Blog

  • Circulating vaspin and its relationship with insulin sensitivity, adiponectin, and liver histology in subjects with non-alcoholic steatohepatitis.

    Circulating vaspin and its relationship with insulin sensitivity, adiponectin, and liver histology in subjects with non-alcoholic steatohepatitis.

    Genc H, et al. Scand J Gastroenterol. 2011.

    Show full citation

    Abstract

    OBJECTIVE: Non-alcoholic steatohepatitis (NASH) is closely associated with components of metabolic syndrome. Vaspin is a novel adipocytokine that may link obesity, insulin resistance (IR), and type 2 diabetes mellitus. We aimed to investigate circulating vaspin levels in subjects with NASH and also to search for the association of vaspin with IR, adiponectin, and histological findings.

    MATERIAL AND METHODS: A total of 50 male patients with NASH and 30 healthy male controls were enrolled. Vaspin and adiponectin were measured with ELISA method. Insulin sensitivity determined by homeostasis model assessment (HOMA-IR) index.

    RESULTS: Plasma vaspin levels were higher and adiponectin levels were lower in NASH group compared with controls (p < 0.01 and p < 0.001, respectively). However, in multivariate analysis adjusted for glucose and lipid parameters, and HOMA-IR indexes, the difference in vaspin concentrations was disappeared. Nonetheless, the difference regarding the adiponectin levels remained significant between groups (p = 0.03). Vaspin was negatively correlated with low-density lipoprotein cholesterol (r = -0.32, p = 0.03) in subjects with NASH.

    CONCLUSIONS: This study indicates that circulating vaspin levels are not altered in male subjects with NASH. These results suggest that in the absence of metabolic risk factors, vaspin per se may not be involved in the pathogenesis of NASH.

    PMID

    21770819 [Indexed for MEDLINE]

  • Özgüven Duygusunu Geliştirmek

    Özgüven Duygusunu Geliştirmek

    Tüm insanlar için çok önemli bir duygusal gerekliliktir aslında özgüven, bir anlamda kendimizi ne kadar değer verdiğimizin, ne kadar değerli bulduğumuzun bir göstergesidir. Kendimizi değerli bulmadığımız, değersiz hissettiğimiz durumlarda temel gereksinimimiz karşılanmadığı için de sıkıntı yaşarız.

    Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri farkındalık özelliğimizdir, yani kendimizin farkında olma. Yaşantımızın ilk yıllarından itibaren, çeşitli faktörlerin de etkisiyle kendimize bir kimlik oluştururuz. Kim olduğumuzu tanımlarız, sonra bu kimliğin, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz özelliklerine karar veririz ve özgüven sorunu da tamda burada başlar. Kendimize ait bir özellikten hoşlanmamak veya bazı ayrılmaz parçalarımızı reddetmek ruhsal dengemizin sarsılmasına neden olabilir. Her insanın bazen kendine güvendiği, bazen de güvenmediği durumlar olabilir. 

    Özgüvenin gelişiminde özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarındaki anne ve baba tutumları, yetiştirme biçimi, bireyin kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda ve özgüvenin derecesinde önemlidir.  Ebeveynlerden biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuğun kendine ilişkin duygu ve yargısı  yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğudur.  Oysa  ebeveynler, çocuğun girişimlerini destekler, hata yaptığında doğrusunu bulmasına yardımcı olur, onu bu haliyle sevmeye ve kabullenmeye devam ederlerse çocuk da kendini kabul etmeyi, sevmeyi ve kendine güvenmeyi öğrenir. Kendine güven eksikliği, çoğu kez yetenekten yoksunluktan değil, diğerlerinin özellikle ana-babanın, çevre ve toplumun gerçek dışı beklenti ile ölçütlerinin bir sonucudur.

    Aslında özgüveni arttırmanın bazı yolları vardır. Mesela çoktan başarmış olduğunuz şeylere bakın, bugüne kadarki yaşamınızı gözden geçirin. Önemli bir sınavda birinci olmuş olabilirsiniz, iyi bir takımda önemli bir rolünüz olmuş olabilir, en iyi satış oranlarını yakalamış olabilirsiniz, başka birinin hayatında önemli bir fark yaratmış olabilirsiniz, sizin için çok anlamlı bir proje geliştirmiş olabilirsiniz. Güçlü yanlarınızı düşünün hayatınıza, arkadaşlarınıza göre sizin güçlü ve zayıf yönlerinizin neler olduğunu belirleyin. Sizin için neyin önemli olduğunu düşünün ve nereye gitmek istediğinizi,bir sonraki adımda sizin için gerçekten nelerin önemli olduğunu düşünün ve hayatta neyi başarmayı arzuladığınızı. Bir hedefe ulaşmaya niyet etmek ve başarmak anahtar noktadır ve gerçek özgüven buradan gelir.

