Kategori: Psikoloji

  • Çocuğun Gelişim Dönemleri

    Çocuğun Gelişim Dönemleri

    Bireyin kişilik yapılanması büyük oranda 0-6 yaş arasındaki yaşantılar ve ailenin yaklaşımı ile belirlenmektedir. Bu dönemde tamamlanmakta olan yapı, ergenlik dönemindeki hormonal ve yapısal değişimlerle beraber tekrardan kalıcı değişimlere uğrayabilmektedir. 0-6 yaş arasında çocuğun psikoseksüel gelişimsel dönemleri oral, anal ve fallik dönem olmak üzere 3’e ayrılmaktadır:

    ORAL DÖNEM:

    • Ortalama 1.5 yaşa kadarki dönemdir.

    • Ağızla haz alınan dönemdir. Çocuk 3-4 dk memeyi emmekte geri kalan 10-15 dk. ise anneden duygu almaktadır. Burda ‘çocuk artık emmiyor, doydu’ diyip memeyi çekmek çocukta adeta bir duygusal travma oluşturmaktadır.

    • Anne ile temel güvenin sağlanmakta olduğu ve tatmin edici bir şekilde bebeğin ihtiyaçlarının giderilmesi gereken bir dönemdir.

    • Bu dönemde saplantı yaşamış kişiler genelde ağızla ilgili meselelerle çok 

    uğraşmakta; çok fazla sakız çiğnemekte, çok sık sigara ve alkol kullanmata ve tırnak yemektedir. 

    ANAL DÖNEM: 

    • Yaklaşık 1.5-3 yaş arasındaki dönemdir.

    • Dışkıyı bırakıp, tutabilme yetisinin kazanıldığı dönemdir. Bu kazanılan özellikle çocuk kendi iradesiyle bir davranışı harekete geçirebildiğini görmekte, anneden özerklik kazanıp, bireyselleşme adımları atmaya başlamaktadır. 

    • Çocuk kendi içinden çıkan dışkıyı çok değerli bir şey olarak görmektedir. Onu vermek istememektedir. Tuvalet eğitimi verilirken çok baskı yapılması; bu çocukta çatışma yaratmakta ve çocuk ilerde cimri , inatçı ya da koleksiyoner olabilmektedir. Nadiren de tersi olup çok savurgan olmaktadır. 

    FALLİK DÖNEM: 

    • 3-6 yaş arasında cinsel kimliğin oluştuğu dönemdir. 

    • Bu dönemde çocuk 3’lü ilişkiler kurabilmeye başlamaktadır. İlk 3 yaşta sadece kendisi ve annesi varken artık babanın da farkına varmaya başlamıştır.

    • Bu evrede cinsel dürtülerin hissedilmeye başlaması ile erkek çocuğunun anneye, kız çoçuğunun da babaya karşı cinsel bir yönelimi olmaktadır. Bununla birlikte çocuk anne ya da babasını kendisine rakip görmekte ve onunla çatışmaya girmektedir.

  • Stresle Başa Çıkabilmek

    Stresle Başa Çıkabilmek

    Streskişilerin, yaşamında karşılaştıkları bir takım olaylara karşı verdiği doğal bir tepkidir. Bu tepki kimi zaman güdülenmeye yardım etse de çoğunlukla kişinin kendisini kötü hissetmesine sebep olabilir ve verimliliğini düşürebilir.

    “Eğer sorunlar idare edilebilir haldeyse ve sorunlarla birlikte yaşayabilirsen aklın başında kalır.Çok fazla geldiğini gördüğünde aklını kaçırırsın. Aklını kaçırmak,sorunlardan, gerçekliklerden,endişelerden,stres hallerinden kaçınmanın insanda doğuştan var olan yöntemidir.”Osho

    Stresi etkileyen fiziksel, sosyal ve psikolojik etkenler vardır. Fiziksel etkenler ameliyat olmak, hastalanmak, çevre kirliliği, trafik gürültü, Sosyal etkenler bireyin yakın ilişkileri, çevre ile olan ilişkileri, yaşadığı günlük çatışmalar ve Psikolojik etkiler ise saydığımız fiziksel ve sosyal etkenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Örneğin; hayal kırıklığı, izolasyon gibi.

