Kategori: Psikoloji

  • Vajinismus Nedir?

    Vajinismus Nedir?

    Vajina girişi çevresindeki kasların istem dışı kasılması sonucu cinsel ilişkinin ağrılı veya imkânsız hale gelmesine verilen isimdir. Bu istem dışı vajina refleksi, cinsel ilişki esnasında, hekim muayenesi ve kendi parmağı ile bile tetiklenebilir. Oluşan spazm, vajina girişini kapatarak cinsel ilişkiyi imkânsız hale getirir. Devam edilmesi halinde ağrıya neden olur. Ayrıca vücudun diğer kas guruplarında da spazmlar oluşturarak bazen soluk almada dahi zorluk yaşatabilir. Olayın bitmesiyle ile birlikte kaslar gevşeyerek eski normal duruma geri döner. Kadınlarda vajinismus değişik formlarda görülebilir. Bazıları hiçbir nesnenin girişine izin vermezken bazı kişiler kısmen penis girişine izin verir; ancak hissettikleri ilişki ağrılı olur.

    Vajinismus hastalığı tam sıklıkla yaygınlığı bilinmese de on kişiden birinde olduğu söylenmektedir. Bilinememesinin sebebi duydukları utanç duygusu istatistiksel rakamların tam olarak ortaya çıkmasını gölgelemektedir.

    Vajinismus sebeplerinden bahsedecek olursak eğer, psikolojiktir ve çeşitli faktörlerden oluşmaktadır. Anne ve babanın küçük yaştaki kızını büyümeye, cinselliğe, kadın olmaya ve anneliğe hazırlamamasıdır. Bunun arkasında da koruyucu anne-baba tutumları (gereksiz koruyuculuk), dış dünyanın gerçeklerine çocuğu hazırlamamak vajinismusa sebep olan en büyük etkeni oluşturmaktadır. Diğer bir problem ise cinsellik hakkında kişinin yeterli bilgi sahibi olmaması, çevresinden edindiği yanlış cinsel bilgilendirmeler ile cinselliği gerçeğinden farklı olarak sıkıcı, can alıcı, problem yaşayıcı ve kadın için bir dert olarak tanımlamayı öğrenmesi ve diğer insanların sağlıklı yaşadığı bir paylaşım olan haz duydukları bir süreci zihninde acı ve rahatsızlık yaratacak bir süreç olarak tanımlamasıdır. Diğer yandan vajinismusunsebeplerinin küçük bir yüzdesini de geçmişte yaşanmış fiziksel travmalar (cinsel denemeler olabilir) ya da küçüklükte yaşanılan tacizler oluşturabilmektedir. Bu tip sebeplerden dolayı kadın severek evlendiği eşi ile beraber o evliliğin gerekliliği olan cinselliği maalesef yerine getirememektedir.

    Son olarak da tedavi yöntemlerinden bahsetmek isterim;

    Psikoterapi: Gevşeme öğrenilmesi gereken bir beceridir. Gevşemeyi bilmeyen birine bunu söylemekle sonuç alınamaz. Bu nedenle psikoterapi tek başına etkin tedavi metodu değildir. Gevşemeyi bilmeyen birinde başaramama korkusu ankisiyeteye neden olur. Dolayısıyla kalp atışları artar, kaslar gerilir, soluma yüzeyselleşir ve tansiyonun yükselmesine neden olur. Vajinismus, pelvik tabanı kaslarının istem dışı kasılması sonucu oluştuğu için tedavide bu kasların gevşemesine yönelik olmalıdır.

    Egzersizler:

    • Kegel egzersizleri: Pelvik tabanı (Pubococcygeus) kaslarını güçlendirme ve kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Solunum egzersizleri: Solunumu kontrol etmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Gevşeme egzersizleri: Tüm vücut kaslarında gevşemeyi öğrenmeye yönelik egzersizlerdir.

    • Vajinal dilatatörler: Çeşitli ölçülerde vajinal dilatatörler kullanılarak kendi kendine eğitim ve gevşeme yöntemidir.

