Kategori: Psikoloji

  • Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur.

    Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki 3 temel sorun ortaya çıkmaktadır:

    1. Kısa dikkat süresi

    2. Yetersiz dürtü kontrolü

    3. Aşırı hareketlilik

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan bir psikolojik bozukluktur. Bir çocukta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu var denilebilmesi için akranlarıyla kıyaslama doğrudur. Eğer akranlarıyla karşılaştırıldığında hareketlilik ve dikkat dağınıklığı çok fazlaysa, oyun oynamasına ve akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmasına engel oluyorsa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’ndan söz edilebilir.

    Aileler yardım için gerekli yerlere baş vurduğunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ve özellikle aşırı hareketlilik belirtileri ön planda olan çocuklarını “düz duvara tırmanır”, “onu bir yerde zapt etmek imkansız”, “”ele avuca sığmaz”, “beş dakikadan fazla yerinde oturmaz”, “oyun oynarken daldan dala konar” gibi sözlerle anlatırlar.

    Belirtileri:

    -Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik Belirtileri:

    1. Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

    2. Çoğu zaman oturması beklenen durumlarda oturduğu yerden kalkar.

    3. Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.

    4. Çoğu zaman sakin bir biçimde,boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.

    5. Çoğu zaman hareket halindedir ya da motor tarafından sürülüyormuş gibi davranı.

    6. Çoğu zaman çok konuşur.

    7. Çoğu zaman sorulan soruların soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.

    8. Çoğu zaman sırasını beklememe güçlüğü vardır.

    9. Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.

    10. Aşırı hareketlilik veya kıvranma

    11. Yerinde oturmada güçlük

    12. Dikkatin kolay dağılması

    13. Sıklıkla bir şeyler kaybetme

    14. Kuralları takip etmede güçlük

    15. Sessizce oynamada güçlük

    16. Oyunlarda sırasını beklemekte güçlük

    17. Bir aktiviteden diğer aktiviteye kayma

    18. Sıklıkla tehlikeli aktivitelerle uğraşma

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan bazı çocukların annelerine,çocuğunda belirtilerin ne zaman  başladığı sorulduğunda alınan cevap çok ilginçtir. Anneler daha hamileyken diğer çocuklarından daha hareketli olduğunu hissettiklerine belirtmektedirler. Çoğu anne-baba ise çocuklarının farklı olduğunu bebeklik döneminde ve erken çocuklukta algılarlar. Emekleme döneminde bile bu çocukların bir taraftan diğer tarafa ,bir oyuncaktan diğerine atladıkları ve kucağa alınmaktan,kucağa alınsa bile kucağında olduğu kişinin durmasından hoşlanmadıkları gözlenmektedir.

    Sıklık:

                 Kızlarda ve erkeklerde görülme sıklığı farklılık gösterir. Erkeklerin kızlardan 4-8 kat daha yüksek oranda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olma olasılığı bulunmaktadır. Ayrıca erkeklerde aşırı hareketlilik, yıkıcı davranışlarda bulunma, dürtüsellik (istekleri erteleyememe) belirtileri gösteren tip fazlayken,kızlarda daha çok dikkatsizlik belirtileri gösteren tipin fazla olduğu bilinmektedir.

                 Tüm toplumlarda ortalama %3-5 sıklıkta görülmektedir. Yani ortalama olarak her 30-50 çocuktan birinin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu düşünülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedenleri:

    .       Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun oluşumundan tek bir etkenin sorumlu olmadığı, biyolojik, yapısal ve çevresel bir çok etkenin bir araya gelmesiyle oluştuğu görülmektedir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na Eşlik Eden Sorunlar:

                 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların büyük bir bölümü bu bozukluğun belirtilerinin yanı sıra diğer birçok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunlar arasında en  “Öğrenme Bozuklukları” gibi okul başarısını düşüren etkenler “Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu” gibi çocuğun topluma uyumunu zorlaştıran ve “Depresyon ve Kaygı Bozuklukları” gibi önemli psikolojik sorunlarla karşılaşılmaktadır.

    D.E.H.B. OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER

        Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin; anne-baba olarak birbirinizi suçlamayın. Ayrıca çocuğunuzu, aileye verilmiş bir ceza olarak görüp onu da suçlamayın.

        Tanının, çocuk psikiyatristi tarafından konulması ve tedaviye başlanması gerektiğini unutmayın.

        Bu çocukların tedavilerinin uzun bir zaman dilimini kapsayacağını bilin.

        Uygulanacaksa ilaç tedavisinin ne kadar devam edeceği çocuk psikiyatristi tarafından belirlenir. Doktorun önerilerini uygulamak önemlidir. Çocukta tedavi sürecinde hiçbir değişiklik yoksa, doktoruna bu durumu mutlaka bildirin.

        Doktor +Aile +Öğretmen işbirliği ile sorunun üstesinden gelinebileceğini unutmayın.

        Çocuğunuzu, başka çocuklarla kıyaslamayın. Bu,olumsuz davranışı düzeltmeyeceği gibi ona olan sevginiz konusunda şüphe yaratacaktır.

        Bu çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler. Bu nedenle evde yapacağınız çalışmaları oyun haline getirin.   Örneğin; Labirent, bulmaca, çizgi çalışmaları yaptırın. Belirli resimleri, şekilleri makasla kesip çıkarmasını, sonra başka yere yapıştırmasını sağlayın. Aynı resimleri eşlemesini öğretin. Delikli boncukları ya da düdük makarna vb. ipe dizmesini sağlayın. Hamur ya da çamur ile çalıştırın; avuç içinde yuvarlak yapmasını, daha sonra kendi dilediği şekilleri yapmasını sağlayın. Boyanmış olan örneklere baktırarak benzerlerini boyattırın. Lego ve Puzzle türü oyuncaklarla oynamasını sağlayın. Yarım vidalanmış vidayı sıktırmak, çekiçle çivi çaktırmak gibi çalışmalar yatırın.

        Ufak öbekler halinde dökülen mercimek ya da pirinç tanelerini toplamasını isteyin. Eldiven giydirip çıkartma, fermuar açtırıp-kapatma, sıkı kavanoz kapağı açtırıp-kapattırma uygulamaları yaptırın.

        “Çok dikkatsizsin “, “Sana kırk kere söyledim, hala dikkat etmiyorsun”, “Önüne bak” gibi cümleler çocukta yetersizlik ve becerisizlik duygularını pekiştirir.

