Kategori: Psikoloji

  • Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke Kontrol Bozukluğu

    Öfke kontrolü bozukluğu agresivite (sinirlilik) ile birlikte ortaya çıkan ve daha çok kızgınlık anında nerede duracağını bilemeyen,olağan üstü tepkiler veren insanların yaşadığı bir sorundur.mental gelişimin yetersizliği,duyguların çabuk öne çıkması bu sorunun kolay tetiklenmesinde öne çıkman etmenlerdir.

    Öfke kontrolü aslında bir soğukkanlılık gerektirir.Bunun için de aklın öne çıktığı ve duyguların da akıl tarafından yönetildiği bir mental gelişime ihtiyaç vardır.Biz “duygular öne çıkarsa akıl irtifa kaybeder” deriz.Çünkü Türk toplumunda yaygın olarak insanlarda duygular çabuk öne çıkmakta ve süreç yönetimini zorlaştırmaktadır.Doğru olan aslında sorunlara nedensel yani neden-sonuç bağıntısıyla yaklaşabilmektir.Çünkü bu bakış sürece aklın da sokulması anlamına gelmektedir.

    Öfke kontrol bozukluğu çoğunlukla duygusal bir patlama olarak ortaya çıkar.Unutmayalım ki öfke de bir duygu çeşididir ve tüm insanlarda bulunur.Genelde düşünülmemiş ve refleksiv olarak ortaya çıkan yoğun öfke patlamaları olarak yaşanmaktadır.Öfke kontrol bozukluğunda düşünülmüş ve seçilmiş bir tepki yansıtması olmadığı için çoğunlukla bir olaya gerektirdiği gibi ve gerektiği dozda değil de daha aşırıya kaçan bir tepki verilmesi söz konusudur.

    Bu sorun ilişkilerde olumsuz sonuçlar doğuran,ileitşim başarısını düşüren ve çatışma yaratan bir potansiyele sahiptir.Bu nedenle insan yaşamında tahrip edici sonuçlar doğurur.Hem yarattığı asabiyet nedeniyle insanı sinirsel olarak yorar hem de seçilmiş tepki verilemediği için ilişkilerde sorun yaratır.Öfke öğrenilmiş bir duygusal tepkidir ve çok ve sık kullanıldıkça gelişerek önce öfkelilik sonra da öfke kontrol bozukluğu yaratır.Unutmayalım ki insan koşullanan bir varlıktır.Çok insan koşullanmaları olarak ortaya çıkmış karakterini yaratılışsal bir karakter ve değişmez zanneder.Oysa tekrara yoğunluğu düşürülerek,sönmeye terk etme vyönetemiyle çok alışkanlıklar,koşullanmalar değiştirilebilir ve yerine yenisi oturtulabilir.

    Öfke kontrol bozukluğunda da birçok psikolojik sorun gibi önce o sorunu yaşayan insanın böyle bir sorunu olduğunu kabul etmesi gerekir.Zira bu tür sorunlar yaşayan tarafından kabul edilmezse ömür boyu sebepler bahane edilerek savunulacak ve düzelmeyecektir.Sonra sorunu yaşayanın bu sorunun kendine neler kaybettirdiği ve nelere mal olduğuyla yüzleşmesi gerekir.Bu yüzleşmeden sonra da çözüm için bir karar alması ve harekete geçmesi gerekir.Bu sorunda doğru çözüm kaynağı psikolojik destektir.Zamanında,kararlı ve devamlılığı olan bir psikolojik destekle bu sorun pekala çözülebilmektedir.

  • Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Travma Sonrası Stres Bozuklukları

    Yaşam akışı içerisinde insanları olağandan fazla olumsuz etkileyen ve daha sonrasına da zorlayıcı yansımaları olan olaylara veya yaşanmışlıklara “travma” deriz.Travma sonrası stres bozuklukları ise insanları zorlayıcı derinlikteki bu olumsuz yaşanmışlıklar sonrasında insan psikolojisinde oluşan çok yönlü zorlanmalardır.

       Travma bir doğal afet,bir yangın,bir kaza,bir sarsıcı kayıp veya bir ilişki sorunu olabilir. Sonuçta insan yaşadıklarıyla etkileşim içerisinde bir varlıktır ve özellikle etki derinliği yüksek yaşanmışlıkların sonrasına da algısal ve hissedişsel yansımaları olmaktadır.Zaten travma ağırlığında bir olaydan etkilenmemesini kimseden bekleyemeyiz.Önemli olan etkilenmenin boyutu ve derinliğidir.Ne yaşanırsa yaşansın aslında yaşam devam ediyordur ve travmatik olayların olumsuz etkilerinin de sağlıklı bir psikolojide makul bir zaman diliminde tasfiye edilmesi gerekir.Ancak yaşanan travmatik olayların yaşamın sonrasına da fiili yansımalarının olması,derinliği ve bir de yaşayan insanın hassasiyet derecesi etkilenmenin hangi seviyede olacağında belirleyici olmaktadır.Örneğin boşanma sendromu,kaza sendromu,afet sendromu, korku sendromu gibi derinliği yüksek travmatik olaylar vardır.Birde bu olaylarda kişiden kişiye değişen etkilenim oranları bulunmaktadır.Travma sonrası stres bozuklukları çoğunlukla da hassas kişilik yapısında olan ve psikolojik direnci düşük insanlarda görülen bir psikolojik problemdir.