    Zihninizi düzenlemeye başlayın. Olumsuz iç konuşmalarını fark edip değiştirin, sözleriniz düşüncelerinizin uzantısıdır. Gerçekçi düşünmeyi öğrenmeye çalışın, kendi yarattığınız çarpıtmaları fark etmeye çalışın ve bunlardan arının. Zaman zaman özeleştiri yapmak da özgüvenimizi yükseltir. Nerede hata yaptım, nerede doğru hareket ettim gibi sorular sorun, özeleştiri özgüvenin en büyük besleyenlerinden birisidir. İnsanın kendisini sevmesi, fiziksel ve duygusal açıdan güçlü hissetmesini sağlar. Kendisini seven insan, kendisi ve çevresi ile barışık insandır.

    Sonuç olarak, arkadaşlarımızla ya da aile içinde, kendimize yeterince güvenmediğimizi hissediyor olabiliriz. Buna zemin hazırlayan pek çok şey olabilir. Bunları keşfetmek, kendimizi daha iyi tanımak ve adım adım kendimize daha fazla güvenmeye başlamak elimizde.

  • Association of plasma visfatin with hepatic and systemic inflammation in nonalcoholic fatty liver disease.

    Association of plasma visfatin with hepatic and systemic inflammation in nonalcoholic fatty liver disease.

    Genc H, et al. Ann Hepatol. 2013 Jul-Aug.

    Show full citation

    Abstract

    BACKGROUND: Visfatin is a proinflammatory and insulin-mimetic adipokine contributing to whole body glucose and lipid metabolism. Studies to date are conflicting regarding the relationship between visfatin and non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD). The aim of the present study was to evaluate the relationship of circulating visfatin with NAFLD.

    MATERIAL AND METHODS: The study included 114 NAFLD patients and 60 healthy non-diabetic controls. Plasma visfatin, adiponectin, tumor necrosis factor alpha (TNF-α) and interleukin-6 (IL-6) levels were measured by ELISA. High sensitive C-reactive protein (hsCRP) levels were measured by immunoturbidimetric fixed rate method. Insulin sensitivity determined by homeostasis model assessment (HOMA-IR) index.

    RESULTS: TNF-α, IL-6 and hsCRP levels were higher and, Adiponectin levels were lower in NAFLD group when compared to healthy controls (p < 0.001, for all). However, no difference was found regarding to visfatin levels between two groups. Different histologic subgroups of NAFLD had a significantly higher TNF-α, IL-6 and hsCRP, and lower adiponectin levels than those with controls (p < 0.001, for all). On the other hand, no statistically significant difference was found regarding to visfatin levels among different histologic groups. Visfatin was found to be negatively correlated with TNF-α (r = -0.236, p = 0.011) in NAFLD group. However, no association was found between visfatin and histological findings.

    CONCLUSION: Our findings show that plasma visfatin levels are not altered in the early stages of NAFLD. However, it is inversely associated with TNF-α. These findings suggest a role for visfatin in protection against liver injury in this widespread disease.

    PMID

    23813132 [Indexed for MEDLINE]

  • Teknolojik Cihazlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Teknolojik Cihazlar Çocukları Nasıl Etkiliyor?

    Son yıllarda ebeveynlerin en sık karşılaştığı sorunların başında 3T diye adlandırdığımız, telefon, tablet ve televizyon gelmektedir. Sizce içinde bulunduğumuz bu dijital çağda çocuklar tableti, telefonu bilmeden mi büyümeli? Belki şaşıracaksınız ama bu sorunun cevabı EVET.

    Teknoloji hayatımızın merkezinde olduğundan çocuğun gündelik yaşam alışkanlıkları ve eğitim hayatı boyunca telefon, tablet ve televizyon ile tanışmaması mümkün değil. Ailelerin endişe duyması gereken konu bu teknolojik aletlerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri olmalıdır. 

