Blog

  • 10 soruda benler

    1- Ben nedir?

    Derinin rengini veren melanin maddesini yapan melanosit hücrelerden oluşanlar hücre birikintilerine ben nedir.

    2- Benler neden olur?

    Benlerin neden oluştuğu bilinmiyor, bir kısmı doğumsal olabiliyor. Sonradan ortaya çıkanlarda özellikle genetik yapıya ek olarak ultraviyolenin, yani güneşin etkisi çok büyük oluyor.

    3- Benlerimi aldırmalı mıyım?

    Benler pek çok insanda bulunur. Bazen kişiler estetik nedenlerle benlerini aldırmak isterler. Ben aldırmada en önemli şey önce iyi huylu olup olmadıklarının dermatoloji uzmanı tarafından karar verilmesidir. İyi huylu benlerle istenirse kolayca alır. Ama kötü olma şüphesi olan mutlaka patoloji tarafından incelenmeli sonuca göre tedavi şekline karar verilmelidir.

    4- Hangi benler tehlikelidir?

    Benleri olan kişilerin hangi benler tehlikelidir olduğunu bilmesi önemlidir. Hangi benlerde doktora başvurmanız gerektiğini anlamak içi ABCD kuralını uygulamanız gerekmektedir.

    A: Asimetridir. Benin kendi içerisinde düzgün olmayan renk ve şekil değişiklikleri var ise yani asimetri varsa önemlidir.

    B: Border, sınır demektir. Benin sınırlarında girintilerin ve yamuklukların olması durumudur.

    C: Color rengidir. Benin renklerinin farklılıklar olması, tamamının tek renk olması yerine farklı (siyah, kahverengi, koyu kahverengi, kırmızı) renklerde olmasıdır.

    D: Diameter capıdır. Benin çapının 60 mm den büyük olması önelidir.

    ABCD kuralında yer alan 4 kriterden 2 veya daha fazlasını içeren benleriniz mevcut ise panik yapmadan en kısa zamanda bir dermatologa görünmeniz gerekmektedir.

    5-Hangi benler lazerle alınır?

    Dermatolog doktor tarafından görülüp iyi huylu olduğuna karar verilen tüm benler lazerle alınabilir.

    6-Lazerle ben alma işlemi zor mudur?

    Lazerle ben almak kesinlikle zor değildir. Öncesinde uyuşturulduğu için çok ağrı hissetmezsiniz. İşlem tek ben için bir kaç dakika sürer.

    7- Ben alımında hangi lazer kullanılır?

    Lazerle ben alımında Fraksiyonel CO2 Lazer ve Q switch Nd -Yag Lazer kullanılır.

    8- Lazerle ben aldırmak iz bırakır mı?

    Lazerle ben alınırken ben küçük ve yüzeyselse iz kalmaz. Büyük ve derinse benden daha küçük, hafif çukur, cilt renginde bir iz kalabilir.

    9- Benleri olan kişiler nelere dikkat etmeliler?

    Güneşten korunmak çok önemlidir. Güneşe ani, yoğun ve direkt maruz kalmayınız. Özellikle saat 11:00 ve 15:00 arası güneş ışınına maruz kalmaktan kaçınınız.

    Güneş kremi yüksek koruma faktörlü olmalı, yetişkinler için en az 15, çocuklar için 30 ve üzeri, UVA ile UVB ışınlarından eşit derecede koruma sağlıyor olmalıdır. Güneş kremi güneşe çıkmadan yarım saat önce kullanılmalı ve her iki ya da üç saatte bir tekrarlanmalıdır.

    Deniz kıyısı gibi açık çevrelerde şemsiye altında oturmak yeterli değildir ve ilave güneş koruma yöntemleri uygulanmadıkça, yansıyan UV ışınlarından dolayı güneş yanığı oluşacaktır. Aynı şekilde, bulutlu, bahar ya da yaz günlerinde, önemli miktarda güneş ışınının bulutların arasından geçip ciddi güneş yanıklarına sebebiyet vereceğini de bilmeliyiz.

    10- Güneşten korunmanın en iyi yolu nedir?

    Kıyafetlerimiz, güneş ışınından korunmanın en iyi yoludur. Tercihen sıkı dokunmuş bir giysi olmalıdır. Geniş kenarlı şapka ve gözlükler kullanılmalıdır. Artık mayolar da dahil olmak üzere çocuklar için 50 faktöre kadar korumalı giysiler piyasada mevcuttur.

  • Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Normal Doğum mu, Sezaryen mi?

    Çiftlerin gebelik boyunca doğum şekli konusu en çok düşündükleri konudur. Gebelerin doğum şekline karar verme konusunda onları en çok etkileyen yakın arkadaşları ve ailelerinin görüşleridir.

    Normal doğum yapmanın ya da Sezaryenla doğum yapmanın kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Önemli olan gebe bayan ve bebeği için hangi doğum şeklinin uygun olup olmadığına karar vermektir. Gebe kadınların ve ailelerinin doğum şekli konusunda doktorun bilgi ve tecrübesine güvenmeli ve doğum şekli konusundaki kararla ilgili israrcı olmamalıdırlar.

    Tam olarak doğumun sezaryen yada normal doğum şeklinden hangisi ile olup olmayacağı aslında gebeliğin 37-38 haftası civarında belli olmaktadır.Eğer gebelikte bebek baş ile geliyorsa,bebeğin kilosu 4000 gr dan az ise,bebeğin eşi yani plasenta aşağı yerleşimli değilse,muayenede bebeğin başı doğum kanalına yerleşmişse ve anne de normal doğum istiyorsa (buna fiziken ve ruhen hazır hissediyorsa) normal doğum planlanabilir.Normal doğum için son adet tarihine göre gebelik süresinin sonu olan beklenen doğum tarihinin son gününe kadar beklemek gerekir.Bazen bu bekleme süresi 41-42 haftayı da bulabilmektedir.Bu döneme kadar çok sıkı kontrol altında beklenebilmektedir.