        Göz teması kurarak konuşun.

        Ayrıntılı ve uzun açıklamalı konuşmalardan kaçının; açık ve kısa yönergeler verin.

        İşin ya da konunun tamamını öğretmek yerine basamak basamak öğretmeye çalışın.

        Okul ödevlerini, öğretmenden hergün gidip bizzat alın.

        Okul ödevlerinde; çalışma sürelerini kısaltın ve sık ara verin. Araların kısa olmasına (örneğin;10 dk. kadar ) dikkat edin.

        Öğrettiğiniz herşeyi çok sık tekrarlayın ve alışkanlık haline gelmesini sağlayın.

        Yanlış yaptığında ;azarlamayın, aşırı tepki göstermeyin. “Hayır, yanlış davranış!” komutunu verin.

        Kurallar koyun ve kuralların uygulanmasında tavizkar olmayın.(Yapılmasını istediğiniz ve istemediğiniz davranışları açık olarak çocuğa bildirin. Okuma-yazma biliyorsa bunları tek tek yazarak odasının belli yerlerine asın.)

        Olumlu yönlerinin görülmesine, sevilmeye ve diğer çocuklardan daha fazla ödüllendirilmeye ihtiyaçları vardır. Olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. D.E.H.B.li çocuklar sabırsız olduklarından işi yaptıktan hemen sonra onay beklerler. Örneğin; çocuğunuz başka şeylerle ilgilenmeden 10 dk. boyunca ödeviyle ilgilendiyse, ödüllendirmek için akşam yemeğini beklemeyin.          

        Ders çalışma ortamında uyarıcıların olmamasına, aydınlatma ve ısı düzeninin iyi ayarlanmış olmasına, dikkat edin. Çalışma masasının sadece çalışma için kullanılmasına; yemek yeme, oyun oynama vb. etkinliklerde kullanılmamasına dikkat edin.

        Kullandıkları araçları gereçleri kötü kullandıkları ve sık kaybettikleri zaman, yenisini almak yerine, kendi harçlığından para biriktirerek yenisine kavuşmasını sağlayın.

        Sportif yada sosyal faaliyetlere yönlendirin.

        Çocuğunuzu arkadaş edinebileceği yerlere götürün, arkadaşlık kurup oynamasına yardımcı olun.

        Çarşı-pazar gibi toplu yerlere götürün, dış çevre ile iletişimini geliştirmesini sağlayın.

        Ev dışı ortamlarda çevre ile ilgili bilgiler verin.(Trafik işaretleri, binalar, mağazalar vb.)”Gördün mü ,bak! “ diye sorun.

        TV.,bilgisayar ve video oyunları sınırlanmalıdır. İlköğretim çağındaki çocukların en çok  bir buçuk saat vakit geçirmeleri yeterlidir.

        Çalışmalarınızda sabırlı, anlayışlı, sevecen, kararlı ve tutarlı bir tavır sergileyin.

        Çocuğunuza güven verip, bazı etkinlikleri başarabileceğine inanmasını sağlayın.

        Ailenin tüm bireylerinin bu sürece katılması, aşırı disiplin ve aşırı hoşgörüden uzak, çocuğun gereksinimlerine duyarlı ve tutarlı olması çok önemlidir.

        Öğretmen seçiminde; tercih erkek öğretmenden yana kullanılırsa, daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bunun nedenin erkek öğretmenin, otoriteyi temsil etme özelliğinin daha belirgin olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.

    D.E.H.B.OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    Hiperaktivite teşhisi tıbbi bir teşhistir ve yalnızca alanlarında uzmanlaşmış çocuk psikiyatristleri tarafından konur. Hiperaktivite genellikle başa çıkılabilen bir durumdur. Tedavi aile ve öğretmenin katılımı ve profesyonel kişilerin ( çocuk psikiyatristi, psikolog, psikolojik danışman vb.) koordinasyonu ile gerçekleşir. Tedavi için altın dönem okul öncesi ve okul çağının ilk yıllarıdır. Tedavi çocuğun öğrenme uyumunu zorlaştıran yapısal ve çevresel etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkisizleştirilmesinden ibarettir. Doktor tarafından çocuğa verilen ilacın hayatı kolaylaştırmak ve sorunlu dönemlerini hızla aşmak için bir araç olduğu ve geçici süre ile sınırlı olduğu düşünülmelidir.(Ağrı kesici,ateş düşürücü ilaçların kullanım amacı gibi)İlacın etkisi ilk 30 dk.sonrasında kendini göstermeye başlar, genellikle 3.saatin sonuna doğru hafifler ve 4.,5.saatlerde sıfırlanır. İlaç, ders başarısını tek başına artıran bir unsur değildir. Ama önemli bir yardımcı olarak düşünülebilir. Öğretmen; hiperaktif çocuğun davranışlarındaki değişiklikler ile ilgili aile ve doktoruna geri bildirimlerde bulunmalıdır.

        Her çocuğun ihtiyaçları farklı olacaktır. Bu farklılık gözetilerek ihtiyaçların karşılanması gerekir. Yani sınıftaki bütün çocuklara eşit davranmak demek, hepsine aynı davranışı göstermek değildir. Sınıftaki, her çocuğun bireysel ihtiyaçlarını gözeterek davranın.

        Adı çıkan çocuklar, imajlarını bir türlü değiştiremedikleri için sınıfta hedef tahtası olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu duruma meydan vermeyin.

        Diğer çocukların belli etmeden yaptıklarını; apaçık yaptıklarından çabalarına kimseyi inandıramazlar. Farkında olmadan bu tuzağa düşmeyin, aynı davranışı gösteren başka çocuklara daha hoşgörülü yaklaşmayın.

        Öğrencilere uymaları gerekli kurallar ve kendilerinden beklenen davranışları açık olarak anlatın, sınıfta yapılabilecek ve yapılamayacak hareketlerin neler olduğunu öğretin. Sınıf tamamen sessizleşmeden yönerge vermeyin. Talimat verirken;

        -Canlı, açık bir dil kullanın, kısa konuşun.

        -Her seferinde tek talimat verin.

        -Konuşurken, göz teması kurun.

        Mümkünse, yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin. Zaman zaman çocuğun talimatı anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.

        Kurallara uymanın ve uymamanın sonuçları ile istenilen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağını belirleyip, öğrencilere anlatıp, sıkça tekrarlayın.