    Telefon, tablet ve televizyonun çocukların karakteri ve kişilik gelişiminde etkileri nelerdir diye baktığımızda, en başta çocukların sosyal gelişimini olumsuz etkiler ve çocukların içe kapanmasına, yalnızlaşmasına neden olur. Hatta 0-3 yaş arasında yoğun televizyon izleyen, tablet ve telefon kullanan çocuklarda, otizm ve otizm benzeri yaygın gelişimsel bozukluklar da görülebilir. Ayrıca Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna da neden olabilir. Çocuklar hayal kurma yeteneğini ve yaratıcılığını kaybedebilir, korku ve kaygı duyguları artabilir ve bu duygularla baş edebilmeyi öğrenmekte zorluk yaşayabilir. Dahası okul döneminde problem yaşayarak öğrenme güçlüğü, dikkatdağınıklığı ve odaklanmasorunları yaşayabilir. 

    Daha ağır,hareketsiz bir çocuk olarak büyür ve bedensel hareketlilik, yorgunluk gerektirecek oyunlara dâhil olmak istemeyebilir. Şiddetten etkilenebilir ve hatta hayatında uygulayabilir.  Bu teknolojik aletler, yoğun biçimde kullanımı nedeniyle, gelişme çağındaki çocukların omurgalarında da ciddi hasarlara yol açabilir.

         Maalesef ki teknoloji, bir yandan hayatımıza rahatlık ve keyif katarken diğer taraftan sağlımızı da ciddi oranda tehdit etmektedir. Tehlikenin henüz farkında değiliz ve bunun uzun süreçte ne gibi zararlar verdiği konusunda net bir bilgimiz olmasa da birçok hastalığı tetiklediği kuvvetle olasıdır. Akıllı cihazlar elbette doğru kullanımda verimli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor ancak maalesef ki çoğu zaman yanlış bir şekilde kullanılıyor.

  • Gebelikte hipotiroidi

    ~~ GEBELİKTE HİPOTİROİDİ
    Hipotiroidi tiroid hormonlarının yetersiz olması demektir. Özellikle gebelik döneminde daha da bir önemlidir.
    Gebelik olayı, tiroid bezi için bir stres olup iyot ihtiyacı artar, tiroid bezinin büyüklüğü artar ve tiroid hormonlarının miktarı artar. Bunu yapan neden ,artan Beta-HCG seviyesidir. Beta-HCG arttıkça TSH reseptörleri uyarılır ve bez daha çok çalışmaya başlar. Ancak bazı gebelerde durum farklı olup bez az çalışır hale gelebilir. Bu duruma HİPOTİROİDİ diyoruz. Bunun nedeni Iyot eksikliği olabileceği gibi Hashimoto dediğimiz bir hastalık da olabilir. Iyot, tiroid hormonlarının yapımında kullanılan maddedir günlük alınması gereken miktar normalde 150 mikrogram /gün iken gebelerde 220 mikrogram/güne kadar çıkar. normalde iyotu tuzdan, sebzelerden, deniz ürünlerinden ve içtiğimiz sulardan karşılarız. Ancak bazen yetersiz alıyor olabiliyoruz. Hashimoto ise tiroid antikorları dediğimiz özellikle anti-TPO antikorunun pozitif olmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Antikorl dediğimiz maddeleri normalde vücudumuzu savunan askerler olarak düşünebiliriz. Ancak otoimmün dediğimiz Hashimoto gibi hastalıklarda bu antikorlar kendi vücudumuzdaki organları yabancı olarak algılayıp mesela tiroid bezini düşman olarak algılayıp onu harap etmekle uğraşır ve bezi az çalışır hale getirir. Bu durumda Tiroid bezinin çalışması yavaşlar.
    GEBELİKTE TİROİD BEZİ YAVAŞLARSA NE OLUR???
    Bu durum hem anneyi hem de bebeği etkiler..Şöyle ki; annede hipertansiyon, preeklampsi dediğimiz yine hipertansiyonla seyreden ağır bir hastalık, erken doğum, doğumdan sonra kanama, sezeryan olasılığının artması… gibi riskler, bebekte ise büyüme geriliği, düşük IQ, boy kısalığı, düşük doğum ağırlığı, ileride nöropsikolojik bozukluklar gibi bir takım problemlere yol açar .
    BUNU ENGELLEMEK İÇİN NE YAPMALIYIZ ???
    En basit ve ucuz yöntem olan TSH hormonu seviyesine baktırmaktır. Artık gebelik planlandığı zaman bile birçok doktor arkadaşımız bu hormona baktırıyor ya da gebe kalındığı vakit hemen baktırılmalıdır.
    TSH SEVİYESİ KAÇ OLMALIDIR?
    1. Trimester (yani gebeliğin ilk 3 ayında) TSH < 2,5 mIU/L olmalı
    2. Trimester (yani gebeliğin ikinci 3 ayında 3-6 ay arası) TSH < 2,5 mIU/L olmalı
    3. Trimester (yani gebeliğin üçüncü 3 ayında 6-9 ay arası) TSH < 3 mIU/L olmalıdır.

