Blog

  • Geleceğe bakış: immünoterapi öncesi gaita nakli: neoadjuvan fekal bakteriyoterapi

    Tedavi amaçlı olarak gaita materyali ilk kez, 4. yüzyılda Çin’de ‘’Sarı Çorba’’ ismiyle ishalli hastalarda verilmiştir. Literatürde 1958 yılında Eiseman ve arkadaşları tarafından ‘’Surgery’’de yayınlanan bir makalede, fekal enemanın psödomembranöz enterkolitte tedaviye yardımcı olduğu belirtilmiş ve güncel tıpda ilk kullanım olarak literatüre geçmiştir.

    Günümüzde ‘’Fekal Mikrobiyata Transplantasyonu (Fekal Bakteriyoterapi)’’ özellikle dirençli psödomembranöz enterkolit, ülseratif kolit ve irritabl barsak hastalıkları gibi durumlarda uygulanmakta, Çölyak, FMF gibi gastrointestinal sistem hastalıklarında denenmektedir.

    Hepatik ensefalopatide ise ensefaloti tablosuna girmeyi ve de oluşan tablodan çıkma sürecini azalttığını belirten yayınlar da literatürde görülmektedir.

    İnsan vücudunda yaklaşık 2-3 kg ağırlığında, insanla beraber yaşayan mikroorganizma topluluğu mevcuttur ve bu organizmalar ‘’Mikrobiyata’’ olarak tanımlanır. Laboratuvar ortamında elde edilen bu organizmalara ait genetik materyal ise ‘’Mikrobiyom’’ olarak adlandırılmaktadır.

    Science dergisinde Kasım 2017’de yayınlanan MDAnderson merkezli bir prospektif makalede (Gopalakrishnan V ve arkadaşları), ileri evre malign melanomlu hastalarda immünoterapi (anti PD1) öncesi oral ve barsak florası değerlendirilmiş, tedavi cevabına etkisi amaçlanmıştır.

    Yapılan analiz sonuçlarında gaita örneklerindeki mikrobiyal genetik materyal çeşitliliğinin (alfa çeşitlilik) fazla olduğu ve özellikle Ruminococcaceae bakteri familyasının baskın olduğu hastalarda tedavi yanıtlarının daha iyi olduğu belirtilmiştir.

    Yüksek mikrobiyom çeşitliliği, ilermenin durdurulduğu süreyi anlamlı derecede uzatmıştır ayrıca Ruminococcaceae ailesine dahil olan Faecalibacterium’un oran olarak fazla saptandığı hastalarda yine anlamlı olarak hastalıkta ilerlemenin daha uzun süre durdurulduğu makalade belirtilmiştir.

    Bunun onkoloji açısından önemi şudur: Elinizde son yılların en önemli kanser tedavi ilaçları-immünoterapiler- mevcut ve barsaklardaki uygun bakteriyel oluşum, tedavinin etkinliğini arttırmakta (tabii daha ileri çalışmalar beklenmeli). Ama diğer hastalılardaki etkinliğinin gösterilmesi, uygulanımının kolay olması ve de immünite ile etkileşimde olması, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi derken ‘’Bakteriyoterapi’’nin de onkoloji gündemine gireceğini göstermekte. Muhtemelen de immünoterapi etkinliğini arttırmak için, immünoterapi öncesi yani neoadjuvan olarak yerini alacak gibi durmakta.

  • Kayıp ve Yas Süreci

    Kayıp ve Yas Süreci

    Hepimiz hayatımızın bir noktasında yas sürecinden geçmişizdir. Yaşamımız boyunca neredeyse her gün bir şeylerle vedalaşmamız gerekir. Anne sütü emen bir bebeğin sütten kesilmesi, iş veya şehir değişimleri, yaşanılan ayrılıklar, emeklilik, okulun bitmesi, erişkin çocukların evden ayrılması ve ölüm gibi. Her kayıp bizi derinden etkileyen, kaçınılmaz bir keder yaşatır. Duygularımızda ani değişikliklerle birlikte davranışsal ve bedensel bazı değişimler de yaşayabiliriz. Yaşadığımız acı uzun bir süre devam edebilir; ancak yaşanılan bu zor süreç, olayların sindirilmesi ve kabullenilmesi için önemlidir. Yaşadığımız kayıp, eğer tam olarak yasını tutabilirsek, büyümemizi ve yenilenmemizi sağlayabilir.

    Yas mutlaka yaşanarak tamamlanması gereken normal bir süreçtir. Buna rağmen sık sık bu süreçle ilgili yargılara veya kısıtlamalara maruz kalabiliyoruz. Dışa vurmayla ilgili kısıtlamalar, dikteler, acımızı ifade etme şeklimizle ilgili beklentiler… Hemen hemen hepimiz bu tarz durumlara maruz kalmışızdır. Birini kaybetmenin acısıyla baş ederken ağlamamamız gerektiğine, güçlü olmamız gerektiğine dair dikte ve kısıtlamalar gibi. Ancak yolumuza, hayatımıza daha sağlıklı bir şekilde devam edebilmemiz için yasımızı yaşayıp durumu sindirerek kabullenmemiz gerekir. Bununla birlikte, kaybımızın bizim için ne ifade ettiğini anlamaya çalışmak bu süreçte oldukça önemli bir adım olacaktır. Yaşadığımız her kayıp, geçmişin tüm kayıplarını yeniden ortaya çıkarabilir. Bu durumda hangi eski yaralarımızı, anılarımızı canlandırdığını anlamaya çalışabiliriz. 

