Kategori: Psikoloji

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    DEHB bozukluğu çocukluk döneminde yaygın olarak görülebilen bir sorundur. Tüm okul çağındaki çocuklarda görülebilen bir bozukluk olduğundan, bu çocuklar; orta ya da üst seviyede bir zekaya sahip olsalar dahi, eğitimlerine yeteri kadar odaklanamadıkları için, akademik hayatlarında başarısızlık yaşamaktadırlar. Bunun yanı sıra, Dikkat eksikliği olan bir çocuk aynı zamanda üstün yetenekli ise, bu çocuğa DEHB tanısı koyabilmek oldukça güçtür.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Belirtileri Nelerdir?

    Aşağıdaki 14 davranıştan en az 8 inin aynı yaş dönemindekilerden daha fazla görülmesi beklenir:

    • Ellerini ve ayaklarını sürekli kıpırdatmak ve olduğu yerde kıpırdanmak,

    • Yapması gereken görevi oturarak yapmada zorluk yaşamak,

    • Dış uyaranlardan kolayca dikkatinin dağılması,

    • Grup ya da oyun görevlerinde sırasını beklemede zorluk,

    • Sorular daha bitmeden pat diye cevaplarını söylemek,

    • Başka şeylerle uğraşmak, verilen talimatı yerine getirmede zorluk (karşıt gelme olmaksızın) yaşamak,

    • Oyun veya verilen görevlerde sürekli dikkatte zorluk,

    • Çoğunlukla bir etkinlik bitmeden diğerine geçme,

    • Sessiz oyun oynayamama,

    • Çoğunlukla aşırı konuşma,

    • Çoğunlukla diğerlerinin sözünü kesme ya da aralarına girme,

    • Çoğunlukla ona söyleneni dinliyor gibi görünmemek,

    • Okul veya evdeki gerekli eşyalarını sürekli kaybetmek,

    • Olası sonuçlarını düşünmeden tehlikeli aktivitelerde bulunmak.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) İçin Ebeveynler Neler Yapabilir?

    1. Çocuğunuza destek olun: Durumu kabul edin ve diğer ebeveynlere kıyasla bazı zorluklar yaşayacağınızı bilin. Unutmayın; sorunu bilip kabul etmek sorunu çözmenin temel basamağıdır.

    2. Açık olun: Ondan ne beklediğinize açıklık getirin.

    3. Çocuğa ona nasıl yardımcı olabileceğinizi sorun: Bir çocuğun en iyi ve en kolay nasıl öğrenebileceği konusundaki uzman yine kendisidir. Bu yüzden onun fikrini alın.

    4. Alarm kurun: Alarmı olan saatler, çocuğun kendini zamanlaması için yardımcıdır. Zamanın nereye gittiğini görmesi ona planlama konusunda yardımcı olacaktır.

    5. Kuralları yazın: Kuralları yazın ve her zaman görebileceği bir yere asın. Çocukların kendinden ne beklendiğini bilmesi yarar sağlayacaktır ve bu sayede çevresindeki kişilere güven duyacaklardır.

    6. İşlerin nasıl yapılması gerektiğini tekrarlayın: Kendi başına iç dünyasını düzenleyemediği için dış dünyasının bir başkası tarafından düzenlenmiş olması faydalı olacaktır. Ne yapacağını unutan ve bilmeyen bir çocuk için liste faydalı olacaktır. Çocuğa bir şeylerin hatırlatılmasında, tekrar yapılmasında; çocuğu yönlendirmede, sınırlar konulmasında fayda vardır. Yazın, söyleyin, tekrar tekrarlayın. Çocuklar bazen direktiflerin tekrarlanmasına ihtiyaç duyabilirler.

    7. Sık sık kontrol edin: Çocuğun neler öğrendiğini sık sık kontrol edin. Bu kontroller çocuk için yararlı olacaktır.

    8. Övün: Sırt sıvazlayın, onaylayın, cesaret verin, umutlandırın.

    9. Küçük notlar hazırlatın: Daha sonra hatırlamak için küçük notlar hazırlamalarını sağlayın. Notlara kendi düşüncelerini de eklemelerini söyleyin. Bu söylenenleri daha dikkatli dinlemelerini sağlayacaktır.

    10. Evde yüksek sesle kitap okutun: Bu onun tek bir konu üzerine odaklanmasını sağlar.

    11. Sürekliliği olan bir çalışma düzeni yaratın: Baharla birlikte dikkati toplama zorlaşacağından, ders çalışma ve ödev yapma aksamaya başlayabilir. Bu dönemde, çocuğun her zamanki çalışma temposu kısmen hafifletilebilir. Unutmayın ki, motivasyonun ve dikkatin zayıflaması da biyolojik ve hormonal değişimlerle ilişkilidir. Bu aşamada önemli olan; düzenin korunmasıdır. Büyük aksaklıklara yol açmadan yapılacak hafifletmeler, ödev yapma sürekliliğini koruyacak, bu da hem dikkati geliştirecek hem de öğrenilmesi gereken konuların kaçırılmamasını sağlayacaktır.