  • Uykunun Evreleri

    Uykunun Evreleri

    Uyku bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarımızın karşılanmasında en önemli yere sahiptir. Kaliteli ve ortalama 7-8 saatlik uyku bizim zihinde kalkmamıza yarımcı olacaktır. Aynı zaman da uyku kilomuzu da etkilemektedir.

    Non-Rem Uykusu

    Rem uykusuna geçilmemiş evrelerdendir. Derin uyku bu evrede yaşanmaktadır. Uykunun %75’lik kısmını oluşturmaktadır. Gün içerisinde oluşan yorgunluk hissi ve vücuttaki fiziksel hasarlar bu evrede tedavi edilmektedir.

    Birinci Evre

    Uykudaki dalma evresidir. Birinci evrede uyku oldukça hafif geçmektedir ve hemen uyanmak mümkün gözükmektedir. Bu evrede göz hareketi yavaşlama gözükür ve kaslardaki hareketlilik azalır. Uyku sırasında nadiren olmaktadır. Beyin teta dalgaları yayar.

    İkinci Evre

    Uykunun en ayrıntılı bölümlerindendir. Göz hareketi birinci evredekinden daha yavaştır. Beyin içerisinde teta dalgaları yayılmaya devam etmektedir. Bu evrede uyandırılmaya çalışılan kişi uyumuş olduğunun farkında olmaz ve olur ki uyumadığını söyler. Uyku süresinin %45-55’ini oluşturan bir kısımdır. Kaslardaki hareketlilik biraz daha azalmaktadır.

    Üçüncü Evre

    Uyku daha da derinleşmektedir. Kaslardaki hareketli olma durumu oldukça azalmıştır. Teta dalgaları yerine, delta dalgaları yaymaya başlar. Yavaş göz hareketleri görülebilir. Genel uyku süresinin %20-25’ini oluşturur. Delta dalgaları en hafif ve en yaygın dalgalardır. Yavaş dalga uykusu da denilebilmektedir bu safhaya.

    Dördüncü Evre

    Bu safhada beynin yaydığı delta dalgaları daha da arttığı görülmüştür. Bu safhada uyuyanın uykusundan uyandırılması oldukça güçtür. Bu evrede de uyku oldukça derindir. Kişininuykuda uyurgezerlik ve konuşma bu evrede görülmektedir. Kişiyi bu evrede uyandırılmaya kalkarsanız kendini uykulu hissedecektir.

    Beşinci Rem Uykusu

    Rem uykusu beşinci evresidir ki bu uykuda hızlı göz hareketlerinin olduğu uyku safhasıdır. Paradoksal uyku olarak da ifade edilmektedir. Rem uykusu sırasında kalkarsanız eğer gördüğünüz rüyayı hatırlayabilirsiniz. Bu evrede nefeslerimizin miktarı, kalp atışları ve göz koordinasyonlarımız artar. Rem uykusundaki birinin hızlı göz hareketlerinin görebilmeniz mümkündür. Göz kapağına dikkatlice baktığınızda gözün hızlı bir şekilde hareket ettiğini fark edebilirsiniz. Rüya bu evrede görülür. Uyku sırasında beyin hareket fonksiyonlarını kitleyerek geçici bir uyku felç haline neden olmaktadır. Rem uykusu, uykunun %25’lik bölümünü oluşturuyor.

    Halk arasında karabasan diye tabir edilen durum bu uyku safhasında gerçekleşmektedir. Çünkü Rem uykusu geçici uyku felciyle ortaya çıkmaktadır ki .rem uykusu sırasında herhangi bir sebepten dolayı uyanırsanız vücudunuz kitlendiği için hareket etmekte zorlanabilirsiniz. Tam olarak uyanamazsınız hareket bile etmede zorlanmalar yaşanmaktadır. Bazı insanlar buna rüyanın niçin olduğuyla alakalı düşünce içerisinde olurlar. Bazı kişiler ise metafizik boyutun sebebiyetinden bahsetmekteydiler. En nihayetinde Rem uykusu gereklidir. Bu uyku sırasında uyandırılmaya çalışan insan gergin ruh hali veya agresif yapısıyla öne çıkar.