        Travma sonrası stres bozuklukları bir çok psikolojik problem gibi normal üstü etkilenme sonucu daha çok ortaya çıkar.İnsanlarda yeme bozukluğu,uyku bozukluğu,psikosomatik problemler, çarpıntı,soğuk ter atma,yalnız kalamama,ağızda kurumalar,mide bulantıları,mutsuzluk sendromu gibi bir dizi psikolojik veya psikofizyolojik sıkıntı yaratırlar.Totalde huzuru,dinginliği,motivasyonu, yaşama sevincini ve yaşam konforunu olumsuz etkiler bir etki yaratırlar.

        Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan insanların yaşadığı sorunun derinliğine göre bir yol izlemesi gerekir.Sıkıntı aşırı derin ise hem psikiyatrik tedavi hem de psikolojik destek gerekecektir.Aşırı derin değil ise psikolojik destek alınmalıdır.Ama bilinmelidir ki travma sonrası stres bozuklukları insanların kendi kendilerine aşabilecekleri bir sorun değildir.Pesimist (kötümser) de olmayın…bunlar çözülemez problemler değildir ama çok da zaman kaybedilmemelidir.

  • Psikotik Bozukluklarda Destekleyici Psikoterapi

    Psikotik Bozukluklarda Destekleyici Psikoterapi

    Psikotik bozukluklarda çeşitli terapi yöntemleri de kullanılabilmektedir. Bunlar arasında bilişsel davranışçı terapi modeli çok kullanılan terapi modeli olsa da dinamik terapiler de etkili olabilmektedir. Psikoloğun hastanın sanrılarını, varsanılarını, davranış boyutlarını, konuşmalarındaki dağınıklığının öyküsünü almalı ve ona göre çalışma stili geliştirmelidir. Burada psikolog terapiyle çalışırken psikofarmakolojik desteğinin takibini de psikiyatr eşliğinde takip etmesi psikoloğa yarar sağlayacaktır. Aynı zaman da hastanın ailesiyle olan bilgi alışverişi bir bütün olarak hastaya olumlu katkıda bulunulacağı yadsımaz gerçeklerden bir tanesidir.

    1. BİLİŞSEL TERAPİ

    2. Hallüsinasyonların Bilişsel Terapi ile Ele Alınması

    Bilişsel bakış açısından gerçekte olmayan bir şeyi görüyormuş hissiyatı kişiye dışarıdan yani zihninin dışından geliyormuş gibi gelen kişinin kendiliğinden ortaya çıkan(otomatik) düşünceleri olarak değerlendirilir.

    Hallüsinasyonlar zorlayıcı yaşam olaylarını ve koşullarını dışsallaştırma eğiliminden kaynaklanır. Bu kişilerin halüsinasyonlara anlam yükledikleri, içeriğini tartıştıkları, bunlarla baş etme yöntemleri geliştirmelerinin sağlanması ve halüsinasyonların kendisiyle ilgili düşünceleri yansıttığının uygun bir biçimde gösterilmesi yarar sağlayacaktır. Hastaya aynı zaman da tetikleyici etmelerin, gösteren duygusal ve davranışsal tepkilerin, başa çıkma yaklaşımlarının, ilişkili diğer düşünceleri ve eşlik eden imgelerin araştırılması gerekmektedir. Hastanın yerleşik düşüncelerini sorgulamak adına aşağıdaki gibi birtakım yaklaşımlarda bulunulabilir;

    • Duyduğu seslerle ilgili olarak kanıtlar sıralanabilir

    • Duyduğu seslerin günlük işlevselliğini bozma biçimi ele alınabilir.(kaçınma davranışı gibi)

    • Yönlendirecek buldurma yöntemine başvurabilir.(korkulan seslere karşın gösterebileceği tepkiler üzerinde yeniden çalışabilir)

    • Oyunlaştırabilir.

    • Kökleşmiş yerleşik düşüncelerini değiştirmesine yardımcı olmak

    • Radyo, Tv açılabilir

    • Müzik dinlenebilir

    • Bir arkadaşıyla sohbet edinebilir

    • Spor yapılabilir

    1. Hezeyanlarının Bilişsel Terapi Modeli İle Ele Alınması

    Üstbiliş sürecinin aktifleşebilmesi açısından kendilik kavramını tehdit etmektedir. Üstbilişin farkındalığı paranoid şizofreni de öfke ve yanlış inançlar veya başkalarından gelen eziyet ile karakterize edilmektedir. Psikotik belirtilerin yapısından dolayı direnci azaltmak klinik popülâsyonu tedavi ederken arzu edilen başarı olabilir. Direnci büyüklüğünü etkileyen faktörler arasında;

    • Tehdit edilen spesifik özgürlüğün önemi

    • Tehdidin büyüklüğü bu açıdan önemlidir.

    Direnci asgari ölçüde azaltmak için değişimi en zayıf olandan başlatmak, hastadan sadece düşünceleri için alternatif belirlemesini istemek, inancın kendisinin aksine inanç kanıtlarına meydan okumak, hastanın kendi inancına karşı olan delilleri dile getirmesine teşvik etmek hasta için faydalı olacaktır. Hastanın hezeyanlarını terapi yoluyla ele almak hezeyanların büyük ölçüde gelişmesinde önem arz etmektedir. Kişi bu hezeyanları hatırlamakta güçlük çekebilir. Anımsatılmaya çalışılmalı ve bilgi alınmalıdır. Kişi anımsamak istemiyor gibi görünüyorsa bunu sınamak gerekir.

    “Sizi etkileyen olayları anımsamak size çok rahatsızlık mı veriyor? İsterseniz hazır olduğunuzda bu konuya geri dönebiliriz? Denebilir.

    Kişinin duraksaması rahatsızlık duyduğu ya da kendisine acı veren birtakım olaylar olduğunu gösterse bile kuşkucu olduklarından dolayı da bu şekilde davranabilirler.

