Blog

  • Grip ayları geliyor!! Gripten korunmak için bağışıklık sisteminizi güçlendirin

    Havaların soğumasıyla birlikte grip vakaları da artıyor. Özellikle mevsim geçişlerinde artan, günlerce geçmeyen ve tüm vücudu etkileyen grip salgınlarında en sık görülen belirtiler ise, kuru öksürük, boğazda kuruluk ve yanma, bazı durumlarda ateş ve sık hapşırma. Grip, çeşitli virüslerin etken olduğu bir üst solunum yolları hastalığıdır. Çok farklı türden virüslerin neden olması sebebiyle aşı da yeterli olmayabilir. Gribe yakalanmamak ya da hastalığı mümkün olabilecek en hızlı şekilde atlatabilmenin yolu ise bağışıklık sistemimizin güçlü olmasından geçiyor. Gripten önce bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için neler yapmamız gerekiyor;

    Grip, genellikle en fazla bir hafta veya on gün içinde, basit tedavi yöntemleri ile geçebilir. Ancak dikkatli olunmazsa, hastalık oldukça olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Halen dünyada grip salgınlarından ölen birçok insan var; bu sebeple gribe yakalanmadan bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz çok önemli.

    Gripten korunmak için;

    Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için meyve sebze ağırlıklı beslenin, fazla et tüketmeyin

    Özellikle hasta olacağınızı düşündüğünüz dönemlerde bol bol C vitamini alın

    Düzenli olarak egzersiz yapın

    Hava nemlendiricileri kullanın

    Odayı aşırı ısıtmayın, düzenli olarak havalandırın

    Kalabalık ortamlarda, kapalı mekanlarda bulunmamaya özen gösterin

    Dışarıdan geldiğinizde ellerinizi sabunla yıkayın ve bunu çocuklarınızın da alışkanlık haline getirmesini sağlayın

    Çok kalın veya çok ince giysiler giymeyin

    Uyku düzeninize dikkat edin

    Stres altındaki insanlar hastalanmaya daha elverişlidir. Meditasyon yapın, kendinize zaman ayırın

    Sigara içmeyin

    Grip olduysanız;

    Birçok kişi, gerek olmadığı halde bir sürü ilaç kullanır ve bunların farklı yan etkileri vardır. Gereksiz yere, doktorunuza başvurmadan ilaç almayın. Antibiyotiklerin gribe faydası yoktur, antibiyotik kullanmayın.

    İnsan vücudu hastalıklarla savaş halinde iken fazla miktarda enerji sarf eder. Bu nedenle, iyileşme sürecinde istirahat çok önemlidir.

    Burundaki tıkanıklığı gideren veya hafifleten ilaçların hastalıktan korunma veya hastalığın iyileşmesinde yararı bulunmaz. Aynı zamanda gelişigüzel kullanılan ilaçlar; sersemlik, baş dönmesi, uykusuzluk ve midede rahatsızlıklara sebebiyet verebilir.

    Günde 8 bardak sıvı içilmesi hastanın solunum yollarının kurumasını önler. Bu sıvı; su dışında meyve suyu, çorba ya da ıhlamur ve adaçayı gibi bitkilerden yapılmış içeceklerle de alınabilir.

    Hastalar; kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içecekler tüketmemelidir.

  • Ergenlik Dönemi Anne Baba Çatışmalar ve Çözümler

    Ergenlik Dönemi Anne Baba Çatışmalar ve Çözümler

    İnsan hayatındaki en hızlı büyüme ve gelişim dönemleri doğum öncesi, doğumdan sonraki ilk yıllar ve ergenlik dönemidir. Ergenlik dönemi en temelde çocukluktan yetişkin hayatına geçiş ve değişim dönemi olarak tanımlanabilir. Bir anda hızlanan ve oransız olarak ortaya çıkan büyümeye ergenin uyum sağlaması zor olabilir. Bu dönemde sakarlıklara sık rastlanabilir.

    Ergenlik dönemi hem fiziksel görünüş ve beden imajının çok önem kazandığı hem de hormonlardaki değişimler nedeniyle çeşitli sıkıntıların yaşandığı bir süreçtir. Bu dönemde ergen çevresi tarafından beğenilmek, ilgi görmek ister ama bir taraftan da kendini oldukça “çirkin”, “yetersiz” algılayabilir.

