Blog

  • Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit; kireçlenme mecburi bir kader midir?

    Osteoartrit Nedir?

    Bedenlerimiz yaşımızın artmasıyla beraber eskimektedir ve zaman, bizler farkında bile olmadan bedenlerimizi değiştirir. Çok az insan gençliğinden itibaren sağlığına gerçekten saygı göstermektedir. Bazen hayat şartlarımız ağırdır ve beden gücüyle çalışırız, bazen de biz bedenimizi gereksiz yere zorlarız. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen ve tıp literatüründe osteoartrit ismini verdiğimiz hastalık da, en belirgin olarak kötü kullanılmış bedenlerin hastalığıdır.

    60 yaşını geçen her 5 kadından ve her 10 erkekten birisinin osteoartriti gelişmektedir. Genellikle yaşlanmayla beraber karşımıza gelen hastalarımızda, özellikle diz, kalça, bel, sırt ve el ağrılarında bu hastalık akla gelmektedir. Diz ve kalça ağrıları nedeniyle yürümekte zorlanma, ayakta durmakla artan bel ağrıları, başparmak kökünde ağrı ve el parmaklarında kemik çıkıntılarının gelişmesi hastalarımızın en fazla şikayet ettikleri konulardır. Bugün için her ne kadar osteoartrit hastalığında son tedavi noktası protez cerrahileri olsa da, bu tedavi yöntemine gelene kadar hastalara yapılabilecek doğru tedaviler belirlenmeli ve özellikle koruyucu hekimlik yapılmalıdır.

    Osteoartritin gelişiminde en önemli sebep mekanik sorunlardır. Eklemlerimiz, fazla yüklenmelere karşı hassastır. Aşırı yük, ya da belli hareketlerin ömür boyu sürekli yapılması, eklemlerin aşınmaya başlamasını sağlar. Yaşla beraber kıkırdakların kendini tamir ve yenileme özellikleri de azalır. Bugün için kireçlenme yapan durumlar;

    1.Artan yaş; 60 yaş üzerine çıkıldığında her yıl, osteoartrit rski daha belirgin artar.

    2.Fazla kilo; Her vücudun kendine göre ideal ağırlığından daha fazla taşıdığı yük, bu riski daha da arttırır. Öte yandan kilonun yaptığı bu yük kalçada daha az iken, dizde çok daha belirgindir. Bence burada en önemli faktörlerden biriside yürüme şeklimizdir. Yanlış yere basma alışkanlıkları sonunda doğal duruş biçiminin dışında, her adımda diz eklemi bir travmaya maruz kalır. Bu tür travmalar da, zamanla kıkırdak yapının ödemli hal almasına yol açar. Bu durum devam ettikçe, diz kıkırdağında sürekli bir tamir çabası gerçekleşir ve bu da ileride osteoartriti tetikler. Ömrünü tarlada ve merdivensiz bir evde geçiren aynı kiloda iki kadın kıyaslansa, tarlada sürekli çalışma sonucu toprağa kontrolsüz basmanın diz üzerine yaptığı olumsuzluk daha iyi anlaşılabilir. Öte taraftan, zayıf bir insanda da osteoartrit gelişebileceği unutulmamalıdır.

    3.Kadın olmak; Yaşla beraber değişen hormonal dengenin ve östrojen azlığının, kıkırdak yapısı üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir.

    4.Eklem zedeleyici travmalar; Burada kastettiğim, dize alınan darbelerdir. Yüksekten atlamalar, düşme gibi olaylar anlaşılmalıdır.

    5.Bir bacağın diğerinden 1cm den daha uzun olması; Küçük ve anlaşılmayan bir bacak farkı, her zaman kısa bacak üzerine travma etkisi yapacaktır. O kadar küçük fark belki de anlaşılmadan yıllar geçecek ve kişide osteoartrit gelişecektir.

    6.Genetik özellikler; İşin gerçeği 11 genin kireçlenme ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Oysa bu etki son derece zayıf bulunmuştur. Kireçlenme açısından eklemleri farklı ele almak gerekir. Örneğin hasarlı el kireçlenmesi diyeceğimiz “eroziv osteoartrit” için genetik yatkınlık, diz ve kalçadan farklı ve daha belirgindir. Böyle hastaların özellikle bayanlar için geçerli olan ve benim anne-teyze-hala ellerinin durumu ile hastanın elinin benzer şekilde olma ihtimali arasında ilişki vardır.

    olarak sıralanabilirler. Bu faktörler içerisinde en öne çıkanı yaş ve kilodur.

    Hastatığın geliştiğini nasıl anlarız?

    Yıllardır inanılan görüş, bu hastalığın iltihapsız bir romatizma olduğu yönündeydi. Oysa benim de inancım ve son veriler ışığında, hastalığın kendine ait bir romatizmal reaksiyon da içerdiğini gösterir. Bu anlayış farkı, osteoartriti tedavi edilebilir hastalıklar sınıfına yaklaştırır.

    Bu hastalığa tanı konulmasında ilk adım, şikayeti iyice dinlemektir. Hangi eklem veya eklemlerde ağrıların olduğunu ve bu ağrıları günün hangi vakitlerinde olduğunu bilmemiz gerekir. Osteoartritte;

    Ağrılar hareketle artar.

    İstirahat edince ağrı azalır. Sabah ağrısız kalkılır ve ağrı gün içinde artar.

    Merdiven, namazda dizi katlamak, oturarak yenilen yemekler ve klasik tuvalet kullanımı özellikle diz ağrısını arttırır.

    Kalça ekleminde değişiklikler dizden daha yavaş seyreder.

    El işi, soğuk su ile uğraşmak da el ağrılarını arttırır

    Ayakta kalmakla ağrılar özellikle bel ve dizde artar.

    Tanı koyarken

    Hasta ile iyi bir sohbet ve ardından muayene ilk adımdır

    Şikayet edilen bölgenin basit filmleri görülür

    Konusunda uzman kişilerin ve artık özellikle tüm romatoloji kliniklerinin kullandığı ultrasonografi de tanıda yardımcı ve basit bir testtir.

    Gerekirse ileri görüntüleme testleri istenir (MR veya tomografiler)

    Nadiren diğer iltihaplı romatizmalardan dikkatlice ayırmak gerekir

    Film çekmek bize yol göstericidir. Burada bozulmuş eklem yapıları, daralma ve hasar anlaşılır. 60 yaşının üzerinde eğer bir hastada ameliyat düşünülmüyorsa MR çekmek son derece gereksiz bir tetkiktir.

    Tedavi metodları hakkında yorumlarım

    Erken tanı koymak tedavide ilk ve en önemli adımdır. Çünkü osteoartritte tedaviye erken başlanmazsa, kalıcı değişiklikler oluştuktan sonra etkili tedavi çok zordur.

    En etkili tedavi yöntemi, eklemi zorlayan faktörü ortadan kaldırmaktır. Bu faktör, en sık görülen osteoartrit şekli diz ekleminde olduğu için, kilo vermektir. Gençlik çağından itibaren sporu hayatın bir parçası yapmak ta önemli bir koruyucu hekimliktir.

    Hayat tarzı değişiklikleri yapılmalıdır. Bu planı yaparken, hangi eklem etkilenmişse ona göre farklı öneriler yapılır. Örneğin diz osteoartriti olan birisinin merdivenden, el osteoartriti olan birisinin de el örgüsü veya elle yapılan temizlik işlerinden kaçınması gibi.

    Cerrahi işi biraz kafa karıştırıcıdır. Diz eklemine yapılan artroskopik cerrahilerin bir faydası olup olmadığı halen anlaşılabilmiş değildir ve bilimsel makaleler bizlere bu konuda ikna edici sonuçların oluşmadığını belirtir. Düzeltici yani protezsiz cerrahiler ise ancak çok özel ellerde ve seçilmiş vakalarda başarılı olabilmektedir. Protez cerrahisi için ciddi korkular vardır. Bu noktada, sıklıkla ileri yaşa sahip olan hastalarımızın, şeker tansiyon gibi ek hastalıklarının da olması, hekimi ameliyat yapmaktan uzaklaştırmaktadır. Protezlerin belli bir ömrü vardır diye bilinir ve bir protez konacaksa, hastanın ileri yaşlarda cerrahi için gelmesi istenir. Oysa bizler kaç yaşında olursak olalım, kaliteli yaşamak ve hayattan zevk almak isteriz. Geceleri bizi yataktan kaldıran bir diz ağrısını 50 yaşında ameliyat ile ortadan kaldırma imkanı varken, hastaya bu ameliyatı yaşlanınca yapalım demek, hastanın ömrünü kalitesiz bir şekilde yaşamasını istemektir. Ben bu noktada kendime hep şu soruyu sormaya çalışırım ve ben olsam ne isterdim derim. 80 yaşında ve hayat dolu bir insana da cerrahiyi, sadece yaşı nedeniyle yapmamak bence yanlış bir davranış olacaktır.

    Bugüne dek osteoartritin ilaç tedavisinde hep ağrı kesiciler temelli bir tedavi yaklaşımı benimsenmiştir. Oysa, sürekli ağrı kesici alan birisinin, eklemini doğru pozisyonda koruma imkanı da azalacaktır. Bir yandan osteoartritin de kısmi iltihabi bir romatizmal hastalık olduğuna dair artan deliller varken, bu hastalığı tedavi etmek için sadece ağrı kesicileri kullanma çabası yetersiz bir tedavi yaklaşımıdır. Ancak bu konuda da kesin çözüm diyebileceğimiz ilaçlar henüz mevcut değildir ve hekimlerin kendi tecrübelerine dayalı farklı tedavi yöntemleri belirmektedir.. Son dönemde artan ve kıkırdak geliştirici olarak nitelenen hiyaluronik asit ve glukozaminoglikanın gerçekten etkili olup olmadıkları tartışmalı olup, doğru vakalarda fayda sağlayabilmektedirler.

    Eklem içi kortizon uygulanması, dizde 1-2 kez denenebilir. Ancak sık tekrarlanan enjeksiyonlar diz kıkırdağının zedelenme hızını da arttıracaktır.

    Kıkırdak nakilleri, büyüme hormon önleyici ilaçlar, kök hücre tedavileri henüz tatminkar sonuçlar sağlamamıştır.

    Omuz ekleminin, omurgaların osteoartritinin de temel tedavi yöntemi egzersizdir.

