Kategori: Psikoloji

  • Ergen Danışmanlığı

    Ergen Danışmanlığı

    Ergenliğin psikolojik özelliklerini anlamak için fiziksel gelişime şöyle bir göz atmak gerekir. Çocuğun erinlik dönemine girdiğini belli eden geleneksel ölçütlerin başında, kızlarda ilk reglin, erkeklerde ilk boşalmanın görülmesi gelir.

    Beden şeması ya da imgesi kavramı bedenimize ilişkin kişisel tasarımımızı belirtir. Bu imge çözülmüş parçalardan bütüne doğru giderek zaman içinde oluşur. Ergenlik döneminde hızlı organik gelişme ve değişimler eski beden şemasını bozar ve yeniden kurulmasını gerektirir. Görünümü değişen beden çocuğun ve çevresinin gözünde yeni bir anlam kazanır. Hızlı bedensel değişimler bir hastalık gibi, bir anormallik gibi kaygı ve korkuyla izlenir çoğu zaman. Bu dönemdeki asıl sorunun ergenin kendi “ kimliğini bulması” yolunda hazırlanması olduğu çeşitli kaynaklarca vurgulanmaktadır.

    Ergenlikteki bedensel değişimler bireyin hem kendisiyle hem başkalarıyla olan ilişkilerini etkiler. Boyuna, yapısına, yüzüne, siluetine, tenine ilişkin aşırı ilgileri bu yeni beden imgesine uyum sağlama güçlüklerini yansıtır. Bedenin bugünkü durumunu ve yarın ne olacağını kuşkuyla izleyen ergen, bu yüzden çevrenin yargılarına karşı çok duyarlıdır. Başkalarının bakışı ergeni sıkar ve utandırır, ama aynı zamanda kendi varlığının bilincini kazanmasını da sağlar.

    Ergenliğin ortalarında bedendeki büyüme yavaşlayarak devam eder. Kişinin kendi bedenindeki değişikliklere uyumu daha çok artmış ve dolayısıyla cinsiyet rollerinden kaynak alan gerilimleri azalmaya başlamıştır. Bu süreçte artık anne babadan bağımsız olma çabaları görülmektedir. Ergen yeni kimliği ile toplumdaki yerini aramaya başlamış, arkadaş gruplarının önemi artmıştır. Arkadaş grupları kabul görme ve bireyin kimliği açısından son derece önem taşımaktadır.

    Ergenliğin son dönemi, fiziksel gelişimin tamamlandığı, ilişkilerde çatışmaların azaldığı, karar vermede zorlukların azaldığı ve kişisel olgunluğun arttığı bir dönemdir. Ancak bu dönem bazı ergenlerde, sürekli hırçınlık, sinirlilik, geçimsizlik, kavgacılık, okuldan kaçma, çalma, sürekli başkaldırma, kuralları çiğneme gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Ergenlik döneminde ebeveynlere düşen en önemli görev çocuklarıyla sürekli iletişim halinde olup, anlayış göstermeleridir. Karşılıklı kişilik çatışmalarına girmek, yargılamak, eleştirmek, öğüt yada gözdağı vermek çocuğu aileden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Dolayısıyla ileriki yaşamda da sürekli hale gelebilecek bir kopukluğun başlangıcı sayılır.

    Bu dönemin sağlıklı geçirilebilmesi için anne babaların adil, objektif ve en önemlisi sabırlı davranışlar sergilemesi çok yararlı olur. Çocukların mükemmel olmasını beklemek daha çok yanlışa neden olacağından bazı kusurları görmezden gelip daha sonra uygun dilde anlatmak çözüme yönelik davranışlardandır.

    Sorunların üst üste geldiğini düşünüyor, başa çıkmakta zorlanıyor ve günlük yaşamın yolunda gitmediğini düşünüyorsanız psikolojik destek alınız.

    ERGENLE İLETİŞİM BOZUKLUKLARI

    Ergenler ve ebeveynleri arasındaki bazı ortak rahatsızlık ve anlaşmazlık kaynakları arasında ana babanın denetim ve disiplin tekniklerinin türü ve sınırları, cinsellikle ilgili değerler, arkadaş ve sosyal etkinliklerin seçimi, para ile ilgili konular, eleştiri ve söylenmeler sayılabilir. Ergenin ve anababanın birbirlerine inanmama eğilimi ve belki de karşılıklı duyguların açık seçik olmamasından kaynaklanan iletişim kopuklukları, sorunları iyice büyütebilir.

    Sosyalleşme ve ait olma duygularının ağır bastığı bu dönemde, ana babalar olabildiğince sakin ve sabırlı davranmalı, zorlandıkları yerde bir uzmandan destek almalıdırlar. Ergenlik uzun bir dönemi içine aldığından anlık çözümler değil, davranış ve yaklaşım biçimi konusunda yardım alınmalıdır.

    BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞI

    Gelişen teknolojiyle birlikte yaşamımıza hızla giren bilgisayar ve internet yaşamı oldukça kolaylaştıran, eğlenceli bir unsur olmakla birlikte amacının dışında kullanıldığında bağımlılık ve sosyal yaşamdan kopuşa neden olan bir sorundur.

    Günlük yaşam düzeyini bozacak şekilde zamanının çok önemli bir kısmını bilgisayar başında geçiren, sorumluluklarını aksatan bireyleri bağımlı olarak nitelendiriyoruz. Bu durum özellikle okul çağındaki çocuklarda psikolojik ve fizyolojik gelişimleri ile sosyal etkileşimlerini ve okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir.

    Araştırmalara göre erkeklerde internet bağımlılığının kızlara göre 2-3 kat daha fazla olduğu görülmektedir. Özellikle 14 ve 21 yaşlar arasında bağımlılık sık görülmekte kaygı ve stres durumlarında bir kaçış yolu olarak kullanımın arttığı görülmektedir. Özellikle ; fiziksel görünüşünden hoşnut olmayan, sosyal becerileri yeterince gelişmemiş olan, kişiler arası ilişkilerde güvensizlik yaşayan bireyler, sanal iletişimlerde kendilerini daha rahat hissettiklerinden, bu eksikliklerini giderme ihtiyaçlarıyla bağımlı hale gelmektedirler.  Zamanla okul başarıları düşüyor ve aile bireyleri ile geçirilen zaman azalıyor.

    Bu durumda ebeveynler, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye çalışmalı, her konuda olduğu gibi sabırla ve anlayışla yaklaşmalı ve anne baba birlikte hareket ederek kararlı davranmalıdır. Sorunla başa çıkılamayan durumlarda da mutlaka uzmandan yardım alınmalıdır.

    ERGENLİKTE CİNSELLİK

    Ergen bedeninin izlediği gelişim onun kişilik gelişimi üzerinde de önemli etkiler yaratır. Cilt güzelliği ergenler için ortak bir ilgi ve kaygı kaynağıdır. Ergenlerde ortak görülen diğer sorunlar arasında düzensiz dişlere, gözlük takmaya, yüz ve burun biçimine ilişkin kaygılar sayılabilir.

    Cinsel çekicilik kısmen biyolojik olgunluğa yaklaşmasıyla ilgili olsa da kısmen de toplumsal baskılarla ilgilidir. Cinsel açıdan erkekler kızlardan daha aktiftir. Ancak cinsel etkinlik biçimleri karşı cinsle ilişkiden çok mastürbasyondan oluşur. Ergenliğin başındaki fiziksel arzulamalar, bir süre sonra duygusal gereksinmelere dönüşür, ergenliğin sonunda ise cinsellik ile derin bir sevginin bağdaştırıldığı olgun bir ilişkiye geçilir.

     Bu dönemdeki olgunlaşma, yalnızca karşı cinsten olanlara uyum sağlanmasını değil, cinsellikle ilgili sağlıklı tutumların kazanılmasını, bireyin kendi cinsinden olanlarla uygun ilişkiler kurmasını ve kendi cinsel kimliği ile sağlıklı bir biçimde özdeşleşmesini içerir. Dolayısıyla ebeveynler bu dönemdeki gelişim ve değişimlere karşı açık olmalı, suçlayıcı değil,  anlayışlı ve yol gösterici olmalıdır. 

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Cinsellik, bizim insan olarak ne olduğumuzun bir ifadesidir. Kişiliğimiz, duygularımız, değerlerimiz, tutumlarımız, davranışlarımız, sevdiğimiz -sevmediğimiz şeyler ve sosyalleşme alanımızla şekillenir. Doğum öncesi başlayıp ömür boyu süren, ailevi, kültürel ve ahlaki faktörlerden etkilenen bir olgudur. Üreme, cinsel zevk alma ve zevk vermeyi içerir.

    Tamamen duyuya bağlı bir deneyimdir ve sadece cinsel organların bir işlevi değil, tüm bedenimizin, aklımızın ve en önemlisi beynimizin bir fonksiyonudur. Bu nedenle de boşalma ve orgazm olma birbirinden farklı kavramlardır.

    Cinsellik dendiğinde ilk akla gelen genellikle anatomik cinsiyetimizdir. Yaşamsal önemi olan üreme organlarımız  sadece cinselliğin bir parçasıdır ve çeşitli etmenlerden dolayı her zaman konuşulması zor unsurlardan olmuştur.

    Her bireyin ayrı cinsellik anlayışı, yaşayışı ve seçimleri bazen çiftler arasında istemeden de olsa bazı uyumsuzluklara  yol açabilir. Bunlar konuşulmadığı sürece birikir ve hayatın diğer bölümlerine sinsice sızar ve yavaş yavaş derin çatlaklara neden olabilir.