    12. Hareketli faaliyetleri önemseyin: Bir çocuğun günde yaklaşık 6-7 saat harekete ihtiyacı vardır. Çocukların hareket etmesi dikkatlerinin dağılmasını değil, toplanmasını kolaylaştırır. Bu aşamada çocuğunuzun ilgi ve yönelimlerine uygun olan sanat ve spor aktivitelerinden bir ya da bir kaçını seçerek gitmesini sağlayın. Böylece, hem hareket ihtiyacı giderilmiş, hem yeni arkadaşlıklar kurması sağlanmış olur.

    13. Denge oyunları oynamasını sağlayın: Çocuklarla yapılacak, denge ve koordinasyon çalışmaları, dikkat geliştirmek için en ideal uygulamalardan biridir.

    14. Nefes ve gevşeme egzersizleri öğretin: Bu egzersizler, dikkat geliştirmede son derece önemlidir; bedensel ve ruhsal enerjiyi dinginleştirerek dikkatin kısa sürede toplanmasını ve devamlılığını sağlayacaktır. Bu egzersizlerle ilgili bir uzmandan destek almak yararlı olabilir.

    15. Erteleme pratikleri yapın: Çocuklar isteklerini erteleyemeyebilirler. Bu noktada, çocuklara erteleme egzersizleri yaptırılarak dikkati sürdürme becerisi geliştirilebilir. Çocuk bir şey istediğinde, o isteği daha sonraki bir zaman diliminde yapmak ve çocuğun bu süreyi beklemesini sağlamak zaman içinde sabır duygusunu geliştirecektir. Bu aşamada unutulmamalıdır ki; kimi zaman istediklerini kısa sürede karşılamak da gerekir.

    16. Söylediklerinizi tekrarlatın: Çocuğa çeşitli yönergeler vererek, aynı yönergeleri tekrarlamasını istemek de işitsel dikkat açısından etkili bir uygulamadır.

    17. Gözlerini kapatarak gördüklerini anlattırın: Çocuğa bir kitaptaki resimleri gösterin ve bir süre bakmasını isteyin. Süre tamamlandıktan sonra gözlerini kapatarak resimde gördüklerini anlatmasını isteyin. Bu uygulama da görsel dikkat açısından çok etkilidir.
  • Öfke Nedir?

    Öfke Nedir?

    “Öfke, diğer duygular gibi son derece doğal, evrensel ve sağlıklı ifade edildiğinde yapıcı ve kişiler arası iletişimi düzenleyici bir duygudur.”

    • Öfke tepkileri öğrenilmiştir ve kültürden etkilenir.

    • Bireysel özelliklerle doğrudan ilişkilidir.

    • Fiziksel, bilişsel, duygusal, davranışsal boyutları vardır.

    • Öfke normal ve sağlıklı bir duygudur. Ancak önemli olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir.

    • Öfke, duygusal bir tepkidir.

    • Öfke, uyarıcı bir işarettir.

    • Öfkenin hem olumlu hem olumsuz sonuçları vardır.

    • Öfke, kontrol edilebildiği sürece sağlıklıdır ve işe yarar.

    • Öfke, kontrol edilemediğinde yıkıcı, saldırgan, tahrip edici tepkilere dönüşme potansiyeli taşır.

    Öfke Ne Değildir?

    • Öfke, bir problem çözme aracı değildir.

    • Öfke, bir kendini ifade etme biçimi değildir.

    • Öfke, başkalarını suçlama biçimi değildir.

    • Öfkenin birçok nedeni vardır.

    • Öfke, bir intikam alma yolu değildir.

    • Öfke, şiddet göstermek veya suç işlemek için bir mazeret değildir.

    • Öfke, başkalarını kontrol etme yolu değildir.

    • Öfke, haklı olma yolu değildir.

    Nelere Öfkeleniriz?

    • Değiştiremeyeceğimiz durumlarla karşılaştığımızda,

    • Gerçekleştirilmek istenen bir amacımız engellendiğinde,

    • Bir durumun kontrolünü kaybettiğimizde,

    • Bir tartışmayı kaybettiğimizde,

    • Davranışlarımız ya da söylediklerimiz onaylanmadığında,

    • Çevreyi kontrol altında tutmak istediğimizde,

    • Beklentimiz boşa çıktığında,

    • Durumun makul ve adil olmadığını düşündüğümüzde,

    • Çok önemli bir iş üzerinde çalışırken bölündüğümüzde,

    • İstemediğiniz halde öğüt aldığımızda.

    Öfkenin Avantajları

    • Enerji verir.

    • Güç ve kontrol duygusu verir.

    • Korku, yetersizlik duygusunu hafifletir.

    • Can sıkıcı bir durumdan kurtulmayı sağlar.

    • Değişim için motive olmayı sağlar.

    • Kişiyi korur.

    • Haklı olduğumuz duygusunu besler.

    Öfkenin Dezavantajları

    • Kontrolü kaybettiğimiz hissi.

    • Diğerlerinin kötü bakış açısı.

    • Enerjimizi tüketir.

    • Öfkenin daha da büyümesine neden olur.

    • Diğerlerinin öfkelenmesine neden olur.

    • Gerçek duyguları maskeler.

    • Performansı etkiler.

    • Problemin çözülmesini engeller.

    • Doğru karar vermeyi etkiler.

    • Sosyal ilişkilerde olumsuz tanınmaya neden olur.

    • Yakın ilişki kurmayı engeller.

    • Diğerleriyle sık sık çatışma yaşama.

    • Eşyalara zarar verme.

    • Sağlık sorunları.