    Son zamanlarda hastalarımızın daha bir merakla sorduğu, halk arasında kök hücre tedavisi denilen ancak gerçek anlamında kök hücre ile alakası olmayan PRP tedavisi giderek yaygın bir hal almıştır. Bu konudaki şahsi kanaatim de bu yöntemin etkisiz olduğu yönündedir ve çalışma sonuçları bu yönde iyi bir sonuçtan bahsetmemektedirler.

    El osteoartritinin daha farklı değerlendirilmesi gerektiğini unutmayalım.

  • Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Karne Kaygıya Dönüşmesin

    Sevgili anne ve babalar; karnelerin hazırlandığı ve yaz tatilinin yaklaştığı bu günlerde karnesini sevinçle bekleyen öğrenciler olduğu gibi karne nedeniyle stres yapan hatta depresif semptomlar sergileyen öğrencilerin varlığı aslında bu dönemde yapılması gerekenler konusunda bilinçlenmenin önemini gösteriyor.

    KOŞULSUZ SEVGİ TEMEL BİR İHTİYAÇ VE HAKTIR.

    Çocuklar aileleri tarafından koşulsuz sevilmeye dair çok temel bir ihtiyaca ve hakka sahiplerdir. Bu ihtiyaçla beraber karne gibi değerlendirme sonuçlarına karşı aileleri tarafında başarılı oldukları sürece sevilecekleri, başarılı olamadıklarında ise ailelerinin beklentilerini karşılayamadıkları için onların sevgisini kaybedeceklerini düşünerek kaygılanırlar. Öncelikle çocuğunuzun karnesini görmeden ona, onu çok sevdiğinizi ve karne sonuçlarının durumu asla değiştiremeyeceğini ifade edin.

    KARNE SONUÇ ODAKLI BİR ÖLÇÜMLEMEDİR.

    Karne ile öğrencinin bir dönemlik çalışma performansı ve başarısı değerlendirilmeye çalışılsa da sonuç odaklı bir eğitim sistemimizin olduğunu unutmamak gereklidir. Yani sistem çocuğun ders dinleme çabasını, dersi öğrenme gayretini, öğrendiklerini hayatına katma ve içselleştirme yeteneğini kapsamlı bir şekilde ölçmemektedir. Sistem, sınavlarla çocuğa yönetilmiş soruların o anlık cevaplanma oranı üzerine bir başarı tespiti yapabilmektedir. Yani sınavlarla ölçümlenemeyen bir öğrenme gayreti, sınavlarla ölçülen bilgiyi olumsuz etkileyen stres ve performans kaygısı gibi değişkenlerin varlığı öğrenciyi ve karne notlarını değerlendirirken hep göz önünde tutulmalıdır.

    ANNE BABALARIN SÜREÇ ODAKLI OLMASI GEREK…

    Eğitim sisteminin sonuç odaklılığına karşın anne ve babaların süreç odaklı olup, çocuklarını tüm süreç boyunca takip etmeleri, motive etmeleri ve sonucu buna göre okumalarını öneriyorum. Yani yıl içerisinde “Şimdi çalışma sen, karne günü görüşeceğiz.” demek çok büyük bir hatadır. Çünkü çocuklar uzun vadeli sonuçları planlayamazlar. Bu sebeple yetişkinlerin anlık davranışlarına ilişkin uzun vadeli sonuçlar hakkında bilgi verici ve rehber konumunda olmaları çocukların başarısını arttıracaktır.

    BAŞARISIZLIK BİR DENEYİMDİR.

    Karne notları ile hedeflediği başarıyı tutturamayan öğrencilerin bu başarısızlık duygusundan deneyimle ayrılarak neyi yapmamaları gerektiğini öğrenmesi için yine ailelerin rehberliği çok önemlidir. Aile başarısızlığa değil nedenlerine odaklanarak çocuğu sorgulamaya yönlendirmelidir. 

    ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞE DİKKAT!

    Eğer öğrenci gerçekten çaba göstermiş ve sınav kaygısı, stres, hastalık gibi sebeplerden süreci iyi yönetemediği için çabasını karne notlarına yansıtamamışsa öğrencinin “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum duygusuna kapılmaması olasıdır. Bu çok tehlikeli bir çıkarımdır. Öğrencinin çalışmaya karşı motivasyonunu ileriye dönük ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle bir durumun yaşandığını düşünüyorsanız, çocuğunuza notlarıyla ilgili tabloya gerçekçi bir yerden bakmasını sağlayın, olumlu ve güçlü yanlarına dikkat çekin, çabasıyla gurur duyun.. Sınav kaygısı gibi psikolojik bir sebebe bağlı başarı düşüklüğü için de profesyonel destek almaya yönlendirin.

    KIYASLAMA YAPMAYIN!

    Karnelerin alınmasıyla birlikte notları iyi çocuklar da notları kötü çocuklar da olacaktır. Çocuğunuzu bireysel değerlendirin. Arkadaşlarıyla, kardeşleriyle, kısacası diğerleriyle karşılaştırmayın. Karşılaştırma, çocuğunuza kendini değersiz ve yetersiz hissettirir. Bu değersizlik hissi uzun vadede motivasyonunu olumsuz etkileyecektir. Çocuğunuz kendini başkalarıyla kıyaslarsa kendini değerlendirmeye yönlendirin, kendine odaklanmasını sağlayın. Başarı kişisel bir yerde kalırsa sağlıklı ve geliştirici olur.

    HER ÖĞRENCİ TATİLİ HAK EDER.

    Çocuğunuz hiçbir gayret göstermemiş olsa bile her sabah okula gitmek ve tam bir mesai süresi içinde orada belirli kurallara uygun yaşamak bir disiplin işidir. Sırf bu sebepten ötürü dinlenmeyi hak etmiştir. Sonuç ne olursa olsun çocuğunuza iyi ve verimli bir tatil imkanı sunmaya çalışın. Teknolojiden uzak, yaratıcılığını geliştiren etkinliklerle dolu bir program yapmaya gayret edin. Yaz tatili için her yaştaki öğrenciye verilebilecek en yararlı öneri ise kendi ilgisine uygun kitap okumaktır. Değerlendirilmeden, sadece keyif için kitap okumayı başaran öğrenci hayatı boyunca onu geliştirecek bir alışkanlığın tohumlarını atmış olacaktır.

  • Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Fibromiyalji her yerimizin ağrıması mıdır?

    Öyle bir hastalığınız olacak ki, sürekli ağrılar çekeceksiniz ancak gittiğiniz doktorlar sizi muayene ettiklerinde şikayetlerinizi açıklamakta zorlanacaklar ve yapılan tüm testler normal bulunacak. Bir süre sonra ağrılarınızı anlatma çabanıza yakınlarınız bile kuşkuyla bakacaklar. Diğer taraftan da siz, kendinizde gizli bir kanser olduğunu düşünmeye başlayacaksınız belki de. Oysa rahatsızlığınız, aslında beyin ve ilgili sinir yapısının aşırı olarak dışa vurduğu bir ağrı hissi olup, ilaveten unutkanlık, uyku bozuklukları, halsizlik ve özellikle duygusal durumunuzda iniş çıkışlarla ilişkili bir durum olan fibromiyaljidir. Şu gerçeği kabul etmeliyiz, bu insanlar gerçekten ciddi bir ağrı çekerler. Ancak bu ağrıyı bir paket yapsak ve tamamen sağlıklı bir insana iğneyle verebilsek, çok daha az bir ağrı hissedildiği görülecektir. Hastalarımız bize sıklıkla benim ağrı eşiğim aslında çok yüksektir dese de, burada ifade edilen gerçek hassasiyet eşiğinin çok fazla olduudur.

    Fibromiyalji hastasını yukarıdaki paragrafın güzelce tarif ettiğine inanıyorum aslında. İnsanoğlu her gün daha fazla imkana sahip olsa da, toplumların %8’ini etkileyen bu hastalığa hem hastanın çevresi hem de doktorlar gerçek bir hastalık gözüyle bakmadıkları için, işler daha da karışıyor. Sonuçta kişi kendini daha da anlaşılmaz bir halde buluyor ve günlük hareketler daha da fazla ağrı veriyor, uykular daha bir bozuluyor sanki.

    Fibromiyalji her yaşta görülebilir ve kadınlarda erkeklere göre belirgin olarak daha fazladır. Zengin fakir, gelişmiş gelişmemiş, kültürlü kültürsüz tüm toplumlar benzer oranlarda etkilenmektedirler. Özellikle ailesinde uzun süreli ağrı yakınması ve yine fibromiyaljisi olan bireyler, psikolojik stres ve travmaya maruz kalanlar, yıllardan beri ağrıdan yakınanlar daha da kuvvetli hasta adayıdırlar. Öte yandan eğer hastamızın romatoid artrit, lupus gibi kronik hastalıkları da varsa fibromiyalji riski 3 kat daha fazladır. Tedavisinin tamamlandığını düşündüğümüz ancak işlerin yolunda gitmediğini ve ağrısının devam ettiğini belirten hastalarımızda mutlaka aklımıza fibromiyalji gelmelidir. Uzun süredir devam eden özellikle romatizmal kökenli bu hastalıklar, kişinin psikolojik dayanma barajlarını yıkmış ve örselemiş ve içinde fırtınalar kopartmıştır.

    Hastaların önemli bir kısmında en önemli şikayet ağrıdır. Bazen derinden gelen ve tam olarak yerini tarif edemediği bir ağrı yıllardır rahatsız etmektedir. Omuz, boyun ve sırt ağrıları daha da fazla hissedilir. Ağrılı adet sancısı (dismenore) şikayeti olanlarda da fibromiyaljinin daha fazla görüldüğünü söyleyebiliriz. Farklı bölgelerimizde de anlamsız ağrılar ve yakınmalar vardır, örneğin; çene ağrıları, sürekli halsizlik, ağrılı ve sık sistit geçirme hissi gibi. Ancak benim için barsak sistemi ruhun dışa yansıyan aynalarından birisidir. Zihni duru olan kişinin tuvalet alışkanlığı da saat gibi işler ve kabızlık, gaz gibi şikayetleri olmaz. Oysa fibromiyalji hastalarının yarısında ciddi kabızlık sorunu vardır ve hastalarımız gastroenteroloji polikliniklerinde hassas barsak sendromu tanısı alırlar.