    Gebelikte eğer bebek ters duruyorsa (makad yada ayak geliş),hastanın daha önceki doğumu sezaryen ile gerçekleşmişse,hasta normal doğum yapmaktan korkuyorsa,bebeğin kilosu 3500 gr dan fazla ise, plasenta aşağı yerleşimli ise ve muayenede bebeğin başı annenin doğum kanalına yerleşmemişse hastaya sezaryen planlanmalıdır.Sezaryen planlı bir şekilde yapılacaksa beklenen doğum tarihinden itibaren 1 hafta yada 10 gün önceki bir dönemde alınmalıdır.Bu süre içinde sezaryen yapılmazsa hastanın doğumu başlayabilir ve hasta strese girebilir.

    Normal Doğumun Avantajları ve Dezavantajları
    Normal doğumda bebek vaginal yoldan doğduğu için annenin doğum sonrasında daha çabuk toparlanıp normal hayatına dönmesi büyük bir avantajdır. Normal doğumdan sonra hastanede 24 saatlik bir kalma süresi yeterli olmaktadır. Anne evine daha kısa bir sürede dönmektedir.
    Normal doğum sancıları yaşanırken salgılanan Oksitosin denilen hormonun da devreye girmesiyle anne sütü daha kısa bir süre içerisinde gelmektedir. Anne bir operasyon olmadığı için daha çabuk beslenebilmekte ve buna bağlı olarak da daha çabuk sütü gelmektedir.
    Normal doğumda bebek dünyaya daha dar bir alandan geçerek çıktığı için akciğerleri önce sıkışıp sonra birden havayla temas ettiği için daha güçlü solunum yapabilmekte ve akciğerler daha iyi havalanmaktadır.
    Doğumda anne bebeğinin doğmasıyla birlikte hemen onu görmekte ve dokunarak temas edebilmekte ve daha kısa sürede emzirip, daha çabuk bir duygusal bağ kurabilmektedir.
    Normal doğumdaki en büyük risklerden birisi doğum takibi sırasında normal ilerleyen bir doğum eylemi sırasında her an bir problem gelişebilmekte ve aniden sezaryen yapılmaktadır. Bu problemleri şöyle sıralayabiliriz; doğum eylemi yavaşlayabilir,bebeğin ilerlemesi durabilir,bebek sıkıntıya girebilir,kalp atışlarında yavaşlama yada hızlanma olabilir,bebek kakasını yapabilir,tehlikeli bir vaginal kanama başlayabilir.Bu tehlikelerden dolayı sezaryen şartları her an hazır olmalıdır.Bu durumlarda acilen sezaryen yapılmazsa uzayan eylemlerde bebeğin oksijensiz kalması ileride zeka geriliğine ve kas gücü kayıplarına neden olabilmektedir.Bazen doğumda annenin ıkınması yetersiz kaldığı için bebeği çıkartabilmek için vakum uygulaması yapılmakta ve bu durum sonrasında bebekte önemli problemler gelişebilmektedir.Bazen doğumda bebeğin omuz kısmı takılmaktadır ve bebeğin boynundaki sinirler zarar görmekte ve omuz kemiğinde kırılmalar olabilmektedir.
    Normal doğum sırasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak ve annenin anatomik yapısının zarar görmemesi için epizyotomi denilen bir kesi yapılmaktadır. Bazen doğumda bebek çıkarken bu kesiyi büyüterek hastanın anüs ve rektum kısmında yırtıklara ve dışkısını tutamama gibi problemlere neden olmaktadır.
    Normal doğumda bazen ıkınma sırasında bebeğin de zorlamasıyla birlikte idrar torbasında sarkmalara (sistosel) ve operasyon gerektirecek kadar idrar kaçırma problemlerine yol açabilmektedir.
    Normal doğumdan gebe kadınları uzaklaştıran bir konu da doğumdaki duyulacak olan ağrılardır. Ancak epidural kateter takılarak yapılan normal doğumlarda ağrı duymadan normal doğum yapıldığı için bu korku aslında yersizdir.
    Bazı çiftler normal doğumun ne zaman başlayacağı bilinmediği için bu durum onları endişelendirmekte, gece doğumun başlaması hastaneye ve doktora ulaşma korkusu nedeniyle kendi istekleriyle sezaryen olmaktadırlar
    Sezaryen ile Doğumun Avantaj Ve Dezavantajları
    Sezaryen ameliyatında karın alt bölümünden yapılan bir kesi ile rahime ulaşılmakta ve rahime yapılan bir kesi ile de bebeğin dışarı alınmasıdır.

    Sezaryenin en büyük avantajı bebeğin normal doğum sırasında oluşabilecek riskleri yaşamadan direk sağlıklı bir şekilde dışarı alınmasıdır. Bebeğin sıkışması, oksijensiz kalması gibi kötü olasılıklar sezaryende yoktur. Bebek az riskli bir yoldan dışarı çıktığı için birçok aile bu yüzden sezaryeni tercih etmektedir. Bazen sezaryenle doğan bebeklerde doğumdan sonra birkaç gün sürebilen bir solunum sıkıntısı yada solunum sayısında artma (yeni doğanın geçici takipnesi) durumları görülebilmektedir. Fakat bu durum normal doğumlarda da yaşanabilir.

    Sezaryen olan kadınlarda anatomik bakımdan rektum bölgesinde ya da idrar kesesinde herhangi bir anatomik hasar oluşmamakta doğumdan sonra idrar yapma ve dışkılama bakımından bir sorun yaşanmamaktadır.

    Sezaryen ile doğum yapan annelerin kendine gelmesi, bebeği ile iletişim kurması biraz daha geç olmaktadır. Emzirme anne operasyondan sonra odaya gelince olacağı için bebek 1-2 saat annesini beklemektedir. Sezaryen olan anne operasyondan 6-8 saat sonra ayağa kalkmakta ve 4-6 saat içinde ağızdan beslenmektedir.Bu yüzden anne sütü gelmesi biraz daha gecikmektedir.Bu operasyondan sonra hastalar 2 gece hastanede tutulmaktadır.Annenin operasyondan sonra ağrıları daha fazla olduğu için normal hayatına dönmesi 1 haftayı bulmaktadır.