    Ergenlik Dönemi Yaşanan Sıkıntılar

    Özellikle yaşıtlarına göre daha erken ve daha geç olgunlaşan ergenler bu dönemde sorun yaşayabilirler. Burada en önemli unsurların başında ergen olan çocukla ailenin iletişimi gelmektedir. Sağlıklı bir iletişimde olması gereken çocuğun kendini ifade edebilmesine olanak tanıma,sorunlarını ailesine aktarabilen bir aile ortamı yaratılmalıdır. İletişimin iki yönlü olması gerektiğini anne ve baba da bilincinde olmalıdır. Ergenlik döneminde iletişim çatışmaları arttığından dolayı aile zaman zaman nasıl davranacağını bilemeyebilir. Bu dönemde çocuk doğası gereği otoriteye karşı gelme ve varsa katı kuralları çiğneme eğiliminde olabilmektedir. Aile yaşanan çatışmalarda ‘sen dili’ ni kullanmak yerine bu gibi durumlarda nasıl hissettiğini çocuğuna doğru bir şekilde ifade edebilmelidir. Sen dilini kullandığımız zaman iletişim, çatışma ve güç kavgalarına dönüşecektir. Şimdi bunu sıklıkla yaşanan olaylardan örnek göstererek anlamaya çalışalım.

    Ergenlik Dönemi Sıkıntı Yaşanan Örnek Durum: Çocuğunuz düzensiz ve odasını toplamak konusunda isteksiz.

    Tepki: Bir gün boyunca yapmam gereken çok fazla iş var ve odanı toplamadığın zamanlarda bunu benim yapmam gerekebiliyor. Odanı senin toplamanı bekliyorum ve bunu yapmadığın zamanlarda da üzülüyorum.

    Ebeveyn bu şekilde yaklaşarak ergenlik dönemi çocuğuna hem sorumluluğunu hatırlatıyor hem de bunu yerine getirmediği zamanlarda nasıl hissettiğinin geri bildirimini veriyor. Suçlama veya kızgınlık yok tersine işbirliğine açık ve çözüm odaklı bir yaklaşım söz konusu.

    Ergenlik Dönemi Örnek Durum 2: Gece yatma konusunda isteksiz ve uyumama konusunda sizle inatlaşıyor:

    Tepki: Geç uyuduğun zaman sabah kalkamıyorsun ve okuluna geç kalacaksın diye endişeleniyorum.

    Ailede daha doğum anından itibaren saygı, huzur, sevgi ve şefkat hakimse çocuk fırtınalı dönem olarak adlandırılan ergenlik dönemini de daha az sorunla geçirecektir. Sağlıklı iletişim kurabildiği bir ev ortamı ve ebeveynleri olan çocuk, aile içinde ergenlik döneminde yaşadığı sorunlarını da paylaşabilir. Arkadaşlarıyla ilişkisinde kendini kabul ettirmek için taviz vermez; çünkü aile içinde o zaten değerlidir. Ergenlik döneminde duygusal olarak iniş ve çıkışlar olacaktır önemli olan çocuğun bununla baş etme de ki becerisidir. Çocuk dünyaya getirmek genetik olarak bulunan bir  özelliğimiz, anne-baba olmak zamanla kazanılan, değişen ve de gelişen bir donanımdır. İyi,yetkin,çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayabilen anne baba olmak ise bu süreçte öğrenilecek bir sanattır.

    Değerli anne ve baba,

    Bizlerin doğup büyümüş olduğumu 80’ler ve 90’lar dönemleri artık değişti. Şu an yeni başlayan bir dijital çağ dönemindeyiz. Bu döneme özgü çocuk yetiştirme kuralları ve koşullarına göre davranmalıyız.

  • Çağın korkulan hastalığı diyabetes mellitus (şeker hastalığı)

    Diyabet olarak adlandırdığımız Şeker hastalığı , maalesef bir halk sağlığı sorunu olarak devam etmektedir. Halk sağlığı diyoruz çünkü sadece diyabet olan bireyi değil, her yönüyle toplumu da etkilemektedir.

    2017 yılında tüm dünyada 451 milyon kişide (18-99 yaş arası) diyabet varken , 2045 yılında bu sayının 693 milyon kişi olacağı hesap ediliyor ki bu arada hastaların yaklaşık yarısı da diabet olduklarının farkında değiller…Kısaca şöyle diyebiliriz. Her 100 kişiden yaklaşık 9’unda diabet vardır ve her 100 kişiden 7’si de Bozulmuş Glikoz Toleransı dediğimiz Diabet adayıdır!!!

    DİYABET NE ZAMAN AKLIMIZA GELMELİ?

    *Aşırı susama

    * Aşırı idrara çıkma

    *Kilo kaybı ya da kilo alımı

    *İştah artışı

    *Halsizlik, yorgunluk

    *Ayaklarda uyuşma, karıncalanma

    *Bulanık görme…

    gibi semptomlar var ise bu durumda kan şekeri ölçülmelidir.

