Blog

  • Kolon kanseri için kimler tarama yaptırmalıdır?

    1- Ailede kolon kanseri öyküsü olanlar

    2- Bağırsak alışkanlığında değişiklik yaşayanlar

    3- Makattan kanaması olanlar

    4- Açıklanamayan demir eksikliği anemisi olanlar

    5-Bazı endokrin bozukluklarda ve diğer organlara bağlı kanserleri olanlarda

    6-İltihabi bağırsak hastalığı olanlar

    7- Yaş kaynaklara göre değişiklik göstersede 50 yaş üzeri hiçbir yakınması olmada da herkes bağırsak kanseri taraması için kolonoskopi yaptırmalıdır

  • Motivasyon

    Motivasyon

    Hayatımıza dair her ne var ise içten gelen bir istek ile ona yönelik bir harekete geçeriz. Bizi harekete geçiren ve hareketi sürdürmemizi sağlayan itici güç motivasyon olarak tanımlanmaktadır. Herhangi bir şeyi istemek içten gelen bir arzu ile mümkündür dolayısıyla arzuladığımız şeyler noktasında eyleme geçeriz. Motivasyon bireylerin harekete geçme noktasında bir şeyi arzulamaları ile ilişkilidir. Motivasyon konusuna değinildiğinde Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinden söz etmek gerekmektedir. Maslow, hiyerarşi tablosunda en altta fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacı bulunmaktadır. Bunlar kişinin temel ihtiyaçları olan barınma, yemek ve korunmadır. Sonraki aşamalarda ise ait olma ile sevgi ve değer görme vardır. Bireyler tüm bu ihtiyaçlarını karşıladıklarında kendilerini gerçekleştirme evresine ulaşırlar. Kendini gerçekleştiren bireyler ise kişisel tatmin ve bireylerin sahip oldukları potansiyeli ortaya koymaları anlamını taşımaktadır. Maslow’a göre bireyler bu evrelerdeki ihtiyaçlarını ile tamamlamadan bir sonraki evreye geçiş sağlayamaz. Dolayısyla bireylerin motivasyonu tüm bu evrelerdeki ihtiyaçların giderilmesine bağlıdır. 

    Motivasyon kavramı daha çok insan davranışlarında gözlemlenmektedir.

    Motivasyon için bireylerde olması gereken özellikler ise özgüven, inanmak ve gizli yetenekleri ortaya çıkarmaktır.

    Motivasyon süreci ise;

    1 ·İhtiyaç doğrultusunda davranış tetiklenir ve kişi kendisine bir takım hadefler (Fizyolojik veya psikolojik) koyar.

    2 · Hedefe yönelik davranışlarda bulunurlar. Amaç zihinde oluşturulan düşünce ve hedeflere ulaşmaktır. (Fiziksel olarak, çünkü bir kuvvet ve güç harcamak zorundasınız.)
    3 · Hedeflere ulaşılır.(Gereksinimlerin Karşılanması Dengenin Bozulması) ama burda olay bitmez, çünkü davranışın sürdürülmesi gerekir.

    Son olarak, motivasyon bireylerin ihtiyaçlarını gidermek amacıyla öğrenme ve harekete geçme isteğidir. Gelin bir de motivasyonu yüksek olan bireylerin özelliklerine değinelim.

    Bu bireyler;

    Düşüncelerini harekete geçirirler.

    • Kendilerine ve başkalarına güvenirler.

    • Yaptıkları işten zevk alırlar.

    • Zamanı son derece verimli kullanır.

    • Girişimcililik yanları yüksektir.

  • Kolon kanseri erken tanısı nasıl erken tespit edilir?

    Kolon kanseri Türkiye’de en sık görülen 5 kanser içinde yer almaktadır. Kolonoskopi hastalığın erken dönemde tespitini yapmamızda çok önemlidir. Bunun yanında bağırsak kanserlerinin büyük bir kısmı poliplerden gelişmektedir. Kolonoskopi esnasında yapılan polip çıkarma işlemi ile kanserleşmeden o dokuyu alarak kanser oluşumunu da önlemekteyiz. Eğer bağırsak kanseri için risk grubunda yer alıyorsanız. Vakit kaybetmeden kolon kanseri taramanız için kolonoskopi yaptırmaya bekliyoruz.

  • Yeni Bir Dönem Başlarken

    Yeni Bir Dönem Başlarken

    Bu hafta itibariyle yeni eğitim öğretim hayatına girmiş bulunuyoruz. Bu yeni dönemin herkes için hayırlı ve verimli geçmesini umuyorum.

    Uzun süren yaz tatilinin ardından tempolu bir döneme başlamak pek kolay olmuyor. Bir an evvel iş ve okul hayatına uyum sağlamak gerekiyor. Belki ufak motivasyonlar, kısa vadeli ve uzun vadeli planlar, hedefler uyum için ısınma egzersizleri olabilir. 

    Yenilik ve başlangıçlar ayı olan Eylül, eğitim hayatının da başladığı aydır. Kimisi bu ayda yeni başlıyor, kimisi de yeniden başlıyor…

    Değinmek istediğim ve son zamanlarda gözlemlediğim birkaç noktayı sizlere de aktarmak istedim.

    Ailelerin, özellikle annelerin, çocukların sabah uyanabilmeleriyle, ödevleriyle ve beslenmeleri gibi problemlerle epey meşgul olduklarını görüyorum, hatta bazılarının başı dertte bile diyebiliriz.

    Bebekken bizlere fazlasıyla ihtiyaç duyan çocuklarımız her yıl büyüdükçe bize olan ihtiyaçları ve bağımlılıkları azalmaktadır. Doğduğunda yemesi,  içmesi, giyinmesi, ağladığında sakinleşmesi, tuvalet ihtiyacı ve daha birçok ihtiyacını bakım veren kişi sayesinde giderebilmekteyken; 2 yaş itibariyle her yıl yeni beceriler ve sorumluluklar kazanırlar ve daha bağımsız hale gelirler. Daha doğrusu olması gereken, beklenen sağlıklı hal bu şekildedir. Aksi yaşandığında tıkanmalar, sorunlar hatta psikopatoloji bile yaşandığını görmekteyiz.

    Okul çağı, çocukların kendi kendine uyanma, hazırlanma, beslenmesini hazırlama, ödevlerini yapma, bakkala gitme, kırtasiyeye gitme, anahtar taşıma, boş zamanlarını programlama gibi becerileri kazandıran altın bir çağdır. Okul dönemi sadece çocuğu akademik hayata değil günlük hayata, yaşama da hazırlar. 

    “Çocuğum yeter ki ders çalışsın başka bir şey yapmasın” demek yanlış bir tutum. 

    Çocuklara bu dönemde destek olmak gerekir. Yeni kazanılan becerilerde desteğinizi ve şefkatinizi elbette esirgemeyeceksiniz. Fakat onların kazanmasını beklediğimiz şeyleri de sizler üstlenmeyeceksiniz. Onun ödevini yapmak, çantasını toplamak, odasını toplamak ve sabah uyandırmak vs. gibi görevler sizin sorumluluğunuz değil, ama sizin gözetiminizde çocuğun gerçekleştireceği sorumluluklardır.

    Oyun çağından okul çağına yeni geçmiş çocuklarınıza yol gösterici, model olacak şekilde, destekleyici, yüreklendirici ve kabul edici tutumla yaklaşılmalıdır. Örneğin, henüz sabah kendi başına erken uyanma becerisi olmayan bir çocuk için birlikte bir çalar saat alabilir, akşamları beraber kurabilirsiniz. Tabi bu çalar saatin neden gerekli olduğunu, ne işe yarayacağını açıklamalısınız. “ Sana sabahları daha rahat uyanabilmen için bir çalar saat alalım, böylece tam zamanında kalkarsın ve okuluna yetişirsin… Belki ilk başlarda bu sana zor gelebilir ama zamanla kolaylaşacağını göreceksin. Zaten ben sana yardımcı olacağım. Hiç merak etme… Hem senin büyüyüp geliştiğini buradan da anlayabileceğiz. Sen artık büyüyorsun ve daha fazla şeyi kendi başına yapmaya başlayacaksın… Eminim bu süreç hepimiz için de çok keyifli olacak…” gibi açıklamalar yapılmasını çok önemli buluyorum. 

    Böylece çocukların görevini üstlenen ebeveynler, özellikle anneler, çocukların gözünde- biliçdışında onları her sabah uyandıran, sıcak yataklarından koparan, kızan, asık suratlı veya bağıran kimseler olmaktan kurtulurlar.

    Tabii ki anneler de saat kurup kalkıyor olacaklar, fakat alarmla uyarılmış, uyanmış, güne başlamış çocuklarını kontrol etmek amaçlı, onlara günaydın demek için odalarına girmiş bulunacaklar. Bu ikisi arasında çok fark var. Birinde sorumluluk tamamen anneye ait ve çocukla cebelleşme, otorite- güç çekişmesi var; diğerinde ise sorumluluk çocuğa ait ve destekleyen, yönlendiren, ilgilenen, alaka gösteren bir anne tutumu var. 