    Aynı zamanda, yaptıklarımız/yapmadıklarımız veya söylediklerimiz/söylemediklerimiz ile ilgili suçluluk, öfke gibi duygular hissedebilir, sakin ve sabırlı kalamayabiliriz. Böyle bir durumda da duygularımızı başkalarıyla paylaşabilir, başkalarından yardım ve destek isteyebiliriz.

            Bütün bunlarla birlikte kaybı olan herkes ve iki ayı aşan sürede yoğun olumsuz duyguları, depresif belirtileri şiddetli bir biçimde devam eden herkes psikolojik destek alabilir. Terapiler yas sürecini daha sağlıklı bir biçimde tamamlayarak yeni yaşamınıza adapte olmanıza yardımcı olacaktır.

           Unutmamalıyız ki yasın normal bir süreç olması gibi psikolojik destek almak da son derece normal bir durumdur.

  • Böbrek tümörlerinde bir ilk; adjuvan tedaviye fda’den onay

    FDA bir ilk olarak, böbrek tümörlerinde bir ilaca adjuvan tedavi olarak onay verdi. Metastatik hastalığın tedavisinde en önemli köşe taşlarından biri olan Sunitinib, FDA tarafından Böbrek tümörü hastalarında (yüksek riskli olanlar) adjuvan tedavide onaylandı.

    Böbrek tümörlerinde diğer tümörlerde olduğu gibi adjuvan (başka organlara yayılmamış hastalarda, tümörün cerrahi olarak alınması sonrası hastalıksız durumda iken belirli bir süre zarfında verilen tedavi) tedavi çalışmaları yapılmakta idi, ancak istenen başarı 6000’e ulaşan hasta sayısında yapılan birçok çalışmada elde edilemedi. Büyük ölçekli faz III ASSURE çalışmasında (2016) sunitinib ve sorafenib, PROTECT çalışmasında (2017) Pazopanib, ARISER çalışmasında (2016) Girentixumab (Karbonik anhidraz IX inhibitörü MAB) adjuvan tedavide araştırıldı ama istenen faydanın oluşmadığı görülmüştü. Bu arada axitinib ve everolimus adlı metastatik hastalıkta faydalandığımız ilaçların, adjuvan potadaki çalışmaları ise devam etmekte, sonuçları beklenmekte.

    2016 da yayınlanan S-TRAC çalışmasında, sunitinib, yüksek riskli (Evre III (T3 veya lenf nodu metastazı mevcut) Clear Cell Renal Hücreli Karsinom ) hastalarda adjuvan tedavide 1 yıl süre ile verilmiş ve 5 yıllık takipte, amaçlanan primer sonlanım noktası olan hastalıksız süre açısından anlamlı fayda elde edilmişti. Çalışmada görülen yan etkilere rağmen, hastalıksız sürede gösterdiği katkının anlamlı olması nedeni ile FDA tarafından onay verildi.

    Kasım 2017 önemli bir dönüm noktası oldu böbrek tümörleri açısından. Farklı bir çerçeveden bakarsak, farklı tümör gruplarında bir çok çalışma olmasına rağmen, imatinib’ten uzun bir süre sonra bir tirozin kinaz inhibitörü adjuvan tedavide onay aldı. Kanser tedavisindeki devrimlerin, en son, en önemli baş aktörlerinden olan immünoterapi ajanları elbet böbrek tümörlerinde de irdelenecektir. Ve umuyorum ki hastalarımızı ve onkologları güzel sonuçlar beklemekte.

  • Cinsel Terapi Nedir?

    Cinsel Terapi Nedir?

    Genel olarak çoğu toplumda konuşulmaktan çekinilen; ancak bir o kadar da merak edilen bir alan olan cinsellik utanç, suçluluk, gurur ve güven gibi çelişkili, karışık duygularla anılan bir konu. Toplumsal eğilimler her ne kadar cinsel özgürlüğün sınırlanmasına veya baskılanmasına neden olsa da, son zamanlarda cinselliğe olan ilginin artmasıyla beraber cinsel sorunları iyileştirmek, cinsel doyumu arttırmak ve tatmin edici bir cinsel yaşamı devam ettirmek gibi konuları anlama isteğimiz de giderek artıyor.

    Bununla beraber kişilerin, cinsel hazla ilgili ailesel, toplumsal ve dini değer yargılarını çiğnediği düşüncesinin suçluluğu; eşleriyle aralarındaki ciddi anlaşmazlıklar ve eleştirici talepler; kronik stres, depresyon gibi olumsuz duygusal durumlar ve benzeri sorunlar cinsellikle ilgili kaygı yaşamalarına, savunmalar oluşturmalarına neden olduğunda cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkar. Bunlara ek olarak,

    *Kendini gözlemleme ve iletişim kuramama

    *Cinsel davranışlardan kaçınma ve bu tür davranışlarda bulunamama

    *Başarısızlık korkusu ve partneri memnun etmeye yönelik aşırı uğraş vermeye dayalı kaygı duyma

    *Çiftin gerçek duygularını, isteklerini ve tepkilerini suçluluk duymadan, savunmaya geçmeden açık bir sekilde dile getirememe gibi cinsel haz almanın önündeki bazı engeller de cinsel işlev bozukluklarıyla sonuçlanabilir.

    Böyle durumlarda cinsel yeterliliğin geri kazanılması için bu sorunların düzeltilmesi gerekir. Bu noktada ise cinsel terapi cinsel fonksiyonu sekteye uğratan, işlevi doğrudan etkileyen engelleri azaltmak, kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan bu cinsel sorunları düzeltmeyi amaçlar. 