    Neden fibromiyalji hastalarının ağrı algılaması veya hissetmesi daha fazla olur, acaba bu sorunu anlasak hastaya daha fazla yardımcı olabilir miyiz? Davranışlarımız, ruh yapımız ve hayatımızdaki sosyal durumumuz bu noktada hep etkilidir. Kendini zamanın akışına bırakarak, hiçbir hadise karşısında ayakta durmaya çalışmayan, hayatındaki olaylarda sebepleri başkasında arayan, elinden geleni yapsa da şartlarını değiştiremediği için bırakan kişiler için ağrı, vücudun kendisini dışa anlattığı bir dildir aslında. Bu durumu bir numara yapmak tabiriyle açıklamaya çalışmak da hastanın etrafının yaptığı bir hatadır genellikle. Bu hastalığı oluşturan faktörlerin başında uyku bozuklukları gelir. Aslında gerçekten iyi uyku gibisi yoktur ve sabah kalktığında mutlu olan, gülümseyen ve ne güzel bir gün başlıyor diyebilen insanın bedenine aslında fibromiyalji diye bir hastalık da uğramaz. Öte yandan şişmanlık, tembellik veya aktivite azlığı veya sporsuzluk, iş hayatında tatminsizlik eklenince işte size fibromiyalji olmaya aday bir kişi ortaya çıkmıştır.

    Bizim lisanımızla bir adım atalım öyleyse…

    Neyiniz var? Her yerim ağrıyor veya dokunduğum her yerim ağrıyor, bazen kramplar giriyor

    Şikayetiniz ne zaman başladı? Uzun süredir hissediyorum

    En çok nerede hissediyorsunuz ağrınızı? Omuzlarımdan kollarıma yayılıyor sanki, boynum da çok ağrıyor ve her yerime yayılıyor, kalçalarım da ağrıyor, bacaklarıma doğru inen ağrı ve üşüme ve yanmalarım var….

    Peki başka şikayetiniz var mı? Uyuyamıyorum veya kabızlık veya gaz

    Önceleri fibromiyalji tanısı için hassas noktaların sayılması önerilirdi. Ancak aklıma hiç yatmayan bu tanı metodunu bugün terk etmiş vaziyetteyiz. Tanıda en önemli adım, hasta ile çok net bir görüşme ve ardından da iyi bir muayene yapmaktır. İşte bir dönüm noktası ve hastaya bir teşhis koyduk artık ve inanın hastamızı rahatlatan ilk en büyük hareketimiz burasıdır. Çünkü artık şikayetlerinin bir adı vardır ve gerçek olduğu anlaşılmıştır. Muayenesinde belirgin özellik olmaması, testlerinin de güzel çıkması da ayrı bir rahatlatıcı faktör olmuştur kendisi için. Bundan sonra bilinmesi gereken, daha fazla test ve araştırma yapmaya artık kesinlikle bir son verilmelidir. Eğer doktorun kendisinin fark ettiği ve ispat edilen tıbbi ipuçları varsa, zaten hekimlerimiz bunu araştırmaktadırlar.

    Fibromiyalji hastasının derdini anlatamama, kendini ifade edememe ve acaba başka birisine daha mı sorsam endişesi zamanla tıbba olan güvensizliğini artırarak onu, ne olduğu belirsiz ot-çöp tedavilerinin kucağına itecektir.

    Klinikte tedavi ettiğim 60 yaşlarında ve fibromiyalji tanısı alan bir hastamız, tedavisinin ikinci ayında şikayetlerinin yarıya yakınının azalsa da tam geçmediğini söyledi, konuşmamız boyunca bana bu soruyu 6-7 kere tekrarladı ve her defasında baştan alarak anlattığım şeyleri dinlemediğini fark ettim. Kendisine bu hastalığın tedavisinde en önemli olan şeyi (peki siz kendiniz için ne yaptınız?) sorduğumda bana kızdı. Aslında hastalarımıza belki de iyi anlatamadığımız ve bazen bizim de ihmal edebildiğimiz en önemli tedavi basamağı hastanın hayata motive edilmesidir. İyi olacağına inanan insan mücadele etmesi gerektiğini anlar. Fibromiyaljide kişinin kendi ile pozitif mücadelesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlatmaya kelimeler inanın kifayetsiz kalır. Hayata tutunmaktır aslında bu uğraşın sonucu…

    1. Mutlaka egzersiz yapmalısınız ancak bu yapacağınız egzersizler düzenli ve belli bir disiplin içinde olmalıdır. Az bile olsa devamlı olursa egzersizleriniz faydalı olacaktır. Evde yapılabilecek aerobik, plates ve aletli plates inanın sizi tahmin ettiğinizden fazla rahatlatacaktır.

    2. Davranış tedavisi olarak isimlendirilen ve küçük grupların eğitimini hedef alan bu tedaviyi aslında kendi toplumumuza uyarlamamız gerekir. Çünkü ülkemizde çoğunlukla ev hanımlarının bence etkilendiği fibromiyaljiden çıkış yollarını bulmak gerekir. Beraber kitap okuma saatleri, el örgüsü veya uğraş saatleri planlanabilir. Ev hanımları bir araya geldiklerinde zamanlarını faydalı geçirmenin yollarını aramalılar. Vücudumuzdaki her noktanın her türlü ağrı ve sızısını dikkate alarak, üşümesinin ve yanmasının ardında ne gibi hastalıklar olduğunu araştırmayı bırakmak gerekir.

    3. Tamamlayıcı tıp olarak bitkisel kökenli ilaçlar akla gelse de bunlar gerçekten etkili değillerdir. Ağrısını geçirmekte zorlandığım hastalarda akupunkturu nadiren önermekteyim ve bu konuda bilimsel veriler de artmaktadır. Hamam ve kaplıcalar, ancak egzersizin de birlikte sürdürüldüğü ve hastaya öğretildiği bir tedavi ise işe yaramaktadırlar.

    4. Kullandığımız ilaçlara gelince; tek başına ağrıyı kesmeye çalışmak başarı şansımızı azaltmaktadır. Uzun süre kullanılacağı için en düşük doz ve etkideki ağrı kesiciler kullanılmalıdır. Öte yandan anti-depresanları, asıl amacın iyi bir uyku olduğunu hatırlayarak verdiğimizi belirtmek isterim. Her ne kadar hastalığın altta yatan sebeplerinden birisi kronik depresyon olsa da, sadece depresyonu tedavi ederek fibromiyaljiden kurtulma ihtimalimiz azdır. Son yıllarda gabapentin ve pregabalin içerikli ilaçlar bu alanda en çok başvurduğumuz yöntemlerdir. Ancak tüm bu tedavi seçeneklerinin özellikle iştah arttırıcı, sersemlik verici, ödem yapıcı yan etkileri nedeniyle kullanılmaları kolay değildir.

    İşin gerçeği bence gayret etmeyen, hayatına bakış açısını değiştiremeyen bir fibromiyalji hastasının iyileşme ihtimali de azdır. Şartların ortaya çıkardığı stres faktörleri ne olursa olsun, bunlaradan şikayet edeceğine, bütün gücümüzü toplayarak o engelleri aşmamız gerekir. Ruh hayatın girdabına kapılmış giderken, bedenin ona sağlıklı bir şekilde ayak uydurması imkansızdır.

  • EMDR Terapisi

    EMDR Terapisi

    EMDR terapisi, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme,1987 yılında Francine Shapiro tarafından göz hareketlerinin travmatik olaylar üzerindeki etkisini azalttığı tesadüfen bulunan etkili bir psikoterapi yöntemidir. O günden sonra Shapiro travmaya maruz kalmış kişilerle yapmış olduğu araştırmalarında terapi modelini geliştirmiş ve etkinliğini test etmiştir.

    EMDR yaklaşımına göre insanlar travmatik olaylar yaşadıklarında bu anılar beyinlerinin sağ tarafında işlenmemiş anı ağları olarak depolanır. İşlenmemiş anılar doğal afetler,büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar şeklinde sıralanabilir.

    EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

    Basitçe ifade edecek olursak beynimizin sağ tarafı duyguların sol tarafı ise mantık ve dil becerisinin bulunduğu kısımlardır. Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre EMDR terapisindeki göz hareketi yöntemiyle sağ beyin ve sol beyin arasında bir bağlantı kurulur ve bu sayede bir iyileşme meydana gelir. Sonraki araştırmalar ise bu etkiyi sadece göz hareketleriyle değil aynı zamanda bedenimizin sağ ve sol taraflarını uyararak da elde edebileceğimizi göstermiştir.

    EMDR terapisi başlangıçta, geçmiş ya da yakın gelecekte yaşanılan travmalarda etkili olduğu düşünülen bir yöntem olmasına karşın yeni araştırmalar artık her türlü olumsuz durum için kullanılabileceğini göstermektedir. Diğer bir değişle trafik kazası gibi travmatik bir olay için de, sınav kaygısı için de bir yakınınızla yaşadığınız olumsuz bir olayın etkilerinden kurtulmak için de rahatlıkla kullanılabilen bir model olduğunu söylemek mümkün.

    EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

    EMDR nasıl uygulanır?

    EMDR terapisi sırasında EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir. 

    EMDR uygulayacak olan kişinin EMDR terapisi eğitiminin 1. Ve 2. Düzey eğitim ve süpervizonlarını tamamlamış deneyimli uzman psikolog olması oldukça önemlidir. Aksi taktirde EMDR yeterli olmayan kişiler tarafından uygulandığında riskli durumlar ortaya çıkabiliyor, kişi kendine yabancılaşabiliyor. Uluslararası www.emdr.com adresinde dünyanın her yerinde uygulama yapabilen uzmanların listesi yer alıyor. Türkiye’de de EMDR Derneği yakın zamanda kuruldu.

    Çocuklarla EMDR

    Çocuklarla EMDR uygulaması sırasında çocukların anı ağları yaşlarına bağlı olarak kısa olduğundan dolayı yetişkinlere göre çok daha hızlı olumlu gelişmeler gözlemlenebiliyor. Çocuklarla EMDR terapisinde dil gelişimleri yeterli düzeyde olmadığından resim tekniği kullanılıyor. 

  • Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Ankilozan spondilit (as) hastaları için yaşam ipuçları

    Uzun süreden beri devam eden bel ağrıları, sabahları yataktan sanki donmuşçasına kalkma, zaman zaman kalçalarına giren şiddetli ağrılar ve onlarca tetkik tahlil derken bir gün bu teşhis konulmuştu sonunda…. Namı değer AS, yani kamburluk hastalığı. İşte o andan itibaren eşe, dosta, internete ve dahi kimi görse hastalığını bir şekilde anlatarak kamburluktan kurtulmanın yolunu aramaya başladı…

    İşte bu arayıştır bizim hastalarımızı sıklıkla umutsuzluğa ve depresyona iten. İlk zamanlarda yaşanan o araştırma telaşı zamanla insanın en önemli özelliklerinden olan alışma duygusuna bırakır yerini ve zamanla hastalarımıza bir boş vermişlik duygusu çöker. Biz doktorların da bu noktada suçu var, kabul etmeliyiz. Hastalarımıza sorunları hakkında doğru bilgi almalarını sağlamalı ve onları adeta okula başlayan bir çocuk gibi ellerinden tutarak doğru eğitimi vermeliyiz. Peki bu namı değer AS için temel hastalık prensipleri ve ilaçlardan başka ne önermeliyiz, hep birlikte okuyalım isterseniz.

    AS aslında standart bir hastalık değildir. Yani her teşhis koyduğumuz kişi kendisini hemen rahmetli Suna Pekuysal ve Ahmet Mete Işıkara ile özdeşleştiriverir. Ancak bu davranış aslında kocaman bir yanlıştır. Her hastamızın ayrı bir seyri vardır ve hastalık kişiye göre ciddi farklılıklar gösterir. Kimin kötü gideceğini Romatoloji uzmanı bilir aslında ve tedaviyi de buna göre ayarlar. Bu yazının konusu da, hastalarımızın nasıl yaşamaları gerektiğidir. Biz bu önerileri verirken, tıbbi referanslara dayalı bir liste hazırladık sizlere.

    1. Hayatımızın her anında; yani işte, dinlenirken veya uyurken uygun bir postürümüz yani duruş biçimimiz olmalıdır. Hastalık vücudumuzu öne doğru eğmeye çalışmaktadır. Otururken dik oturmak, çalışma masamızda boynumuzu fazlaca eğerek çalışmaktan kaçınmak, ne yumuşak ne sert bir sandalye seçmek ve belimizi destekleyerek oturmak önemlidir.

    Düzenli ve disiplinli bir hayata geçilmelidir. Aşırı yorgunluktan kaçınılmalı ve vücudumuzun dinlenmesi için hayat tarzımız düzenlenmelidir. Sigara mutlaka bırakılmalıdır, bunu tartışmak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Burada en önemli tavsiye iyimser ve güzel gören bir bakış açısını yakalamak olacaktır. Aksi halde en iyi tedavi bile etkisini kaybedebilir.

    2. Sandalyemiz düz ve olmalı ve içine gömülen ve geriye eğimi fazla sandalye ve koltuklar kullanılmamalıdır. Uzun süre oturmaktan kaçınmak gerekir. Okurken kitap yukarı doğru bir eğimle desteklenerek boyun rahatlatılabilir.

    3. Adımlarımız yeterince büyük olursa kalça hareketlerimiz rahatlayacaktır. Elastik topuklu ayakkabılar sert zeminde yürürken bizleri rahatlatacaktır.

    4. Yatağımız aşırı sert veya yumuşak olmamalıdır. Yumuşak yaylı yataklar ve kanepeler uygun değildir. Uyku öncesinde ve sabah kalkarken en az 20-40 dakika yüzüstü yatmak, yan yatmaktan kaçınmak, kalın yastıkları terk ederek neredeyse incecik yastıkları tercih etmek doğru bir davranışlardır. İmkan varsa yastıksız yatılabilir ve uykuda sırt üstü yatmaya çalışılmalı, yan yatmaktan kaçınılmalıdır.

    5. Kuru ve cereyan olarak bildiğimiz hava akımının olmadığı çalışma ortamları uygundur. Eğilerek uzun süre çalışmaktan kaçınılmalıdır. İş ortamında oturma-ayakta kalma ve yürüme zamanları dönüşümlü olarak ayarlanabilir. Öğle arasında kısa süreli sırt üstü ve yüzü koyun uzanarak dinlenebilmek çok rahatlatıcı olur.

    6. Fiziksel aktivite çok önemlidir. Gövde hareketlerimizi arttıran, bizleri dik hale getiren yani geren sporlar tercih edilmelidir. Tabi ki hastalığımızın evresine yani erken veya geç hasta olmamıza bağlı olarak yapacağımız spor çeşitleri değişir. Uzun süreli bisiklet kullanımı, boks, futbol, kayak gibi öne eğilmelere ve darbelere açık sporlar tercih edilmemelidir. Boyun, hele de ileri dönem bir hasta için zorlanmaması gereken bir bölgedir. Eğer birlikte eklem şişliğimiz varsa, spor yapacağım diye eklemi zorlamamak gerekir. Bedeni geren sporlar ve özellikle yüzme başta olmak üzere, jimnastik tarzı sporlar önemli fayda sağlar. Sizlere önerdiğimiz egzersizlere sabah-akşam 5’er dakika bile ayırmak hayat kalitemizi arttıracaktır.

    Arada derin nefesler alınarak akciğer kapasitemizi arttırmak ve doğru nefes egzersizleri öğrenmek uzun vadede çok fayda sağlayacaktır.

    7. Haftalık kırmızı et tüketimi 2 öğün ve balık tüketimi 2 öğün olarak tavsiye edilmekte, aşırı et tüketimi önerilmemektedir. Boyumuza göre kilomuzu korumak önemli olup, tedavilerimizin özellikle kortizon ve anti-TNF olarak adlandırılan ilaçlarımızın iştahımızı açabileceği ve kilo aldırabileceği bilinmelidir. Kalsiyum ve D vitamini alımımız yeteri kadar olmalıdır. Az kalsiyum ve D vitamini aldığımız takdirde, kemik kalitemiz daha hızlı bir şekilde bozulacaktır. Vejetaryen bir diyetin inflamasyonu yani hastalık şiddetini azalttığına inanılır.

    8. Gebelik ve doğum konusunda rahat davranılabilir. Sezeryan ile doğum zorunluluğunuz yoktur, normal doğum yapabilirsiniz. Tabi ki ilaç tedavilerinizi bu sırada bizlerin ayarlaması gerekir, ancak artık gebelikte ve süt verme döneminde, sizlere verdiğimiz ilaçların çoğunun güvenli olduklarının kanıtlandığını da bilmeli ve Romatoloji doktorunuzla bu konuda yakın diyalog içinde olmalısınız. Bu noktada doğal olana yaklaşmak, en az ilaç ve en çok egzersizle bu dönemi geçirmek ise en doğru hedeftir. Ancak bazen ağır bir hastamızın ilaç ihtiyacı varsa bunu da göz ardı etmek yanlış bir davranış olur.

    9. Araba sürerken geniş aynalar kullanmak ve boynu desteklemek gerekir. Bel kısmını ince bir yastıkla desteklemek doğrudur. Uzun yolculuklarda 1-2 saatlik aralarla mola vererek birkaç dakikalık yürüyüş ve gerinme araları verilmesi önerilir.

    10. Sosyal olarak aktif egzersiz gruplarında bulunmak ve uygun egzersizleri yapmak önerilir. Sosyal izolasyondan kaçmak gerekir. Güvenilir bilgi kaynakları ile devamlı eğitime devam etmek gerekir.

    Ancak tüm bu anlattığımız bilgileri standart ve her hasta için değişmez olarak algılamamalıyız. Her hastamızın ayrı bir birey olduğunu düşünerek bireysel hasta özelliklerini ön planda tutmak gerekir.

  • Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Evlilikte Sınırlar ve Sınırların Önemi

    Sınır’dan kastımın ne olduğunu detaylı anlatacağım fakat öncelikle şunu belirtmek isterim ki “sınır” sadece karı koca arasında değil, hayatın her alanında kurduğumuz ilişkilerde kıymetli bir öneme sahip. Sınır kelimesini belki en çok “Çocuklara koyulan sınırlar” konusunda okuyor ve kullanıyoruz. Fakat “sınır” doğan her canlı için ölene kadar geçerli ve önemli bir kavramdır.

    Sınır aslında uzay boşluğu ile bizi ayıran sınırla, yani bedenimizle başlıyor. Sonrasında duygusal sınır, ilişkisel sınır, psikolojik sınır, ülke sınırları gibi birçok alanda kendini gösteriyor.Varlığı konfor ve denge getirirken, yokluğu durumunda ise, karmaşa, kaygı ve sağlıksız bir biçimde iç içe geçmiş ilişkiler yaşıyoruz.

    MUTLULUK NEDİR?

    Bana mutluluk ne diye sorsanız, kişinin kendini tanıması ve bu tanımlamadan tatmin olması ve ilişkilerinde bu tanımla kabul görmesi diyebilirim. Bu üçlü sac ayağındaki dengeden başka bir şey değildir mutluluk.

    Mutluluk sınırdır, sınır mutluluktur yani…

    Evlilikte ise sınır, çok ince bir çizgide kendini gösterir. Yani sınırsızlık kadar sınır’ı yanlış yorumlamak da hatalı bir iletişime sebep olur.

    Kişiler birinin karısı, kocası ya da anne babası olmadan önce birer bireydir. Kendilerine dair hassasiyetleri, beklentileri, ihtiyaçları ve istekleri vardır. Tüm bunlar kişinin kendi sınırlarını belirleyen detaylardır.

    BANA SINIRINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

    Bu konuda eşlere ilk önerim birbirlerinin sınırlarını tanımaları. Bu da ancak karşılıklı samimiyet ve dürüstlükle mümkündür. Özellikle evlilik öncesi dönemde kendi sınırları konusunda dürüst davranan eşlerin evlilikte kendilerini daha güvende hissettiklerini söylemek mümkün. Örneğin, vejetaryan bir insan için evde pişecek yemekler bir sınırdır. Kişinin bu sınırı bilmesi, tanıması ve koruması önce kendisi için sonra da ilişkisi için çok önemlidir.Sınırı koruması gereken kişi öncelikle kişinin kendisidir.