    Kişiler günlük hayatta karşılaştıkları strese birbirinden farklı tepkiler verebilir. Örneğin; Davranışsal yanıtlar içinden ağlama, sinirlilik, uyku bozukluğu, endişe, konsantrasyon kaybı olabilirken Fizyolojik yanıtlardan ise çarpıntı hissi, ağız kuruluğu, kalp ritminin artması, kas gerginliği ve en çok yaşadığımız baş ağrısı yaşayabilirler.

    Tüm bunları yaşamamızda aktif rol oynayan bazı hormonlar vardır. Bunlar;Epinefrin( Adrenalin), Norepinefrin( Noradrenalin) ve Kortizol hormonlarıdır.

    Stresin Zararları Nelerdir?

    Hiç kimsenin stresten etkilenmeyecek kadar güçlü olduğunu söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte her insanın kaldırabileceği bir stres düzeyinin olduğunu ifade etmek mümkündür (Yates, 1989, s.34).

    Bazı insanlar, stresi diğer insanlara göre daha yoğun yaşarlar ve buna karşı dayanıklılıkları düşüktür. Bunun sebebi kişilerin karakteri, beslenme alışkanlıkları ya da uyuma düzenleri olabilir.

    Diğer taraftan stres;

    Verimsizlik,

    İşe geç gitme ve devamsızlık,

    Çatışma,

    Yabancılaşma,

    Yorgunluk,

    Tükenmişlik gibi durumlara sebep olabilir.

    Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

    Kişilerin bu noktada göz önünde bulundurması gereken şey, yaşamlarında var olan gerilim ve streslerin şiddetli ve zararlı bir düzeye gelmeden önce denetim altına alınmasını sağlamak olmalıdır.

    Diğer taraftan kişiler stresle başa çıkabilmek için;

    Meditasyon,

    Egzersiz yapma,

    Düşünce tarzlarında değişiklik,

    Beslenme,

    Sosyal destek, (sevdikleri ile vakit geçirme)

    Masaj, gibi teknikler kullanarak streslerini yönetebilir ve bununla başa çıkmak için adım atabilirler.

    “Mutlak inzivaya çekilmek stresi ortadan kaldırmaz, aksine bunun kendisi başlı başına bir strestir. Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır. “Irvin D. Yalom

    Buradaki en önemli nokta kişinin o anda stresli bir durumda olduğunun farkına varması ve bununla ilgili farkındalıkta olmasıdır. Bir durumun içinde olduğumuzun farkında olursak bunun çözümü için teknikler geliştirmek daha kolay olur.

    Konuyla ilgili bir makale; Stesle Başa Çıkmada Psikiyatrik Yaklaşım

    Konuyla ilgili bir de kitap: Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

  • Yorgunluk Nedir?

    Yorgunluk Nedir?

    Yorgunluk çok karşılaşılan bedensel veya ruhsal yakınmaları ifade eden bir durumdur. Çok fazla karşılaşılması ile birlikte, kişilerin fizyolojik ya da psikolojik hastalıklarının bir sebebi de olabilir. Yorgunluk süreci uzun sürüyorsa bir uzmanla görüşülmesinde fayda olacaktır. Eğer yorgunluk organik bir rahatsızlığa bağlı değil ile psikiyatrik bir muayene ile sebepler öğrenilebilir.

    Ruhsal Yorgunluk

    Ruhsal yorgunluk, kişilerin gün içerisindeki enerji düşüşleri, halsizlik, konsantrasyon eksiklikleri, asabiyet, halsizlik gibi belirtileri gösterir. Sabahları yorgun uyanmak ve düşük enerji ile güne başlamak bunun bir sebebi olabilir.