    BU DEĞERLERDEN BÜYÜKSE NE OLACAK????
    Bu değerlerden daha yüksek çıkarsa TSH düzeyi, o zaman öncelikle doktorunuz diğer tiroid hormonları ve anti-TPO dediğimiz antikor seviyesine de bakarak hemen tedaviye başlayacaktır.
    TEDAVİ NEDİR?
    Levotiroksin dediğimiz sentetik tiroid hormonudur. Doz ayarlaması doktor tarafından yapılır ve hastaya göre değişir.
    İLAÇ BAŞLANDIKTAN SONRA NE KADAR SIKLIKLA TSH DÜZEYİ TEKRAR BAKILMALIDIR ???
    Genellikle 3-4 hafta aralarla (yaklaşık 1aylık kontrollerle) TSH takibi yapılıp ilaç dozu ayarlanır.
    İLACIN BEBEĞE ZARARI VAR MI ???
    En çok karşılaştımız sorulardan biridir!!!! Zaten biz bebeği ve anneyi olabilecek tehliklerden korumak için ilacı veriyoruz. Tabii ki zararı yok.
    İLACI NASIL KULLANACAĞIZ ??
    İlacı sabah tek seferde aç karna kullanıp yarım saat kadar sonra yemeğinizi yiyebilirsiniz.
    İlacı diğer mide koruyuccular, demir ilaçları, vitaminler ile almayıp yaklaşık 4 saat kadar sonra diğer ilaçları kullanmakta yarar vardır.

    İLACI NE KADAR SÜRE KULLANACAĞIZ????
    Hedef iyi ve sorunsuz bir gebelik geçirmek olup ilacı bebek doğana kadar kullandırıyoruz. Sonrasında annenin TSH ve antikor seviyesine göre sürekli tedavi alması gerekecek mi yoksa tedavi kesilecek mi onu doktorunuz belirleyecektir.

  • Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Bebeklikte İlk İlişki Algıları ve Bağlanma Türleri

    Biliyoruz ki çocuğun gelişiminde bebeklik ve ilk çocukluk dönemi çok önemlidir. Bu dönemi önemli yapan sebeplerden bir tanesi de özellikle 0-3 yaş döneminde anne, baba veya bakım veren ve çocuk arasında oluşan bağlanmadır. Bu bağlanma şekli, çocuğun ileri dönemdeki davranışlarını, doğrudan etkilemektedir. Bağlanma çeşitleri nelerdir ve bu bağlanmalar nasıl oluşur bir bakalım. 

    Eğer bebeğin ihtiyaçları zamanında ve yeterli bir biçimde karşılanırsa, ağlama ve gülme tepkilerine karşılık alabilirse, sakin ve sevecen bir yetişkinle iletişim içerisinde ilgi ve samimiyet görürse Güvenli bağlanma gelişmeye başlar. Bebek böylece kendisi, çevresi ve dünya ile ilgili olarak olumlu düşünceler geliştirmeye başlar. İlerleyen yaşamında da başkalarıyla olan ilişkilerinde, güvenli, onay aramayan, yakınlık kurabilen, başkalarına destek olabilen bir birey haline gelir. Güvenli bağlanan bir birey, uzun süreli ilişkiler kurmakta zorlanmaz, kendine ve karşısındakine saygı ve güveni yüksek olur. 

    Bakım veren kişinin, bebeği büyütmek ve yetiştirmekle ilgili çok endişeli olması, bebekten ayrılmakta güçlük yaşaması, kendini yetersiz hissetmesi sonucunda ise Kaygılı bağlanma gelişmeye başlar. Kaygılı bağlanan bebekler, annelerinin olmadığı ortamda kalmakta güçlük yaşar, çok ağlar, hatta sakinleşmekte anne geldiği zaman bile zorlanırlar. Sürekli terk edilme korkuları yaşadıkları için, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde, reddedilme kaygısı duyarlar, ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik görülür ve hatta kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar. 