    Peki cinsel terapi nasıl bir terapi yöntemidir?

    -Danışanın cinsel semptomunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir terapi yöntemidir.

    Kişilerin sağlıklı bir cinsellik yaşamalarını engelleyen belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik planlanmış uygulamalar ve çalışmalar verilir.

    -Önerilen çalışmalarla psikoterapinin bir birleşimini uygulayan bir terapi yöntemidir.

    Direnç gösterilen, kaygı duyulan, yoğun depresif duygular yaşatan durumlarla ilgili olarak verilen uygulamaların yanısıra kişilerin duygu, düşünce ve davranışları ele alınır.

    -Cinsel konulardaki bilgi eksikliğini de ele alan bir terapi yöntemidir.

            Cinsellikle ilgili bilgi eksikliği ve hatalı bilgileri gidermeye yönelik psikoeğitimi kapsar. Genellikle danışanların çoğu cinsellik hakkında fazla bilgi sahibi degildir; araştırma ve deneme konusunda da suçluluk ve korku duyarlar. Cinselliğin normal gidişatı öğretilir ve daha etkili cinsel teknikler bulmaları için yol gösterilir. Kişilerin cinsellikle ilgili sahip oldukları hatalı bilgiler ele alınır.

           Birtakım tıbbi hastalıklar ve ilaçlar da cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. Bu nedenle cinsel terapiye başlamadan önce her zaman fiziksel faktörlerin elenmesi gerektiği unutulmamalı. 

  • ‘’yan etki ne kadar fazla ise, kanser tedavisinden yarar o kadar fazladır’’ inancı doğrulanıyor mu?

    Onkologlar birbirine zıt şu iki durumla çok karşılaşırlar: Kanser tedavisi alan hastalardan bir kısmı, yan etkiye daha fazla maruz kalırken, daha fazla fayda göreceğini düşünerek bu duruma az da olsa memnun olmaktadır. Bir kısmı ise herhangi bir yan etki görmemesine rağmen tedavinin etkin olamamasından endişe etmektedir. Doğrusu da gelişen yeni jenerasyon kemoterapötik ilaçların yan etki profilinin düşürülmesi için üzerinde çok çalışılması ve de toksisite için kullanılan ilaç yelpazesinde genişleme nedeni ile yan etkilerin sıklığı ve derecesi azalmıştı; eskisi kadar yoğun yan etkiler ile karşılaşılmamakta idi.

    Ancak 2005’ten sonra hedeflenmiş tedavilerin gündeme gelmesi ve uygulanması ile farklı yan etkiler görülmeye başlandı. Özellikle erlotinib-cilt döküntüsü, cetuximab-cilt döküntüsü, sunitinib-hipertansiyon gibi tedavi ajanı-yan etki eşleşmelerinde tedavi etkinliğinin arttığı çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca yine tümör hücresinde artmiş 1000 kat etkinliği ile tümör semi selektif kabul edebileceğimiz kapesitabin-el ayak sendromu eşleşmesinde de bu etkinlik artışını görmüştük.

    Asıl bahsedeceğimiz, kanser tedavi potasında, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedeflenmiş tedavilerden sonra 5. jenerasyon tedavi alanı olan immünoterapilerde ki yan etki-tedavi başarısı olacaktır.

    JAMA Oncology Eylül 2017 sayısında yayınlanan bir makalede, Akciğer karsinomu nedeni ile Nivolumab (Opdivo) tedavisi (immünoterapi) alan hastalar irdelendi, immünoterapiye bağlı yan etki gören hastaların tedavi yanıtı ve tedaviye yanıt süresi, yan etki görmeyen hastalardan daha fazla olduğu gösterildi. Tedavi yanıt süresi arasında, 9.2 aya karşı 4.8 ay gibi neredeyse 2 kat fark vardı ve anlamlı idi.

    Çok da anlamlı bulmadığımız ‘’Fazla Yan EtkiàArtmış Tedavi Yanıtı’’ inancı, yeni nesil tedavi ajanları sonrasında, kanıtlanmış bir argüman olarak yerini alacak gibi durmakta.

    Ama hedef ve isteğimiz her zaman ‘’Minimum Yan EtkiàMaksimum Tedavi Yanıtı’’ olacaktır.

  • Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel Terapide Neler Oluyor?

    Cinsel olarak aktif olan, yani cinsel hayatı olan her insan, yaşamının belli bir döneminde cinsel sorunlar yaşayabiliyor ve bu sorunlar, bireylerin eşleriyle olan ilişkisini olumsuz etkiliyor. Genellikle de çiftler böyle zamanlarda tam olarak nereye başvurabileceklerini bilemiyorlar.

    Cinsel sorunlarla ilgili olarak ilk önce bir cinsel terapiste başvurulmalıdır.

    Cinsel terapi ya da bir diğer adıyla seks terapisi, cinsel yeterliliği etkileyen ve cinsel işlevi sekteye uğratan engelleri azaltmayı; kişilerin kendilerini cinsel olarak serbest bırakmasına engel olan kaygıları ve savunmaları yaratan sorunları düzeltmeyi amaçlayan bir terapi tekniğidir. Cinsel terapi süresince, cinsel işlev bozuklukları nedeniyle bozulan cinsel ve ruhsal dengeyi sağlamak; bireylere cinsellikle ilgili hatalı bilgilerini, bilgi eksikliklerini gidermeye yönelik eğitim vermek; çiftlerin birbirlerini ve kendilerini tanımalarını sağlamak; cinsel sorunlarını çözümlemek ve bununla birlikte gelişen kaygılarını azaltarak çift arasındaki ilişkiyi iyileştirmek için teknik ve yöntemler kullanılır.