        Sınıf kurallarının daha iyi benimsenmesi için, kuralların öğrenciler tarafından tartışılmasına, karara bağlanmasına ve yazılmasına fırsat verin. Örneğin;

        -Sınıfa çalışmak için gelin.

        -Ellerinizle, ayaklarınızla ve eşyalarınızla, başkasını rahatsız etmeyin.

        -Sınıf arkadaşlarınıza karşı nazik olun.

        -Kurallara uyun.

        -Dikkatinizi toplayın.

        -Çalışırken sessiz olun vb. talimatlar sınıfın belirgin bir yerine yazılabilir.

        Konulan kuralların gerekçelerini örneklerle açıklayıp, sınıfta tartışın.

        Çalışmalarınızda, anlayışlı, sabırlı, esnek, sevecen ve tutarlı olmaya çalışın.

        Sorunları yaşamadan önce önlemeye çalışın.

        Tutarlı ve önceden hazırlanmış bir programa göre davranın.

        Öğrenciye önceden tahmin edebileceği biçimde davranın.

        Öğrencinize tek başına tamamlayabileceği kadar iş verin.

        Öğrencinin dikkatli ve iyi odaklanabilen, öğrencilerin arasına oturmasını sağlayın.

        Sınıf içinde öğretmenle sürekli temas kurabileceği ve dikkatini dağıtmayı engelleyecek bir yerde yani en ön ve pencereden uzak bir sırada oturmasını sağlayın.

        Gerektiğinde fiziksel temas yoluna başvurun. Örneğin; omzuna ya da sırtına dokunun.

        Her öğrenciye eşit söz vermeyi sağlamak için; öğrencinin isminin üstüne yazılı olduğu bir deste kart kullanın, kartlardan rastgele bir isim çekin ve kartı tekrar desteğe katın.

        Ödevlerini küçük parçalara ayırarak basamaklar halinde ve neden-sonuç ilişkisi ile verin.

        Ders anlatırken olabildiğince görsel, işitsel ve hareketli araçlar kullanın. Mümkünse bu araçların kurulması ve kullanılmasında ondan yardım alın.

        Çocuk derste olmadığı bir zaman, diğer öğrencilere, D.E.H.B. olan öğrenci ile ilgili olarak; zaman zaman dikkatini toplamakta güçlük çektiğini ancak yardımsever ve iyi niyetli olduğunu kendilerin de onu aralarına alarak yardım etmeleri gerektiğini vurgulayın.

        Sınav değerlendirmesi yaparken dikkatinin dağınıklığını göz önünde bulundurun sözlü sınavlarda daha başarılı olduğu gerçeğini göz önüne alın. Yazılı sınavları ise çoktan seçmeli olarak yapın.

        Bu çocuk için önlem alınırken diğer çocukların dikkatini çekecek aşırılıklardan kaçının.

        Çocuğun olumsuz tepki göstermesine neden olacağı için, sıklıkla sınıf değişikliği yapılmasını önleyin.

        Sık sık tahtaya kaldırıp, silmeniz gereken yazıları sildirin, sınıfta dağıtılması gereken materyalleri ona dağıttırın.

        Yüzme, basketbol, futbol, folklör gibi yoğun hareket getiren sosyal, sportif ya da kültürel etkinliklere katılımını sağlayın.

        Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesini isteyin, verilen görevler arasında kısa molalar verin.

        Grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece, kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için grup çalışmalarına önem verin.     

        Konusu verilmiş ya da serbest konulu resim çalışmaları, parmak boyası yaptırın, müzik çalışmalarında şarkı söyletin.

        Ders konularını işlerken uygun konularla ilgili gazete ya da mecmualardan, resim ya da yazıları keserek getirmelerini isteyin.  

        Çocuğun sevilme, beğenilme, övgü gibi gereksinimleri olduğunu unutmayın, olumlu davranışlarını fark edin ve ödüllendirin. Örneğin; “Ali sessizce sıraya girmen ne güzel, aferin sana! Hepiniz böyle yerlerinize yerleşip dinlenmeye hazır olduğunuzda, çok mutlu oluyorum. Ayşe’nin söz istemek için elini kaldırmasını ve kendisine söz verilmesini sessizce beklemesini beğeniyorum. Teşekkür ederim Ayşe.”vb. gibi.

        Öğrencilerin somut dokunabilir ödül almak çok hoşuna gidecektir. Örneğin; Öğretmenle birlikte yenecek bir yemek kazanmak, bir oyunu yönetmek ya da oyundaki takımlardan birinin kaptanı olmak, düşük not aldığı bir testin geçersiz sayılacağını bilmesi, fazladan boş zaman kazanmak, öğrencinin seçtiği bir şeyi sınıfa getirerek arkadaşlarına göstermesine izin vermek. (Bir oyuncak, beslediği kuş vb.)

        Bu çocukları cezalandırmak için dersten çıkartmayın, çünkü derste sıkıldıklarından bu ceza ödül gibi olacaktır.

        Dikkat eksikliği ya da hiperaktif öğrenci için ara verme ve gruptan uzaklaştırma yöntemi uygulayın. Örneğin; “Can, ellerini ve ayaklarını daima kendine saklamalısın. Eğer bunu başaramayacaksan o zaman lütfen, masana git!(Ya da ayrılan sandalyene otur!) ve başkalarını rahatsız etmeden durabileceğine inandığın zaman aramıza katıl” denebilir. Ya da sırasında çevresine rahatsızlık vermeden oturamayan öğrenciden belli bir süre ayakta durması istenebilir.

  • Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Korku Kontrol Edici, Sevgi Yapıcıdır

    Eskişehir’de kitabevinde bulduğum bir kitaptan alıntıdır başlık. Üzerinde biraz daha düşününce aslına hayatımızın birçok alanında geçerli bir söz gibi. Özellikle çalışma hayatımda ailelerle yaptığım görüşmelerde yardımcı olmuştur.

    Çünkü toplum olarak korkuyu fazlaca kullanıyoruz anne-babamızı, elimizi, çocuklarımızı, sevgilimiz ya da bazen arkadaşlarımızı bile korkutarak etkilemeye çalışmışızdır. Ya da karşı taraftan aynı şeyleri görmüş olabiliriz. Bu durumu farketmeden yaşıyoruz çünkü korku kültürümüzde bebeklik döneminden başlayarak işleniyor. “Yemek yemezsen polis gelir götürür”, şunu yapmazsan seni bırakır giderim” ve daha birçoklarını mutlaka duymuşuzdur. Büyüyünce de işler değişmez meslek seçerken bile gelecekte aç kalırsın iş bulamazsın diyerek korkutarak ebeveynler gençleri kendi istedikleri mesleklere yönlendirirler.