    Uyumlu bir cinsel yaşamı herkes hak eder.   İşte “ cinsel terapi “ sistematik bir şekilde soruna özgü yöntemlerle bireylerin problemlerini çözmelerine yardımcı olur. Karşılıklı çözümün tıkandığı durumlarda her zaman bir uzmanın yardımı almakta büyük yarar vardır.

    VAJİNİSMUS

    Vajinanın dış 1/3’lük kısmında bulunan kasların yineleyici bir şekilde veya sürekli olarak istemsiz kasılmasıdır- ki bu durum cinsel birleşmeyi olanaksız kılar-. Bu durumu göz kaslarımızın reflekslerine benzetebiliriz, nasıl ki dışarıdan gelen herhangi bir tehlike karşısında göz kaslarımız irademizden bağımsız olarak korunma refleksiyle göz kapaklarımızı aniden kapatır ve dışarıdan gelen yabancı bir etkenin göz ile temasını engeller , işte vaginismusta da bu tarz bir dinamik söz konusudur. Vaginal kaslar ile kişinin bedeni de senkronize olur ve penis girişini , bir tehlike , korku ya da acı duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi reddeder. Ülkemizde kadınlarda görülen yaygın cinsel işlev bozukluklarından biridir. Cinsellikle ve kızlık zarıyla ilgili yanlış bilgi sahibi olma ,  olumsuz cinsel tutumlar, dini inanış,bedenini gerçek anlamda tanımama, cinsel organlarına karşı iğrenme duygusu vajinismus nedenlerinden bazılarıdır. Uygulanan tedavi programı ile cinsel terapiye yanıt oldukça iyidir.

    ERKEN BOŞALMA

    İlk bakışta, erken boşalma çok acı veren bir sorun gibi görünmez, çünkü cinsel alışverişi veya orgazmik rahatlamayı engellemez. Buna rağmen, erkeklerin ve partnerlerinin en yaygın şikayetlerinden biridir. Şöyle tanımlanabilir:

    Denetimsiz boşalma (prematüre ejakulasyon) yineleyici bir biçimde, çok az bir uyarılmayla ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra ejakulasyonun ( boşalma )olmasıdır. Başka bir deyişle, birlikteliklerde, ilişkinin kalitesini bozan boşalmalar erken boşalmadır. Nedenleri psikolojik ya da organik olabilir. Öncelikle organik nedenler araştırılmalı, daha sonra psikolojik değerlendirmelere geçilmelidir. Genel olarak 0-7 dk. Arası gerçekleşen boşalmalar , denetimsiz boşalma olarak kabul edilmektedir.

    CİNSEL İSTEKSİZLİK

    Hiç şüphesiz, en sık rastlanan cinsel şikayet – her yaştan kadının – cinsel isteğinin olmaması yada az olmasıdır. Cinsel eylem, işlev ve yetinin yerinde olmasına rağmen, kişinin cinselliğe ve cinsel uyaranlara karşı ilgi ve isteğinin olmaması olarak tanımlanır. Sıklıkla duyduğumuz tipik yorumlardan biri “ bana göre bir daha seks yapmasam da sorun değil “ şeklindedir. Organik tarama sonucu  bedensel bir aksaklığın olmadığı saptandıktan sonra psikolojik değerlendirmeye geçilir. Kişinin cinsel işlev bozukluğunu çözmek için yapacağı ilk şey “cinsel sorunu” olduğunu kabullenmektir.

    Düşük cinsel istek sorunuyla gelen danışanların değerlendirmesi kapsamlı olmaktadır. Genel olarak kadının enerjisi, özsaygısı, beden imgesi, çekiciliğe dair duyguları ve stres düzeyi mevcut cinsel ortamın dikkate alınmasını gerektirir.

    Çiftler karşılıklı olarak konuşabilmeli, yargılayıcı- suçlayıcı olmaktan kaçınmalıdır. Cinsel problem bir kişiye bağlı olabilir ancak iki kişiyi etkiler, bu nedenden dolayı ortak bir sorun olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla, çiftlerin birlikte yardım almaları çözüme büyük katkı sağlayacaktır.

    SERTLEŞME SORUNLARI

    En yaygın ve sıkıntılı erkek cinsel şikayetlerinden biridir. Erektil işlev bozukluğu cinsel birleşmeyi sağlamak için gerekli sertleşmenin oluşmasında ya da sürdürülmesinde ortaya çıkan inatçı ve tekrarlayıcı yetersizlik olarak tanımlanabilir.

    Görülme sıklığı tanımlamaya (ereksiyon kusurunun oluşma sıklığına, oluşan sertliğin derecesine ya da olması beklenen sertliğin eksiklik düzeyine) göre değişir.  60 yaşın üzerindeki erkeklerin yaklaşık %50 sinin ereksiyonlarının kalitesi ve dayanıklılığı konusunda sorunları vardır. Çoğu erkekte 40’lı 50’li yaşlarda açığa çıkar. Ancak daha genç orta yaşlı erkeklerin tedavi arayışına girme olasılığı daha yüksektir. Yaşamının herhangi bir diliminde aynı güçlüğü belirli bir süre için yaşamış erkeklerin oranı %20’lere çıkmaktadır. Türkiye’de Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün yaptığı çalışmada ise erişkin erkek popülasyonunun %60’ında değişik düzeylerde (hafif, orta ve ağır) erektil işlev bozukluğu saptanmıştır. Bu oran ülkemizde yaklaşık 6,5 milyon erişkin erkeğin erektil işlev bozukluğu sorunu yaşadığını göstermektedir. Ne var ki bu bozukluğu yaşayan erkeklerin ancak %10’undan azı tedavi görmektedir.

    Sigara, şişmanlık ve hareketsizlik gibi yaşam tarzı faktörleri rahatsızlığın önemli faktörlerindendir.

    ORGAZM SORUNLARI (ANORGAZMİ)

    Tarih boyunca doğru orgazmın nasıl olduğuna ilgi duyulmuştur. Teknolojik gelişmeler orgazm sırasında beyinde meydana gelen değişikliklerin gözlemlenmesine olanak tanımaktadır.         

    Cinsel uyarılma yeterli olduğu halde, yineleyici ve sürekli bir biçimde orgazmın gecikmesi ya da hiç olmaması hali olarak tanımlanabilir.  Çok çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar kadına ait bir sorun olarak görülse de, çiftin yaşamını etkileyen bir sorun olduğundan, terapiye birlikte gelinmelidir.

    Tedavinin başlıca odak noktası, çiftlere hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde sorunu anlamalarına yardımcı olmaktır. Kadın için orgazm ne anlama geliyor? Peki ya partneri için? Kadının bedeni üzerinde sahiplik duygusu var mı? Başlıca tedavi odağı bu ve benzeri sorulardır.

    CİNSEL UYUMSUZLUK

    Cinsellik sadece fizyolojik bir olgu değildir. Çiftlerin ortak yaşamı  ve  iletişimlerindeki nitelik, birbirlerini nasıl gördükleri, ait oldukları kültürün farklılıkları, cinsellikte yaşanacak uyuma etki eder. Cinsellik hakkında bilinen yanlış inanışlar, önyargılar, kişinin yetiştirilme biçimi, korku ve kaygılar, utanma, isteklerinin ayıp karşılanacağı kaygısı eşler arasındaki uyumsuzluğa neden olan etmenler arasında sayılabilir.  Cinsel terapide verilen destekle, kişinin farkında olduğu ama konuşmaktan çekindiği konuların açıkça konuşulması ilişkinin iyileştirilmesinde büyük önem taşır. Henüz adını koyamadığı konularda ise farkındalık sağlanır.

    Burada en önemli konu çiftlere cinsellik konusunda bilgi verilmesi,  karşılıklı hazzın yaşamdaki öneminin anlatılmasıdır. 

  • Çift ve Evlilik Danışmanlığı

    Çift ve Evlilik Danışmanlığı

    İnsan doğanın ürkütücü gücüyle baş edebilmek için diğer insanlarla bir araya gelerek toplumları oluşturmuştur. İşte bu toplumları oluşturan en küçük ve önemli öğe ailedir.Uzun yıllar sürecek mutluluk ve beraberlik beklentisi ile kurulan evlilikler bazen zaman içinde yaralar alabiliyor. Başta kurulan hayaller kumdan kaleler gibi yerle bir oluyor. Çiftler girdikleri döngüden kurtulamayıp, çözümsüz kalabiliyorlar. Süreç ne yazık ki boşanma ile sonuçlanırken hem bireyler hem de varsa çocuklar olumsuz etkileniyorlar.

    Ailenin yaşamsal döngüsünde karşılaştığı sorunlarla baş etme yöntemi her ailenin kendisine özgüdür ve o ailenin kültürel düzeyini gösterir. Güven, sevgi, saygı, bağlılık, sadakat gibi özelliklerden biri ya da bir kaçının ihmal edildiği durumlarda sorunlar yaşanır.

    Evlilik sürecinde yaşanan şiddetli tartışmalar büyük anlaşmazlıklara dönüşüyorsa, eşler arasındaki iletişim durma noktasına gelmişse, evlilik içinde sürekli bir gerginlik ve tedirginlik yaşanıyorsa, yaşanan sürekli öfke ve kırgınlık nedeniyle cinsel açıdan bir yakınlık duyulmuyorsa, güven sorunu yaşanıyorsa, ortak paylaşımlar azaldıysa aile ve evlilik danışmanından destek alınması kaçınılmaz hale gelmiş demektir.

