Blog

  • Tiroid bezi hastalıkları tanı ve tedavisi

    TİROİD BEZİ HASTALIKLARI (GUATR ) :

    Tiroid bezi nefes borusunun hemen önünde yer alan ortalama 20-30 gr ağırlığında sağ ve sol lobdan oluşan kelebek şeklinde bir salgı bezidir. Yutkumakla hareket eder ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha büyük olabilir.

    Tiroid bezi metabolizmamızı düzenleyen T3 ve T4 isminde hormonları üretir. Bu hormonların üretimi beynimizde hipofiz bezimizden salgılanan TSH isminde başka bir hormon ile kontrol edilir.

    Çeşitli sebeplere bağlı olarak tiroid hormon miktarımızda azalma olmasına HİPOTİROİDİ , artış olmasına ise HİPERTİROİDİ denilir.

    HİPOTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ :

    Tanım : TSH yüksek iken sT4 ve,veya sT3 düşüktür.

    Semptomlar: Hastalığın derecesine göre değişmek ile birlikte Halsizlik, yorgunluk , kilo artışı, unutkanlık, konsantrasyon düşüklüğü, cilt kuruluğu, kabızlık, saçlarda dökülme, üşüme, seste kalınlaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, kısırlık, depresyon, ödem ve kas ağrısı gibi bir çok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Kronik otoimmün tiroidit (Hashimoto Hastalığı) (En Sık Neden)

    İyot Eksikliği

    Tiroiditler

    Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi

    Başka hastalıklar için kullanılan ilaçlar

    Kalıtımsal

    Yaşlanmaya bağlı.

    Sekonder Hipotiroidi (Hipofiz bezi Hastalıkları)

    Teşhis: Hastanın öyküsü ve kullandığı ilaçlar sorgulandıktan sonra mutlaka elle tiroid muayenesi yapılır. Daha sonra kandan tiroid hormonları (sT3,sT4,TSH) , Tiroid otoantikorları (Anti TPO ve Anti TG), gerekli olan vakalarda idrar iyot düzeyi ve Tiroid Ultrasonografi testi istenir.

    Tedavi: Hormon düşüklüğü tesbit edilenlere ihtiyaç duyulan dozda Tiroid hormon replasmanı başlanır. Levotiron, Euthyrox ve Tefor bu amaçla kullanılan ve içinde levotiroksin (T4) dediğimiz tiroid hormonunu içeren haplardır . Hastaların ilaçlarını düzenli olarak kahvaltıdan en az yarım saat önce aç karnına almaları gerekmektedir. Uygun olan hastalara Selenyum takviyesi ve iyotsuz tuz (himalaya tuzu) da önerilmektedir.

    Takip: Hormon replasman tedavisi başlanan hastaların doktorunun uygun gördüğü aralıklarda hormon düzeyi ölçtürmesi ve gerekiyorsa ilaç düzeyinin ayarlanması önerilmektedir.

    HİPERTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ:

    Tanım: TSH düşük iken sT4 ve/veya sT3 hormonunun yüksek olmasıdır.

    Semptomlar: Halsizlik , sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, Kilo kaybı, sıcağa karşı tahammüzsüzlük, kalabalığa karşı tahammülsüzlük, anksiyete, iştah artışı, adet kanamalarının azalması, terleme, ellerde titreme, ishal , göz bulguları (Graves Hastalığına özel) gibi birçok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Graves Hastalığı

    Toksik nodüler guatr

    Gebelik hipertiroidisi

    Yüksek dozda iyot alımına bağlı

    Tiroiditler

    TSHOMA (Hipofiz Adenomu)

    Diğer hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

    Refetoff Sendromu (Tiroid Hormon direnci)

    Teşhis: Klinik semptomları olan bir kişide ilk olarak Tiroid hormonlarına bakılır. TSH düşüklüğü ile birlikte sT4 ve sT3 hormonlarınında yüksek olması hipertiroidi tanısını koydurur . ikinci aşamada hipertiroidinin sebebine yönelik olarak testler yapılır. Bu amaçla TSH reseptör antikoru, Tiroid Ultrasonografisi, Tiroid otoantikorları(Anti TPO ve TG) ve gerekli olan vakalarda Tiroid sintigrafi ve Uptake testleri istenir ve bu testlerin sonucuna göre hipertiroidinin sebebi bulunup sebebe yönelik olarak tedavi tercihi yapılır.

    Tedavi: Hipertiroidi tedavisinde Anti tiroid ilaçlar (Propycil , Thyromazol) ve semptomatik ilaçlar (beta blokerler) , Radyoaktif iyot tedavisi ve Cerrahi tedavi kullanılmaktadır. Bu tedavilerden hangisinin uygulanacağına ise hipertiroidiye yol açan sebebe göre karar verilmektedir. Örneğin Graves Hastalığında öncelikli olarak ilaç tedavisi tercih edilirken, Toksik nodülü olanlarda Radyoaktif iyot veya cerrahi tedavi tercih edilmektekdir. Bazı durumlarda bu tedaviler bir aradada verilebilmektedir.

    Takip: Tedavi amaçlı Anti tiroid ilaç başlanan vakalarda tedavi ortalama 12-24 ay kadar sürdürülür. Bu süreç içinde ortalama 1-2 ay içinde ilaçların yan etki ve etkinlik değerlendirmesi için çeşitli testler bakılarak hastalar kontrol altında tutulur. Tedavi amaçlı Radyoaktif iyot verilen vakalarda ise tedavi sonrası hipotiroidi gelişebileceğinden dolayı belirli aralıklarla hormon kontrolleri yapılması gerekir. Yine Cerrahi tedavi uygulanan hastalardada uygulanan cerrahinin türüne göre operasyon sonrası çeşitli düzeylerde hipotiroidi gelişebilir ve bu durumda ömür boyu tiroid hormon replasmanı gerekir.

    TİROİDİTLER :

    Tanım: Tiroid bezinin inflamasyunu (iltihabi durum) veya inflamasyon benzeri tablo ile seyreden bir grup hastalığna verilen isimdir.

    Tipleri:

    Akut (süpüratif) tiroidit (Enfektif )

    Subakut Tiroidit : 1- Subakut granülomatöz Tiroidit (Ağrılı)

    2- Postpartum (gebelik sonrası) Tiroidit (Ağrısız)

    3- Subakut Lenfositik tiroidit (ağrısız)

    Kronik Tiroidit (Hashimoto hastalığı)

    Fibröz Tiroidit (Reidel Tiroidit)

    Radyasyon Tiroiditi

    İlaca Bağlı Tiroidit

    Semptomlar: En sık sebep olan Hashimoto hastalığı genellikle çok ilerlemedikçe semptom vermez. hahimoto ya bağlı hipotiroidi geliştiğinde hastalar tiroid hormon düşüklüğüne bağlı semptomlar ile başvururlar. daha nadir olarak tiroid bezinin büyümesi (Guatr) ile başvuran hastalarda olmaktadır.

    Subakut Granülomatöz Tiroidit ise genelikle geçirilen bir viral enfeksiyondan günler sonra ortaya çıkar. Boyunda tiroid bezinin olduğu bölgede şiddetli ağrı, Tiroid bezinde şişlik, çarpıntı , terleme ve titreme şikayetine yol açar.