    Tabiki böyle büyüyen çocuklar da ebeveyn olduklarında aynısını çocuklarına yapma eğiliminde oluyorlar. İşte bu zinciri bir noktada kırıp çocuklarımızın davranışlarını kolay, geçinci ve işlevsel olmayan korku yerine sevgi ile yönlendirmeye çalışmak daha doğru olacaktır. Korku çocuklarını karar verme kapasitesini, özgüvenini ve size olan saygısını zedeler. Sevgi ise tam tersi bir bilinç yapısı oluşturur. Ne istediğini bilen, yaptığı seçimlerin sonuçlarını tahmin edip sorumluluk alabilen, dolayısıyla hayatta daha başarılı ve mutluolmayı bilen çocuklar yetişmesini sağlayacaktır.

    Peki bunu nasıl sağlayabiliriz? Öncelikle dinlemeyiöğrenmelisiniz. Karşıdakinin isteklerini ya da ihtiyaçlarını anlamanız için dinlemeyi öğrenmelisiniz. Yargılamadanöğütvermedenküçük görmeden ve empati kurarak dinlemelisiniz. Yemek istemiyorsa sağlığı çerçevesinde saygı duyun küçük oyunlarla biraz daha yedirebilirsiniz ama kimseyle ya da hiçbirşeyle korkutmayın ama yememeyi seçiyorsa sonuçlarına katlanarak zamansız yemek yemesine izin vermeyeceğinizi bilmeli ve buna uymalısınız ne olursa olsun. Sınırlarınız olsun çok nadir bu sınırları esnetin ama kaldırmayın. Davranışının sonucunu açıklayın yapabileceği seçimleri ona bırakın seçmeyi ve sorumluluk almayı öğrensin. Korkutursanız korku faktörü ortadan kalktığında aynı davranışa devam eder.

    Şuna emin olun ki çocuğunuz sizden ne gördüyse onu yapacaktır. Küçük olmalarına rağmen birçok şeyin farkındadırlar. Rol taklidinde de ustadırlar çünkü öğrenmek için buna ihtiyaçları vardır. 

          Bu yüzden çocuklarımıza sorunlarını korkutarak, eleştirerek, alay ederek çözen değil sevgi ve empati ile çözen insanlar olarak yetiştirmeliyiz. 

  • Çocuklara Neden Model Olmalıyız?

    Çocuklara Neden Model Olmalıyız?

    Model olma, öğrenme yollarından biridir. Çocuk, sadece model alma yoluyla ya da model aldığı kişinin hem söylemlerine hem de davranışlarına bakarak öğrenebilir. Davranış ve söylemlerin tutarlı olması çocuğun doğru davranışı içselleştirmesi açısından önemlidir. Aslında yetişkinler için de aynı durum geçerlidir. Eşiniz ya da arkadaşlarınız söylemlerinden farklı davransa bir çelişki hissetmez misiniz? Davranış ya da söylemden birine inanmak durumundasınız. Çocukta da aynı durum geçerlidir. Hatta daha kritiktir çünkü çocuk davranışları kopyalamada ustadır siz farketmezsiniz bile.
     

    Baba çocuğa ödevlerin ya da ders çalışmanın önemi hakkında öğütlerini verir. Sonra kendi işinde yapması gereken ama kendince gereksiz olan işlerden sızlanırsa çocuk ödev yapmanın sızlanılabilecek bir  etkinlik olduğunu öğrenebilir. Ya da bir anne çocuğuna akşam kitap okumasını gerektiğini söylemiştir ama kendisi takip ettiği diziyi kaçırmamak için televizyonun karşısına geçer. Her iki durumda da anne ve babanın söylem ve davranışları farklı çocuk, genelde davranışlara bakarak aslında istenmeyen ama yapılması kolay olan davranışı örnek alır. Çünkü anne ve baba çocuğa model olmuştur. Çocuğunuza bir davranış kazandırmak istiyorsanız veya çocuğunuzdaki bir davranışı değiştirmek istiyorsanız o davranışı önce siz yapmalı, doğru model olmalısınız.

        Çocuklar şu anda bilgiye daha çabuk ulaşıyorlar. Çevrelerindeki uyaran sayısı çok fazla, bu yüzden çocukların yanında söylediklerimizde ve yaptıklarımızda daha dikkatli olmalıyız. Özellikle 2-7 yaş arası işlem öncesi dönemde çocuk davranışın soyut boyutlarını bizim gibi düşünemeyeceğinden davranışı direk kopyalama eğilimindedirler.

                    Çocuk yapması gereken davranışı önce sizden görmek ister. Soyut düşünemediği için bütün davranışları somut olarak açıklayamazsınız. Peki siz yapmasanız da çocuğunuza istediğiniz davranışı yaptırabilir misiniz? Bu elbette mümkün ama bu şekilde çocuk davranışı içselleştirmeyecek sizden ya da ortamdaki otorite figüründen çekindiği için veya suçlu hissetmemek için yapacaktır. Otorite figürü ortamdaysa davranışı gerçekleştirir ortamda yoksa davranış gerçekleşmez. Davranış içselleştirilirse siz olsanız da olmasanız da davranışın yapılması gerekiyorsa yapar. Aslında ailelerin de istediği bu “ben evde yokken ya da başında değilken de yapması gereken şeyleri yapmalı”. 

                        Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Siz ne yaparsanız çocuğunuz onu yapar. Siz yaptığınız işi nasıl yapıyorsanız o da öyle yapar. Siz sorunlarınızı nasıl çözüyorsanız o da öyle çözer.  Bu yüzden çocuğunuzda davranış veya değer oluşturmak istiyorsanız önce kendiniz bunları yapıp çocuğunuza örnek olmak durumundasınız. 

  • Çocuklarda “Korku”

    Çocuklarda “Korku”

    Korku gerçek bir tehlikede ya da tehlike olasılığında ortaya çıkan kaygı duygusudur. Kaygı ise kötü bir sonuç doğacağına dair duyulan üzüntüdür. Çoğu zaman kaygı ve korku birbirine bağlıdır. Bir durum için kaygılanmak korku duygusunu uyandırabilir.