    Hem normal doğumda hem sezaryen doğumların kesi bölgelerinde enfeksiyon, kan birikmesi ve dikişlerin açılması ihtimali az da olsa görülebilmektedir.

    Sonuç olarak hem gebe için hem bebeği için en sağlıklı doğum şeklini kendisini tanıyan ve takip eden hastası için en iyi kararı ancak kendi doktoru verebilir.Hasta için en uygun doğum şeklinin kararını verdikten sonra da hastanın doğumu sağlıklı bir şekilde gerçekleşirse genellikle bir sorun yaşanmaz.

  • 10 soruda dolgu

    10 soruda dolgu

    1- Dolgu nedir ?

    Dolgunun etken maddesi; hyaluronik asittir. Kırışıklık tedavisinde ve dolgunluk istenen bölgenin doldurulmasında kullanılır.

    2- Dolgu nerelerde kullanılır?

    Nazobiyel çizgiler (Burun kenarında dudak köşelerine inen çizgiler),

    Dudak üstü çizgiler (sigara çizgileri),

    Göz kenarı çizgileri ( kaz ayakları),

    Kaş ortası çizgiler ( kaş çatma çizgisi),

    Yanak ve elmacık kemikleri,

    Dudak hacminin arttırılması,

    Göz altının doldurulmasında kullanılır.

    3- Dolguların kalıcılığı ne kadardır?

    Kullanılan ürüne göre değişir göz altı dolguları, ortalama 8-12 kalırken, nazolabialler 1-1,5 yıl kalır.Tekrarlayan uygulamalar kalıcılık süresini uzatır.

    4- Dolgu vucuda herhangi bir zararı var mıdır?

    Zaten vücudumuzda bulunan bir madde olduğundan dolayı bir zararı yoktur. Alerji yapma olasılığı son derece düşüktür.

    5- Dolgu nasıl uygulanır?

    Dolgular iğne ile uygulanır. Uygulama son derece basittir.Uygujlama öncesi bölgeye uyuşturucu krem sürülür, çok ağrılı bir işlem değildir.

    6- Dolgu yapıldıktan sonra cilte kızarıklık olur mu?

    İşlem uygulandıktan sonra cildinizde herhangi bir problem olmaz hemen gündelik yaşantınıza dönemilirsiniz

    7- Dolgu dışarıdan bakınca anlaşılır mı?

    Kişi doğal olmasını isterse ona göre doz ayarlanması yapılabileceği için dışarıdan bakınca anlaşılmaz.

    8- Dolgu nasıl etki eder?

    Yüzde uygulandığı alana dolgunluk sağlayarak etki etmektedir.Dolgu etkisi hyalüronik asitin su tutma özelliği nedeniyle hem dolgunun hacim etkisi hemde su tutma etkisi bölgeyi dolduracaktır.

    9- Dolguda hemen sonuç belli olur mu ?

    Hemen sonucu görebilir. Dolgunluk etkisi hemen ortaya çıktığı için işlem yaparken elinizdeki ayna ile istediğiniz alana istediğiniz kadar uygulama yapılır.

    10- Hangi dolgu ürünü iyidir?

    FDA onayı olan dolguların hepsi iyidir. FDA onayı olmayan dolgular güvenli değildir.

  • Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Doğum Hakkında Genel Bilgiler

    Gebeliğin 20. Haftasından sonra olan bebeğin rahim dışına çıkmasına doğum denir.

    Normal doğum gebeliğin 37.haftasından sonra gerçekleşen doğum sürecidir.

    Doğum sancılarının başlaması ile travay denilen doğum eylemi başlamaktadır.

    Doğumun 3 evresi vardır

    1.Evre : Rahim ağzının açılmaya neden olan kasılmaların başlaması ile rahim ağzının tam açılmasına kadar olan süreçtir.

    2.Evre : Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğmasına kadar olan süreçtir.

    3.Evre : Bebeğin çıkmasından sonra plasenta ve eklerinin çıkmasına kadar olan süreçtir.

    Normal bir doğum eyleminin geçekleşebilmesi rahim kasılmaları düzenli olmalı ve rahim ağzını açabilmelidir. Kasılmalarla birlikte bebek aşağı doğru itilir ve ilerler. Bebeğin başı doğum kanalı ile uyumlu bir şekilde duruyorsa kasılmalarla birlikte ilerlemeye devam eder.

    Doğumun gerçekleşebilmesi için rahim ağzının 10 cm kadar açılmış olması gereklidir. Bebeğin başının çıkacağı zaman epizyotomi yapılır ve bebek çıkartılır. Daha sonra plasentanın ayrılması beklenir. Plasenta ayrılınca ekleri ile birlikte çıkartılır. Rahim içi parça kalmaması bakımından kontrol edilir. Kesilen epizyotomi bölgesi dikilir ve pansuman yapılarak hasta odasına alınır ve artık bebeği ile başbaşa kalabilir

  • Dövme nedir, nasıl çıkartılır?

    Dövme nedir, nasıl çıkartılır?

    Dövme diğer adıyla tatuaj, ilk çağlardan bu yana vardır. Eski Mısırdan mumyalarında dövme izlerine rastlanmıştır. O zamanlardan günümüze insanlar dini inançları, kültürel ve kozmetik nedenlerle dövme yaptırmaktadırlar. Günümüzde daha çok kozmetik amaçla dövme yaptırılmaktadır ve bu sayı olduca fazladır. Ülkemizde yaklaşık 1 milyon kişide dövme olduğu ve her yıl buna 20 bin yeni kişi eklendiği tahmin edilmektedir. Kesin sayı tam olarak bilinmemektedir. Çünkü bu kadar yaygın olmasına rağmen dövme yapılan yerlerle ilgili yasal düzenlemeler, kayıtlar ve denetimler yetersizdir.