    “Izdırap duyduğumuz yorgunluğun en büyük kısmı ruhtan doğar, tamamıyla fiziki olan yorgunluk, hakikatte nadirdir.” Chris Hadfield

    Psikolojik Yorgunluk Belirtileri

    Kendini mutsuz hissetme,

    Hiçbirşey yapmak istememe,

    Hiçbirşeyden zevk alamama,

    Ne yapacağını bilememe,

    Aşırı hassaslık ve tepkisellik, bu belirtilerin çözülmemesi ve uzun süre devam etmesi Depresyon’a sebep olabilirken, konuyla ilgili sıkıntı yaşayan kişiler mutlaka bir uzmandan destek almalılar.

    Ruhsal yorgunluk kişileri yıpratabilir, yorabilir ve hayattan zevk almalarına engel olabilir. Bu noktada kişilerin hem ruhsal hemde fiziksel olarak dinlenmeleri gerekebilir.

    Psikolojik Yorgunluktan Nasıl Kurtulabiliriz

    Bu durum genellikle kişilerin yaşamı algılama ve anlamlandırmaları ile yakından ilişkilidir. Hayata ve ilişkilere yüklenen anlamlar kişilerde ruhsal bir ağırlığa sebep olabilir. Kendi sorunları ile birlikte başka kişilerin sorunlarını taşımak kişilerde psikolojik yük olabilir ve kişilerin yorulmasına, yavaş yavaş tükenmesine sebebiyet verebilir. Bu noktada kişilerin biraz kendilerine dönmeleri kendilerine biraz zaman vermeleri ve buna yönelik yaşamlarını devam ettirmeleri iyi olabilir.

    “Soyut akla musallat olan bir yorgunluk var ki, en korkuncu o. Fiziksel yorgunluk gibi insana ağırlık yapmaz, duyguların öğrettiklerinin verdiği yorgunluk gibi kafa karıştırmaz.sahip olduğumuz dünya bilincinin üzerimize çöken ağırlığıdır o,kendi ruhumuzla soluk alamaz oluşumuz.”Fernando Pessoa

    Diğer taraftan kişilerin, yaşadıkları psikolojik yorgunluk sebepleri mümkünse azaltılmalı ve sosyal destek, sevdikleri ile zaman geçirmesi arttırılmalıdır.

    Konuyla ilgili bir makale; Kronik Yorgunluk Sendromu

    Bir de kitap önerisi; Kronik Yorgunluk- Mary Burgess, Trudie Chalder

  • Hayatı Toz Pembe Görebilir Miyiz?

    Hayatı Toz Pembe Görebilir Miyiz?

    Geçenlerde Platon’un bir sözü dikkatimi çekti. “Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor.”

    Bu bakış açısıyla yaklaşmanın hayatı biraz daha kolaylaştırabileceğini düşündüm. Günlük yaşantımızda karşımıza çıkan birçok olumsuz olay oluyor. İnsanlara tahammül seviyemiz günden güne azalıyor. Düşünüyoruz, neden karşımızdaki bunu düşünemiyor diye. Bunu anlamlandırmaya çalışmak yerine hemen suçluyoruz. Çünkü;

    eğitimsiz,

    bilgisiz,

    görgüsüz,

    gibi sıfatların içerisine yerleştirdik mi. Rahatımıza diyecek yok, etiketi yapıştırdık çünkü. Aslında bunu yapmayan insan yok. Bu yaşamın içinden bizi rahatlatan ve birşey üzerine düşünmemizi engelleyen bir unsur. Birileri o istemediğimiz şeyleri yapar ve o içine sokmak istediğimiz kalıplara cuk diye oturur. Ama gözden kaçırdığımız şey Platon’un da dediği gibi o kişilerin de “en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor oluşudur.” Bu demek değildir ki bende bu mücadeleyi veriyorum o da beni anlasın. Bu bizim hayata bakışımızı bir nebze olsun değiştirebilir. Böylece insanlara bir adım daha anlayışla yaklaşabiliriz. Onlara etiketler bulmak yerine, mutlaka birşeyler yaşamıştır ki bu kadar dikkatsiz, özensiz veya kendisini ya da diğer insanların canını riske atacak kadar mantıksız olmuşlardır.

    Bu yaşanılan şeyler ne olabilir?

