Kategori: Psikoloji

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon Nedir?

    Depresyonun son zamanlarda sıklıkla sosyal ortamlarda konuşulduğuna ve kişilerin zaman zaman ‘bugün depresyondayım, üstüme gelme’ ‘kendimi kötü hissediyorum, sanırım yine depresyona girdim’ gibi ifadeler kullandıklarına şahit olmuşuzdur.

    Ancak depresyon bizim günlük hayattaki kısa süreli ruhsal değişimlerimizden çok daha ciddi ruhsal bir sorundur.

    Depresyondaki birey kendisini sürekli üzgün, mutsuz, karamsar, çökkün, çaresiz ve yalnız hisseder.

    Eşlik eden düşüncelere baktığımızda kişinin kendisini değersiz, önemsiz gördüğü, hayatın ve yaşamanın anlamsız olduğu fikrine takılı kaldığı görülür.

    Bu düşünce ve duygular yoğunlaştıkça kişide fizyolojik ve davranışsal anlamda da bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Konsantrasyon güçlüğü, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, öfke patlamaları gibi…

    Psikolojik destek alınmadığı takdirde intihar düşünceleri ve girişimlerine kadar varabilir ne yazık ki.

    Bu belirtileri yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden psikoterapi desteği alması oldukça önemlidir.

    Uzman tarafından gerekli görüldüğü takdirde bir psikiyatri uzmanından da yardım alınarak tedavi sürdürülür.

  • Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma Sürecinde Çocukların Yaşadıkları

    Boşanma çocukların başına gelebilecek sarsıcı olaylardan birisidir. Onların gelişimini etkileyebilecek bir sürü değişiklik anlamına gelmektedir.

    Ebeveynler içerisinde geçen kavgaların farkında olabilirler ama bunu boşanma kararı uygulanana kadar kabul etmeyebilirler.

    Boşanma sebebi boşanma şeklide çocukların etkilenmesini artıracak unsurlardandır.

    Uzlaşmalı boşanan ebeveyn çocuklarının yaşayacağı süreç ile fiziksel şiddetin veya boşanma sürecinde yaşanacak tartışmaların eksik olmadığı bir ailenin çocuklarının yaşayacakları arasında farklılık gözlenebilir.

    Boşanma sürecinde ebeveynler sükûnetlerini korumalı çocuğun hayatında, yaşam standartlarında ne gibi değişiklik olacağı konusunda çocuğu bilgilendirmelidir.

    Çok büyük değişiklikler olacaksa bunlar kademeli yapılmalı öncelikle çocuğun yeni sürece alışması beklenmelidir.

    Her değişiklik için uyum süreci gerekmektedir. Köklü değişikliklerin hepsine birden alışması çok zor olabilir.

    Ebeveynler kendi büyüklerini(aile) bilgilendirmeli çocuklarla ilgili kararları paylaşmalıdır. Aile büyükleri bu sürece çok dahil edilmemeli. Büyüklerin işin içine girmesi olumsuz gelişmelere neden olabilir.

    Aile büyüklerini çocuklar için iş birliğine açık hale getirilmelidir.

    Boşanma sürecinden sonra eş olunmayabilir ama anne baba olunmaya devam edileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir. Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği unutulmamalı. Depresyon öfke nöbetleri ortaya çıkarabilir. Bunlar bahşedilemeyecek derecede yüksek olduğunda mutlaka psikolojik destek alınmalıdır.

    Eşlerin psikolojik sorunlar yaşadığı sürede çocuklarında etkilenmesinin daha fazla olabileceği unutulmamalı. Bu süreci siz ne kadar rahat atlatabilirseniz çocuğunuza daha fazla yardımcı olabileceğinizi unutmayın.

    Depresif, çökkün bir anne çocuğa her şeyin kötüye gittiği imajını verir. Çocuktaki kaygılarda artış olur.

    Süreç için çabalayan süreci yöneltmede başarılı olan anne baba çocuğa her şeyin yolunda gittiği izlenimini verebilir.

    Gelişim Dönemlerine Göre Çocuklarda Karşılaşılabilecek Problemler

    0-2 Yaş Döneminde: Çocuğun farkında olmadığını düşünsekte boşanma sırasında ağlama nöbetlerinde sıklaşma uyku ve beslenme sorunları ortaya çıkabilir.

    Boşanmanın çocuklar için zor olduğu kadar eşler içinde zorlu bir süreç olabileceği için çocuk her iki ebeveynle de görüşmeye devam etmelidir.

    3-6 Yaş Döneminde: Okul öncesi dönemi çocuklar boşanma sürecinden en çok etkilenenlerdir. Bu dönemde ailenin odak noktası olarak algılayan çocuk “ben yaramazlık yaptığım için uslu olmadığım için söz dinlemediğim için annem babam kavga ettiler ve boşandılar.” diye algılayabilir. Alt ıslatma, parmak emme, davranış problemlerinde artış, içe kapanıklık gözlenebilir.

    6 yaş döneminde öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmeye başlayan çocuk sosyalliğe ilgi duymaya başlar. Boşanma süreci bu döneme denk gelen aileler dikkatli davranmalıdırlar.

    7+13 Yaş Dönemi: Çocuk olağanmış gibi karşılamış görünse de yoğun bir suçluluk duygusu yaşarlar. Anne ya da baba tarafından yana durabilirler. Diğer tarafa karşı suçlayıcı ve de yoğun bir nefret olarak açığa çıkabilir.

    Bu yaş dönemindeki çocuklara boşanma sebepleri açıklanmalı kafasında herhangi bir soru işaretine yer bırakılmamalıdır. Çocuğa yetişkinmiş gibi davranılıp açıklamalar yaşına uygun bir biçimde aktarılmalıdır.

    13-18 Yaş Dönemi: Ergenlikle mücadele etme çağı olduğundan dolayı boşanma sürecinde ilave bir stres kaynağı olabilir.

    Ergenlik sürecinde anne baba ya zaten mesafeli durumda olan genç bu mesafeyi biraz daha uzaklık olarak gösterebilir.

    Sosyal çevreden utanmaya ve arkadaş gruplarından kaçmaya başlayabilir.

