücü ve ümit kırıcı bir durumdur. Gerçekte de kanser erken evrede teşhis edilemez ise hem hasta ve yakınları hem de doktor için yaşanacak zor bir süreci öngörmek zor değildir. Bu nedenle kanseri, erken tanı ile tedavi edilebilir veya önlenebilir bir hastalık durumuna getirebilmek tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ulusal sağlık politikası haline getirilmiştir. Bu bağlamda 1-7 Nisan arası çeşitli etkinlikler ve bilgilendirme toplantıları ile toplum da kanser konusunda bilinçlenme ve farkındalık oluşturma amacı ile “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganı ile kanserle savaş haftası olarak anılmaktadır.

    Kalın bağırsak Kanseri Önlenebilir Bir Hastalıktır:

    Genel olarak kanser oluşumuna bakıldığında %90 çevresel,%10 oranında genetik faktörlerin sorumlu olduğu görülmektedir. Çevresel faktörler arasında sigara, alkol, obezite, içinde çeşitli katkı maddeleri olan paketlenmiş veya dondurulmuş gıdaların tüketilmesi, radyasyon, zehirli atıklar ile temas, bunlar ile bulaşmış gıdaların tüketilmesi veya havanın solunması ve enfeksiyonlar yer almaktadır. Genetiğimizi değiştirmek elimizde değildir, ancak yukarıda sayılan çevresel faktörleri kişisel ve yönetimsel olarak toplumsal düzeyde azaltarak birçok kanseri önlemek mümkündür. Örneğin içinde katran dahil elliye yakın zehirli maddeyi barındıran ve başta akciğer kanseri olmak üzere çok sayıda sindirim sistemi organı kanserinin nedeni olan sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenmenin öğrenilerek şişmanlık veya obesitenin önlenmesi kişisel olarak ilk yapılması gereken en basit önlemlerdir. Kalın bağırsak kanseri, oluşumunda çevresel etkenler ve genetiğin önemli oranda katkıda bulunduğu bir kanser türüdür. Kolon kanserlerinin %95 i kalın bağırsakta bulunan poliplerden gelişir. Polipler kalın bağırsağın yüzeyini örten tabakanın (mukoza) anormal büyümesi sonucu gelişen ve bağırsak kanalı içine doğru büyüyen oluşumlardır. Kolonoskopi olarak adlandırılan ışıklı elastik bir alet ile kalın bağırsağın içi görülerek teşhis edilip, aynı işlem esnasında polibin kalın bağırsak duvarına yapıştığı yerden kesilerek çıkarılması (bu işlem polipektomi olarak adlandırılır) ile tedavi edilmesi mümkündür. Çıkartılan poliplerin patoloji ile incelenmesi gerekir. Patolojik olarak incelenen polipler ya kanser öncüsü olan adenomatöz polipler veya hiperplastik olarak adlandırılan iltihabi polip olabilirler. Kalın bağırsak kanseri öncüsü olan polipler adenomatöz poliplerdir. Bunların polipektomi iyapılarak çıkartılması kanseri önleyici en etkili yöntemdir. Ailesel (anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabada) kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olan kişilerin bu yönden doktora başvurup gerekli tarama testlerini yaptırması kolon kanserini önlemede ilk ve en önemli adımdır.

    Ailesel risk faktörü olmayan kişilerde kolon kanser veya polip görülme sıklığı yaşla beraber artış göstermekte, kırk yaşından sonra her on yılda bir risk iki kat artmaktadır. Bu nedenle elli yaş üzeri kadın ve erkek tüm toplumda kalın bağırsak polip veya kanserinin erken tanısına yönelik yılda bir kez yapılacak “gaitada gizli kan testi” en basit tarama yöntemidir. Bu test Sağlık Bakanlığının kanser taramalarına yönelik, ülke genelinde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yapılmaktadır. Testin negatif olması kanser veya polip olmadığını %100 göstermez, ancak pozitif olması hastaya mutlaka kolonoskopi yapılmasını göstermesi bakımından önemlidir.

    Kalın barsak polip ve kanserlerinin, kalın bağırsağın sol tarafında daha çok görülmesi nedeniyle kalın bağırsağın sol tarafının “fleksibl sigmodioskopi” olarak adlandırılan daha kısa bir ışıklı alet ile incelenmesi diğer bir tarama yöntemidir.