    Dövme, boyanın iğne ile cildin alt tabakalarına işlenerek kalıcı desen çizilerek yapılır. Kullanılan boya partikülleri büyüktür bu nedenle, vücut tarafından parçalanamadığı için yapılan desenler kalıcıdır. Dövme uygulamasında kullanılan boyaların denetlemesi yapılmamaktadır, boyaların uluslararası FDA kuruluşu tarafından sağlığa zararsız oldukları onaylanmamıştır. Bu nedenle öncelikle dövme yaptırmayı düşünen kişilerin bu konuları göz önüne almaları gerekmektedir.

    Diğer bir önemli konu; cildin altına boya vermek, kanlı bir işlemdir, kullanılan iğneler tek kullanımlık olmalıdır. Boyanın içine iğne batıyorsa boyaya kan bulaşabilir, boya enfekte olabilir, başka kişiye kullanılmaması gerekir. Kanla bulaşan hepatit gibi enfeksiyonlardan korunmak önemlidir.

    İstenmeyen dövmeleri çıkarmak için kimyasal peeling, dermabrazyon (zımparalama), cerrahi olarak keserek uzaklaştırma ve lazer tedavileri uygulanabilir. Peeling, dermabrazyon ve cerrahi olarak çıkarma işlemlerinin hepsinde dövme derinliğine kadar inildiğinde mutlaka ciltte kalıcı iz kalır. Bu işlemlerin az veya çok iz bıraktıkları göz önüne alınırsa dövmesini çıkarmak isteyen kişiler için Q-switched lazerler en iyi alternatiftir.

    Dövme yaptırmış fakat çıkartmak isteyen kişiler ne yapacak; dövme çıkarmanın şu anki teknoloji ile en güvenli, en etkin Q-switched lazerlerdir. Boyanın rengine göre değişik dalga boylarında Q-switched lazerler vardır. En kolay çıkanlar siyah ve koyu mavi gibi koyu renklerdir. Beyaz ve sarı gibi açık renkler çok zordur, tam olarak çıkmayabilirler. En sık kullanılan lazer; siyah ve koyu renkleri etkileyen Q-switched Nd yag lazerdir.

    Dövme çıkarmada en iyi lazer, pikosaniyede atış yapan lazerlerdir. Fakat bu cihazlar daha çok yeni ve pahalı olduğu için ne yazık ki henüz Türkiye’de yoktur. Pikosaniyede atış yapan lazerlerden sonra en etkili lazerler, Q-switched lazerlerdir ve nanosaniyede atış yaparlar. Bu sayede cilde zarar vermeden derinin içindeki boya partiküllerini hedefler. Lazer ışını boya partikülleri tarafında tutulur, ısıya dönüşür. Isınan boya partikülleri parçalanır. Böylece makrofaj denen vücudun çöpçü hücreleri boya parçalarını ortamdan uzaklaştırarak dövmenin silinmesini sağlarlar. Uygulana lazer işlemi uygun dozda verildiğinde cilde zarar vermez. Uygun dozlarda lazer tedavisi ciltte yanık, skar oluşturmaz.

    Q-switched lazerler ile dövme çıkarma işlemi ne yazık ki tek seansta biten bir işlem değildir. Çok sayıda seans gerekir. İki seans arasında 4-6 hafta geçmesi gerekir. Seanslar arasındaki sürenin nedeni, her seans sonra parçalanan boyalar partikülleri ortamdan uzaklaştırılacak zamanı beklemek gerekliliğidir. Lazer işlemi çok can acıtan bir işlem değildir ama hassas kişilerde analjezik kremler, soğuk uygulama konforu artıracaktır. İşlemden sonra bölgeye nemlendirici kremler kullanmak yeterlidir. İşlem sırasında boya partiküllerinin parçalandığı hemen görülebilir. Lazer atışı yapılan bölge hemen beyazlar. Lazer atışının yapılacağı alanın bronz olmaması işlemi daha kolay olmasını sağlar. Bu nedenle hastaların lazerle dövme çıkarma işleminden önce ve sonra güneşten korunmaları önerilir.

    Ama ne yazık ki dövme sildirmek yaptırmak gibi kolay değildir. Q switched lazer kullanılsa dövme çıkarmak zahmetli ve uzun seanslar gerektiren bir işlemdir. Kaç seans uygulama yapılacağı boyanın rengine, derinliğine, dövmenin yaşına, yapılma yerine göre değişmektedir. Koyu renkli amatör dövmeler daha az seans ister, daha kolay çıkar. Profesyonel dövmeler daha derine işledikleri için çıkarmak daha zordur. Çok renkli dövmeler ve üst üste yapılan dövmeler çok zordur. Çok seans ister, sonunda yalnızca rengi açılıp gölge halinde kalabilirler. Boyun, gözaltı gibi derinin ince olduğu bölgelerde lazer ile dövme çıkarma işlemi yüksek joule uygulamadığı için daha zordur. Dövme yapılalı ne kadar çok zaman geçtiyse çıkarmak o kadar kolay olacaktır. Çünkü zaten vücudun savunma hücreleri boyayı ortamdan uzaklaştırmak için çalışmaktadır. Sonuç olarak dövme çıkarma işlemi kişiden kişiye değişmekle birlikte yaklaşık 4-10 seans uygulanması gerekmektedir. Q switched lazerler dövme çıkarmanın en iyi yolu olmasına rağmen renkli, derine işlenmiş, üst üste yapılmış dövmeler tam olarak çıkmayıp gölge halinde kalabilirler.

  • Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan ile Doğum

    Sezeryan kararı verilen bir hastanın ameliyatı için hastaneden ameliyat randevusu alınır. Hasta 1gece önce saat 24:00dan sonra bir şey yememelidir. Hastanın ameliyat saatinden önceki 6 saat boyunca aç ve susuz kalması gereklidir.