     

    Çocuklara yeni bir beceri öğretirken mutlaka bu beceriyi tanıtın. Yapılması gerekenleri gösterin ve açıklayın. Ardından çocuğu başarılı olması için yönlendirin ve yardımcı olun. ( çalar saat örneğinde, evet saati kurma sırası sende…, hadi bakalım yarın tek başına yataktan kalkmayı deneyeceksin… gibi) Son olarak olumlu ifadelerle çocuğu yüreklendirdiğinizde artık becerinin kazanılmış olduğunu göreceksiniz. (işte oldu, artık kendi kendine uyanabiliyorsun, seninle gurur duyuyorum…, her geçen gün daha da büyüyorsun, yapabileceğini biliyordum… gibi) 

    Çocukların güvenlerini kırmamak ve destekleyici olabilmek için tüm bu diyalogların samimi, doğal ve içten bir şekilde gerçekleşmesine dikkat edilmelidir. Yapmacık ifadelerden ve abartılı söylemlerden kaçınılmalıdır.

    Çocuklara yaşlarına ve gelişimlerine göre verilen her bir sorumluluk onları güçlendirecek ve özgüvenlerine olumlu katkı sağlayacaktır. 

     

    Değinmek istediğim bir diğer mesele okullar açılırken bazı ebeveynlerin çok  fazla şikayetlenmesi meselesi.

    “Eyvah okul başlıyor! Ne yapacağız? Yine bir sürü ödev…, sabah erken kalkmak işkence…, zaten kahvaltıda da bir şey yemiyor… gibi söylemlerin dile getirilmesi.

    Bu tarz söylemlerde bulunan ebeveynler mutlaka kendi okul çağlarını hatırlamalı. Okul, ders, öğretmen vs. ‘nin ebeveynlerin kendi çocukluk travmalarını tetikliyor olabileceği akılda tutulmalıdır.

    “Kaygı Bulaşıcıdır?” yazımda da bahsetmiştim. Bazen ebeveynler olarak kendi kaygılarımızı çocuklarımıza bulaştırırız. Henüz okula yeni başlayacak ve okulla alakalı bir fikri olmayan çocuk için oldukça korkutucu bir durum ve bu tarz söylemlere maruz kaldıkça çocuk otomatik olarak kaygı ve korku yüklenecektir. 

    Tabi sizin içinde geçmişin hoş olmayan anılarıyla yaşamak zor olmalı. Böyle bir durumda bireysel olarak psikoterapi sürecinizden geçmenizi öneririm.

    Ebeveynlerin şikayetlenmesine sebep olabilecek bir diğer husus bu döneme kadar çocuğuna alması gereken sorumlulukları aldırmamış, kendilerine bağımlı bir çocuk yetiştirmiş olmaları olabilir. Bunu aynı zamanda çocuğu okula hazır hissetmemeleri ve de bu zamana kadar bunun için bir ön hazırlık yapmamaları olarak düşünmekte mümkün. Çocuğu oyun çağından okul çağına geçişe duygusal olarak, sosyal olarak, fiziksel olarak veya akademik olarak yetersiz bulmak gibi.

    Böyle bir durum olduğunda bir an evvel sorunu belirleyip ona göre hareket etmek gerekiyor. Sorunu belirlemede ve sizi yönlendirmesi için çocuğun öğretmeninden, okulun rehberlik servisinden, gerekirse bir çocuk psikoterapistinden yardım isteyebilirsiniz. 

    Her geçen gün aradaki boşluk büyüyecek, bu da telafiyi güçleştirecektir.

    Sevgi ve sağlıcakla…

  • Vazomotor rinit ( alerjik olmayan rinit )

    Rinit ( burun iltihabı ) burun içini döşeyen dokunun iltihaplanması ile oluşan, dünya genelinde yaygın bir hastalık olup, hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli bir soruna neden olur.

    Rinit yanında birçok hastalıkla birlikte toplum üzerinde önemli bir sosyo-ekonomik yük oluşturur. Rinite yol açan nedenler alerjenler veya diğer nedenler olarak ayrılabilir. Rinit hastalarının çoğunun alerjik olmayan önemli tetikleyiciler ile sorunlar yaşadığını görülmektedir. Bu yüzden alerjik olmayan veya her ikisinin birlikte olduğu (alerjik ve alerjik olmayan) rinitlerin alerjik rinittten ayırt edilmesi son derece önemlidir.

    Vazomotor Rinit ( İrritan rinit) diğer adları, Alerjik olmayan, Enfeksiyona bağlı olmayan rinit olarak bilinir. “Vazo”, kan damarlarını “motor”, burun dokusunu ve kan damarlarını uyaran sinirleri ifade eder. Bazende altında bir neden bulamadığımız rinitleri tanımlamak için idiopatik alerjik olmayan rinit olarak adlandırılır. Vazomotor rinit (VMR) dünya nüfusunun % 10 ile % 25’ini etkileyen küresel bir sağlık sorununu temsil etmektedir.

    Alerjik olmayan rinit (vazomotor rinit), kronik hapşırma, burun tıkanıklığı veya burun akıntısı ile kendini gösteren bir durumdur. Bu semptomlar alerjik rinit (saman nezlesi) ile benzer olsa da, alerjik olmayan rinit farklıdır çünkü bir alerjik rinit bağışıklık sisteminin oluşturmuş olduğu aşıra yanıta bağlı olarak gerçekleşir. Alerjik olmayan rinitte bağışıklık siteminde aşırı yanıta bağlı IgE antikorları gelişmeden oluşur. Alerji bildiğimiz gibi bağışıklık sisteminin alerjen olarak bilinen zararsız bir maddeye verdiği aşırı tepki sonucunda ortaya çıkar.

    Alerjik rinit daha sonra alerjik astıma dönüşebildiği gibi diğer alerjik hastalıklarla da birliktelik gösterebilir. Vazomotor rinit hayatı tehdit edici değildir. Devamlı şikayetleri olan hastalar için semptomlar rahatsız edici olabilir, ancak ciddi değildirler ve astıma ilerlemezler.

    Alerjik olmayan rinit çocuklar ve yetişkinleri etkileyebilir, ancak 20 yaşından sonra daha yaygındır. Alerjik olmayan rinit şikayetlerine yol açan tetikleyicileri değişebilir. Hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz çeşitli kimyasal içerikli kokuları veya tahriş edici maddeleri, hava değişimleri, bazı ilaçlar, belirli yiyecekleri ve kronik hastalıklar vazomotor rinit belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir.

    Alerjik bir nedenin dışlanmasından sonra alerjik olmayan rinit tanısı konur. Alerji uzmanları tarafından yapılacak olan alerji testleri neticesinde vazomotor rinit tanısı konulabilir.

    VAZOMOTOR RİNİT NASIL OLUŞUR ?

    Vazomotor rinit daha çok değişkenlik gösteren bazen de devamlı olabilen ani başlayan hızlıca gelişen ve genellik le kısa süreli burun tıkanıklığı, burun akıntısı, geniz akıntısı nadiren de kaşıntı ve hapşırık yakınmalarının eşlik ettiği, burun mukozasının aşırı yanıtına bağlı gelişen bir hastalıktır.

    Vazomotor rinit esas olarak burun içindeki kılcal damarların şişmesine yol açan burun içini döşeyen sinir uçlarının aşırı hassas olmasından kaynaklanır. Burun içindeki kan damarları genişlediğinde veya şiştiğinde burunda ödeme bağlı tıkanıklık oluşur ayrıca damar dışına sıvı kaçışına bağlı oluşan mukus burun akıntısına yol açar.

    Vazomotor rinitte burun içindeki nöral yapının bozulması denge halinde bulunması gereken sempatik ve parasempatik sinir sisteminin parasempatik snir sistemi yönünde kaydığını görülür. Sempatik sistemin çalışmasının azaldığı ve parasempatik sistemin daha baskın çalıştığını gösteren çalışmalar vardır. Bu hastaların burun içini döşeyen yapının hücresel düzeyde sinir uçlarının uyarılmasına aşırı yanıt verdiği gösterilmiştir

    Burundaki kan damarlarının neden aniden genişlediği dilate olduğu bilinmemektedir. Bu reaksiyona yol açan bazı yaygın tetikleyiciler vardır.

    Aşağıdakiler burun içindeki sinir uçlarında aşırı yanıta bağlı olarak damarların hızla genişlemesine yol açar.

    Parfüm, koku, yemek koku ve dumanı veya sigara dumanı gibi ortamdaki iritanlar. Bazı mesleklerde maruz kalınan kimyasal maddeler.

    Hava şartlarında değişim sıcaklık, basınç veya nem değişiklikleri özellikle kuru havalar neden olabilir.

    Sıcak veya baharatlı yiyecekler ve alkollü içecekler içmek de burnunuzun içindeki zarların şişmesine ve burun tıkanıklığına neden olabilir.

    İnorganik tozlar (ev tozu akarı dışındaki tozlar ), hava kirliliği.