    1. PSİKOSOYAL BECERİ EĞİTİMİ

    2. İletişim becerileri ile alakalı

    3. Kişilerarası problem çözme ile alakalı

    4. Herhangi bir iş ile uğraşmak vb. yoluyla kişinin hastalık nedeniyle kaybettiği ya da hiç kazanamadığı temel becerileri kazandırmayı hedeflenen  eğitimlerdir.

  • Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    DSM-5 kriterlerine göre antisosyal kişilik bozuklukları sınıflandırılması itibariye B grubu kişilik bozuklukları tanı kriterleri arasındadır. Belirti kümelerinden üç ya da daha fazlasının olması durumda konulan tanının belirtilerinde, tutuklanmasına yol açan tekrarlayıcı eylemlerde bulunuyorsa, yasal yükümlülüklerine uymuyorsa, sık sık yalan öyleme takma isimler ya da kendi şahsi çıkarları için ya da zevki için sahtekârlık yapıyorsa, dürtüselliği ve geleceği tasarlamada problemli ise, sık sık kavga ve dövüşlere katılıp, başkalarının hakkına el uzatmada sinirli ve saldırgan ise, kendi güvenliği ya da bir başkasının güvenliğini hiçe sayıyorsa, sürekli bir işinin olmaması ve parasal yükümlülüklerini yerine getiremiyorsa, başkalarını incitme, kötü davranması sonucu vicdan azabı çekmiyorsa hekimler tarafından bu tanı konulmaktadır. Kişi için onsekiz yaşının altında önce davranım bozukluğu olduğuna ilişkin kanıtlar mevcuttur ki kişinin en az onsekiz yaşında olması gerekmektedir.

    Antisosyal kişilik bozukluğu bireyler ergenlikte oluşan davranış bozukluğuyla hem de yetişkinlikte ayrı derecede sorumsuz ve sosyal alanlardaki tehlikeli davranışlar ile göze çarpmaktadır. Böyle yapıda bulunan kişiler genellikle psikiyatri kliniklerinde, hapishanelerde, ıslah evlerinde ya da özel hekimlerce tedavileri yürütülmektedir. Kişi için tedavi olma eğilimi genelde dış kaynaktan gelmektedir. Aile yakınları, işverenler, öğretmenler daha sıklıkla adli hukuk sistemi gibi kişi veya mercilerce gergin kişilerarası ilişkisi sebebiyle ya da kabul görmesi mümkün olmayan davranışlarıyla bu yapıdaki kişileri tedaviye gitmesi gerektiğiyle alakalı zorlamalarda bulunmaktadır. Mahkemelerce bu yapıdaki kişilere ya terapiye ya da hapishaneye gitmesi yönünde tercihler sunmakta ve bu seçim doğrultusunda şartlı tahliye ile psikoterapiye gidilmesini ve psikoterapi devamlılığı bu şekilde sağlanmaktadır.

    Antisosyaller gönüllü olarak gerçekçi olmayan fiziksel rahatsızlıklarıyla alakalı ayakta tedavi merkezilerine başvurabilir ve tedavi hizmetlerinden yararlanabilmektedir ya da yeşil reçete ile satılan ilaçlara ulaşmak için psikiyatri kliniklerine gelebilmekteler. Antisosyaller diğer insanların haklarını hiçe sayan ve ihlallerde bulunan bir şekilde tarif edildiğine göre sosyal problemler de beraberinde gelmektedir. Tanım itibariyle bu davranışların vuku bulduğu ve suçla eşlik eden durumlarda toplumu derinden tehdit etmektedir.

    Antisosyal Kişilik Bozukluğu olan kişiler psikoterapisi ile iyileşir mi sorusu süregelen bir durumdur. Bu sorunun yanıtını çoğu analistler yarar görmeyeceği konusunda görüş bildirmişlerdir. Psikoterapiyle ilgilenmenin süperego gerektiğine ilişkin bilgilerin olması, empati eksikliği ve toplu normlarını kabul etmemesine ilişkin durumun olması, ikinci durum ise, antisosyal kişilik bozukluğu bireyin tedavi motivasyonunun olmamasından kaynaklanması, üçüncü durum ise antisosyal kişilik bozukluğu bireyin sınırları belirgin olmayan, genetik olarak belirlenmiş bir bütün olduğuna ve belli sayıda ilişkili davranış olmadığına işişkin yaygın kanaattir.

    DSM-1, sosyopatik kişilik rahatsızlık tanısın, başını sürekli derde sokan, sorumluluk duygusunun olmadığı bireyleri, ahlaki açıdan, farklı(anormal) çevrelerde yaşayan cinsel sapkınlıkları da dahil etmekteydi.

    DSM-2, antisosyal kişilik bozukluğu tanılı hastaların durumlarını gözden geçirerek bireylere, sosyal değerlere sadakat göstermeyen, aşırı bencil, sorumsuz, doyumsuz suçluluk duyma ya da bunlardan ders almayan sahip kişiler olduğunu belirtmiştir.

    DSM-3, onbeş yaşından önce başlayan davranışlarında yalan söyleme, hırsızlık, kavga, otoriteye karşı direnme ve aşırı cinsel davranışlar, alkol bağımlılığı ve uyuşturucu madde kullanımını içeren özellikler yazılmıştır.

  • Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obesesif ve Kompulsif Kişilik 2

    Obsesif ve kompulsif kişilik yapısına sahip kişilerin obsesyonları çeşitli alanlarda olabilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak eğer, temizlik obsesyonu zihninde ora ile alakalı pis olduğunu düşünerek kişi oraya dokunmak veya orada durmak kendisi için zor bir durum haline gelebilir. Kuşku obsesyonları, kişi acaba ocağın altını kapattım mı, prizden fişi çektim mi gibi düşüncelerle zihnini meşgul etmektedir. Bir başka obsesyon cinsel içerikli düşünceler. Dini obsesyonlar, simetri obsesyonları acaba duvardaki tabloyu kalkıp düzeltsem mi, halı biraz kaymış gibi duruyor şeklinde obsesyon, sayma obsesyonları, biriktirme obsesyonları ilerde lazım olur diye bir nesneyi biriktirmesi, uğursuz sayılar veya uğursuz renkler gibi obsesyonları görülmektedir. Aynı zaman da saldırganlık obsesyonları da mevcut olan bireyler de vardır. Mesela kendisinin birisine zarar vereceğini ya da kendisine zarar verileceğini düşünmesi gibi. Kompulsif davranışları ise temizlik,  kontrol etme, düzenleme, tekrarlama, sayma, dokunma ( kendisinin uğurlu gördüğü bir nesneye dokunulması yoksa başına kötü bir şey gelme korkusu), biriktirme (herhangi bir ihtiyacı olmamasına karşın bir objeyi biriktirme) gibi çok yönlü obsesif ve kompulsif durumlar sergilemektedir. Obsesyon ve kompulsiyonlar sıklıkla beraber görünmektedir. Bu bozukluk için en önemli konulardan bir tanesi de dikotomik düşünce tarzıdır. Böyle bir durum doğrudan uzaklaşmak otomatik yanlışlara sürüklemektedir. Aynı zaman da kendi içlerindeki yaşadıkları bu problemler kişilerarası ilişkilerini de etkilemekte ve problemlere yol açmaktadır. Çünkü ilişkilerde duygular ön plandadır ve kesin yanıt içermeyebilir. Bu kişilerin olaylara karşı getirdiği çözümler duygulardan ve belirsizlikten kaçmaktır. OKKB’de diğer bozulma ise hayali düşünme sistemidir. Kişi için sorunu çözecek mükemmel bir yol belirgin değil ise hiçbir şey yapmamasının daha makul olabileceğini düşünmektedir ve hata yapmaktan kaçmaktadırlar.

    Obsesif Kompulsif kişilik Yapılarının Psikoterapisi

    1. Bilişsel Davranışçı Terapisi

    Obsesif hastalar kendisine kaygı veren düşünceler ile bu düşüncele silsilesinden kaçtığı ve kaçınarak başa çıkmaya çalıştıkları görülmektedir. Ama düşüncelerden kaçınmaya bu sıkıntılar daha da fazlalaşmakta ve böylelikle kısır bir döngü içine hapsetmektedir. Davranış tedavilerinde hedef hastayı kaygı uyandıran ve kaygı uyandırdığı için kaçınma davranışlarına neden olan düşünce silsilesini sorgulatmak ve bu sorgulatmanın oluşturduğu kaygıyı azaltmak için otomatik olarak devreye giren, tekrar eden tutumların önüne geçmektir. Alıştırma tedavisi dediğimiz bu yöntemde, hedef rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır.

    Bilişsel tedavilerde ise gaye pis hissettiği, rahatsız, edici düşüncelerin oluşturduğu sorumluluk algısını azaltmaktır. Mesuliyet biçiminde bir algılama olmadığında hastalar akla gelen kötü hissettiren düşünceleri etkisiz kılmak için tekrar eden davranışlar gösterme eğilimi hissetmeyeceklerdir. Burada birincil amaç düşünceleri gerçek gibi algılamasını azaltmaya çalışmaktır. Bu sebeple tedavide tehlike ve aşırı mesuliyet algılarının ne derecede gerçekçi olduğu ve ne derecede ise düşünce hataları sonucu abartılı tehdit ve tehlike algılarının ortaya çıktığı birey ile birlikte araştırma konusu olmalıdır. Bilişsel hataların belirlenmesinden sonra yeterince fonsiyonel olmayan bu düşüncelerin daha gerçekçi ve fonsiyonel olanları ile yeniden yapılandırılıp yerine koyulması sağlanmalıdır. Düşüncelerinin  bir yıkımla neticeleneceğini düşünen hastalardan bu düşünceleri durdurmak yerine özellikle akla getirmeleri istenmekte ve ardından korku duyduğu sonuçların gerçekleşmediğini görmeleri tedaviye ilişkin terapiye devam etmekle önemli faydalar sağlamaktadır.

    Bilişsel ve davranışçı terapiler hem rahatsızlığın tedavisinde hem de özelikle tekrarlarının önüne geçilmesi çok önemli bir yeri bulunmakta, bazı durumlarda tedavide ilaç sadece kullanılırken bazı durumlarda ise ilaç artı psikoterapi işlem görmektedir.