    Elli yaş üzeri ailesel kolon polip veya kanser hikayesi olmayan kişilerde yılda bir yapılacak gaitada gizli kan testi, 5 yılda bir yapılacak fleksibl sigmoidoskopi veya 10 yılda bir yapılacak kolonoskopi kolon kanserini önlemede en etkili yöntemlerdir.

    Erken Teşhis Hayat Kurtarır;

    Kanser türlerinin uyarılarını erken keşfetmek, bulgularını araştırmak ve ileri tetkik için hastaların sevk edilmesi erken tanı şansını arttırmaktadır. Bu nedenle, kanserde erken tanı programları ile; toplumun, sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin bilgisi ve erken tanı olanakları konusunda farkındalıkları arttırılmalıdır. Bireylerin kendi vücutları hakkında bilgi sahibi olması ve olağan dışı bir değişikliğin fark edilmesi konusunda bilgilendirilmesi gereklidir. Kanserde erken teşhis tedavinin başarılı olmasında ilk ve en önemli adım olması nedeniyle gerek sağlık çalışanları gerek bireyler kanserde erken teşhisin değeri hakkında bilgilendirilmelidir.

    Kalın bağırsak kanserinde erken teşhis için ne yazık ki çok erken bir ipucu yoktur. Kalın bağırsağın sağ tarafı daha geniş ve gaita da bu kısmında daha cıvık ve sulu olduğu için bu kısım kanserlerinde tümörün büyüyerek bağırsağı tıkaması epey bir zaman alacağından bağırsak tıkanıklığı şikayeti ile teşhis edilen hastalarda tümör genellikle ileri evrededir, çevre organlara ve ya karaciğer gibi diğer organlara metastaz yapmıştır. Ancak erken dönemde polip veya kanserin üzerinin ülsere olup kanaması ile gaitada gizli kan tespiti, demir eksikliği kansızlığı veya demir deposunun azaldığını gösteren kan ferritin düzeyi düşüklüğü erken teşhis için önemli bulgulardır. Kalın bağırsağın sol kısmı veya anüse yakın bölümü olan rektumda hem gaitanın suyunu kaybederek daha sert kıvama gelmesi hem de bu bölümde bağırsağın daha dar olması nedeniyle bu bölge kanserlerinde makattan kırmızı renkli kan gelmesi, dışkı üzerine çizgi şeklinde bulaşmış kırmızı kan görülmesi, ishal veya kabız şeklinde gaita yapma düzeninin bozulması, dışkı çapının incelmesi veya tam boşalma hissinin olmayışı gibi belirtiler daha erken görülür ve kanseri daha erken dönemde teşhis etmeye götürecek belirtiler olabilir.

    Kırk yaşından sonra veya kadınlarda menapozdan sonra demir eksikliği kansızlığı, ferritin düşüklüğü veya gaita da gizli kan pozitifliği saptandığında yada ailesel kalın bağırsak polip veya kanser hikayesi olanlarda kolonoskopi yapılması kolon polip ve veya kanserini erken teşhis etmede; polibi, polipektomi ile çıkartmak kanseri önlemede en etkili yöntemdir.

  • Ben Nereye, Sen Oraya!: Aşırı Kontrolcü Ebeveyn Tutumları

    Ben Nereye, Sen Oraya!: Aşırı Kontrolcü Ebeveyn Tutumları

    Çoğumuzun ya söylediği, ya ailesinden veya çevresindekilerden işittiği bir söz “Ben nereye, sen oraya!”. Benzeri başka cümleler de var:

    Bensiz hiçbir yere gidemezsin.

    Bana sormadan bir şeye dokunmayacaksın.

    Benden izin almadan kimseye söz vermeyeceksin.

    O kadar çok türetilebilir ki bu cümleler. Sizce de bazen çocuklarımızın hayatına gerektiğinden fazla müdahale etmiyor muyuz? Aşırı serbestlikle aşırı baskıcı davranmanın ortasını bulamıyoruz. Kontrol edeyim, koruyayım derken ipin ucunu fazla kaçırıyoruz. Aslında farkında olmadan yaptığımız çoğu şey ile çocuğumuzun kişilik gelişimini olumsuz etkiliyor, yetişkin olduğunda bazı becerilerden yoksun olmasına sebep oluyoruz.

