Kategori: Psikoloji

  • Borderline Kişilik Bozukluğu

    Borderline Kişilik Bozukluğu

    Sınırda kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin terk edilmekten derin korkma ve çaba sarf etme, bir insanı gözünde aşırı büyütme( göklere çıkartma ) veya yerin dibine sokma gibi uç duyguları barındıran ve bu duygular etrafında gidip gelen tutarlı olmayan ve belirsiz ilişkileri olan, tutarlı olmayan benlik algısı ya da kendiliğiyle alakalı problemler, dürtüsellik( bu para olabilir, cinsellik olabilir, maddeyi kötüye kullanma vs gibi), intihar düşünceleri veya intihara defalarca kalkışma isteği, gözünü korkutma davranışları, duygudurumundaki tepkiselliğin olmasına bağlı olarak duygulanımındaki tutarlı olmayan hissiyatı, içinde devam eden tarifi zor boşluk duygusu, öfke denetimi noktasında problemler yaşaması, geçici kuşkulu düşünceler gibi kriterler mevcuttur.

    Sınır kişilik bozukluğunun tanı kriterleri psikiyatrik muayeneden sonra belirli bir çerçeveye oturtulmaktadır. Kişiye farmakolojik tedavi ve psikoterapi önerilebilir. Tedavilere geçmeden önce sınır kişilik bozukluğunun nesne ilişkilerinden bahsetmek yerinde olacaktır. Bu bireyler kendisi için önemli olan “birincil kişilerin” verdiği ilgi ve hizmet verilmeksizin işlevsel olamayacaklarını ve hayata karşı tutunamayacaklarını hissetmektedirler. Burada onlar için önemli olan ana varlığına cevap veren başkalarının mevcudiyetine bağlı kalınarak yaşanması gereken bir düşüncedir. Aksaklık olan konu başkalarına karşı aşırı derecede bağımlı olmak ve hayatın karşısında etkili, uyum içerisinde olan ve sağlıklı bir şekilde idame etme kabiliyetini olmadığına dair algısıdır. Buna ek olarak bu kişilerde, olgun ayrılma, özerklik kapasitesi ve bireyselleşme mevcut olmamaktadır.

    Bu aksaklıklar karşısında eşlik eden ve kişiye acı veren ve yoğun terke edilme depresyonu ile başa çıkmak için sahte ve savunmacı bir şekilde farklı bir kendilik yapısına göre hareket etmektedir. Bu kişilerin ilkel ve çoğunlukla bu gerçekler yerini tutan fantezileri ve çarpıttığı olaylara karşı sahte ve savunmacı halleri bir arada var olan ve aktive ettiği gerçeklikten uzak iki kendilik imgesiyle hayat yaşamaktadır.

    Terapisi nasıl olmaktadır? Sınırdurum kişilik bozukluklarında yüzleştirme metodunda ortaya çıkan sahte, savunmacı kendiliğine ket vuran bir yapıdan vazgeçmesi ve hastanın terk depresyonunun varlığını, gerçek kendiliğindeki aksaklıkların farkına varması amaçlanmaktadır. Daha sonra hastaya daha uyum içerisinde olan ve sağlıklı savunmalar geliştirmesini sağlayacak yönlerini öğreterek bu sorunlarla nasıl başa çıkmasına teşvik edilmektedir. Elbetteki sınır kişilik bozukluklarının çeşitli psikoterapileri mevcuttur.  Bunlara örnek olarak şema terapisi, bilişsel psikoterapi gibi örnekler de verilebilir. Burada önemli olan terapistin çeşitli metotlarla hastaları tedavi etmektir.

  • Kan Tutma Fobisi

    Kan Tutma Fobisi

    Yaşam boyunca çok çeşitli olaylara maruz kalabilmektedir insan. Psikolojik olayların neden sonuçları üzerinde tarihten beri çalışmalar yapılmış ve hala yapılmaktadır. Daha önceki yazılarımızda fobinin ne anlama geldiğini ve fobi çeşitleri üzerinde yazdığım yazılarımda neden ortaya çıktığı ve çözüm yollarının nasıl olduğuna dair siz değerli okuyucularımıza paylaşma fırsatı oluştu. Bir diğer fobi çeşidi olan kan tutma fobisi, kişinin kan görme ihtimali ya da kan görmesiyle yaşadığı yoğun duygu ve beraberinde tansiyonunun düşmesi ile de bayılmalar gerçekleşmektedir.