    Cinsel terapi profesyonel bir yardım sürecidir.

    İlk defa cinsel terapiye başvuracak ya da başvurmayı düşünen bireylerde cinsel terapi süreci ile ilgili ve bu terapi sürecinde neler yapıldığıyla ilgili bazı endişeler görülebilir. Cinsel terapide de bireysel psikoterapi gibi diğer terapi yöntemlerinde olduğu gibi yapılan tek şey konuşmaktır. Danışanlar kıyafetlerini çıkartmazlar ve bir şey ispat etmek zorunda değildirler.

    Tedavinin ilk adımı ise ilk görüşmedir. Tamamen kendilerine yabancı olan birisiyle cinsel problemlerini konuşmak danışanlar için korkutucu ve endişe verici olabilir. Açıkça sorun üzerine konuşmak zor olabilir; ancak unutmamak gerekir ki cinsel terapiyle bireyler, yaşanılan cinsel problemlerin çözümüyle beraber ilişkilerinden ve cinselliklerinden aldıkları keyfi geri kazanmaktadır. Yaşam kaliteleri ise artmaktadır. Birçok birey için terapiye başlamanın zor olmasına rağmen; cinsel yaşamlarını geliştirmek ve iyileştirmek için çabalamak, tedaviyle ilgili iyi bir adım olacaktır.

    Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi vardır.

    Cinsel bozuklukların bazı özel durumlar dışında psikolojik kökenli olması nedeniyle, ilaç tedavisi bu durumlar dışında yararlı olmayacaktır. Hem psikolojik hem de ilaç tedavisi gerektirebilecek organik nedenlerin sonucunda ortaya çıkan sertleşme bozukluğu (empotans) gibi özel durumlar haricinde. Buna karşın cinsel işlev bozuklukları, ülkemiz ve dünya genelinde yanlış tedavi uygulamalarının en çok yapıldığı ruhsal sorunlardır.

    • Cinsel terapi süreci nasıl ilerler?

    İlk seanslarda sorunu anlamak adına, eşlerle ayrı ayrı bireysel görüşmeleri de içeren değerlendirme seansları yapılarak ayrıntılı bir yaşam öyküsü, ilişki öyküsü ve cinsel öykü alınır. Ardından bireylerin cinselliğe dair doğru bilgiler edinmeleri için, cinselliklerini doğru bir şekilde yaşayabilmeleri için psikoeğitim seansları yapılır. Bunları, ev egzersizlerinin planlanacağı ve değerlendirileceği diğer seanslar takip eder.

    • Ev egzersizleri nelerdir ve süreçte nasıl bir faydası olabilir?

    Ev egzersizleri, yani cinsel ödevler, sorun yaşayan çiftlere verilen, evlerinde uygulayabilecekleri teknikleri içeren çalışmalardır ve cinsel terapinin en önemli unsurlarıdır. Eşler cinsel egzersizler sayesinde, birbirlerinin cinselliğiyle ilgili daha kabullenici olmayı, birbirlerinin cinsel haz noktalarını ve bugüne kadar kaçındıkları cinsel duygularla bağlantı kurmayı öğrenirler.

    Cinsel işlev bozukluklarında sadece psikoterapiyle giden bir süreç oldukça yavaş ilerleyen, etkisiz de olabilecek bir terapi olacaktır. Terapistin çiftle birlikte belirleyeceği, sistematik bir düzenle uygulanacak cinsel egzersizlerle ve psikoterapiyle beraber yürütülen bir terapi süreci, cinsel terapinin başarılı olması açısından son derece önemlidir. Böylece eşler cinsel hazzının sorumluluğunu üstlenerek, kendi cinselliklerini yargılamadan kabullenmeyi; suçluluk duymadan zevk almayı öğrenerek cinsel yaşamlarını güçlendirirler.

    • Peki, cinsel terapi bireysel olabilir mi?

    Cinsel terapi, bazı istisnai durumlar haricinde, bireysel psikoterapiyle sürdürülebilecek bir terapi yöntemi değildir. Yaşanılan problemin her iki eşin de sorunu olduğu ve terapi süresince uygulanan tekniklerin çoğunda her iki eşin de varliğini gerektirdiği için çift terapisi şeklinde sürdürülür.

    Cinsellik, öğrenilmeye ve keşfedilmeye açık bir alandır.

    Unutmamak gerekir ki; cinsellik içgüdüsel olduğu kadar, öğrenilebilen bir olgudur. Bununla birlikte iletişim temelli bir aktivite oldugunu da söyleyebiliriz. Cinselliğin konuşulması, doğru bilgilenme açısından oldukça önemlidir. Yani eşler kendi aralarında da cinsellik hakkında konuşarak, kaygılarını/korkularını ve hazlarını paylaşarak ilişkilerini, cinsel hayatlarını daha sağlıklı hale getirebilirler.

    Cinsel hayatınızdan memnun değilseniz ve ilişkinizde cinsel problemler mevcut ise, cinsel terapi tam da ihtiyaç duyduğunuz çözüm olabilir. Karşılaştığınız problemi çözmek, ilişkinizi ve cinsel hayatınızı güçlendirmek için bir cinsel terapiste başvurmak çözümün ilk adımıdır.