    Bakım veren kişinin, bebeğin isteklerine duyarsız kalması, daha çok kendi odaklı olması, samimi, içten, sıcak ilişki kurmakta zorluk yaşaması sonucu ise Kaçınan bağlanma gelişir. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, annelerinin yokluğunu önemsemiyormuş gibi görünürler ama, anneyle bir araya geldiklerinde öfkeli davranabilir ya da annenin varlığına kayıtsız kalabilirler. Kaçınan bağlanma geliştiren bebekler, ilerleyen yaşlarında duygusal ilişkilere yatırım yapmaktan uzak durmaya çalışırlar. Başkalarının ilgi ve samimiyetinden rahatsızlık duyabilirler. Desteğe ihtiyaçları olduğunda yalnız kalmayı, başkalarının yardıma ihtiyacı olduğunda da uzak durmayı tercih ederler. Aslında altında yatan duygu genellikle, yardım isteme halinde gerekli desteği alamayacak ya da reddedilecek olmaktan korkmalarıdır.

           Çocukta bağlanmanın oluşmaması mümkün değildir ve bağlanma türlerinden birisi mutlaka oluşur. Bu bağlanmayı oluşturan da kritik dönemlerde bizim çocuğun ihtiyaçlarına verdiğimiz tepkilerdir. 

           Anneyle bağlanma çocuk için önemlidir ve başka bir bağlanma biçimiyle kıyaslanamaz fakat babayla bağlanma da bir o kadar önemlidir çocuğun yaşamında. Çocuğun anne ile bağı çocuğun iç dünyasını sağlam bir temele oturturken, baba ile kurulan bağ çocuğu dış dünyaya hazırlar. Babayla güvenli bir bağlanma oluşması çocuğun duygusal gelişimini destekler. Baba ve bebek bağının sağlıklı kurulabilmesi için babanın ilk bir yıl içerisinde bebeğin bakımı ile ilgili faaliyetlere katılması gerekmektedir. Babaların çocuklarıyla etkileşimlerinde duyarlı ve ilgili olmaları önemlidir. Çocuklarına karşı sıcak ve duyarlı olan ebeveynler, oyun ve bakım verme yoluyla, çocuklarıyla güvenli bağlanma ilişkileri kurabilmektedir. Çocuk için baba, anneden farklı bir bakış açısı kazandırır. Bu süreçte babanın etkisi bu kadar önemli ve etkiliyken babaların sürecin dışında kalması düşünülmemelidir.

  • Sigara bırakma terapisi

    Biorezonans seansı bağımlılık yapan madenin çevresine yaydığı frekansların vücuttan silinmesi işlemidir. İşlem sırasında kişi sakinleşme-rahatlama dışında bir şey hissetmez.

    Biorezonans kısaca maddelerin çevresine yaydığı frekansları kullanılarak vücudun o maddeye karşı enerjetik bir yolla uyarılması işlemidir. Quitt terapisi ise Almanya kökenli olup biorezonans teknolojisinin bağımlılıklar ve kilo vermeye odaklı özel şeklidir. Bu işlemi aşılamaya da benzetmek mümkün olabilir. Amaç alerjen ya da bağımlılık yapan maddeye karşı vücutta bir “silkelenme” ve “temizlenme” hali yaratabilmektir. Biorezonans tekniği birbirinin ayna görüntüsü iki frekansın birbirini yok edeceği bilgisinden yola çıkar. İçilen sigaradan alınan frekans (elektromanyetik yayılım), elektronik olarak ters çevrilerek (ayna görüntüsü olarak) çok küçük elektromanyetik sinyaller şeklinde vücuda verilir. Yapılan işlem vücuda düşük frekanslarda (radyo sinyalleri gibi) yayın yapmak gibidir. İşlem bağımlılık yaratan maddeden alınan frekans paterninin ayna görüntüsünün vücuda verilmesi ve iki ters frekans paterninin birbirini ortadan kaldırması olarak ifade edilmektedir.

    Terapilerin Etkisi

    Terapi sonrasında vücutta hızlı bir temizlenme olmakta ve bir iki gün içinde bünye sigarayı gerçekte olduğu gibi yani gerek bir zehir olarak algılamakta ve sigara dumanına karşı doğal bir şekilde tepki vermektedir. Yani aslında bu terapiler ile vücudun nikotin karşı yıllar içinde geliştirmiş olduğu “tolerans” hali ortadan kalkmakta vücut sigara dumanını gerçek haliyle, yani vücuda yabancı bir madde olarak algılamaya başlamaktadır. Kısaca terapiler sonrasında sigara isteği çok net olarak hissedilebilir şekilde azalmakta, sigaranın dumanına karşı vücutta bir tepki oluşmakta ve giren kişilerin hemen hepsinin söylediği gibi “vücudun sigara istemiyor olması, fiziksel bir istek duymama hali” yaşanmaktadır. Etkisi nikotin vücuda tekrar tekrar ve ısrarla tanıtılmadıkça devam eder.