    Kan görmemiz yaşadığımız dünyada da çeşitli olaylarda görebiliriz. Fakat kan ile işlem yapılan meslek gruplarında bu fobinin yaşayan insan sayısını da görmezden gelemeyiz. Tıp fakültesinin ilk yıllarında bazı öğrenciler kana maruz kalarak yoğun duygular yaşayabilmekte ve bayılabilmektedirler. Bu durum mesleğinin icrasında yaşanılabilecek problemler arasında da gösterilebilir. Peki, neden bir yaramız olduğunda kan tutar bizi? Kanayan bir yara gördüğünüzde beyniniz bu yara sizin olmasa bile bir şeylerin ters gittiğini, yolunda olmadığını ortada panik yapmayı gerektirecek bir durum olduğunu fark eder. Eğer oradaki kan akmaya devam ederse kişi ölecektir ve bunu beyin bilir. Beyin yara ve kan sizin olmasa bile ölmekten içgüdüsel olarak korunmaya programlanmıştır. Bu sırada bilinçaltı panik başlatır ve kalbinize daha yavaş atması emrini verir. Bu emir aslında yaradan akan kanı yavaşlatarak ölümü en azından birkaç dakika geciktirmek amaçlı bir tedbirdir. Bilinçaltımız işte bu kadar derin tecrübe ve zekâya sahiptir. Kalp yavaşlaması beraberinde beyninize giden kanın miktarını azaltacağı için beyniniz vücudunuzun kontrolünü bir süreliğine sizin bilincinizden alır ve sizi hayatta tutmak üzere kontrole geçer. Bu sırada her yeri çok parlak beyaz olarak görürsünüz çünkü gözbebeğiniz olabildiğince açılmıştır, alnınızdan soğuk terler akar ve kulağınızda çınlama başlar, ayaklarınızın üzerinde durmanız güçleşir. Aslında endişe ettiğimiz şey bu kadardır. Bu mekanizma sizin zayıf olduğunuzu değil de vücudumuzun kendisini savunma biçimidir. Demek oluyor ki bizim zihnimizde oluşan bu olumsuz düşünceler psikolojik çöküntü ve bazı belirtilere sebebiyet vermektedir.

    Peki, bu psikolojik rahatsızlıktan nasıl kurtulurum sorusuna bakalım. İlk önce vücudunuzda herhangi bir biyolojik rahatsızlık olup olmadığını hekimler ile gerçekleştirilen muayenede ortaya çıkmaktadır. Konunun psikolojik olduğu kanaatine varıldığında ruh sağlığı uzmanlarında yardım alınarak bu fobinin üzerinde çalışılabilir. Bir psikolog olarak yaşanılan korku, kişinin düşünceleri ve maruz kalınmaktan korkan şeyler üzerinde gerçekleştirilen seanslar hastayı bu fobiye maruz kaldığı zamanki stratejilerini belirleyecektir. Tabi burada hastaya hemen kan ile maruz kalınması istenmeyecektir. Aşamalı olarak kişinin eşiği yükseltilmesinde fayda vardır.

  • Klostrofobi

    Klostrofobi

    Klostrofobi isminden de anlaşılacağı gibi bir fobi türüdür. Kısaca kapalı alan korkusu da denebilir. Her insan kapalı alandan korkmaktadır fakat bunu onunla karıştırmamak gerekmektedir. Klostrofobi yaşayan bireyler, geçmişten getirilen bir korkunun zamanla ortaya çıkarabileceği gibi, bir olay karşısında verilen tepkiye bağlı olarak da meydana gelebilmektedir. Çocukken yapılan bir hata sonucu kişinin kendini suçlaması ve baskı ile klostrofobi oluşumu, çocuklukta kilitli kalmış olma, cezalandırılma duygusu, mükemmeliyetçi kişilik yapıları klostrofobi nedenleri arasında sıralayabiliriz.