    Bu durum yetişkinler ve çocuklar için benzerdir. Peki çocuklar ve yetişkinler aynı şeylerden mi korkarlar? Çocukların korkuları genelde ailesi ve çevresi ile ilgili olabilir. Kendine bakım verenlerin kendisini bırakıp gideceğinden korkabilir, karanlıktan korkabilir veya cezalandırılmaktan korkabilir. Korkularını yetişkinler gibi dile getiremeyebilirler çünkü dil gelişimleri henüz o seviyede değildir veya aile duygularını dile getirmesi ile ilgili çocuğu cesaretlendirmemiştir. Zaman zaman ailenin ilgisizliği çocuğuyla yeterince vakit geçirmemek bile çocukta korku gelişmesine sebep olabilir. Bu korkular bazen ilgi çekmek için bile gelişebilir.

    Çocuğumun korktuğunu fark edersem ne yapmalıyım? Korku farkedilir farkedilmez çocukla iletişime geçilmeli bazen sadece iletişim kurmak bile durumlara anlam vererek korkularının farkına varmasını sağlayabilir. Korkusunu açık şekilde dile getiriyorsa ve korkusu hayatını çok etkilemiyorsa çocuğu rahatlatacak yollar bularak korkusunu yenmesini sağlayabilirsiniz. Durum ciddiyse yani sizin tarafınızdan yapılanlarla azalmıyorsa ya da günlük yaşantısını ciddi şekilde etkiliyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanızda fayda var.

    Çocuğun dili oyun olduğundan oyun terapisi çocuğun korkularını yenmesi kolaylaştırılabilir. Oyun terapisi çocuklar için geliştirilmiş birkaç terapi yönteminden birisidir. Oyun terapisinde çocuğun ihtiyacı olan güven ortamı sağlanarak korkularını yansıtması, terapistin kabul edici yaklaşımıyla korkularını anlamlandırması ve kendi kendine korkularıyla yüzleşmesi ve onları  yenmesi amaçlanmaktadır.

    Çocuklukta gelişen korkuları önemsemeyip durumun büyümesini istemeyiz. Korkuları çocuklarda derin yaralar açabilir. Hatta başka problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu yüzden bu konuda çok daha hassas davranmalıyız.

  • Okula Başlayan Çocuk

    Okula Başlayan Çocuk

    Okul, altı senelik rahatlık, bağımlılık ve serbestlik döneminin sonu demek. Okul, anne babadan ayrı geçen uzun zamanlar ve tek başına sosyal çevreyle ve otoriteye uğraşmak demek.

    Her sorunda yetişecek ebeveyn yok artık Gıcık arkadaşı ile sorunlarını çözmeye çalışırken anne-babanın varlığının güveni kalmamıştır. Yani yavaş yavaş kendi başının çaresine bakmayı öğrenir.

    Ağlayan, uyum sorunları yaşayan ya da bu sorunlarla baş etmede sorunlar yaşayan çocuklar gördüğümde empati yapmaya çalışıyorum ve yukarıdaki sonuçları çıkarıyorum. Mesleğim gereği karşılaştığım Ve gözlemlediğim kadarıyla çocuklar okula başladığında sadece bu sorunlarla karşı karşıya kalmıyorlar. Bazı ailelerin bu sorunları yaşayan çocuklarına yaklaşımı durumu daha da dayanılmaz hale getiriyor. Peki çocuk okula başlarken nasıl davranmalıyız?

    Okula Başlayan çocuk yeni yeni sorumluluk almaya başlar. Bu yüzden okula uyumu kolaylaştırmak için zaman tanımalısınız. Bu noktada çocuğunuzu iyi tanıyor olmalısınız. Yeni durumlara alışması ne kadar zaman alacak? “ya da “Uyumu kolaylaştırıcı neler yapabilirsiniz?” bu soruları cevaplayabiliyorsanız işiniz daha kolay.

    Süreçte daha yumuşak ve izin verici olabilirsiniz. Sabah kalkışları bir yetişkin gibi olmayabilir. Bu uzun da sürebilir. Böyle zamanlarda sorun aslında genelde sabah zor kalkma sorunu değil akşam yatış saatleridir. Ya da ödevlerini hatırlarken veya yaparken yetişkin performansı beklemek yanlış olacaktır. Özellikle ödev konusu ebeveyn ve çocuk ilişkilerini yıpratan bir konudur. Esnek ama sınırları olan alanlardan biridir ödev ödevin nasıl yaptırıldığı önemlidir. Ödev her şeye rağmen yaptırılmamalıdır. Ödev çocuğun sorumluluğundadır. Ebeveynler ödev kendilerine verilmiş gibi davranıyorlar. Tabi ödevlerin de bitmesi gerekiyor. Yatmaya yakın gerilen sinirler ilişkileri bozabilir. Çocuğa ödevden soğutacak yaptırmak derse olan algısını da olumsuzlaştırabilir.

    Çocuk yapması gerekenlerden önce isteklerini yaparsa yapması gerekenler aksayabilir. Çocuğa bu düzeni küçük yaşta öğretmek daha kolay ve kalıcı olur. Ödev bittikten sonra ne isterse yapabilir. Ya da oda toplandıktan sonra dışarı çıkabilir tabiki. Veya okuma yapacaksa sonrasında telefon isteyebilir gibi.
    Sabır göstermek, empati yapmak ve akılcı düşünmek çocuğunuzla aranızdaki ilişkiyi güçlendirir ve İletişiminiz gelişir.

    Çocukların her zaman haz aldıkları eylemleri yapmak isteyeceklerini ve bunun çok doğal olduğunu unutmayın. Bu yüzden yetişkin sabrını veya sorumluluk anlayışını beklemeyin.

         Son olarak çocuğu derslerinde başarılı ve çok iyi notlar alan biri olarak yetiştirebilirsiniz. Ama bu durumda koşulsuz sevgi, öz güven veya olumlu dünya algısı gibi önemli şeylerden ödün vermelisiniz. Bu yüzden sadece akademik alanda başarılı değil hayatın her alanında başarılı çocuklar yetiştirmeliyiz.   

  • Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun – İnternet Bağımlılığı

    Çocuklarda Oyun Bağımlılığı ; Çocuğumun elinde sürekli telefon var, sürekli oyun oynuyor, hiç ders çalışmıyor. Bizimle iletişim kurmuyor diyen bir çok aileden biriyseniz dikkat edin Çocuğunuz Oyun -İnternet Bağımlısı olmuş olabilir.