    DİYABETİN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

    Tip 1 DM

    Tip 2 DM

    Gestasyonel DM (gebelik DM )

    Prediyabet (henüz diabet olmamış, ancak kan şekeri yükselmeye başlayan kişiler)

    DİABETTEN NEDEN KORKUYORUZ ?

    Diabet komplikasyonlarla seyreden bir hastalıktır. Yani kan şekerinin yükselmesi diğer organlara zarar verdiği için korkuyoruz. Maalesef baştan ayağa kadar her yerimizi etkiler. Hangi tür hasarlar yapar diabet bir bakalım:

    DİYABETİN GÖZE ETKİSİ:

    Diyabet göz küresinin arkasındaki retina tabakasındaki damarlara zarar verir. Bulanık görmeden , katarakt ve körlüğe kadar giden birçok problem oluşturur.

    Gözde diabetin yaptığı hasara yol açan faktörlerin başında yüksek kan şekeri seviyesi, yüksek tansiyon ve böbrek hasarının da başlamış olması gelir.

    Göz kontrolü diyabet teşhisi konar konmaz (özellikle tip 2 Diyabette ) hemen yapılmalı ve yılda bir de tekrarlanmalıdır. Zamanında yapılan müdahaleler körlük riskini %60 kadar azaltır.

    DİYABETİN BÖBREKLERE ETKİSİ:

    Tüm Diyabet hastalarının yaklaşık %30 ‘unda böbrek yetersizliği meydana gelir ki diyalize giren hastaların en önemli nedeni kontrolsüz diyabettir.

    Bu durumu anlamak için idrar ve kan tahlilleri yapılıp böbrek fonksiyonları değerlendirilir. 24 saatlik idrar toplanıp idrarda mikroalbümin dediğimiz bir proteine bakarız. Çıkan sonuçlara göre böbrek hasarı olup olmadığı anlaşılır.

    DİYABETİN SİNİRLERE ETKİSİ:

    Yüksek şekere maruz kalan sinirler hasar görür ve işlevlerini yapamaz hale gelirler. Özellikle bacaklar ve ayaklarda hissizlik, yanmalar, uyuşma ve karıncalanma gibi şikayetler belirir.

    Ayaklarda meydana gelen yaralar derin ülserlere bunlar da ayağın kesilmesine kadar giden komplikasyonlara yol açar.

    Yine sinir hasarları diyabetli kişilerde terlemede azalma veya artma, İstirahatte kalp hızında artış, cinsel işlev bozukluğu, idrar retansiyonu (mesanede idrar birikmesi), Hipotansiyon(düşük tansiyon), Kardiyak aritmi (kalp ritm bozuklukları), hipoglisemiyi (şeker düşüklüğünü ) algılayamama, bazen ishal, bazen kabızlık, mide boşalmasında bozulma gibi semptomlara yol açar.

    Diyabette kan şekeri yükselince sinir harabiyeti olup mideyi de etkiler ve midenin boşalması yavaşlar. Bu durumda midede şişkinlik, bulantı, kusma, geğirti gibi semptomlar başlar.

    Ayrıca yine diyabette en sık ölüm nedeni Kalp krizleridir. Buna neden olan da yine yüksek şekerin yaptığı damar hasarlarıdır. Koroner arter dediğimiz kalbi besleyen damarlarda tıkanıklıklar ve damar yapılarında düzensizlikler oluşturur.

    Öyleyse Diyabet sadece kan şekeri yüksekliği değil , aynı zamanda oluşturduğu kötü hasarlar açısından da önem arzediyor…..

    Tedavisi kadar hastanın uyumu da çok ÖNEMLİ!!!

  • Konsantrasyon Gelişimi: NeuroFeedback Egzersizleri

    Konsantrasyon Gelişimi: NeuroFeedback Egzersizleri

    Neurofeedback (dikkat eksikliği geliştirici egzersizler) , biofeedback ya da nöro egzersiz olarak adlandırılır. Neurofeedback, stres, uyku bozuklukları, öğrenme güçlükleri, konsantrasyon gelişimi gibi değişmiş olan beyin dalga amplitüdleri ile ilgili durumlarda da kullanılan yöntemdir.

    Beyin dokusunda, farklı aktivite bölgelerine göre yerleşmiş bulunan yaklaşık bir trilyon hücre vardır. Bu hücreler, çok hızlıdan çok yavaşa doğru 4 farklı beyin dalgası oluştururlar. Son araştırmalara göre, konsantrasyon ve odaklanma sorunu olan kişilerin beyin dalga aktivitelerinde, odaklanma, düşüncenin düzenlenmesi  ve hissetmeyi sağlayan alanlarda aktivite azalması gözlenmektedir.