    Aile yaşamında değişiklikler ( iş değişikliği ya da taşınma ),kayıp, yas ve travmalar, ebeveynlik becerileri, alkol ve madde kullanımı, yeme bozuklukları, boşanma, iş stresi, ekonomik problemler, evlat edinme, üvey ebeveyn/ çocuk ilişkileri aile ve evlilik danışmanlığında destek verilen konular arasındadır.

    Evlilik danışmanlığında, çiftlere gereksindikleri doğru bakış açısı kazandırılarak iletişim becerileri ailenin yapısına uygun olarak yeniden yapılandırılmaktadır. Üyeler hem bireysel hem de birlikte ele alınarak değerlendirilmektedir.

    Terapistin bilgi ve deneyimiyle oluşturduğu güvenli ve açık ortamda anlaşmazlıkların nasıl oluştuğu, eşler tarafından nasıl sürdürüldüğü döngüsü fark ettirilerek sorunun çözümüne yönelik uygulamalar yapılır. Burada en önemli noktalardan biri çiftlerin istek ve işbirliğidir.

    MUTLU EVLİLİĞE GİDEN YOL

    Beraberce bir yaşam kurmayı planlamak, birbirini çok sevmek, gelecekle ilgili harika planlar yapmakla aynı evde yaşayıp gündelik hayatın rutin sorunlarıyla yüzleşmek  birbirinden çok farklı olgulardır. Yapılandırılmış ortamlarda beraber olan çiftler bazen evlilikte beklenmeyen sorunları yaşayabilmektedir.

    Evlilik öncesi danışmanlık, bireyleri evlilik, görev paylaşımı, ev bütçesinin idare edilmesi ve ebeveynlik konusunda doğru bilgilendirmeyi, evlilik öncesi ilişkilerine tarafsız bir gözle bakmayı, evlilik yaşantısına geçişi kolaylaştırmayı, ilişkide yakınlık, bağlılık ve güveni arttırmayı amaçlamaktadır.

    Evlilik, gerçek iletişimin, dostluğun, sevgi ve saygının sağlandığı durumlarda en güzel paylaşımların yaşandığı bir yaşam ortaklığıdır. Evlilik öncesi danışmanlıkta, çiftler beraberce seanslara gelerek bilmek istedikleri soruları sorarlar, korkularını dile getirirler. Her danışan ve her çift kendine özgü bir yapı olduğundan, o çiftin kişilik özelliklerine göre yapılandırmalar yapılmaktadır.

    AİLEDE İLETİŞİM SORUNLARI

    Çağımızın slogan sorusu: Evlenince sevgi biter mi? 

    Bu sorunun yanıtını bulmak için onlarca kitap yazılmış,yazılmakta, görsel yayın ve uzmanlarla söyleşiler halen yapılmaya devam etmektedir. Sevgiyi, saygıyı, ilgiyi canlı tutmak biraz çaba gerektiren ancak imkansız olmayan bir şeydir.

    Evlendikten sonra bazı çiftler, bir an gelir daha önce yaptıkları davranışları yapmamaya başlarlar. Aynı insanla uzun süre yaşamak  genelde, sıkıcı ve boğucu bir hava yaratabilir. Bazen aynı evin içinde sorun yok gibi gözükse de kişiler giderek duygusal anlamda birbirlerinden uzaklaşırlar.  Evliliği güçlü kılan, ruhsal, fiziksel, cinsel, kültürel uyumdur. Eşin kişisel özelliklerini olduğu gibi kabullenebilme ve saygı gösterebilme yeteneği, idealler, değerler, inaçlar ve amaçlar konusunda anlayış evliliğin temel unsurlarıdır.

    Evliliğin ilk yılları birbirini tanıma anlamında büyük önem taşır ve çatışmaların en yoğun olduğu dönemdir. Evlilik ve çift terapisinin amacı, güçlü ve her zaman canlı bir evlilik isteyen çiftlere kendilerine özel , uygun danışma programıyla destek olmaktır. 

    BEBEĞE HAZIRLIK

    Yaşamın bize sunduğu en keyifli durumlardan biri çocuk sahibi olmaktır. Ancak dünyada hiçbir canlının yavrusu, yeni doğan bir bebek kadar bakım ve korunmaya muhtaç değildir. Bu sürecin uzunluğu, yalnızlık duyguları, mesleki sorunlar, parasal sıkıntılar, aile içi geçimsizlikler, kendi aileleriyle yaşamış oldukları sorunlar doğacak çocuğa yansıyabilir. Çoğu ebeveyn , hamilelikle filizlenerek varolan bu karmaşık duyguların farkında olmayabilir. Görünürdeki tüm bu nedenlerden bağımsız olarak, anne-baba kişilik örüntülerinden  dolayı bir çocuğun doğumuna henüz kendilerini hazır hissetmeyebilirler . 

    Birçok hamile kadının yaşadığı, bedensel ve psikolojik değişiklikler, aynı zamanda yoğun bir kaygının oluşumuna da neden olur. Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikolojik durum, bazı kadınlar için; mutluluk, olgunluk,  bazı kadınlar için; endişe, kaygılı bekleyiş, olarak yaşanabilir.

    – Bebeğin sağlığının nasıl olacağı ile ilgili kaygılar

    – Doğum korkusu         

    – Annenin hamilelikte ve sonrasında vücudunun bozulacağından korkması

    – İyi bir anne olma kaygısı- Eş ve diğer aile bireylerinden doğum öncesi ve sonrası  yeterli destek  görememe korkusu

    – Kadının eşi ile ilgili, anlaşamama veya eşinin nasıl bir baba olacağı konusunda kaygıları

    Hamilelikte en çok karşılaşılan sorunlardandır.  Bu kaygıların günlük yaşamı etkiler düzeye gelmesi durumunda bir uzmandan yardım alınması yarar sağlayacaktır.

    AİLE OLMAK

    Yaşamımızı sürdürürken rollerimiz de bize eşlik eder. Eş, yönetici, çalışan, anne – baba gibi. Çocuğun benlik kavramı, kendisi için önem taşıyan büyüklerin ona gösterdiği tutumların bir yansımasıdır. Dolayısıyla anne baba, çocuğun gelişimine rehber olabilmek için gerekli olan tüm denetimi elinde tutmalıdır. Ana- baba ve çocuk arasındaki sorunların başlangıç noktası her zaman ana-babadır. Bazı aileler çocuğun gereksinimi olan sınırları gereğinden fazla gevşek bırakırlar, bazıları ise gereğinden fazla sıkı. Her ailenin kendine özgü yapısı ve biricikliği nedeniyle bunun tam olarak nasıl olması gerektiği o ailenin yapısına göre belirlenebilir.

    Kendilerine ve çevrelerine uyum yapmış ana babaların çocukları kendilerine sağlanan destek ve önderlik sayesinde giderek benliklerini geliştirir, bütünleşir ve özerk varlıklar olarak yetişkin yaşama ulaşırlar.

    Anne-babalar çocuk yetiştirmek gibi çok önemli bir iş yaparken zaman zaman  kararsızlığa kapılabilir, çözüm yolu bulamayabilir, bir soruna karşı nasıl tepki vereceğini bilemeyebilir. Sorunların daha fazla kalıcı hale gelmesini önlemek amacıyla uzman desteği almak yerinde olacaktır.

    SAĞLIKLI  BOŞANMA SÜRECİ

    Hangi nedenle olursa olsun boşanma, eşler  ve varsa çocuk için sorun olmaktadır. Karşılıklı anlaşma ile olamayan boşanmalarda, boşanmayı istemeyen taraf bir boşluk hissetmekte, çoğu zaman derin depresyon durumları ortaya çıkmaktadır.

    Boşanmanın nedenleri çok çeşitlidir: eşlerin kıskançlığı, akrabalarla ilişkiler, geçim sıkıntısı, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi, cinsel sorunlar, şiddet uygulanması, eşlerin evlilik dışı ilişkileri, madde bağımlılıkları, ruhsal ve bedensel rahatsızlıklar, göç, ilgisizlik gibi nedenleri sayabiliriz. Hatta boşanmaların bazıları diğer eşe ceza vermek anlamını bile taşıyabilmektedir.

    Boşanma sürecindeki kararsızlıklar, çevrenin boşanmaya vereceği tepki, çocukların etkilenme düzeyleri, kaygılar, boşandıktan sonraki yalnızlık endişesi, süregelen yaşam biçiminden çok farklı bir boyuta geçmek bireyleri karmaşık duygularla karşı karşıya bırakmaktadır. Aslında çiftlerin boşanmaya ne kadar hazır oldukları da üzerinde durulması gereken ayrı bir konudur.

    Boşanma sürecinde yalnızca öncesi değil, boşanma sonrası da olumsuz duyguları onarma ve yaşadıklarıyla baş etme açısından önem taşımaktadır. Danışmanlık hizmeti, bu süreci anne –baba ve çocuk açısından en az zararla atlatmada destek sağlamaktadır.

    Bu nedenle bireyler  sağlıklı bir boşanma sürecini nasıl gerçekleştirebilecekleri, boşanma öncesi ve sonrasında etkili ve verimli ebeveynlik rollerini nasıl sürdürebilecekleri  konusunda  psikolojik destek almalıdır.  

    Terapistin bilgi ve deneyimiyle oluşturduğu güvenli ve açık ortamda çiftlerin birbirini duyması, anlaması sağlanır.Anlaşmazlıkların nasıl oluştuğu, eşler tarafından nasıl sürdürüldüğü döngüsü fark ettirilerek sorunun çözümüne yönelik uygulamalar yapılır.  Burada en önemli noktalardan biri çiftlerin istek ve işbirliğidir.