    Maalesef çoğu ilişki rasyonel bir zeminde başlamıyor. Eşler birbirlerine karşı açık konuşmuyor ve ilişkinin en başında sınırlarını korumaya dair bir tutum izlemiyorlar. Bu da haliyle kişilerin birbirlerinin hassasiyetlerini bilmeden yani sınırlarını tanımadan evlenmelerine sebep oluyor. En önemli şeyi erteleyerek başlayan bir ilişkinin çıktısı ise çoğu durumda hayal kırıklığı oluyor.

    “Evlenmeden önce maç izlemezdi.” ; “Evlenmeden önce özel günleri önemsemediğinden bahsetmemişti ve o zamanlar önemserdi.” Bu örnekler uzayıp gidebilir. Eğer maç izleyerek deşarj oluyorsanız, bunu partnerinize en baştan söylemek sizin stresle baş etme kaynağınızı bilmesi, tanıması ve bunu kabullenmesi noktasında ona yardımcı olacaktır. Ya da özel günler sizin için işkence ise, uzun vadede her yıl tanışma yıl dönümünde hediye verecek biri değilseniz, bunu en başta söylemek yine olası tüm sıkıntıların yaşanmaması için ön koşuldur. “Ben özel günlerde hediyeleşmekten hoşlanmıyorum. Bunun yerine hiç beklemediğin zamanlarda seni şaşırtabilirim. Bunun senin için bir sakıncası var mı?” diyen birinin en başta alacağı tepki, eşinin ilk evlilik yıl dönümünü unuttuğu birinin vereceği tepkiden çok daha olumlu ve samimi olacaktır.

    EVLİLİKLE ORTAYA ÇIKAN SINIRLAR!

    Eğer evlenene kadar her şeye “Evet” diyen, her fikre uyum sağlayan biriyseniz ve “Evlendikten sonra nasıl olsa gerçek özelliklerimi zamanla benimser.” Gibi bir düşünceniz varsa üzülerek söyleyebilirim ki bu işin çıktısı hayal kırıklığı olacaktır.

    Sınırlar dünyası çok ilginçtir ki,bir kere çiğnenen sınırın geri dönüşü sınırsızlık ya da çatışmadır.Yani eşinize de kendinize de dürüst olmanız yolun en başında çok önemlidir.

    SINIR İHLALİ!

    Farklılıklar hayatın baharatıdır. Dolayısıyla birçok durumda sınırlarınız çatışabilir. Bu sizden iyi bir çift olmuyor anlamına gelmez. Önemli olan ise “sınırlarınızı koruma biçiminiz.” Partneriniz sizden sınır ihlali gerektiren taleplerde de bulunabilir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çiftler birbirini tam tanımadığı için bu daha mümkündür. Ancak, eğer partnerinizi kırmamak için “Hayır!” demeniz gereken yeri iyi bilmezseniz partnerinizi de ilişkinizi de kendinizi de uzun vadede daha çok yıpratacağınızdan emin olabilirsiniz.

    EVLİLİK BAŞLI BAŞINA BİR SINIRDIR!

    Fakat, burada önemli bir nokta var. Ben sınır meselesini anlattığımda, bazen eşlerden biri “Ben ailece tatile gitmekten hoşlanmıyorum. Eşim tek başına gitsin, ben tek başıma giderim. Bu da benim sınırım.” Diyebiliyor. Bu durumda ise verdiğim cevap şu oluyor. “Evlilik başlı başına bir sınırdır. Eğer bu sınırın gereklerini yerine getirmekte zorlanıyorsanız sistemde kalma fikrini gözden geçirmelisiniz.”

    Evli olma hali, bazı genel kurallara uymayı ve eşlerin birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamayı yasal olarak taahhüt etme sınırıdır.

    Yani evliliğin getirdiği bir takım gerekliliklerle çelişen sınırlarınız varsa ya da karşı tarafın ihtiyaçlarını karşılamak sizin için ancak sınırlarınızı ihlal etmekle mümkün ise o halde siz bu sisteme uygun bir dizayna sahip değilsiniz. Bu sizi daha kötü veya daha iyi bir insan yapmaz. Fakat bu sınırı toplumun ya da kendi öz ailenizin evlenmenize dair beklentilerine karşı da korumalısınız.

    Bu sebeple kişilerin kendi sınırlarını doğru belirlemeleri evlenmek ya da evlenmemek noktasında da doğru karar almak için çok kıymetli.

    Hepinize sınırlarınıza kıymet verdiğiniz huzurlu günler diliyorum.

    Sevgiyle kalın.

  • Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Romatoid artrit hastası nasıl yaşamalıdır?

    Bir süre önce ellerinde ve ayaklarında ağrılar başlayan bir hastamızın, bu derdine çare ararken duymaya başladığı “sende iltihaplı romatizma var” sözleri ile içini bir endişe kaplamaya başlamıştır. Nihayet bu teşhisi açıklayacak veya doğru olup olmadığını söyleyecek Romatoloji uzmanına ulaştığında da, hastalığının “Romatoid Artrit” olduğunu öğrenir. Derhal eve gidilerek internete bakılır ve aman Allah’ım o nasıl bir hastalık öyle, insanı sakat bırakan, eklemleri yakan ve yıkan. İşte o an hastamızda tam bir çöküş başlamıştır. Konu-komşu ve eş-dost da bu kederi arttıracak ne kadar cümle varsa söyler sanki kendisine……

    Evet, sıklıkla böyle başlar bu hikaye ve maalesef bu, çok kötü bir başlangıçtır. Kötülük hastalığın kendisinden çok, uzun bir mücadeleye başlamak üzere olan bir insanın, moralinin sıfırlanması ile alakalıdır. Yıllarca sürecek bir savaşa giriyorsunuz ve girerken de, ben bu savaşı kesinlikle kaybedeceğim diye şartlanıyorsunuz. Zaten bu düşünce içimize yerleştiği anda bu engeli aşmanız neredeyse imkansız hale gelmiştir.

    Yeni ve pek çok sayıda ilaç hayatımıza girmiştir artık. Bir yandan ağrılı eklemler ve düşük bir hayat kalitesi, öte taraftan kırılmış umudumuz, şaşkınlık içerisinde pek çok kişiye danışmak için çırpınışımız ve azalan sabrımız işimizi daha da zorlaştırmaktadır. Zamanla evdekiler de yorulmaya ve huzursuzlanmaya başlar sanki ve her şey üzerimize gelir. Her kafadan bir ilaç, doktor ve şehir tavsiyesi yağmaktadır artık….

    Peki ne yapmamız ve gerçekten nasıl yaşamamız gerekir. Bugün için aşağıdaki cümleleri hafızamızın özel bir yerine iyice yerleştirmeliyiz:

    Romatoid artrit artık tedavi edilebilir bir hastalıktır.

    Bu tedavinin doğru netice verebilmesi için düzenli ve kesintisiz olması şarttır.

    Tedavideki en ufak bir değişiklik bile, Romatoloji uzmanından habersiz yapılmamalıdır.

    Tedavi hastaya özel olduğu için, bazen kişiye göre doğru ilaçların tam olarak kararlaştırılması birkaç ay sürebilir.

    Tedavide en önemli aktör, güçlü ve inancını koruyan bir hastadır.

    Bilinçsiz ulaşılan ve seçilmeden alınan kirli bilgiler (internet, eş-dost tavsiyeleri) çoğunlukla zarar verir.

    Bu hastalığa ait özel bir diyet türü yoktur. Ancak ideal vücut kilosunu korumak önemlidir.

    Sigara mutlaka bırakılmalı ve düzenli bir hayat planlanmalıdır.

    Yeni teşhis almış da olsa veya eski bir Romatoid Artrit hastası da olsa hayatımızın bazı düzenlemelere ihtiyaç duyduğu kesindir. Dışarıdan nasıl gözükürse gözüksün, şiş ve ağrılı bir eklemin içinde kıyametler kopmaktadır. Hiçbir şey olmamış gibi, o eklemi zorlayarak hayatımıza devam edemeyeceğimizi, öte yandan da hayatın devam ettiğini ve hayattan kopmamamızın önemini kavramamız şarttır. Bu noktada tavsiyelerimizi, hastalığın şiddetli ve hafif olduğu zamanlara göre yapalım.

    Eğer şiddetli bir hastalık dönemi yaşıyorsak:

    Problemli eklemimizin istirahati sağlanmalıdır. O eklemi yormayarak bunu başarabiliriz. Örneğin dizde şişlik varsa yürümeğe zorlamak, merdiven, çömelme hareketi ve dizi katlayarak iş yapmak son derece yanlıştır. Eğer el parmaklarımızda şişlik varsa, elimizi dinlendirmeye çalışmamız gerekir.

    Şiş eklem bizim için sıcak eklemdir. Dolayısıyla sıcaktan uzak durmamız gerekir. Sıcak su banyoları, kaplıcalar sakıncalıdır. Aksine aktif dönemde soğutma yani aralıklarla buz uygulaması yapılabilir.

    Sıfır hareket de yanlıştır. Eklemi rahat ettirmeye çalışmak doğru ancak bu dönemde bile kas kuvvetini korumak ve eklem bütünlüğünün devamlılığı ve katılaşmayı önlemek için, pasif egzersizler ve yumuşak hareketler yapılmalıdır.

    Eğer hastalık sakin dönemde ise:

    Bu dönemde de eklemler zorlanmamalıdır. Ancak günlük aktivite daha fazla yapılmalıdır. Su ile uğraş gerektiren işlerden hep kaçınılmalıdır. Çamaşır ve bulaşık makinesi hayatın vazgeçilmez yardımcılarından olmalıdır.

    Sıkma, bükme, el bileklerine direnç uygulama da kaçınılması gereken yöntemlerdir.

    Eller, ince hareketlerle yorulmamalıdır. Uzun süreli eklem yorgunluğundan hala kaçınılmalıdır.

    Fazla kilolardan kurtulmak için bu dönem değerlendirilmelidir.

    Fazla basamaklı ve merdivenli evler imkan varsa değiştirilmeli, asansör kullanılmalıdır.

    Tarla, bağ bahçe gibi yumuşak toprakta yürümek diz eklemlerini zedeleyici olabilir, kaçınılmalıdır.

    Yine her hangi bir özel diyet bulunmamaktadır.