  • Savunma Mekanizmaları

    Savunma Mekanizmaları

    İnsanoğlu milyonlarca yıl var olma çabaları içerisinde yaşamaktadır. Bu var olma çabası içerisinde biyolojik faktörlerin yanında psikolojik faktörler de ön plana çıkmıştır. Bu psikolojik faktörlerin insan bünyesindeki etkisini gerek başka alandaki bilim adamları tarafından gerekse insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bilim adamları tarafından araştırılması gereken, merak uyandıran konulardandı. İşte tarihten günümüze insan fıtratını incelerken dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşın birey çeşitli savunma mekanizmaları geliştirdi. Bu mekanizmaların vücut bütünlüğünü koruma, varlığını sürdürmesi amacıyla önemliydi. Bu savunma mekanizmaları yaparken hem bilinçli hem de bilinçdışı yapıldığını bilim adamları tarafından ifade edildi. Psikanalizin kurucu Sigmund Freud’un çocukluktan beri gelen parlak zekâsı yaptığı çalışmalarla benliği id, ego ve süper ego olarak tanımlamaktaydı; id( altbenlik),ego(benlik), süper ego (Üst benlik) .

    Freud’a göre ego 3 farklı tehlikeyle karşılaşmaktadır. Bunlar engellenmeler ve dış dünyadan gelebilecek saldırılar, id’in içgüdüsel ve zorlayıcı istekleri ve süperegonun cezalandırmalarıdır. Bu tehlikelerin egoda oluşturduğu kaygı büyüdükçe, birey savunma mekanizmalarına başvurur. Freud bireyin küçük yaşlardan itibaren kendi benliğini korumak, sorunlar, iç ve dış çatışmalardan en az etkilenmek için çeşitli şekillerde kendini rahatlatmaya çalışan savunma mekanizmaları geliştirdiğini ileri sürmüştür. Burada ego sorunlarla baş edemediği anda devreye girerek savunma mekanizmalarına başvurur. Kişi savunmalara giderken hoşuna gitmeyen duygulanımlarla karşı karşıya kalır. Bunlar kaygı, depresyon ve öfkedir. Bu duygulanım karşısında hayatının kötüye gideceği düşüncesi içerisinde kendisini bulabilir. Savunma mekanizmalarına örnek verecek olursak eğer;

    1)Bastırma: İstenmeyen duyguyu bilinçdışına iterek ondan uzaklaşmasını sağlar.

    Örneğin: Çocukluğunda ebeveynleri ile olan ilişkileri hatırlamaktan acı duyan birinin ne zaman aklına ebeveynleri gelse onları düşünmemeye çalışması (Bastırma).En çok kullanılan savunma mekanizmalarından bir tanesidir. Psikoterapi de bazı kişilik bozuklukları(örneğin; borderline kişilik örgütlenmesi) hastaları seansı manipüle etmeye çalışırken kendi duygularının temasından kaçınır ve onları düşünmemeye çalışır, bastırma mekanizmasına örnek verilebilir.

    2)Yansıtma: Bireyin hoşuna gitmeyen veya kabul edemeyeceği durumlarda bir başka insana yönlendirmesidir.

    3)Yüceltme: Doğuştan getirdiğimiz (saldırganlık ve cinsellik gibi) baskılanmış duygularımızın toplumun makul bulacağı alanlarda yaparak bu istekleri doyurmasıdır.

    Örneğin: Öğrencilerden pek hoşlanmayan bir öğretmenin disiplin kurulundan sorumlu olması (Yüceltme).MEB’de ya da Özel kurumlarda çalışan personellerin bazılarında bu savunma mekanizması mevcut olduğu gözlemlenmektedir.

    4)Özdeşim Kurma: Kendisinin hoşlanmadığı bir özelliğinin, bir başkasının hoşlandığı bir özelliklerini taklit ederek karşısındaki kişinin duygu ve düşüncelerinin kendisine aitmiş gibi hissetmesidir.