    Genellikle Tiroid bezinin bakteriler veya mantarlar tarafından enfekte edilmesi ile ortaya çıkan Akut Tiroidit ise boyunda ağrı, tiroid bezi üzerinde şişlik, kızarıklık, ateş ,halsizlik ve boyunda lenf nodu gibi bulgular ortaya çıkar.

    Postpartum Tiroidit ise gebelikten sonraki ilk bir yıl içinde bayanlarda görülen ağrı yapmayan ve çeşitli düzeylerde tiroid hormon bozukluğu ve bununla ilişkili klinik semptomlara yol açan bir tablodur. Bu hastalığın seyrinde hem hipertiroidi hemde hipotiroidi safhaları vardır ve buna göre klinik semptomlarda değişkenlik gösterir.

    Fibröz Tiroidit oldukça nadir görülür. Tiroit bezinde fibrozis gelişir. Buna bağlı bez çok sert bir kıvama gelir ve boyundaki çevre dokulara basarak nefes darlığı , yutma güçlüğü gibi semptomlara yol açabilir.

    Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan İnterferon alfa, İnterlökin-6 ve amiodoran gibi ilaçlar ve boyun bölgesine uygulanan radyoterapi veya radyoaktif iyot tedavisi sonrasında tiroid bezinde yıkım ve buna bağlı ağrı, tiroid hormon bozukluğu semptomları ortaya çıkabilir.

    Tanı: Şikayeti olan hastalarda şüphelenilen nedene yönelik olarak Tiroid Hormonları, Tiroid otoantikorları(Antitpo ve TG), Tiroglobülin, sedimantasyon, CRP, Hemogram, Tiroid Ultrason ve gerekli vakalarda tiroid bezi sintigrafisi ve Uptake testlerinden uygun olanları istenir ve sonuçlara göre tedavi planlanır.

    Tedavi: Genel olarak tiroiditlere gelişen geçici hipertiroidi safhasında antiroid ilaç tedavisi verilmez. Bu dönemde hipertiroidinin semptomlarını bastırmak için beta bloker tedavi, iyotsuz diet gibi yöntemler kullanılır. Tiroidite bağlı gelişen hipotiroidi safhasında ise ihtiyaç duyulan süre ve dozda tiroid hormon replasmanı verilir.

    Ağrılı tiroidit ( Subakut granülomatöz) de ise ağrı kontrolü için öncelikle NSAİİ grubu ilaçlar verilir , bu tedaviye yanıt alınamaz ise oral Steroid tedavisi başlanır .

    Akut enfektif tiroiditte ise Antibiotik ve antifungal tedaviler kullanılır.

    Takip : Kronik tiroidit dışındaki Tiroiditler genellikle uygun tedavi ile birkaç ay içinde tamamen düzelirler. Hastalığın aktif olduğu dönemde tedavi etki ve yan etkisi açısından uygun aralıklar ile kontroller yapılır.

  • Ders Başarısı

    Ders Başarısı

    “Kötü” karnelere tepki verirken dikkat etmek gerekir. Hakaretler, ağır cezalar öğrencileri derslerden, okuldan soğutmaktadır. Öğrencilere derslere neden önem vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Derslerine önem verirse neler olur, önem vermezse hayatını nasıl etkiler; anlayacağı şekilde ifade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki her öğrencinin her dersten başarılı olması, anlama şekli ve hızının aynı olması mümkün değildir. Ailelere düşen görev çocuklarını çok sıkmak/aşırı disiplin ile çok rahat bırakma uçlarında yer almadan dengeyi sağlayabilmektir. İyi karneler için de güzel sözler söylemek (aferin gibi), ödüllendirmek (küçük de olsa hediye almak, gezmeye götürmek gibi) öğrenciyi iyi hissettirir ve gelecek dönem için motivasyon sağlar.

    Derslerde neden başarısız olunur? Yeterince ders çalışılmadığından, günlük ders tekrarı yapılmadığından, planlı, programlı ders çalışılmadığından, bazı dersleri “başaramayacağı” konusunda gereksiz önyargıların olmasından, bazı derslerin çok sıkıcı bulunmasından, başarılı olmak için neler yapılması gerektiğinin bilinmemesinden… Başaramayacağını düşünen öğrenciler bir süre sonra çaba sarf etmekten vazgeçerler. Dolayısıyla da başaramazlar, o dersi sevmediklerini söylerler ve o dersten mümkün olduğunca kaçarlar.

    Okulda işlenen konuları akşam gözden geçirmek önemlidir. Bir bilgi ilk öğrenildikten 20 dakika sonra neredeyse yarı yarıya unutulmaktadır. Söz konusu bilgi tekrar edilmezse 9 saat sonra üçte bir oranına kadar gerilemektedir. Buradan hareketle bir bilginin uzun süreli hafızaya kaydedilebilmesi için öğrenildiği gün bir tekrar, yedi gün içerisinde ikinci tekrar ve bir ay sonra üçüncü tekrar yapılması gerekmektedir.

    Ders çalışırken yapılan yanlışlar nelerdir? Bildiği konu üzerinde yoğunlaşmak, bilmediklerini es geçmek: Yeni bir konuyu öğrenmek ya da daha zor olan bir konu üzerinde çalışmak elbette ki daha ürkütücü gelecektir ve kaçınma dürtüsü oluşturacaktır. Ancak bu dürtüye teslim olmak büyük hatadır./p>

    Derslere karşı önyargılı olmak: “Zaten bu dersin çok zor olduğunu söylemişlerdi.” “Anlamıyorum işte yapamayacağım” gibi düşünceler sonucunda o derse çalışmak için motivasyonun bitmesine neden olur. Uygun yöntem ve başaracağım inancıyla her dersin üstesinden gelinebilir.

    Yanlış ders çalışma yöntemleri: Televizyon ve müzikle ders çalışmak. Müzik, TV ve gürültü beni etkilemiyor düşüncesi yanlıştır. Beyin, dersi ve TV/müzik gibi uyaranları aynı anda işlemleyebilir ancak dikkatte ve hafızada depolanmasında başarı düşüktür. Müzik mutlaka olmalı diyenler söz içermeyen müzikleri tercih etmelidir.

    Sürekli çalışmak: Ders odaklı yaşamak, uzun süre ara vermeden çalışmak verimli değildir. Bilgiler karışır, kavrama düşer. Ders çalışırken belli aralarla dinlenmeli: 45 dakikada çalışma 10 dakika ara iyi bir periyottur.

    Nasıl başarılı olunur? Başarmayı istemek, kendine güvenmek, hedef belirlemek: Bir kâğıda büyük harflerle yazıp odada görünür bir yere asmak iyi olacaktır. Hedefin gerçekçi olmasına dikkat edilmelidir. Motivasyon: Ders çalışmayı istemek ve sevmek, geleceği güzel şekliyle hayal etmek, ders çalıştıktan sonra kendini ödüllendirmek gibi uygun motive edici bir şey bulmak yarar sağlayacaktır.