    Mevcut tedaviler özellikle yeni tanı alan veya son 10 yıl içinde aksamadan ve hasarsız olarak bugüne kadar getirilebilmiş hastalarda daha da etkindir. Ancak sakatlık oluşmuş hastaların da bu durumları göz ardı edilmemelidir. Eğer eklemlerde sakatlık gelişmişse:

    Elleri kapatırken aralık kalıyorsa, eller tutma görevini yerine getirirken zorlanabilirler. Cisimleri kalınlaştırmak rahatlık sağlayacaktır. Örneğin bir kalemin etrafına sarılan bez veya uygun bir plastik hortum ile daha rahat kavrama sağlanabilir. Benzer şekilde uygulama yemek yerken de yapılabilir. Bugün için artık özel üretilmiş yardımcı cihazlar bulunmaktadır.

    Fermuar gibi ince demir/plastiklere, kalın çengelli iğneler takılarak daha kolay tutulması sağlanabilir.

    Uzun saplı çatal, kaşık temin edilebilir.

    Yürüme alanlarında ayağın takılmasına neden olabilecek eşik, halı, gibi şeyler kaldırılmalıdır. Görme kusuru varsa, uygun gözlük alınmalıdır.

    Evlerde ıslak ve kaygan zeminler olmamalı, varsa önlem alınmalıdır.

    Tuvalette uygun destek demirleri olmalıdır.

    Sonuç itibariyle, hayat devam etmektedir ve kimin karşısına neyin ve ne zaman çıkacağı ise her zaman sürprizdir. Bugün bize düşen görev hastalığımızı kabullenmek, ümitle ve inançla hayatımıza devam etmek ve modern tıbbın bizlere sunduğu imkanları sonuna kadar zorlamak olmalıdır.

  • İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişkilerin Korkulu Rüyası Aldatma

    İlişki, iki kişi arasında varlığını sürdüren o kişilere bağlı gelişen ama o kişilerden de bağımsız varlığını sürdüren bir üçüncü kişi gibi ele alınmalıdır. İlişki kişilerden beslenir ve yine o kişileri besler. Aldatma ise bu ilişki içinde yaşananların sebebi değil çoğu durumda sonucudur. Yani aldatma davranışı buz dağının görünen kısmıdır.

    Aldatma semptomuyla bize başvuran kişilerde aldatan tarafın zaman zaman hissettiği mahcubiyet ve utanç zaman zamansa onu bu sonuca iten davranışsal sebeplere dair duyduğu öfkedir. Öte taraftan aldatılan eş de kafasında sorulmayı bekleyen bir sürü soru ve hesap sorma duygusuyla eşinin karşısında yer alır. Bu durumla tüm bu yoğun duygular sebebiyle tek başlarına baş etmeleri çok mümkün değildir. Bu yüzden bu aşamada doğru bir destek kolaylaştırıcı olacaktır.

    Kişilerin duygularını ifade etmeleri, rahatlamaları aşamalarından sonra ilişkinin ihmal edilmiş taraflarına göz atarız. Buralarda karşımıza çıkan çiftlerin giderilmemiş ihtiyaçları, savunma mekanizmaları ve eşi dışına yönelen çıkış kapılarını buluruz. Ve terapide bugüne kadar ihmal edilmiş ihtiyaçlar, talepler konuşulur.

    Çiftin uzun zamandır dikkatini vermediği ilişki yeniden varlığını çifte hissettirir ve böylece eşler olup bitenleri anlamlandırmaya çalışırken birbirlerine yakınlaşmaya başlar.

    Çift terapisiyle aşılan aldatma problemlerinde çözümler kalıcı hale getirilir. Çünkü ilişkinin tüm dinamikleri ele alınır. Ve aslında aldatma davranışı çifte ilişkilerini ciddiye alma, önemseme ve bazı ilişkisel yeteneklerini geliştirmeye fırsat sunar. Terapi desteği almadan baş edilmeye çalışılan süreçlerde ise sadece aldatan eşin mahcubiyetiyle bir takım sözler vermesi, eşine geçici bazı maddi veya manevi jestler yapmasıyla yine geçici olarak evliliğin devamı sağlanırken, semptoma sebep olan davranışlar konuşulup iyileştirilmediği için problemler şekil ve semptom değiştirerek devam eder.

    Aldatmaya sebep olan genel bir karakter yapısı yoktur, aldatılma davranışının ortaya çıktığı ilişki biçimi vardır. Herkes aldatabilir ve aldatılabilir. Önemli olan sebepleri bulmak, tamir etmek ve ilişkiyi tatmin etmektir.

  • Yetişkinlerde ürtiker

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır.

    Ürtiker tek başına görülebileceği gibi yaklaşık olarak % 50 anjiyoödem olarak adlandırdığımız üzerine basıldığında çökme olmayan şişlik ile birlikte olabilir. Anjiyoödemle birlikte olduğunda cilt yüzeyi dışında cilt altı tabakları da etkilenmiştir. Anjiyoödem, genellikle dudak, dil, göz çevresi, el, ayak ve genital bölgeleri tutması önemlidir. Ayrıca kaşıntıdan çok basınç, yanma, ağrı hissi olur. Hastalar tarafından göz kapağında dudağında şişlik ile birlikte tüm vücutta olabilen kaşıntılı kırmızı deriden kabarıklık lezyonlar olabilir.

    Ürtikeryal lezyonlar altı haftadan kısa sürüyorsa akut olarak tanımlanır. Lezyonlar 6 haftadan daha uzun sürüyorsa, kronik olarak tanımlanır.

    Ürtiker/anjiyoödem, oldukça yaygın görülen bir deri reaksiyonudur. İnsanlarda yaşam boyu herhangi bir zamanda görülme riski % 15-25 arasında değişir. Hayatımız boyunca bir ürtiker atağı geçirme ihtimalimiz bulunmaktadır. Özellikle akut ürtiker genç erişkin ve çocuklarda daha sıktır. Kronik ürtikerse %1 gibi daha nadir görülür ve daha çok erişkinlerde ve bayanlarda görülür.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER DÖKÜNTÜSÜ NASILDIR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir.

    Ürtiker döküntüsü genellikle vücudumuzun herhangi bir bölgesinde aniden oluşur. Deri üzerinde küçük kabarcıklar meydana gelebilir. Bu kabarcıklar ve kızarıklıklar toplu iğne başı kadar olabileceği gibi daha büyükte olabilir ve kaşıntılıdır. Kabartılar beyaz veya kırmızı renkte görülür.

    Bazen çok az sayıda oluşur, ancak bazen de vücudun çeşitli bölgelerinde veya tüm vücudu kaplayacak kadar çok olabilir. Kabarcıklar sönmeye başladığında, etrafındaki kızarıklık kalabilir, daha sonra bu kızarık lekelerde yok olur ve cilt normale döner. Genellikle oluşan lezyonlar 24 saat ile 48 arasında iz bırakmadan kaybolur gider. Kızarıklık ve kabarıklık 24 saatten daha uzun süre kaybolmadan kalıyorsa ve kaybolurken hafif kahverengi iz bırakıyorsa, eklem ağrısı halsizlik ateş gibi diğer şikayetlerle birlikteyse ürtikerin alerjik sebeplerle olmadığını damarları etkileyen vaskülit gibi daha ciddi bir nedene bağlı olabileceğini düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Hastaların bir kısmında yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntıları olduğunu ve sonrasında tipik ürtiker lezyonları ortaya çıktığını söylerler.

    Ürtiker bazen özellikle hasta tarafından nasıl oluştuğu fark edilir. Efor yaptığında, terlediğinde, güneşe çıktığında, sıcakta ve soğukta olabilir. ürtiker psikolojik faktörlerden etkilenebilir yoğun stress durumlarında ortaya çıkabilir.

    Yetişkin bir hastada; 24-48 saatten daha süren, deriden kabarık, kaşıntılı kırmızı ortası soluk deri döküntüsü varsa, kendiliğinden vücudun bir yerinde olup sonra kayboluyorsa yaygın vücut kaşıntısı ile birlikte veya göz kapağında dudakta şişlik ile birlikteyse ürtiker düşünmek gereklidir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKERİN SEBEPLERİ NELERDİR?

    Ürtikerden sorumlu olabilecek birçok faktör suçlanmıştır. Akut gelişen ürtikerdeki en önemli nedenleri ilaçlar, gıdalar ve enfeksiyonlardır. Kronik spontan ürtikerde çoğu zaman (%80-%90) sebebi pek belli değildir. Aslında ürtikerin nedenlerini araştırırken en önemlisi ayrıntılı bir şekilde hastanın hikayesini almaktır. Tek başına ayrıntılı bir hikaye ile nedenlerini bulma ihtimalimiz yüksektir. Hastalardan uygun ve ayrıntılı hikaye almak çok önemlidir ve bununla birlikte Kronik ürtikerden sorumlu olabilen nedenler araştırılmalıdır.

    Hastalar genellikle tüm vücutta yerini tam olarak belirleyemedikleri kaşıntılardan rahatsız olurlar. Hastaların kaşıntı şikayetleri sonrasında tipik ürtiker lezyonları belirir. Ürtikerde cilt üzerinde gördüğümüz tipik lezyonlar kısa sürede belirir, sonra kaybolurlar. Ürtiker plakları aynı yerde 24 saatten pek fazla kalmaz, gün içinde lezyonlar tekrarlayabilir. Ürtiker plakları yaygın olarak kol, bacak, gövdenin tümünde cilt kızarıklığı veya yüzeyden kabarık lezyonlar şeklinde olabildiği gibi birkaç milimetre büyüklüğünde toplu iğne başı gibi, bazen soluk ve birbirlerine çok benzeyen şekilde olabilir.

    Ürtiker oluşumunda birçok sebep temel olarak derideki alerji hücrelerinden histamin gibi kimyasal maddelerin salgılamasına neden olur. Bu maddeler o bölgede damarların genişlemesine, damar içinden dışarı doğru sıvı (serum) kaçmasıyla bunların deri içi alana sızmasına ve kaşıntıya neden olur. Buna ek olarak; aynı alerji hücreleri 5-6 saat gibi daha geç bir sürede diğer kimyasal maddeleri salgılar. Bu yeni salgılan maddelerde lezyonların daha uzun sürmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak ciltte kızarıklık kaşıntı ve şişlik meydana gelir. Bu kimyasal maddeler kısa sürede vücutta ortadan kaldırılır. Ürtiker plakları vücudun bir yerinde kaybolurken başka yerinde ortaya çıkar genellikle 24 saatten uzun süre aynı yerde kalmazlar.