    Kişiden kişiye değişmek ile birlikte, insanların çocukluğu yetişkinliği adına çok değerlidir. Buradaki çatışmaları, çözümlenmemiş anne baba ilişkileri, üstesinden gelinmeyen bazı meseleler insanları hayata karşı amaçsız ve belki de umursamaz kılabilmektedir. Bu noktada kişiler eğer bunun farkına varabilir ve kendi terapi süreçlerini başlatabilirler ise bu kadar anlayışsız ve çatışmalı bir dünya içerisinde dünyaya bakış açıları ve algıları toz pembe olmaya doğru değişebilir.

    Tabiki buradaki “toz pembe” mecazi anlamdadır. Yoksa hayattaki problemleri tümden yok saymak ve mutluluk denizinde yüzmek sağlıklı olmayacaktır. Buradaki toz pembe anlamı, kişinin karşına çıkan olaylar bağlamında hayata karşı bakışı, olaylara karşı tutumunun biraz daha yumuşak olmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla hayata toz pembe bakabilmek tamamen bizim elimizdedir.

    “Eğer zihnimi değiştirirsem, etrafımdaki dünyayı ve sorunlarını algılayışımı da değiştiririm.”

    Steve Chandler

    Hem kendimize karşı hem de başkalarına karşı biraz daha hoşgörülü, affedici ve sevgi dolu olmak bizi daha mutlu bir bakış açısına götürecek ve belki de toz pembe hayat algısını yaşamamıza yardımcı olacaktır.

    Sonuçta kimsenin acısı kimseninkinden üstün değildir. Eğer başka insanlara karşı bu tutumu benimser isek onlar da bize karşı bu derece hoşgörülü olacak ve sizinle yaşadıklarınızı paylaşacaklardır.

    Konu ile bağlantılı bir video; Martin Seligman-Pozitif Psikoloji

    Bir de kitap; Rollo May- Kendini Arayan İnsan

  • Öfke Nedir?

    Öfke Nedir?

    Öfke, kişinin beklentilerinin karşılanmaması durumunda ve isteklerinin tam olarak yerine getirilmemesi ile ortaya çıkabilir ve burada verilen duygusal tepkilere öfke denilebilir.

    Öfke Nedir Ne İşe Yarar?

    Öfke, son derece normal ve yaşamın sürdürülmesi için gerekli bir duygudur.

    Öfke, duygusal bir tepkidir.

    Öfke, uyarıcı bir işarettir.

    Öfke, kişiyi tehditlere karşı uyarır ve kendisini korumasına olanak sağlar.

    Öfke, yem öğrenmeler için bir motivasyon kaynağıdır.

    Öfke, sınırlandırılanıldığı sürece sağlıklıdır ve işe yarar.

    Öfke, kontrol edilmediğinde kışının kendisi ve çevresi için zararlı olabilir.

    Öfkenin sağlıklı ve işe yarar olabilmesi için inkar edilmemesi, bastırılmaması ve öncelikle kabul edilmesi, tanınması ve kontrollü bir biçimde ifade edilebilmesi gerekir.

    Burada önemli olan nokta, aslında neye öfkelendiğimizdir. Bizi neyin tatmin etmediğini kavramalı ve buna göre öfkemizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Diğer taraftan bazen kişiler öfke anlarında “kendilerine hakim olamamaktan” ve “kontrolden çıktıklarından” şikayet ederler. Bu durumda belki biraz kontrol üzerine çalışmakta fayda olabilir.

    Kontrolsüz öfke ,bu duygunun negatif getirilerinden biri olan saldırganlık dürtüsünü tetikleyebilir ve bu durum öfke gibi doğal bir sonucun negatif sonuçlar doğurmasına neden olabilir.Kişilerin bu noktada farkında olması öfkenin önüne geçebilmek adına oldukça değerlidir.

    İçinde bulunduğumuz kültür, ailemiz, geçmişten bugüne taşıdığımız travmalarımız öfkemizin asıl nedenlerini barındırıyor olabilir. Ya da yetiştirilme tarzımız bu konuda bizi etkilemiş olabilir.