  • Obesesif ve Kompulsif Kişilik

    Obesesif ve Kompulsif Kişilik

    Obsesyon tarihten beri bilinen eski hastalık olarak bilinmektedir. Obsesyon Esquriol tarafından melankolik belirtisi olarak tanımlamaktaydı. Bir psikanalist olan Shapiro, kişilik aksaklıklarıyla ile ilgili psikoanalitik teorilerle doyum sağlamadığı düşündüğü için kendi kavramlarını geliştirmesi gerektiğini belirtmiştir. “Nörotik stiller” diye isimlendirdiği bir stilin yapısını ve özelliklerini tanımlamış olmakla beraber, kişinin genel düşünce sistemindeki birçok sendromun ve savunma mekanizmalarının kristalleştiği bir kalıp olarak düşünülebileceği üzerinde durmuştur. Bunlardan birincisi; düşüncenin katı ve net, sert bir biçimde odaklaşmış olmasıdır. Shapiro‟ya göre takıntılı bireyler bu hususiyetleri nedeniyle sürekli olarak dikkatli ve yoğun odaklanmış bir dikkate sahiptirler; bu sebeple de teknik ve detaylı işlerde başarılı olma olasılıkları yüksektir. Fakat yeni bilgiler veya dışsal uyaranlar nedeniyle kolayca dikkatleri dağılır ve kesintiye uğrarlar. Shapiro‟nun üzerinde durduğu ikinci özellik, obsesif-kompulsif kişinin bağımsızlık duygusundaki bozulmadır. Son özellik ise, obsesif-kompulsif kişilerin gerçeklik duygularını kaybetmiş olmaları veya dünya hakkındaki suçlayıcı duygularıdır. Obsesif düşünce, kompulsif ise dürtü anlamı taşımaktadır. Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu kurallar, düzenlilik ve kontrol hissiyatı üzerine aşırı düşünme olarak karakterize edilir. Bu kişiler bir şey üzerinde kontrol sahibi olamama noktasında ihtimal var ise  aşırı derecede anksiyete yaşarlar ve bu nedenle  bu tür durumlardan kaçmayı tercih etmektedirler. Kontrol onlar için önem arz eder ve sağlayamadıkları noktalarda ise öfke duygusu gerçekleşmektedir. Aşırı kontrollü halleri, madde bağımlılığı, hoyrat cinsel ilişki kurma, ekonomik sorumsuzluk gibi durumları engelleyerek kötü işler yapmasında iyiye çevirecektir. İş başarısı konusunda çok duyarlı ve kaideci olduklarından başarılı olma olasılıkları çoktur.  Esnek davranma noktasında problemli, mükemmeliyetçilik, detaylar noktasında aşırı ilgilenme gibi durumlar günlük yaşantılarını çok zorlaştırmakla beraber ve işlerini yaparken büyük bir zaman ve enerji sarf etmelerine neden olmaktadır. Yapılan iş her ne ise unutturacak derecede detaylarla, kaidelerle, listelerle, organize etme ve program yapma gibi davranışsal işlerle uğraşırlar.  Bu kişiler yeniliklerle ve esneklik gerektiren durumlarla karşılaşınca rahatsızlık duyarlar. Kültürel normlara çok bağlı olmakla birlikte inatçı bir kişilik yapısına sahiptirler. Kendileri kurallara uymaktadırlar ve kurallara tam olarak uymasını beklemektedirler.

    Kuralcılıkları ve detaycılıkları aile ilişkilerinde ve iş yaşamındaki yönetimi altında olan personellerini tabiri caizse hayatlarından bezdirir. Onun zihninde yanılgıya ne kendilerinde ne de diğer kişilere tahammül etmeleri noktasında problem yaşamaktadırlar. Başkaları tam olarak kendileri gibi düşünüp, hareket etmedikçe onlarla bir çalışma içine girmek istemezler, zorunda kalırlarsa sinirlenmektedirler. Yanlış yapmasını engellemek için yaptıklarını sürekli kontrol ederler. Olayların olumlu olumsuz yönlerini sürekli tartmaya çalıştıkları için karar vermekte çelişki yaşarlar. Duygularını geri planda tutup, çoğu zaman mantığı ön planda tutmaktadırlar. Mantığına uymayan kişilere karşı öfke duygusu gelişir ya da onlarla iletişim kurmak problem yaşamaktadırlar.  Eğlenceli ortamlara girdiklerinde zevk alamadıklarını ifade ederler. Genel manada sert, inatçı, cimri kişilerdir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Histerik Kişilik Bozuklukları 2

    Bu hastaların belirtileri düşünceleri ve davranışlarını sanki dışarıdan birin müdahale edilmiş gibi yani iradesinin dışında oluyormuş gibi sunmaktaydı. Konuşmaları güçlü ve dramatik özellikler göstermesiyle beraber büyük abartılı, dramatik jestlerle kullanmaya meyilli kişilerdi. Bilişsel ve davranışçı kuramcılarında Beck, histerinin bilişsel kavramsallaştırmasını ortaya koydu fakat histeriyi Histrionik Kişilik Bozukluğu yerine konversiyon histeri olarak incelemekteydi.

    Histrionik Kişilik Bozukluğu olan bireylerdeki varsayımlarının altında yatan düşüncelerden bir tanesi de “ben yetersizim ve kendi başıma idame ettiremem” düşüncesidir. Farklı kişilik bozukluklarındaki bireyler varsayımlarla başa çıkma yolları benzer olabilir fakat histrionik bireyler hiçbir şeyi şansa bırakmayan daha faydacı bir yaklaşımla yönelmeye yatkındırlar. Kendileriyle ilgilenmeleri noktasında yetersiz hissettiklerinden başkaları için ilgilenmeleri için çeşitli yollar bulmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Hayattaki zorlukların karşısındaki yaşam anahtarını diğer insanlara vermekle herkes tarafından sevilmesi gerektiğinin inancını kendisinde barındırmaktadır. Bu durum ise kişiyi çok güçlü bir şekilde reddedilme korkusu oluşturmaktadır. Reddedilmenin mümkün olduğunu düşünmek bile bu yapıdaki kişileri tedit eder çünkü dış dünyanın temellerini sağlıksız olduğu pozisyonunu hatırlatmaktadır. Onlar için reddedilme işareti bile yıkıcı bir iz bırakmaktadır. Yetersiz hissetme duygusuna rağmen onay almak için davranmak onlar için kurtuluş yoludur. Onay alma durumunu şansa bırakmamaktadırlar. Böyle bir durumu canlı tutabilmek içinde cinsel rol kalıplarını kullanarak aşırı bir biçimde doldurup dikkati araştırmak için baskı hissederler. Kadın histrionikler kendi yaşının verdiği olay ve durumlara binayen, yeterli, sistematik düşünce ve plan gerektiren işler yerine fiziksel çekicilikleri için ödüllendirilmiş olduklarını düşünmektedirler. Erkek histrionikler ise, daha erkeksi “maça erkek” diye tabir edilen aşırı erkeksi rol oynamayı öğrenmişler ve erkeklikleri, dayanıklılıkları, güçleri için ödüllendirildiklerini düşünmekteler.