  • Vicdanı Körelmiş Kişilerle Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara

    Vicdanı Körelmiş Kişilerle Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara

    Vicdanı Körelmiş İnsanlarla Bir arada Yaşamak Ağır Gelir Merhametli İnsanlara. Hayattaki Adaletsizliklere, Kötülüklere aşırı Duyarlı bu İnsanlar her kötülükte biraz daha Yalnızlaşır. Hatta bu Dünyanın bir parçası olmaktan o kadar Utanç ve Üzüntü duyarlar ki; bazıları dayanamaz Veda eder sessizce. Kalıp mücadele etmeyi seçenler bir süre sonra anlar bir köşeye çekilmenin bir işe yaramadığını. Kötülüğün parçası olmamak yetmez. İyiliği besleyen, güçlendiren tarafta olmak ve çabalamak gerekir bunun için. Çok fazla ÇOCUK var kötü muameleye maruz kalıp başının okşanmasına ihtiyaç duyan. Çok fazla EVSİZ var küçük yardımlarımızla ısınacak, karnını doyuracak. Çok fazla YAŞLI var buruşturulup atılmış gibi bir köşede ilgi bekleyen. Çok fazla kötü muamele görmüş HAYVAN DOSTLARIMIZ var,yaralarını sarmamız için elimizi uzatacağımız. Bu kadar Onarılması gereken Yaraya her birimizin minik de olsa merhemi varken, köşeye çekilip sadece Dünyanın ve insanların ne kadar kötü olduğundan şikayet etmek hiç Samimi değil. Hepimizin farklı imkanları ve özellikleriyle yapabileceği mutlaka bir şeyler var İYİLİĞİ Güçlendirmek için. Bunun için sadece maddi güç gerekmiyor. Çok duyuyorum ileride param olursa, çocuklar için ya da hayvanlar için bir şeyler yapmayı planlıyorum diyen Güzel insanları. Ama onların şimdi ihtiyacı var. Bunun için de sadece maddi yardım değil, Yüreğinle yapabileceğin her küçük damla İYİLİK büyük değişimler yaratabilir. Değişim için çok büyük adımlar atmamız gerekmiyor. Hepimizin atacağı minik adımlar çok büyük ETKİ yaratabilir. Unutmayalım; bizler yokluk içindeyken, tüm ülke işgal altındayken her şey aleyhimize iken TEK KALP atımı BİR olabildiğimiz için Kurtuluş Savaşını kazanmış bir Milletiz. Yeter ki Gönlümüzü bozmayalım. Yeter ki ötekileştirmeden “BİR” olalım. Yeter ki, hep dışarıdan birilerinin gelip bir şeyleri değiştirmesini beklemeyelim. Elimizİ taşın altına koyup, harekete geçelim. İyiliği en çok baltalayan şey kötülük değildir. UMUTSUZLUK ve KARAMSARLIK tır. Nasılsa bir şey değişmez, kötüler hep galip gelir düşüncesidir İyiliğin esas Katili. Sessiz kaldıkça, adım atmadıkça Etkimiz olmadığı için Tepkimiz de olmaz. Bu yüzden her şey olduğu gibi devam eder, neden değişsin ki? Etrafındaki kötülüklerden, vicdansız tutumlardan mutsuz musun? Yaşadığın yerin Cehennem olduğunu ve bu düzenin değişmeyeceğini mi düşünüyorsun? O zaman harekete geç! Kimse senin Cehennemini Cennete çeviremez. Sen gittiğin yeri Cennete çevirirsin! Önce Hak Edeceksin. Silkin, Ayağa Kalk, Adım at. Kötüler sürekli harekete geçtiği için kazanıyor. İyilik kazansın istiyorsan lütfen ertelemeden, karamsırlığa kapılmadan, yapabileceğin ne varsa bu çabayı göster. İyiliğin parçası Ol… Takipte kalın..İyiliklerle kalın.. Sevgiler..

  • Can Çıkmadan Huy Çıkar Mı?

    Can Çıkmadan Huy Çıkar Mı?

    Can çıkmadan Huy çıkmaz demiş Atalar, Nur içinde Yatalar☺

    Can çıkana kadar zaman içinde neler değişir neler? Yeter ki Sen İste. Otlakta Otlama, Köre Gözünü, Sağıra Sözünü Süsleme. Sen Sen Ol, Ben Olsaydım Asla Yapmazdım diye büyük konuşma, bilemezsin!! İnsan Organizması her şeye adapte olabilecek kapasitede bir Canlıdır. Çok nezih ortamlarda zirvede nezaket sunarken, uçak düşse birinci sınıf mevkide yolculuk eden kişi bile aç kalmamak için arkadaşını yiyebilecek bir canlıdır aynı zamanda! Sınavına girmediğin bir durumdan kendini galip sayma, Bilemezsin. Sen o durumu yaşamadın, yaşasaydın ne yapardın, nasıl yapardın, Bilemezsin. Kimsenin Ahlak bekçiliğini yapma, Kimsenin kusurunu sende yokmuş gibi görme. Dünyadaki tüm insanların farklı şartlarda dünyaya gelselerdi ve deneyimleselerdi farklı kişiler olacağını unutma. Yaşadıklarımızdan sonra değişiyoruz; bazen gelişme yönünde oluyor bazen kaskatı oluyor kalbimiz. Yaşanan sıkıntı ve belalar sonrasında çok acı çeken insanların değişimi iki yönde oluyor. Bir grup eğer çok Acı çektiyse, insanlığa faydalı şeyler yapıp Hayata Katkısı olan kişiler olmayı seçiyor, diğer grup ise benim canım yandı ben de başkalarının canını yakarım, düşüncesiyle daha da katılaşıyor. Büyük bir kaza geçiren ya da ölümcül bir hastalığı atlatan kişilerin nasıl kişilik değişimine uğradığını biliriz. Hayata bakış açıları değişir çünkü. Her an ölüme yakın olduğunu bilmek, bağlandıkları şeylerin çok geçici olduğunu görmek, Yaşadıkları her An’ın kıymetini bilmelerini sağlar. Huy da değişir, Meziyetler de. Asıl olan ne biliyor musun? Sen kendini tanımlıyorsun ya? Nereden biliyorsun? İlk kez karşılaşacağın bir durumda O eleştirdiğin insanlardan daha erdemli davranacağını nereden biliyorsun? Sen Kimsin? Gerçekten Kendini Tanıyor musun? Hazır mısın? Gerçek Senle Tanışmaya Hazır mısın? Hem çok keyifli hem de zor bir süreçtir bu. Kendi hiç tanımadığın yanlarınla yüzleşmek Cesaret ister. Maskelerini çıkarıp Kendini görmeye Hazır mısın? Devamı…. Gelecek Elbet. Takipte kalın, Sevgiler…

  • Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik Çağında Gelişen Şizofreni

    Ergenlik çağı şizofreni çok sık karşılaşmadığımız ama ciddi ruhsal rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık ergenlerde gerçekleri yorumlamakta zorlanmanın yanı sıra düşünce (bilişsel), davranışsal ve duygusal sorunlar yaşamalarına sebep olur. Kişi halüsinasyonlar, delüzyonlar ve garip olarak kabul ettiğimiz düşünce ve davranışlar sergiler.

    Rahatsızlığın seyri ve semptomları genel olarak yetişkinlik çağı şizofrenisi ile aynıdır. Sadece erken dönemde başlayan şizofreninin teşhisi ve tedavi süreci daha zordur ve kişinin erken yaşta eğitim ve sosyal hayatını direkt etkileyen bir rahatsızlıktır.

    Şizofreni kronik rahatsızlık olup, sürekli tedavi gerektiren bir rahatsızlıktır. Rahatsızlığın en erken evrede teşhisi ve tedavisi kişinin uzun sürede hayat kalitesini yükseltmek adına çok önemlidir.

    Semptomlar

    Şizofreni genel olarak 20’li yaşlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Rahatsızlık 13 yaşın altında çok nadir görülse de, çok erken 14-18 yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Semptomlar genelde hepsi birden ortaya çıkmaz zamanla gelişmeye başlarlar.

    13 yaş üstü çocuklarda görülen semptomların bazılar:

    • Aile ve arkadaşlardan uzaklaşmak

    • Okul başarısının azalması, okula ilginin azalması

    • Uykuya dalmakta zorluk

    • Gergin, irritable, ve depresif duygudurumu

    • Motivasyonun olmaması

    • Garip davranışlar

    • Madde kullanımı

    Delüzyonlar –gerçeğe aykırı olan yanlış inançlar

    • Birilerinin sana zarar verdiğine inanmak

    • Belirli işaretler (gestures), yorumların onunla alakalı olduğuna inanması

    • Olağanüstü yetenek veya popülerliğinin olmasına inanmak

    • Belirli bir kişinin ona aşık olduğuna inanmak

    • Her hangi bir trajedinin eşiğinde olduğuna inanmak

    Halüsinasyonlar – gerçekte mevcut olmayan bir şeyleri duymak veya görmek. Kişi halüsinasyonlarının gerçekliğine tam olarak inanırlar.  

    Dağınık Düşünceler – dağınık düşünceler kişinin dağınık konuşmasıyla bir başa alakalı durumdur. Kişi efektif iletişim kuramaz, verdiği cevapların bir kısmı alakasız olabilir, cümleler anlamsız kelimeler içerebilir ve ‘WORD SALAD’ dediğimiz ‘kelime karmaşası’ oluşur

    Son derece dağınık veya anormal motor davranışı – Kişi talimatlara uymayan, uygunsuz ve tuhaf davranışlar sergileyebilir.   