    Klostrofobi yani kapalı alan korkusunun çeşitli belirtileri vardır. Bu belirtiler arasında terleme, boğuluyormuş hissiyatı, nefes sıkışıyormuş gibi hissetme, duvarların üstüne üstüne geldiğini düşünme, kısılıp kaldığını düşünme gibi belirtiler ile yaşamı kısıtlandırmaktadır. Kısıtlandırmak derken asansöre binememe, korktuğu nesneye maruz kalamama hatta ve hatta eve girememe gibi davranışlar da sergileyebilir. Bir video izlemiştim yakınlarda, orada çocuk asansörde kalması üzerine “baba” diye sesleniyordu ve ağlıyordu tabi çocuğun klostrofobik olup olmadığını tam bilmiyoruz ama buna benzer belirtiler gösterdiğini görmekteyiz.

    Tabi bu belirtiler insan yaşamını kısıtlamakta veya tamamen bir yere çıkmama gibi sonuçlarla karşılaşabilir. Böyle bir durumla yaşayan kişiler var ise ya da siz yaşıyorsanız profesyonel destek alınması yaşam kalitenizin artmasına sebep olacaktır. Burada bahsetmişler iki çeşit tedavi yönteminin olduğundan siz değerli okuyucularımızla paylaşmak isterim. Birincisi farmakolojk (ilaç) desteği, hekim kontrolünde hastaya uygulanan ve hastanın sakinleşmesini maruz kalmaktan korktuğu duruma sakin yaklaşmasını sağlayacak bir tedavi şekli görülebilir. Diğer tedavi yöntemi ise terapi desteğinin verilmesi. Burada terapi desteği verecek kişinin hangi metodu uygulaması kendisine kalmış bir durum. Önemli olan hastayı korktuğu, çekindiği davranışları aşamalı olarak yeniden yapılandırarak maruz kalması ve hayata kazandırılması amaçlanmaktadır. Yabancı bir videoda görmüştür klostrofobik olan insanlar bu kişilere başvurmuştu ve onlar da aşamalı olarak kişinin korktuğu şeylerin üzerine giderek ödevler veriyordu, tabi bu ödevler belirli periyodlar neticesinde uygulanılıyordu. Öyle uzun zamandan da bahsedilmiyordu. Grupta elbette ki karşılaşmakta sorun yaşayan bireyler olmuştu pes edenler mi dersin ama program sonunda çoğu bireyin bu fobiden kurtulduğunu görmüştük. Dediğimiz gibi eğer uzmanları tarafından yapılırsa ve kişinin bununla alakalı gayret ve emeği var ise fobinizden kurtulmanız mümkün olabilir.

  • Hayvan Fobisi

    Hayvan Fobisi

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya hayvan fobisi(zoofobi) denilmektedir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duymakta, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Vücudunda nefes alışverişi değişir, kalp çarpıntısı, sıcak basması, soğuk terleme gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Yaşadığı bu yoğun endişe, kaygı yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir. Bir arkadaşım vardı köpeklerden kaçan ve gördüğü zaman karşı kaldırıma geçen birisiydi. Bu hayvanlara karşı fobi geliştirmişti ve hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alırdı. Sonra ne yaptı bu fobisini bilmiyorum. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değildir. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi çeşitli şekillerde neden olabiliyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocukken bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki bireylerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili negatif konuları dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan fobisi köyden kente göçle çok sık olmamakla birlikte gördüğümüz fobiler arasındadır. Daha çok rastladığımız kedi, köpek, küçük böcekler fobi türlerindendir. Bu bahsettiğimiz fobi türünde yaşamı kısıtlayan yönler mevcut ise ruh sağlığı uzmanlarından destek alınması fobiyi yenmede bize yardımcı olunacaktır. Tedavisi önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler şeklinde kişiyi alıştırılması sağlanmaktadır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor. Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmasını sağlamaktır.