    5)İnkar/Yadsıma: Bireyin istemediği veya kabul etmediği bir konuda yokmuş gibi davranmasıdır.

    Örneğin: Bir yıldır eşinden boşanmış birinin eşi varmış gibi onun için alışveriş yapması ve evdeymiş gibi ona hediye alması (inkar/yadsıma).Yakın çevremde yaşayan bir beyefendi yas sürecini uzun tutarak eşinin bulunduğu odayı muhafaza etmiş, eşyalarına dokunmamış ve sanki eşi evdeymiş gibi ona hediyeler almaktaydı. Bu kendisinin inkar savunma mekanizmasında olduğunu göstermekteydi.

    6)Çarpıtma: Bu mekanizmada birey kendisinin hatalı olduğuyla alakalı durumu çarpıtarak başka bir kişiye ya da nesneye yönlendirmesidir.

  • İlişkide Cinsel Problemlerle Başa Çıkabilmek

    İlişkide Cinsel Problemlerle Başa Çıkabilmek

    Cinsel problemler birçok evlilikte görülmektedir. Bu durum ilişkide var olan önemli sorunların bir belirtisi olabilir. İnsanın temel iç dürtülerinden biri cinselliktir. Çiftlerin cinsel yaşamlarına gereken özeni göstermelerinin ardından daha sağlıklı bir aile hayatı kurulabilir.

    Çiftlerin evliliklerinde karşılaşabileceği birçok cinsel problemler vardır:

    1. Cinsel isteksizlik: Kişinin cinsel eylemde bulunma yetisinde bulunmasına rağmen, cinselliğe karşı belirli bir isteğin bulunmaması durumudur. Çiftlerden biri yeterince cinsel aktivitede bulunmak istemeyişinden kaynaklı olabilir. Cinsel birleşmenin sıklığının azalması cinsel isteksizlik anlamına gelmez. Cinsellikten kaçınmak bir çözüm değil, aksine problemi artmasına neden olur. Partnerin birbiriyle cinsel problemlerini konuşması, çözüm bulma noktasında önemli bir adım olacaktır.

    2.Vajinismus: Ülkemizde cinsel tedavi kliniklerin başvuran her on çiftten biri vajinismus sorunu yaşıyor. Cinsel birleşme sırasında kadının çoğu zaman cinsel birleşmenin çok fazla ağrı ve çok fazla kanama olacağına dair korku ve kaygı duymasından dolayı istemsiz olarak bacaklarını kasarak ve eşini iterek, cinsel birleşmeye kendini kapatması durumudur. Bunun kökeninde çocukluktan gelen korkular, suçluluk duygusu ve cinsel mitler (doğru bilinen yanlışlar) önemli rol oynar. Vajinismus mekanik bir problem değildir, doğru yöntemle çözülebilir.

    3.Denetimsiz ve Kontrolsüz Boşalma: Eğer fiziksel bir sorundan kaynaklanmıyorsa, denetimsiz boşalmanın nedenlerinden biri performans kaygısı olabilir. Çiftin bu konuda birlikte uzmandan yardım alması gerekmektedir.

    4. İlişkide monotonluk : Cinselliği sadece yatak odanıza hapsetmeyin. Evinizin her köşesi cinselliğe açıktır. Monotonluk cinsel hayatınızın en büyük düşmanıdır. Partnerinizle cinselliği konuşmaktan utanmayınız. Hoşunuza giden ve gitmeyenleri eşinize söyleyebilirsiniz. Renkli bir cinsel yaşam için hayal gücünüzü harekete geçirin. Her şeyi partnerinizden beklemeyin, siz de planlar yapın. Eşler, annelik ve babalık rolleri dışında eşlik rollerini de unutmamalı ve baş başa zaman geçirmelidir.

  • Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Evlilikte Cinsellik ve İletişimin Önemi

    Cinsel problemler hem toplumda hem de evliliklerde çok fazla konuşulamıyor. Konuşulmayan her şey ilişki olumsuz yönde etkiliyor. Karşılıklı iletişim sadece konuşmak değil, dinleyebilme yetisini olduğunu da unutmamak gerekir. Eşler birbirilerinin beklentilerini gözden geçirmeli ve ne kadar gerçekçi olup olmadığını değerlendirebilmelilerdir.

    Cinsel problemlerinize çözüm üretmeyip zamana yaymayın. Cinsel problemler utanılacak konular değildir. Esas olan şey problemin farkında olup onunla yüzleşmenizdir. Eşinizle problelerinizi paylaşabilmenizdir.

    İlişkisel Problemleriniz Cinsel Hayatınızı Etkiliyor mu?

      Cinsel problemlerinize neden olabilecek bir diğer etmen ise ilişkisel problemlere dayanabilmektedir. Partnerinize öfkelili ya da olduğunuzda bu durum cinsel isteğinizi  azaltabilmekte ve eşinizle birlikte olmaktan kaçınmanıza sebep olabilmektedir. Yeteri  kadar duygusal yakınlık kuramama, süregelen iletişim sorunları cinsel isteğinizin azalmasına yol açabilir.

    Profesyonel Yardım Alın

                 Partnerinizle birlikte cinsel problemlerinizi aşmakta zorlanıyorsanız, profesyonel yardım almayı deneyin. Konuşulmayarak ötelenmiş olan cinsel sorunlarınıza çift danışmanları ile çözümler üretebilirsiniz. Hiç tanımadığınız biriyle özel hayatınızı paylaşmak başta size tuhaf gelebilir. Ancak bu alandaki uzmanlar günlük hayat temelinde sorunlarınızı sizinle çözüme kavuşturmak için çalışmaktadırlar. İlişkinizi daha sağlıklı devam etmenize  ve cinsel hayatınızı tekrar canlandırmanıza destek verecek bir cinsel tesrapiste başvurun.

  • Yeme Bozukluğunun Değerlendirilmesi

    Yeme Bozukluğunun Değerlendirilmesi

    Yeme bozukluğunda değerlendirme yapılırken birçok modele ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar; tıbbi değerlendirme, bireysel görüşme, aile ile görüşme, diyetisyenle konsültasyon ve eğer gerekli ise standartlaştırılmış ölçme araçlarının kullanımıdır.Yeme bozukluğu problemi yaşayan ya da yeme bozukluğu olduğu şüphelenilen bireyler bir pediatrist ya da dahiliyeci tarafından detaylı bir muayeneden geçmelilerdir.

    Tıbbi Değerlendirme

    Karaciğer, böbrek ve tiroid fonksiyonlarına yönelik kan testleri yapılmalıdır. Çıkarma(kusma) sonucunda ortaya çıkan güçsüzlük, yorgunluk, kabızlık ve depresyon şikâyetlerinin ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Yeme bozukluğuna sahip olmalarının sonucunda yaşamları tehlikeye girebilecek bireyler için hastaneye yatırılması kararında tıbbi değerlendirme önemli bir etkendir.

    Psikoterapi – Bireysel Görüşme

    Yeme bozuklukları problemi yaşayan kişilerde ilişki kurmak çoğu zaman güç olabilmektedir. Görüşmeyi gerçekleştirecek uzmanla kurulacak olan ilişki oldukça önemlidir. Karşılıklı olarak güven ilişkisi kurulduktan sonra, ayrıntılı değerlendirme görüşmesi yapılmalıdır. Arzu, istek ve ihtiyaçlar göz önünde bulundurulduktan sonra terapi sürecinin devamlılığı sağlanmalıdır.

    Ailelerle Görüşme:

    Kişi, aile ile birlikte yaşıyorsa her iki ebeveynin de görüşmeye alınmasının birçok amacı bulunmaktadır. Birinci amaç kişinin gelişimsel durumunu değerlendirmektir.