    Kız çocuklarında ebeveynlere karşı ortaya güven sorunu koruyucu birini bulma eğilimine girip karşı cinse yaklaşma olarak görülebilir

    Çocuklu aileler çocuk hangi yaşta olursa olsun bazı problemlerle karşı karşıya kalabilir. Bu süreçte parçalanmış ailenin tekrar yapılandırılmasında gerek gördükleri konularda uzman desteğine başvurmaları kendi sürecinde ve çocuğun sürecinde yardım almaları gelecek hayatlarını ve yaşamlarını kaliteli kılabilir.

  • EMDR  NEDİR?

    EMDR NEDİR?

    EMDR Nedir?

    İngilizce kısaltması EMDR olan tekniğin Türkçe açılımı Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’dir.

    Bu yöntem özellikle travma ile çalışan ve EMDR eğitimi alan terapistler tarafından kullanılmaktadır. Deprem,

    • Sel,
    • Yangın,
    • Trafik kazası,
    • İşkence,
    • Taciz-tecavüz

    benzeri travmatik yaşam olaylarına maruz kalmış bireyler yaşadıkları olayın ardından travma sonrası stres bozukluğu geliştirebilirler.

    Olay kişinin zihninde sağlıklı bir şekilde işlenip depolanamaz. Tam tersi işlenmeden kilitli bir şekilde sanki bir buz kütlesi gibi kalır. Bu durum da kişinin o olayı her hatırladığında tekrar tekrar aynı duygusal yoğunluğu yaşamasına neden olur.

    Bununla birlikte kendiyle ilgili olumsuz inançlar da geliştirebilir. Değersizim, yetersizim, çaresizim, sevilmeyi hak etmiyorum gibi…

    EMDR ile kişinin o anıya karşı duyarsızlaşması ve o anının yeniden işlenerek sağlıklı bir şekilde depolanması sağlanır.

    Böylelikle kişi o olayı ya da anıyı hatırlamaya devam eder ancak hatırladığında kendisini olumsuz duygu ve düşünceler içinde bulmaz. Yani bu teknik kişinin zihninden istenmeyen ya da rahatsız eden anıları silmez ancak önemli olan da silinmesi değildir.

    Önemli olan bu anıların sıradan/nötr bir anı olarak kişinin zihnindeki yerini koruması ve kişinin hayatına normal akışında devam edebilmesinin sağlanmasıdır.

    Zamanla geçeceğini ummak, etkisini azaltacağını beklemek sadece kişinin kendisini kandırmak ya da geçiştirmek için başvurduğu bir savunma mekanizmasıdır.

    Doğru tedavi yöntemleriyle destek almak adına bir uzmana başvurmak atılacak adımların ilkidir.

  • Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi ve Yapılması Gerekenler

    Psikolojik travma, bireyin kendisinin veya sevdiklerinin fiziksel ya da ruhsal bütünlüğünü tehdit edici, korku, dehşet, çaresizlik gibi yoğun duygulara neden olan, ani ve beklenmedik olayları kapsar.

    Travmaları toplumsal travmalar (deprem, sel, hortum, tsunami, patlama…) ve bireysel travmalar (şiddet, istismar, taciz, tecavüz, trafik kazası, gasp, ayrılık ve boşanma, ani hastalık, ani ölüm…) olarak ikiye ayırabiliriz.

    Travma sonrası tepkiler “normal insanların, anormal olaylara verdiği normal tepkiler”dir. Anormal olan mağdur ya da tepkileri değil; olayın kendisidir.

    Travma mağdurları yaşanan olayın ardından duygusal (şok, üzüntü,öfke, endişe, suçluluk, umutsuzluk, kaygı, korku, karamsarlık, donukluk, aşırı sinirlilik, çaresizlik…); fiziksel (baş/göğüs ağrısı, mide yanması ve/veya bulanması, kalp sıkışması, gürültüye karşı duyarlılık, iştah artması ya da tam tersi azalması, sürekli yorgunluk hali, nefes darlığı ve kolay hastalanma…) ya da davranışsal (uyku ve yeme bozuklukları, sosyal çevreden uzaklaşma, kendini ihmal etme, içe kapanma, alkol ve madde kullanımı, kaçınma davranışları, konuşmama, dikkatsizlik ve dağınıklık, sürekli aynı şeyle uğraşma, hiçbir şey olmamış gibi davranma…) tepkiler geliştirebilirler. Benzeri tepkileri belki daha düşük dozlarda travma mağdurlarının yakınları da yaşayabilirler.

    Baş Etme Yöntemleri

    • Zaman tanımak

    • Güçlü yönlerinize odaklanmak

    • Aile ve sosyal çevre desteğini kabul etmek

    • Öncelikleri belirlemek

    • Küçük ve gerçekleşebilir hedefler koymak

    • Sağlıklı ve düzenli beslenmek

    • Yeteri kadar dinlenmek

    • Küçük egzersizler yapmak

    • İnsanlarla sohbet etmek

    • Büyük ve ciddi kararlardan kaçınmak

    • Yalnız olmadığınızı hatırlamak

    Travma Mağdurlarının Yakınları Neler Yapabilir?

    • Sadece dinleyin ve ne hissettikleri ile ilgili empati kurmaya çalışın

    • Duygusal, fiziksel ve sosyal destek ilk etapta oldukça önemlidir

    • Günlük hayata adapte olabilmeleri için zaman tanıyın

    • İhtiyaçlarını sorun

    • Yanlarında olduğunuzu sıkça dile getirin

    • Yaşananlardan ötürü duyduğunuz üzüntüyü dile getirin

    • Olaydan bahsetmekten kaçınmaya, yok saymaya çalışmayın

    Çocuklarda Travma

    Çocuklar olayın tekrar yaşanmasından, yalnız kalmaktan, tek başına uyumaktan, ölümden korkabilirler. Olayın ardından çocukların anne-babayla yakın olma ihtiyacı doğaldır. Tek başına yatamama, uykuya dalmada güçlük, sık sık uyanma, kabuslar görme, alt ıslatma ve yeme problemleri ortaya çıkabilir.