  • Yükseklik Korkusu

    Yükseklik Korkusu

    Yükseklik korkusu(akrofobi) iki şekilde ortaya çıkabilir. Bunlardan biri doğuştan gelen yükseklik korkusu diğeri ise taklit edilen yükseklik korkusudur. Doğuştan gelen yükseklik korkusuna sahip kişiler bebeklik döneminde bile bu korkunun belirtilerini gösterirler. Ancak taklit şeklinde oluşan yükseklik korkusunda tamamen yaşanmış veya görülmüş bir olayın etkisi vardır. Kişi, yüksekten düşmüş veya düşen birini görmüşse endişesinden dolayı yükseklik korkusuna yakalandığını düşünür.

    Yükseklik korkusu olanların, günlük hayattaki en çok karşılaştıkları sıkıntı evlerinin balkonundan veya camından aşağıya bakamamaktır. Böyle bir durumda yükseklik korkusu olanlar ya duvar, pencere gibi yerlere tutunma ihtiyacı hissederler ya da direkt aşağı bakmamak için geriye çekilirler. Bu tarz hareketler korku duyanların bireyin hayatını zorlaştırmaktadır.

    Yükseklik korkusu yaşayan kişi korkmasına neden olacak bir durumla karşılaştığında örneğin yüksek bir yerde bulunma mecburiyetinde kaldığında yoğun bir baş dönmesi yaşadığını sanabilir. Bu yüzden de yükseklik korkusunun baş dönmesi şikâyetiyle halk arasında karıştırıldığına yönelik bilgiler de mevcuttur. Ancak yükseklik korkusu olan kişinin o esnada hissettiği baş dönmesinden daha farklıdır. Kişi kendi vücut dengesine güvenemez ve tutunacak, destek sağlayacak bir şeyler arar. Belirtileri genel olarak diğer fobilerden daha farklı değildir. Terleme, kalp çarpıntısı, titreme, ağlama gibi fiziksel belirtilerin dışında psikolojik anlamda kilitlenme ve sağlıklı kararlar verememe durumları da yaşandığı gözlemlenmektedir.

    Tüm bu belirtilerin psikolojik mi yoksa biyolojik mi olduğuna karar verilmesi için hekimlerden destek alınmalıdır. Bu belirtilerin psikolojik tedavisinin ön plana çıkmasıyla psikoterapi hastaya önerilebilir. Kişinin korktuğu durum ile aşama aşama karşı karşıya gelmesi korkunun ortadan kalkmasına neden olacaktır.

  • Uçak Fobisi

    Uçak Fobisi

    Teknolojinin gelişmesiyle seyahatlerimizin de çeşidi değişmektedir. Eskiden uzun süren deve, eşek, at vs gibi hayvanlarla yapılırken motorlu taşıtların icadıyla araba, otobüs gibi taşıtlarla yolculuk yapar olduk. Çok çeşitli yolculuk yapmak için alternatifler oluşur olmuştu. Bunlar arasında tren, deniz yolu ulaşımı da alternatifler arasında idi. Daha sonra hava yolu şirketlerinin uçak seferlerini başlatması daha önce ekonomik boyutu bütçeyi zorlamaktaydı, daha sonra açılan çeşitli havayolu şirketleri aralarındaki rekabet bilet fiyatlarındaki azalmalar uçak ile seyahatlerin yapılmasını daha da kolaylaştırdı. Uçak seferlerinin makul hale gelmesi zamanın kısalmasına neden olurken psikolojik rahatsızlığı da beraberinde getirmiş oldu. Bahsettiğim psikolojik rahatsızlık uçak fobisi.