    Biz aşırı kontrolcü olunca ne oluyor peki?

    Öncelikle her insan farklı olduğu için bunun pek çok sonucu olabilir. Bunlardan biri; ergenlik dönemiyle birlikte çocuğunuz isyankar bir tutum geliştirebilir. Onu çok fazla sınırlandırdığınız için size öfke duyup saldırganlaşmasına ya da sizden uzaklaşmasına sebep olabilirsiniz.

    Bazen de kendilerini değersiz, sevilmeyen, beceriksiz biri olarak görüyorlar. Ailesi kontrolcü olan çocuklarda “Ben yapabilirim, başarabilirim” duygusu gelişmiyor.

    Oluşabilecek sonuçlardan bir diğeri de sizden kendini ayrıştıramayan yetişkinler olarak hayatlarına devam etmeleridir. O kadar çok sizin görüşleriniz doğrultusunda hareket etmişlerdir ki, çoğu durumda kendi düşünceleri, istekleri, ilgileri veya hayalleri yoktur. Evlendiklerinde de ya yine sizin fikirleriniz doğrultusunda evlilik hayatlarını sürdürecek, ya da bu sefer de eşlerinden kendilerini ayrıştıramaz hale geleceklerdir. Yalnızca evlilik için değil, aynı şeyler çoğu kez iş hayatlarında da karşılarına çıkacaktır. Yeni bir şeyler üretemeyen, denilenin dışına çıkamayan, belki pasif denilebilecek kişiler olacaklardır.

    Ne Yapmalı?

    Çocuğunuzla sağlıklı bir ilişki kurmanın ve onun kişilik gelişiminin olumlu yönde gelişmesi için en önemli şey koşulsuz sevgidir. Bir çocuk ne yaparsa yapsın sevileceğini bilirse hem sizinle daha pozitif bir ilişki kurar hem de kendisi gevşer,  rahatlar.

    Aile tutumlarıyla ilgili kitaplar okuyun. Bu konuyla ilgili yazılmış çok fazla kitap, makale, blog yazısı var. Doğrusu ne öğrenin. Ne aşırı serbest ne aşırı kontrolcü bir tutum sergileyin.

    Çocuk psikolojisi üzerine kitaplar okuyun. Hem çocuğunuzu hem kendinizi anlamak için okuyun. Sizler de bir zamanlar çocuktunuz ve yaşadıklarınızın kişiliğiniz üzerinde nasıl etkileri olduğunu bu sayede kavrayabilirsiniz. Kendiniz üzerindeki etkilerini keşfettiğinizde çocuğunuza karşı da daha dikkatli davranmaya başlarsınız.

    Çocuğunuzun bir birey olduğunu kabul edin. Onların da ilgileri, hayalleri, sevdikleri-sevmedikleri, üzüldükleri, korktukları, kendi düşünceleri ve istekleri var. Sizinle birlikte komşunuza gelmek istemiyorsa bir sebebi vardır. Sebebini öğrenmeden zorlayıcı olmayın. İstek ve kararlarına saygı duyun.

    Duygularını ifade etmesi için teşvik edin. Genelde çatışmalar, taraflar duygularını ifade edemediği için doğar.

    Bir şeye kızdığında, üzüldüğünde bunun ne olduğunu anlamaya çalışın, hemen yargılamayın.

    Duygu ve düşüncelerini küçümsemeyin. 

    Ona fırsatlar verin. Dünyayı, hayatı, insanları hatta hayvanları tanıyabilmesi için… Nelerden zevk aldığını keşfetmesinde, geleceğe dair hayallerini oluşturmasında destekleyin.

    Unutmayın, anne babalar çocuklarını yetiştirerek onları hayata hazırlarlar. Sizler de bu ayrıntılara önem vererek çocuğunuzun size bağımlı olmamasını, kendisiyle ilgili olumsuz düşünceler geliştirmemesini veya size karşı öfke duymamasını sağlayabilirsiniz.