    Çocuklara Yaklaşım

    • Yaşanan olayla ilgili kısa-net bilgi verin

    • Birebir zaman geçirmeye özen gösterin

    • Fiziksel temas kurun

    • Oyun oynamaya çalışın

    • Birlikte resim yapın

    • Daha büyük çocuklarla ayrıntılı konuşun. Duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin

    • Sorularını anlayabilecekleri şekilde cevaplamaya çalışın

    • Onları sevdiğinizi, desteklediğinizi ve onları hep koruyacağınızı sıkça dile getirin

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri

    • Kişinin yaşadığı travmayı zihninde tekrar tekrar yaşıyor olması

    a)    Flashbackler

    b)    Kabuslar

    c)    Travmayla ilgili gün içerisinde zihne gelen ve durdurulamayan düşünceler

    • Kaçınma davranışları gösteriyor olması

    a)    Travmatik olaya dair konuşmalardan ve anılardan kaçınma
    b)    Travmatik olayla bağlantılı olan aktivitelerden, yerlerden ve kişilerden uzak durma
    c)    Travmatik olayla ilgili önemli bir parçayı hatırlayamama
    d)    Günlük aktivitelere olan ilginin ve katılımın azalması
    e)    Diğer insanlardan kopmuş olma hissi
    f)    Duygu ifadesinde zorlanma

    • Fiziksel olarak uyarılma belirtileri gösterme

    1. Travmatik olay hatırlatılınca vücudun tetikleniyor olması

    2. Aşırı uyarılmışlık hali

    3. Uyku problemleri (Insomnia)

    4. Öfke

    5. Konsantrasyon güçlüğü

    Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

    • Belirtiler özel, sosyal ve iş hayatınızı etkilemeye başladığında

    • Özellikle uyku ve yeme problemleri yaşadığınızda

    • Depresif semptomlar eşlik ettiğinde

    • TSSB belirtileri 1 aydan uzun sürdüğünde

    Travma Mağdurlarında Psikolojik Desteğin Önemi

    • Bilgilendirme

        Travmadan az etkilenmiş, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilere  

    • Danışmanlık veya Kısa Süreli Psikoterapi

        Travmadan daha çok etkilenmiş, ciddi belirtiler yaşayan, ancak işini gücünü sürdürebilenlere

    • Uzun Süreli Psikoterapi, İlaç Tedavisi veya Yatarak Tedavi

        Hayatı ciddi derecede etkilenmiş, ağır belirtileri olanlara

    • Psikoterapi

      • EMDR Terapisi (Göz Hareketleri İle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme): İşlenmemiş anının, işlenerek sağlıklı bir şekilde işlenerek yeniden depolanması sürecidir.

    • Bilişsel Davranışçı Terapi: Duygu, düşünce ve davranış ilişkisi üzerine çalışılır.

    • İlaç Tedavisi

      • Düşünce yoğunluğunun azalması

      • Uyku ve yeme düzenin sağlanması

      • Öfke nöbetlerinin ortadan kalkması

      • Depresif belirtilerin azalması

      • Konsantrasyonun sağlanması

      • Bedensel ağrı ve şikayetlerin azalması

  • Psikolojik Sağlığımızı Nasıl Koruruz?

    Psikolojik Sağlığımızı Nasıl Koruruz?

    En basit haliyle cevaplayalım: İç sesimizi dinleyip sevdiğimiz şeyleri yaparak ruh sağlığımızı koruyabiliriz. Bunu yapmak hem kolay hem de zor aslında. Kolay çünkü ne istediğimizi yine en iyi biz biliyoruz bu konuda kimseye ihtiyacımız yok ama aynı zamanda da zor çünkü iç sesimizi dinleyebilmek ve sevdiğimiz şeyleri yapabilmek için de kendimize zaman ayırmamız gerekiyor. Fakat artık her şey o kadar çabuk gelişiyor ve zaman o kadar hızlı ilerliyor ki durup nefes almak, dönüp de kendimize bakmak, ‘bir dakika yahu ben ne yapiyorum ne istiyorum’ demek için vakit bulamıyoruz resmen.

    Ben bu durumu özellikle anne olduktan sonra cok daha dramatik bir şekilde yaşadığımı fark ediyorum ve sık sık çevremdeki kisilerle konusurken “zaman onceden su gibi akıyordu ama simdi şelale oldu cagliyor” diye dert yanabiliyorum. Cocuklarima bakip ne ara bu kadar büyüdünüz diye düşünürken zamanin nasil da hızlı aktığını fark ediyorum iç çekerek…

    Zaman gerçekten selale olup cagliyor ama bizim mutlaka her gün kendimize zaman ayırmamız gerekiyor. Danışanlarımla bu konuyu konuşurken bir gunlerini nasil geçirdiklerini detaylandırmalarını isterim sıklıkla ve birlikte bakariz günün hangi saati ‘ben saati’ olarak ozellestirilebilir diye. Bu bazen çocuklar uyuduktan sonra olur, bazen cocuklar sabah henuz uyanmadan olur, bazen de cocuklari okula esi ise yolladıktan sonra olur ama mutlaka olur.

    Benim boyle bir zamanim yok, kendime ayıracak vaktim yok diyen danisanlarimin kendisine ‘ben saati’ ayırdıktan sonraki değişimleri gerçekten görülmeye değer olur her zaman. Nasil ki disari cikmadan once aynada fiziksel gorüntümuze bakıp bir çeki düzen veriyorsak, ruhsal dunyamiza da bakmak ve neye ihtiyaci varsa o ihtiyacı gidermek zorundayiz. İşte bunu yapabilirsek psikolojik sagligimizi korumayı da başarmış oluruz. Not: Adi ‘ben saati’ ve ideali ortalama bir saatimizi kendimize ayirmak ama bunun zorlayıcı oldugunu bilerek ilk etapta 10 dk, 20 dk gibi kısa sürelerle baslamanizi öneriyorum. Zaten kendinizdeki degisimi farkettikçe sureyi de arttirmak isteyeceksiniz.

  • Psikolojik Sağlığımız Nasıl Bozulur?