    ***Farkındalık değişimi getirir.***

  • Telomer tedavisi-gerçekten hikaye mi?

    Telomer bugünlerde sıkça bahsedildiği gibi kromozom uçlarında bulunan, Telomerase enzimi tarafından sentezlenen, kromozomların uç sonlanımlarında bulunan, tekrarlayan DNA uzantılarıdır. Genel olarak her hücre bölünmesinde kısalma olmaktadır. Haliyle zaman ilerledikçe kısalma olacaktır. Bu arada üreme hücreleri gibi, kök hücreler gibi hücre gruplarında telomerase enzimi eksprese ve aktive edilebilmekte, hücre yaşlanmasının önüne geçilip, sürekli bölünme sağlanmaktadır.

    Telomer kısalması ile (erken yaşlarda görülen kısa telomerlerle karakterize ‘’Telomer Sendromu’’nda olduğu gibi) hastalıkların arttığı, yaşlanmanın olduğu, hücrelerdeki mutasyonel yükün arttığı gösterildiği, bunun sonucu olarak kanser insidansının arttığı literatürde belirtilmektedir. Ancak burada ilginç bir nokta var; Kanser hücreleri devamlı bölünmesine rağmen kromozomlarında uzun telomerler mevcuttur ve bu durum hücrelerin immortal olmasını sağlamaktadır. Öyle ise kısa telomer kanser oluşumu için (yaş arttıkça kanser insidansı artar) artmış mutasyonel yük nedeni ile bir sebeb iken, uzun telomer kanser hücrelerinin ölümsüzlüğüne sebeb olmaktadır.

    DOLAYISI İLE TELOMERLERLE OYNAMAK KANSER GÖRÜLMESİNİ ARTTIRIR TEZİNİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN BEKLEMEK GEREKİR.

    Genetik mühendislik, gen tedavisi önemli konulardır ve geçtiğimiz aylarda ilk gen tedavisi tedavi onayı aldı. Özellikle kanser alanında tümör baskılayıcı genlerin normal hücrelere vektörler aracılığı ile integrasyonu ve kanser oluşumunun önüne geçilmesi, gen tedavisinin önemli konularındandır. Genetik mühendislik önümüzdeki yılların önemli tedavi alanı olacaktır.

    Teorik olarak telomer tedavisi, telomerase geninin vektörlerle aktive edilerek bu enzimin ekpresyon ve aktivasyonun arttırılması ile vücut hücrelerinde telomerlerin uzun kalması, DNA bozunmasının azaltılmasına, hücre dengesinin ve mitokondrial aktivitenin korunarak, hücre yaşamının ve canlılığının arttırılmasına sebeb olacaktır. Bu durum şu anki literatür bilgileri ile yaşamı uzatma anlamına gelmektedir.

    DOLAYISI İLE TELOMER TEDAVİSİ ÇOK DA HİKAYE GİBİ DURMAMAKTADIR.

    Yalnız bir görüş de şunu demekte: Telomerler acaba hücre yaşlanmasının sonucunda her hücre organeli gibi bozunmaya uğradığı için mi kısalmakta ? Basitçe şöyle: Yaşlandığımız için mi cildimiz kırışmakta yoksa cildimiz kırıştığı için mi yaşlanmaktayız ?

    Kanımca bu basit bir konu olmaktan çok ileride birçok araştırmaya kapı açacak önemli (artıları ve eksileri ile) bir tartışma alanıdır. Yalnız bu tedaviler için literatür kanıtlarının kuvvetlenmesini beklemek tedavi kararı için daha gerçekçi olacaktır.

    Kısaca BEKLEYELİM ama BASİTE İNDİRGEMEYELİM.

  • Aile İçinde Doğru İletişim

    Aile İçinde Doğru İletişim

    Aile İçi İletişimin Unsurları:

    Güçlü ve sağlıklı ailelerin en önemli özelliklerinden biri, sağlıklı iletişim konusundaki yetenekleridir. Sağlıklı aileler birbirleriyle, daha açık, daha net, daha sık ve doğrudan iletişime geçerler. Birbirlerinin söylemeye çalıştıklarını dinlerler ve birbirlerini doğru anlarlar, imada bulunmaz, kötü söz sarf etmezler. Aile bireyleri, birbirlerinin duygu, düşünce, hayallerini, ümitlerini, acılarını, sevinçlerini, eleştirmez, anlayışla kabullenip paylaşırlar.

    İletişim konuşmadan çok, konuşmada ne söylendiği, nasıl söylendiği, niçin söylendiği, ne zaman söylendiği, hatta ne söylenmediğidir. Ağızda çıkanlar kadar, yüz ifadesi, jest ve mimikler, beden duruşu, ses tonu da önemlidir. Sağlıklı iletişim yapısına sahip aileler, hep birlikte zaman geçirmeye önem verirler, birbirlerinin arkadaşlıklarından zevk alırlar, birbirlerinin iyi ve kötü günlerini, üzüntü ve sevinçlerini paylaşırlar. Birbirlerinin bireysel ihtiyaçlarına, duygularına, fikirlerine, hayallerine saygı duyarlar, birbirlerinde hata bulmaya çalışmazlar. Can kulağı ile dinlerler. İmada bulunmaz, lafla can yakmaya kalkmazlar. Küskünlükleri fazla uzatmazlar.

    Yemek masasında iletişim pozitif tutulmalı, tatsız konular yemekte konuşulmamalı.