    Araştırmalar göstermektedir ki, beyin dalgaları ile doğru antrenman çalışmaları yaparak, odaklanma verimi ve düzenlenmesi mümkündür. Neurofeedback egzersizi, konsantrasyonu artıran bir öğrenme sürecidir. Neurofeedback egzersizi ile beynin konsantrasyon kontrolü, duygu ve davranış alanlarını güçlendirecek beyin bölgelerine egzersiz uygulanmaktadır. Böylece, beyninizin günlük işleyişini arttıracak şekilde, beyin ritminizi kontrol etmeyi öğrenmeniz sağlanır. Neurofeedback egzersizi, piyanonun akort edilmesi ya da otomobil motorunun ayarlanması ile daha doğru ve verimli çalışmasına benzetilebilir.

    Konsantrasyon geliştirici çalışmalarda, bağlantılı bir neurofeedback egzersiz cihazı kullanılır. Neurofeedback egzersiz cihazı ile bilgisayardaki ekranda nesneleri hareket ettirmeyi öğrenilir. Bu sırada konsantrasyon becerisi ile odaklanarak, ekranda görüntülenen oyunları ve nesneleri yönetir. Ekrandaki görüntüler, farklı düzeylerde dikkat becerisi hakkında kişiye geribildirim sunmaktadır.

    Dikkati geliştiren bu egzersizler ile beyin fonksiyonlarını yöneten bölgelerde 2 mekanizma ile gelişim sağlamaktadır:

    • Nöroplastisite

    • Myelin kılıf gelişimi

    Araştırmalar göstermektedir ki, konsantrasyon geliştiren egzersizleri uygulanan beyin bölgelerinde yeni nöronal ağlar gelişmektedir ve beyin neyi daha iyi ve nasıl yapacağını öğrenecek şekilde gelişmektedir. Nöral ağlarda myelin kılıf gelişimi, daha hızlı bilgi iletimini sağlamaktadır.

    Konsantrasyon fonksiyonlarının daha üst düzeyde kullanılmasının fayda sağlayacağı şu durumlarda, Neurofeedback egzersizleri ile odaklanma becerisinde  gelişme sağlayan egzersizler uygulanmaktadır:

    • Daha net düşünmek ve zihinsel berraklığı geliştirmek

    • Konsantrasyon artışı ile öğrenme becerisini arttırmak

    • Zihinsel esneklik artışı ile bir konudan diğerine daha hızlı geçiş yapmak

    • Günlük yaşam fonksiyonlarında denge sağlamak adına, duygu, düşünce ve davranışları düzenlemek

    • Spor aktivitelerinde daha iyi zamanlama ayarı ve dikkat becerisini arttırmak

    Dikkat egzersizleri, zihinsel performans artışında etkin şekilde fayda sağlamaktadır. Yüksek zihin performansı yaşamın bazı dönemlerinde sağlanıyor olsa da, tekrarlanması ve sürdürülebilmesi genelde zordur. Oysa bu egzersizleri ile düşünceleri verimli yönetmeyi ve duyguları daha verimli kullanmayı öğrenen kişi, zihinsel performansını geliştirme ve sürdürme konusunda becerisinde kalıcı gelişme sağlamaktadır.

    Konsantrasyon becerisini yöneten beyin dalgaları izlenerek,  odaklanma ve sürdürme becerisine yönelik geliştirici egzersizler uygulanır. Belirli egzersizler  ile uygulanan bilgisayar destekli konsantrasyon egzersiz programı neurofeedback, öğrencinin odaklanma merkezinden aldığı sinyallere karşı, kendi konsantrasyon sistemini tekrar düzenlemesi temeline dayanmaktadır. Özellikle, konsantrasyon güçlüğü yaşayan öğrencilerde dikkat egzersizleri tercih edilmektedir.

  • Akut pankreatit nedir?

    Karnınızda tuhaf bir ağrı yatıyorsunuz olmuyor kalkıyorsunuz olmuyor. Mide ağrım tuttu galiba diyor mide koruyucu(!) içiyorsunuz yine olmuyor. Acile gidiyorsunuz size bu pankreatit diyorlar. Peki nedir bu pankreatit?

    Pankreas organı midenin arkasında yer alan sindirime yardımcı salgıları ve kabaca kan şekerini düzenleyen hormonları üreten bezdir. Bu bezde herhangi bir nedenle iltihabı reaksiyon olursa bu hastalığa pankreatit denir. Hastalığa en sık safra taşları ve alkol neden olur. Bunun dışında birçok nedeni vardır. Hastalık ayakta hafif karın ağrısı ile geçirilebileceği gibi yoğun bakım takibi gerektirecek kadar ağır seyredebilir.

  • Dikkat Dağınıklığı Nedir?

    Dikkat Dağınıklığı Nedir?