    – Doğum öncesi, doğum zamanı ve doğum sonrası komplikasyonlar

    – Beslenme alışkanlıkları

    – Okul öncesinden ilköğretime geçiş

    – Anne ve babaya bağlanma farklılıkları ve kalitesi

    – Aile sorunları

    – Kardeşler ve akranlarla ilişkiler

    Diyetisyenle Konsültasyon

    Diyetisyenle konsültasyonun temel amacı kişinin beden kitle indeksini(BKİ) ve iyileşme için kilo aralığını uygun beslenme temelinde belirlemektir. Diyetisyen, yeme bozukluğuna sahip bireylerde gelişen yiyecekler hakkındaki yanlış olan inançları değiştirmesine yardım edebilir.

    Standart Değerlendirme

    Yeme bozukluklarının ölçülmesinde birçok formel araç kullanılabilmektedir. Bu ölçeklerin büyük çoğunluğu öz-aktarım ya da tanısal görüşme aracılığıyla bilişleri ve davranışları ölçmek için geliştirilmiştir. Diğerleri diyet ve yeme davranışları, diyet engelleri (birçok kez diyete girmiş ve başarısız olmuş kişiler için), beden imgesi ve görünüşleriyle ilişkili beklenti sonuçlarını ölçmektedir.

    Sağaltım Yöntemleri

    Yeme bozukluğunun psikolojik sağaltım yöntemlerinden biri Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bilimsel bulgularla kanıtlanmış olan bu terapide amaç, danışana, stres ve olumsuz duygularla baş etmek için yemeğe yönelme davranışı yerine sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını kazandırılmasıdır. Yeme bozukluklarında takım çalışması çok önemlidir. Bu takımın içerisinde,yeme bozukluklarında uzmanlaşmış ve bu konuya özel psikoterapi uygulayacak bir psikolog; doğru beslenmeyi öğretecek bir diyetisyen; metabolik hastalıkları ve hormon dengesizliklerini takip edecek bir endokrinolog olmalıdır. Ayrıca eğer  gerekli olduğu düşünülürse, ilaç tedavisini uygulayacak bir psikiyatrist olması gerekmektedir.

  • Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Denetimsiz (Erken Boşalmanın) Tedavisi Mümkün Mü?

    Tekrarlayıcı bir biçimde, penis vajina birlikteliğinden hemen önce ya da hemen sonrasında kişinin boşalma refleksini kontrol edemeyip oluşan boşalmaya denetimsiz boşalma adı verilir.

    Günümüzde erkeklerin hayatlarının bir döneminde ya da sürekli olarak yaşamakta olduğu bir problemdir. Topluma baktığımızda, bu problemin adı erken boşalma olarak adlandırılır bu yanlış bir ifadedir. Bu noktada önemli olan süre değil, boşalma refleksi üzerinde istemli denetimin olmasıdır. Erkek, kısa bir sürede bilinçli şekilde boşalmayı gerçekleştiriyorsa, bu denetimsiz boşalma değildir ama kontrolünü sağlayamayıp, boşalmak istememesine rağmen boşalmayı gerçekleştiriyorsa buna denetimsiz boşalma diyebiliriz.

    Denetimsiz Boşalmanın Başlıca Nedenleri

    Denetimsiz Boşalma, birçok nedene bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Bu yüzden herhangi bir psikoterapi desteği almadan önce problemin kaynağının organik(tıbbi) bir nedene bağlı olup olmadığını öğrenmek için öncelikle Üroloğa başvurmak gerekir. Eğer problemin nedeni organik değil, psikolojik kaynaklıysa bu konuda size yardımcı olacak uzman kişi Cinsel Terapisttir.

    En sık görülen nedenler

    1. Mastürbasyon:İlk olarak ergenlik döneminde tecrübe edilir. Mastürbasyon yapan erkek genellikle yakalanma korkusu yaşar, bu yüzden tüm dikkatini dışarıdaki uyaranlara verir. Böylelikle kişi hazza odaklanma konusunda problem yaşarken diğer yandan endişesini yatıştırmakta zorlanır. Bu da denetimsiz boşalmaya zemin oluşturabilecek nedenler arasındadır.