    Suskunluk en yıkıcı iletişim biçimlerinden biridir, söylenenler karşısında sessiz kalmak,”seninle ilgilenmiyorum”, ”senden sıkılıyorum”, ”sana öfkeliyim”, ”sana düşmanım” gibi mesajlar  içerir.

    Dinlemek son derece önemli bir beceridir. Herkez dinleme becerisine sahiptir ama çoğu kişi, diyaloğa kendini vermez, eleştirir, söz keser, söze girer, dinlemekten çok ne söyleyeceğini tasarlar, savunmaya geçme gibi yanlışlar yapar. Aktif dinleme için; Dinlerken yargılamamak, eleştirmemek gerekir. Karşıdakinin yaşadıklarını iyi anlama, ne hissettiğini ne duyumsadığını onun gibi hissetmeye çalışılmalıdır. Anlatmak istediğini doya doya anlatması için izin verin bu şekilde rahatlasın ve onu dinlediğinizi hissettirin. Doğru anladığınızdan emin olmak için ne anladığınızı tekrarlayın, soru sorarak söylediklerini açmasını sağlayın.Duygularını anlamaya çalışıp ondan aldığınız mesajları ona yansıtın.Sonuç olarak çıkardığınız fikri özetleyin. Bunları yaparken yorum katmayın, eleştirmeyin, akıl vermeyin, anlayışlı ve olgun olun.

    İletişim Engelleri:

    Emir vermek, Yönlendirmek: Duygularının önemsiz olduğunu düşünür.

    Uyarmak, gözdağı vermek: Değersiz hisseder, öfke duyar.

    Ahlak dersi vermek: Kişiyi karşı koymaya zorlar.

    Onun yerine karar vermek: Tek başına karar veremeyeceğinin düşünüldüğünü hisseder.

    Öğretmek, nutuk çekmek: Mantıksız ve bilgisiz görüldüğünü hisseder.

    Yargılamak, eleştirmek, suçlamak: Değersizlik, yetersizlik duyguları uyandırır.

    Ad takmak, alay etmek: Benlik algısını düşürür, kendine güveni sarsar.

    Olayı küçümsemek: Öfke uyandırır, anlaşılmadığını düşünür.

    Sorgulamak, sınamak: Güvensizlik ve kuşku duygularını arttırır.

    Oyalamak, konuyu saptırmak: Fikirlerine saygı duyulmadığını, anlattıklarının dinlenmediğini, önemsenmediği duygularını doğurur.

    Yorumlamak, akıl okumak: Öfke uyandırır, Duygularını ifade etmesini engeller.

    Gizli Mesajlar: İletişim her zaman, dürüst, net ve açık olmalıdır. İmalı konuşmalar, açık olmayan mesajlar, yoruma açık cümleler, sorun doğurur. Bu tip iletişimde yanlış anlamalar, kırgınlıklar, öfke, küskünlük oluşabilir. Üstelik bu mesajlar, farkında olmadan, bilinçaltı dürtülerle, karşımızdakini incitecek, canını yakacak cümleler kurdurup zarar verdirir ve verdiği zararı fark etmeyebilir.

    Empati: Bir insanın, kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Kişi empati kuramadığı zaman, karşısındakinin duygularını ve neden böyle tepki verdiğini anlayamaz. Empatik yaklaşımda, diğerinin ne hissettiğini anlar ve daha fazla destek olabilir. Diğerleri tarafından anlaşıldığını hissetmek, kişinin sıkıntılarını hafifletir, özgüven kazandırır, güvende hisseder. Kişi bir şey anlatırken karşısındaki onu eleştirmediğinde, suçlamadığında, tam olarak dinlemeden yorumda bulunmadığında, kendisiyle empati kurulduğunu anlar.

    Ailede Çatışma: Çatışma genellikle kaçınılması gereken bir durum olarak görülür. Çatışma bir hatanın değil üstesinden gelinmesi gereken bir durumdur. Yeni öğrenmelere ve ilişkiyi geliştirmeye imkan sağlar. Belki ailede gerekli değişim için fırsat sunar. Bir problemin üstesinden gelmeyi başarma hazzı, ilerideki problemlerin çözümü için kişiyi motive eder. Aile üyeleri problemleri çözebildiğinde bu aileyi güçlü kılar ve daha güçlü bağlarla bağlar.

             Sağlıklı aileler arasında daha az çatışma yaşanmasının başlıca sebepleri şunlardır.

    a)Aile üyeleri duygu ve düşüncelerini çekinmeden birbirlerine ifade edebilir.

    b)Aile üyelerinin birliktelik duygusuna sahip olmaları ve bunun yanı sıra, birbirlerinin bireyselliklerine ve kişisel hayatlarına saygı göstermeleri.

    c)Aralarındaki kırgınlık ve küskünlükleri fazla uzatmamaları.

    d)Herhangi bir konuda karar alınırken ailenin tüm üyelerinin kişisel ihtiyaçları ve beklentileri dikkate alınmalı, oldu bittiye getirilmemelidir.

    e) Sorunlara yıkıcı değil yapıcı yollarla çözüm aranır ve sorun iyice büyümeden çözüm konusunda istekli olunur, sorunun çözümü ötelenmez.

    f) Sorunlar benim sorunum veya senin sorunun değil bizim sorunumuz olarak algılanıp, sorumluluk ortaklaşa yüklenilir.

    Ailede stres yönetimi:

    Sıkıntı ve öfkeleriniz biriktirmeyin.