    Bazı kişiler işitsel olarak daha iyi öğrenir, bazı kişiler görsel olarak daha iyi öğrenir. Öncelikle mutlaka hangi öğrenme stiline sahip olunduğu keşfedilmeli, ona göre ders çalışılmalıdır.

    Her gün aynı saatte ders çalışma saatleri belirlenmeli, ders programı hazırlanmalı, planlı ders çalışılmalı. Başarı disiplin gerektirir. 

    Rahat bir çalışma ortamı oluşturulmalı, sessiz bir ortam, masa sandalye sağlanmalıdır. Ders daima masa ve sandalye üzerinde çalışılmalı. Yatarak uzanarak, kanepede yatakta ders çalışılmaz. 

    Dikkati dağıtacak uyaranlar ortamdan uzaklaştırılmalıdır.  Çalışma masası cam kenarında olmasın dikkati dağıtabilir. 

    Birden fazla ve doğru kaynaktan çalışılmalı, kendine ders anlatmak, bir başkasına anlatmak, öğretmencilik oyunları en etkili anlama öğrenme yöntemlerinden biridir. 

    Ders çalışma programında bir sözel dersten sonra bir sayısal ders koyulmalı. Sosyal bilgiler  (tarih, coğrafya vb.) ardından Türkçe (edebiyat, yabancı dil) arka arkaya yerine araya sayısal (matematik,  fizik, geometri vb) koymak daha iyidir. Konu çalışırken önemli görülen yerlerin altı renkli kalemle çizilmeli: Algıda seçiciliği sağlar. Önce konu çalışması yapılmalı sonra sorular çözülmeli. Sadece soru çözerek konu tam anlamıyla öğrenilemez. Ama konuyu çalışıp üzerine soru çözülürse pekişir ve kalıcılık artar.  

    Anlamanın tam sağlanamadığı konularda ve çözümü bulunamayan sorularda mutlaka öğretmenlerden ya da bilen kişilerden yardım alınmalıdır. Ertelemek ve üzerinde durmamak yanlıştır.

    Haftada birkaç saat mutlaka sosyal etkinliklere ve keyif alınan aktivitelere zaman ayrılmalıdır. Zihnin rahatlamaya da ihtiyacı vardır. 

    Okul döneminde sağlıklı bir uyku düzeni sağlanmalı, daha az uyumak için aşırı kahve, çay ve enerji içeceklerinden kaçınılmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenme ihmal edilmemelidir. 

    Başarı için ailenin / çevrenin desteği, olumlu öğretmen-öğrenci iletişimi / ilişkisi, sınıf ortamının uygunluğu, arkadaş ilişkileri de önemli rol oynamaktadır. 

  • Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    TİROİD NODÜLLERİNDE AMELİYATSIZ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Perkutanöz Alkol Enjeksiyonları (PEE)

    Radyofrekans ablasyon

    Perkutan Lazer Ablasyon Tedavisi (PLA)

    Yüksek Yoğunlukta Odaklanmış Ultrasonik Ses Dalgası Tedavisi (HIFU)

    Perkutan Alkol enjeksiyon tedavisi Kistik nodüllerin tedavisinde cerrahiye alternatif efektif bir işlemdir. İşlem Ultrason eşliğinde polikilinik şartlarında uygulanabilmektedir. Öncelikle Kistik nodüldeki sıvı boşaltıldıktan sonra nodül içine uygun olan miktarda saf alkol enjekte edilmektedir. kistik nodülerde oldukça başarılı ve kolay bir tedavi yöntemidir. işlem sonrası nodüllerin hacmi % 50 ve üzerinde küçülmektedir.

    Radyofrekanf Ablasyon tedavisi solid noüdllerde hacim küçültme amacı ile kullanılmaktadır. USG eşliğinde nodül içine yerleştirilen kataterler vasıtası ile Radyofrekans enerji transferi yapılmakta ve bu sayede nodül volümü azaltılmaktadır.

    Tiroid Lazer Ablasyon Tedavisinde ise yine ultrason eşliğinde nodülün merkezine uygun boyutta Tiroid biyopsi iğnesi ile girilmekte ve bu yoldan ince Lazer fiberleri nodül içine yerleştirilmektedir.Ardından bu fiberler ile lazer enerjisi nodül içine iletilmektedir. Lazer enerjisinin ortaya çıkardığı ısı ile Tiroid noüdllerinde termal Ablasyon sağlanmaktadır. Bu yöntem ile tedavi edilen hastalarda bir yıllık takip sonrasında nodül hacminde %50-%80 arasında küçülme olmaktadır. işlem poliklinik şartlarında uygulanabilen kısa süreli bir işlemdir. Ciddi bir komplikasyon içermemektedir.

  • Elalem Ne Der?

    Elalem Ne Der?

    Hepimiz hayatında birçok defa başkalarının baskısını üzerinde hissetmiştir. Bir şeyi söylemeden, yapmadan önce diğer insanların yaptığımız davranış sonucu hakkımızda ne düşüneceklerini ya da ne söyleyeceklerini düşünmüşüzdür ya da düşündürtülmüş ve uyarılmışızdır.

    Başkaları hayatımızda destekleyici, motive edici yarar sağlayıcı olmaktan öte, eleştirici, engelleyici bir etken olarak yer almamalı. Bir tanıdık görür mü diye etrafa tedirgin bakışlar atmak, komşular gördü mü duydu mu diye telaşlanmak altında neler barındırır?

    Yanlış bir şeyi kimse görmeden duymadan yapmak o şeyi doğru kılmaz. Eğer yanlış bir şey bilinçli olarak yapılıyorsa da kimse görmesin duymasın diye çabalamak yerine evet yaptım diyebilme cesaretini göstermek, duyan duysun gören görsün şeklinde düşünmek gerekir. Yaptığımız her davranış bizi mutlaka ki bağlayıcıdır, doğru ve iyiyi yaptıktan sonra bir başkasının ne dediği önemli değildir.

    Bunun yanında her şeye yorum yapan ve sizi bile şüpheye düşüren, kendi hayatıyla ilgilenmeyip, başkalarınınkine müdahale etmeye çalışan kalabalık bir insan grubu da maalesef mevcut. Bu kişiler yüzünden istemediği şeyler yapmak zorunda kalan (evlenmek, zayıflamak uğruna zararlı yollara başvurmak vb), yanlış bir şey yapmasa da gizli kapaklı yapmak zorunda bırakılan, çok zor zamanlar geçiren kişi sayısı ne yazık ki az değil. Örneğin şu cümlelere benzer cümleleri çok kişi duymuştur: “Yaşın kaç oldu daha evlenmiyor musun, evde kaldı diyecekler.”, “Tabii git ama dikkat et biri görmesin.”, “Sınavı kazanmalısın, bana laf getirme millet başaramadı demesin.”, “Aa çok kilo almışsın olmaz böyle.” “Eşyaları değiştirmeliyiz artık, komşular geldiğinde evi böyle görmesinler.”, “Elalemin ağzı torba değil ki büzesin”, Bunu duyarlarsa rezil oluruz, insan içine çıkamayız.”, “Eyvah şimdi arkamızdan konuşup duracaklar.”, ve daha bir sürü bunlara benzeyen cümleler. Örnek: Maddi durumu yeterli olmadığı halde borçlanarak son model telefon, araba, pahalı kıyafetler almak, başkalarının kendisi hakkında iyi düşünmesi sebebiyledir. Örnekleri yelpazesi çok geniştir: Saç/giyim tarzından, meslek seçimine kadar her alanda sayısız örnek verilebilir, hemen her gün örneklere maruz kalınmaktadır (yaşayarak ya da şahit olarak).