    Dikkat Dağınıklığı Nedir? Dikkat sorunu, sıradan bir yaramazlık mıdır? Neden dikkat sorununa bağlı sıkıntı yaşayan öğrenci sayısı gün geçtikçe artıyor? Öncelikle şu bilgiyi çok net şekilde belirtmeliyiz:

    Odaklanma Sorunu, sıradan bir dalgınlık değildir, testler ile ölçülen, beyin ön bölgesinde dikkatin yürütücü fonksiyon bölgesinin bozuk çalışması söz konusudur.

    Dikkat analiz ve değerlendirme testleri ile elde edilen bilimsel veriler, dikkat ölçümü ve konsantrasyon sorunu analizinde ve tanı konulmasında uzmanlara yol gösterir. Son 20 sene içinde Odaklanma ve Dikkat Sorunu olan çocuk sayısında ciddi artış gözlenmesinin sebebi, 20 sene öncesine kadar bu rahatsızlığın daha az gözlenmesi değil, günümüz tanı koşullarının ve uygulanan test sistemlerinin gelişmiş olmasındandır.

    Dikkat Sorunu Odaklanma Sorunu Nedir? Konsantrasyon Analizi

    2013 senesindeki bilimsel gelişmeler ile, beyinde dikkatin bilişsel fonksiyonlarını yöneten ilgili bölgenin nasıl çalıştığını öğrenebiliyoruz. Beyin dalgalarının görüntülenmesi sonrasında, beyin ön bölgesinin nasıl çalıştığını, odaklanma sorunu olup olmadığı tespit edilebilir.

    Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, beyindeki bozuk çalışan dikkat merkezinin görüntülenmesini sağlar. Beyindeki dikkat merkezi tespit edilmesi, belirlenmesi ile uygulanan geliştirici egzersizler tedavide önemlidir. Neurofeedback dikkat geliştirici egzersizler, ilaçsız ve kalıcı gelişme sağlamaları sebebiyle, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğindeki tüm ülkelerle birlikte, ülkemizde de anne babaların evlatları için tercih etmeye başladıkları uygulamadır.

    Çocuklarda 6 yaşından itibaren dikkat geliştirici egzersiz programı başarıyla uygulanmaktadır. Çocuğun dikkat düzeyi ve dikkat derinliği, öğrenme sürecinde çok önemlidir. Çevresinden doğru mesajları alması, bu mesajları doğru yorumlaması ve öğrenme sürecinde bu mesajları kullanması için, dikkat süreci eksiksiz çalışmalıdır. Eğer aile çocuğunda konsantrasyon sorunu olduğunu fark etmez ya da konsantrasyon geliştirici egzersizler uygulanmaz ise, çocukta okul eğitim-öğretim sisteminde anaokulundan itibaren akademik ve sosyal sorunlar yaşanabilir.

  • Mantar mevsimi başladı. Aman dikkat!

    Şimdi tam mevsimi mantarın…. Yağmurlar ve ardından güneş ve ısı artışı… Mantar sevenler bunu bilirler. Mantar zehirlenmesi olayları da ilkbahar ve sonbaharda artar. Çünkü çevrenin değişmesi ile mantarlarda değişir. Mesela Karadeniz bölgesindeki zehirli olmadığını bilerek yediğimiz mantarın aynı türü iç Anadolu bölgesinde zehirli olabilir. Bilmediğimiz mantarı zaten yememeliyiz ama anlattığım diğer faktörü de gözardı etmemeliyiz. Genellikle mantar zehirlenmelerine tablo yedikten 4-6 saat sonra bulantı, kusma ve ishalle başlar. Bu tablo çok daha ciddi hale gelerek karaciğer ve böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir.

  • Çağımızın Sorunu Olarak Siber Bağımlılıklar ve Siber Suçlar

    Çağımızın Sorunu Olarak Siber Bağımlılıklar ve Siber Suçlar

    İnternet, bireylerin her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşmasını sağlayan ve mesafe tanımaksızın diğer bireylerle hızlı şekilde iletişime geçmelerini olanaklı kılan bir iletişim ve bilgi paylaşım aracı haline gelmiştir. İnternetin hızla gelişmesi insan yaşamını birçok yönden kolaylaştırmakla birlikte, erişimin kolay ve yaygın hale gelmesi, internet kullanım süresinin artması internet ile ilgili olumsuzlukları da gündeme getirmeye başlamıştır. Bireylerin bir kısmı gereksinmeleri doğrultusunda internet kullanımını sınırlarken, bir kısım kullanıcının bu sınırlamayı yapamadığı, iş, sosyal ve akademik hayatlarında bu sınır getirilemeyen kullanım nedeniyle kayıplarla karşılaştıkları gözlenmeye başlanmıştır. İnternet kullanımı kişilerin ilgi duydukları alanlarda araştırma yapmalarına hatta sosyal ilişkilerini geliştirmelerine olanak sağlamaktadır. Ancak, internet kullanım süresinin artması internet bağımlılığı problemini ortaya çıkarmıştır. İnternet bağımlılığı, internet kullanımına sınırlama getirememe, sosyal veya akademik zararlarına rağmen kullanıma devam etme ve internete ulaşımın kısıtlandığı durumlarda anksiyete duyma gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Bunların yanı sıra düzenlenen çalışmalarda, internet kullanım süresinin artması ile birlikte siber zorbalık ve siber mağduriyet yaşama durumlarının arttığı gözlemlenmektedir.