    Hasta ameliyat için hastaneye gelirken takılarını çıkarmalıdır. Tırnaklarında oje varsa silmelidir.
    Ameliyat öncesindeki hazırlıklar açısından ameliyattan en az 1saat önce hastanede olmalıdır.
    Hasta odasında hemşire tarafından sezeryan için gerekli hazırlıklar yapılır. Dosya çıkarılır, hastanın öyküsü alınır. Ameliyat bölgesi kontrol edilerek temizlik yapılır. Hastaya gerekli olan kan sayımı, kanama-pıhtılaşma testleri yapılır. NST çekilir.

    Hastaya gecelik giydirilir, saç bonesi takılarak sedye ile ameliyathaneye alınır. Hasta yakınları ameliyathanenin kapısına kadar hastaya eşlik edebilirler
    Ameliyathanede hastaya önce serum takılır. Daha sonra anestezi doktoru tarafından epidural kateter takılır. Bu arada ameliyat ekibi ellerini antiseptik solüsyonla yıkayarak steril ameliyat önlüklerini giyerler.

    Hastanın önce idrar sondası takılır sonra karın ön duvarı batticon denilen steril solüsyonla göğüs altı seviyesinden dizlerine kadar temizlenir ve üzeri ameliyat sahası açık kalacak şekilde örtülür.
    Anestezi doktoru hastanın hazır olduğunu belirtince kadın doğum doktoru ameliyata başlar. Sırayla kanama kontrolü yapılarak 7 kat kesi yapılır. Önce cilt, cilt altı ,fasya,kaslar,dış karın zarı,rahim üstündeki zar ve rahimin kas tabakası sırayla ve dikkatli bir şekilde kesilir.

    Rahimin kas tabakası kesilince bu açılan mesafe iki elin işaret parmağı ile yanlara doğru genişletilir ve bebeğin amniyotik kesesine ulaşılmış olur. Kese patlatılarak bebeğin başı dışarı doğru çıkartılır ve tüm vücudu boynundan tutularak dışarı alınır, ağız burun temizliği yapılır, kordonu kesilerek bebek çocuk doktoruna teslim edilir. Daha sonra plasenta çıkarılır, rahim içi temizlenir, gerekli ilaçlar uygulanır.

    Kesilen tüm tabakalar tek tek kanama kontrolünü takiben usulüne uygun özel iplerle dikilerek kapatılır. Cilt dikişleri dışarıdan ip görünmeyecek bir şekilde estetik olarak dikilir. Bu dikişler kendiliğinden eriyen iplerdir alınmasına gerek yoktur. Hastanın cildi pansuman yapılarak bandaj ile kapatılır. Hasta artık odasına bebeğinin yanına gitmeye hazırdır.

    Hasta odasına geçince hemşireler annenin tansiyon, nabız ve ateş takibini, kanama kontrolünü, idrar çıkış miktarını sürekli kontrol ederler. Hastaya kadın doğum doktorunun önerdiği serum, antibiotik ve ağrı kesiciler uygulanır.

    Hastaya ameliyattan 4-6 saat sonra ağızdan sulu gıda başlanabilir,6-8 saat sonra ayağa kaldırılabilir. İlk gün genellikle komposto, su, bisküvi , çay gibi hafif sulu gıdalar verilir.Bu arada süt gelmesi için bebeğini en az 2 saatte bir emzirmelidir.Hastanın ağrıları olursa ek ağrı kesiciler uygulanabilir.

    Sezeryanın ilk gününden sonra gaz sancıları başlayabilir. Hasta rahat gazını çıkartabilmesi için sık sık dolaşmalıdır. Birinci günden sonra hastaya çorba gibi hafif yemekler verilebilir. Gerekirse gazın kolay çıkması için ilaçlar veriebilir.

    Ameliyatın ikinci günü gazını çıkaran anne rahatlamıştır ve ağrıları azalmıştır, anne sütü artmıştır. Hastanın pansumanları değiştirilir, antibiotikleri uygulanır. Çocuk doktoru bebekle ilgili gerekli kontrolleri yapar ve önerilerini anlatır. Hastanın artık eve gitme zamanı gelmiştir.

    Hastanın evde gerekli antibiotiklere, ağrı kesicilere ve vitaminlere devam etmesi önerilir. Hastaya evde ağır aktivitelerden uzak durması önerilir.

    Kanamasını takip etmesi önerilir,2. günden sonra ayakta duş şeklinde banyo yapmasına izin verilir.
    En az 40 gün cinsel ilişki yasaklanır.
    Yine 40 gün havuza ve denize girmek de yasaklanır.
    Gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durması önerilir. Daha çok sulu gıdalar, çorbalar, kompostolar yemesi tavsiye edilir. Soğuk, asitli ve kafeinli içeceklerden uzak durması önerilir.
    Bu dönemde anne meme başı bakımı için özel bakım kremleri kullanmalı ve göğüslerindeki sütü düzenli bir şekilde emzirmelidir. Aksi durumda meme başında enfeksiyon ve yara oluşabilir. Göğüslerdeki sütü düzenli bir şekilde boşaltamaz ise göğüslerde dolgunluk ve süt ateşi gelişebilir.

    Günde en az 4-5 litre sıvı gıdayı 24 saat içerisinde tüketmesi önerilir. Zira en çok su ve sulu ürünler süt yapmaktadır.

    1 hafta-10 gün içerisinde kontrole gelmesi önerilir.
    Bu dönemde anne özellikle strese girmemelidir. Çünkü stres ve üzüntü anne sütünün azalmasına hatta kesilmesine bile neden olabilir.