    Negatif semptomlar – normal işlev yeteneğinin azalması veya olmaması

    • Kişisel hijyenin ihmali

    • Duygu eksikliği

    • Göz kontaktı kuramama

    • Yüz ifadesinin olmaması

    • Monoton konuşma

    • Konuşma sırasında el veya baş hareketlerini kullanamama

    • Günlük aktivitelere karşı ilgi kaybı

    • Sosyal geri çekilme

    • Zevk alamama

    Ne zaman hekime danışılmalı?

    • Kardeş veya akranlarla karşılaştırıldığında gelişimsel olarak onlardan gecikmeler varsa

    • Banyo veya giyinme gibi günlük beklentileri yapmaktan kaçınıyorsa

    • Sosyalleşmek istemiyorsa

    • Akademik performansı düşmeye başladıysa

    • Tuhaf yeme ritüelleri varsa

    • Başkalarına karşı aşırı şüphe hissi duyuyorsa

    • Duruma uygun olmayan duygular sergiliyorsa

    • Tuhaf fikirleri ve korkuları varsa

    • Gerçek olmayan şeyleri, rüyaları, TV’de gördüklerini gerçekle karıştırıyorsa

    • Tuhaf düşünce, davranış veya konuşma sergiliyorsa

    • Kendine veya başkalarına zarar verme dürtüsü, agresif davranışları ve ajitasyonu varsa

    İntihar eğilimi

    Çocukluk ve ergenlik çağı şizofrenisi olan kişililerin normal popülasyona göre intihar eğilimleri çok daha yüksektir. Bu durum ailenin ve psikiyatristin kontrolü altında tutulması şarttır.

    Sebepleri

    Rahatsızlığın tam olarak hangi sebepten geliştiği bilinmese de, bilim insanları depomin ve glutamate nörotransmiterlerinin farklı çalışmasıyla alakalı olduğunu savunuyorlar.

    Risk Faktörleri:

    • Ailede şizofreni öyküsünün olması

    • Bağışıklık sisteminin fazla çalışması – otoimmün rahatsızlıklar

    • Baba yaşının fazla olması

    • Bazı gebelik veya doğum komplikasyonları: yetersiz beslenme, beyin gelişimini etkileyebilecek toksinler veya virüslere maruz kalma

    • Gençlerin psikoaktif ilaçlar kullanması

  • Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuklarda Gelişim Takibinin Önemi

    Çocuk gelişiminin en kritik dönemi olarak ele alınan kısmı 0-6 yaştır. 0-6 yaş dönemi bireyin gelişimi için en önemli yıllardır. Özellikle de ilk 4 yıl çok önemlidir. Bu yaş aralığı çocuğun beyin gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı, temel alışkanlıklarının belirlendiği, kişilik özelliklerinin temelinin atıldığı bir dönemdir.

    0-3 yaş arası dönem çocukların bilinç dışı olarak çevresindeki her şeyi sünger gibi emdiği emici zihin dönemidir. Çocuklar neye maruz kalırlarsa onu emerler. 3-6 yaş arası dönemde bilinç dışı olarak öğrendiklerini bilinçli hale getirirler. 0-6 yaş arası dönemde çocukların beyindeki nöronlar çok hızlı hareket eder. Çok uyarana maruz kalmaları ve farklı deneyimler yaşamaları beyin gelişimlerini olumlu yönde etkiler. Doğuştan gelen kalıtımsal özelliklere, deneyimsel yaşantılar da eklendiğinde beynin gelişimleri olumlu yönde ilerler.

    Kendine güven, dünyaya güven, temel sosyal beceriler, girişimcilik, kendini ifade edebilme gücü ve isteği gibi hayati özelliklerin temeli bu yaşlarda atılır. Çocuğun erken gelişim yıllarının önemi nedeniyle aileler özellikle bu süreçteki yaklaşımlarına özen göstermelidir. 

    Ülkemizde 0-6 yaş arasındaki çocukları gelişimsel açıdan değerlendirmek amacıyla AGTE ve Denver tarama testleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Erken tanı, sağlıklı bir gelişim için çok büyük önem taşımaktadır. Gelişim testleri aynı zamanda normal ya da hızlı gelişen çocukların güçlü yanlarını ortaya çıkarmak, desteklenmesi gereken alanları tespit etmek için de kullanılmaktadır.

    Gelişim Takibi Nasıl Yapılır?

    • Gelişim takibinin ilk görüşmesinde, çocuğun gelişim değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmede, gelişim tarama testleri kullanılır.

    • Çocuğun gelişimi; dil-bilişsel, ince motor, kaba motor, sosyal beceri, öz bakım ve genel gelişimi olmak üzere alana göre değerlendirilir.

    • Gelişim testinde çıkan sonuca göre çocuğun içinde bulunduğu aya göre gelişim özellikleri anne babaya anlatılır. Bu ayda hangi becerileri kazanacağı, hangi davranışların ya da davranış problemlerinin olacağı konusunda bilgi verilir.

    • Ay gelişimine uygun oyun ve oyuncak önerilerinde bulunulur.

    • Anne babalara evde uygulayabilecekleri, gelişim alanlarını desteklemeye yönelik etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Etkili anne baba çocuk iletişiminin nasıl olacağı, problem durumlarda neye nasıl tepki verilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler verilir.

    • Anne babanın yaşadığı problemlerle alakalı sorular cevaplanır.

    • Çocuğun gelişim testinin sonucuna göre sürecin nasıl işleneceğine dair bilgi verilir.

    • Gelişim testi sonucu ayına ve yaşına uygun çıkmış ise, aileye etkinlik önerilerinde bulunulur.

    • Gelişiminde gecikme ya da gerilik bulunan çocuklar ile yüksek riskli çocuklar için programlar hazırlanır. Hem çocuk ile gelişimini desteklemeye yönelik seanslar gerçekleştirilir hem de aileye evde yapılabilecek etkinlik önerileri verilir.

    Çocuğun gelişim takibini yaptırmak, çocuğun içinde bulunduğu gelişim evresini tanımak, bu evrelerin özelliklerini bilmek ve çocuğa o şekilde davranmak, çocukların sağlıklı gelişim içinde olup olmadığını takip etmek, erken tanı ve müdahalede bulunmak ve çocukla sağlıklı iletişim kurmak açısından anne-babalara fayda sağlayacaktır.

  • Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Gelişim Özellikleri

    Okul öncesi yıllar, diğer yaşam dönemleri ile kıyaslandığında gelişimin farklı yönlerinin birbirleriyle ilişkisinin en fazla olduğu dönemdir. Bu yıllar çocuk gelişiminde kritik yıllardır. Bu yıllarda temeli atılan beden gelişimi, psikososyal gelişim ve kişilik yapısının, ileriki yaşlarda yön değiştirmekten çok, aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.

    • DÖRT YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Dört yaş çocuğu, kendi kendine hareket edebilen, soru sorabilen, seçim yapabilen, kendisi hakkında bilgiler verebilen bir bireydir. Toplumsal gelişim yönünden de büyük aşama kaydeden dört yaş çocuğu, diğer çocuklarla birlikte olmaktan daha fazla zevk almaya başlar. Oyunları daha uzun sürelidir. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki arkadaş seçer. Önceleri seçtiği oyun arkadaşı her iki cinsten olabilir. Sorgu çağı dört yaşta en üst düzeye ulaşır. Dört yaş çocuğu dil aracılığı ile duygu ve düşüncelerini ifade etmede güçlük çekse de, genellikle başarılıdır. Hâlâ gerçek ile hayali birbirine karıştırma konusunda sorunları vardır. Dört yaş çocuğu rahatça zıplar, koşar,  yürür, her fırsatta hareket etme ihtiyacını belirtir. El ve parmaklarını kullanmada ustalık kazanmıştır.

    • BEŞ YAŞ ÇOCUĞUNUN GELİŞİMİ

    Çocuğun çevresine ilişkin yeni keşiflerde bulunduğu, çevresini giderek genişlettiği, yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyarak bazı sorumluluklar almaya hazırlandığı bir yaştır. Bu yaştaki gelişim ilk dört yıla oranla oldukça yavaşlamıştır. Beş yaş çocuğu duygularını kontrol etmeyi de başarır. Beş yaş çocuğu başladığı bir işi bitirmek ister. Kas hâkimiyeti gelişmiştir. Dikkatlidir. Kendi kendini eleştirir ve kendine güvenir. Söylenenleri anlar, uygular ve belleği güçlüdür. Kendi yaşındaki çocuklarla küçük gruplar halinde oynar. İp atlama, bisiklete binme, koşmaca gibi oyunlar oynamaktan zevk alır. Kendi kendine giyinme, yemek yeme, saçlarını tarama, yıkanma gibi öz bakımla ilgili konularda iyice ustalaşmıştır. Ayakkabısını giyebilir, basit tokaları takabilir, biraz zor da olsa düğmelerini ilikleyebilir. Kısacası, beş yaşındaki çocukta, motor dengenin, düşüncenin, bireysel toplumsal ilişkilerin, benlik kavramının, evde, okulda ve toplum içinde uyumunun daha belirgin olduğu görülür.

    • ÇOCUĞUN BEDENSEL GELİŞİMİ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

    Belirli bir yükseklikten atlama oyunları oynaması için fırsat verin. Ortamı, düşmesine ve bir yerini incitmesine fırsat vermeyecek şekilde düzenleyin. Nesnelerin etrafında farklı şekillerde koşmasını sağlayın ve yapılanlar hakkında konuşun. Örneğin, hızlı-yavaş koşma, ileri-geri, gürültülü-sessiz gibi. Hamurdan istediği şekilleri oluşturmasını isteyin. Sonra yaptıklarını size anlatsın. Çeşitli şekil ve renkteki küçük boncuklardan bilezik kolye yapmasını sağlayın. Geometrik şekillerle ilgili faaliyetler yapın. Sizin kâğıda çizdiğiniz bir geometrik şekli çocuğun da yapmasını isteyin. Her bir geometrik şeklin ne olduğunu öğretin ve sonra sorun. Sık sık parka götürün ve parktaki aletleri kullanarak büyük kas gelişiminin desteklenmesini sağlayın. Parkta salıncağa biner, kaydıraktan kayar, aynı zamanda diğer çocuklarla bir araya gelirler.