    Günlük yaşamda karşılaştığımız stresli durumlar, trafik, insanların anlayışsız tutumu, aile ve iş yaşamımızdaki faktörler bizi sinirlendirebilir ve bu oldukça doğaldır.Eğer öfke ile ilgili günlük yaşantımızı bozacak şekilde sorunlar yaşıyor isek mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız ve bu sorunun üstesinden gelmeliyiz.

    Öfke Ne Değildir?

    Öfke bir problem çözme aracı değildir

    Öfke bir öç alma veya intikam yolu değildir

    Öfke başkalarını suçlama biçimi değildir

    Öfke şiddet göstermeye veya suç işlemek için bir neden değildir

    Öfke başkalarını kontrol etme yolu değildir

    Öfke bir haklı olma yolu değildir.

    Öfke Kontrolü İçin Neler Yapılabilir?

    Kendi öfkenizi tanıyın, neye öfkelendiğinizi ne zaman ve ne için öfkelendiğinizin farkında olun.

    Nasıl sakinleştiğinizi kavrayın, düzenli olarak sakinleşmek adına egzersizler yapın.

    Kendinizle konuşun. Kendinize sakin olmak ile ilgili cümleler söyleyin.

    Öfke duygusunu yaşayabilirsiniz bu normaldir fakat bu duygu ile davranmayın. Vurmayın, bağırmayın.

    Kendinize zaman tanıyın, mümkünse öfkelendiğiniz ortamdan uzaklaşın ve sorunu çözmek için sakinleşmeyi bekleyin.

    Olayları kişisel algılamamaya çalışın.

    Problemi açığa kavuşturmaya çalışın ve çözüme odaklanın.

  • Affetmek

    Affetmek

    Affetmek, bağışlayabilmek, hoş görmektir. Affetmek söylendiği kadar kolay olmamakla birlikte bazen kişilerin hayatını derinden etkileyebilir. Burada bakmamız gereken temel mesele affetmek bizim için neyi temsil ediyor olmalıdır. Bazı kişiler Affederek kendilerinin olgunlaştığını düşünürken bazıları ise küçük düştüğünü hissediyor olabilir.

    Öncelikle buradaki kavramı düzeltmekle işe başlayabiliriz. Affetmenin bize iyi geleceğine, yüklerimizi bir nebze olsun azaltabileceğine inanıyor isek belki de böyle olabilir diye düşünebiliriz.

    Peki neden affedemiyoruz?

    Belki duymuşsunuzdur, “Zeigarnik Etkisi” diye bir etki vardır.

    Zeigarnik Etkisi: Kişilerin tamamlanmamış olayları, durum ve işleri tamamlananlara göre daha kolay hatırladıkları yönündedir. Yani sonlandırılmamış işler zihni meşgul ederken, bitirilen işler sonucu zihin meşguliyetten kurtulur.

    Yaşadığımız olaylarda da böyledir. Bir kişi ile olan problemimizi çözümlemediğimiz zaman zihnimiz bununla meşgul olur ve yapılan yanlışları, hataları ve kırgınlıkları daha kolay hatırlar. Eğer sorunlarımızı yaşadığımız an içinde çözümlemeye çalışır isek ve o anda affedebilirsek, zihnimiz bununla meşgul olmaz ve yıllarca hem bedenimize hem de ruhumuza bir yük olarak binmez.

    Başka insanları affederken, kendimizi suçladığımız ve canımızı yakan tüm anlardan dolayı kendimizi de affetmeli ve bu şekilde özgürleşmeliyiz. Affetmek, acıyı ve nefreti dindirir bizi özgür kılar. Sağlığımızı düzeltir.

    Neler Yapabiliriz?

    Kızgınlığı ifade etmeliyiz.Hatası olan kişiye bunu belli etmeli ve olayın üstünü kapatmak yerine uygun bir şekilde çözüm aramalıyız.

    Suçlu hissetmeyi bırakmalıyız. Başımıza gelenlerden dolayı sorumlu olup olmadığımızı tartmalıyız. Bunu yapabilmek adına yaralanmış hissettiğimiz şeyin ne olduğuna bakmalıyız. Bu gururumuz mu, ünümüz mü

    Kendimize zaman tanımalıyız. Olay çözülsün diye hemen affetmek ya da hiç affetmemek yerine doğru zamanı beklemeliyiz.