    Korku normal bir insan duygusudur ve bazı durumlarda kişinin korku veren durumdan uzaklaşmasını sağlayarak koruyucu işlev gösterir. Fakat korkunun düzeyi artarsa kişi paniğe kapılmaktadır. Tehlikeli bir durumla karşılaşınca normalde verilen “kaç ya da savaş” tepkisinin yerini donakalma alabilir. Eğer kişinin korkusu aşırı, anlamsız ve sürekli ise, bu durumla karşılaşma ihtimali olduğunda dahi yoğun sıkıntı yaşıyorsa, bu durum kişinin günlük hayatını, işlevlerini engelliyorsa bu durumda korkuya “fobi” adını veririz. Benzer biçimde kişi uçaktan aşırı korkuyor, binemiyor, binmesi gerektiğinde ya kaçınıyor ya da çok sıkıntı ile uçak yolculuğuna katlanabiliyorsa o kişide uçak fobisi vardır.

    Her ne kadar uçak kazalarının sayısı az olsa da insanın aklına düşerse ne olur kaygısı hiç aklımızdan gitmeyebilir. Yükseklik fobisiyle birleşirse de yükselmesiyle kaygı seviyemiz artarak uçak yolcuğu yapamaz oluruz. Uçak fobisi daha önceki yaşanmış tecrübe, uçak kazası alma haberi ve kapalı mekânda seyahat etme duygusu uçak fobisinin nedenleri arasında gösterebiliriz. Televizyondan aldığımız haberler neticesinde o korkuyu günler öncesinden yaşayabiliriz.

    Uçak fobisinin psikoterapisinde kişinin zihninde yer alan uçuşla ilgili olumsuz algı ve yanlış düşünceler üzerine de durulmaktadır. Tedavide öncelikle kişinin başka fobilerinin, depresyon, stresle ilgili bozukluklar gibi başka ruhsal sorunlarının bulunup bulunmadığı yapılan görüşme esnasında not alınarak değerlendirilmelidir. Terapistin uçuşla alakalı donanımının da olması tedavi sürecinde bireyin uçak fobisini yenmesinde etkili olabilmektedir. Terapist aynı zamanda uçak fobisi yaşan bireyle beraber uçuşuna eşlik edebilir ve olumsuz izlemleri üzerinden yardımcı olabilmektedir. Son zamanlarda duyduğum simülatör uçak deneyimleri de hastalığın tedavisini üstlenmektedir. Unutmayalım ki hastalığın tedavisi için ruh sağlığı uzmanlarından yardım alınarak yenmek hastalığın ilerlemesini engelleyecektir.

  • Fobiler

    Fobiler

    Fobiyi kısaca tanımlamak gerekirsek eğer, bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir. Fobi kelimesi, Phobos kelimesinden gelir. Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır.

    Fobi toplumda sık görülen bir anksiyete bozukluğu arasındadır. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırıldığını çevremizden de duymaktayız. Yapılan araştırmalar toplumda yaklaşık %10-%15 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %20-25 dolaylarındadır. Fobiler genel manada yaygınlığı açısından toplum tarafından hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü saptandığı yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkmıştır.

    Fobilerin nedenlerine genel olarak bakılacak olursak eğer,  fobinin nedenleri konusunda farklı ekollerin farklı açıklamaları mevcuttur. Freud, fobiyi bilinçaltı çatışmaları olarak tanımlar. Watson’a göre ise fobi, şartlı reflekse dayanır. Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar.  Kişinin, kendi varlığını, bütünlüğü açısından tehdit altında hissetmesi durumunda, onun bilinç altına yansıyan, bu tanımlanmamış, bir nesne(kedi,köpek,böcek) ya da durumla(sosyal alan) ilişkilendirilememiş, belirsiz anksiyete(kaygı), kişinin bilinç altında işleyen bir mekanizmayla tanımlanabilir bir korku haline dönüştürülmektedir. Korku haline dönüştüğü anda da, genel bir anksiyete olması sonucu, fobiye dönüşür. Dolayısıyla birey fobiler geliştirerek onunla temastan kaçma/kaçınma eğiliminde olabilmektedirler.