    Ürtiker nedenleri arasında ilaçlar ve gıdalar en sık nedenler içinde yer aldığı için bunlarla ilgili testleri yapılabilir. Bunun dışında alerjenler ( inhalasyon, kontakt ) ,Tranfüzyon reaksiyonları ,İnfeksiyonlar ( bakteriyal fungal viral helmitik ) Böcek sokmaları, romatizmal kollajen doku hastalıkları ,Malign hastalıkları (tümörler) otoimmun hastalıklar ( Hashimato troiditi ) gibi birçok neden sıralanabilir.

    Ürtiker nedenlerine baktığımızda birçok hastalığın seyrinde de ürtikeryal şikayetler ortaya çıkabilir. Bunlar içinde özellikle gıdalar, ilaçlar, yaygın alerjenler, hormon tedavileri, sıcak, soğuk, güneş ışığı, su, deriye baskı uygulanması gibi çevresel faktörler, duygusal stresler ve egzersiz yapılması gibi durumlar kurdeşene neden olma ihtimali daha yüksektir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİ

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Ürtiker kalıcı iz bırakmadan kaybolur gider fakat hastaların yaşam kalitesini hayat konforlarını çok etkilediği için depresyon gibi ciddi sorunlara yol açar. Ürtiker plaklar bazen daha önceden var olan hastalığın habercisi olabilir veya hastalığın seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden ürtiker önemsenmeli ve nedenleri araştırılmalıdır.

    Ürtikeryal döküntüler 6 haftadan fazla devam ediyorsa kronik ürtiker olarak değerlendirilir ve altında olabilecek hastalıklar araştırılmalıdır.

    Ani başlangıç gösteren ürtikeryal şikayetler 6 haftayı geçtiyse

    İnatçı ve uzun süre aynı yerde devam ediyorsa

    Solunum yollarını etkiliyorsa

    Ürtiker dışında halsizlik yorgunluk eklem ağrısı ciltte kuruluk gibi diğer şikayetleri de varsa mutlaka iç hastalıkları ile ilgili olabilecek hastalıklarda araştırılmalıdır. İç hastalıkları üzerine alerji hastalıkları eğitimi alan uzmanlar tarafından detaylı olarak incelenmelidir. Özellikle otoimmun hastalıklar, romatizmal hastalıklar, hepatit gibi enfeksiyon hastalıkları araştırılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER İÇİN DOKTORA GİDERKEN NE YAPMALI

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtiker şikayetleri olan hastalarda bu şikayetlerinin nedeninin araştırılması gereklidir. Ürtiker nedenlerini araştırırken hastaların kendi gözlemleri ve hikayesi son derece önemli olabilmektedir.

    Siz ve doktorunuz için muayenenin daha iyi olması açısından muayene öncesi yapmanız gereken bazı hazırlıklar bulunmaktadır. İşte muayene öncesi hazır olmanız için yapmanız gerekenler;

    -Belirtilerin ne zaman meydana geldiği ve ne kadar sürdüğü hasta tarafından bir yere not edilebilir. Ürtiker şikayetlerinde bazen gıdalar ve ilaçlar daha önce bir çok kez kullanmasına rağmen şikayetlere yol açabilir.

    -Çok sayıda nedeni olan ürtikerin hayatımızda kullandığımız ama önemli olmadığını düşündüğümüz Vitaminler, bitkisel ilaçlar ya da takviyeler de dahil olmak üzere, bir çok nedenle ortaya çıkabileceğini unutmamamız gerekir. Bu yüzden kullandığımız her türlü ürünü not etmeliyiz

    -Doktorunuza soracağınız soruları muayene öncesinde not edin ki muayene sırasında unutulmasını engelleyin.

    -Ürtiker bazen hastalığın ilk belirtisi veya hastalık seyri sırasında ortaya çıkabilir. Bu yüzden daha önceki hastalıklarımız ve tedavilerini mutlaka söylemeliyiz. Bazen uzun süredir kullandığımız bir hipertansiyon ilacı ciddi boğazda dudakta şişliğe anjiyoödeme yol açabilir.

    -Ürtiker altında yatan alerji olabileceği için alerji uzmanınız teşhis için deriden alerji testi yapabilir. Bu nedenle kullanmakta olduğu alerji ve ağrı kesici ve depresyon ilaçlarını muayeneden 1 hafta öncesinde kesin.

    -Önceden yapılmış olan test veya röntgen sonuçlarınızı yanınızda getirin.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİ NASIL KONUR

    Ürtiker deri yüzeyinde oluşan, etrafı kırmızı büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen, ortası sıklıkla soluk, kaşıntılı plaklar veya deri döküntüleridir. Ürtiker olarak tanımladığımız bu tablo genellikle 24-48 saat içinde solmakta ve cilt üzerinde iz bırakmamaktadır. Bu yüzden bazen üzerinde durulmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden ürtikerlerin altında yatan nedenlerin mutlaka araştırılması gereklidir.

    Ürtikerin tanısı anamnez ve fizik muayene ile konur. Laboratuvar bulgularından önce hastanın dikkatli bir hikayesinin alınması gerekir ve sonrasında muayenesi yapılır.

    Ürtiker altından yatan nedenlerden ilaç ve gıda alerjilerinin olabileceği unutulmamalıdır. Hastalar özellikle gıdalarla ilgili şikayeti varsa gıda deri testlerinin mutlaka yapılması gerekir. Gıdalar şikayetlerini artırıyorsa diyetten çıkarılıp tekrar eklendiğinde artıp artmadığı önemli olabilir.

    İlaçlar özellikle NSAİ ilaç grubundaki ilaçların ürtiker ataklarını artırdığı ve bununla ilgili önlemlerin alınması gerektiği anlatılmalıdır.

    Ürtikerli hastalarda hastanın hikayesine göre tanı koymak için yardımcı olabilecek kan tetkikleri istenir. Bunlarda tam kan sayımındaki ve eritrosit sedimantasyon hızındaki anomaliler olabilir. Ürtikerli vakalarda eozinofili parazitik enfeksiyon veya atopik durumun saptanması için yol gösterici olabilir.

    Ürtiker nedenleri içinde alerji dışında birçok hastalık olabileceği için bu nedenleri ortaya koymak gerekir. Alerji dışında nedeni belirlenememiş ürtikerde, ANA, tiroid peroksidaz antikorları, kompleman profilleri, hepatit markerleri ve serum protein elektroforezi çalışılmalıdır.

    Bazı özel hastalıklar sadece anjiyoödem ile ortaya çıkabilir herediter anjioödem olarak adlandırdığımız hastalıkta C4 düzeyi düşüktür. Hastanın C4 seviyesine bakmak gerekirse C1 inhibitör seviyesinin ve fonksiyonunun ölçülmesi faydalı olacaktır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEŞHİSİNDE ALERJİ DERİ TESTİ YAPILMALI MI ?

    Alerji uzmanları tarafından ürtiker düşünülen hastalarda nedenini tespit etmek için deriden alerji testi, kandan alerji testi yapılması gerekebilir. Ürtiker nedenleri arasında gıda alerjisi düşünülüyorsa deri prick testi ile alerjik besin tespit edilebilir, ve buna göre bir tedavi yolu izlenir.

    Besinin tespit edilmesinden sonra, besini ve o besini içeren tüm yiyecekleri diyet listesinden çıkarmanız tavsiye edilir.

    Ürtiker bazen polen mevsimlerinde çoğalabilir. Özellikle polen alerjisi olanlarda bazen meyve sebzelerde polenler arasında çapraz reaksiyon olduğu için hastalar meyve veya sebze yediğinde ürtikeryal döküntüler olur. Oral alerji sendromu dediğimiz bu tabloda asıl neden polen alerjisi olmasına rağmen çapraz reaksiyon veren meyve ile şikayetleri ortaya çıkar. Bu yüzden ürtikerli hastalarda polen alerjisi olup olmadığı anlamak için deri testleri yapmak gereklidir.

    Hastaların deri testleri yapılamıyorsa bazen kandan bakılabilecek testlerle alerjisi olduğu gıda veya diğer alerjenler bulunabilir ama kan tetkikleri deri testlerine göre daha az duyarlıdır.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Her şey normal seyrederken hastaların çoğu genellikle anlam veremedikleri bir şekilde vücutta kaşıntı kızarıklık şikayeti başladığını söyler bazen uyandıklarında tüm vücutlarında kaşıntılı kırmızı deri döküntüleri olduğunu belirtir. Akut ürtiker olarak tanımladığımız deri döküntüleri kendiliğinden birden ortaya çıkar ve yine kendiliğinden kaybolup gidebilir.

    Akut ürtikerde bazen şikayetleri bir kez şiddetli bir şekilde olup sonrasında tekrarlamayabilir. Hastaların ilaç kullanma ihtiyacı olmayabilir. Özellikle 6 haftadan fazla devam eden kronik ürtikerde şikayetlerin yoğunluğuna bağlı olarak ilaç tedavisi gerekmektedir.

    Ürtiker tedavisi; Tedavide önce zeminde yatan bir hastalık varsa o tedavi edilir. Alerjik ürtiker anjioödem alerjen ile temas kesilebilirse kısa sürede tamamen düzelir. Ürtiker tanısı için yapılan tetkikler neticesinde nedenini bulabilirsek alerjik olan gıda veya alerjenden kaçınmak çok önemlidir. Ürtiker nedenini saptayamazsak yani idiopatik ürtikerse ilaç tedavisi gereklidir.

    Ürtiker tedavisinde ilk kullanılan ilaçlar antihistaminik ilaçlardır. Antihistaminik ilaçlar normal dozları genellikle yeterli olmayabilir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini baskılayabilecek daha yüksek dozlarda antihistaminik ilaçlar verilebilir veya kombinasyonları kullanılabilir. Antihistaminik ilaçlar ile ilgili en önemli sorun maalesef uyku hali, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu ve iştah artışı gibi yan etkiler oluştururlar. Diğer bir sorunda bir süre sonra yeterli etkinliği kaybolmakta ve etkisiz hale gelmektedir. Bu yüzden hastalar ilaçları uzun süre kullansa da aynı etkiyi göremezler.