     

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimi

    Başkalarının aynı nesneyle ilgili farklı bakış açıları olabileceğini fark etmeye başlarlar. 4 yaşta bu kavram gelişir. Bir deneyde, kaplumbağa resmi, yetişkin ile çocuk arasına konur. Yetişkine göre kaplumbağa ters durmaktadır. Çocuğa göre ise ayakları üzerinde durmaktadır. 4 yaşta çocuklar kendi görüşlerinin yetişkininkinden farklı olduğunu anlarlar. Her gün evde kullanılan eşyalarla ilgili bilgileri artar. Nesneleri geometrik özelliklerine (kare, daire, üçgen gibi) göre ayırabilirler. En büyükten en küçüğe doğru nesneleri sıralayabilirler. En az 4 ana rengi (mavi, sarı, kırmızı, yeşil) doğru söyleyebilirler. 10 veya daha fazla sayıdaki nesneyi sayabilirler. Zaman kavramını anlamada artış gösterirler. Okul öncesi dönemde, çocuklar günlerin sabah, öğlen ve akşam olarak zamanlara bölündüğünü, yılda 4 mevsim bulunduğunu bilirler. Haftanın bazı günlerini bilebilirler. Zamanın, saat ve dakikalara bölündüğünü anlarlar. Günlük zaman aralıklarının (rutinlerin) sırasını anlarlar. Örneğin, öğle yemeğinden önce kahvaltı edilir gibi. Bilerek yalan söyleyebilirler. Çocukların başkalarını kandırma becerisini ne zaman geliştirdikleri konusunda fikirler çelişkilidir. Bazı araştırmacılar, çocukların 3 yaşta bu beceriye sahip olduklarını söylerler ancak çoğu bilerek yalan söylemenin 4 ve 5 yaştan önce gelişmediğini ifade ederler.

    • Çocuğun Zihinsel Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Her gün yüksek sesle kitap okuyun. Çocuğun da kendi kendine kitaba bakmasını teşvik edin. Bakabileceği başka yazılı materyaller de sunun. Dergi, gazete gibi. Ayrıca renkleri öğrenmesi için de kitapta geçen renkleri sorabilirsiniz. Evde kullanılan eşyalarla oyun oynayabilirsiniz. Örneğin, “tabak ne işe yarar?” gibi, “su ısıtıcıyı nerde kullanırız?” gibi, “elektrik süpürgesiyle ne yaparız?” gibi. Sınıflandırma becerisini arttırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik torbanın içine daire, üçgen, kare gibi şekilleri olan nesneler koyun. Çocuğun bir tane seçip ne olduğunu bulmasını isteyin. Aynı şekilde olanları bir grup yapmasını isteyin. Sıralama becerisini kazandırmak için oyunlar oynayın. Örneğin, plastik halkaları, bardakları büyükten küçüğe ve küçükten büyüğe dizmesini isteyin. Sayı saymayı geliştirmek için oyun oynayın. Örneğin, fasulyelerden yararlanabilirsiniz. Çocuğun, istediğiniz sayıda fasulyeyi önüne dizmesini isteyin. Örneğin, 3 tane koy, 10 tane koy gibi. Zaman kavramını geliştirmek için sohbet edin. Örneğin, bir gün içinde neler yaptığını sorabilirsiniz. “Sabah kalkar kalkmaz ne yapıyor. Öğlen ne yapıyor?“ gibi. Günün bölümlerini kullanarak konuşabilirsiniz.

    • Çocuğun Dil Gelişimi

    Kardeşlerinin isimlerini söyleyebilirler. Adreslerini söyleyebilirler. 6 kelimeden oluşan, karmaşık cümlelerle konuşurlar. Bu yaşta dil becerileri oldukça zenginleşir. Dildeki tüm sesleri çıkartabilirler. Kelime hazineleri 1500 kelimeye çıkar. Uzun hikâyeler anlatabilirler. Günlük olayları, rüyalarını, hayallerini paylaşırlar. Dinledikleri hikâyeyi hatırlayabilirler.

    • Çocuğun Dil Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?     

    Kardeşlerinin isim, soyadlarını ve kendi adreslerini öğrenmelerine yardımcı olun. Sorular sorun. Cevapları tekrarlamalarını isteyin. Kelime hazinesini genişletmek için yeni kelimeler öğrenmelerini sağlayın. Yeni kelimelerin anlamlarını açıklayın ve uygun ortamda kullanın. “Bu taşıt çevreyolunda gidiyor. Bu araba. Otobüs ise bir diğer taşıt aracı. Tren ve uçak da öyle gibi. Yapacakları hakkında konuşabilirsiniz. Örneğin, “bugün yemekten sonra ne yapacağımız hakkında konuşmuştuk hatırladın mı? Evet, bugün yüzmeye gideceğiz. Yüzmek için ne giyeceğiz? Gibi. Daha önce okuduğunuz hikâye ile ilgili sorular sorarak hatırlamasını teşvik edin. Kitabın resimlerine bakmasını sağlayın. Yazma ve okumanın günlük hayatta ne kadar önemli olduğunu gösterin. Etraftaki yazılı malzemelere dikkatini çekin. Ne amacı olduğunu söyleyin. Televizyon izlerken birlikte olun. Gördüklerinizle ilgili çocuğunuzla konuşun. Kitaptan zevk almasını sağlayın. Bunun için kitaplara kendi ulaşabileceği bir kitaplık yapın. Kitap okuma, şarkı söyleme, kelime oyunları oynama ve çocukla konuşma, kelime hazinesinin gelişmesine yardımcı olacaktır.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimi

    Arkadaşları gibi olmak isterler. Arkadaşlar, düşüncelerini, davranışlarını etkilerler ve onlar gibi olmak isterler. Başka ailelerin farklı değerleri ve fikirleri olduğunu öğrendiklerinde bu bilgiyi bazı şeyleri evde talep ederek denerler. Örneğin, yasak TV programlarını izlemek, kendi evlerinde izin verilmeyen yiyecekleri yiyebilmek için… Vb. Arkadaşlarını memnun etmeye çalışırlar. 4 yaşındakiler için arkadaşları farklı davranışların, değerlerin, yaşam biçiminin göstergeleridir. Arkadaşlarını evlerine davet ederler- ailesini, eşyalarını, evlerini görmeleri için. Onları memnun etmeye ve buna uygun yeni davranışlar sergilemeye başlarlar. Gerçekle, fanteziyi birbirinden ayırt edebilirler. Gerçekle uydurma arasındaki farkı öğrenmeye başlarlar. İkisi arasında gidip gelirler ancak 3 yaştaki gibi kafaları karışmaz. Dans etmekten şarkı söylemekten ve oynamaktan hoşlanmaya başlarlar. Kurallara daha fazla uyarlar. 5 yaşına yaklaşırken çocuklar basit bir ahlak duygusuna sahiptirler. İyi ve kötü kavramlarını keşfetmeye çalışırlar. Anne babayı memnun etmek için ve cezadan kaçmak için katı bir şekilde kurallara uyarlar. Sonuçlar her şeyden daha önemlidir. Değerli bir şeyi kırdıklarında kendilerinin kötü olduğunu düşünürler (kaza bile olsa). Kaza ile kötü davranış arasındaki farkı anlamalarına yardımcı olunması gerekir. Bazen talepkâr, bazen de işbirlikçi olurlar.4 yaşında beklenmedik duygusal tepkileri kontrol altına alabilmektedirler. Karşı gelme, itiraz duygularını kontrol edebilmede hala güçlük çekmektedirler. Aile kurallarına uymayabilirler, anne veya bakıcılarını rahatsız etmek için kötü davranabilirler, kaba konuşabilirler. Kötü davranışlar, küçük yaşlardaki sınırları test etmeden farklı olarak bu dönemde bilinçli yapılır. Bu değişimlere rağmen, çocuklar anne veya kendilerine bakan kişiyi memnun etmeye çalışırlar. Bunu yapmak için belli şeyleri yapmaları gerektiğini belli şekilde davranmaları gerektiğini bilirler.

    • Çocuğun Sosyal-Duygusal Gelişimini Desteklemek İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Süper kahramanlarla ilgili oyunlar oynayın. Şapkalar, kostümler maskeleri kullanın. Süper kahramanlarla ilgili konuşun. Görsel malzemelerden de yararlanabilirsiniz. Onların gerçek olmadığını ve kavgalarının birer oyun olduğunu söyleyin. Vurmadan kırmadan kavga ediyormuş gibi yapmalarını isteyin. Filmlerdeki oyuncuların da böyle davrandıklarını söyleyin. Kostümleri çıkardıklarında kendileri olacaklarını söyleyin. Arkadaşlarını sık sık eve davet etmelerine izin verin.

    • Çocuğun Cinsel Gelişimi

    4-5 yaş çocuğu bebeğin annenin karnındaki özel yerde, rahimde büyüdüğünü anlayabilir. Bebeğin oluşması içinde erkekten bir tohum (sperm) ve kadında olan çok küçük yumurtanın birleşmesi sonucu oluşabileceğini anlatabilirsiniz.