    Kendinizi rahatlatacak hobiler ve ilgi alanları bulun.

    Hayat sadece çalışmadan ibaret olmasın. Ailenizle birlikte eğlenmek ve dinlenmek için fırsat oluşturun.

    Kendinize ve ailenize ulaşılabilir hedefler koyun, ne kendinize ne onlara gereğinden fazla yüklenmeyin.

    Hayatta değiştiremeyeceğiniz şeyleri olgunlukla kabullenin.

    Başkalarına hayır demeyi öğrenin.

    Aile üyelerinin hatalarını olgunlukla kabullenin.

    Sinirli, gergin ve yorgun olduğunuzda aile üyeleriyle tartışmayın.

    Problemin ne olduğunu anlamadan kimseyle tartışmayın.

    Düşünmeden konuşmayın, incitici, kırıcı söz ağızdan çıkmadan önce iki kere düşünün.

    Aile üyelerinin size anlatmak istediklerini dinleyin.

  • “kanser, ailenin hastalığıdır”

    Çağımızın vebası kanser hastalığı; “Kanser, maalesef ailenin hastalığıdır. En sevdiklerimizin duygularına, acılarına duyarsız kalmamız
    mümkün değildir. Aile kavramının güçlü olduğu kültürümüzde, bu ülkemiz için daha da önemlidir” !!

    “AİLE ÖYKÜSÜ MUTLAKA ÖNEMSENMELİ”

    Kanser Taramaları & Taramaları kimlere ve ne kadar sıklıkla tavsiye ediyoruz ?

    Kadınlar, 40’lı yaşlardan sonra her yıl mamografi çektirmeli. Rahim ağzı kanserleri için en fazla 3 yılda bir smear alınması önerilir. Erkekler için eğer yoğun sigara içicisiyse düşük radyasyonla özellikli bir takım tomografik taramalar yaptırabilir. Kolon kanseri için 50 yaşından sonra 10 yılda 1 kolonoskopi yapılabilir. Bir önemli nokta da aile öyküsüdür. Ailede birinci derecede yakında meme kanseri olması, kolon kanseri olması kanser riskini iki kat artırıyor. Kişilerin bu anlamda bilinçli olması erken teşhis açısından önemlidir.

    Kişiler, “Ailemde kanser vakası yok” diyerek genlerine güvenebilir mi ?

    Kanser hastalıklarının sadece yüzde 10 ila 20 kadarında genetik faktörler önemli. Kalan yüzde 80 ila 90lık grup içinse genetik, korunmada önemli görülmemektedir.

    Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım ne demektir ? Bu yaklaşım tedaviye ve hastaya ne gibi fark ve artılar getiriyor ?

    Birçok branşın bir araya geldiği, birlikte hastayı değerlendirdiği, tedavi yöntemlerine beraber karar verdiği bir düşünme şekli multidisipliner yaklaşım. Onkolojide birçok branşın bir araya geldiği yaklaşımla daha yüksek tedavi başarısına ulaşabiliyoruz. İlgili branşlarla çok yakın
    çalışıyoruz. Cerrahisiyle, ışın tedavisiyle, destek hizmetleriyle, tıbbi onkolojisiyle, teşhise yönelik branşlarıyla, radyolojisiyle, nükleer tıbbıyla, tüm onkoloji hizmeti bir bütündür. Her organ sisteminin kanseri olduğu için her bölümün cerrahisi, onkoloji konusunda deneyimi olması kaydıyla çalışan hekim arkadaşların onkoloji; radyoterapi, teşhise yönelik branşların ve patolojinin bir arada olduğu yoğun bir emeklerin bütünüdür.

    “AKILLI TEDAVİLER DÜŞÜK YAN ETKİYİ BERABERİNDE GETİRİYOR”

    Peki, güncel tedaviler artık hastaları kemoterapi tedavisi sırasında daha mı az yıpratmakta ?

    Kemoterapinin yan etkilerini azaltacak destek tedavileri şuan da daha gelişmiş ve çeşitlenmiş durumdadır. Ek olarak, hedefe yönelik tedaviler (akıllı tedaviler) daha bireye özgün ve daha düşük yan etki profilini de beraberinde getirmektedirler. Uygun tedavinin uygun kanser hastasında kullanımı da bu nedenle çok önemlidir ve uzmanlık gerektirir. Kanser hastalığında “moral” ve “destek” her şeyden önemlidir.

    Kanser hastalarının yakınlarına tavsiyeler !!!

    İyi bir dinleyici olabilmek, hastanın konuşmasını kesmeden müsaade etmek, hastaların duygularına önem vermek ve ona istemediği tavsiye ve zorlamalarda bulunmamak, (Bunu yemelisin, ağlamamalısın gibi), onun yanında olduğunu hissettirmek önemlidir.

    “KANSERİN COĞRAFİ OLARAK GÖRÜLME TÜRLERİ DE FARKLI”

    Kanser hastalığının son 50 yılı dersek, bize kanser vakalarının arttığını söyleyebilir miyiz ?

    Son 50 yılda kanser hastalıklarının sayısında belirgin bir artış yaşandı. Yaşam uzadıkça kronik hastalıklar artıyor.

    Daha uzun yaşatıyoruz ama daha kaliteli yaşatıyor muyuz ?

    Kaliteyi bozan faktörlerden biri kanser. Kanserin coğrafi olarak görülme türleri de farklı. Sindirim sistemi kanserleri arasında kolon kanserini Avrupa’da ve Amerika’da ilk sırada görüyoruz. Ama durum Türkiye’de farklı. Mide kanseri, yemek borusu kanserinin,
    kolon kanserinin çok önüne geçtiğini görüyoruz.