    Fobi yaşayan bireyler vücutlarında çeşitli belirtiler de verebilmektedirler. Bu belirtiler arasında çarpıntı, yüz kızarması, yüzde kaşınma ve yanma hissi, titreme, terleme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, bilinç kaybı, ani tansiyon düşüşü, bayılma vb. gibi belirtiler eşlik edebilmektedir. Fobileri ele alacak olursak çeşitli fobi türleri de mevcuttur. Bunlar yükseklik fobisi, hayvan fobisi, kan fobisi(kan tutma), uçak fobisi, klostrofobi vs gibi fobi türleri vardır. Fobilerin tedavilerine gelecek olursak eğer her fobiyi ayrı ayrı ele almak gerekmektedir ve tedavisi mümkün ve de başarı oranı yüksektir. Fobilerin tedavisin de terapi yöntemleri kişinin bu fobiyi yenmesinde etkin rol oynayarak yaşamının kalitesini arttırabilmektedir.

  • Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü – Disleksi

    Zekası normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir bozukluktur ( APA 2001 ). En geniş anlamıyla öğrenme güçlüğü, akıcı okuma ve okuduğunu anlama, matematiksel ifadeleri algılamada güçlük ve muhakeme becerisi gereken konularda yetersiz kalma gibi durumlarla kendisini gösteren nörolojik temelli bir bozukluktur. Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bu konuyla ilgili ileri sürülen pek çok fikir vardır. Bu fikirler içerisinde en çok duyduğumuz; çocukların gelişimlerinin herhangi bir döneminde ancak özellikle de erken çocukluk dönemlerinde beyin fonksiyonlarını etkileyebilecek olumsuz bir sürecin yaşanmasıdır. Peki disleksi nasıl fark edilir? Disleksinin belirtileri okul öncesi dönem ve okul döneminde farklılıklar gösterir. Özellikle okul öncesi dönemi çocukları için dikkat edilmesi gerekenler; kavram öğretimi esnasında öğretilmiş olan kavramları (şekiller, sayılar…) hatırlamakta güçlük çekmek, verilen yönergeleri sırayla alıp o sıra doğrultusunda uygulamakta güçlük çekmek, benzer şekilleri ayırt edemeyip karıştırmak, kopya etmekte güçlük çekmek, uzun süreli hafızada bilgi tutmakta güçlük çekmek, aktivite esnasında beklenenden daha yavaş bir tepkiyle aktiviteleri uygulamak ve ailede disleksi tanısı almış bireylerin bulunmasıdır.

    Okul Hayatında Disleksi

    Okul yıllarında görülen belirtiler; harfleri, sesleri, heceleri ve kelimeleri öğrenmede zorluk ve okuyup yazarken karıştırmalar görülmesi (d-b, m-n, a-e, s-z…) , kelimeleri hecelere ayırmakta güçlük çekmek, harfleri sıralamakta güçlük çekmek, harf atlayarak okumak, daha önce sıklıkla duymadığı kelimeleri telaffuz etmekte güçlük çekmek, satır takip etmekte güçlük çekmektir.

    Tüm bu sebeplerden dolayı da disleksili çocukların okula olan bağlılıkları azalmakta ve dolayısıyla da okulla olan ilişkileri giderek son bulma noktasına gelmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda; ödevlerin çok uzun ve sancılı süreçlerle tamamlanması, organize olamama, zamanı yetiştirememek, yaşadığı zorluklardan dolayı özgüven problemleri ya da öfke kontrol problemleri ve zamanla okula gitmek istememe gibi problemler sıklıkla görülmektedir.

    Aileler ve Öğretmenler Dikkat!

    Bu durumlarda ailelerin ve öğretmenlerin dikkat etmesi gerekenler; disleksili bireylerin güçlü ve zayıf yönleri fark edilmeli ve güçlü yönlerinden destek alınarak zayıf yönleri üzerinde çalışmalar yapılmalıdır. Zaman kullanımı konusunda planlama yapabilmeleri için desteklenmelidirler. Yaşadıkları problemlerin doğası anlatılmalıdır. Çünkü disleksili bireyler kendilerinde bulunan farklılığın farkındadır ancak nedenlendirme konusunda bilgileri yetersizdir. İstenmeyen olumsuz tutum ve davranışlardan onları korumak için çevrelerindeki bireyler disleksi konusunda bilinçlendirilmelidir. Hayatlarında başarı kavramının sadece akademik başarıyla gerçekleşmediğini görebilmeleri ve sosyal hayatlarını destekleyebilmek için, çocuğun beceri ve özelliklerine uygun sanata ya da spora yönlendirilmelidir. Disleksili bireylerle konuşurken olumlu noktalarına odaklanıp onları yüreklendirmek gerekir. Çocuğun gelişimi kendi içinde karşılaştırılarak ve mutlaka öğretmen veli işbirliğinde yakından takip edilmelidir.