    Peki diğer insanların ne dedikleri/diyecekleri, arkamızdan ne konuştukları, ne düşündükleri neden bu kadar önemli? Bir diğer önemli soru da: Neden insanlar sadece kendi hayatlarıyla, kendileriyle, kendi sorunlarıyla ilgilenmiyorlar da sürekli bir gözetleme, başkaları hakkında konuşma ihtiyacı duyuyorlar. Üstüne üstlük vazifeleri olmayan şeylere karışan kişilere tepki gösterilince ya da üstüne vazife olmadığı belirtilince, bunu hakaret olarak algılıyor ve bu tepkiye çok şaşırıyorlar. Aslında normal olarak “Sana ne?” sorusuna cevap veremiyorlar. Hepimiz mutlaka böyle kişilere denk gelmişizdir. Psikolojik olarak bizi olumsuz etkileyen, huzurumuzu bozan kişileri dikkate almamalı ve kendimizden hayatımızdan uzak tutmalıyız.

    Maalesef çok büyük oranda, başarılar, iyi yapılanlar takdir edilmez de yapılan hatalar abartılır, adeta eleştirilecek bir şey yok mu diye araştırılır.

    İronik kısmı, başkaları hakkında yorumlar yapan, eleştiren, odak noktası başkalarının yaptıkları olan kişilerin çoğu eleştirdikleri şeyleri kendileri de yaparlar, çoğu zaman kendi hatalarının farkında değillerdir, kınadıkları şeyler bir gün başlarına gelir, arkadaş komşu yaptığında kötü olan şeyi tanınan, itibarlı vb. birisi yaptığında yine de o kişiyi alkışlarlar, desteklerler, överler.

    Doğru olan nedir? Başkalarının hayatlarıyla o kadar haşır neşir olmak yerine herkes kendi hayatıyla ve yaptıklarıyla ilgilenmelidir. Hayatta o kadar çok sorun varken, başkasının saçıyla, giyimiyle, evliliğiyle, okuluyla ilgilenmek son derece gereksiz ve yanlıştır.

    Tabii ki her toplumun normları var ve bu normların hayatı düzenlemedeki önemi çok büyük. Elbette normlara göre hareket etmeyenler toplumdaki düzenin devamı açısından kısıtlanmalı ve yaptırımlara maruz kalmalı. Ancak kanuna, vicdana, ahlaka aykırı olmadığı sürece yapılan şeyler için başkaları yorum vb. yapmamalı, yapan kişilerden de çekinilmemeli, ciddiye alınmamalı, huzur, düzen bozmalarına, zarar vermelerine izin verilmemeli. Ciddiye alınmayan kişiler önünde sonunda bu tavırlarından vazgeçecektir.

    Hata yapan kişileri yapıcı bir tutumla yönlendirmek, kabul edilebilir hataları kabul edip kişileri kazanmaya çalışmak en doğru yoldur. 

    Her insan düşünme, iyiyi seçme ve doğru kararı verme yeteneğine sahip olmalıdır. Başkalarının baskısıyla değil, içinden gelerek, isteyerek yapılmalıdır. 

    Aksi taktirde yaşadığımız hayat kendi hayatımız olmaktan çıkar. 

  • Tiroid nodüler guatr

    TİROİD NODÜLLERİ (NODÜLER GUATR ) :

    Tanım: Tiroid bezinden köken alan, radyolojik ve patolojik olarak bezden farklı karaktere sahip olan lezyonlara tiroid nodülü denilir. Kadınlarda daha sık görülür ve her iki cinsiyette yaşlanma ile görülme sıklığı artar. Ultrasonografik olarak toplumda %60 lara varan oranda bir nodül sıklığı bulunmaktadır. Yani oldukça yaygın olan bir sağlık problemidir.

    Semptom: Tiroid nodülleri genellikle semptom vermezler bu nedenlede çoğunlukla başka bir sebeple yapılan baş boyun görüntülemesinde (USG, CT, MRI) veya doktor muayenesi sırasında tesadüfi olarak tesbit edilirler. Bunun yanında özellikle büyük boyutlu nodüller boyun ön bölgesinde şişlik, ses kısıklığı , yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi bası semptomlarınada yol açabilirler. Yine hormon üreten nodüller (sıcak nodül) hipertiroidiye (tiroid hormon fazlalığı) yol açarak çarpıntı, terleme, titreme, sinirlilik, kilo kaybı gibi semptomlarada yol açabilirler.

    Nodüllere Yaklaşım: Şüphelenilen kişilerde ilk yapılması gereken Tiroid bezi muayenesi ile ele gelen nodül olup olmadığına bakmaktır. Nodül saptanan kişilerde mutlaka TSH düzeyine ve Tiroid Ultrasonografi testine bakılmalıdır. Şayet TSH baskılı(düşük) gelirse nodülün hormon üretip üretmediğini (sıcak/soğuk nodül) anlayabilmek için mutlaka Tiroid bezi Sintigrafi testi yapılmalıdır. Yine nodül tesbit edilen hastalarda Ailevi Tiroid kanseri ( Medüller Ca) riskini ekarte edebilmek için bir kereye mahsus Kalsitonin düzeyide bakılmalıdır. Bu testlerden sonra gerekli görülen vakalarda diğer Tiroid kanserleri riski açısından Tiroid İnce İğne biyopsisi planlanmalıdır.

    Tedavi: Tiroid nodüllerinde genel olarak Cerrahi ve Radyoktif iyot (Atom) tedavisi olmak üzere iki farklı tedavi yöntemi vardır. Yapılan testler sonucunda : .

    Malign (Tiroid kanseri içeren) veya Malinite şüphesi olan nodül : Cerrahi tedavi önerilir

    Sıcak nodül (hormon üreten ) : Hastanın diğer özellikleride göz önüne alınarak Cerrahi veya Radyoaktif iyot tedavisi önerilir.

    Soğuk (hormon üretmeyen) ve Bening (iyi huylu) karakterde olmasına rağmen yutma güçlüğü, ses kısıklığı,nefes darlığı gibi bası semptomu yapan nodüller: Cerrahi tedavi önerilir.

    Hormon üretmeyen, Bening karakterli ve Bası semptomu yapmayan nodüller: Herhangi bir işlem yapmadan uygun aralıklarda takip önerilir.

    Takip: Nodülün Ultrasonografide görülen özelliklerine göre takip eden Endokrinoloğunuzun uygun gördüğü aralıklarda yeniden değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmelerde nodülün büyümesi, kanlanması , fonksiyonu gibi özelliklerine bakılır. Şüpheli bir değişim farkedilen nodüllerden Tiroid biyopsisi yapılır.