    Öfke Kontrolü İçin Neler Yapılabilir?

    • Dinlemek,

    • Yorumlamak yerine tanımlamak,

    • Sorunu tanımlamak, bilgi toplamak, kendine sorular sormak, alternatifler bulmak, eyleme geçmek ve değerlendirmek,

    • Aynı olaya farklı açılardan bakabilmek,

    • Beklentileri düşürmek,

    • Şimdiye odaklanmak,

    • Kabullenmek,

    • ‘Ben-dili’ni kullanmak,

    • Hayır diyebilmek,

    • Yüksek benlik saygısı,

    • Anlaşmaya varmak,

    • Çatışmadan kaçınmak,

    • Empati yapmak,

    • Özür dilemek.

  • Disleksi Nedir?

    Disleksi Nedir?

    Okuma yazma matematik gibi akademik becerilerde görülen gelişimsel bir özel öğrenme güçlüğüdür. Özel Öğrenme Güçlüğü, çocuğun zeka düzeyinin normal olmasına, hiçbir fiziksel/duygusal bozukluğun bulunmamasına, normal ve yeterli bir eğitim alıyor olmasına, sosyokültürel çevrenin uygun olmasına rağmen ortaya çıkar.

    Disleksi Ne Değildir?

    • Disleksi zihinsel bir engel değildir.

    • Disleksi bir hastalık değildir. Tıbbi bir tedavisi, ilacı yoktur.

    • Disleksi duyu organları (görme, işitme gibi), duygusal ve davranışsal bozukluklar nedeniyle öğrenememe durumu değildir.

    Disleksinin Belirtileri Nelerdir?

    • Okumayı öğrenirken zorluk yaşama

    • Okuma hızının beklenilenin altında olması

    • Okurken ve yazarken harfleri atlama

    • Kelimeleri değiştirerek okuma

    • Bozuk yazma ve yazarken zorlanma

    • Yazarken sıra-satır atlama

    • Yazarken ve okurken noktalı noktasız harfleri birbirine karıştırma

    • Harfleri birbirine karıştırma (b,d,p gibi)

    • Rakamları ters yazma (3-6-9 gibi)

    • “6-9, 3-8, 7-4” gibi rakamları birbirinden ayırt etmede zorluk yaşama

    • Okuduğunu anlamada ve anlatmada zorluk

    • Sıralı ezber gerektiren konuları ezberlemekte güçlük (ayların sırası, haftanın günleri gibi)

    • Renkleri karıştırma

    • Çarpım tablosunu ezberlemekte ve ritmik sayarken zorlanma

    • Toplama ve çıkarma işaretlerini karıştırma

    • İmla kurallarını uygun yazmakta zorlanma

    • Okula gitmek istememe

    • Sağı solu ayırt etmede zorlanma

    • Motor becerilerde zorlanma (ayakkabı bağlama, fermuar çekme gibi)

    • Kendini bir konu hakkında ifade etmekte zorlanma

    Disleksi Tedavi Edilebilir Mi?

    Öncelikle disleksi bir hastalık değildir ve tıbbi bir tedavisi yoktur. Disleksi özel eğitim yoluyla oldukça sağaltılabilir. Yapılan araştırmalara göre, ilkokul 1-2 ve 3. sınıflarda tanı ve tespiti yapılmış ve özel eğitim müdahalesinde bulunulmuş çocukların % 83’ ü eğitim yaşantılarına sorunsuz bir şekilde devam edebilmektedir fakat dislektik birey bu özelliklerini yaşamının sonuna kadar muhafaza eder. Disleksinin sağaltılabilmesi için, erken tespitlerde ilkokul çağı boyunca, gecikmiş tespitlerde okul çağı boyunca özel eğitim desteği alınması gerekmektedir.

    DİSLEKSİ OLAN ÇOCUĞUM İÇİN NELER YAPABİLİRİM?

    Unutulmamalıdır ki bu durumda mutlaka bir uzman ile çalışılmalıdır. Uzmanın yaptığı yönlendirmeler doğrultusunda hareket edilmelidir. Uzman desteğinin yanında yapabileceklerden bazıları şunlardır;

    • Çalışma ortamlarını düzenli tutun,

    • Çocuğun bir plan doğrultusunda hareket etmesini sağlamak amacı ile program oluşturun,

    • Hatırlamalarını kolaylaştıracak ipuçları, kafiyeler ve hatırlatma notları hazırlayın,

    • Başarı duygusunu tatmasını sağlamak ve donanımını arttırmak için çocuğunuzu özelliklerine uygun sportif ve sanatsal aktivitelere yönlendirin,

    • Verilen talimatları basitleştirerek anlaşılır bir dille söyleyin,

    • İstenmeyen sosyal hatalardan kaçınabilmek adına çocuğa yapılandırılmış ve destekleyici bir çevre sağlayın,

    • Çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun metinler seçerek birlikte okuma yapın,

    • Çocuğu yakından izleyerek ve davranışları ile ilgili notlar alın,

    • Çocuğun çabasını sürekli olarak takdir edin ve herkesin hata yapabileceğini vurgulayın,

    • Çocukla empati kurun ve nasıl hissettiğini anlamaya çalışın,

    • Öğretmeni ile iletişiminizi güçlü tutun.