    Kortikosteroidler ürtiker etkili olan diğer ilaçlardır. Ancak ne yazık ki uzun süre kullanılması ciddi yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Kortikosteroidler özellikle akut ürtikerde yakınmaların kontrol altına alınmasında yeterli olmaktadır. Yoğun ürtiker şikayetleri olan hastalarda kısa süreli olarak kortizon tedavisi uygulanabilir. Uzun süreli kortizon tedavisi yan etkileri de beraberinde getireceği için kullanılması önerilmez.

    Hayatı tehdit eden anjiyoödem veya anaflaksi atağı geçiren hastalar adrenaline (epinefrin) yanıt verirler

    Kronik ürtikerin tedavisi ise için birçok ilaç kullanılmıştır bunlardan bir kısmı immun sistemi baskılayıcı özelliğe sahiptir. Siklosproin gibi immun sistemi baskılayıcı ilaçlar tedavi etkili sonuçlar alınmıştır fakat immun sistemi baskıladığımızda oluşacak sorunlar nedeniyle çok dikkatli kullanmak gerekir.

    Ürtikerli hastalarda diğer yardımcı ilaçlarda histamin reseptörlerini baskılayan mide ilacı olarak kullanılan H2 reseptör antagonistleridir. Hastanın antihistaminiklerle birlikte ranitidin, famotidin gibi ilaçları kullanması ürtiker şikayetlerini de azaltabilir.

    YETİŞKİNLERDE ÜRTİKER TEDAVİSİNDE YENİ İLAÇLAR VAR MI ?

    Kronik ürtikerler hastalar için çok ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Hastaların bir kısmında ciddi depresyona yol açacak kadar can sıkıcı sorunlar oluşturabilir. Ürtiker tedavisinde yeni geliştirilen ilaçlar bu sorunların giderilmesinde son derece etkili olmuştur

    Omalizumab ise son zamanlarda kullanılmaya başlanılan yeni bir ilaç tedavisidir Anti-IgE tedavisi ile kronik ürtiker hastalarının %90’nından fazlasında hastalık belirtileri tamamen düzeltir. Omalizumab, alerjik hastalıların oluşumunda rol oynayan IgE antikorunun etkisini önleyen bir ilaçtır. Omalizumab, halen antihistaminik veya kortikosteroid almasına rağmen semptomları bu ilaçlarla yeterli düzeyde kontrol edilemeyen 12 yaş ve üzeri kronik idiyopatik ürtiker tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. 4 haftada bir cilt altı enjeksiyon şeklinde kullanılmaktadır. Alerji uzmanlarının kontrolünde uygulanmaktadır. Tedavi süresi değişken olmakla birlikte özellikle kronik ürtikerde süre 3 aydır. İhtiyaç durumunda hastanın şikayetlerini kontrol altına almasına bağlı olarak daha uzun süreler güvenle kullanılabilir.

    Omalizumab ile birlikte artık ürtiker daha kolay tedavi edilmektedir hastaların ayda bir kez enjeksiyon olarak aldığı tedavi ile yaşam kalitesi son derece artmaktadır. Hayatlarında ki birçok kısıtlama zamanla ortadan kalkmaktadır.

    Yakın gelecekte hastalar anti-inflamatuar ve immün modülatör ajanlarla daha hızlı tedavi edilecektir. Alerjik hastalıkların tedavisi için üretilen 5-Lipooksijenaz inhibitörleri, PG-D reseptör antagonistleri, kronik ürtikerde etkili olması beklenmektedir.

    Alerji uzmanlarının ürtiker tedavi edilmesi konusunda her geçen gün daha etkili tedaviler bulunmaktadır. Ürtiker nedenleri araştırıldıktan sonra tedavisi yapılabilmektedir.

  • Sevgi Dili

    Sevgi Dili

    Sevgi Dilinizi Öğrenerek Aile İçinde Daha Başarılı Bir İletişim Kurabileceğinizi Biliyor muydunuz?

    Aile olmak, anlamı, değeri, hayatımızdaki yeri ve hissettirdikleri ile özel ve kutsal bir kavramdır. Fakat bazı sebeplerden dolayı, zaman zaman aile içinde yaşanan sorunlar kişileri yıpratabilmektedir. Ve aile içinde yaşanan, çözülemeyen sıkıntılar hayatın o kadar içindedir ki, bu durumdan kaçmak da pek mümkün değildir.

    Bu sebeple aile içindeki dengeleri iyi kurmak, yaşanan sıkıntıları doğru çözümleyebilmek çok önemlidir.

    Sihirli Kavram! İLETİŞİM

    Aile içinde yaşanan sıkıntıların temelinde her zaman karşımıza çıkan problemlerden biri, iletişim bozukluğu olarak nitelendirdiğimiz konuşamamak, dinleyememek ya da yanlış konuşma ve dinleme şekilleridir.

    Doğru iletişim olarak nitelendirdiğimiz konuşma ve dinleme biçimi ise karşılıklı bir ilişkiyi ifade eder. Yani kişi kendini ifade ederken, karşısındaki onu gerçekten anlamak üzerine odaklanarak dinlemelidir. Gözlerine bakmalı, sözünü kesmeden, anladığını ifade eden mimikler kullanmalıdır. Başka bir şeyle-cep telefonu, bilgisayar gibi- kesinlikle ilgilenmemelidir. Anlamadığı bir durum olduğunda ise sorular yönelterek cevap almalıdır. Kendini anlatan kişi ise açıklıkla isteklerini, beklentilerini ve duygularını karşısındakini suçlamadan anlatmayı başarmalıdır. Karşımızdaki kişinin duymaktan hoşlanacağı şeyleri söylemek değil, gönlünüzden geçenleri söylemek karşılıklı ve kalıcı bir mutluluk yaratabilir. Unutmayın, eşiniz, çocuğunuz, anne-babanız sizi söylediklerinizle, ifadelerinizle tanır ve anlar.

    Eşle İletişim…

    Eşimiz, bir çok durumda güç aldığımız, her zaman yanında olmasını beklediğimiz, davranışları, sözleri bizim için en önemli kişilerdendir. Fakat, gene onun davranışlarına, sözcüklerine şekil veren bizim kendimizi ifade biçimimizdir. Bu yüzden kendinizi doğru anlatmanız eşinizle iletişimde de önemli bir rol oynar.

    Ben söyledikten sonra ne anlamı var demeyin!

    Unutmayın, insanlar kullanım klavuzuyla hayatımıza girmiyor. Bu yüzden ifade etmeden beklenti içine girmek ve karşılığında üzülmek bir çok durumda anlamsız olacaktır. Sizin için özel günlerin anlamlı olup olmadığını, hediye bekleyip beklemediğinizi, size nasıl hitap edilmesinden hoşlandığınızı açıkça söylemelisiniz. Eşinizin de beklentilerini öğrenmek için ona sorular sorabilir, onu daha iyi tanımaya çalışabilirsiniz. Ve işe birbirinizin “Sevgi Dili”ni öğrenerek başlayabilirsiniz.

    Sizin sevgi diliniz hangisi?

    Kişilerin beklentileri birbirinden farklıdır. Sevgiyi anlama ve hissetme biçimleri de… Kişilerin sevildiğini hissetmek için karşılarından duymayı bekledikleri davranış biçimini “sevgi dili” olarak ifade edebiliriz. Sevgi dilini beş farklı kategoride inceleyebiliriz.
    -Onaylayıcı kelimeler
    -Hizmet eylemleri
    -Hediye alma
    -Fiziksel temas
    -Kaliteli zaman

    Onaylayıcı kelimeler sevgi diline sahip kişi yaptıklarının takdir görmesini bekler. Eğer eşinizin sevgi dili “Onaylayıcı Kelimeler” ise ona çöpü attığı için teşekkür etmeniz, çocukları çok iyi idare ettiği için mutlu olduğunuzu söylemeniz kendini değerli ve sevilir hissettirecektir.

    Sevgi dili “Hizmet Eylemleri” olan kişi ise karşısındaki kişiden sorumluluğunu hafifleten eylemler bekler. “Hizmet Eylemleri” sevgi diline sahip kişi için arabayı yıkamanız, akşam yemeğini hazırlamanız mutlu edici davranışlar olacaktır.

    Sadece “Seni Seviyorum.” diyerek sevginizi ifade ederseniz bu sevgi diline sahip kişi “Madem beni seviyorsun, o zaman neden bir kere de evi toplama işini üstlenmiyorsun” diyecektir. Bu kişiler için sözcükler değil, davranışlar(eylemler) önemlidir.
    “Hediye Alma” sevgi diline sahip kişi ise kendisi düşünülerek alınmış küçük sürprizler bekler. Üzerine not yazılarak bırakılmış bir paket çikolata bile bu grupta yer alan kişileri mutlu edecektir. Eğer eşinizin sevgi dili “Hediye Alma” ise özel günlerde de mutlaka hatırlanmak isteyecektir. Örneğin doğum gününde ona bir hediye vermediyseniz sevginize inanması da güçleşecektir.

    Fiziksel Temas sevgi dilinde ise sevginizi dokunarak, sarılarak ifade etmeniz gerekecektir. Bu kişilerden “Madem beni seviyor, o zaman neden sarılıp öpmüyor?” gibi bir cümle duymanız olasıdır.

    Kaliteli Zaman sevgi diline sahip kişi ise, karşısındakinden ona zaman ayırmasını ister. Bu zamanın içinde karşısındakinin ilgisinin tamamen kendinde olmasını bekler. Bu sevgi diline sahip kişi ile akşam yemeğine çıkmanız değil, yemek boyunca sohbet etmeniz, telefonunuzu kapalı tutmanız, tüm ilginizi o kişiye yönlendirmeniz anlamlı olacaktır. Aksi durumda birlikte yemek yemek fiziksel bir ihtiyacı karşılamaktan başka bir anlam kazanmayacaktır.

    Şimdi siz de sevgi dilinizi bulun, ve ailenize bunu ifade edin. Bunun için kendinizi gözlemleyin ve hangi durumun sevildiğinizi hissettirdiğini keşfetmeye çalışın. Aynı soruları ailedeki diğer üyelerin de sorgulamasını ve cevap bulmasını sağlamak için onları cesaretlendirin. Göreceksiniz ki birbirinizin sevgi dilini bulduktan sonra daha kolay iletişim kurmayı başaracaksınız.