    Bazı ilaçlar örneğin Aspirin, ibuprofen veya beta blokerler ( Propranolol , Metoprolol, Atenolol), sedatifler, antidepresanlar, oral kontraseptifler, erektil disfonksiyonu ve prostat hipertrofisinde kullanılan ilaçlarla dışında östrojen içeren hormon ilaçları en sık yol açan ilaçlardandır

    Stres (duygusal veya fiziksel) gibi durumlarda vazomotor rinitin oluşmasına yol açabilir.

    Diğer Alerjik olmayan rinit nedenlerinden ayırt edilmesi gerekir. Bunlar içinde

    Eozinofilik nonallerjik rinit (NARES)

    Mesleki rinit

    Hormonal rinit,

    Rinitis medicamentosa,

    Gustatuar rinit: genellikle yemek yemenin birkaç saati içinde vagus sinirinin uyarılmasından kaynaklanır.

    Enfeksiyonlar ve Atrofik rinit gibi alerjik olamayan rinitlerin vazomotor rinitten ayırt edilmesi gerekir.

    VAZOMOTOR RİNİT NEDENLERİ NELERDİR ?

    Vazomotor Rinit, aralıklı (gelen ve giden) hapşırma atakları, burun içindeki mukozadaki kan damarının genişlemesine bağlı burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile ortaya çıkan kronik rinittir.

    Alerjik olmayan rinitler içinde yer alan vasomator rinitin oluşmasında kuru bir atmosfer, hava kirleticileri, baharatlı yiyecekler, alkol, yoğun duygusal değişimler ve bazı ilaçlar gibi uyaranlarla ortaya çıktığı görülür, bu gibi dış faktörlere karşı aşırı bir tepki sonucunda görülmektedir.

    Aslında, polen, toz, küf veya kedi, köpek, kuş gibi hayvan tüyleri de dahil olmak üzere havada bulunan kimyasal içerikli partiküller, alerjik reaksiyona yol açmadan da yani bu şeylere aslında alerjisi olmamasına rağmen bazı insanları rahatsız edebilir.

    Alerjik rinitin aksine, vasomator rinit genellikle yetişkin yaşlarda başlar ve polen, ev tozu akarı, köpekler veya kediler gibi klasik alerjenlere maruz kalmasıyla kötüleşmez. Yani bu alerjenler alerjik hastalarda görüldüğü gibi bağışıklık sistemindeki IgE aracılıklı yol üzerinden alerjik reaksiyona yol açmaz. Vasomator rinit sıcaklık, nem ve / veya barometrik basınçtaki değişimlerden kaynaklanabileceğinden, hastalar ilkbahar ve sonbaharda yaşanan bu iklim koşullarındaki değişikliklerle ilişkili mevsimsel şikayetlerinde artışlar yaşayabilir. Bu nedenle, mevsimsel artış gösteren vasomator rinit, mevsimsel alerjik rinitle karışabilir.

    Vazomotor riniti olan insanlar ısı değişimi kimyasal içerikli partiküllerde veya duygusal ve hormonal değişimlere karşı yani her türlü irritasyona karşı olağanüstü derecede hassastırlar ve düşük konsantrasyonlarda irritanlara maruz kaldıklarında bile önemli nazal semptomlar oluşabilir.

    Vazomotor riniti olan kişiler genellikle “ıslak” ve “kuru” burun şikayetleri olan kişiler olarak iki gruba ayrılır. Bu reaksiyonlar, soğuk kuru hava, parfümler, boya dumanları ve sigara dumanı gibi spesifik olmayan tahriş edici uyaranlarla provoke edilebilir.

    Vazomotor rinitin en temel özellikleri nelerdir ?

    Genellikle alerji öyküsü yoktur.

    Hastada şikayetlere yol açan bir enfeksiyon yoktur.

    Vazomotor rinit değişken bir şekilde kendini gösterebilir. Burun tıkanıklığı, burun akıntısı veya kuruluk, hapşırma ve geniz akıntısı görülürken alerjik formun aksine, nadiren burunda kaşıntıya, ve ek olarak gözler veya boğazda kaşıntıya neden olur.

    Burun akıntısı yoğun olmakla birlikte burun kaşıntısı eşlik etmeksizin baş ağrısı özellikle frontal baş ağrısı eşlik edebilir.

    Yemek sonrasında (özellikle baharatlı yiyecekler) bazı hastalarda daha fazla burun akıntısı veya tıkanıklığı görülür.

    Normal bireyleri rahatsız etmeyen çevresel koşullar tarafından tetiklenebilen kalıcı veya aralıklı nazal semptomlara yol açabilir.

    Sıcaklık ve nem değişimlerinden dolayı bazen mevsimsel bir değişim mevcut olabilir.

    Çevresel faktörler arasında güçlü koku, soğuk havaya maruz kalma, sıcaklık, nem ve / veya hava basıncındaki değişiklikler yanında alkollü içeceklerin içilmesi ve adetle ilgili hormon seviyelerinde değişiklikler burun şikayetlerin oluşmasına yol açabilir.

    VAZOMOTOR RİNİT TANISI NASIL YAPILIR?

    Vazomotor rinit tanısı öncelikle klinik öykü ve diğer bilinen nedenlerin dışlanması ile konur.

    Vazomotor rinit tanısı hastanın şikayetlerinin öyküsü ve tetikleyicilerinin saptanması üzerine kuruludur. Özellikle alerjik rinitin dışlanması gerekir. Hastanın semptomlarına yol açan nedenleri ortaya koymak için alerji testlerine en sık deri prick testine ve kandan yapılan alerji testlerine başvurulur.

    Hastanın şikayetlerinin hikayesi, dikkatle alındıktan sonra genellikle dikkatli bir burun ve boğaz muayenesi yapılması teşhis için gereklidir. Öykü ve muayeneden sonra bazı testlere başvurulabilir. Alerjik bir temel olmadığından emin olmak için alerji deri prick testi ve diğer alerji testleri yapılmalıdır. Bu testler tedavi yaklaşımımızı etkileyecektir.

    Alerjik olmayan rinit ayırıcı tansında hipotroidi akromegali gibi hastalıklara dikkat edilmesi gereklidir. vazomotor rinitin nonalerjik eosinofillik rinit (NARES) ayırımının yapılması ve diğer alerjik olmayan rinitten ayırt edilmesi için kan ve diğer testlerin alerji uzmanları tarafından yapılması daha uygun olur.

    VAZOMOTOR RİNİT TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Vazomotor rinitte tedavi seçenekleri olmasına rağmen net ve kesin bir tedavisi yoktur. Uzun süreli şikayetleri olan hastaların uygulayabileceği tedavi seçenekleri öncelikle irritan faktörlerden kaçınmaya yöneliktir. Semptomlara yönelik olarak evde hazırlayacağımız veya eczenelerden alabileceğimiz tuzlu su içeren yıkama solüsyonları veya semptomatik ilaç tedavisinden faydalanabiliriz. Ayrıca sempatik ve parasempatik sinir sistemindeki dengesizliğini tedavi etmek için nörektomi ve alt konka hipertrofisine yönelik cerrahi girişimleri kapsamaktadır.

    Vazomotor rinit tedavisinde önlemler nelerdir ?

    Vazomotor rinit şikayetlerine yol açan nedenlerden kaçınma son derece önemlidir. Solunum tahriş edici olan güçlü koku (parfüm, sabun, boya vb.) Ve hava kirletici maddeler (duman dumanı, tütün dumanı) gibi çevresel tetikleyicilerden kaçınılması semptomların daha da kötüleşmesini engellemek için tavsiye edilebilir.

    Evinizin içini sabit bir sıcaklıkta tutmak ve havanın nemini ayarlamak için bir nemlendirici kullanmak, rinit semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Ev ve işyerini tozdan, dumandan ve diğer alerjenlerden ve çevresel tahriş edici maddelerden uzak tutmaya da çalışmalısınız. Vazomotor rinitli birçok hasta alerjik yolla olmasa da en güçlü tahriş edici olan evin içindeki tozlar için önlem almalıdır.

    Alkollü içeceklerin, özellikle bira ve şarabın içilmesi, genellikle vazomotor rinit semptomlarını şiddetlendirir ve kaçınılması muhtemel faktörler olarak kabul edilebilir. Bazı ilaçlar özellikle aspirin gibi nsai ilaçlar veya Reserpin ve Propranalol içeren tansiyon ilaçları, şikayetlerin daha da kötüleştirebilir. Bunların dışında aldığınız ilaçlar konusunda bilgi almak için doktorunuza danışmalısınız.

    Egzersiz yapmak ve Fiziksel aktivite, kan damarların üzerinde etkisi olan sempatik sinir sisteminin düzenlenmesi yardımcı olur.

    Vazomotor rinitte önlemler dışında evde hazırlayacağımızı tuzlu solüsyonları veya eczanelerden alacağımız %0.9’luk serum fizyolojik içeren solüsyonlar ile yapılan burun yıkamalarının, burun içinde yer alan irritanların uzaklaştırılması ve temizlenmesine yardımcı olarak sekresyonların azalmasını sağlayabilir.

    Vazomotor rinit tedavisinde İlaç Tedavisi nelerdir ?