    Bireylerin teknolojiyi kullanarak birbirlerine zarar verici davranışlarda bulunmasına sanal zorbalık denilmektedir. Sanal zorbalık, bir birey veya grubun bilgi ve iletişim teknolojilerini diğer bireylere zarar vermek amacıyla kötü niyetle ve tekrarlayan biçimde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Siber zorbalık davranışlarının, SMS yoluyla, cep telefonu kamerası aracılığıyla video ve resim çekilerek, cep telefonuyla diğer bireyleri rahatsız ederek, sohbet odalarında, e-posta yoluyla, anlık mesajlaşma sırasında veya web siteleri aracılığıyla meydana geldiği görülmektedir. Sanal zorbalığın dünya çapında bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte ve bireyler arasındaki iletişim süreçlerinde yaşanan olumsuzluklara paralelel olarak yaygınlaştığı bilinmektedir. Farklı ülkelerde yapılan bazı çalışmalar incelendiğinde sanal zorbalık olaylarının okullarda önemli bir sorun olduğu görülmektedir.

    Siber zorbalık kurbanları şu belirtileri gösterebilir; aniden bilgisayar kullanmayı bırakmak, bilgisayar ekranında e-mail veya anlık mesaj çıktığında kaygılı
    görünmek, bilgisayar kullandıktan sonra öfkeli veya depresif görünmek, okula gitmede veya genel olarak dışarı çıkmada rahatsız görünmek, bilgisayarda
    ne yaptığıyla ilgili konuşmaktan kaçınmak, önceden olmadığı kadar arkadaş
    ve aileden kendini çekmek. Siber zorbalık saldırganlığının belirtileri ise; birisi
    yaklaştığında bilgisayar veya programı kapatmak, gece boyunca bilgisayar kullanmak, bilgisayar kullanamadığında anormal derecede sinirli olmak, bilgisayar
    kullanırken aşırı derecede gülmek, bilgisayarda ne yaptığıyla ilgili konuşmaktan kaçınmak, birden fazla online hesabı olmak veya onun olmayan hesapları
    kullanması olarak sayılabilir.

    İnternet bağımlılığının ve siber zorbalığın önlenmesi konusunda bağımlı bireye, bireyin ailesine ve topluma birtakım görev ve sorumluluklar düşmektedir. Özellikle bireyin bağımlı olduktan sonraki tedavi sürecindense, bağımlı olmadan bu durumun önlenmesi daha önemlidir. Toplumun bireylere sağladığı internet erişimindeki kolaylık ve ucuzluklar bireylerin internete yönelimini daha fazla arttırmaktadır. Bu yüzden aile, okul, internet kafe gibi bireyin internete eriştiği yerlerde kullanım miktarı ve kullanım amacı konusunda kontroller sağlanmalıdır. Bireyin sosyal çevresinde spor yapma ve kültürel etkinliklere katılabilme gibi olanakların sağlanması, bireyin internette çok fazla zaman geçirmesini engelleyebilecektir. Bireyin ailesinden duygusal destek alamaması ve bireyin çevresindeki sosyal etkinliklerin yetersiz olması durumunda, bağımlılığın önlenmesi daha güç olabilecektir. Bireyin internette geçireceği zamana alternatif olanaklar sunulmalı ve özellikle ailesi tarafından yeterli duygusal destek verilmelidir.

    Ayrıca siber zorbalık davranışı gösteren ergenler, içinde bulundukları yaşam dönemi özellikleri içinde ele alındığında, (Ericson’un da psikososyal gelişim dönemlerinde olduğu gibi); bunların kendilerini ispat etme, bağımsızlıklarını ortaya koyma ve güç gösterisi gibi davranışlarda bulunarak kimlik oluşumu döneminde oldukları bilinmektedir. Ebeveynler ve okullar bu dönemin özelliği doğrultusunda ergenlerin kendilerini daha sağlıklı ispat edebilecekleri olanaklar sağlama, gerçek hayatta başarı duygusunu yaşayabilecekleri ortamlar oluşturma gibi çalışmalara önem vermelidirler. 