    “Bize yanlış davrandığını düşündüğümüz bir kişiyi affetmeliyiz. Bunu hak ettikleri için değil, bu haksızlıklara karşılık vermeye devam etmeyecek kadar kendimizi sevdiğimiz için.”Miguel Ruiz

    Konu ile ilgili bir kitap: Affetmek Üzerine- Edward M. Hallowell

    Bir de şarkı: Please Forgive Me- Brayn Adams

  • Zorluklar ve Kendimize Sormamız Gereken Sorular

    Zorluklar ve Kendimize Sormamız Gereken Sorular

    Kimi zaman hayatın ne kadar zor olduğunu ne kadar işin içinden çıkmakta zorlandığımızı düşündüğümüz zamanlar olur. Böyle zamanlarda insan neler yapabileceği konusunda kendini çaresiz hissedebilir, elinden bir şey gelmeyeceğini hissedebilir ama gerçekten öyle midir?

    Gerçekten elimizden bir şey gelmiyor mu?

    Yapmamız gereken her şeyi yapıp, sonra mı şikâyet ediyoruz, bunları biraz birlikte düşünelim istiyorum.

    Diyelim ki, şu anda çok ciddi bir sorun yaşıyorsunuz. Bununla ilgili öncelikle neler düşünmelisiniz?

    • Bu sorun beni ne kadar etkiliyor, tamamen yanı başımda mı yoksa ben bu sorunu yanı başımda olmasa bile öyle mi hissediyorum.
    • Sorunlar için suçlu olan kim? Bir suçlu mu bulmak istiyorsunuz, yoksa olaya bakış açınızı mı değerlendirmek istiyorsunuz.
    • Acı çekmenizin asıl sebebi kim ya da ne? Bu sizin ona yüklediğiniz anlam ile mi ilgili yoksa gerçekten olayı tüm saflığı ile değerlendirebiliyor musunuz?
    • Tüm bu sorunları paylaştığınız birileri var mı?
    • Ve son olarak çözmek adına bir adım attınız mı?

    Tüm bu soruların cevabını bilmek veya bu cevabı verebilmenin zor olabileceğini göz önünde bulundurarak başlayabiliriz. Kimi zaman bazı şeyler elimizde olmaz, değiştirecek gücümüz olmaz bunun farkında olmalıyız. Kendimizi ne kadar çok suçlarsak o kadar zarar görürüz. Bunun önemini yaşamımızın ilerleyen süreçlerinde görmemiz mümkündür.

    Fakat bazen de elimizde olan ama değiştirmek için çaba sarf etmediğimiz durumlar vardır. Benim önerim, bu durumlar adına çaba göstermek belki burada biraz emek vermek olabilir. Kişinin kendi değişimi, ruhsal bütünlüğünü koruması adına yapabileceği birçok şey olabilir.

    Evet bazen yaşanılan sıkıntılar sizi hayattan da soğutabilir, canınız bir şey yapmak istemeyebilir ama böyle durumlarda zamanın geçtiğini şimdi ve burada olarak elinizden geleni yaptığınız taktirde o gücü tekrar kazanacağınız konusunda çalışmalar yapabilirsiniz.

    Unutmayın ki, sorun yaşamayan tek bir insan yoktur. Sorunlar çözülmek ve bir sonraki adım için güçlenmek içindir.

  • Konuşmadıklarımız Hayatımızı Nasıl Etkiler?

    Konuşmadıklarımız Hayatımızı Nasıl Etkiler?