    Antihistaminikler değişken bir cevaba sahiptir. İkinci jenerasyon oral antihistaminikler vazomotor rinit tedavisinde etkisi çok görülmemektedir, ancak birinci jenerasyon oral antihistaminikler antikolinerjik aktiviteye bağlı olarak bazı faydalar sağlayabilir. Özellikle bazı topikal antihistaminiklerin nasal spray olarak kullanılmasıyla vazomotor rinitte etkisi olduğu tespit edilmiştir.

    Ülkemizde de eczanelerde yer alan topikal antihistaminikten azelastin, vazomotor rinit için etkili olduğu gösterilen bir ilaçtır.

    Antihistaminik ilaçlar ana semptomu burun akıntısı olan ve genellikle alerjik rinit ve vazomotor rinit birlikte olan birçok hasta için kullanılabilir.

    Antikolinerjik ajanlar içinde topikal uygulama için onaylanan tek topikal antikolinerjik ilaç, ipratropium bromürdür. Burun akıntısı daha yoğun olan hastalarda, veya tek semptom olduğunda ipratropyum bromür (% 0,03) burun spreyi önerilir. Güncellenen rinit uygulama parametrelerinden intranazal kortikosteroid ile kombinasyon halinde kullanımı, burun akıntısı tedavisi için tek başına kullanılan bir ilaca göre daha etkilidir.

    İntranazal kortikosteroidlerin özellikle vazomotor rinit ve NARES’de etkili olduğu bulunmuştur. Klinik olarak, şu anda mevcut olan intranazal steroidler arasında bir fark bulunmadığı görülmektedir. Hemen etkisini göstermeye başlamazlar semptomların iyileşmeye başlaması 24 ila 72 saat sürebilir. Topikal steroidler burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma üzerinde etkilidir. Fosfolipaz A2’yi inhibe ederek, asetilkolin reseptörlerinin aktivitesini azaltarak ve bazofil, mast hücresi ve eozinofil sayılarını azaltarak, vazoaktif mediyatörlerin neden olduğu lokal inflamatuar yanıtı baskılarlar.

    Dekonjestanlar veya sempatomimetik ajanlar, çoğunlukla tıkanıklık için kullanılır. Vazomotor rinitin tedavisi için dekonjestanlar dirençli hastalar için sadece 10 gün süre ile olmalıdır. Dekonjestanlar burun kan damarlarını daraltarak çalışır. Bu ilaçlar, reçeteli bir burun spreyi veya ağızdan alınan bir tablet şeklinde olabilir.

    Topikal olarak, bu ilaçlar Rhinitis Medicamentosa’ya ( bu ilaçların topikal formülasyonlarını beş günden fazla bir süre sonra kullandıktan sonra oluşan tıkanıklığına) neden olabilir.

    Vazomotor rinit tedavisinde cerrahi tedaviler nelerdir?

    Vazomotor Rinit ilaç tedavisine cevap vermiyorsa, nadiren cerrahi prosedürler düşünülebilir. Vazomotor rinit için uygulanan cerrahi tedaviler daha çok alt konka hipertrofisine ve otonom sinir sisteminde bozukluklara yöneliktir.

    6 veya 12 aylık başarısız tıbbi tedaviden sonra (azelastin ve / veya dekonjestanlar ve / veya ipratropyum bromür ile intranazal kortikosteroid) sonra cerrahi seçenekler düşünülebilir. Hastanın vazomotor rinit yanında ağır nazal septal deviasyonuna bağlı burun tıkanıklığı varsa alt konka hipertrofisi, adenoidal hipertrofi veya refrakter sinüzit gibi birlikte diğer sorunları varsa cerrahi işlemler daha ön planda tutulabilir.

    Alk konka hipertrofisine yönelik olarak sklerozan madde enjeksiyonları, dışında radyofrekans ile koterisazyon veya gümüş nitrat ile kimyasal veya elektrokoterisazyon işlemleri yapılabilir. Kriyoterapi de mukoza ve submukozayı üzerine yapılan tedavi ile tıkanıklık için oldukça başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Bununla birlikte, bazen uzun süreli postoperatif burun tıkanıklığı ve nazal septumda hasar olasılığı da vardır.

    Gümüş nitrat veya elektrik akımı ile yapılan koterisazyon, sadece mukozayı etki eder. Kriyoterapi, submukozayı da etkilediği için koterizasyondan üstündür.

    Alt konka kemiğinin submukozal rezeksiyonu, parsiyel veya total konka rezeksiyonu, ve turbinoplasti gibi cerrahi işlemler uygulanabilir. Ameliyat sonrası kanamanın olabileceği zor prosedürlerdir. Kısmi veya total alt konka rezeksiyonu burun tıkanıklığı için oldukça başarılı tedavilerdir, ancak ameliyat sonrası kanama ve kabuklanmaya yol açabilir.

    Vidian nörektomi ile hem semptatik hemde parasempatik sistemdeki fonksiyon bozukluğu düzeltilmeye çalışılır. Özellikle burun akıntısı üzerine son derece etkilidir. Vidian sinir dışında anterior etmoid sinir blokajı veya sphenopalatin sinir ganglion blokajınında etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

    Otonom sinir sistemi, burun ve paranazal sinüsleri üzerinde etkisi vardır ayrıca astım gibi solunum yolu hastalıklarında önemli bir rol oynar. Burun içindeki damarlar ve bezlerin otonom sinir sistemi tarafından uyarılması burnumuzdan içimize aldığımız havanın sıcaklığının düzenlenmesini ayrıca neminin ayarlanması sağlar bunun dışında alt solunum yollarına hava geçişinde partiküllerin temizlenmesi üzerinde de önemli bir role sahiptir.

    Yeni geliştirilen tedavi yöntemleri bu otonomik disfonksiyon üzerine planlanmaktadır.

    Botulinum toksin A’nın nöroimmünomodülatör etkileri ile semptomlarını hafifletme konusunda umut verici sonuçlar göstermiştir. Burun içine uygulanan botulinum toksin tip A (BTX-A) enjeksiyonu tedavi burun akıntısı ve diğer semptomların azalmasına neden olduğu bildirilmiştir.

    Kapsaisin de yeni bir anti-enflamatuar sınıf olarak ortaya çıkmıştır. Kapsaisin, kırmızı biberin yağında bulunan kimyasaldır ve başlangıçta uygulanan alanı tahriş eder, ancak daha sonra duyusal sinir liflerini duyarsızlaştırır. Burun tıkanıklığı, hapşırma ve tıkanıklıktan sorumlu burun hiperreaktivitesini denemek ve azaltmak için intranazal kullanılmıştır ve çalışmalarda etkili olduğu gösterilmiştir.

    Sfenopalatin gangliona uygulanan akupunktur ile bir çalışmada, hava yolunda iyileşme olduğu gösterilmiştir. Amerikada yapılan bir çalışmada akupunktur uygulanan bir hasta grubunda vazomotor rinit semptomlarında azalma olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışmadaysa etkili olmadığı gösterilmiştir.

    Gümüş nitratın topikal olarak burun içine uygulanması bir çalışmada etkili olduğu bulunmuştur. Hastalarda burun akıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığında iyileşme saptandı. Vazomotor rinitli hastalarda prospektif olarak yapılan iki çalışma da nazal semptomlarda anlamlı iyileşme sağladı gösterilmiştir.

    SONUÇ OLARAK

    Vazomotor Rinit, aralıklı (gelen ve giden) hapşırma atakları, burun içindeki mukozadaki kan damarının genişlemesine bağlı olarak burun akıntısı ve burun tıkanıklığı ile ortaya çıkan kronik rinittir.

    Hayatımız boyunca karşılaşabileceğimiz çeşitli kimyasal içerikli kokuları veya tahriş edici maddeleri, hava değişimleri, bazı ilaçlar, belirli yiyecekleri ve kronik hastalıklar vazomotor rinit belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir.

    Polen, toz, küf veya kedi, köpek, kuş gibi hayvan tüyleri de dahil olmak üzere havada bulunan kimyasal içerikli partiküller, alerjik reaksiyona yol açmadan da yani bu şeylere aslında alerjisi olmamasına rağmen bazı insanları rahatsız edebilir.

    Vazomotor rinit tanısı hastanın şikayetlerinin öyküsü ve tetikleyicilerinin saptanması üzerine kuruludur. Özellikle alerjik rinitin dışlanması gerekir.

    Vazomotor rinitte tedavi önlem, ilaç tedavi ve cerrahi yöntemler ile yapılır.

    6 veya 12 aylık başarısız tıbbi tedaviden sonra (azelastin ve / veya dekonjestanlar ve / veya ipratropyum bromür ile intranazal kortikosteroid) sonra cerrahi seçenekler düşünülebilir.

    Burun içine uygulanan botulinum toksin tip A (BTX-A) enjeksiyonu ve Kapsaisin de yeni bir anti-enflamatuar ilaçlar yeni tedaviler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Alerjik bir nedenin dışlanmasından sonra alerjik olmayan rinit tanısı konur. Alerji uzmanları tarafından yapılacak olan alerji testleri ve diğer testler neticesinde vazomotor rinit tanısı konulabilir.