  • BEYNİN YAPISI VE İŞLEYİŞİ

    BEYNİN YAPISI VE İŞLEYİŞİ

    Beyin Yapısı ve işleyişi&

    Yetişkin bir beyin yaklaşık iki yumruk büyüklüğünde ve 1,4 kg ağırlığındadır. Hacim olarak vücutta 1/50 yer kaplar.

    Beyin, vücudun toplam ağırlığının %2’sini oluşturmasına karşın, alınan tüm oksijenin % 25’ini, kalorinin %20’sini ve vücutta dolaşan kanın % 15’ini kullanır.

    Beynimizdeki nöronların sayısı yaklaşık olarak 100 milyar kadardır. Bunların yaklaşık 10–15 milyarı sinir hücresi, geri kalanları yapı taşları işlevi gören gliadır.

    Her bir beyin hücresi 15.000 beyin hücresi ile bağlantı kurabilir.

    Her bir nöron diğer nörona 10 milisaniyeden daha kısa bir zamanda ulaşabilir. (Bu süre göz kırpma süremizin onda birinden daha azdır.)

    Beynimizdeki nöronların olası bağlantı sayısı tüm evrendeki atom sayısından daha fazladır.

    Beynin bir gramında bulunan nöronların bağlantı kapasitesi tüm dünyadaki telefon ağından daha fazladır.

    Beş yaşına kadar nöronlar arasındaki bağlantıların % 50’den fazlası kurulmuş olur.

    Beyin hücreleri diğer hücrelere kıyasla daha az ve daha yavaş ölür; yerine yeni hücre üretilmez.

    Ortalama bir insan beyin kapasitesinin ancak 1 -2’sini kullanabilmektedir.

    İnsanlık son 10 yıl içinde beyin hakkında bildiklerini ikiye katladı. Ancak bugün beynimizin en fazla %5’i anlayabiliyoruz.

    Beyne her 10 saniyede yeni bir bilgi yüklense bile ortalama bir ömürde beynin ancak yarısı kullanılmış olur.

  • Gerçek Ben’i Arayış ve Yetkin Kişilik Eğitimi

    Gerçek Ben’i Arayış ve Yetkin Kişilik Eğitimi

    Aile terapisinin kurucularından biri olan Virginia Satir, ailelerin yüzde doksan beşinin yetersiz, sağlıksız, tedirgin, günlük sorunlarla dahi başa çıkmaktan aciz olduğunu dile getiriyor. Sağlıksız ailelerde yetişen anne-babalar, çember kırılana kadar , bu sancılı mirası kuşaktan kuşağa aktarıyor. Bu işlevsiz hastalıklı ailenin temelinde, bireylerin ‘gerçek ben’ini kaybetmesi yatıyor. Alkoliklik, işkoliklik, ilaç bağımlılığı, kumarbazlık hasta taraftarlık gibi kişilik bozukluklarının altında yatan unsur bu.

    Dünyaya gelişimizden itibaren ihtiyaçlarımız da başlıyor. Sağlıklı bir ailede anne-baba sağlıklı yollardan gereksinimlerini karşılarlar. Çocukları için de iyi bir model olurlar.

    “Gerçek ben” ile “yalancı ben” arasındaki ayrım, sağlıklı ve sağlıksız gelişim arasındaki ayrımdır. Yalancı ben olmaya çalıştığımız; aile içinden veya dışından gelen saldırılara karşı büründüğümüz ve giderek bizim olan, ta kendimiz olan zırh. Asıl benliği hep baskılayarak mutsuz ailelerin çocukları olarak birçoğumuz için yaşamayı öğrenmek, yaşama uyum sağlamak bu!  Bir kez incindimi, gerçek benlik kendini geri çeker, saklanır ve çocuk ayakta kalabilmek için yalancı kimliğini geliştirir. Gerçek benliğin bunca baskılanması, bazen sağlıksız bir patlama şeklinde, kişilik bozukluğu diye nitelendirilen bir biçimde yüzeye çıkmayla sonuçlanır.

    İyi de, ne yapmalı? İyileşme sürecinin iki önemli sonucu var: Birincisi, bireyin KENDİNİ TANIMASI,kendini daha yaratıcı, daha tam hissetmesi, yani kendini ve hayatı sevmesi. İkincisi ise, bu güzellikleri, yaşama sevinci ve yaratıcılığını çocuklarına da geçirmesi. Kısır döngü ancak bu şekilde kırılıp daha  güzel bir dünya kurulabilecektir.

    Eğitim denince akla gelen ‘öğrenim’dir. Eğitim kurumları da görevlerini böyle anladığı için ‘eğitim’ ortada kalır. Eğitimi Recep İvedik modeline bıraktığımız için de çocuklarımıza söylenecek fazla bir şey yok.Ancak conra ağlayıp sızlanmadan ‘nerede yanlış yapıyoruz?’ sorusunu sormalıyız. Ve yanıt vermeliyiz:

    Yetkin kişilik on boyutta tanımlanabilir:

    1-Anlayışlı olmak, kavrayışlı olmak, farkındalık.

    2-Sabırlı olmak. Önünü görebilmek.

    3-Dayanıklı ve azimli olmak, kolayca pes etmemek.

    4-Sorumluluk sahibi olmak.

    5-Çalışkan olmak. Çalışmanın önemini kavramış olmak.

    6-Yanlışını kabul etmek.

    7-Hatasını düzeltmek istemek , çaba harcamak ve düzeltmek.