    2. Performans Kaygısı: “Ya partnerimi tatmin edemezsem” bu kaygıyı oldukça sık yaşarlar. Kişi partnerini tatmin etmeye o kadar odaklanmıştır ki, bu tüm cinsel hazzının önüne geçer. Cinsel birleşme sırasında bu kaygıyı sürdüremeyip denetimsiz olarak boşalma yaşarlar.

    3.Kaygı ve gerginlik: Kaslarda gerginlik oluşumu orgazm sürecini arttırır. Eğer kişi gerginse, daha az uyarana ihtiyaç vardır. Bu durum stres olarak karşımıza çıkar. Vajinal girişe odaklanmak yerine, hazza odaklanılırsa erkek enerjisini doğru yere aktarmış olur.

    4. Ödipal Çatışma: Çocukluk döneminde kişi eğer ebeveyni ve cinsel kimliği arasında özdeşim konusunda problem yaşamışsa, suçluluk ve korku duygularına sahiptir. Erkek, partnerini annesinin yerine koyarsa bu durum  cinsel ilişki yaşarken rahatsızlık yaratır. Bu rahatsızlık yaratan durumun hemen bitmesi içinde hızlı bir şekilde boşalır.

    Denetimsiz Boşalmanın Tedavisi Mümkün mü?

    Denetimsiz Boşalmanın nedeni organik(tıbbi) kaynaklı değilse, cinsel terapiye başvurulması gerekir.

    Ülkemizde cinsellik bir tabu olarak görüldüğü için, bu problemi yaşayan kişi ya da çiftler genellikle bu sorunlarıyla ilgili tedaviyi tercih etmeyebiliyorlar. Bu problemin kendiliğinden çözüleceğine dair inançları olabiliyor. Fakat ne zaman bu durum hayatlarını ve romantik ilişkilerini etkilemeye başlarsa o zaman bir problem olduğunu kabul etmeye başlarlar. İlişkisel ya da evlilik problemleriyle ilgili terapiye başlayan kişi ya da çiftlerin probleminin asıl nedeni çoğu zaman cinsellikte yaşanan problemler olarak karşımıza çıkar.

    Cinsel terapi, kişinin cinsellikle ilgili önceden oluşmuş doğru bilinen yanlış düşüncelerin farkındalığının oluşmasına katkıda bulunur. Cinselliğin sadece vajina- penis birlikteliği olmadığını, dokunmanın ve duyguların karşı tarafa aktarılmasının ilişki de önemli bir etmen olduğu anlatılır. Ayrıca, kişinin kendisine ve partnerine uygulayabileceği teknikler ödev verilerek desteklenir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Vajinismus bir hastalık değil, cinsel işlev bozukluğudur. Vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin gerçekleşememesine vajinismus denilir. Tüm vücutta endişe ve korku yaşanır. Kişi bacaklarının açılmasını engelleyecek şekilde sıkıca kapatıp ve partnerini elleriyle itebilir.

    Kişi canının yanmasından korktuğu için, cinsel ilişkinin gerçekleşmesine izin vermeyebilir. Bu durum vajinal bir refleks olduğu kadar, bedensel bir korku ve korunma refleksidir. Bu refleks, penis ya da başka bir cismin yaklaşmasıyla tetiklenebilmektedir. Bazı kadınlar, vajinalarının penisin giremeyeceği kadar dar olduğunu düşünür ya da kızlık zarının kalın olabileceğini bu yüzden cinsel birleşmede sorun yaşayacaklarına karşın endişeleri vardır. Bu düşünceler doğru değildir. Vajina esneyebilen, genişleyebilen bir organdır. Cinselliğin yaşanmaması için fiziksel bir engel yoktur.

    Vajinismus Çeşitleri

    Cinsel olarak deneyimli kadınlarda da deneyimsiz kadınlarda da vajinismus gelişebilir.

    Birincil Vajinismus Nedir?
    Cinsel ilişkinin gerçekleşmemiş olması durumudur. Bu durum cinsel aktivasyon başladığı andan itibaren vardır.

    İkincil Vajinismus Nedir?