  • Cinayete Tanık Olmak Bir Çocuğun Psikolojisini Nasıl Etkiler?

    Cinayete Tanık Olmak Bir Çocuğun Psikolojisini Nasıl Etkiler?

    Cinayeti izleyen bir çocuğun duygusu dehşet, korku, suçluluk, utanç ve çaresizlik olur. Bir çocuk böyle bir sahneye maruz kaldığında ilk duygusu dehşet olur. Dehşete kapılan çocuğun davranışıysa donmadır. Çocuk bu görüntüyü izlerken donar ve bütün olan biteni hafızasının derinliklerine hiç silinmeyecek bir şekilde kaydeder.

    Cinayete kurban giden kişinin çocuğun annesi, katilin ise babası olması çocuktaki travmayı hangi boyutlara taşır?

    Çocuğun maruz kaldığı görüntünün annesine ve babasına ait olması ise çocuğun içinde parçalanma duygusu yaratır. Sanki çocuğun bütün ruhu ve bedeni toz bulutu kadar ince milyonlarca parçaya ayrılmış gibi hisseder. Yok olmuş gibi hisseder.

    Bir çocuğun ailesi onun dünyasıdır. Aile çocuğun güvende hissettiği, dışardan gelecek herhangi bir tehlikeye karşı emniyette olduğu yerdir. Hal böyleyken en büyük tehdit ve tehlikenin ailesinden geldiğine tanık olan çocuğun dünyaya olan güven duygusu ciddi biçimde zarar görür. Bu çocuk için dünya artık güvensiz , insanlar da tehlikelidir. Her an zarar göreceğine dair derin bir şüpheyle yaşar kalan hayatını.

    Cinayete tanık olmak bir çocuğun geleceğini nasıl etkiler? Bu büyük travma sonrası büyüyen çocuğun psikolojisi nasıl olur?

    Çocuğun maruz kaldığı bu olayda etrafında varolan her şey çocuğun beynine travmatik anının hatırlatıcıları olarak kaydedilir. Annesinin ölüm anındaki çığlığı, odadaki eşyalar, babanın elindeki bıçak, içerdeki koku. Bu hatırlatıcılarla her temasında çocuk kaç yaşında olursa olsun dehşet anına geri döner. Dolayısıyla bu çocuk ilerleyen yaşlarında yaşadığı bu travmatik anının duygusuna sürekli maruz kalır.

    Cinayete tanık olan çocuk ilk aşamada travma anını sık sık rüyalarında kabus olarak görür. Bu kabuslar çocuğu dehşete düşürdüğü için uyumak istemez. Dolayısıyla bu çocuklarda en sık karşılaştığımız durum uyku problemleridir.Ayrıca geceleri altına kaçırma, tek başına uyuyamama, donukluk, etrafında olan bitene ilgisinin azalması, diğer çocuklar gibi oyun oynayamama, hep bir tehlike beklentisi bu çocuklarda sıkça karşılaştığımız diğer duygu durum bozukluklarıdır.

    Cinayete tanık olan çocuğun hissettiği bir diğer duygu ise suçluluk ve utançtır. Çocuk cinayeti herhangi bir şekilde önleyemediği için kendisini suçlu ve utanmış hisseder. 

    Böyle bir travma sonrası büyüyen çocuk yaşadığı acının bedelini ya kendisinden çıkarmaya çalışır ya da  etrafındaki insanlara ödetmeye çalışır. Kendisine zarar veren eş ya da sevgili bulabilir, babası gibi saldırgan bir partner bulma olasılığı çok yüksektir mesela. Ya da bu yaşadığı acının sorumluluğu diğer bütün insanlara yıkar. İçinde herkese karşı bitmeyen bir öfke, nefret ve kin besler. 

    Şayet cinayete maruz kalan çocuk erkek çocuğuysa ilerde yetişkin bir erkek olduğunda eşine ya sevgilisine şiddet gösterme eğilimi çok yüksektir. Babasının annesine yaptığı eziyetin aynısını erkek çocuğu da eşine yapar. 

    Travmayı en az hasarla atlatabilmesi ve normalleşme sürecine girebilmesi için cinayete tanık olmuş çocuğa yaklaşım nasıl olmalı, hem aile hem de devlet kurumlarına düşen görevler ve sorumluluklar nelerdir?

    Böyle bir travmaya maruz kalan çocuk için ilk olarak yapılacak şey yaşadığı bu travmayı hatırlatacak herhangi bir görsel ya da işitsel bir uyaranın bulunmadığı güvenli bir ortam sağlanmasıdır. Çocuğa bu süreçte televizyon izletilmemesi gerekir. 

    Çocuk ailede güvende hissettiği bir yetişkinin yanında kalabilir. Kendi doğal ortamından uzaklaştırılmaması uygundur. Yanında kaldığı yetişkinlerin ya da etrafındaki insanların bu olayla ilgili çocuğun yanında konuşması, çocuğa olayla ilgili sorular sorulması uygun değildir. Çocuk olayla ilgili herhangi bir şey sorarsa kısa ve net cevaplar verilmesi, çocuk olayla ilgili duygularını paylaştığında da dikkatlice ve sözünü kesmeden dinlenilmesi gerekir.

    Böyle bir travma yaşayan çocuk için hem annesinin yasını tamamlamasına hem de babasına olan öfkesini ifade etmesine olanak tanınmalıdır. 

    Bu süreçte psikolog desteği çok önemlidir. Uzman bir psikolog desteği yaşadığı travmayı sindirebilmesine olanak sağlar. Travmadan oluşabilecek kalıcı hasarların önüne geçer. 

    Toplum olarak bize düşen görev ise yaşanan bu gibi olayların videosunu izlememek, yakın çevremizdeki insanlara izlettirmemektir. Bu videolar insanların duyarsızlaşmasına yaşanan olayların normalize edilmesine sebep olmaktadır. 

  • Şeker hastasının dikkat etmesi gerekenler

    Şeker hastasının dikkat etmesi gerekenler

    1-Doktorunuzun önerdiği ilaç veya insülin tedavisi ve diyete aynen uygulamaya çalışın. İlaçlarınızı doktorunuza sormadan değiştirmeyin veya kesmeyiniz. Seker düşmeleri oluyorsa doz ayarlaması için hemen doktorunuza başvurunuz. Herhangi bir sorun hissetmeseniz bile 3 ayda bir doktorunuza kontrole geliniz.

    2. Yılda bir defa göz muayenesi olunuz. Göz doktorunuza şeker hastası olduğunuzu söylemeyi unutmayınız.

    3. İki yılda bir diş doktoruna giderek muayene olunuz. Özellikle diş etlerindeki iltihap seker hastaları için çok önemlidir.

    4. Her yıl Eylül ayında grip aşısı olunuz.

    5. Ayaklarınızı her gün ılık sabunlu suyla yıkayınız ve arkasından kurulayınız.

    6. Cildinizde kuruma olabilir. O nedenle cildinizi nemlendirici kremlerle nemlendiriniz. Ayak parmak aralarına krem sürmeyiniz.

    7. Çoraplar pamuktan olmalı ve bacağınızı sıkmamalı, iz bırakmamalıdır.

    8. Ayaklarda nasir varsa mutlaka cildiye uzmanına giderek tedavi ettiriniz.

    9. Yazın mutlaka çorap giyiniz. Çıplak ayakla dolaşmayınız.

    10. Ayakkabınız rahat olmalı, dar veya bol olmamalıdır.

    11. Ayak tırnaklarınızı düz olarak kesiniz.

    12. Sigara içmeyiniz. Şeker hastalarında sigara içilmesiyle kalp ve bacak damarlarında çok hızlı tıkanma, kalp krizi ve ayak kangrenine neden olabilir.

    13. Her gün aspirin alınız. Aspirin 100 – 300mg olabilir. Bu dozdan fazla almayınız. Ülser, gastrit, karaciğer hastalığı, kanama riski varsa aspirin almayınız. En iyisi doktorunuzla bu konuyu konuşunuz.

    14. Tansiyonunuzu takip ediniz. Tansiyonunuz 130/80mmHg’den fazla olmamalıdır. Yüksek ise doktorunuza başvurunuz.

    15. Stresten uzak durmaya çalışın. Stres, üzüntü, sıkıntı kan şekerini yükseltir.

    16. Vitamin olarak antioksidan vitamin alınız.

    17. Şeker ölçüm cihazı alarak kendi şekerinizi ölçmeyi öğreniniz ve takip ediniz.

    18. Her gün veya haftada en az 3 kez 20-30 dakika yürüyüş yapınız.

    19. Üç ayda bir doktorunuza kontrole giderek açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, kan sayımı; 6 ayda bir kolesterol testleri ve mikroalbuminüri, yılda bir kalp EKG’si ve batın ultrasonu ve TSH ölçümü yaptırınız.

  • Boşluk Duygusu Nedir? Boşluk Duygusuyla Nasıl Başedilir?

    Boşluk Duygusu Nedir? Boşluk Duygusuyla Nasıl Başedilir?