  • Erkek tipi saç dökülmesinde tedavi

    Erkeklerde meydana gelen saç dökülmelerinin en sık nedeni erkek tipi saç dökülmesidir, diğer bir deyişle androgenetik alopesidir. Androjenik alopesi; genetik yatkınlığı olan kişilerde hormonların etkisi ile ortaya çıkan, her iki cinste de görülebilen ve saç kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Genetik yatkınlıkta; 5-alfa redüktaz enziminin saçlı derideki dağılımı önemli bir belirleyicidir. Bu enzim sayesinde aktive olan hormonlar nedeniyle saç dökülmesi olur. Kalın, siyah kılların, açık renkli ve ince tipi kıllarla yer değiştirmesi görülür. Görülme sıklığı ilerleyen yaşla birlikte artar, ancak başlangıç yaşı ve ilerleme oranı değişkendir. Beyaz ırktaki erkeklerin %80’inde 70 yaş itibariyle saç dökülmesi vardır. Bu durum yaşla beraber çok sık görülen fizyolojik bir olay gibi algılanmasına rağmen yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve insanları medikal bir çare arayışına itmektedir. Günümüzde saç dökülmeleri ve tedavisi konusunda değişik yöntemler arayışı ortaya çıkmıştır.

    Anrojenik saç dökülmesi tedavisinde amaç kıl folikülünün minyatürizasyonunu durdurmak ve saçların yeniden çıkışını ve saç şaft kalınlığını arttırmaktır. Güncel tedaviler hastalığın ilerleyişini durdurur ve az miktarda yeni saç çıkışı sağlar. Hastaların saç dökülmesi hakkında bilgilenme düzeylerinin artışı ile erken tanı ve tedavi şansı artmakta, hastalık nedeniyle oluşan psikososyal etkilerini azaltmaktadır. Saç dökülmesi olan kişilerin bu durumu benign bir durum olarak algılanarak tedaviye ihtiyaç duyulmasa da, bazı hastalarda yaşam kalitesinde belirgin bozulmaya yola açan psikolojik stres nedenidir. Tedaviye karar verirken kişi öncelikle durumun doğal ilerleyişi hakkında bilgilendirilmelidir.

    MEDİKAL TEDAVİLER; Erkeklerde saç dökülmesi tedavisinde FDA tarafından onaylanmış 2 ajan vardır bunlar; topikal minoksidil ve oral finasterid tedavileridir. İki tedavi de saç büyümesini uyarıcı ve saç kaybını önleyici etki gösterir. Medikal tedavilerin saç dökülmesini durdurucu etkisi tedavi başlangıcından 3-6 ay sonra, görünür yeni saç çıkışını sağlayıcı etkisi 6-12 ay sonra ortaya çıkar.Maksimum etkinliğin sağlanabilmesi için aralıksız tedavi gerekir. Kişiler tedavi ile asla dökülmeden önceki saç yoğunluğuna ulaşılamayacağı ve tedavinin asıl amacının saç dökülmesinin ilerlemesinin önlenmesi olduğu konusunda bilgilendirilmelidir.

    CERRAHİ TEDAVİLER; Saç Transplantasyonu, saçın oksipital (ense) bölgeden alınarak saçsız verteks (tepe) veya frontal(ön) alana ekilmesidir. Modern tekniklerle %90’ı aşan greft sağ kalım oranları sağlanmaktadır. Modern saç ekimi 1930’lu yıllarda Japonya’da başlamış, önceleri punch şeklinde alınan greftlar kaş ve kirpik dökülmelerinde kullanılmıştır. Zamanla androjen dirençli oksipital alanın daha iyi bir donör olduğunun farkına varıldı. 1995’te Bernstein ve Rassman folikuler ünite transplantasyonunu bulmuşlar ve saç folikülleri 1-4 saç kılı içeren üniteler halinde transplante edilmeye başlanmıştır. Foliküler ünite transplantasyonunda donör kıllar 2 yolla alınabilir;

    1)Foliküler Ünite Transplantasyonu (FUT) Genetik olarak dökülmeye dirençli saç köklerinin bulunduğu ense bölgesinden lokal anestezi altında, şerit şeklinde alınan saç kökleri, mikroskobik aletler altında doğal yapıları bozulmadan uygun tekniklerle, saç ve saç köklerini barındıracak şekilde 1-4’lü kümelere ayrılarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye ekilmektedir. Ensede saçların alındığı bölge, estetik cerrahi yöntemlerine uygun olarak dikilir. Bu yöntemin dezavantajı ense bölgesinde kalan çizgi şeklinde skardır.

    2) Foliküler Ünite EkstraksiyonU (FUE) Foliküler ünite ekstraksiyonu yöntemi, saç köklerinin özel ince uçlu iğneler ile ense bölgesinden 1 mm’lik punch şeklinde tek tek alınarak seyrelmiş ya da tamamen dökülmüş olan bölgeye nakledilmesidir. Dikiş olmadığı için, skar oluşumu da söz konusu değildir. FUT yönteminden daha kısa zamanda iyileşme sağlamaktadır.

    PRP; Platelet Zengin Plazma Platelet zengin plazma (PRP), 20’nin üzerinde büyüme faktörü içerir. PRP, kemik greftlerinde, diş implatlarında ve yara iyileşmesinde uzun zamandır kullanılmaktadır. Çalışmalarda saç ekimi sırasında saç köklerinin PRP ile implante edilmesinin saç ekiminin başarı oranını arttırdığını göstermiştir. Yapılan bilimsel bir çalışmada ince saçlı 26 hastanın 13’üne 2-3 hafta aralıklarla 5 kez PRP enjeksiyonu yapılmış, 13 hastaya da tuzlu su enjeksiyonu uygulanmış. Tedavi sonunda kıl kesitlerinde PRP yapılan hastalarda belirgin kalınlık gözlenmiş fakat kıl sayısında farklılık bulunmamıştır. Bu çalışma saç kalitesinin artırılmasında PRP’in kullanabileceğini düşündürmektedir.

  • Gebelikte Şiddetli Bulantı Kusma(Hiperemezis Gravidarum)

    Gebelikte Şiddetli Bulantı Kusma(Hiperemezis Gravidarum)

    Gebelerin % 50 sinde bulantı-kusma yakınmalarına rastlanmakta ancak %1-2 sinde bu yakınmalar çok şiddetli hale gelmekte ve kilo kaybına neden olmaktadır. Tedavi gerektiren bu şiddetli bulantı ve kusma durumu Hiperemezis Gravidarum olarak adlandırılır.