    Bu yapıdaki kişilerin dışarıdan onaylanmayı ortaya çıkarmaları hakkındaki endişeleri gazladır ve dışsal değerlendirmeyi kendi içsel deneyimleri üzerinden yapmayı öğrenmişlerdir. Aslında kendi içsel deneyimleri onlara oldukça farklı bir biçimde kendiliğinden kaçar ve nasıl başa çıkacağını da bilmemektedirler. Histrionik Kişilik Bozukluğunun bilişi genel ve detaydan yoksundur, belirgin başarıya dayanmak yerine kendiliğin izlenimci bir algısına götürür.

    Tedavi

    Bu kişilerin belirli sorun yapıları üzerinden bilişsel ve davranışçı terapi teknikleri kullanılabilir. Hastanın hedeflerine göre çeşitli tedavi teknikleri kullanılmalı, otomatik düşüncelere meydan okumak, düşünceyi test etmek ile alakalı davranışçı ödevler ile deneyler düzenlemek, aktivite takvimi, gevşeme egzersizleri, problem çözme ve girişkenliğine yardımcı egzersizler kişiye yardımcı olmaktadır. Bilişsel terapide ilk öncelik değişime açık olan katman otomatik düşüncelerdir. Kişinin belirli bir durum ile alakalı yaptığı anlık değerlendirilmelerin değişimi daha kolaydır. Otomatik düşünceler kişinin zihninden geçen belirli alanlardaki imgelerden oluştuğu için terapi sürecinde ele alınan sorunun belirli bir örnek bir durum özelinde tanımlanması gerekmektedir. Örnek olarak en son bu sorunu ne zaman yaşadın gibi sorular sorularak hastanın yaşadığı belirtileri tespit edilmesi amaçlanır. Bilişsel terapide ele alınan sorunlar spesifik ve somut olmalıdır. Yaşanan sorunların somut ele alınmasından sonra terapide yapılması gereken diğer önemli girişim ise duygu, düşünce ve durumun tanımlanmasıdır. Otomatik düşüncelerin saptanması ile alakalı hastaya bilgi verilerek hastanın yaşadığı duygular üzerinden de anlatılabilir. Örneğin, bu durumdan dolayı üzüldünüz veya kızdınız gibi. Otomatik düşüncelerin ne olduğunu anlatmanın en güzel yollarından bir tanesi de hastaya seans esnasında otomatik düşüncelerinin ortaya çıkmasına yol açabilecek yani o anda duygularını ifadece edebilecek sorular sormaktır. Otomatik düşünceleri elde etmenin bir başka yolu da doğrudan sorular sormaktır.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Narsist Kişilik Bozukluğu Çeşitleri

    Teşhirci Narsistik Bozukluk:

    Ebeveynin grandiyöz beklenditleri çocuğa projekte edilmiştir. Ebeveynin kendi olamadığı şeyi çocuğu onun yerine olmalıdır. Çocuk bu nedenle sadece beklentileri karşılandığı zaman kendisinin tapıldığını, takdir edildiğini ve sevilmediğini hisseder. Çocuk ebeveyn için harika çocuk, akıllı kızdır (Belirli etiketlerle gelmiş olmalıdır). Bu insanlar gümbür gümbür gelir ve onun olduğu yerde herkes ona bakar. Ben zaten yapıyorum, onaylamak zorundasın onayla ki ben yapayım türünden düşünceleri vardır.

    Gizli Narsistik Bozukluk:

    Çocuğun grandiyözitesi dışa vurumu aşağılanmış veya çocuğun ebeveyni idealize etmesi beklenmiştir. “Harika anne-babayız” şeklinde gibi. Evet diyen, itaat eden bir çocuk pozisyonundadır. Gizli narsistler daha da kırılgan yapıya sahiptirler. Diğerlerinin onayına bağımlıdırlar. Nesneyi idealize eder ve kendi grandiyöz fikierlerini korur ve kendini özel hisseder. Terapide de çok uyumludurlar. Hayır diyemeyenlerinin çoğu gizli narsist olabilmektedirler. Bağımlı kişilik gibi gözükmektedirler. Narsistler kendini onaylamayacak birini bulduklarında hayal kırıklığına uğrarlar. Kendilerini aşırı bir biçimde eleştirirler ve kendilerine karşı acımasızdırlar. Bolca iniş çıkışlar yaşarlar. Kendilerinden memnun olmazlar. “Bunu yapmanın mükemmel ve ideal bir yolu olmalı ve ben yapamıyorum1 diye düşünmektedirler. Onaylanmayı grandiyözden daha çok hak ettiğini düşünür.