    Bunlara ek olarak disleksi tanısı almış bütün çocukların devlet tarafından verilen yasal hakları bulunmaktadır. Bu haklar; zihinsel yetersizlikleri olmadığı için güçlük çektiği alanlara yönelik okul tarafından eğitim programları (BEP) hazırlanması, öğrencinin sınav esnasında ihtiyaç halinde okutman/yazman desteği alınması, fazladan süre verilmesi ya da bireysel sınav yapılmasıdır.

  • BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    BİR ÇOCUĞUN DİLİNDEN OYUN TERAPİSİ

    Bir gün bir yere getirdi annem beni. Oyuncaklar varmış güzel bir yermiş oynayacakmışım orda. Bir tanede kız var başımda,  benim terapistim olduğumu söylemişti tanışırken. Terapistin ne olduğunu ne işe yaradığını bana anlatan bi kitap okumuştu, ilgimi çeken bi kitaptı yine de ona pek belli etmedim. Gülümsüyordu, iyi duruyordu aslında ama  bilmiyorum burası ilk defa gördüğüm bir yer ve bu kızı da tanımıyorum.

    Oyun odasına beraber girmemiz gerekti ben istemedim annemden ayrılamazdım annem nerede durcaktı? Beni bırakıp gidecek miydi? Ya giderse? Bu tanımadığım kızla tanımadığım bir yerde durmak istemiyorum, korkuyorum… ne kadar bir sürü oyuncak da olsa kafamdaki endişeler korkutuyor beni

    Ağlayıp durmayınca annemin de benimle beraber oyun odasında durmasına izin verdi terapist kız.

    Ona duyamayacağım şekilde bir şeyler söyledi. Sakinliğini ve sevecenliğini koruyordu, gülüyordu. Bense sinir olmuş ve anneme yapışmıştım. İlk seans annemi odadan çıkartmak için çekiştirmekle geçti, ağladım, terapist kız beni anlıyordu duygularımı bana ifade ediyordu her saniyesini bana ayırmıştı tek ilgi odağı bendim ama yine de istediğim olmuyordu ve odadan çıkmıyorduk öylece seans sonuna kadar sürdü bu durum…

    Sonraki seanslar artık ağlamıyordum ama çok dikkatliydim, sessizdim, seçtiğim bazı oyuncaklarla küçük bi alanda oynamayı tercih ediyordum, oynadığım oyuncakları hemen topluyordum, tedirgindim ama yavaş yavaş buranın güvenli bir ortam olduğuna ve bu kızın samimiyetine inanıyordum galiba

    Bir kaç seans daha geçti ve artık oda da dilediğimce oynayabiliyordum. Dağıtıyorum bana hiç kızmıyor, annem de beni bırakıp girmiyor, içerde bekliyor.

    Süremiz bitince annemin yanına gidiyoruz her şey yolunda görünüyor, korkularım gittikçe azaldı, terapistimi oyunlarıma dahil etmeye başladım. İsteyerek geliyorum, galiba onu  seviyorum…

    evet evet öyle.

    Sevdim bu kızı.

    Güvenli bir ortamda, korkularımı dışa vurup yeniden işlememe ve onları o ortamda çözebilmeme olanak sundu. Sanırım annemle de işbirliği kuruyor iki elden benim için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

    Sevilen, ilgilenilen biriyim ben.