    Hiperemezis Gravidarum bebeğe zarar vermez, bebekte gelişme geriliği yada düşük doğum ağırlıklı olmasına neden olmaz.

    Tedavide Neler Yapılmalı?

    • Tuzlu ve kuru gıdalar yemeye çalışılmalı.
    • Günde 3 öğün yerine 6 öğün yani sık ve az yenmeli.
    • Özellikle sabah bulantıları için uyanır uyanmaz çubuk kraker,bisküvi gibi kuru bir şeyler atıştırıp mide yatıştırılmalıdır.
    • Yiyecek olarak genellikle peynir-ekmek, haşlanmış patates,yoğurt,pirinç pilav ve makarna gibi kuru yiyecekler tercih edilmelidir.
    • Sıvı alınmaya çalışılmalıdır.
    • Yağlı ve sulu yemeklerden kaçınılmalıdır.
    • Dinlenilmeli ve stresten mümkün olduğu kadar uzak durmalı.
    • Yatak istirahati ve gerekirse hastaneye yatış yapılarak damardan beslenme yapılmalı.
    • Doktorunuzun uygun gördüğü bulantı için yardımcı ilaçlardan destek alınmalıdır.
  • Güneşten korunmanın önemi

    Güneşten korunmanın önemi

    Güneş ışığı aslında vücudumuz için faydalıdır. Cildimizin D vitamini üretmesini sağlar. D vitamini vücudumuz için ciddi önem taşır. D vitaminini yiyeceklerle almak zordur. En fazla yağlı balıklarda bulunur. Eğer yağlı balıkları çok fazla tüketmiyorsak, besinlerle az miktarda D vitamini alabiliriz. Bu nedenle cildimizin güneş ışınları ile temas etmesi gerekmektedir.

    Bu yararlarına rağmen güneş ışınları, güneş yanığı gibi cilde zararda verebilir Güneş yanığının, özellikle açık tenli ve benli kişilerde melanom riskini artırdı gösterir çalışmalar vardır. Bu olumsuz etkilerinden korunmak için hassas kişilerde güneşe maruziyeti ölçülü hale getirmek gerekir. Güneşten korunma, güneşten zarar görmeyecek ancak D vitamini eksikliği oluşmayacak düzeyde olmalıdır. Tavisiye edilen, serumdaki D vitamini değerinin 70nmol/L civarında olmasıdır fakat bu değer de tam anlamıyla kabul edilmiş değildir.

    Cildimizin yaşlanmasında, biyolojik yaşlanmanın yanı sıra, dış etkenler (güneş, soğuk, hava kirliliği, makyaj malzemeleri gibi) ve iç ektenler (beslenme bozukluğu, sigara, stres gibi) bir çok neden vardır.

    Cildin doğal yaşlanması güneş ile artmakta daha erken oluşmaktadır. Cildimizde, koyu lekeler, ince kırışıklıklar, elastikiyet kaybı, damarlanmada artış, kabalaşma gibi değişiklikler güneş etkisiyle artmaktadır. Bunun sonucunda uzun süreli, yoğun ve kronik biçimde UV ve güneş ışığına maruz kalma sonucu cildinmiz erken yaşlanır. Bunu kendi vücudunuzda rahatlıkla görebilirsiniz. Güneşe görmeyen kalça gibi bir bölgenize bakın cildiniz boyun, yüz gibi çok güneş gören bölgelerdeki cildinize göre daha genç olacaktır.. Güneşten korunma ile fotoyaşlanmayı yani güneş ışınlarına bağlı yaşlanma etkilerini azaltabiliriz.

    Çocukları güneşten korumak çok önemlidir.Derimizde oluşan güneş hasarının %50-80’lik kısmı çocukluk ve ergenlik döneminde meydana gelir.

    Güneş yanıklarına sebep olan güneş ışınlarına maruz kalma hayatın sonraki dönemlerinde deri kanseri riskini arttırdığı kanıtlanmıştır. Güneşe maruz kalmak, deri kanseri riskini en fazla artıran faktörlerden biridir.

    Geçirilen her güneş yanığı zararlı etkiyi artırır. Bu nedenle zararın neresinden dönülürse kardır mantığı ile güneşe karşı korunmayı önemsemek için hiçbir zaman geç değildir.

    Solaryum ile yapay bir bronz ten elde etmek çok zararlıdır. Deri kanseri riskini önemli miktarda arttırır. Solaryum UV ışınları ile derinin bronzluğunu arttırır fakat derinin güneş ışınlarından kendini korumasını artırmaz . Bu nedenle, solaryumla kazanılmış bir bronz deri kendini güneş altındayken güneş yanıklarından koruyamaz.

    Güneşten korunmada birinci kural güneş koruyucu krem kullanmaktır. Fakat güneş koruyucu krem sürmüş birisinin uzun süre güneş altında kalması yinede güvenli değildir. Güneşi kelimenin tam anlamıyla bloke etmek şu anda mümkün değildir. Hiç bir güneş koruyucu tam koruma sağlayamaz. İnsanlar güneş kremlerinin tüm zararlı ışınları bloke ettiği düşünüp güneşin altında çok uzun süre kalmamalıdırlar. Güneş ışınlarının en yoğun geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında güneşlenmekten kaçınılmalıdır.

    Özellikle benleri olan kişilerin güneşten daha iyi korunmaları gerekmektedir. Benleri olan kişilerin hangi benler tehlikelidir olduğunu bilmesi önemlidir. Hangi benlerde doktora başvurmanız gerektiğini anlamak içi ABCD kuralını uygulamanız gerekmektedir.

    A: Asimetridir. Benin kendi içerisinde düzgün olmayan renk ve şekil değişiklikleri var ise yani asimetri varsa önemlidir.

    B: Border, sınır demektir. Benin sınırlarında girintilerin ve yamuklukların olması durumudur.

    C: Color rengidir. Benin renklerinin farklılıklar olması, tamamının tek renk olması yerine farklı (siyah, kahverengi, koyu kahverengi, kırmızı) renklerde olmasıdır.