    Psikolojik Sağlığımız Nasıl Bozulur?

    Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki psikolojik sağlığımız eften püften sebeplerle kolay kolay bozulmaz. Yani is yerinde patronumuzdan azar işittigimizde, havalar ısındığında/soğuduğunda, partnerimizle tartistigimizda, kilo aldığımızda vs. psikolojikmsagligimiz hemen riske girmez. Psikolojik sağlığımizin bozulmasindaki en onemli faktörlerden biri saydigimiz ve benzeri bircok stres unsuruna uzun süre maruz kalmaktır. Yani size mobing uygulayan bir patronunuz varsa, sürekli tartistiginiz ve duygusal doyuma ulasamadiginiz bir ilişki içerisindeyseniz, gunesin çok az goruldugu kuzey ülkelerden birinde yaşıyorsanız, aldığınız kilolar fiziksel sagliginizi etkiliyor ya da siz dış görünüşünüzü sürekli kafaya takiyorsaniz depresyon basta olmak uzere duygu durum bozukluğu ya da kaygi bozuklugu yaşama ihtimaliniz oldukca yuksek demektir.

    Ayni sekilde çocuğunuza bir kac kere sesinizi yükselttiniz diye (elbetteki ideali hic olmamasi ama ideal hayatlar yaşamıyoruz hicbirimiz), istedigi bir seye hayir dediniz diye, arkadasi ona kustu diye psikolojik sagligi bozulmaz. Ancak bir cocuk sevginin, saygının olmadığı bir ortamda yaşıyorsa, duygusal, fiziksel, sözel şiddete/istismara/ihmale maruz kalıyorsa ve koşulsuz sevgi alamıyorsa psikolojik sağlığı ciddi risk altında demektir. Şimdi baktığımızda ‘benim çocuğum iyi yaa, bağırdım da sovdum de vurdum da ama bak hic bisey olmadi’ diye düşünüyor olabilirsiniz ancak bu tarz bir yaklaşımla büyütülen bir cocugun yara almaması mumkun degil ne yazık ki…

    Nasil ki bir enfeksiyon vücuda girer girmez hasta olmuyoruz, kulucka donemi boyunca mikroplar yavas yavas vücudumuza yerleşiyor ve ele geçirirse, stres yaratan turden yasadiklarimiz da yavas yavas psikolojik sagligimizi ele geçiriyor ve bir anda kendimizi psikolojik bir hastalığın pençesinde buluveriyoruz. O nedenle hem kendimizi hem de çocuklarımızı can kulağıyla dinlemeli ve enfeksiyon (stres) vücuda girer girmez bas etmenin yollarini aramaliyiz.

  • Farkında Ebeveynlik

    Farkında Ebeveynlik

    Dikkat ve davranış bozukluklarıyla çocuk büyütmek oldukça streslidir. Özellikle okul döneminde pek çok aile birçok stres faktörüyle karşı karşıya kalmakta ve iletişim kurmakta ciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar. Aileler ideal olma konusunda çabalarlar bu durumun imkansızlığı bir çok aileyi suçluluk hissi ve güven kaybına itmektedir.

    Bilinçli farkındalık dediğimiz kavram zihni anda tutma pratiğine dayanmaktadır. Zihnimiz sürekli bir değerlendirme içindeyken otomatik olarak ta olumlu ve olumsuz olan fikir, beklenti ve önyargılarımız yenilerek gerçekte var olanları görmek güçleşmektedir.Anne ve babalarda ebeveynlikleri boyunca olumlu olumsuz duygulanımlar deneyimlerler.Ebeveynlik sırasında yaşanan ve yoğun duygulanımlarla tetiklenen olumsuz davranışların bilinçli farkındalık ile durdurulması zamanla gelişebilecek bir beceridir.

    Bilinçli ebeveynlik genel olarak anlık farkındalıkların çocuğa taşınması ve farkında hareket etmektir.Daha olumlu duygular,daha az kaygı ve depresyon,az stres ve yüksek ilişki tatmini duyma anlamlarını taşır.

    Araştırmalar bilinçli farkındalık yaklaşımının anne, çocuk ve bakıcı arasındaki ilişkiye olumlu yönde etkisi olduğunu göstermektedir. Bilinçli Farkında Ebeveynlik , ebeveynlere stres konusunda bedensel, zihinsel ve duygusal olarak deneyim kazandırarak onların ebeveyn stresinin farkında olmalarını sağlama amacı güder. Aynı zamanda bu yaklaşım, neyin yanlış olduğunu sorgulamaktan çok neye ihtiyaç duyulduğu konusunda ebeveynlere yardımcı olmaktadır. Anneler yorgun hissettiklerinde, endişelendiklerinde veya çelişki yaşadıklarında bu hastalıklı bir işaret değildir. Bilinçli farkındalık eğitiminde onların kendilerine; “Bendeki hata ne, neden bunun üstesinden gelemiyorum?’’ yerine “Şu an ne yapmam gerekiyor, Ne tür bir destek bana yardımcı olabilir’’ sorularını sormaları vurgulanır. Bilinçli Farkındalık, geçmişte neyin olduğundan ziyade şu an ne olduğuyla ilgilenmektedir.

    Farkındalıkla ebeveynliği kavramsal olmaktan çıkarıp günlük yaşamda hayatımıza sokabilmek ve çocuğumuzla uzun vadede samimi, içten ve güven dolu bir ilişki kurmamızda bize yardım etmesini sağlamak için beş adımı takip etmek gerekmektedir:

    Çocuğunuzu tüm dikkatinizi ona vererek dinleyin.

    Kendinizi ve çocuğunuzu “iyi/kötü” diye yargılamadan kabul edin.

    Kendinizin ve çocuğunuzun duygusal durumunu fark etmeye çalışın.

    Ebeveynlik rolünüzle ilişkili duygusal düzenlemeleri gerçekleştirin.

    Kendinize ve çocuğunuza karşı şefkat duygunuzu gözden geçirin.