    Nodül Nedeni ile Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hastalara tedavi sonrası genellikle Tiroid hormon tedavisi başlanır ve uygun aralıklarda hormon düzeylerinin kontrol edilmesi gerekir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Toplumumuzda son yıllarda çocuklar için kullanılan sıfatlardan biri de hiperaktif. “Benim çocuğum hiperaktif” ya da “bu çocuk hiperaktif” gibi yorumların çoğu yanlış yorumlardır. Çünkü her hareketli ya da yaramaz çocuk hiperaktif değildir. Aslında hiperaktivitesi olan çocuklara hiperaktif denir ve hiperaktivite bir psikopatolojidir; tam adı “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu”dur. Dikkat eksikliği ve hiperkativite bozukluğu, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklarındandır. Görülme oranı %4-8 arasındadır. Gün geçtikçe görülme sıklığı maalesef artmaktadır. Erkek çocuklarda daha fazla görülmektedir (3-4 kat). Sebepleri tam olarak henüz anlaşılamamıştır.

    Belirtileri şu şekildedir: Dikkat eksikliği için; detaylara dikkat etmez, sürekli hata yapar, dikkatini korumada sıkıntı yaşar, Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür, verilen yönergeleri izlemede güçlük çeker, Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker /organizasyon sorunu yaşar, yoğun düşünme gerektiren işlerden kaçınır ya da bu işleri yapmaktan hoşlanmaz, eşyalarını kaybeder, dikkati kolayca dağılır, günlük işlerini unutur.

    Hiperaktivite ve dürtüsellik için; durduğu yerde duramaz; elleri, ayakları kıpır kıpırdır, uzun süre oturmada sıkıntı yaşar, koşar ya da tırmanır, yerinde duramaz, sessizce bir şeyle meşgul olmada sıkıntı yaşar/ sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır,, motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketlidir, çok konuşur, karşıdaki kişi sorusunu bitirmeden cevabı verir, bekleme gerektiren ya da sırayla yapılan işlerde sıkıntı yaşar, başkalarının sözünü keser.

    Bu belirtilerden altı ve daha fazla varsa mutlaka uzmana başvurmak gerekir. Bu belirtilerin sadece birden fazla ortamda görülüyor olması, en az altı ay boyunca sürmesi ve yedi yaşından önce başlamış olması gerekmektedir. Çocuktaki bozukluğun fark edilmesi ve uzman tarafından tanılanması genellikle okula başladıktan sonra öğretmenlerin aileyi yönlendirmesi ile olmaktadır. Bu konudaki bilgi düzeyi ve bilinçlilik son yıllarda artmıştır. Ancak hala çok geç fark edilme ve tedaviye başlama söz konusudur. Ne kadar erken tanılanıp, tedaviye başlanırsa o kadar iyi sonuçlar alınmakta ve çocuğun yaşadığı problemler aza indirilebilmektedir. Bu bozukluk kısa sürede geçen bir hastalık değildir. Ömür boyu sürme ihtimali yüksektir.

    Bu bozukluğa sahip çocuklar eğlenceli faaliyetlerde bulunurken, televizyon izlerken ve telefon/bilgisayar oyunları oynarken dikkatlidirler ve uzun süre oturabilirler. Bu durum aileleri yanıltabilmektedir.

    Bazı çocuklarda dikkat eksikliği baskındır, hiperaktivite görülmez. Bazen de hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite birlikte görülmektedir. Erkek çocuklarda ikisinin birden görülme olasılığı fazlayken, kız çocuklarda dikkat eksikliği baskın olan tip daha fazla görülmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu derslerdeki başarıyı düşürür ve sosyal hayatta uyum sorunları yaratır. Belirtiler yaşla birlikte azalma gösterir. Ancak yetişkinlerde görülmez diye bir şey yoktur. Bu bozukluğun yanında öfke-saldırganlık, karşı gelme gibi davranış bozuklukları da görülebilmektedir. Tedavi edilmediğinde: Okul başarısında düşüklük, ileriki dönemde iş hayatında başarısızlık, sosyal ilişkilerde bozulma, madde bağımlılığı, şiddete eğilim, suça yönelme ve diğer psikolojik bozukluklar (depresyon, anksiyete, bağımlılık vb.) görülmektedir. Yapılan araştırmalar, bu kişilerde okulu bırakma, düzenli bir iş sahibi olamama, evliliklerinde problem yaşama, kaza geçirme ya da yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu nedenle bu bozukluğu ciddiye almak ve uzmanlara başvuruda bulunup doğru tedavinin görülmesi şarttır.

    Bu bozukluğa sahip çocuğu olan aileler, çocuğa anlayışla yaklaşmalıdır. Çocukların bu davranışları isteyerek yapmadıkları, ellerinden gelen bir şey olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Ailenin olumsuz davranışları (bağırma, kötü sözler söyleme gibi), arkadaşlarının dışlaması, derslerde başarısız olması nedeniyle bu çocuklarda yetersizlik duygusu, özgüvende düşme ve depresyon gelişebilir. 

    Çocuk için günlük bir program yapılmalı, çocuğunuzun uyandığı, yemek yediği, okula gitmek için evden çıktığı ve yattığı saatlerin her gün belirli ve aynı olması sağlanmalı, çocuğu kalabalık alışveriş merkezleri gibi çok fazla uyarının bulunduğu ortamlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışılmalıdır. Çocuğa yönergeler açık, kısa ve kesin şekilde verilmelidir. 

    Bu çocukların zekalarında bir problem olmamasına rağmen dikkatlerini toplayamadıkları için derslerden geri kalmaları, sınavlardan düşük notlar almaları çok muhtemeldir. İmkanlar dahilinde birebir eğitimle daha iyi öğrenirler. Ödev yaparken ya da ders çalışırken aralar verilmelidir., çalışma süreleri normalden daha kısa tutulmalıdır, küçük parçalara bölünmelidir. Okulda pencere kenarında oturmamaları, öğretmene yakın ön sırada oturmaları iyi olacaktır.

    Çikolata, şeker gibi gıdalardan, enerji veren abur cuburlardan uzak tutulmaları ve spor etkinliklerinde bulunmaları da faydalıdır. 

    Bu bozukluğun tedavisinde davranış değiştirme teknikleri, dikkat attırma çalışmaları, aile eğitimleri ve ilaç tedavisi etkili olmaktadır. Bu süreçte aile, uzman ve öğretmen işbirliği büyük önem taşımaktadır.

    Yapılan birçok araştırma göstermektedir ki 3-6 yaş arasında fazla televizyon izleyen, bilgisayar veya cep telefonuyla oyun oynayan çocukların dikkat ve öğrenmede sorun yaşama oranları daha fazladır. Bu nedenle küçük çocuklarımızın aktivitelerle, eğitici oyunlarla oyuncaklarla zamanlarını geçirmelerini sağlamalı, küçük kapalı mekanlarda/evlerde hareketsiz durmaları yönünde baskı yaparak enerjilerini atmalarını engellememeliyiz.