    Boşluk duygusu; olumlu ya da olumsuz hiçbir duygu hissetmemek anlamına gelir. İnsan beyni her zaman bir duyguya ihtiyaç duyar, olumlu ya da olumsuz bir duygu hissetmek ister. Boşluk duygusu insanları çok rahatsız eden bir duygudur.

    Boşluk duygusu uzun sürmesi halinde kişide depersonalizasyon ve derealizasyon dediğimiz duygular ortaya çıkar. Depersonalizasyon kişinin kendine yabancılaşması hissidir. Bir nevi hissizlik duygusu da denilebilir. Depersonalizasyonda kişi beş duyu organıyla algıladığı duyguları hissedemez. Yediği yemeğin tadı yavan gelir, vücudu sanki uyuşmuş gibidir, tenindeki herhangi bir duyumu hissedemez, bu durum bütün duyu organları için geçerlidir. Derealizasyon ise kişinin bulunduğu ortamdan kopma halidir. Derealizasyonda kişi etrafında olup biteni algılamakta güçlük çeker, dünyayı bir ekranın arkasından izliyormuş hissine kapılır. Karşısında biri konuşurken onu takip etmekte zorlanır. İşine odaklanmakta güçlük çeker. Unutkanlıkları artar kısacası hayattaki işlevselliği bozulur.

    Boşluk Duygusu Neden Olur?

    Boşluk duygusunun en önemli sebebi yüksek bir duyguya maruz kalmaktır. Son zamanlarda yaşadığınız olumlu veya olumsuz bir durum sizin boşluk duygusu hissetmenize sebep olmuş olabilir. Bu bir sevgiliden ayrılmak olabileceği gibi yakın zamanda yaşanan bir iş değişikliği, yeni bir eve taşınmak, yaşadığınız şehri değiştirmek ya da bir yakınını kaybetmek de olabilir. Ayrıca boşluk duygusu doğum sonrası dönemde, bazı kişilik bozukluklarında (özellikle borderline kişilik bozukluğu ve narsistik kişilik bozukluğu), çekingen özellik gösteren kişilerde sıkça karşılaştığımız duyguların başında gelir. 

    Bizim beynimiz çok yüksek bir duyguya maruz kaldığında tabiri caizse şalteli kapatır. Bunun sonucu ise boşluk hissidir. Beyin yaşadığı yüksek duyguyu hazmedemediğinden hiçbir duygu hissetmemeyi tercih eder. Bu bilinçli yapılan bir davranış değildir, bilinçdışı işleyen bir süreçtir. 

    Boşluk Duygusunun Çocukluk Yaşantısıyla Bağlantısı

    Boşluk duygusu ihmal edilen çocuklarda görülür. Çocukluk döneminde özellikle erken çocukluk dediğimiz 0-6 yaş arasında kişi bu duyguya ne kadar maruz bırakıldıysa bugün bu duyguyu hissetme ihtimali o kadar artar. Çocukluk döneminde ihmal; çocuğun ihtiyaç duyduğunda, ihtiyaç duyduğu yetişkine (annesi ya da çocuğa bakım veren kişi) ulaşamamasıdır. Boşluk duygusu hisseden kişiler çocukluklarında az ilişki kurulan, çoğunlukla yalnız büyüyen çocuklardır. Özellikle bebeklik döneminde uzun süre ilişki kurulmayan çocuklarda boşluk duygusu daha yüksek olur.

    Boşluk duygusu bazen kişinin kendisine ait bir duygu olmayabilir. Yani çocuğa bakım veren kişi kendi çocukluk döneminde bu duyguyu hissetmişse bunu çocuğuna aktarır. Anne bunu çocuğa, çocukla fiziksel temas kurmayarak, çocuğu dinlemeyerek, çocuğu görmezden gelerek, çocukla göz teması kurmayarak ya da çocuğu yalnız bırakarak aktarır. Çocuğuna boşluk duygusu aktaran kişiler sıklıkla şu cümleleri kurar;’benim hayata bağlanma sebebim çocuğum, çocuğum olmasa hayatın bir anlamı yok, bu çocuk benim yaşam kaynağım.’ Çocuğa boşluk duygusunu aktarmak bu annelerin bilinçli yaptıkları bir davranış değildir. Bu davranışı bilinçdışı yaparlar.

    Boşluk Duygusu Belirtileri

    Boşluk duygusunda kişi sanki hayatı sedece geçip gidiyormuş hissine kapılır. Yaptığı işten, yediği yemekten, giydiği kıyafetten, gittiği tatilden tad alamaz. Sanki duyguları dondurulmuş gibidir. Koltukta bir sinema filmi seyrediyormuş gibi yaşar hayatı. Bu kişiler eşlerine yeteri kadar bağlı olmadığını düşünebilir, diğer insanlar gibi derinden sevemediklerini düşünebilir, kendilerini sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi hissedebilirler.  Bu kişiler çoğunlukla boşluk duygusunu; içimde yıllardır ara ara gelen çok büyük bir boşluk duygusu var, hissettiklerimi kelimeye dökemiyorum diye tarif eder. 

    Boşluk duygusu hisseden kişiler, boşluk duygusundan kaçmak için bağımlılık yapan maddelere yönelebilir. Bu bağımlılıklar alkol, sigara, uyuşturucu ya da pornografi bağımlılığıdır. Bağımlılıklar kişinin çocukluk döneminde yaşadığı olumsuz duygularla temasını engeller. Özellikle uyuştucu madde bağımlılığının altında yatan en önemli neden boşluk duygusudur. Boşluk duygusu hisseden kişilerin, boşluk duygusundan kaçmak için başvurduğu diğer yöntemler ise aşırı yemek yemek, şeker ve kadbonhidrat içeren gıdalar tüketmek ve alışveriş yapmaktır. Yapılan bütün bu eylemler kişiyi geçici bir süre rahatlatır. Boşluk duygusu hisseden kişi bu duyguları her hissettiğinde bağımlılıklarından birine başvurmak zorunda kalır. Bağımlılık yapan bu maddelerin hepsi zamanla kişinin sağlığını kaybetmesine sebep olur. 

    Boşluk Duygusu Tedavisi

    Boşluk duygusu hisseden kişilere  tavsiyem kendi vücudunuzla sık sık temas kuracağınız aktiviteler yapmanız. Bunun için meditasyon yapabilirsiniz, yoga yapabilirsiniz, spor yapabilirsiniz, yani vücudunuzu daha çok hissedeceğiniz aktivitelere yönelin.

    Bütün bunları yaptığınız halde bu duyguyla başa çıkmakta zorlanıyorsanız bir uzmandan destek alın. Boşluk duygusu erken dönem sıkıntısı olduğu için emdr ve eft tekniğiyle hissetiğiniz bu duygunun çocukluk dönemindeki bağlantısı kurulur ve duygu boşaltılır. 

    Boşluk duygusunun tedavisinde kişi bu duyguyu günlük hayatında nasıl tecrübe ediyor, çocukluk döneminde bu duyguyu nasıl yaşadı, ergenlik döneminde bu duyguyu nasıl yaşadı ona bakılır. Örneğin kişinin boşluk duygusunu en çok hissettiği yer iş yeriyse orda ne oluyor da bu duyguyu hissediyor o konuşulur. Tedavide emdr tekniği erken dönem çocukluk anılarının bağlantısını kurmayı sağlarken, eft tekniği bağlantısı kurulan bu anıların duygularının boşaltılmasını sağlar. 

  • Fekal mikrobiyota transplantasyonu

    Fekal mikrobiyota transplantasyonu (FMT) on yıl öncesine kadar emekleme dönemindeydi. Güvenlik ve etkinliği ile ilgili çok fazla bilgi yoktu. Ancak son yıllarda, bu konuda çalışmalar artarak devam etmektedir. 2017 yılı itibariyle 300 üzerinde makale yayınlanmış ve 200 civarında kayıtlı devam eden çalışma mevcuttur. FMT ilk olarak Clostridium difficile (C.dif) enfeksiyonunda çalışılmıştır. Rekürren C.dif enfeksiyonundaki yüksek etkinliği diğer alanlarda da çalışmalara cesaret vermiştir. Bu alanlar inflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH), ilaç dirençli bakteri, irritabl bağırsak sendromu (İBS) ve karaciğer hastalıklarıdır.