    DİKKATİNİ TÜMÜYLE VEREBİLMEK

    Çocuğunuzla, dikkatinizi tam anlamıyla vererek etkileşim içinde olmak, doğumdan itibaren önemli olan bir olgudur.Eksiksiz ilgi ve dikkatle dinleme becerisi henüz sözel iletişimin mevcut olmadığı dönemlerden itibaren önem teşkil etmektedir.

    Sözel iletişim başladığında ise çocuk  size bir şey söylerken mutlaka tüm dikkatinizi ona vermek önemlidir. Çocuğunuzu tam anlamıyla dinlemek onun kendini ifade etme becerisini ve cesaretini güçlendirir ve  ergenlik yaşlarında onun hakkında fikir edinmek için elinizdeki tek yol olan sözel iletişimin temellerini de sağlam bir şekilde kurmayı sağlar.

    KABUL 

    Kendinizin ve çocuğunuzun kişisel özelliklerini, davranışlarını, ve duygularını yargılamadan kabul etmek demek anda olana karşı net bir farkındalık ve açık bir algı içinde olmak demektir ve durumu her yönüyle anlamamızı sağlamaktadır.

    Bununla birlikte kabul etmek, disiplin ve rehberlik olmayacak anlamına gelmemektedir. Çocuğunuzu onu her haliyle kabul ettiğinizi ona ifade ederken, aynı zamanda davranışlarıyla ilgili toplumsal ve kültürel açıdan ve çocuğunuzun gelişimi bağlamında uygun olan, açık ve net beklentiler içinde olmak sağlıklı bir yaklaşımdır.

    Kabul aynı zamanda ebeveyn-çocuk ilişkisinde zorluklar olacağı, anne-baba olmanın bazı zamanlarda çok zorlayıcı olabileceği, günümüz koşullarında büyümenin çocuklar için kolay olmadığını görmeyi de kapsamaktadır.

    DUYGUSAL FARKINDALIK

    Duygusal düzenleme  yapabilmek için ilk adımdır ve aynı zamanda çocuğunuza hislerini adlandırmayı ve ifade edebilmeyi öğretmeniz için de geliştirilmesi gereken bir beceridir.

    duygusaldüzenleme  yapıyor olmak ,negatif duygu ya da öfke sergileme güdüsünün artık hissedilmeyeceği anlamına gelmez. Aksine tüm duygulara hissedilebilmeleri için alan açmak ve daha fazla zaman tanımaktır. Ancak duyguyu hissetmekle, onunla bağdaşmak arasındaki ayrımı gözetmek önemli ve gereklidir. Duygusal yoğunluğa  kapılarak tepki vermeye alışan bir ebeveynin yükselen duygularını düzenlemesi gerekmektedir.

    Hissettiğiniz duyguyu bilinçli bir şekilde fark etmek ve tepkiye dönüşmeden önce durmak ve uygun ebeveynlik seçimini yapmak, duygusal düzenleme yapmaktır.

    ŞEFKAT 

    İlişkide şefkate yer vermek, farkındalık sahibi ebeveyn olarak çocuğunuzun ihtiyaçlarını (sadece fiziksel değil ama duygusal ihtiyaçlarını da) fark etmek ve rahatsızlığını giderme arzusunu hissetmektir. Kontrolcü ve ebeveyn odaklı yaklaşımdan; ilişkiye odaklı yaklaşıma geçiştir.Bireyin yalnızca çocuğuna değil kendi üzerinde de oturtması gereken bir kavramdır.Ebeveyn olarak konulan hedeflere ulaşılamaması kendini suçlamaya neden olur .Şefkatli yaklaşım tüm bu yargılayıcılıkların önüne geçer.

    Farkındalıkla ebeveynlik çocuğumuzla uzun vadede onun sürekli değişen ihtiyaçlarına ve gelişen doğasına uyumlu yanıt vermemizi sağlarken, vereceğimiz tepkinin sadece içinde bulunduğumuz durumla ilgili olmadığını ama uzun bir ömre sahip ilişkimizin niteliğini ve sürekliliğini ilgilendirdiğini bize hatırlatır.

  • Sosyal Beceri

    Sosyal Beceri

    Kişilerin ilişkilerinde, başkalarının davranışlarını anlamlandırabilmesi, yaşananlara uygun tepkiler verebilmesi yetisi “Sosyal beceri” olarak adlandırılmaktadır. Sosyal beceri kavramı içerisinde iletişim ve etkileşimin önemi yadsınamaz.

    Sosyal gelişim dönemlere ayrılmaktadır. Yaşa ve döneme göre çocuğun duygusal ve akademik ihtiyaçları değişebilmektedir.Okul öncesi evrede çocukların kendi cinslerinden arkadaşları, karşı cinsten olanlara tercih etmesi vb. Arkadaş ilişkileri çocukların gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Gelişim sürecinde akranlarıyla yaşadığı yoğun ilişkiler çocuğa, yeterli sosyal uyumu gösterebilmesi ve gerekli sosyal becerileri kazanması için birçok ortam sağlamaktadır. Burada akran ilişkilerinin gelişimini ve işlevlerini göz önünde bulundurmak oldukça önemlidir.

    AKRAN İLİŞKİLERİ

    Akran ilişkileri yaşamın ilk yıllarından bu yana süregelen bir olgudur.Bebekler ilk altı ay çevre algısına sahip değilken ,6 Ay ve sonrasında bakarak,dokunarak karşıdaki bireyle ilişkiyi başlatır.Çocuk etkileşimleri 2-4 yaş arasında artış göstermektedir.Bu dönemde çocuk yakın müdahalesi olmadan akranlarıyla vakit geçirebilmeye başlar.Çocuklar sosyal alanlarını geliştirdikçe akranlarıyla daha çok etkileşime geçmeye başlamaktadırlar.

    SOSYAL BECERİ NASIL GELİŞTİRİLİR?