    8-Olaylara, kişilere ve konulara nesnel bakabilmek.

    9-Adaletli olmak.

    10-Empati kurabilmek.

            Şimdi bu on boyut her yaş diliminde kendi gelişim çizgisine uygun olarak ‘yetkinlik’ ölçütü olarak dikkate alınmalıdır. Üç yaşındaki bir çocuk da, 13 yaşındaki ergen de, 33 yaşındaki yetişkin de bu ölçütlere göre yetkindir veya değildir.

            Bu on boyut, akademik zekanın da , sosyal zekanın da işlev yaptığı yetkinleşme alanlarıdır. Elbette “ Yetkin Kişilik Eğitimi” çocuğun doğumuyla başlar. Aile, anaokulu, ilk , orta ve lise bu eğitimi nasıl bir entegre sistemle uygulayacaklarını bilmelidir ve uygulamalıdır. Sonra da, bu eğitimin neresinde olduklarını ölçmelidirler.

         Çünkü  “ YAŞAM BAŞARISI “ bu yanıtlarla doğrudan ilgilidir.

  • Boşanan Ailelerde Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı

    Boşanan Ailelerde Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı

    Çocukların gelişimi sırasında gelişim döneminin getirdiği zorluklar yanında çeşitli yaşam olaylarının da zorlayıcı etkileri olmaktadır. Bu zorlayıcı yaşam olaylarından bazıları; okula başlama, bakıcı değişikliği, anne baba tartışması, kardeş doğumu, taşınma, kayıplar ya da boşanmadır.

    Boşanma bir çok yönüyle gelişmekte olan çocukları etkileyen önemli bir süreçtir. Anne baba evlilik sürecinde aynı zamanda karı koca rolünü de yürütmektedir. Süregiden yaşamlarından yaklaşık 18-21 yıla bulabilecek bir ebeveynlik işini üstleneceklerdir. Zaman içinde karşılaşılan çeşitli güçlükler bu iki insanın birlikte mutlu olmasından çok mutsuzluğa neden olabilmektedir. Ekonomik sorunlar, aile büyüklerinin sürekli evliliğe müdahale etmeleri hatta geniş aile modellerinde büyükleri ile birlikte yaşama ve bundan kaynaklanan sosyal ya da kültürel farklılıkların etkileri, cinsel sorunlar, belirgin ruhsal ya da fiziksel sağlık sorunları, iletişim engelleyen farklı kişilik özellikleri, güven ilişkisini bozacak eşlerden birinin ihaneti, aile içi şiddet, eşlerin birinin statüsünde değişiklik ya da iş değişikliği nedeniyle şehir değiştirme gibi bir çok neden eşlerin birbiri ile geçimini etkilemekte, boşanmaya kadar süren ilişki sorunlarına neden olmaktadır.

    Başlangıçta bırbırını tanımayan ve yakınlaşma sürecinde yaşanan yoğun duyguların yerini öfke, kızgınlık, hayal kırıklığı ve sürekli eleştirinin yer aldığı tartışma dönemleri yer alabilmektedir. Aslında bu dönemlerde bile farklı duygular yaşanabilmektedir. Özellikle anne baba ile ilgili duygular evliliğin sürdürülmesi konusunu tekrar gündeme getirmelerine neden olmaktadır. Ancak bu olumsuz duygular içinde eşlerin kendi dertlerine düştükleri ve anne baba olarak çocuklarıyla fazla ilgilenemediklerini görüyoruz.

    Çocukların olmadığı durumlarda, yani anne babalık işlevi olmadığı durumda, iki yetişkin insan, sonra ki yaşantılarını nasıl sürdürecekleri konusunda kararlarını verecek ve bu doğrultuda yaşantıları sürdüreceklerdir. Ancak ebeveynlik işlevi bu sürecin işlemesini güçleştirecektir.

    Çocuk ruh sağlığı açısından bakıldığında anne babanın aynı zamanda karı koca olması gerekmemektedir. Çocukların ruh sağlığı açısından birlikte yaşayan ebeveyninin mutlu olması, onların mutsuz ancak birlikte olmalarından çok daha önemlidir. Birlikte yaşayan ancak sürekli birbirini kıran aşağılayan ya da tartışan anne baba ile yaşamak çocuklar açısından çok daha güç olacaktır. Sevdiği iki insanın birbirini sürekli aşağılaması çocuğun kafasını karıştıracak, mutsuzluk çocuğa bulaşacaktır. Sevdiği bu insanlar sandığı gibi iyi değil de birbirini üzecek, dövecek ya da aşağılayacak kadar kötü müdür? Çocuk gelişimi sırasında büyümenin bir rehber eşliğinde gelişeceğini düşündüğümüzde birlikte yaşanan yetişkinlerin ‘değerleri’ ya da ‘davranışları’ özümsenerek, çocuğun içinde gelişecek olan kişiliğin yapı taşlarını oluşturacaktır. Model alınacak bu özelliklerin olumlu olması bu süreci kolaylaştırır. Gelişiminize baktığınızda, bir film, roman ya da masalda bile güçlü ve iyi olan karakter ile özdeşim kurduğunuzu hatırlarsınız.

    Karar eşlere aittir, bu süreç yenden birlikte yaşamayla ya da boşanma kararı ile sonuçlanabilir. Önemli olan alınan bu karar sonucunda çocuk ya da genc ile birlikte yaşanılan ailenin mutluluğudur.