    Konuyla ilgili yapılan tüm araştırmalar, ailenin ve okulun sanal zorbalığın ve internet bağımlılığının önlenmesinde önemli bir yeri olduğu konusunda fikir birliği içindedir. Aile içerisinde ebeveynler öncelikle çocukların internet kullanım alışkanlıklarını gözlemleyebilir. Örneğin, sanal ortamda yaptıklarını gizleme, gece geç saatlere kadar internet başında zaman geçirme, internet kullanımının ardından sinirli veya üzgün olma, yakın çevreden uzaklaşma veya okula gitmek istememe gençler arasında siber zorbalığın yol açtığı belirtiler arasındadır. Ebeveynler, bilgisayar veya internet kullanımını yasaklamak yerine çocuklarıyla doğru internet kullanımı, internet güvenliği veya sanal ortamdaki riskli davranışlar hakkında konuşmayı tercih etmelidirler. Bu şekilde davranmayı seçen anne babaların, muhtemel bir siber zorbalık olayında, başkaları yerine kendi ebeveynlerinden yardım isteyecekleri ve dolaysıyla daha az zarar görecekleri öngörülmektedir.

    Siber zorbalığın önlenmesinde okullara da önemli görevler düşmektedir. Araştırmalarda, siber zorbalığı önleme programlarının okul idaresini, okul psikolojik danışmanlarını ve öğretmenleri yani tüm okulu kapsaması gerektiği vurgulanmaktadır. Öncelikle, okul idaresi siber zorbalığa tolerans göstermemelidir. Bununla beraber, okul içinde veya dışında gerçekleşen siber zorbalık davranışlarının yasal sonuçlar doğurduğunun ve öğrencilerin bu sonuçlardan sorumlu olduğunun okul idaresi tarafından altı çizilmelidir. Okul psikolojik danışmanları ve öğretmenler, sanal ortamlarda yapılmaması gereken riskli davranışlar, siber zorbalık ve olumsuz etkileri hakkında öğrencilerin farkındalığını arttırıcı seminerler, afişler, videolar veya sınıf içerisinde kullanılabilecek sunumlar hazırlayabilirler. Daha da önemlisi, zorbalığa maruz kaldıklarında bu durumu bildirmeleri konusunda bu öğrenciler cesaretlendirilmelidir. 

    Özetleyecek olursak,  internet bağımlılığının ve siber zorbalığın hem dünyada hem de ülkemizde oldukça yaygın bir hal aldığı aşikardır.
    Çocuğun/gencin okul yaşamını olumsuz etkileyen, sosyal ilişkilerine oldukça zarar veren, aile düzeninde olumsuz etkiler yaratan, hem kendine hem de başkalarına zarar verici birçok davranışa neden olabilen ve yoksunluk belirtileriyle beraber bir bağımlılık haline gelen internet kullanımı tedavi edilmesi gereken bir problemdir. Bu durum, çocuk ve gençlerin psikolojik sağlıklarını ciddi şekilde tehdit etmektedir. İnternet bağımlılığı ve siber zorbalığın önlenmesi konusunda ailelere ve okullara önemli  görevlerin düşmektedir. Ailelerin, çocuklarının internet kullanımını
    doğru takip edip gözlemlemeleri, onlarla doğru iletişim tarzı benimseyerek sorunu halletmeye çalışmaları, çocuklarının bağımlılık düzeyine geldiğini hissettiklerinde profesyonel yardım almaktan çekinmemeleri gibi konularda eğitilmeleri gerekmektedir. Okulların da, öğrencilerinin okul içinde ve dışında internet kullanımlarını belirli bir sistem içinde takip etmeye dönük çalışmalar yürütmelerinin, ailelerle bu konu hakkında sürekli konsültasyon içinde olmalarının
    önleyici çalışmalarda etkili olacağı söylenebilir.

  • Ekzokrin pankreas yemezliği nedir?

    Pankreas adı verilen organ birbiri ile iç içe geçmiş 2 hücre grubundan oluşur: bunlardan biri sindirim için gerekli enzimleri salgılarken diğer grup insulin, glukagon gibi kan şekeri düzenlenmesini sağlayan hormonları salgılar. Diyabet hastalığı olan hastalar dikkat! Bağırsak çalışması ile ilgili problem yaşıyorsanız pankreasınız belki sindirim enzimlerini de az salgılıyordur. Bu durumda bir gastroenterologdan yardım alabilirsiniz.

  • Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Sorumlu Çocuklar Mı, Sorunlu Çocuklar Mı?