    4-5 yaş çocukları birbirlerinin vücutlarını görmek incelemek için çok meraklıdırlar. Bu konuda onların yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarındaki beden parçalarını gösteren resimlerden yararlanabilirsiniz.

    4-5 yaş çocuğunuza kız ve erkek bedeninin birçok benzer yeri olmasına rağmen farklı yerleri olduğundan bahsedin.

    Çocuğunuz ile cinsellik hakkında erken yaşlarda konuşmaya başlamanız, çocuğunuzun güvenilir bir kaynaktan cinsellik hakkında bilgi edinmesine ve kendi öz-değeri ve öz güvenini destekleyecektir.

    Çocuğunuzu arkadaş ziyaretlerinde (özellikle kendi yaşından büyük arkadaşları ile), oyun sırasında odanın kapısının her zaman açık olmasına, denetlendiklerini hissettirmeden odaya bir bahane ile ara sıra girip çıkarak oynan oyunları denetim altında tutmak gerekir.

    Çocuğunuzun soru sormasını beklemeyin. Hiç soru sormamaları bu konuyu merak etmedikleri, bu konuda bilgi sahibi olmamaları anlamına gelmez. Cinsellik hakkında çocuğunuzu bilgilendirmek içinin yaşına uygun cinsel eğitim kitaplarından yararlanabilirsiniz.

    Cinsellik hakkında konuşmak için hiçbir zaman çok geç değildir. Kendinizi hangi ortamda konuşmak için daha rahat hissediyorsanız o zaman bu konuyu açabilirsiniz.

    Eğer çocuğunuzun sorduğu sorunu cevabını bilmiyorsanız’ ’Ben de bilmiyorum’ ’demeniz uygundur. Konuşmayı ’’Bu gerçekten iyi bir soru bu konuyu araştırıp sana cevabını vereceğim/birlikte araştırabiliriz.’’ diyebilirsiniz.

    Çocuğunuzu cinsellik hakkında bilgilendirmek için fırsatları yakalayın.

    Çocuğunuzun ne bildiğini ve ne anladığını öğrenmek için ne düşündüğünü sormaktan çekinmeyin.

    Çocuğunuzu korumak için ona sürpriz ile sır arasındaki farkı öğretin.

    Çocuğunuza ‘Hayır’ deme hakkının olduğunu, kendi rahatsız hissettiği bir durumda hayır diyebileceğini öğretin. Kendini rahatsız hissettiği bir durumda hemen güvendiği bir yetişkine giderek durumu anlatmasının gerekliliğinden bahsedin.

    Çocuğunuz iyi/kötü dokunuşları öğretin.

    Çocuğunuza bedeninin kendine ait olduğunu, anne-baba-doktor dışında kimsenin onun vücuduna izin vermediği sürece dokunamayacağını öğretin.

    Çocuğunuzu erken uyaracak yayın ve görsel medyada tanık olabileceği konu ve resimlere dikkat edilmesi gereklidir.

  • Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven ve Sorumluluk Gelişimi

    Özgüven;yani kendine güven kavramı bir şeyi yaparken bireyin kendine inanması, “bu işi yapabilirim, üstesinden gelebilirim” diyebilmesidir. Özgüven doğuştan gelen bir duygu değildir zamanla etkisi artacak ya da azalacak bir duygudur. Başardığımız işler kendimize olan güvenimizi arttırırken başaramadığımız işlerin sayısı arttıkça zamanla özgüven yitirilebiliriz bu yüzden özgüven değişmez bir kalıp değildir. Çocuğun özgüven gelişiminde ailenin rolü önemli yer tutmaktadır. Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verildiğinde, kendi yapabileceği işleri kendisinin yapması için fırsat verildiğinde özgüveni gelişebilmektedir.

    Özgüven tabi ki sadece ailenin etkisinde değildir ancak çocuğun ilk eğitim aldığı yer olduğundan önde gelen etmenlerdendir. Okul ve diğer bakım verenlerin aynı tutumu sergilemesiyle çocuğun özgüveni gelişmektedir. Hayatımızda zamanın önemli olduğunu yadsıyamayız bununla birlikte bazen bir yere yetişmemiz, bazen kaldığımız ortamdan çabuk çıkmamız gerekir. Bazen de biz bazı işleri kendimizin yapması gerektiğini düşünürüz. Örneğin  ‘Aman o bilmez o yapamaz.’ demiyor muyuz? ‘ Aman çevreyi kirletir üstüne döker karnını tam doyuramaz’ ayakkabısını ben giydireyim şimdi işe yetişmem vb. Bunun gibi yüzlerce mazeret içeren cümle söyleyip dururuz. Bazen bir su getirmesini isteriz getirmeyince: ‘Artık büyüdün bir su bile getiremiyorsun’. Başka bir şey olunca: ‘Sen küçüksün sen bunu yapamazsın’. Çocuklara karşı çelişkili ifadeler kullanmamız çocuğun çevresine ve kendisine olan güven duygusunu ne kadar etkiler?

    Sorumluluk verirken dikkat edilmesi gereken noktalar: – Çocuğun yaşına, bulunduğu gelişim dönemine uygun sorumluluklar vermek gerekir.   Çocuğun yerine getiremeyeceği sorumluluklar vermek kadar, çocuğun çok kolay yapacağı ve bulunduğu gelişim düzeyine oranla çok kolay olan sorumluluklar vermek gelişimi olumsuz etkileyebilir.    

    Sorumluluk verirken olanak buldukça seçim yapmasına fırsat vermek gerekir. Emredici olmamaya ve uygun sosyal sözcükleri kullanmaya dikkat etmek gerekir. Uzun ve anlaşılmaz cümleler kurmamaya ve çocuğun gelişim düzeyine uygun yönergeler vermeye özen göstermek gerekir. Çocuğun sorumluluk almak istediği durumları iyi değerlendirip hevesini kırmadan sorumluluğu yerine getirmesine yardımcı olmak gerekir. Çocuğun üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirebilmesi için cesaretlendirmek gerekir. Sorumlu şekilde davrandığı durumlarda desteklemek ve ödüllendirmek gerekir. Çocuğun yaşıyla doğru orantılı olarak sorumlulukları arttırılmalıdır.

    ÇOCUKLARIN 2 VE 4 YAŞ ARASı ALABILECEKLERI SORUMLULUKLAR

    • Sofrada tek başına yemeğini yemek.

    • Tek başına uyumak.

    • El – yüz temizliğini yapabilmek.

    • Dişlerini fırçalamak, Yardımla giyinmek ve soyunmak.

    • Kirli kıyafetlerini sepete atmak.

    • Kıyafet seçimi, hazırlanacak yemek, gezmeye gidilecek yer gibi konularda karar sürecine katılmak.

    • Oyun oynarken nerede olacağı, Oyuncaklarını korumak.

    • Kitap, dergi ve gazeteleri yerine kaldırmak,

    • Anne babaların basit getir götür işlerini yapmak.

    • TV, radyo gibi basit elektronik eşyaları açıp kapamak.

    • Alışveriş dönüşü malzemelerin yerleştirilmesine yardımcı olmak.

    • Alçak raflara hafif ve kırılmayacak malzemeleri yerleştirmek.

    • Yemek masasına peçete ve kırılmayacak malzemeleri koymak.

    • Çöpü dışarı çıkarmak

    • Oyuncaklarını toplamak.

    BIR ŞEYLERI BAŞARDıĞıNı GÖRMEK ONLARI DA MUTLU EDECEKTIR…

    Çocukların 5 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Eşyalarına iyi bakmak,

    • Temiz kıyafetlerini çekmeceye yada dolaba yerleştirmek,

    • Üzerinden çıkardığı kıyafetleri katlayabilmek ve dolabına kaldırmak,

    • Telefona gerektiği şekilde cevap vermek,

    • Saçlarını taramak,

    • Yemeğini yedikten sonra tabağını  kaldırmak,

    • Basit yiyeceklerin hazırlanmasına yardım etmek,

    • Oyuncaklarını toplamak

    Çocukların 6 yaşında alabilecekleri sorumluluklar

    • Tek başına giyinip soyunmak,

    • Sofranın hazırlanmasına ve toplanmasına yardım etmek,

    • Yanlışlıkla döktüklerini toplamak,

    • Evin toplanmasına yardım etmek,

    • Çiçekleri sulamak,

    • Sebzeleri yıkamak,

    • Kendi ayakkabılarını bağlamak,

    • Kendi ayakkabılarının temizliğini yapmak,

    • Evden çıkarken muslukları ve ışıkları kontrol etmek, açıksa kapatmak

    Gelişimdeki sırayı incelersek en son gelişen kas grubu ince motor kaslardır. Ayakkabı bağcıklarını bağlamak için ince motor kasların gelişmesi gerekir. Çocuk 5 -6 yaşlarına gelince ayakkabı bağlarını kendisinin bağlaması için ona izin verin. Eğer çocuk zorluk çekiyorsa ona biraz zaman tanıyın halen yapmak istediğini yapamıyorsa destekleyici ifadeler kullanarak yardımcı olmaya çalışın gerekiyorsa ayakkabısının bağlarını birlikte bağlayın. Sizin için önemsiz görünen bir şey olarak görülse de unutmayın çocuğunuz için çok önemli olabilir. Unutmayalım ki çocuğunuz kişiliğinin temellerini 0-6 yaş arasında kazanır. Eğer bu dönemde onu bir birey olarak kabul ederseniz ilerleyen yıllarda sağlam bir karaktere sahip olacaktır. İlerleyen yaşantısında çocuğunuz kendine güveni olan özgürce karar verebilen ve sorumluluk alabilen bir birey olabilir

    Önemli olan çocuğumuza yardımcı olmak değil; onun yapabileceği işleri ona bırakmak yapamadığı işlerde ona yardımcı olmaktır. Yapabileceği işlerin altından kalkabiliyorsa çocuk böyle bir rahatlık sağlamışsa ona ebeveyn çocuk kendine güvenecektir.