    Çocuklarının duygularını tam anlamıyla okuyamayan ebeveynler, çocuklarının problem çözme becerilerinin gelişimine engel olmaktadırlar.Kendi kendine oyun oynama ve kurma yetisinin kazanılmasıyla birlikte artık çocuk kendi sosyal insiyatiflerini almaya hazır hale gelmeye başlamaktadır.Destekleyici düşündürücü tüm aktiviteler çocuğun sosyal gelişimine destek olan unsurlardır. Okul yıllarındaki eğitimde ise öğrenci ve öğretmen arasındaki iletişim ve etkileşimin az oluşu, öğretimin etkinliğine de yansımaktadır. Eğitim sürecinde; öğrenmenin gerçek amaçları arasında ‘düşünmeyi öğrenmek’ olduğunun çocuklara aktarılması gerekmektedir. Çocuklar ‘öğretimi’ ‘başkalarının vereceği bir vazife’ olarak görmeye başladıkları an itibariyle, sadece öğrenme konusunda değil, bireysel sorumlulukları almakta da isteksiz ve sorumluluk alma konusunda geri planda kalabilmektedirler. Ve bu döngü çocuğun ödev performansı ve akademik başarısında ciddi bir isteksizlik yaratmaktadır. Düşünme sistemi; öğrenme, öğrenme süreçleri ve davranışlar ile şekil almaktadır.

    ÇOCUĞUN SOSYAL BECERİLERİNİN GELİŞİMİNDE EBEVEYNLERE ÖNERİLER;

    Sosyal gelişim, çocuğun yaşamında en az diğer gelişim basamakları kadar öneme sahiptir. Bireyin yaşamında giderek önem kazanacak  olan “uyum sağlama” becerisi çocukluk çağında ve sosyal gelişim süreci içerisinde kazanılan bir beceridir. Çocuğun sosyal davranışları  etkileşim içinde olduğu ailesi ve arkadaşlarının gösterdiği geri bildirimlerle anlaşılıp şekillendirilmelidir.

    Çocukların akranları ile kurdukları ilişki içerisinde rekabet etmeyi, kaygı yaratan ve olumsuz olan  hertürlü durumla karşılaşmaları baş etme becerilerini arttırmaktadır. Sosyal becerilerinin gelişebilmesi için bu tür ilişkiler olumsuzluktan ziyade bir  ihtiyaçtır. Kendi yaşıtı olmayan kendisinden daha büyük ya da küçük kişileri tercih eden çocukların sosyal ilişki kurma ve sürdürme ile ilgili sıkıntıları olduğunu düşünüp çözüm yoluna gidilmesi gerekmektedir. Yaşından daha büyük kişilerle ilişki kurmak, ilişkiyi kolaylaştırır.Kendi yaşından küçüklerle ilişki kuran çocuklar ise genelde oyun ve kurallara hükmetme ihtiyacından dolayı bu seçimi yapmaktadırlar.

    Sosyal gelişimin temelinde çocuğun ilk bebeklik döneminde annesinin yardımı ile dış dünyayı tanıması, ihtiyaçlarının anlaşıldığını ve karşılandığını fark etmesi güvenli bir bağlanmanın sağlanmış olduğu bir ilişki çocuğun bilişsel gelişimi  kadar duygusal ve sosyal gelişimini de etkiler. Çocukla duygusal ilişki ve temas kurabilmek sosyal ilişkinin en temel yapıtaşıdır. Sosyal ilişki kurabilme becerileri aile içinde bireylerin temsillerinden örnek alınarak oluşturulur. İlk çocukluk döneminin en güçlü öğrenme stili olan “taklit “sosyalleşme üzerinde önemli bir unsurdur.

    SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ NEDİR?

    Sosyal beceri yetersizliği, bireyin çeşitli sosyal becerilere sahip olmaması ve ya sahip oldukları halde becerileri uygun ortam ya da durumlarda kullanamaması şeklidir. Sosyal beceri eksikliği, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, sosyal kaygı, karşıt gelme bozukluğu, öfke kontrol problemi, yaygın gelişimsel bozukluk, uyum ve davranış sorunları ve gelişimsel gerilik yaşayan çocuklarda daha belirgin şekilde görülmektedir. Ancak  çocuk bu sorunları olmasa bile sosyal beceri eksikliği yaşayabilmektedir. Sosyal beceri eksikliği olan çocuklar kendilerini mutsuz hissedebilir, girdikleri sosyal ortamlarda kaygılı, heyecanlı ve ya öfkeli davranabilmektedirler.

    ÇOCUKTA SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR?

    • Kendine güven duymama

    • Bir konuşmayı başlatmada ve sürdürmekte sorun yaşama

    • Arkadaş ilişkilerinde problem

    • Sosyal ortamlara girmekte sıkıntı ve stres

    • Söylenenleri dinlememe

    • Evde ve ya okulda kurallara uymama

    • İsteklerini, düşüncelerini ifade etmeme

    • Topluluk önünde konuşmakta kendini ifade etmekte zorluk

    • Hakkını koruyup savunamama.

    • Kızgınlığını kontrol edememe.

    • Sorunlarını çözme konusunda sıkıntı yaşama.

    • Göz kontağını az kurma

    • Duyguları anlayıp ifade edememe,

    • Empati kuramama

    • Alay edilme ile başa çıkamama

    • Zamanı planlama, organize olma konusunda sıkıntı yaşama

    • Akran gruplarına girememe.

    • Kıskançlık duygusuyla baş edememe.

    • Ödevlerini yapamama.

    • Başkalarının haklarına saygılı olmama.

    • Yardımlaşma ve paylaşımda bulunmama

    • Çevresindekilere karşı saldırgan davranma vb.

    SOSYAL BECERİ EĞİTİMİNDE KULLANILABİLECEK YÖNTEMLER:

    Sosyal becerilerde sözel olduğu kadar sözsüz iletişimde oldukça önemlidir.Ses tonu,konuşma,tepkiler,kendini ifade etme,akıcı ve etkin iletişim ,selamlaşma,tepki verme vb kişisel ve sosyal problem çözme becerileri arasındadır.Davranışçı tekniklerle bu alanda yaşanan beceri eksikliğinin telafisi ve düzenlenmesi mümkün olabilmektedir.

    Temel sosyal beceri desteği: Sosyal ilişkiler, beden duruşu,yüz ifadesi vb davranış dizilimlerinin düzenlenmesini amaçlar.