    4-12 yaş arasındaki çocuklar henüz oyun çağındadır ve çocuğun sosyal ve akademik olarak gelişmesini sağlayan araçtır. Çocuk için oyunlarda ödüller vardır ve bu durum çocuğun oyun oynamaktan zevk almasını sağlar. Çocuk, oyun oynarken kendini fiziksel ve zihinsel olarak geliştirebilir ve yaşamda karşılaştığı her şeyi oyun haline getirerek bundan zevk alabilir. Çocuğun oyundaki ödülleri, bir aşamayı geçmek, arkadaşını yenmek ve takdir toplamak gibi örneklendirilebilir.

    Fakat sanal oyunlar çok saldırganlık ve güç temaları yaygın. Ayrıca yapılan araştırmalar şiddet içerikli oyun oynamanın saldırgan davranışlara yol açtığını gösteriyor. Bunun nedenlerinden biri de oyun oynadığı zaman haz ve zevk hormonları belirli periyotlarla sadece oyun oynarken salgılandığı için oynamadığı zamanlarda saldırgan tutumu sürekli artmasına neden oluyor.

    Çocuklarda ve gençlerde oyun oynama süresi sürekli artmakta ve bu durum bütün hayatını etkilemekte daha doğrusu hayatını ele geçirmektedir. Oynamadığı zaman tıpkı depresyondaymış gibi başarısız, mutsuz, kendi yetersiz hissetme, derslerinde başarısız olacak veya hiçbir şeyi umursamaz tavırları olabilmektedir.

    Peki çocuğunuzun internet – oyun bağımlısı olduğunu nasıl anlayacaksınız?

    Oyun bağımlığının başlıca belirtisi oyun davranışının diğer sosyal hayatının önüne geçiyorsa,

    İnternette gezinme veya oyun oynama isteğini yönetememesi ,

    Zamanı kontrol edememesi,

    Oyun bağımlılığı belirli sürelerde strese girmesi, normalden daha agresif davranması, iletişim kurması, oyun oynamadığı zamanlarda mutsuz olmasını gözlemliyorsanız ve bu durum 6 – 12 ay süresini aşmış ise bağımlılık durumu gerçekleşmeye başlamış olabilir.

    İnternet – Oyun bağımlılığından nasıl kurtulunur?

    Çocuğunuzun dikkati aşırı şekilde oyunda /internette olduğu için öncelikle hekim kontrolünde uzaklaşma sağlanmalı.

    Bedensel ve zihinsel rahatlama tekniklerini hayatın içine dahil edilmelidir.

    Ders, okul hayatında hedefleri hatırlatılmalı uzak kalmış olduğu dönem gözden geçirilerek eksikleri giderilmelidir.

    Mutlu edecek yeni aktiviteler edinmelidir ve kazan-kazan mantığından uzaklaştırılmalıdır.

    Zeka ve strateji uygulamaları ile oyundan sonra oluşacak boşluklar giderilmelidir.

    Aile çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözlemlemeli ve anlatıklarını mutlaka dinlemelidir.

    Yalnızlık duygusundan uzaklaştırılarak kendisini çaresiz hissetmemesi sağlanmalıdır.

    Kendine güvenini ve normal hayatta özsaygısını kazanabilmesi için mutlaka geliştirici uygulamalara dahil olmalıdır.

    İhtiyaç durumunda ulaşabileceği doktor, psikolog veya bir koç olmalıdır. Geçmiş ve gelecek arasındaki boşluğu ancak profesyonel destek alarak atlatabilir.

  • Çocuğuma Tuvalet Eğitimi Nasıl Verebilirim?

    Çocuğuma Tuvalet Eğitimi Nasıl Verebilirim?

    Anne babaların en çok merak ettiği ve sorduğu sorulardan birisi de çocuklarına tuvalet eğitimini nasıl verecekleridir. Pek çok anne babanın da bildiği gibi, tuvalet eğitimi çocuk gelişiminin önemli aşamalarından biridir. Tuvalet eğitimi birçok anne baba için oldukça kaygı verici bir süreçtir. Tuvalet eğitimindeki ciddi problemlerin birçoğu çok kaygılı anne ve babalardan kaynaklanmaktadır. Çocuğunuza tuvalet alışkanlığı kazandırırken çocuğun fiziksel ve ruhsal olarak tuvalet eğitimine hazır olmasının yanı sıra çocuğunuza karşı olan tutum ve davranışlarınız tuvalet eğitimini etkilemektedir. İlk olarak çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını gözlemleyin. Başka annelerden farklı şeyler duymuş olabilirsiniz. Ancak her çocuğun bir diğerinden farklı olduğunu unutmayın. Peki çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığını nasıl anlarsınız?

    • Çocuğun ıslak ya da kuru bezinden rahatsız olması,

    • Gündüzleri en az 2 saat kuru kalması,

    • Kakasını gizlenerek yapması ve yaptıktan sonra haber vermesi,

    • Öğlen uykularından kuru kalkması,

    • Söylediğiniz basit şeyleri anlaması ve uyması,

    • Dil gelişiminin kendisini ifade edebilecek düzeyde olması,

    • Tuvaleti geldiğinde bunu mimikleriyle, duruşuyla, işaretlerle veya sözel olarak ifade etmeye başlamışsa çocuğun yeterli kas kontrolünü kazandığı ve tuvalet eğitimine hazır olduğu düşünülebilir.

    Çocuğunuz bu işaretleri gösteriyorsa tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. Ancak bu süreci nasıl yönettiğiniz oldukça önemlidir. Öncelikle tuvalet alışkanlığını kazandırırken çocuğa tuvaleti gösterip ne işe yaradığını, artık bez kullanmayacağınızı, bu sürecin nasıl olacağını anlatabilirsiniz. Kitaplardan ve oyuncaklardan yararlanmanız oldukça faydalı olacaktır. Tuvalet eğitimi verirken belirli bir düzen izlemek çocuğun bu alışkanlığı kazanmasında faydalı olacaktır. Gündüzleri “tuvalet zamanı geldi bir bakalım” diyerek saat başı tuvalete oturmasını sağlayabilirsiniz. Daha sonra tuvalete çıktığı zamanları not alarak diğer günlerde ona göre tuvalete oturtabilirsiniz. Böylelikle hem kendisi hem de siz farkındalık sağlamış olursunuz. Ancak bu süreçte baskıcı ve zorlayıcı olunmaması gerektiğini unutmamalısınız. Sürekli tuvaletin geldi mi diye soru sormaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu çocuğun direnç göstermesine sebep olabilir.

    Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gözlemleseniz bile tuvalet alışkanlığını bir anda kazanmasını beklememelisiniz. Eğitime başlamadan önce ve eğitimi verirken çocuğu hiçbir zaman korkutmamalı, zorlamamalı ve baskıcı olmamalısınız. Çok baskı ve denetleme çocuğunuzun bu dönemde takılı kalmasına, verme ve bırakmayı zorluk olarak görmesinden dolayı cimriliğe, aşırı mükemmeliyetçiliğe, bağımlı kişiliğe, tatmin olmamaya, aşırı titiz bir kişi olmasına neden olabilir. Çocuğunuzun bir birey olduğunu ilk hissettiği bu dönemde doğru yaklaşım çocuğunuzun kendine güvenen bir birey olmasını sağlayacaktır. Unutmamalısınız ki bu süreçte sabırlı ve kararlı olmalısınız. Sizin çocuğa yaklaşımınız ve tutumunuz gelecekteki karakterinin temellerini oluşturacaktır.

    Bu dönemde sıkıntı yaşadığınız bir durum olursa, ihmal etmeden uzman bir kişiden destek almanız faydalı olacaktır.

  • Kendini Tanımak

    Kendini Tanımak

    Çoğu anne babalar çocuklarını sahip oldukları beceri ve yeteneklerle onların en yüksek potansiyele ulaşmalarını isterler. Çocuklarımızın her yönden gelişimleri,ilgi ve yeteneklerinin farkında olan bireyler olmaları onların kendilerine olan güvenleri üzerinde de son derece etkilidir. Bu anlamda çocukların doğuştan sahip oldukları potansiyelleri zorlayarak kendilerini geliştirmeleri onların kendini tanıma becerisine sahip olmaları ile gerçekleşir.

    Kendini tanıma, kişinin kendisi hakkında bazı bilgilerin farkında olması demektir. Bu beceri,kişilik gelişiminde bireyin doğru ‘ben’i  bulması anlamında en önemli etkenlerden biridir. Kendini tanıma becerisinden yoksun bireyler başkalarının onlar için hazırladıkları dünyayı yaşayarak kendisi olma şanslarını kaybederler. İlgi ve yetenek alanlarımızın farkında olmak bizlere doğru kararlar almada en büyük yardımcıdır.

    Çocuklarda kendini tanıma becerisinin gelişiminde anne babaların ve eğitimcilerin ‘bilinçli çabalarının’ rolü büyüktür. Anne babalar, hem çocuklarına sevgilerini gösterme hem de onlara yeni beceriler kazandırma şansına sahip olurlar. Çocuklar kendilerini tam olarak tanıyamazlarsa, sırf büyüklerini memnun etmek amacı ile ‘yalancı’ bir ben geliştirip,kendini keşfetme ilgisini kaybedebilirler ve kendilerini rahat hissetmezler. Bu ‘yalancı benlik’ bireylerde rahatlayamamaya bağlı olarak hırçınlık,öfke,davranış problemleri,madde kötüye kullanımı vs. gibi pek çok psikolojik kökenli soruna yol açabilir. En önemlisi de, kendine güven için hayati önem taşıyan kendisi olma becerisini kaybedebilirler.

    ÇOCUKLARIN KENDİNİ TANIMA BECERİSİ GELİŞTİRMEYE YARDIMCI OLMADA ANNE BABALARA ÖNERİLER:

    • Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz özel zamanlar düzenleyin. Bu özel zamanlar, aile olabileceği gibi bazen de anne-çocuk,baba-çocuk gibi farklı şekillerde de olabilir. Geçireceğiniz özel zamanlar sizin anne baba olarak çocuğunuzu tanımanıza yardımcı olurken,aranızdaki bağında güçlenmesini sağlayacaktır.

    • Çocuğunuzu farklı sosyal aktivitelere katılması için destekleyin (müzk,tiyatro,spor.. ).

    • Çocuklarınız kendileri hakkında konuşurken,onları etkili bir şekilde,gözlerine bakarak,dinlediğinizi gösteren ifadeler kullanarak (seni anlıyorum,……. düşünüyorsun) dinleyin.

    • Farklı konularla ilgili çocuklarınızın görüşlerini alın.

    Örneğin: ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ ‘Senin bu konuda ki görüşün benim için önemli.’

    • Çocuklarınızla ilgili gözlemlerinizi onlarla paylaşın.

    Örneğin:’Elektrikli araçları tamir etmekten sanırım zevk alıyorsun.’ ‘Arkadaşını incitmemek için ne kadar çaba harcadığını görmek beni mutlu ediyor.’

    • Çocuklarınıza seçim yapma hakkı tanıyın. Kendilerini rahatlıkla ortaya koyabilmeleri için,onlara açık uçlu sorular sorun. Örneğin: ‘ En çok hangisini beğendin.’ ‘ Bu filmde en çok ne hoşuna gitti.’

    • Aile içinde karşılıklı saygının hakim olduğu aile akşam toplantıları düzenleyin. Ailenizle ilgili alınacak her karar aile toplantısına konu olabilir. Yapacağınız akşam toplantıları aranızdaki bağı kuvvetlendirir.

    • Çocuklarınızın yaptıkları işler hakkında olumlu tepkiler vererek onların kendilerini daha iyi tanımalarına ve güçlü oldukları anları fark etmelerine yardımcı olun.  

    Örneğin: ‘Yaptığın resmi çok beğendim,renk seçimin çok güzel.’

    • Sadece kuru bir aferin yerine güzel olanı ve başarılan şeyi ifade edin.

    KENDİNİ TANIMA BECERİSİNİN GELİŞİMİNDE EĞİTİMCİLERE ÖNERİLER:

    • Öğrencilerinizin her birine özel zaman ayırın.

    • Öğrencilerinizle birlikte olduğunuz her an onları dikkatle gözlemleyin.

    • Öğrencinize dair gözlemleri onlarla paylaşın.

    • Okul ile ilgili etkinliklerde öğrencilerinizin hangi alanlarda daha güçlü,hangi alanlarda daha gelişime ihtiyaçları olduğunu tespit edin.

    • Her öğrenci için ayrı ayrı gelişim dosyaları hazırlayın.