    Çocuğunuzu bir birey olarak görün ve ona öyle davranın geliştiremez. Çocuğa yapabileceği işleri yaptırmalıyız: elbise giyinmesine, yemek yemesine, oyuncaklarını toplamasına izin vermeliyiz.  Yanlış yaparsa öncelikle bizlerde kabul etmeliyiz ki; bundan daha normal bir durum yok. Yanlış yaptığında kızmadan, sabırla ” bak anneciğim, ablacığım, bababacığım vs.. bunu böyle yapsak daha iyi olur” deyip soruna değil çocuğun bilincini, çözüme odaklamış oluyoruz. Teşekkür etmeliyiz, özür dilemeliyiz, saygı duymalıyız uyuduğunda sessiz olmalıyız, saymalıyız, sevmeliyiz…  Bu durumda çocuk “Ben bir bireyim” bilincinde yetişir. Değersizim adlı kötü düşünce tohumları bilinçaltı tarlasına ekilmemiş olur.Çocuklar kendilerine biraz güvenildiği duygusunu taşırlarsa ancak yaptıklarının daha iyisini yapabilirler.

  • Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğumla Birlikte Uyumak

    Çocuğuyla birlikte uyumak çoğu anne baba için büyük bir keyiftir, anne babalardan bazen şu cümleleri de duyarız “ onunla birlikte yattığımda onun kokusunu alıyorum, sıcaklığını hissediyorum bu beni çok iyi hissettiriyor “ çocuklar da çoğunlukla bu paylaşımlardan hoşlanırlar, anne babadan ayrılmak istemezler. Annelerin en çok ürettikleri bahanelerden biride “kışın üşümesinler, üstleri açılmasın” diye, diğer zamanlarda ise “gece yalnız yatınca korkuyor, bizimle yatmak istiyor, tek yattığında çok ağlıyor, ”  diye çocuklarını yanlarında yatırmakta, bu durum sonraki zamanlarda da devam etmektedir.  Belli bir yaştan sonra bunu sınırlamak ve anne ile çocuğun ayrışmasını sağlamak, çocuğun bireyselleşmesi ve ruh sağlığı açısından oldukça önemlidir. 

                         Nedenleri neler olabilir?

    Özellikle bebeklik döneminde anne-babalar ya yorgunluktan, ya özlemden, ya da artık pes ettiklerinden dolayı bebek uyumadığında yataklarına alırlar. Daha büyük çocukların anne-babalarının yanında yatma isteği tuvalet ihtiyacından, korktuklarından, güvende hissetme ihtiyaçlarından veya anne-babalarıyla yeterince beraber olamadıklarından kaynaklanıyor olabilir. Yalnız kalmak istememe, çeşitli yaşam olayları (deprem, kazalar, hastalık, boşanma vb.), korkular, anne babaların tutumları, uygun olmayan fiziksel koşullar (fazla ışık, gürültü) bu duruma yol açan diğer faktörlerdir. Anne baba ile yatma konusundaki ısrarın en önemli nedenlerinden biri “korku”dur. Çocuk korktuğunu söyleyerek yatağında yatmak istemeyebilir  ya da gece anne babasının yatağına gidebilir. Çocuklar bu dönemde bilmedikleri  birçok şeyden korkabilirler.  Bunların yansıması olarak korkulu rüyalar görebilirler. İzlediği bir filmden, haberlerden ya da duyduğu bir olaydan etkilenmiş  olabilir. Çocuk anne babası ile yattığında güvende olacağını düşünür ve bu konuda ısrarcı davranır. 

    Anne baba anlaşmazlığının yoğun olarak yaşandığı evlerde de çocuklar anne babalarının evi, dolayısıyla kendilerini terk edecekleri kaygısı ile onlarla birlikte yatmak isterler. Bazen yeni bir çocuğun aileye katılması, büyük çocuğun kıskanmasına yol açar ve çocuk kıskançlığını bastırmak için ana babayla yatmak ister. Çocukların yaşamlarında karşılaştıkları bir kardeşin doğması, taşınma, ebeveynin boşanması, ölümler, kreşe veya okula başlama gibi ciddi yaşam olayları çocuklarda kaygı yaratabilir. Çocuğun tek başına bu kaygıyla başa çıkabilmesi zordur, bu nedenle ebeveynlerine sığınır, bu gibi durumlar da çocuğun anne babasıyla yatmasına yol açar.    

            Çocuğun anne babayla birlikte yatmasının ne tür sakıncaları vardır?

                Anne ve baba ile beraber yatma, öncelikle  çocuğun özgüveninin ve bağımsızlığının gelişmesini engelliyor. Çocuğun kendi yatağında ve kendi odasında uyuması  bireysel gelişimleri için önemli bir adımdır ve buna izin verilmelidir. Çocuğun kendi odasında yatması kendisine dair bir özel alan hissini oluşturacak ve aileler bu şekilde senin kendine dair bir özel alanın var bizim yatak odamızda bizim özel alanımız diyerek çocuğa sahiplenme duygusu verebilirler,  ayrıca sınırlar konusunda önemli bir adım atılmış olur. Çocuk anne ile babanın kendinse dair bir özel alanı olduğunu böylelikle kabul etmeye başlar.  Çocuğun odasının ayrılmaması, hem çocuk hem de anne babanın yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak,  ebeveynler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu durum eşlerin cinsel yaşamlarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Cinsel kimliği gelişmeye başlayan çocuklarında artık anne babalarıyla yatmaları sakıncalıdır. Erkek çocuğun anneyi sahiplenmesi ve aslında o benim eşim demeye çalışması, kız çocuğunun da babayı sahiplenip ben onunla yatmak istiyorum demesi görülmektedir. Bu süreçte beraber çocuğun anne ve baba ile beraber yatması sürdürüldüğünde anne ve babayı sahiplenme ondan uzaklaşamama da beraberinde görülecektir.

    Ebeveynlerin bu konuda sıklıkla  yaptığı hatalar

    Birçok anne baba çocuğun kendileriyle yatmasından hoşnut olabilirler, hatta bunun bir sorun olmadığını düşünenler bile vardır. Özellikle bu durumu boşanmış veya çalışan anne babalarda görünür. Her iki durumda da ebeveyn çocuklarına yeterince  zaman  ve ilgi göstermediklerini veya  birlikte kaliteli vakit geçiremediklerini  düşünerek bir çeşit suçluluk duygusuyla çocuklarını yanlarında yatırmakta ve bu şekilde farkında olmadan çocuğun bireyselleşmesini engellemektedirler. Boşanma durumunda özellikle anneler çocuğun kendini kötü hissetmemesi için kendileriyle yatmasına izin verirler, bu özünde anne için de rahatlatıcı olduğu için sorun olarak görmezler, bana ihtiyacı var diye düşünebilirler. Yine anne açısından da eşinin boşluğunu çocukla doldurmaya çalıştığı söylenebilir. Böyle durumlarda anne babanın bunu görebilmesi ve bu konuda önlem alması gerekmektedir, ancak içinde bulunulan duygusal durum gerçek bir değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak yararlı olacaktır.

    Çocuğun hastalandığı durumlarda da anneler çocuklarını yataklarına aldığı görülmektedir.  Normalde çocuk kendi yatağında yatarken hastalandığı bir durumda bu düzen bozulmakta ve çocuk bu durumu devam ettirmek istemektedir. Özellikle küçüklüğünden itibaren sık solunum  yolu enfeksiyonu geçiren, alerjisi olan veya başka bir sağlık sorunu olan  çocukların anneleri, çocuklarına bir şey olacak, hastalık tekrar edecek korkusuyla çocuklarını yanlarından ayırmamaktadır.  Bu durum çocuğun anneye bağımlı olmasına yol açmaktadır. Bireyselleşmesini engeller. Kendi odasında yatmaya başlamış bir çocuğu hastalandığı zaman ya da herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar ebeveyn odasına geri almak ebeveynlerin sıklıkla yaptığı bir davranıştır. Bunun yerine  bir süreliğine yatağının yanında oturularak ve çocuk başı okşanıp rahatlatıldıktan sonra uyumasını sağlamak daha uygun olacaktır.

    Kaygılı, evhamlı ve aşırı koruyucu anne babaların çocuklarında, yalnız yatamama sorunu daha fazla görülmektedir.  Ayrıca bu çocuklar kreşe ve okula başlarken  zorluk  yaşamakta, ciddi ayrılma kaygısı yaşamaktadır.

    Eğer anne baba izin verirse ve çocuğuna gerekli alanı sağlarsa, her çocuk bir gün kendi yatağında, kendi odasında, kendi özelinde olmak isteyecektir. Çünkü çocuklar annelerine yapışık kalmak istedikleri kadar çok da bir aynan büyük, özgürleşmek ve bireyselleşmek için mücadele verirler. Buna fırsat tanımayan aşırı koruyu, baskıcı ebeveynler genelde ya çok pasif ve içine kapanık ya da çok asi çocuklarla karşı karşıya kalmak durumunda kalabilirler. Yapılması gereken şey, çocuğun yaşına uygun özgürlüklerini tanıyıp, ona alan vermek, ancak gerektiği yerlerde de sınır koyabilmek, kararlı ve istikrarlı olabilmektir.