    Değersizleştirici Narsistik Bozukluk:

    Hayatı en zor geçinenler bu kişilerdir. Çocuğun idealizayon ve grandiyözite içeren dışa vurumları saldırganlıkla karşılanmıştır. Eleştirilen ve değersizleştirilen bir çocuktur. Hep saldıracak yer aramaktadırlar. İyi olmaya toleransı yoktur. Şiddet doludurlar. Ebeveynler kendi değersizliklerini çocuğa entegre etmiştir. Bu kişiler lider olunca yıkıcı bir güce dönüşmektedirler. Duygulanım düzenlemeleri yoktur. (Negatif, agresif birimde yaşarlar. Sempatik sistemdedirler)

    Narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerin ilişkileri de problemlidir. Sömürücü ve manipülatiftir. Çocukluğundan beri başkalarının ihtiyaçlarını öğrenip onlara istediği şeyi geri veren onları sömürmek için kullanmaktadır. Bazı kadınlara yönelik ihtiyaçlarını hemen kavrar ve onları sömürmeye başlar. Bu kişilerle beraber olan kişiler kendimi çöp gibi hissediyorum gibi tabirler kullanmaktadır. Bu kişilerin cinsel hayatları da problemli olmaktadır. Performans kaygısı sürekli yaşamakta ve erken boşalma, geç boşalma veya erekte olamama gibi problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. Cinsel ilişkiyi skor kanıtlanabilir bir alan olarak görmektedirler. Cinsellikten hissettikleri fiziksel hazır ve duygusal doyum alamamaktadırlar.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerin eyleme vurmaları da mevcuttur. Bunlara örnek verecek olursak kumar bağımlılığı, alkol bağımlılığı, sigara bağımlılığı vs gibi birçok dürtüsel eylemlere vurmaktadırlar.  Derinde acıya hissettiği duyguyu bölmenin diğer bir kısmı olan hazza geçebilmek için eyleme vurmaktadır. Narsisistik kişilik bozukluğu hastaları genelde erkelerde görülmektedir.

    Özsever kişiliğine sahip bireylerde ilerleyen yaşlarda somatizasyon da görülmektedir. Kişi dış görünüşüyle ilgili olduğundan herhangi bir değişiklik kırılma yaşatır. Yaşlanma belirtilerinin olduğu yerde kontrol edemediğini, yaşlanmaya karşı koyamama gibi duyguları beraberinde getirerek kötü hissetmektedir. Özellikle belirli yaşlarda kendisinden daha genç birileriyle olması narsistik kırılmanın verdiği acıyı biraz da olsa hafifletmektedir. Genç kişinin onu beğendiğini ve onunla vakit geçirmekten zevk duyacağını hissetmektedir.

  • Histerik Kişilik Bozuklukları

    Histerik Kişilik Bozuklukları

    DSM-5 kriterlerine göre histrionik kişilik bozuklukları sınıflandırılması itibariye B grubu kişilik bozuklukları tanı kriterleri arasındadır. Histrionik kişilik bozukluklarını erken erişkinlikte başlayan ve değişik bağlamlarda ortaya çıkan aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı ile yaygın bazı örüntüleri de mevcuttur. Bu tanı kriterlerinden beş ya da daha fazlası bireylerde var ise hekimler tarafından bu tanı girilmektedir. Peki, bu kriterler şunlardır: ilgi odağı olmadığı zamanlarda rahatsız olma, kişilerarası etkileşimlerinde, cinsel yönden, baştan çıkarıcı uygun olmayan davranışları varsa, birden değişken ve sığ duyguları var ise, ilgi çekmek için dış görünümünü kullanıyorsa, gereğinden çok etkileniyor ve yoksun bir konuşma biçimi varsa, yapmacık davranışlar sergiliyor ve duygularını abartıyorsa, kolay etki altında kalıyorsa, ilişkilerinde daha yakın olunması gerektiğini düşünüyorsa bu tanı aklımıza gelmektedir.

    Bu kişilik bozukluğu yaşayan bireylerde aşırı duygusallık ve ilgi çekme arayışı görülen bir yapı vardır. Fiziksel çekicilikle açık bir biçimde baştan çıkarma ile ilgilidirler ve kendilerini en rahat hissettikleri an ilgi odağı oldukları durumdur. Kişilik bozukluğundaki kişilerin duygusallığı uygun olmayan şekilde mübalağatif, değişikli gösteren ve yüzeyden şeklinde görülür. Genel olarak izlenimci pozisyon biçimiyle canlı ve dramatiktirler. Çabuk heyecanlanan, uyarılmayı isteyen, küçük de olsa uyaran karşısında kolay öfkesini belirten, bağırıp çağıran yani gerçekçi olmayan tepkileriyle hayatını idame ettirmektedir. İlişkileri bozuktur, gergin ve bunları tarif eden kişiler olarak da belirtebiliriz. Bu yapıdaki kişilerin yakın ilişkilerinde fırtınalı ve tatminlik barındırmayan nitelikte olmaya eğilimlidirler. Kişilerarası ilişkilerinde ayrılma anksiyetesine karşı kırılgan bir yapıya sahiptir ki kolaylıkla incinebilir ve ilişkileri sonlandığında ise yoğun bir şekilde üzülerek tedavi arayışına gişrebilir.

    Bu kişilik bozukluğundaki kişilerin intihar ve depresyon meyilli oldukları bulgulanmıştır. Fakat intiharlar olayları hayati önem taşımamış, öfke ve hayal kırıklıkları neticesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Popülasyonlar bu kişilik bozukluğunda en sık görülen hastalık listesinde panik bozukluğu olduğunu göstermiştir. Diğer yaygın hastalılar ise, alkol bağımlılığı, konvesiyon bozukluğu ve somatizasyon bozukluğu tanıları da hastanın tedavi arayışına itmiştir.

    Histriyonik kelimesi yakın zamanda ortaya çıkmasına karşın histerik adı ile bilinmekteydi ve bu kelimenin yerine kullanılmaktaydı. Tabi bu histerik kelimesi tarihi uzun zamanı almaktaydı. Histeri kelimesinin yerine histriyonik kelimesinin kullanılmasının sebebi ise kadın hastalıklarını tarif etmekle alakalı kullanılan aşırı stres kaynaklı kontrol kaybına ilişkin olgulara referans olarak gösteriliyordu. Bu konu tartışma sebebi olarak süregelirken feministler tarafından kadın sorunlarını küçümsemek için cinsiyetçi bir etiket olduklarını varsaymışlardır.