  • Yas Döneminde Neler Yapılmalı?

    Yas Döneminde Neler Yapılmalı?

    Önceki yazılarım arasında yas tutan insana nasıl destek olmak gerektiğinden bahsetmiştim. Danışanlarımda sıkça karşılaştığım yas konusuyla ilgili bir yazı daha yazma ihtiyacı hissettim fakat bu sefer kendinize nasıl destek olabileceğinizden bahsedeceğim.

    Duygularınızı Dışa Vurun

    Öncelikle hep söylediğimiz gibi duyguların dışa vurumu oldukça önemli. Duygularınızı gömmeyin, onları yaşayın, onları dışarı çıkartın. Yani ağlamak istiyorsanız bağırarak saatlerce ağlayabilirsiniz. Size kaybınızı hatırlatan bir eşyaya sarılarak uyumanızda bir sakınca yok. Aynı şarkıyı yüzlerce kez dinlemeniz de oldukça sağlıklı. Sağlıklı olmayan şey ise kaçınmak: Yani acıyı yaşamadan hiçbir şey olmamış gibi davranmak, ağlamak isterken kendinizi tutmak.

    Tabii bunları da kararında yapmak gerekir. Burda önemli nokta hayatınıza mümkün olduğu kadar devam ederken aynı zamanda duygularınızı dışarı çıkarmanız.

    Konuşun ve Yazın

    Sizi dinleyen ve anlayan biriyle bol bol konuşun. Aklınızdan geçenleri, yaşadığınız acıyı konuşarak da dışarı çıkarın. Eğer böyle bir insana ulaşma imkanınız yoksa yazabilirsiniz. Kaybettiğiniz kişiye mektup yazabilirsiniz veya sadece kendi duygularınızı acınızı anlattığınız bir günlük tutabilirsiniz. Kimi danışanlar bu günlüğü sesli tutmayı tercih eder. Telefonunuzun ses kaydı özelliğini kullanarak içinizi dökebilir ve buraya bir günlük gibi kaydedebilirsiniz. Bunları yapmak yas tutan insan için oldukça zor görünür. Yastaki insanlar su bile içmek istemezken ellerine kalem alıp yazı yazmak imkansız gelir, fakat bir kere yapıp ne kadar rahatladıklarını görünce buna devam ederler.

    Yas sürecinde psikiyatrik ilaçlar önerilmez. Kişinin hisleri hakkında bolca konuşması ve acısını yaşaması beklenir. Yasın tek ilacı zamandır. Bu kuralın tek istisnası kendinize zarar verme düşüncenizdir. Eğer kendinize zarar verme veya intihar planınız varsa acil olarak bir ruh sağlığı uzmanına ulaşmanız gerekir.

    Acınız tamamen geçmese de zamanla daha dayanılabilir hale gelecek. Yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  • Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Psikolojik Olarak Güçlü Çocuklar Yetiştirmek İçin 3 Öneri

    Çocuğunuzun ödevleri, basketbol maçı, sınav notları gibi günlük hayatın sorunlarına takılıp ebeveynliğe büyük pencereden bakmayı unutabilirsiniz. Bunun sonucu olarak da birçok çocuk sorumluluk sahibi yetişkinler olmaları için gerekli olan ruhsal gücü geliştiremiyorlar. Aşağıda yazan 3 maddeyi uygulayarak çocuğunuzun şu anda olduklarından daha güçlü olmalarına yardımcı olabilirsiniz.

    1- Gerçekçi Düşünmeyi Öğretin

    Çocuğunuzun düşünme şekli onun nasıl hissettiğini ve nasıl davrandığını etkiler. Bu yüzden negatif düşünceleri ile nasıl baş edeceğini ona öğretmek önemlidir. Aynı yetişkinler gibi çocuklar da felaketleştirme, kendinden şüphe etme ve acımasız eleştiri gibi düşüncelerle mücadele eder. Bu düşüncelerini dışa vuran çocuğa karşı bazen ebeveynler ‘endişelenmeyi bırak’ veya ‘herşey yoluna girecek’ gibi cevaplar verebilmektedir. Birçok ebeveyn çocuğuna nasıl sağlıklı bir telkin (self-talk) uygulayabileceğini öğretmemekte. Bu telkin ‘pozitif düşün’ diyip geçmek kadar basit değil, çünkü her şeyin yoluna gireceğine güvenmeyen çocuklar hayatın getireceği zorluklara hazırlıksız yakalanabiliyor.

    Örneğin; ”matematik sınavından asla geçemeyeceğim” diyen bir çocuğa bu düşüncesini kendi kendine ”matematik sınavından alacağım notu daha fazla ders çalışarak ve öğretmenimden yardım isteyerek arttırabilirim” şeklinde yeniden çerçevelemesi öğretilebilir. Daha gerçekçi düşünen çocuklar zorluklar karşısında daha dayanıklı ve daha özgüvenlidir.

    Çocuklarınıza düşünce dedektifliği yaparak bir düşüncesini destekleyen ve desteklemeyen kanıtları incelemeyi öğretebilirsiniz. Size olumsuz bir düşüncesini açıklayan çocuğa ”sana bunun doğru olduğunu düşündürten nedir?” ve ”bunun doğru olmadığının kanıtları neler olabilir?” diye sorabilirsiniz.