    • Öğrencilerinizin kendileri hakkında konuşmalarına fırsat verin.

    • Öğrencilerin ders dışı sosyal etkinliklerden hangilerini daha çok tercih ettiklerini takip edin.

    • Yetenekli olduğuna inandığınız öğrencileri yetenekleri doğrultusunda kendilerini geliştirebilecekleri alanlara yönlendirin.

    • Kendi gelişim süreciniz hakkında,anılarınızı,deneyimlerinizi öğrencilerinizle paylaşın. Kendinizi zayıf hissettiğiniz alanlarla ilgili sonradan kişisel çabalarınızla nasıl geliştiğinizi öğrencilerinize anlatın.

  • Neden Evlenince Eşim Değişti?

    Neden Evlenince Eşim Değişti?

    İnsan yaşamındaki ilk doğum anne rahminden çıkmak ise ikinci doğumumuz da tıpkı ilk doğum gibi yeni bir yaşama merhaba dediğimiz “Evlilik ” yaşantısıdır. 
    Eşinizle uzun bir flört döneminden sonra evlenmiş olsanız bile aynı çatının altında yaşamaya başladıktan sonra her iki tarafın da birbirini şaşırtan tutum ve davranışları ortaya çıkar. Bu süreç genelde ” evlendiğim insan çok değişti ” ya da “sen artik benim tanıdığım kişi değilsin ” ya da ” sen farklı biri oldun..” vb  benzer cümlelerle tanımlanır. 
    Evlilik sizi iki kişi olmaktan çıkartır, ailelerin, akrabaların da dahil olduğu sosyal bir bütünün parçası konumuna  sokar ve bir sistemin içine alır. Yani evlilik sistemik bir olgudur. Her iki tarafın da birbirini etkilediği bir döngü gibidir. 
    Yaşamımızdaki yakın ilişkiyi deneyimlediğimiz ilk ilişki örüntüleri anne, baba ve kardeşlerimizle kurduğumuz ilişkilerdir. Erişkinlik dönemine geldiğimizde, çocuklukta kurduğumuz ilk ilişkilere benzeyen tek yakin ilişki ise “Evlilik ilişkisidir”.  Evlilik bağının kurulmasının ardından bireyler orjinal ailelerindeki ebeveyn ve kardeş ilişkilerinin benzerlerini evlendiği kişiyle kurmaya çalışır. Çünkü beynimiz alışkanlıklarına bağlıdır ve yaşadıkları arasında  benzerlikler kurmayı sever. Evlenen kişiler orjinal ailelerindeki ilişkilerinde yaşadığı, ancak bilinç dışına atip unuttuğu ve  evleninceye  kadar farkında olmadığı  ilişki problemlerini kendi evlilik ilişkisinde yeniden canlandırır. Aslında bilinç dışının yaklaşımı olan bu tutumun amacı kendimizi bir diğer ilişki içinde iyileştirmek ve yaralarımızı onarmaktir. Ne var ki.. sonuç ciddi evlilik problemlerine dönüşür.. 
    Özellikle de bebek sahibi olmak, maddi sıkıntılar, iş kaybı, ailelerden yeterince destek görememek, aileler arasi çatışmalar ya da aile büyüklerinden birinin vefatı gibi yaşamı etkileyen önemli olaylar sonrasında evlilikteki ilişki sorunları daha fazla tetiklenir. 
    Böyle durumlarda çiftlerin hem kendilerini hem eşlerini ve aralarındaki ilişkiyi anlayabilmeleri giderek güçleşir.. Her evliliğin böyle zor dönemlerden geçmesi neredeyse kaçınılmazdır. Böyle dönemlerde çiftlerin ilişkilerine dair kaygıları giderek artar ve önlerindeki seçenekleri göremez hale gelirler. Çoğu zaman boşanmanın tek seçim yolu olduğu düşünülür. Oysa çözüm için başka seçenekler de vardır. Zorlu dönemlerde geçerken çiftlerin, farklı  seçenekleri de görebilmeleri, içinde bulundukları durumu ve birbirlerini anlayabilmeleri  için profesyonel bir evlilik terapisi almaları en akilci seçenektir.

  • Farklılıklarımızı Kabullenmek

    Farklılıklarımızı Kabullenmek

    Artık yağmurda ıslanmayacaksınız; çünkü her biriniz diğeriniz için sığınak olacaksınız.

    Artık hiç üşümeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğeriniz için sıcaklık olacaksınız.

    Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğerine yoldaş olacaksınız.

    Artık bir bedensiniz; çünkü önünüzde tek hayat var.

    Şimdi yuvanıza gidin, birlikteliğinize şahit olacak günlere başlayın.

                 Yukarıda ki bu küçük metin Kızılderili bir kabilenin evlilik yeminidir.

    Evlilikler bu güzel niyetlerle, umutlarla ve güvenle kurulur.

    Günümüzde evlilik ya da evlenmek, gözümüzde büyüyen, masraflı, sorumlulukları ağır, bağlayıcı, kısıtlayıcı bir kurum gibi görünmeye başladı.

    Bu, belki gevşeyen sosyal ilişkilerimizle ilgili olarak evliliğe fazlaca anlam yüklemekten ya da eşlerle ilgili beklentilerimizin yükselmesinden dolayıdır. Belki de aile içi iletişim becerilerimizde bir zayıflama ve buna bağlı ortaya çıkan stres faktörleriyle başa çıkmakta zorlanmamızla ilgilidir.

    Her birimizin çocukluktan beri getirdiğimiz iletişim tarzımız vardır. Sözel ve sözel olmayan iletişim biçimlerimiz birazda bizi biz yapan ögelerdir. Evlilik esnasında bu ögelerde bol miktarda farlılıklar oluğu anlaşılır

    İşte bu noktada bu farlılıkları ortadan kaldırma çabası , ilk günden itibaren görev olarak algılanır. Yanlış tam da buradadır. Biz eşimizle böyle özelliklere sahip olduğu için evlenmişken, şimdi neden onu değiştirme çabasına gireriz? Bu farklar ilişkiyi renkli ve dinamik tutarken neden onları silmeye yok etmeye çalışırız? Farlarımızı kabul etmek yenilmek değildir. Farklarımızı kabul etmek, birbirimize inanmak, güvenmek ve birlikte yürümek için el ele vermek, renkli ve yeniliklerle dolu bir dünya oluşturmaktır.