    Çocuklarda sorumluluk duygusunu geliştirmek her anne-babanın arzuladığı ve gerçekleştirmek istediği bir hedef. Peki bu hedefe ulaşmak için doğru adımları atıyor muyuz?

    Anne babalar sorumluluk duygusu geliştirmenin ilk adımı olarak çocukları gündelik işlere yardımcı olmaya alıştırmak olduğunu düşünürler. Sofrayı kurmaya yardım etme, çöp kutusunu boşaltma, bulaşıkları dizmeye yardım etme önemlidir fakat sorumluluk duygusunu geliştirmede olumlu bir etkisi olmayabilir.

    Dikkate alınması gereken en önemli şey, sorumluluğun yalnızca içerden gelişebileceği, ısrar ve kurallarla içselleştiremeyeceğidir.

    Bunu gerçekleştirmek için ise sorumluluk kavramına daha geniş bir çerçeve içinde bakmak gerekir.

    Sorumlu çocuk denilince aklınıza ilk gelen, odasını toplamış, ödevlerini zamanında bitirmiş bir çocuk olabilir. Fakat bu yapılanlar bir kural ve alışkanlık dahilinde olup içselleştirilmediğinde çocuğunuz hala “sorumsuz” kararlar alabilir.

    Peki ne yapmak gerekir?

    İlk adım her zaman anlaşılmaktan, duyguları kabul etmekten geçer. Sorumluluk duygusunda da bu başlık en önemlisidir. Duyguları kabul edilen, söyledikleri ebeveyne saçma gelse de eleştirmeden anlamaya çalışılan ve gerçek anlamda dinlenilen çocuklar, sorumluluk duygusu için gerekli ilk adımı atmış olurlar.

    Yaşadıkları olumsuz bir durumda veya sizin beklentinizi karşılamadığında eleştirmek yerine ‘danışmanı’ olmaya çalışmak bir sonraki adımdır. Örneğin; çocuklarınıza sürpriz yapmak için bir pasta yaptınız ve en büyük çocuğunuz pastayı bölmek yerine kendine çok büyük bir dilim alıp kardeşlerine minik parçalar bıraktı. Vereceğiniz ilk tepki ‘ ne kadar bencilsin’ yerine, ‘bu pastayı 3 eşit parçaya bölmelisin’ olmalıdır.

    Sonrasında dikkat edilmesi gereken, çocuklarla bir güç savaşı içine girmemektir. Çocuklarımıza istediğimiz bir şeyi yaptırırken harcadığımız enerji ve zaman çok daha kıymetlidir. Kaldı ki istediğimiz gerçekleşmiş olsa bile, çocuklarımız karşılık vermek ve bir sonraki sefer dediğini yaptırmak için daha hırslı ve asi olabilir.

    Çocuğun sorumluluk alanında kalan durumlarda “seçme hakkına” müdahale edilmemelidir. Bu noktada ebeveynlerim ve çocukların sorumluluk alanları karıştırılmamalıdır. Aksi takdirde çocukların yönettiği ve anne babanın tamamen kukla olarak kaldığı bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Unutulmamalıdır ki anne babanın sorumluluk alanında kalan durumlarda, çocuğun seçme hakkı olmasa da fikirlerini ifade etme hakkı her zaman vardır.

    Yapılabilecek pratik önerilerin bazıları şunlardır:

    • Yiyeceklerinde karar vermesi için ona sorun. Sabah haşlanmış yumurta mı yemek istersin, yağda kızarmış yumurta mı? Burada ebeveyn olarak sınırları siz belirleyip kararı çocuğa bırakmayı ihmal etmeyin.

    • Kafe, park, restaurant gibi yerlerde çocuğunuzun kendi fikrini söylemesine ve ne istediğini ifade etmesine izin verin.

    • Mağazada seçtiğiniz örnekler arasında kıyafet seçimini çocuğunuza sorun.

    • Ebeveynler; birinci sınıftan itibaren ödev konusunun, sadece çocuk ve öğretmen arasında olduğunu ifade etmelidir. Anne baba ödev sorumluluğunu üzerine alır, çocuğun isteği dışında kontrol eder, ısrar eder ve başında durursa ödev, okul ile ebeveyn arasına bir süreç olarak devam eder.

    En önemlisi ise çocuklarımızın söylediklerimizi değil yaptıklarımızı taklit ettiklerini unutmamaktır. Kitap oku diyerek yaptığınız sayısız hatırlatma yerine, elimize kitap alıp, televizyon ve diğer sosyal medya araçlarından uzaklaşmak ve ‘kitap okuma vakti’ demek yeterlidir. Tarafsız olmak, eleştirmemek, örnek olmak ve koşulsuz kabul etmek her şeyin en başta mutlu çocukların anahtarıdır…