  • Tiroid tümörleri

    Tiroid tümörleri

    TİROİD TÜMÖRLERİ

    Tanım: Vücudumuzdaki tüm organlar gibi tiroid Bezinde de iyi (Bening) veya Kötü (Malign) karakterli tümörler ortaya çıkabilmektedir. Tiroid kanseri genellikle Tiroid nodüllerinden köken alır ve tedavi edildiğinde oldukça iyi prognoza sahiptir. Kadınlarda Erkeklere oranla daha sık görülür. Tüm Tiroid nodülerinde ortalama kanser riski %5′ dir. Nadir olarak bazı Ailevi Genetik Sendromların seyri sırasında da görülebilen tiroid kanser türleride vardır.

    Türleri: Tiroid kanserleri için çok detaylı sınıflama şemaları olmakla birlikte toplumda en sık görülen tiroid kanser türleri aşağıdaki gibidir.

    Papiller Tiroid Kanseri (En sık görülen Tip)(İyi diferansiye)

    Foliküler Tiroid Kanseri ( ikinci sıklıkta görülen tip)(İyi diferansiye)

    Medüller Tiroid Kanseri (Ailevi olabilen Form)

    Anaplastik Tiroid Kanseri (En az görülen Fakat Çok kötü Seyri olan Tip)

    Tiroid Bezi Lenfoması

    Diğer kanserlerin (Meme, Akciğer vb) Tiroide metastaz yapması.

    Semptomları: Tiroid kanserleri genelikle tiroid Nodüllerinden köken aldıkları için kilnik olarak Tipik tiroid nodül semptomları ile bulgu verirler (Tiroid Nodülleri Bölümünden Bakabilirsiniz). Tipik nodüllerden farklı olarak Çok hızlı büyüyen nodüller, Ses kısıklığına yol açan nodüller ve muayenede aşırı sert karakterde olan nodüllerde malinite ihtimali diğer nodüllere göre daha fazladır.

    Teşhis: Tiroid Bezinde nodül tesbit edilen kişilerde öncelikle Ultrasonografik olarak nodül incelenir. Daha sonra şüpheli görülen nodüllerden TİİAB (Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsi) yapılır. Biyopsi örneklerinin patolog tarafından incelenmesi ile kesin tanı konulur. Aiesinde tiroid kanser öyküsü olanlar ve daha önce boyun bölgesinden Radyoterapi tedavisi görmüş olanlar Tiroid kanseri açısından ektra riske sahip olduklarından bu kişilerde tesbit edilecek Tiroid nodüllerinin mutlaka biyopsi ile değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

    Tedavi ve Takip: Yapılan Tiroid biyopsisi sonucunda Tiroid kanseri yada kanser şüphesi çıkan kişiler vakit kaybetmeden ameliyata gönderilir. Yapılacak Ameliyatın Türüne (total yada parsiyel Tiroidektomi) Hastanın klinik verilerine göre karar verilir. Ameliyat sonrası çıkan patoloji raporuna göre hastaların risk derecelendirmesi (düşük- orta- yüksek) yapılır. Bu derecelendirme sonrası orta-yüksek riskli grupta yer alan papiller veya foliküler tiroid kanserli hastalara Radyoaktif İyot Ablasyon Tedavisi ve sonrasında tüm vücut tarama testi yapılır. Daha sonra hastalara yine risk gruplarına göre uygun olan dozda Tiroid Hormon tedavisi başlanır. Tedaviler sonrasında ek şikayeti olmayan hastalar ortalama 6-12 ay aralığında kontrol muayeneleri ile değerlendirilir. Bu muayeneler sırasında Tümör Markerı (Tiroglobülin,AntiTG,Kalsitonin), Boyun Usg, Tiroid Hormonları bakılır. Şüpheli durumlarda daha ileri tetkikler (Tüm vücut I131 Tarama, PET CT, MRI vb) gibi işlemlerde yapılabilir.

    Tiroid Kanserleri diğer kanserlerden farklı olarak Anaplastik tiroid kanseri dışında özellikle papiler ve foliküler tiroid kanserleri uygun tedavi verildiğinde oldukça iyi bir seyre sahiptirler .

    Tiroid Ultrasonografide Malinite Açısından Anlamlı Bulgular:

    Nodülün Hipoekoik (siyah renkli) görülmesi

    Nodül içerisinde Mikrokalsifikasyonların görülmesi

    Nodülün sınırlarının düzensiz olması

    Nodül etrafında halo olmaması

    Nodül içinde Kanlanma artışı olması

    Nodül Uzunluğunun>genişlik olması

    USG de bu bulgulardan bir yada birkaçının bir arada olması nodülün mlign olma ihtimalini artırır ve bu özelliklere sahip nodüllerde mutlaka tiroid biyopsi incelemesi yapılması önerilir.

  • Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Annelik, babalık dünyanın en önemli ve de en zor işidir. Çocuk yetiştirmek geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle çok büyük bir sorumluluktur. Anne baba olmak tüm hayatınız boyunca size beraberinde duyguların en yoğun şekillerini getirir. Mutlulukların en büyüğü, büyük üzüntüler, gibi.
    Her anne baba çocuklarına iyi imkanlar ve güzel bir gelecek sunmak ister, bunun için çaba sarf eder, çalışır, başarılı ve iyi çocuklar yetiştirmek ister. Çocuğun ileride psikolojik yönden ve kişilik yönünden sağlıklı bir birey olmasının önemi maalesef genellikle fark edilmez. Aslında öncelikli hedef sağlıklı psikolojik ve kişilik özelliklerine sahip kişiler yetiştirmek olmalıdır. Bu konuda doğru aile içi iletişim ve ilişkiler temel niteliğindedir.    Anne ve babaların kişilik özellikleri, psikolojik durumları, geçmişlerinde yaşadıkları olaylar, kendi çocukluk yıllarındaki deneyimler, çocuk yetiştirmede belirleyici etkenlerdir. 

    Her çocuğun doğuştan getirdiği bireysel özellikler vardır. Onlar anne babalarından farklı kişilerdir. İletişimde ve sergilenen tutumlarda çocuğun düşünce biçimleri, duyguları, kişilik özellikleri, yetenekleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yani ilk aşama çocuğunuzu tanımaktır. Çocuğunuzun karakter özellikleri neler, neleri sever, neler onu mutlu eder, neler üzer, öfkelendirir, neleri iyi yapar, neleri yapamaz, yetenekleri neler gibi sorulara kolaylıkla cevap verebilmelisiniz. 

        Çocuğun davranışları sizin hangi tip anne-baba tutumunu sergilediğinize göre değişebilir. Anne-baba tutumlarının neler olduğunu inceleyelim. Bu tutumlardan hangisine sahipsiniz ve bu tutum çocuğunuzda nasıl bir etki bırakır?