    Histeri kavramı, Mısır inancıyla başlayarak rahmin vücudun perdeydey şekilde gezdiği ve durağan olmayan şekilde kalıp histerik belirtiler ürettiğini söyleyerek başlamıştır.

    Freudyen kuram, hastalığın kökünde histeri belirtilerini açıklasa da konversif histeri üzerine daha yoğunlaşmıştır. Psikodinamik formulasyonlar, çözümlenmemiş ödipal evredeki çatışmaların bozukluk için en belirleyici özellik olduğunu ve savunma mekanizması olarak “bastırma” mekanizmasını gördüğünü ifade etmişlerdir. Bastırılmış cinsel duyguların gün yüzüne çıkarılması, histerinin erken analitik tedavisinde duygusal boşalmayı kolaykaştıran hipnoz ve telkinlerde çözüleceği görüşünü yansıtıyordu. Tabi histeriyle alakalı bir çok çalışmalar da yapılmaktaydı.

  • Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsist Kişilik Bozukluğu

    Narsistik kişilik bozukluğu DSM -5 tanı kriterleri kitabına göre belirti kümelerinden beş tanesi ve daha fazlası olması durumda konulan tanıda erişkin kişinin büyüklenici özeklikler varsa sınırsız başarı, , zeka, güç, güzellik ya da büyüklemeci bir sevgi düşlemleriyle uğraşır durur, “özel” ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğuna ve ancak hususi ya da üstün diğer kişilerce (ya da kurumlarca) anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanmaktadır, çok beğenilmek ister, hak ettiği duygusu içindedir, kendi çıkarı için başkalarını kullanır (kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarını kullanır),karşısındakini kendisinin yerine koyamaz, başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemez. Sık olmakla beraber başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır, başkalarına karşı saygısız davranır, kendini beğenmiş̧ davranışlar ya da tutumlar sergilemektedir.

    Bazı anneler hissi olarak soğuk davranmakta ve sömürücüdürler. Çocukları, kendi mükemmeliyetçi ve duygusal gereksinimlerini doyum sağlayacak nesneler biçimine sokmak için onların ayrılma bireyleşme ihtiyaçlarını göz ardı etmektedirler. Çocuğun gerçek anlamda bireyleşmesi, annenin idealleştirilmiş̧ yansıtmalarıyla yankılandıkça sancılı bir sürece girer. Annenin idealleştirmesiyle özdeşlesen çocuk, anne tarafından başarısız olduğu algılanmasına ve bununla beraber ortaya çıkacak depresyona karşıt müdafaa yapmak amacıyla “büyüklenmeci kendiliğini” korur.

    Çok ufak çocuklarda kendilik saygısı, yaşam boyunca önemli diğer kişilerce derinden ve koşullu olmayan bir şekilde sevildiği, kabul gördüğü, önemsendiği, fiziksel ve duygusal olarak beslenmeyi hak eden bir varlık olduğu inancına bağlıdır. Annenin sağlıklı olması bebeğin kendi iç dünyasında da pozitif özellikler barındırmaktadır. Kendisinin önemli, değerli, sevilmeyi ve bakılmayı hak eden bir varlık olduğu duygu ve inancı gelişir. İlkel narsisizmden daha olgun düzeyde yer alan öz değerlilik duygusu ve kendilik saygısı yönünde bir gelişme olur. Savsaklama, reddedilme sonucu çocuğun bu gereksinimleri karşılanmazsa kendini değersiz bir varlık hisseder. Bebek kendi bedeninden sonra keşfettiği ikincil nesnesi olan annesinin tutarsız, değişebilir, reddedici, duygusal olarak terk eden tutumu nedeniyle düş̧ kırıklığı ve dış̧ dünyaya karşıt bir güvensizlik geliştirmektedirler.

    Sevgi yatırımı için seçtiği ikincil nesne olan annesinin hatalı bir yatırım alanı olduğunu hissetmektedir. Ardından bu sevgi yatırımını geri çekip, birincil nesne olarak keşfettiği ve güvendiği kendiliğine oluşturmaktadır. Tutarlı dengeli ve öngörülebilir alan kendi iç dünyasıdır.

    Bu tür bir anne bebek ilişkisi çocukta dışarının tehlikeli, değişken ve öngörülemez bir dünya olduğu inancı ve temel güvenli olmayan duygusu geliştirir. Toplum çocuğun iç dünyasına, ebeveynin açtığı kapıdan girmeye çalışacakken, kapının dışında bırakılır. Tek yolun annesine sımsıkı sarılarak sadık kalmasıyla olacaktır Ayrıca annenin bu olumsuz davranışı, özseverin üstbenliğine katılan ve ona negatif sözler söyleyen, değersizleştiren bir duyum haline gelir.

    Özsever kişilerin geçmişinde çok sık rastlanan bir hususiyet, üstü örtülü ancak şiddetli mübadatı olan süregelen soğuk ebeveyn figürleridir. Aile modellerine bakıldığımız zaman, yüzeysel olarak iyi örgüt edilmiş̧ bir evde yüzeyde iyi fonksiyon gören ama bir ölçüde hissiz, ilgili olmayan ve sözel olmayan, “kindar” saldırganlığı olan bir ebeveyn temsillenmektedir. Çocukta böyle bir manzarada şiddetli oral engellenme, gücenme ve saldırganlık geliştiğinde, aşırı düşmanlık ve nefrete karşı savunma ihtiyacı doğmaktadır.