  • WISCK-IV Nedir?

    WISCK-IV Nedir?

    Yetkin uzmanlar tarafından 2 yaştan itibaren uygun ölçme araçları kullanılarak zekânın değerlendirmeleri birçok şekilde yapılmaktadır. Bu değerlendirmelerle birey hakkında çeşitli kararlar verilmektedir.

    Amerika’da güncellenen WISC-IV’ün telif hakkı 2008 yılında Türk Psikologlar Derneği TPD) tarafından alınmış olup, 2008-2012 yılları arasında Öktem ve arkadaşları tarafından TÜBİTAK destekli proje olarak Türkiye Standardizasyonu tamamlanarak 2013 yılında uygulamaya başlanmıştır.

    “Psikometrik bağlamda zekâ ‘kişinin, farklı zihinsel becerileri ölçmek için geliştirilmiş alt testlerden oluşan bir test bataryasında gösterdiği başarımın aynı yaştaki ve özelliklerdeki norm grubunun başarımı ile karşılaştırılması sonucu elde edilen tekil bir sayı, yani IQ olarak tanımlanabilir’.” WISC-IV’ten önce kullanılan WISC-R testi zekâyı 3 bölümde (Performans Zekâ Puanı, Sözel Zekâ Puanı ve Tüm Test Ölçek Puanı) incelerken, güncellenen WISC-IV testi zekâyı 5 bölümde (Sözel Kavrama, Algısal Akıl Yürütme, Çalışma Belleği, İşlemleme Hızı ve Tüm Ölçek Zekâ Puanı (TÖZP)) incelemektedir. 6 yaştan 16 yaş 11 aya kadar uygulanabilen bu test, çocuğun motivasyonuna ve hızına göre belirlenip yaklaşık 1,5-2,5 saat arası sürebilmektedir. Testin değerlendirilmesi, sadece test puanlarına bakılmaksızın, davranışsal gözlemler, okul ve aileden alınan bilgilerle bütüncül olarak ele alınmalıdır.

    Test sayesinde, çocuklar, test değerlendirilmesi esnasında hem normlara göre hem de kendi içlerindeki başarı dağılımına göre kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Sonuçlar ailelerin problemlerine çözüm olarak yorumlanmalı, çocuğun yararına odaklanılmalı, çocukların etiketlenmelerini önlemek adına sonuç puanları değil, sonuca yönelik çözümler önemsenmeli, etik kurallara dikkat edilmeli, güncelliğini ve güvenilirliğini koruması adına da sadece Türk Psikologlar Derneği onaylı Psikologlar tarafından uygulanmalı ve yorumlanmalıdır.

  • Kolonoskopi nedir, hangi durumlarda yapılır?

    Uzun ve bükülebilir bir aletle kalın barsağın içini örten tabakanın tamamının görsel yolla güvenli ve etkili olarak incelenmesidir. Cihazın kalınlığı parmağımızdan daha küçüktür. Kalın barsak hastalıklarının tanısında, biyopsi almada ve poliplerin çıkarılmasında kullanılır. Birçok defa hastaneye yatmaya gerek olmaksızın ve hastaya çok az rahatsızlık hissi verilerek yapılabilir.

    İşlem Hangi Durumlarda Gereklidir ?

    Barsak kanamaları, ağrı, ishal, tümör ve iltihap durumlarında yapılır.

    İşlemin Tanısal Değeri Nedir ?

    İşlemin tanısal değeri oldukça yüksektir ( % 95 – 98 ). Barsak duvarında haustra dediğimiz katlantılar mevcuttur. Bazı küçük lezyonlar bu katlantıların arkasına saklanabilir ve gözden kaçabilir (%2 – 5).

    İşlemin Faydaları Nelerdir ?

    Bu işlem barsaktaki problemlerin doğru tanısının konması için gereklidir.

    İşleme Nasıl Hazırlanılır ?

    Kolonoskopi öncesi mutlaka yeterli barsak temizliği yapılmalıdır. Barsağın çok iyi temizlenmesi için X-M DİET 250 cc ve B-T ENEMA 135 veya 210 ml adlı ilacın kullanım şekline titizlikle uymanız son derece önemlidir.