    D: Diameter capıdır. Benin çapının 60 mm den büyük olması önelidir.

    ABCD kuralında yer alan 4 kriterden 2 veya daha fazlasını içeren benleriniz mevcut ise panik yapmadan en kısa zamanda bir dermatologa görünmeniz gerekmektedir.

  • Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış Gebelik (Ektopik Gebelik)

    Dış gebelik tanım olarak döllenen yumurtanın rahmin dışında bir bölüme yerleşmesidir.

    Spermler vaginadan tüpler vasıtasıyla yol alarak yumurta hücresiyle karşılaşır ve döllenme gerçekleşir. Oluşan zigot rahim kanalında geriye doğru yuvarlanarak rahim içine döner ve rahim içine tutunur.

    Eğer bu rahim kanalındaki dönüş gerçekleşmezse zigot tüplere tutunup orada büyümeye başlar. Fakat Fallop tüpleri embriyonun büyümesine uygun bir anatomiye sahip olmadığı için kısa bir süre sonra tüpte parçalanma ve iç kanama oluşur. Hasta baygın halde hastaneye acil olarak gelir ve operasyona alınır.

    Dış gebelik Fallop tüpleri dışında yumurtalıklarda, karın içinde ve rahim ağzında yerleşebilmektedir.

    Dış Gebelik Neden Meydana Gelmektedir?
    Fallop tüplerinde enfeksiyon sonucu oluşan harabiyet
    Geçirilmiş operasyonlar (Apendist, yumurtalık kisti) ya da karın içi enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar döllenmiş yumurtanın hareketini kısıtlar
    Tüplerin doğuştan yapısal bozuklukları sonucu dış gebelik oluşmaktadır.

    • Dış gebelikler ortalama 150 gebelikte 1 oranında görülürler. Son yıllarda bu oranın toplumda %2 civarında yükseldiği görülmüştür

    Dış Gebelik Riskini Arttıran Sebepler

    • Daha önceden dış gebelik geçirenlerde tekrar dış gebelik geçirme riski 7-13 kat artmıştır.
    • Yumurtlama tedavisi yapılanlarda dış gebelik 4 kat fazla görülür.
    • Rahim içi araç spiral kullanan kadınlarda dış gebelik görülme ihtimali %3-4 civarındadır.
    • İleri anne yaşı dış gebelik olasılığını 3-4 kat arttırmaktadır.
    • Sigara içen kadınlarda içmeyenlere göre 3 kat daha fazla dış gebelik görülmektedir.

    Dış Gebelikte Belirtiler ve Bulgular

    • Dış gebelik erken dönemde gebelik bulgularını (adet gecikmesi,bulantı,kusma,meme hassasiyeti) taklit edebilir.
    • Kasıklarda bıçak saplanması gibi gelip geçici ağrılar hissedilebilir.
    • Vaginal kanama olur.Adetten az ya da çok olabilir, lekelenme tarzında olabilir.
    • Bağırsaklarda gaz ve dolgunluk hissi olabilir.
    • Tüm bu bulgular değişkendir, tubalarda süptür (patlama) olursa iç kanama ve baygınlık ile hasta acilleşebilir.

    Dış Gebelik Tanısı Nasıl Konur?
    Muayenede kasık ağrısı ve hassasiyetin tespiti
    Gebelik testinin pozitif çıkmasına rağmen ultrasonda gebelik kesesinin izlenememesi
    BHCG denilen kanda gebelik testi 48 saat ara ile ölçüldüğünde iç gebelik gibi bir artış göstermemesi
    Ultrasonda rahim dışında tüplerde gebelik kesesinin görülmesi (her zaman görülmeyebilir)

    Dış Gebelikte Tanıya Yardımcı Yöntemler Nelerdir?
    Tanı için ultrasonografi ve B-HCG değerleri kullanılır.Yine de klinik olarak tanıya yardımcı bazı yöntemler vardır.

    • Douglas Fonksiyonu : Özel bir iğne ile vagen arka kısmından karın boşluğunda biriken sıvı alınır, karın içi kanama olup olmadığını tesbite yardımcı olur.Artık rutin kullanılmamaktadır.
    • Kürtaj : Kürtaj ile rahim içinden alınan örneklerin dış gebelikten dolayımı yoksa bir düşük sonucu mu olduğu konusunda bilgi alınabilir.
    • Laparoskopi : Tam tanı konulamayan şüpheli hastalarda uygulanabilir.

    Dış Gebelik Tedavisi
    Tubalarda yırtılma olmuşsa karın içinde kanama vardır.Bu yüzden bu vakalarda cerrahi tedavi mutlaka uygulanır.Dış gebelik ürünü alınır, tüpler korunmaya çalışılır, tüpte hasar varsa cerrahi olarak salpenjektomi uygulanır.
    Eğer tüpte yırtılma yoksa hastanın durumu kendisi ile konuşulur, bilgilendirilip takibe alınabilir.Tubada yerleşen gebelik ürünü ultrason ve B-HCG değerleri ile takibe alınır.Bazen dış gebelik ürünü tubalardan karın içine düşerek absorbe olmaktadır.
    Tüpte yırtınma olmayan hastalarda başka bir tedavi yaklaşımı Methotrexate denilen kanser tedavisinde kullanılan bir ilacı uygulayarak, dış gebeliğin bozulup vücut tarafından emilerek operasyona gerek kalmadan yok edilmesi sağlanabilir.

    Sonuç olarak ;
    Dış gebelik çok değişik şekillerde ortaya çıkabileceği için, hekimin bu olayı atlamaması için mutlaka aklına getirmesi gereklidir.
    Tedavi ne kadar başarılı olsada dış gebeliğin oluştuğu tüpte mutlaka bir hasar oluşmaktadır.
    Dış gebelik sonrasında gebe kalma oranıda azalmaktadır.Bir sonraki gebelikte tekrar dış gebelik olma ihtimali de %20 civarında görülmektedir.