    Sustuklarımızın zaman içerisinde içimizde ne denli büyüdüğünü, biriktiğini ve bizi ne derece etkilediğini biliyor muyuz?
    Sanırım cevabımız hayır.
    Bunun toplumsal bir baskıdan, ayıp çocuğum sus konuşmadan, sen çocuksun karışmadan, büyüklerin işine karışılmazdan ve tabii ki en önemlisi sus konuşma sen ne anlarsından kaynaklı olabileceği kanısındayım.
    Bugün eğer bu denli sorunlar yaşıyorsak, gerektiği yerde gereken kişiye gerekli sözleri söyleyemediğimiz için. Kendimizi ifade edemediğimiz için yaşıyoruz. Kaldı ki insanlar bunu anlamamakta ısrarlılar, çünkü bu bize böyle öğretildi. Konuşmamanın ve susmanın bedellerini toplumca en ağır şekilde ödediğimiz günlerimiz oldu. Çocuklara, kadınlara, hayvanlara şiddetin çözülememesi önüne geçilememesinin en büyük sebeplerinden biridir susmak.
    Kimi zaman yaşadığımız olay bizi o kadar etkiler ki. Muhatabımız olan kişiye söyleyememek bu etki üzerine çok daha ağır bir yük bırakır. Bu yük bizimle bir ömür boyu sürer, sürmekte haklıdır çünkü söze, dile dökülmediği için boşluğa akmadığı ve kimse tarafından duyulmadığı için ağır bir yük gibi yıllarca omuzlarımızda kalır.

    İşte eğer günümüzün sorunu ne diye sorarsak bunun cevabı bana kalırsa susmaktır.

    Belki içinizden iyi ama ben yıllardır bu şekilde yaşıyorum, nasıl söylemem gerektiğini bilmiyorum diye geçirebilirsiniz. O zaman da bunun yollarını keşfetmek için çaba göstermelisiniz.
    Emek olmadan yemek olmaz derler. Yani susmamak için de bir emek vermelisiniz, uzunca bir süre bu şekilde yaşadınız ve konuşmak elbette en başta size zor gelecektir. Fakat, zor demek imkânsız demek değildir. İşte bu fotoğrafın anlamı da bu.
    Hayatımızın yönünü belirleyen en temel şey, konuşmak.
    Bir pusula olduğunuzu düşünün, dönmeniz gereken tarafı bilmediğiniz zaman sadece bir pusulasınızdır. Ama eğer yönünüzü bulursanız, o zaman pusula olmaktan çıkar. Çok değerli bir bilgiye sahip olursunuz, yani nasıl döneceğinize.
    İşte konuşmayı öğrenerek bu bilgiye sahip olmalısınız ya da olmalıyız. Bunu nasıl yapacağımızı bulmak, bilmek ise bizim testimiz.
    Umuyorum ki, hangi yöne döneceğimizi ve nasıl konuşmamız gerektiğini öğrendiğimiz günlerimiz olur.
    Sevgi ve doğru yönde olmamız dileği ile…

  • Korku

    Korku

    Korkmak bir çok konu için bizim önümüze çıkan, kimi zaman bizi motive eden kimi zaman ise engelleyen bir duygudur. Korktuğumuz zamanlarda gitmek istediğimiz yolda yürümek bizi zorlayabilir. Çünkü vazgeçmemiz daha kolay olur ve bu yol gözümüzde büyür de büyür. Genellikle bir korkudan önce kendimizle uzun uzun konuşuruz ve neden korkmamız gerektiğini kendimize anlatır dururuz. Bu bizi daha da korkmaya iter ve vazgeçmemiz için hiçbir sebebimiz kalmaz. Fakat bunu fark ettiğimizde korkularımızın aslında yersiz olabileceğini ve bir şansı daha hak ettiğimizi görebiliriz.

    Neden korku bu kadar bizi engeller?
    Bazı davranışlarımız bizi nesiller boyu korumuştur. Örneğin; kaçmak, eğer zamanında atalarımız kendilerine zarar verici hayvanlardan ya da doğa olaylarından kaçmayı öğrenmemiş olsalardı. Muhtemelen yaşamları sona erecekti ve bizim neslimize kadar gelinemeyecekti. Yani demek istediğim bazı davranışların gerekliliğidir. Korku da bunun gibi bizi korur ve dikkatli ol sinyali verir. fakat kimi zaman bunu çok yanlış değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Örneğin; Bir kursa yazılmak ve bir konuda başarı elde etmek istiyoruz. Ancak, buna ilk adımı atamıyoruz. Çünkü çekiniyoruz, vazgeçiyoruz ve korkuyoruz.