    Modelden öğrenme: Bireyin başkalarını gözlem ve taklit yoluyla ve jest mimiklerle çocuklar yetişkinlerden gözlem ve öğrenme süreçlerini tamamlamaktadırlar.

  • Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Çocuklara Temel Alışkanlıkların Kazandırılması

    Alışkanlıklar, zamana, yönlendirmeye, özellikle de tekrara bağlı olan kazanılmış davranışlardır. Hiçbir alışkanlık tek seferlik denemeyle kazanılmaz. Çocuklarımıza   iyi ve doğru alışkanlıklar kazandırabilmemiz çok önemlidir; çünkü bir alışkanlık kazandırıldıktan sonra düzeltilmesi çok güç ya da olanaksızdır.

    Alışkanlıkların kazanılmasına temel oluşturan  davranışlar çocuğun doğumu ile başlar, okul öncesi  ve ilkokul dönemlerinde belirgin bir biçim alır. Alışkanlıkların kazanılmasındaki ilk temel etkiler, annenin çocuğunun beslenme, temizlik  ve sevgi gereksinimlerini karşılarken gösterdiği kararlılık, düzen ve duyarlılıktır.

    Pek çok anne çocuklarının belirli bir saatte yatmak istememelerinden şikayetçidir.  “Bizim oturduğumuz kadar oturuyor sonra da sabahleyin kaldırmakta güçlük çekiyoruz.” Ya da  “Sabahları herkesten önce kalkıp, bizleri rahatsız ediyor.” Böyle durumları nasıl önleyebileceklerini soran annelere en uygun öneri: Çocuğu  her akşam belirli bir saatte yatırmak için hazırlamalı, bir süre yanında kalarak ona masal anlatmalı veya hikaye okumalı ve daha sonra çocuğu uyumaya bırakmalıdır.  Bu yapılacaklarla çocuğunuza iyi uyku alışkanlığı kazandırma konusunda önemli bir adım atmış olacaksınız.

    Ayrıca, uyku saatlerine yakın zamanlarda aşırı hareketli oyunlar oynamaktan, heyecanlanabileceği  olaylardan uzak tutulmalıdır.( Örneğin, babanın getirdiği yeni oyuncağı, tam uyumaya giderken çocuğuna göstermesi vb.)

    Tüm alışkanlıkların kazanılmasında esas olan ve bireyin yaşamındaki disiplin kaynağını oluşturulan  tutarlılık, iyi uyku alışkanlığının kazanılmasında da en önemli rolü oynar.

    Her gece  çocuğun ısrarlarına dayanamayarak  “Hadi bu seferlik…” diyerek onun uykuya gitmesini geciktiren  bir tutum izleyen anne-babanın düzenli uyku alışkanlığını çocuğa kazandırabilmesi  oldukça zordur. Çünkü çocuk bir kere bozulan kuralı, istediği zaman bozabileceğini  öğrenmiş olmaktadır. Bu sebepten dolayı, anne-babanın kararlı tutumunun iyi uyku alışkanlığı kazandırılmasında  rolü çok büyüktür.

    Uyku zamanı ,genelde tüm çocuklar,özellikle de sinirli,aşırı hassas ve duygusal çocuklar için oldukça güç bir zamandır.  Sorunları ile tek başına kalmayı istemediği için uyumaya gitmekte direnç gösterebilir.

    Çocuk uyursa annesinin kendisini terk edeceğini veya okulda unutulacağını düşünerek uyumamak için direnç gösterir.

    Çocukla ilişkileri bozacak ceza ve tartışmalara gitmek yerine ona güven verici bir biçimde yaklaşılması, olumlu davranış örneklerinin yerleştirilmesinde yararlı olabilecek noktalardır.

    UYKU ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

    Uyku düzeni oluşturulur:

    Düzgün ve düzenli bir uyku alışkanlığı oluşturabilmek için ‘anahtar’ çocuğu her gün aynı saatte yatağa göndermek ve bir gece uykusu rutini geliştirmektir. Çocuğun erken yatmasını teşvik etmek anne ve babaların görevidir. Çocuk erken yatmamak için türlü bahaneler uydurur ve çatışmalar yaşanır. Bu nedenle uyku saatlerini yavaş yavaş istenen saate çekmek konusunda bir program hazırlanabilir. Böylece çocuk ile erken yatma konusundaki çatışmalar çözümlenmiş olur.

    Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir konu da çocuğun yatıp uyumasını isteyip annenin ve babanın çocuğun sevdiği (televizyon izleme gibi) faaliyetlere o yatınca da devam etmeleridir. Çocuğu erken yatmaya alıştırmak için ilk zamanlarda anne babanın da erken saatlerde yatması önerilebilir.

    Uyku ortamı ayarlanır: Uyku alışkanlığı iki adımda gerçekleşir. Bunlardan ilki, çocuğun uyanıklıktan uykuya geçişini kolaylaştırmak, ikincisi ise “ uyuma zamanı”nın geldiğinin işaretini vermektir. Bunun için çocuğun yatağa girmeye hazırlanma ve uyumaya ilişkin yarım saatlik rutini öğrenmesi ve buna alışması gerekir.Çocuk için ideal uyku ortamı hafif loş ışık (hemen hemen karanlık), sessiz ve rahat edebileceği ısıda bir odadır ve gece uykusuna hazırlık yaparken annenin her hareketinin huzurlu ve sakin olmasına önem vermesi gerekir.

    Uyumadan banyo yaptırılabilir: Ilık bir banyo yaptırılarak çocuk rahatlatılabilir. Uyuma saatindeki istekleri azaltılmalıdır:

     Gece uyandığında: Çocuk gece anne-babayı çağırdığında onunla ilgilenilmesinin sakıncası yoktur. Çocuğun yanına giden ebeveynin öncelikle çocuğun gerçekten huzursuz olup olmadığını anlamaya çalışması ve bir huzursuzluğu olmadığından emin olunca sakin ve yumuşak ses tonuyla onunla konuşarak rahatlamasını sağlayıp yeniden kendi kendine uykuya dalmasını sağlaması gerekmektedir. Eğer çocuk gece uyandığı zamanlarda anne-babadan yakın ilgi görmeye alıştıysa, onu yavaş yavaş bu durumdan vazgeçirmeye çalışılmalıdır.