    Kanser hastalığının sosyal ve psikolojik boyutu nedir ?

    Kanser, maalesef ailenin hastalığıdır. En sevdiklerimizin duygularına, acılarına duyarsız kalmamız mümkün değildir. O yüzden psikolojik, finansal, fiziksel sıkıntıları aile bir bütün olarak ve beraber algılar. Aile kavramının güçlü olduğu kültürümüzde, bu ülkemiz için daha
    da önemlidir.

    Psikolojik olaraksa; kanser hastaları ve yakınlarında anksiyete bozukluğu, depresyon gibi hastalık ve umutların kaybı sık gördüğümüz sorunlardandır.

    Son 50 yılda kanser hastalığında artış yaşanıyor !!!

  • Kişilik Bozukluğu Yaşayan Yakınlarınız İle İlgili Tavsiyeler

    Kişilik Bozukluğu Yaşayan Yakınlarınız İle İlgili Tavsiyeler

    Sınırda kişilik bozukluğunun başlıca özelliği, erken erişkinlik yıllarında başlayan, kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve dürtüsellik gösteren bir örüntüdür. %75 Oranında kadınlarda görülür. Çocukluk öykülerinde genellikle, bedensel ve cinsel istismar, boşlanmışlık, düşmanca çatışmalar, ana baba yitimi vardır. Bu bozukluğu olan kişilerin çoğunluğu 40’lı yaşlarda ilişkilerinde daha çok durağanlık kazanır.

    Yakınınızın yaşadığı rahatsızlıkla ilgili olarak bilgi sahibi olmak, yaşadığı duyguları gerçekten yaşadığını kabul etmek ve kabulü göstermek, söylediklerinizi yalın ifade etmek, sorumluluk alması konusunda onu yüreklendirmek gerekir.

    Yaptıklarının isteyerek, bilerek yapmadığını unutmayın, onu olduğu gibi kabul edin, küsmeyin, terk etmeyin. Olası uzlaşmazlıkları serinkanlı, sakin ve olağan karşılayın, savunmaya geçmeyi, sözünü kesmeyin, sözünü kesmeden dinlemede kalın. O sırada onun tek isteği duyulmaktır. Bu sizi incitebilir, kolay değildir, ancak öfke duymak SKB nin bir özelliğidir, bu duygularının bir yönünü yansıtıyor olabilir, duygu birden tersine de dönebilir. Bunları göz önünde bulundurup size olan öfkeyi kişisel almamalısınız. 

    Yaşadıkları duygular ve tepkileri sıra dışı ve yoğun olsalar da görmemezlikten gelinmemeli ancak yaşadıklarına katılmadan, bunları gerçekten yaşadıklarını anlamanız ve anladığınızı göstermeniz işe yarar. Bunun için ayna gibi onun söylediklerini geri yansıtmak etkili olabilir. Örneğin ‘bunda ne var, neden böyle hissediyorsun’ yerine  ‘böyle hissediyor olman hiç kolay olmasa gerek’ demek yararlı olur.
    Eleştiri ve suçlama karşısında savunmaya geçmeyin, duygularını ifade etmesine izin verin, sabırlı olun, tartışmaya girmeden dinlemede kalın, dinlenilmek, duyulmak ve yaşadığı duyguların anlaşıldığını göstermek, iyi gelir.

    Öfkelerini kişisel algılamayın. Yaşadığı duygulardan kurtulmasını üstünü örtmelerini, görmezlikten gelmelerini istemeyin, korku duymak, yalnızlık çekmek, sevilmediğini hissetmek, dışlanmışlık, öfke, nefret ile ilgili sözcükler kullanmaları, eyleme dökmelerinden iyidir.

    Yaşadığı olayların sonuçlarından korumaya çalışmayın, yaşadıklarından ders çıkarmayı öğrenmeli, gerekiyorsa duvara toslayabilir. Yaptıklarının bedelini ödemezse ve hep birisi özveride bulunursa ödüllendirilmiş olur ve davranış süreklilik kazanır.

    Gözünü korkutmaya çalışmayın, isteklerinizi karşılamazsa uygulayacağınız yaptırımlar konusunda kesin konuşmayın, tehdit etmeyin, bu gibi yollara başvurmak sonuç vermez. Güçlü olduğu yanları kendisine hatırlatın, gösterdiği çabayı takdir edin, desteğinizi, yanında olduğunuzu hissetmesini sağlayın.

    Olaylara serinkanlı ve sakin yaklaşın, olağan karşılayın. İlişkilerde zorlanmanın (dışlanma, eleştirilme, uzlaşmazlık) altından kalkmakta güçlük çekerler, dolayısıyla sakin bir ortam oluşturun.

    Ev içindeki sorunlar çözülürken ne yapılması gerektiği konusunda onuda sürece katın, neler yapılabileceği sizden yardım isteyip istemediğini sorun.

    Kaldırabilme ve katlanabilme sınırlarınızı olmalı. Açık bir dille beklentilerinizi söyleyin. Bunu yaparken de, onun gözünü korkutmadan, gözdağı vermeden söyleyin.

    Öfke nöbetlerine, ısırmalara, vurmalara katlanmayın, daha sonra konuşmak üzere ortamdan ayrılın. Bu tür davranışlarla ilgilenmek onları ödüllendirmektir, en iyisi ilgi göstermeyin.