    Bunu farketmek minik kalbime öyle iyi geldi ki

    • Çocuğum ben
    • Özgürüm burda
    • Burası benim özgür alanım
    • Oyun odam
    • Kendime ve başka bir şeye zarar veremediğim sürece
    • Nasıl istersem ne istersem
    • Öyle yansıtabildiğim
    • Oynayabildiğim
    • Sıkıntılarımı çözebildiğim renkli dünyam
    • İyiki varmışım
    • İyiki varmış annem
    • İyiki varmış bu terapist kız
    • İyikiler sarmış dünyamı
    • Bir sürü iyi ki
  • ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    ÇOCUKLARDA UYKU DÜZENİ

    Çocuklar için erken gelişim dönemi uyku, en temel aktivitelerden biri. Aynı zamanda iyi ve düzenli bir uyku, biyolojik gelişim için çok amaçlı. Yetişkinler az uyudukları zaman davranışları bu durumdan etkilenir. Daha yorgun ve huzursuz portresiler. Fakat çocuklarda durum daha farklı olabilir; normalden daha hareketli görüntüler görülebilir.

    Uyku güvenliği, çocukları yaşına ve kişilik özelliklerine göre değişebilir. Kesin olmamakla birlikte, varsayılan öğrenci grubu

    Çocuğun yaşı                   Ortalama günlük uyku süresi
           1-4 hafta                                     15-16 saat
           1-4 ay                                         14-15 saat
           4-12 ay                                       14-15 saat
           1-3 yaş                                       12-14 saat
           3-6 yaş                                       10-12 saat
           7-12 yaş                                     10-11 saat
         

    1-4 Hafta:

    Yeni doğanlar, günün 15-18 saatini uyuyarak geçirirler. Bu uyku saatleri 2-4 günde bir şekilde olur. Bu, bebekler 2-3 saatte bir uyandırdığını beslenir.

    1-4 Ay:

    Bebekler 6 haftasını geçince açtı bir düzene girmeye başlarlar. Gece-gündüz düzeni oturmaya başlar.

    4-12 Ay:

    Bebekler sınıf 11.aya yaklaştıklarında tıpkı yetişkinler gibi daha sosyal olarak yaklaşıyor, uyku düzenleri yetişkin uyku düzenine benzemeye başlar. Bu ayda yaklaşık 12 saat uyurlar. En önemli nokta, sağlıklı bir uyku düzeni oturtmaktır.

    Bebeklerin günde 3 defa yattıkları öğlen uykusu 6.aymasında 2’ye göre. Bu sırada fiziksel olarak geceleri uyuyabilirkendir, biyolojik saatleri öğle yemeği-gece uykusu düzeninin oturması bekleniyor.

    1-3 Yaş:

    Bebekler, 18-21 aya ulaştıklarında sabah uykusunu bırakıp gün içinde bir kez uyumaya ihtiyacınız duyarlar. Bu yaş grubu bebeklerin 10 saat uyumaya vardır.

    21-36 ayda, bazen bebeklerin günde bir kere Bu yaş grubundaki bebekler boyunca akşam 7-9 arası yatar sabah 6-8 arası uyanır.

    Bu yaşlarda yatmaya direnme, gece sık uyanma, kabuslar görme gibi uyku problemleriyle karşılaşılabilir. Bebeklerin bağımsızlık içgüdüleri, zihinsel sosyal ve motor gelişimlerindeki ilerlemeler bu sayımızda uyku problemlerine sebep olan faktörler arasındadır.

    3-6 yaş:

    3 yaş çocuğu 5 yaşına gelene kadar öğle uykusu alışkanlığına devam eder. Ancak süresi azalmaya başlar. Bu yaşta gece korkuları ve kabus görme gibi uyku hali görülebilir.

    7-12 yaş:

    Bu yaş grubundaki çocukların günlük uyku süresi 10-11 saattir. Akademik sorumlulukları ve sosyal etkinlikler ile bilgisayar, TV, internet gibi alışkanlıkları vakitlerinin büyüklüğünde kaplar. Bu da uyku problemlerine yol açabilir. 10-11 saat uyumaya vardır. Ancak aynı zamanda okul (ödev), spor ve sosyal aktiviteler, öğrencilerin vaktinin önemli birmekte olduğu.