    Gece uykusu rutini kazandırılmalıdır: Uyku zamanı çocuk için sıcak, huzurlu ve konforlu bir süreç olmalıdır. Banyo yaptırmak, masal okumak, şarkı mırıldanmak gibi aktiviteler, çocuğun sakinleşip uyumasına yardımcı olacaktır. Bütün bu aktiviteleri hep aynı sırayla ve oldukça sakin ve huzurlu hareketlerle uygulayıp çocuğa gece uykusunun huzur ve mutluluk verici olduğunu hissettirmek gerekir. Çocuklar düzeni sever, aktivitelerin hep aynı sırayla yapılması ve arkadan ne geleceğini bilmeleri onları heyecanlandırır ve mutlu eder

    Beslenme, çocuğun ilk temel gereksinimlerinden biridir. Çocuğun kişiliği okul öncesinde şekillenir. Yetişkinlik çağının davranışlarını etkileyecek alışkanlıkların edinilmesi de yine bu yıllarda olur. Bu çağda edinilen düzensiz yemek yeme alışkanlığı, çocuğun hayatının diğer dönemlerinde fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini etkilemektedir.  

    Çocuk, hayatının ilk günlerinde kendi beslenme ihtiyaçlarını çevresindekilere iletir. Annenin, çocuk ağladığında ona cevap vermekte gecikmesi, tam bir işe başladığı sırada işinden alıkonulduğu için kızması ve bunu belli eden bir ses tonu kullanması ya da davranış sergilemesi, düzenli bir programla değil, canının istediği zaman ya da çocuk her ağladığında onu beslemesi, daha sonraki dönemlerde olumlu yeme alışkanlığının oluşmasında sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. Üç – dört yaşındaki çocuk  anne ile çatışma artınca, yemek yemek istemeyebilir, ağzında tutabilir ve zorlayınca kusabilir.

    Çocukları beslenme saatlerinde sinirli ve tepkili yapan durumlar şunlardır:

    a)Zorlama ve Korkutma: Yeterli miktarda ve zamanında yemediği, etrafı kirlettiği ve çok sık yediği için ya da değişik nedenlerle çocuğa baskı yapmak, korkutmak ve cezalandırmak çocuk üzerinde kötü izler bırakır.  

    b)Çocuğun her istediğini yapmak: Çocuğa aşırı ilgi göstermek, isteklerine boyun eğmek, ne istiyorsa yapmak çocukta olumsuz etkiler yaratır.

    c)Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuğu yemeğini yemesi için acele ettirmemeli  ya da gereksiz yere oyalanmasına engel olunmalıdır.

    d)Kıyaslama ve kıskandırma: Başka çocuklarla kıyaslanması, örneğin, az yediği için zayıf olduğu, arkadaşlarının ondan iyi yediğini söylemek, kıskandırmak yanlıştır.

    e)Ödüllendirme: Yemek yemek pazarlık konusu olmamalıdır. Yemeğini yediğinde ona bir şeyler almak üzere söz vermek, istediği her şeyi yapmak önce olumlu sonuç verse de sonuçta çocuk istediği gibi davranacak, her yemeğin sonunda ödül bekleyecektir.  

  • Rasyonel Terapi Nedir?

    Rasyonel Terapi Nedir?

    Albert Ellis felsefesinden etkilenen bir terapi modeli olan “Rasyonel Terapi “yaşamdaki güçlükleri önlemek ,inanç ve düşüncelerimiz dolayısıyla ortaya çıkabilecek davranış kalıplarını yönetmede ve özellikle depresyon üzerinde etkili bir terapi modeli olmaktadır.Felsefesini “Epiktatus, Marcus, Aurellius, Konfüçyüs vb düşünürlerden de etkilenerek  besleyen rasyonel terapi “Bilişle” çalışmaya odaklıdır.Genellikle bireyler olaylardan değil olaylara dair algılarından etkilenmektedirler.Bu terapi modelinde 3 temel yapı üzerinde çözümlenen olaylar ABC modellemesi üzerinden incelenmektedir.

    *A:Olay:(Activating),

    *B (Beliefs):İnançlar,

    *C(Consequences):Duygu ve davranışlar.

    Bunun yanı sıra terapist;

    * D(Disputing):Çürütme teknikleri ile terapist danışanın düşünce sistemini yeniden yapılandırır ,düşünceleri analiz eder ve danışanın düşüncelerini yenilemesini sağlar.

    Rasyonel terapi modellemesine göre; birey kendisinden sorumludur. Bireyin duygularının ayrışması temel esastır ve bireyin sağlıklı ve sağlıksız olumsuz duygularını tanımlaması oldukça önemlidir. Örneğin ;bir durum karşısında depresyona ve yıkıma uğramak sağlıksız ve olumsuz duygular iken normal düzeyde kaygı ve endişe duymak sağlıklı olumsuz duygulardır.Bireyin olaylara dair sağlıklı olumsuz duygular hissedebilmesi terapilerde  temel hedeftir.Rasyonalite yani gerçekçi düşünce sistemi ;mantıklı,yararlı,hedefe giden,gerçekçi ve sağlıklı duyguları savunmaktadır.

    TEMEL İNANIŞLARIMIZ:

    *Abartılılı Talepkarlık

    *Dehşetleştirme

    *Tolerans düşüklüğü

    *Kendini ve yaşamı değersizleştirme tüm insanların doğasında yer alan olumsuz inanç sistemleridir.

    Bu terapi modellemesinde danışanın B-C Linki dediğimiz İnanç ve sonuç sistemlerinin bağlantısını iyi kavraması gerekmektedir.”Mantıklı olan ,gerçekçi olan,hedefe giden nedir?En berbat senaryolar ne kadar gerçekçidir? Ve bunları yönetmek ne kadar doğrudur vb sorular üzerinde duran seanslar süreci takip etmektedir.Süreç bireyin psikopatolojik yoğunluğuna bağlı olarak devam etmektedir.