    FMT ve ilaç-dirençli bakterilerin kolonizasyon direnci

    Kolonizasyon direnci, tanım olarak bağırsak mikrobiyotasının dirençli bakterilerin çoğalması ve kolonizasyonunu engellemesi olarak tanımlanabilir. Bu yeteneğini kaybetmiş bir bağırsak mikrobiyotasına FMT ile yeniden direnç kazanılması tedavinin etkinliğini açıklayabilir. Tıp alanında ve gıda sanayisinde antibiyotiklerin yaygın olarak kullanılması sonucu dirençli bakteriler bağırsakta kolonize olmakta ve insan sağlığını tehdit etmektedir (1). Bu nedenle, FMT dirençli bakterilerin tutunmasını ve kolonizasyonunu azaltmakta potansiyel bir tedavidir. Bilinski ve ark hastaları 1 ay içinde %60, 12 ayda ise %93 oranında dirençli bakteri kolonizasyonundan kurtarmıştır (2). Rekürren C.dif hastalarında uygulanan FMT’nin, dirençli bakteri genlerini önemli oranda azalttığı gösterilmiştir (3,4).Mahieu ve ark FMT nin vankomisin rezistan Enterokok (VRE) ve karbapenemaz üreten Enterobactericae (CPE) kolonizasyonunu azalttığını göstermiştir (5). Ancak enema şeklindeki FMT uygulamalarının etkili olmadığı, uygulama yolunun tedavi başarısında önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir (6). Stalenhoef ve ark bir olguda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonuna neden olan Pseudomonas aeruginosa etkenini FMT ile eradike ettiğini göstermiştir (7). Sonuç olarak, FMT uygun hasta ve koşullarda antibiyotik-dirençli bakterilerin dekolonizasyonunda etkiliolabilecek potansiyel bir tedavi yöntemi olarak ortaya çıkmaktadır.

    FMT ve İBH

    Yakın zamanda yayınlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz İBH nın birçok alt tipinde FMT nin remisyon sağlamada atkin olduğu bildirilmiştir (8). Ülseratif kolitte (ÜK) 201/555 (%36), Crohn hastalığında 42/83 (%50.5) ve poşitte 5/23 (%21.5) remisyon oranları bildirilmiştir. FMT öncesinde antibiyotik kullanımı tedavi başarısını arttırmaktadır. Bu nedenle daha önceki çalışmalarda antibiyotik tedavisinin olmaması düşük tedavi oranlarını açıklayabilir (9). Üç randomize plasebo kontrollü ÜK çalışması yayınlanmıştır. En büyük çalışma Paramsothy ve ark çalışmasıdır ve bu çalışmada plaseboya göre FMT nin remisyon sağlamada üstün olduğu gösterilmiştir. Ancak her iki çalışma da yetersiz tedavi başarısı nedeniyle erken sonlandırılmıştır (10). Ancak bu çalışmada planlanan hasta alımının ancak %58 ini ulaşılabilmesi soru işaretlerini arttırmaktadır. Bu sonuçlar ümit verici olmakla birlikte henüz kanıta dayalı olarak İBH’da FMT tavsiyesinde bulunmak mümkün değildir. Crohn hastalığında (CH) ise durum daha karmaşıktır. Prospektif açık etiketli bir çalışmada, daha önceki tedavilerde başarısız olan hastalarda FMT ile 11/19 (%58) başarı sağlanmış ancak geri kalan hastalarda tedavi dozu artırımı gerekmiştir 7/8 (%87.5) (11).

    İBH’da FMT uygulaması ile ilgili birçok bilinmeyen vardır. Bunlar arasında ideal donör kimdir ve kaç seans, ne kadar sıklıkla FMT yapılmalıdır? Step-up yaklaşımı denilen steroid drençli veya refrakter ÜK olgularında adım adım tedavinin FMT’ye doğu artarak ilerlemesi gibi bazı alternatif yaklaşımlar daha yüksek başarı bildirmektedir (12).

    Diğer Gastrointestinal Durumlarda FMT

    Fonksiyonel bağırsak hastalıklarından özellikle İBS’de yapılan çalışmalarda %69 yanıt oranları bildirilmiştir. Ancak hasta spesifik uzun dönem tatmin edici başarı ancak hastaların %46 sında elde edilmiştir (13). Tian ve ark yavaş transit konstipasyonda kontrol grubuna göre anlamlı düzelme sağlamıştır (%36.7 vs %13.3). Tedavi yanıtı 12 hafta takip edilmiştir (14). Diyet lifi ve probiyotik ile birlikte FMT uygulandığında, hastaların %52.5 inde klinik remisyona ulaşılmıştır (15). Kronik intestinal psödo-obstruksiyon ile ilgili bir olgu serisinde, %44 başarı elde edilmiştir (16). Bu hastalar 8 hafta sonra bile normal beslenebilmiştir. Bir olguda fonksiyonel dispepsi olan 5 yaşındaki bir çocukta FMT ile semptomların düzeldiği bildirilmiştir (17).

    FMT ve gelecekteki potansiyel

    Non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYK) toplumda giderek artan insülin rezistansı ve adipozite ile birlikte olabilen, potnsiyel olarak siroza ve hepatoselüler kansere ilerleyebilen bir hastalıktır. Toplumda basit karaciğer yağlanması görülme sıklığı %25 dir. Hayvan çalışmalarında FMT ile kilo kontrolü ve karaciğer yağ miktarında hatta NAS skoru (karaciğer histolojik skoru) düzelmesi bildirilmiştir (18,19). Şiddetli alkolik hepatit hastalarında steroid kullanılamayan bir grupta yapılan çalışmada FMT nin asit ve hepatik ensefalopatiyi gerilettiği, 1 yıllık sağkalımın iyileştiği rapor edilmiştir (%87 vs 33) (20). Bajaj ve ark hepatik ensefalopati hastalarında FMT ile kognitif fonksiyonların ve disbiyozisin düzeldiğini bildirmiştir (22).

    SONUÇ

    FMT gelecek vaad eden, potansiyel olarak disbiyozisin eşlik ettiği hastalıklara çalışma konusu olabilecek, maliyeti düşük bir tedavidir. Ancak en önemli sorunların başında uzun dönem güvenlik gelmektedir. Bunun dışında metodoloji, uygun donör ve alıcı özellikleri henüz net değildir. Mikrobiyota testlerinin ucuzlaması ve hızlanması ile birlikte alıcı verici mikrobiyotaları FMT öncesi bakılabilir hatta FMT sonrası vericinin mikrobiyotasının alıcıda kolonizasyonu takip edilebilir. Ancak muhtemelen artifisiyel olarak daha standart mikrobiyal çözeltilerin gelecekte feçesin yerini alma ihtimali mevcuttur.

    KAYNAKLAR

    Forslund K, Sunagawa S, Kultima JR, Mende DR, Arumugam M, Typas A, et al. Country-specific antibiotic use practices impact the human gut resistome. Genome Res. 2013;23(7):1163–9.

    Bilinski J, Grzesiowski P, Sorensen N, Madry K, Muszynski J, Robak K, et al. Fecal microbiota transplantation in patients with blood disorders inhibits gut colonization with antibiotic-resistant bacteria: results of a prospective, single-center study. Clin Infect Dis. 2017. doi:10.1093/cid/cix252.

    Millan B, Park H, Hotte N, Mathieu O, Burguiere P, Tompkins TA, et al. Fecal microbial transplants reduce antibiotic-resistant genes in patients with recurrent Clostridium difficile infection. Clin Infect Dis. 2016;62(12):1479–86. Antibiotic resistance is a growing problem, and the potential of FMT to modulate antibiotic- resistant microbial populations may play a crucial role in com- bating this issue.

    Jouhten H, Mattila E, Arkkila P, Satokari R. Reduction of antibiotic resistance genes in intestinal microbiota of patients with recurrent Clostridium difficile infection after fecal microbiota transplantation. Clin Infect Dis. 2016;63(5):710–1

    Mahieu R, Cassisa V, Hilliquin D, Coron N, Pailhories H, Kempf M, et al. Impact of faecal microbiota transplantation on mouse digestive colonization with two extensively resistant bacteria. J Inf Secur. 2017;75(1):75–7.

    Sohn KM, Cheon S, Kim YS. Can fecal microbiota transplantation (FMT) eradicate fecal colonization with vancomycin-resistant en- terococci (VRE)? Infect Control Hosp Epidemiol. 2016;37(12): 1519–21.

    Stalenhoef JE, Terveer EM, Knetsch CW, Van’t Hof PJ, Vlasveld IN, Keller JJ, et al. Fecal microbiota transfer for multidrug-resistant gram-negatives: a clinical success combined with microbiological failure. Open Forum Infect Dis. 2017;4(2):ofx047.

    Paramsothy S, Paramsothy R, Rubin DT, Kamm MA, Kaakoush NO, Mitchell HM, et al. Faecal microbiota transplantation for in- flammatory bowel disease: a systematic review and meta-analysis. J Crohns Colitis. 2017. doi:10.1093/ecco-jcc/jjx063. This review offers the most complete up-to-date overview of the evidence regarding FMT for IBD. This is important given the apparent effectiveness of FMT in the induction of UC remission and its potential in CD and pouchitis.

    Keshteli AH, Millan B, Madsen KL. Pretreatment with antibiotics may enhance the efficacy of fecal microbiota transplantation in ulcerative colitis: a meta-analysis. Mucosal Immunol. 2017;10(2): 565–6.

    Moayyedi P, Surette MG, Kim PT, Libertucci J, Wolfe M, Onischi C, et al. Fecal microbiota transplantation induces remission in pa- tients with active ulcerative colitis in a randomized controlled trial. Gastroenterology. 2015;149(1):102–9. e6.