    1- X-M DİET 250 cc AÇIKLAMASI

    a- Randevu tarihinden bir gün öncesi sulu gıdalar ile beslenin. Çay, çorba, süt, muhallebi gibi posa bırakmayan yiyecekleri tercih edin.

    b- Akşam saat 18.00’de bir X-M DİET 250 cc Solüsyon şişesinin yarısı içilip üzerine bir bardak dolusu su için. Saat 19.00’da X-M DİET 250 cc Solüsyon şişesinin kalan yarısı içilip üzerine bir bardak dolusu su içilecek.

    DİKKAT: İlacın kullanımından film çekilene kadar hiçbir şey yemeyiniz. Bütün gece boyunca ve işlem sabahı bol bol su (en az 2 Litre) için.

    2- B.T. ENEMA 135 ML. AÇIKLAMASI:

    İşlemden bir saat önce 1 adet B.T ENEMA 135 ml. Lavmanı kutu üzerinde gösterildiği şekilde yatarak makata sıkılıp 15 dakika bekleyerek tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra hastaneye aç karnına geliniz

    İşlemin Riskleri Nelerdir ?

    İşlem sırasında risk çok düşük olup %0.1-0.3 arasında değişen oranda barsakta delinme ve kanama olabilir. Deneyimli Gastroenteroloji uzmanları tarafından yapıldığında Fleksibl sigmoidoskopi genellikle güvenli bir işlemdir. Doktorunuz gerek gördüğünde işlemi daha rahat olması için size toplar damar yolu ile (İ.V.) uyku verici ilaç ve/veya ağrı kesici ilaç uygulayabilir.

    Çok nadir olarak bu ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ya da solunum durması ve ölüm gibi yan etkiler ortaya çıkabilir. İşlemin riskleri çok nadirdir. Özellikle tecrübesiz ellerde yapılırsa bağırsağın tahribatı, kanaması, delinmesi veya enfeksiyonu olabilir. Biyopsi yapılan veya polip çıkarılan bölgede kanama nadiren de barsak duvarında yırtılma olabilir. Yırtılma olduğunda cerrahi müdahale gerekebilir. Bu tür bir risk daha çok poliplerin çıkarılması sırasında olabilir.

    İşlem Sonrası Neler Hissedersiniz ?

    İşlem sırasında sakinleştirici ilaç verildiğinden dikkatiniz ve refleksleriniz bozulacağından evinize bir yakınınız aracılığıyla gitmeli, 8 saat boyunca araba kullanmamalı ve dikkat gerektiren bir iş yapmamalısınız. İşlemde verilen hava nedeniyle bir süre karın şişliği ve gaz hissedebilirsiniz. Uzman deneyimli doktor tarafında güvenirlilikle yapılan bir incelemedir.

    Çok ender de olsa bazı komplikasyonları vardır. İşlem sırasında kalın bağırsak duvarında bir yırtık oluşabilir ve bağırsak içerikleri karın zarına geçebilir. Bu durum karın iç zarında iltihaba neden olabilir. Diğer bir yan etki parça alınan veya polipektomi yapılan yerden kanama olmasıdır. Bunlar genelde kendiliğinden durur. Ender olarak bu gelişen yan etkileri düzeltmek için acil ameliyat gerekebilir. Başka bir problemde serum takılan yerde ağrı ve kızarıklık olmasıdır. Eğer işlem sonrasında şiddetli ağrı, üşüme, titreme, kusma, ateş yükselmesi, anüsten bolca taze kırmızı kan gelmesi olursa mutlaka doktoru aramak gerekir.

    Kolonoskopi Sırasında Normal Dışı Bir Bulgu Saptanırsa ?

    İşlem sırasında bağırsağınızda normalden farklı bir durum gözler ise tetkik için bağırsaktan biyopsi alabilir. Polip kolonoskopi sırasında çıkarılabilir. Polipler genellikle kanser değildir, ancak çıkarılması gelişebilecek kalın barsak kanserlerini önlemek için gereklidir. Uzun vadede kansere dönme ihtimalleri vardır. Polipler, özel kementlerle yakılarak çıkarılır