    Neden?
    Belki yapamamaktan, belki rezil olmaktan belki de başka şeylerden dolayı korkuyoruz ve kendimize bir şans vermiyoruz. Bu bizi içine kapanık ve istediğini elde edemeyen bir kişi gibi hissettiriyor kimi zaman. Bunu zamanla tekrar tekrar yaptığımızda ‘öğrenilmiş bir çaresizlik’ söz konusu oluyor.

    Ne kadar denersem deneyeyim, zaten yapamayacağım diye kendimizi kısıtlıyoruz ve sonuç: Elbette yapamıyor oluyoruz. Çünkü kendimize bunu söyledik. Sonuçtan şaşırmamız mümkün mü?

    Korku bizi motive ettiği gibi, bizi vazgeçirebilir. Ancak farkında olmak tüm bunların önüne geçecek ve bizi hedeflerimize doğru götürecektir.

    Korktuğumuz şeylerle ilgili düşünelim ve sonuçlarının sandığımız gibi olmayabileceğini hayal edelim. Ve belki bir tane küçük adım atalım. Bakalım sonuç hayal ettiğimiz gibi oldu mu?

    Cesur olmak, bütün “rağmen”lere rağmen harekete geçmektir…
    Cesaret ve Korku- Brigitte Labbe

  • Düşünceler

    Düşünceler

    Bazen bir şeyi neden yaşadığımızı bilmeden sürekli bir şekilde yaşar dururuz. Bundan rahatsızlık duyma düzeyimiz sürekli olmasına bağlı olarak azalır. Buna kısaca alışmak diyelim. Bir şeylere alıştığımızda neler oluyor peki?

    Bunu biraz açmak istiyorum çünkü kötü bir ruh haline, negatif düşünce ve fikirlere zamanla alışırız. Bu alışkanlık zamanla bizim karakterimizin bir parçası olur. Öyle ki bunu anlamak, adlandırmak zamanla bir hayli zorlaşır. Ve tüm o alışkanlıkları kendimiz zannederiz. Danışanlarımdan bazen duyuyorum bunu. Kendi düşüncelerini kendi kimlikleri sanıyorlar ve bundan bir türlü kopamadıkları için zamanla kendilerini daha da suçlu hisseder hale getiriyorlar.

    Bu çok zor olsa gerek. Düşüncelerimizi kontrol edememek ve bu düşünceleri düşünmeyi alışkanlık edinmek sanıyorum ki bir çok insanda var. Ama bunun tam tersini yapan insanlar da var. Mesela pozitif, kendi ile barışık olan insanlarda genel olarak gözlemlediğim şey. Düşüncelerini kendileri sanmıyorlar. Onlarla özdeşleşmiyorlar, bunların bir düşünceden ibaret olduklarının farkındalar ve bunu bir kimlik olarak özümsemiyorlar. Diğer taraftan düşüncenin kimlik olma durumu alışkanlık edinmesi ile birlikte insanı içinden çıkılmaz bir hale sokuyor ve çoğu psikolojik rahatsızlığın temelini oluşturan suçluluk, öfke, kızgınlık, kırgınlık duygularını besliyor.

    Peki neler yapabiliriz?

    Öncelikle düşüncelerimizden ayrışmayı öğrenmeli. Düşüncelerimizi yakalama çalışmaları yapmalı.

    Bunu nasıl yapacaksınız?

    Öncelikle aklınızdan geçen bir düşünce olduğunda, onun bir düşünce olduğunun farkında olun. Ardından gelen düşünceleri bir gözlemci gibi izleyin.

    Bu bir süre sonra sizin o düşüncelerden farklı olduğunuzu size hissettirecek ve ciddi anlamda rahatlama sağlayacağınız bir an yaratacak.

    Tüm bunları yapabildiğinizde zamanla düşünceleri kontrol etmeyi öğrenebilir, onları alışkanlık haline getirmeyebilir ve pozitif anlamda yönlendirebilir olacaksınız.