    Vaughn BP, Vatanen T, Allegretti JR, Bai A, Xavier RJ, Korzenik J, et al. Increased intestinal microbial diversity following fecal micro- biota transplant for active Crohn’s disease. Inflamm Bowel Dis. 2016;22(9):2182–90.

    Cui B, Li P, Xu L, Peng Z, Xiang J, He Z, et al. Step-up fecal microbiota transplantation (FMT) strategy. Gut Microbes. 2016;7(4):323–8.

    Pinn DM, Aroniadis OC, Brandt LJ. Is fecal microbiota transplan- tation the answer for irritable bowel syndrome? A single-center experience. Am J Gastroenterol. 2014;109(11):1831–2.

    Tian H, Ge X, Nie Y, Yang L, Ding C, McFarland LV, et al. Fecal microbiota transplantation in patients with slow-transit constipa- tion: a randomized, clinical trial. PLoS One. 2017;12(2):e0171308.

    Ge X, Ding C, Gong J, Tian H, Wei Y, Chen Q, et al. Short-term efficacy on fecal microbiota transplantation combined with soluble dietary fiber and probiotics in the treatment of slow transit consti- pation. Zhonghua Wei Chang Wai Ke Za Zhi. 2016;19(12):1355–9.

    Gu L, Ding C, Tian H, Yang B, Zhang X, Hua Y, et al. Serial frozen fecal microbiota transplantation in the treatment of chronic intesti- nal pseudo-obstruction: a preliminary study. J Neurogastroenterol Motil. 2017;23(2):289–97.

    WangJ,GuJ,WangY,LinK,LiuS,LuH,etal.16SrDNAgene sequencing analysis in functional dyspepsia treated with fecal mi- crobiota transplantation. J Pediatr Gastroenterol Nutr. 2017;64(3): e80–e2.

    Brandl K, Schnabl B. Intestinal microbiota and nonalcoholic steatohepatitis. Curr Opin Gastroenterol. 2017;33(3):128–33.

    Zhou D, Pan Q, Shen F, Cao HX, Ding WJ, Chen YW, et al. Total fecal microbiota transplantation alleviates high-fat diet-induced steatohepatitis in mice via beneficial regulation of gut microbiota. Sci Rep. 2017;7(1):1529.

    Philips CA, Pande A, Shasthry SM, Jamwal KD, Khillan V, Chandel SS, et al. Healthy donor fecal microbiota transplantation in steroid-ineligible severe alcoholic hepatitis: a pilot study. Clin Gastroenterol Hepatol. 2017;15(4):600–2.

    Bajaj JS, Kassam Z, Fagan A, Gavis E, Liu E, Cox J, Kheradman R, Heuman D, Wang J, Gurry T, Williams R, Sikaroodi M, Fuchs M, Alm E, John B, Riva A, Smith M, Raylor-Robinson S, Gillevet P. Fecal microbiota transplant from a rational stool donor improves hepatic encephalopathy: a randomized clinical trial. Hepatology 2017 doi: 10.1002/hep.2930

  • Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Acı Hatıraların İlacı Emdr Nedir? Psikoterapide Emdr Nasıl Kullanılır?

    Emdr sağ ve sol beyin loblarının uyarılarak birbiriyle temas kurması sonucunda geçmişte yaşanan acı hatıraların duygusunun boşaltıldığı bir psikoterapi tekniğidir. Sağ beyin acı hatıraların duygularının kayıtlı olduğu bölgedir. Sağ beyindeki bu bölümler; hipokampüs, hipotalamus ve amigdaladır. Sol beyin ise bizim mantıklı tarafımızdır. Yani yaşadığımız olaylara anlam veren ve daha gerçekçi bakabilen kısmımızdır. Emdr bu iki bölüm arasında temas kurulmasını sağlayarak sağ beyinde kayıtlı olan acı hatıraların sol beyinde işlemlenmesini sağlar. İşlemlenen bu anıların verdiği olumsuz duygular ise emdr’den sonra artık hissedilmez.

    Emdr göz hareketleriyle, dize hafifçe dokunarak, sesle ya da iki ele hafif bir titreşim verilerek yapılmaktadır. Bu tekniklerin hepsinin ortak noktası sağ ve sol beyni senkronize bir şekilde uyarmaktır. Ben terapilerimde çoğunlukla bunların hepsini aynı anda kullanıyorum. Sağ ve sol beyin arasındaki etkileşim ne kadar fazla olursa kişinin olumsuz anıyla temas kurması ve yaşadığı travmatik anıyı işlemlemesi o oranda hızlı olmaktadır.

    Emdr başlı başına bir terapi tekniği değildir,psikoterapi seanslarında kullanılan yardımcı tekniklerden biridir. Benim seans tecrübelerim emdr’nin travmatik anının işlemlemesinde en iyi tekniklerden biri olduğu yönündedir. Emdr uygulanırken kişi yetişkin hayatında ya da geçmişinde yaşadığı travmatik anıyla direk bağlantı kurar.

    Emdr mucizesi geçmişte yaşanılan anıları silmez, zaten beyinde herhangi bir anıyı silmek mümkün değildir. Böyle bir terapi tekniği yoktur, emdr geçmişte yaşanılan anının duygusunun işlemlenmesini sağlar. Yaşadığınız travmatik anıyı hatırlamaya devam edersiniz fakat travmatik anıda hissettiğiniz olumsuz duyguları artık hissetmezsiniz.

    Emdr Nasıl uygulanır

    Çalışma esnasında kişiye sıkıntı veren sahne, düşünce ve beden duyumuna odaklanılması istenerek kişiye senkronize bir şekilde uyarım verilir. Ben bunun için Emdr cihazını kullanıyorum. Burada amaç hem duygunun boşaltılması, hem bedensel duyumun rahatlatılması, hem de olumsuz inancın  değiştirilmesidir. Örneğin;

    Travmatik anıların duygusu;korku, tiksinme, değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük, sevgisizlik, boşluk, anlamsızlık, çaresizlik, şüphecilik, utanç, boğazında bir yumruk varmış gibi hissetme , midesinde bir taş varmış hissi …

    Bedensel duyumu;karın ağrısı, baş dönmesi, kalp sıkışması, nefes alamama, diş sıkması, bacaklarının titremesi, ayağına kramp girmesi, sırtında ağırlık, karın ağrısı, mide bulantısı, vücüdunun karıncalanması, uyuşukluk, el  ve ayaklarda yanma, halsizlik, yorgunluk, …

    Olumsuz inanç; Güçsüzüm, çaresizim, yetersizim,  güvende değilim…

    Travmatik anının sahneleri danışanın gözünün önüne fotoğraf şeklinde gelmeye başlar. Danışanın gördüğü bu fotoğrafların içinde duygu, bedensel duyum ve düşünce kayıtları vardır. Uyarım vermeye devam ederek bunlar danışanla birlikte keşfedilir. Daha sonra tarvmatik anının duygusu yavaş yavaş boşalmaya başlar. Bazı anıların duygusu tek bir seansta boşalırken bazı anılara birkaç seans çalışmak gerekir. 

    Emdr terapisini  bu terapiyi yapmaya uygun gördüğüm danışanlara teklif ediyorum, danışan da kabul ederse Emdr çalışmasına başlıyoruz. Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte yapılırsa danışanda kalıcı değişim sağlıyor. Emdr terapisinin süreci ise kişiden kişiye farklılık gösteriyor. 

    Emdr Süresi Neye Göre Belirlenir

    • Travmaya maruz kalınan yaş: Travmatik anıda yaş küçüldükçe travmanın verdiği hasar artar. Erken dönem travması çok olan kişilerin özellikle 0-6 yaşta , emdr terapisi daha uzun sürer. 

    • Travmanın süresi; Kişi travmaya ne kadar uzun süre maruz kaldıysa ruhsal bölünmesi o oranda artar. Örneğin; 10 yıl boyunca amcasının tacizine uğramışsa bir çocuk bu kişinin emdr terapisi uzun sürer.Fakat ilkokulda bir öğretmeni tarafından bir kez aşağılanmışsa terapi süresi kısalır. 

    • Travmanın tanıdık biri tarafından gerçekleşmesi; Kişinin güvendiği, sevdiği, duygusal yatırımının fazla olduğu biri tarafından travmatize edilmesi, yabancı biri tarafından travmaya maruz kalmasıdan çok daha ağır bir hasar verir. 

    Emdr’nin Uygulandığı Psikolojik Rahatsızlıklar

    Emdr dinamik psikoterapiyle birlikte pek çok ruhsal ve bedensel problemin çözümü için uygulanır. Depresyon, migren, obsesyon, öfke kontrolü, panik atak, sosyal fobi, sınav kaygısı, anksiyete, vajinismus gibi problemlerde psikoterapi seansına entegre edilebilir. 

    Emdr Güvenli Yer 

    Emdr çalışmasına başlamadan önce danışanlara güvenli yer çalışması yaptırılır. Güvenli yer çalışması demek danışanın çocukluğunda iyi hissettiği bir anısını hatırlayıp o anının duygusuyla, bedensel duyumuyla ve olumlu düşüncesiyle temas kurmasıdır.