  • Oryantasyon

    Oryantasyon

    Anne karnına düştü yavrunuz, ilgiyle sevgiyle karnınızda büyüttükten sonra dünyaya geldi. Henüz dünya üzerinde ortalama 2-3 sene geçirmişken, güvenli sakin ortamından, birçok farklı yapıda çocuğun ve yetişkinin bulunduğu bir sosyal ortama geçmeye hazırlanıyor. Ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Güvenli mi? İhtiyaçları karşılanacak mı? Annesi gibi ona bakacaklar mı? Arkadaş denilen kavram nedir? Oyuncaklarını paylaşmalı mı? Hiçbirini bilmiyor… Bilmediğimiz ortamlara girerken biz yetişkinler bile kendimizi tamamen rahatlatamazken, onlar henüz 3 senedir bu dünyada olmanın verdiği ‘bilgisizlikle’ okula başlıyorlar. Onlar okullu oluyorlar!
    Bu süreçte en önemlisi annenin güvendiği bir okul seçiyor olması, kim ne derse desin anneler rahat olursa: çocuklar da rahat oluyor! Anneler yavrularından kopmaya hazır değillerse, çocukları da hazır olmuyor. 1. Numaralı gerçek: Annenin ve çocuğun okul sürecine hazır oluyor olması yani.
    Ardından öğretmen giriyor devreye, anne kucağından sonra ilk defa birinin kucağında ağlayacak olmak, tüm öğretmenler için hem büyük sorumluluk hem de büyük bir mutluluk! Oryantasyon döneminde, yavrunuzun öğretmeniyle bağ kurup kurmadığını iyi gözlemleyin derim. Öğretmeninin onunla geçirdiği süreçte, tüm duygularını anlıyor ve kabul ediyor olması, bunu yavrunuza hissettiriyor olması 2. gerçeğimiz.
    Ardından; okul süreci giriyor devreye. Pat diye tüm gün okula bırakmak mı? Asla! Yumuşacık geçirin o süreci, yavaş yavaş alışsın ki 2 hafta sonra keşfedecekleri bittiğinde “okula gitmek istemiyorum” sözleriyle sağlıklı başa çıkabiliyor olun. Her gün sabah kalktığında anne kucağından ayrılıp okula gideceklerini anladıkları zaman, çoğu çocukta gördüğümüz, yaşadığımız bir gerçek bu. Yani 3. gerçeğimiz: yumuşak geçişli oryantasyon dönemi. Belki 1er saatle başlatmak, belki 2şer saatle başlatmak, ama okulla ev arasındaki köprüyü kurmak için yeterli zaman tanımak.
    Bir sonraki gerçekse: “anneler babalar işe gider, çocuklar okula gider” cümlesindeki netlik. Ama ardından “seni okula göndermek için işe gitmek zorundayım”, “sana oyuncak almak için para kazanmak zorundayım” gibi cümlelerle devam etmeyecek şekilde… Siz, işe siz istediğiniz için gidiyorsunuz, yavrular da bir zaman sonra istedikleri için okula gitmeye başlayacak, istedikleri için “öğrenmek” yolunda ilerleyecek. Süreci kolaylaştırmak için ” anneler babalar işe gider, çocuklar okula gider” cümlesindeki netlikten sonra, istedikleri bir oyuncakla okula gitmesini önerebilirsiniz mesela. Ya da okuldan eve gelirken, eğer kurum izin veriyorsa bir oyuncak getirebilir, ertesi gün okula giderken geri getirmek kaydıyla…
    Kısaca oryantasyon dönemi, çocuklar için olduğu kadar, anneler ve babalar için de zorlu geçebiliyor. Bu süreci olabildiğince keyifli ve yıllar sonra gülerek hatırlayacağınız şekilde geçirebilmeniz için: seçtiğiniz kurumun rehberlik servisiyle öğretmeniyle işbirliği içinde yolculuğunuza devam etmenizi öneririm. Çocuğunuzu anlamak için sizleri de anlamaya hazır olan devasa bir ekip var kurumların ardında. En azından ben böyle görmek niyetindeyim. El ele, tüm olumlu ve olumsuz duygularla birlikte okul, çocuk, aile bir arada olursanız: seneler sonra en güzel anılarınızdan biri olarak kalıyor olacak hafızanızda. 2017 eğitim öğretim yılı, henüz 2-3 yaş aralığında olan yavrularınız için okul hayatlarına keyifle bir başlangıç sağlasın. Sadece anaokulu çocukları için değil, tüm öğrencilere başarılar dilerim. Başarıları keyifle, huzurla, bilime, bilmeye duyulan istekle kolkola yürüyen tüm eğitmenlere ve öğrencilere…

    Sevgi ve Saygılarımla