    Baskıcı, egemen ve otoriter anne baba: Katı, baskıcı, disiplinli ve kuralcıdırlar. Çocuklarının üzerinde egemenlik kurmak ve çocuğu kontrol altında tutmak isterler, Anne babanın sözünden çıkmayan çocuk isterler. Çocuklara sevgilerini göstermezler, sürekli kural koyarlar. Böyle anne babaların çocukları asi, öfkeli, saldırgan, kurallara uymayı reddeden kişiler ya da ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, başkalarının etkisi altında kalabilen kişiler olurlar. Çocuğa karşı çok sert tutumlar çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    İlgisiz, çocuğu ihmal eden anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi göstermezler, sabırsızdırlar, kural koymazlar,   kendi işleri ile ilgilenirler, çok çalıştıklarını, yorgun olduklarını söylerler. Çocuğun kendisini rahatsız etmemesini, sorun çıkaramamasını isterler, çocuğa zaman ayırmazlar. Genellikle çocukla başkası ilgilenir ya da çocuk kendi kendine büyür. Genellikle çocuk sayısının fazla olduğu, anne babalığa hazır olunmaması ya da anne baba arasında sorun olması durumlarında görülür. Bu anne babanın yetiştirdiği çocuklar, başarısız, kendine güvenmeyen ya da öfkeli ve asi kişiler olarak yetişirler, suça yönelebilirler, sevgiyi başkalarında ararlar. Çocuğa karşı ilgisiz olmak da çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    Yumuşak ve aşırı koruyucu anne baba: Sakin ancak kurallar konusunda yetersiz anne babalardır.  Çocuğu aşırı koruyup kollarlar. Sürekli zarar gelebilir endişesi duyarlar.  Aşırı ilgi, her istediğinin yapılması, her şeyin alınması söz konusudur. Çocuğa hep bebekmiş gibi davranılır, sorumluluk verilmez, aile onun yerine her şeyi yapar. Genellikle tek çocuğa sahip ailelerde veya uzun süre sonra çocuk sahibi olunduğunda görülür.  Tüm ipler çocuğun eline geçer. Bu anne babayla yetişen çocuklar toplumsal kurallara uymakta güçlük çeker, aileye aşırı bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, kaygılı kişiler olurlar ve ilişkilerinde problemler yaşar. Tırnak yeme, kekemelik ve altını ıslatma yaşama riski yüksektir. Bu tutuma sahip anne babalar çocuğuna yarar sağlamak yerine zarar verir.

    Kuralları öğreten, hoşgörülü, demokratik, güven veren anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi gösteren, zaman ayıran,  nelerin yapılması nelerin yapılmaması gerektiğini anlatan anne babalardır. Temel kural ve kısıtlamalar vardır. Çocuklar özgürdür ancak sorumluluklarının da bilincindedir. Çocuklar özgüvenli ve başarılı, mutlu, sosyal ilişkileri kuvvetli kişiler olur.İdeal olan tutum budur. 

    Mükemmeliyetçi anne baba: Mükemmeli isteyen, düzenli, titiz, katı kuralcı, kendilerinin yapamadıklarını, yaşayamadıklarını çocuklarından bekleyen, benmerkezci anne babalardır. Bu anne babayı memnun etmek zordur. Çocuklarda tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, yoğun kaygı, yalan söyleme, yetersizlik hissine sahip olma, sürekli başkalarını mutlu etmeye çalışma görülür. 

    Reddeden anne baba: Çocuğun istenmeyen hamilelik sonucu dünyaya gelmiş olması,   istenen özelliklere sahip olmaması, bir engelinin olması, anne-babanın eğitimini ya da kariyerini sekteye uğratmış olması, sevilmeyen birine benzemesi gibi durumların sonucunda ayrıca yetersiz maddi-manevi koşullar, eşlerden birinin diğerini ihmal edecek kadar çocuğa düşkünlük göstermesi, boşanma, ikinci evlilikteki eşin çocuğu istememesi gibi nedenlerle anne babanın çocuğa istenmediğini hissettirmesi, ihtiyaçlarını aksatması, düşmanca davranması, çocuğu sürekli suçlaması, eleştirmesi, eksiğini aramasıdır. Reddedilen çocuklarda kendisinden zayıf olanı ezme, çevresine nefret besleme, düşmanca tavırlar, kimseye güvenememe, yanlış kişilerle arkadaşlık kurma oluşur. Evden uzaklaşma, intihar, yasa dışı işler görülebilir.

        Anne baba birlikte aynı tutuma sahip olabilir. Ancak farklı tutumlara sahip olmaları durumunda çocuğun hangi tutumdan ne kadar etkileneceği öngörülemez. Kesin olan şudur ki çocuk kaç tane tutuma maruz kalırsa kalsın hepsinin etkisi olacaktır. Anne babalar her çocuğuna aynı tutumu sergilemiyor olabilir. Yapılan araştırmalarla şu sonuca varılmıştır: Anne babalar ilk çocuklarda daha kuralcı ve otoriter olabiliyorlar, daha fazla sorumluluk yükleyebiliyorlar. Anne baba daha acemi oluyor. Ortanca çocuklara  biraz daha yumuşak davranılıp esnek olunabilmekte, küçük çocuklarını ise daha fazla koruyup kolluyorlar ve daha sevecen yaklaşıyorlar.

  • Bel kalça ağrılarım var romatizma hastası olabilir miyim ?

    Bel ağrıları hemen herkesin ömründe en az bir defa yaşayabileceği bir ağrı tipidir. Kimi bu ağrıyı çok şiddetli yaşarken kimimiz de bu ağrıları daha düşük şiddette yaşamaktadır. Aklımızda bulunması gereken bir bilgi bu tür ağrıların özellikle omurgayı ve kalçanın içerisindeki eklemleri tutabilen bir romatizmanın bulgusu olabileceğidir. Bu tür ağrılar sıklıkla kalça üzerinde olmasına rağmen aşağı bel bölgesinde zamanla da tüm omurga ve boyun bölgesinde de olabilmektedir. Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği Ankilozan Spondilit (AS) hastalığıdır.

    Romatizma Kaynaklı Bel Ağrılarının Özellikleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının özellikleri toplumda sık görülen özellikle fıtıklar kaynaklı mekanik olarak adlandırılan ağrılardır. Romatizma kaynaklı ağrılar genellikle 20 li yaşlarda orta çıkar fakat 40 yaşına kadar da görülebilir. Romatizma dışı ağrılar ise çoğunlukla 40 lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Romatizma kaynaklı ağrılar uzun sürelidir. Genel olarak 3 ayı geçen ağrıları daha çok romatizma kaynaklı olarak yorumlamaktayız. Mekanik ağrılar ise sıklıkla başladıktan 1 ay içerisinde azalıp geçmektedir. Romatizma kaynaklı ağrılar sıklıkla geceleri hasta uyuduktan sonra artış gösterip hastalar sıklıkla sabahları ağrılı uyanmaktadır. Bu ağrılar hasta güne başlayıp, yürüdükçe azalmaktadır. Ancak mekanik olarak yorumladığımız fıtık türü ağrılar sıklıkla hasta hareket ettiği ya da günlük işlerine başladığı zaman ortaya çıkmaktadır. Mekanik ağrılar hasta dinlendikçe azalır. Bu iki tür ağrıyı ayırmanın en önemli ip ucudur.