    2- Duygularını Yönetmeyi Öğretin

    Amerika’da bir lisede yapılan araştırmaya göre gençlerin %60’ı duygusal olarak hayatın gerçeklerin kendilerini hazır hissetmiyorlar çünkü rahatsızlık veren duygularla mücadele etmek için gereken özelliklere sahip değiller. Ebeveynler tarafından söylenen ”korkma” ”üzülme” gibi cümleler, çocuklara hissettikleri duyguların yanlış olduğunu ya da bu duygularla baş edemeyecekleri düşüncesini aşılıyor.

    Çocuklara duygularını tanımayı ve onları etiketlemeyi öğretin. Bu, o duygularlar baş etme yolunda atılacak ilk adımdır. ”Ben şu an kaygılıyım ve bu kaygı korkutucu şeylerden kaçmama sebep oluyor” diyen bir çocuk korkularıyla yüzleşmekte daha donanımlı olacaktır.

    3- Pozitif Aksiyon Almayı Öğretin

    Bazı ebeveynler, çocukları karşılaştıkları zorluklardan kurtarma konusunda çok hızlı davranıyor ve çocuklara sağlıklı seçimler yapma fırsatını tanımıyorlar.

    Pozitif aksiyon almak; korkularla yüzleşmek, yorgunken sabretmek, popüler olmamasına rağmen değerlerine göre davranmak anlamına geliyor. Duygularına ters bir şekilde davranabilen ve ”rahatsız” olmayı tolere edebilen çocuklar hayata karşı daha mücadeleci bir tavır sergiliyor.

    Çocuklarınıza problem çözme becerilerini öğretin, onlara kendi hayatları ve başkalarının hayatları üzerinde değişiklik yapma gücü olduğunu gösterin, her gün atacakları küçük adımlarla kendilerinin daha iyi bir versiyonuna dönüşebileceklerini öğretin.

  • Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Nefes Egzersizi Nasıl Yapılır?

    Farkında olmasak da nefes alıp veririz fakat aldığımız her nefes doğru nefes olmayabilir. Nefes alış verişimiz içinde bulunduğumuz durum, kişiliğimiz, oturma şeklimiz ve sağlık durumumuz gibi birçok faktörden etkilenir. Kaygılandığımızda, korktuğumuzda, öfkelendiğimizde ve sıkıntı yaratan pek çok başka durumda nefesimizi tutmaya meyilliyizdir. Nefesimizi tutmak sıkıntımızı daha da arttırır. Uzun süre boyunca doğru nefes almadığımızda vücudumuza ver organlarımıza yeterli oksijen gitmez, kendimizi yorgun, depresif ve sinirli hissedebiliriz.

    Peki nasıl doğru nefes alırız?

    Sağlıklı nefes diyafram nefesidir. Diyafram, göğüs boşluğunun altında bulunan bir kastır. Ağır, derin ve sessiz olan nefes doğrudur. Kaygılı ve öfkeli insanlara baktığımızda kesik kesik, sesli ve yüzeysel nefes aldıklarını görürüz. Eğer nefes alırken göğsünüz ve omzunuz birlikte hareket ediyorsa doğru nefes almıyorsunuz demektir. 

    Doğru nefes burundan alınmalıdır, çünkü burnumuzu kaplayan yapışkan sıvı ve kıllar soluduğumuz havadaki toz vb maddeleri filtreleyerek akciğere ulaşmasını engeller. Kişide burundan nefes almayı zorlaştıran faktörler (deviasyon, et vb) varsa mutlaka tedavi edilmelidir. 

    Diyafram nefesi nasıl alınır?

    Bir elinizi göğsünüze bir elinizi karnınızın başladığı yere (göğüs kafesinizin alt kısmına) koyun. Eğer göğsünüzde olan eliniz değil, diğer eliniz nefes alış verişinizle inip kalkıyorsa diyafram nefesi alıyorsunuz demektir. Başta zor gelebilir fakat her gün sadece 2 dakika ayırırsanız çok kısa bir sürede diyaframdan nefes alıp vermeye alışacaksınız ve zor anlarınızda imdadına koşacak bir teknik cebinizde olacak.

    Nefes egzersizleri stresi ve olumsuz etkilerini azaltmak için oldukça basit ama çok etkili yöntemlerdir. Diyaframdan alıp vereceğiniz nefeslerle rahatlar ve stresinizi kontrol altına alabilirsiniz. Aşağıda örnek bazı nefes egzersizleri bulacaksınız.

    Öncelikle rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve nefesinizi farkedin. Nefesinizi değiştirmeden önce nefesinizin hızına ve derinliğine dikkatinizi yönlendirin. Nefesiniz hızlı mı, yavaş mı, derin mi, sığ mı? Nefesinizin farkında olun.

    1. Sayılan Nefes Egzersizi

    Bu yöntem nefes alışverişinizin süresini düzenler, nefesi veriş sürenizi uzatır. 

    • Nefes alırken dilinizi dişlerinizin arkasındaki çatıya yerleştirin, burnunuzdan nefes alın ve beşten geriye doğru sayın; nefesinizi verirken ise havanın ağzınızdan yavaşça çıkmasına izin vererek 10’A doğru sayın. Bu adımları tekrar edin. Bu egzersiz akciğerlerinizi gerçekten boşaltmanızı ve her nefeste biraz daha rahatlamanızı sağlayacaktır. 

    • Bu nefes egzersizin farklı bir versiyonu “4-7-8” yöntemi olarak bilinir. Nefes alırken 4’e kadar sayın, nefesinizi tutun ve 7’ye kadar sayın, nefesinizi verirken ise 8’e kadar sayın.

    • Kendi hızınızı da bulup bu nefes egzersizleri kendinize uyarlayabilirsiniz. 

    2. Görsel Soluma / Balon

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapayın, burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verin. 

    Nefes alıp verdikçe karnınızın tıpkı bir balon gibi şiştiğini düşünün. Nefes verişinizde ise balonun içinden havanın yavaşça çıktığını hayal edin. Unutmayın havayı dışarı çıkması için zorlamak zorunda değilsiniz, hava kendi hızına göre dışarı çıkacaktır. Balonun rengini belirleyebilir hatta her nefes alış verişte (eğer sizi rahatlatacaksa) havada süzüldüğünüzü düşünebilirsiniz. Bu egzersiz sığ  nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar. Bu egzersiz sığ nefes yerine diyaframdan nefes alarak stresten uzaklaşmanızı sağlar.

    3. Görsel Soluma / Stresi Serbest Bırak

    Rahat bir pozisyon alın, gözlerinizi kapatın ve diyafram solunumu yapın. Nefes aldıkça stresin kas ve ciğerlerinizden geldiğini düşünün, nefesi verirken de bu stresin vücudunuzdan çıktığını, gözünüzün önünde parçalandığını hayal edin. Tekrar edin.

    4. Derin, Temizleyici Nefes

    Burnunuzdan alabildiğiniz kadar derin bir nefes alın. Daha sonra bu nefesi ciğerlerinizden tamamen boşalana kadar verin, ciğerlerinizin boşaldığına odaklanın. Ciğerlerinizi ne kadar boşaltırsanız yeni soluyacağınız oksijene o kadar yer açılacaktır. Bu nefes alışverişini tekrar edin. Omuz, sırt ve vucudunuzun diğer yerlerini gevşetmeye çalışın.

    5. Alternatif Nostril Solunum:

    Nefes alırken parmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın ve sol burun deliğinizden nefes alın. Nefesi verirken, sol burun deliğinizi kapatarak sağ burun deliğinizden nefesi verin. Burun deliklerini değiştirerek bu şekilde egzersizi tekrarlayın. Daha önce yukarıda bahsedildiği gibi 4-7-8 veya 5-8 oranında hızınızı ayarlayabilirsiniz.

  • Motivasyonu Arttırmak

    Motivasyonu Arttırmak

    Birçok hayalimiz, yapmak istediğimiz şeyler var. Fakat bunları yapmak için bizi engelleyen bir isteksizlik, başlayamama, erteleme gibi “motivasyon” eksikliğimiz olabiliyor. Peki bunun için ne yapabiliriz?

    – Öncelikle bir hedef belirlemeliyiz. Ama bu hedefi gerçekten sizi siz yaptığı için, ulaşmayı gerçekten sadece kendiniz için istediğiniz bir hedef olmalı. Amacınızı belirlerken; ‘bunu istiyor muyum?’, bunun için ne yapabilirim? gibi birçok ayrıntıyı düşünmelisiniz. Amacınızı belirlerken gerektiği kadar zaman harcamaktan korkmayın. Ne kadar gerekiyorsa o kadar süre ayrıntılı bir şekilde düşünün.

    – Birçok hayalimiz var, bunları gerçekleştirmek istiyoruz ve bunun içinse aynı anda birçok şeyi
    yapmaya çalışıyoruz. Fakat aynı anda birçok şeyi birlikte yapmaya çalışmanız erken tükenmenize sebep olabilir. Önce sakinleşin. Sadece tek bir işe odaklanın. Hedefe adım adım ilerleyin.

    – Ulaşmak istediğiniz hedef için temponuzu yavaş yavaş artırın. Bütün enerjinizi başta harcarsanız
    sona gelmeden tükenir ve başarısızlık hissi yaşarsınız. Acele etmeyin. Temponuzu yavaş yavaş
    artırarak ilerlemeniz daha emin adımlarla hedefinize ulaşmanıza yardım edecektir.

    -Mükemmeliyetçi olmayın! Hata yapmaktan korkmayın! Bir bebeği düşünğn. Yürümeyi düşe kalka öğreniyor ve pes etmeyip amacına ulaşıyor. Siz de hedefinize ulaşırken hatalar yapabilirsiniz. Hatalarınızın sizi engellemediğini, aslında sizi geliştirdiğini ve deneyim kazandırdığını anlamaya çalışın.

    -Sınırlarınızı koruyun! Çalışmanız gerekiyorsa çalışın, dinlenmeniz gerekiyorsa dinlenin. İkisini birbirinden ayırın. Eğer dinleme zamanında işi, iş zamanında dikkatinizi dağıtacak başka şeyleri araya sokarsanız ne gerektiği çalışabilir ne gerektiği gibi dinlenebilirsiniz.

    -Kendinizi ödüllendirin! Yeterince çalıştıysanız kendinizi ödüllendirmelisiniz. Bu davranış motivasyonunuzu artıracak ve sonraki adımları teşvik edecektir.