    Romatizma Nedenli Bel Ağrılarının Ayırımında Kan Tetkiki Var mıdır?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarında hastaları dinlediğimiz zaman bu tür ağrıları düşünebilmekteyiz. Ancak bunu kanıtlamamız yani düşündüklerimizi doğrulamamız gerekmektedir. Bunun için kan tetkiklerinden sıklıkla yardım almaktayız. Romatizmal kaynaklı bel ağrılarının büyük çoğunluğunda kandaki iltihap testleri yükselmektedir. Ayrıca gerek duyulan hastalarda HLA B27 olarak bilinen genetik test tanıya yardımcı olabilmektedir. Ancak bu genetik testi herkese uygulamamaktayız. Mekanik kaynaklı ağrılarda kan testleri tamamen normal olarak bulunmaktadır.

    Romatizma kaynaklı ağrılarda kan tetkikleri bize yardımcı olsada asıl olarak tanıyı net olarak görüntüleme yöntemleri ile koymaktayız. Uzun süren hastalıkta tanıyı basit bir röntgen ile koyabilmemize rağmen, yakınması yeni başlayan ya da erken dönem hastalarda tanı için sıklıkla Manyetik Rezonans (MR) desteği almamız gerekmektedir. Hastalık için tipik görüntüler olduğu için tanıyı çok rahatlıkla koyabilmekteyiz. Mekanik kaynaklı ağrılarda da MR yöntemine başvurabiliyoruz ancak onlardaki bulgular çok farklı olmaktadır.

    Romatizmal Kaynaklı Bel Ağrılarında Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği olan AS hastalığının tedavisinde NSAİ olarak adlandırılan ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar ilk seçenek ilaçlardır. Bu ilaçların tekli ya da bir arada kullanımlarına karşı hasta yakınmalarında değişiklik olmaması durumunda hastanın klinik durumu ve hastalığın şiddeti de göz önünde bulundurularak biyolojik tedaviler başlanabilmektedir.

  • Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı telefonlar hayatımıza girdiği andan itibaren hayatımızın bazı alanlarını kolaylaştırdı. Günlük yaşantımızın ve iş yaşantımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Farklı yollarla (SMS, internet, arama) iletişim kurabiliyor, fotoğraf/video çekebiliyor, ihtiyacımız olan bilgiye ulaşabiliyor, çeşitli oyunlar oynayabiliyor kısacası birçok ihtiyacımızı elimizdeki bu küçük makine ile karşılayabiliyoruz.

    Ancak bu kadar hayatımızın içinde olan ve faydaları yadsınamaz telefonlar son dönemlerde aşırı kullanım nedeniyle iş, okul, aile ve sosyal hayatı son derece olumsuz etkilemektedir. İşverenlerden çalışanların telefonlarla fazla ilgilenip işe dikkatlerini vermediği, öğretmenlerden öğrencilerin telefonlarla ilgilenmekten derslerine yeteri kadar önem vermediği, eşlerden aile içi paylaşımların, birlikte vakit geçirmenin oldukça azaldığı yönünde gelen şikayetler gün geçtikçe artmaktadır.

    Görülüyor ki bu telefonlar maalesef kullanım amacı dışında kullanılarak gerek bireysel gerek toplumsal anlamda zarar verir hale gelmiştir. Teknolojiyle ilişkili bağımlılıklar psikoloji literatüründe yerini almıştır. Yurt dışında kliniklerde bu konu üzerine tedaviler uygulanmaktadır. Uygulanan tedaviler diğer bağımlılıklar için uygulan tedavilerle (alkol, madde vb.) benzerlik göstermektedir. Ayrıca diğer bağımlıklarda olduğu gibi, teknolojiye ait bağımlılıklarda da birçok kişi bağımlı olduğunu kabul etmemektedir.

    Gelin şimdi kendimize soracağımız birkaç soru ile telefonu sadece bir araç olarak mı kullanıyoruz yoksa bağımlı mıyız görelim.

    Akıllı cep telefonunuzu her zaman yanınızda taşıyor musunuz? Yanınıza almadığınızda ya da unuttuğunuzda yoğun gerginlik ve panik yaşıyor musunuz?  

    Uyanır uyanmaz ve yatmadan hemen önce telefonunuzu kontrol ediyor musunuz?

    Cep telefonunuzu kontrol etmek için çıkarttığınızda artık aileniz, arkadaşlarınız sinirleniyor mu?

    Saatlerce telefonun ekranına bakmaktan gözlerinizde yanma, başınızı eğri tutarak konuşmanız nedeniyle boynunuzda ağrı, tutulma gibi bedensel yakınmalar var mı? 

    Telefonla ilgilenmekten önemli görüşmeleri, işleri ertelediğiniz oluyor mu? Her boş anınızda telefona mı yöneliyorsunuz?

    Araba kullanırken dayanamayıp telefonunuza bakıyor musunuz?

    Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için telefonu mu kullanıyorsunuz?

    Telefondan gelen ses ve uyarılara bir an önce bakmak için yoğun bir istek duyuyor musunuz?

    Yukarıdaki sorulara verdiğimiz cevapların çoğu evet ise telefon kullanımı, kullanım olmaktan çıkıp bağımlılık seviyesine ulaşmış demektir. Telefon bağımlılığı,  hem hayatın normal akışını hem de kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durum ciddiye alınmazsa, ileride çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Örneğin işten çıkarılmalara, evliliklerin bitmesine, arkadaşlık ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bağımlıların karşılaşacağı bir diğer problem de, kendi zihnimiz yerine sürekli telefonun özelliklerini kullanmamız (hatırlatıcılar, hesap makinesi vb.) sonucunda oluşan hafızanın zayıflaması, unutkanlık, zihinsel tembellik gibi özellikleri içeren dijital demanstır. Bu kişilerde ileride Alzheimer hastalığının görülme riski artmaktadır.

    Peki telefon bağımlılığından kurtulmak için neler yapılmalıdır?

    • Bildirimleri kapatın. 

    • Sizi çok meşgul eden uygulamaları kaldırın. 

    • Önemli bir işle ilgileniyorken uçuş modunu açın ya da telefonunuzu kapatın.

    • Bırakma uygulamaları kullanın. 

    • Telefonunuzu saklayın. 

    • Akıllı olmayan bir telefon edinin. 

    • Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinesi kullanın ve her şeyin fotoğrafını çekmeyin. 

    • Mesajlara hemen cevap beklemeyin, hemen cevap da vermeyin

    • Haftada bir gün cep telefonunuzu yanınıza     almayın ya da kapatın.

    • Sabah uyandığınızda giyinmeden, kahvaltı etmeden  cep telefonunuzu elinize almayın.

    • Yatağınıza gitmeden en geç 30 dakika önce telefonunuzu kontrol edin ve telefonu yatak odasına sokmayın.   

    • Yemek yerken, arkadaşlarınızla gezerken, film seyrederken, rahatlamaya çalışırken akıllı telefonlarınızı kullanmayın.  En azından günün birkaç saatini telefonsuz geçirin.

    Eğer bunları yapamıyorsanız mutlaka uzman yardımı almalısınız.

    Unutmayın insanlar binlerce yıl cep telefonsuz yaşadı. Kendinizi bağımlı hale getirmeyin…