    Önceden normal şekilde cinsel ilişki yaşanırken; bir takım durumlar sonrasında cinsel ilişkinin gerçekleşememesidir. Bu yaşanılan durumlar travma (zor doğum, jinekolojik müdahaleler veya taciz) kaynaklı da olabilir.

    Atipik Nedir?

    Hiçbir nedene bağlı olmayan durumdur.

    Vajinismusun Nedenleri

    Vajinismus vajina içindeki kasların istem dışı kasılmasına bağlıdır. Bu kaslar kendiliğinden

    kasılmaktadır ve rahatlayıp gevşemek kadının elinde değildir. Peki buna ne yol açar;

    – Abartılmış ilk gece hikayeleri, kızlık zarı ile ilgili çarpıtılmış düşünceler

    – Cinselliğin yasak ve ayıp olduğu çevrede yetişme

    – Bilgi eksikliği

    – Ödipal çatışma

    ÜSTESİNDEN GELEBİLİRSİNİZ

    Vajinismusun günümüzde uygulanan çok çeşitli tedavi yöntemleri vardır ve bunların çoğu olumlu sonuç vermektedir. Burada önemli olan nokta kime hangi tedavi yönteminin iyi geleceğini bulup o yöntemi uygulamaktır. Psikoterapi, etkili bir terapi yöntemidir. Terapi sürecinde ilk olarak ayrıntılı değerlendirme görüşmesi yapılır. Kişinin veya çiftin cinsel bilgi eksikliklerinin giderilmesi hedeflenir. Kişinin veya çiftin arasındaki cinsellik ve cinsellik dışı ilişki ve kişiler arası uyumun sağlanmasına yönelik yaklaşımlar oluşturulur. Terapi seanslarına ek olarak ilerlemek için kişinin kendisine uygulayabileceği ev ödevleri bu alanda uzman kişiler tarafından verilmektedir. Kişinin problemini çözeceğine inancı terapinin başarısında önemli bir etkendir. Vajinismusta ümit sizsiniz..

  • Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile İçi İletişimin Önemi

    Aile içi iletişim, çocukların anne-babalarıyla, birbirleriyle, eşlerin birbirleriyle ya da çocuklarıyla, duygu ve düşüncelerinin birbirine karşı aktarımında önemli bir yere sahiptir. İletişim karşıdaki kişiyi tanımakta, ortak anlayış oluşmasına izin verir. Mutlu ailelerde samimiyet hep birlikte olmaktan oluşan yakınlık çoğu zaman konuşma ihtiyacını unutturabilir, aynı zamanda konuşmaların sürekli kavgaya döndüğü ailelerde ise çatışmalardan kaçmak için aile içi konuşmadan uzak durulabilir. Fakat mutluluğun sürekliliği ve sorunların çözülebilmesi için karşılıklı konuşmadan daha etkili bir yol yoktur. Ailedeki iletişimin çocuk için önemi büyüktür. Ebeveyn ve çocuk ilişkisinde, sağlıklı bir diyalog içerisinde olabilmek ve problemlerin çözümü sadece duygu ve fikirlerin birbirlerine aktarılmasıyla mümkün olabilir. Böyle bir iletişimin sağlanamadığı, sorunların ertelendiği, duygu ve düşüncelerin bastırıldığı aile ortamı sağlıklı değildir. Aile içinde çocuklar ile sağlıklı iletişim kurabilmek, onların kişilik gelişiminde katkı sağlamak için dört iletişim kaynağının önemi büyüktür. Bunlar; göz ile iletişim: çocuğun gözlerinin içine doğrudan bakarak, çocuğun duygusal doyuma erişmesini sağlamak, bedensel iletişim: anne-babanın çocuklara el veya vücut ile temasıdır. Bu temas yalnızca ihtiyaç anında yardımda bulunmak anlamında değil duygusal bakımdan seni destekliyorum, aferin gibi ifadeleri de içeren dokunmadır, odaklaştırılmış ilgi: bu kaynak da çocuğa bütün dikkatinizi vererek, önemsendiğini ve sevildiğini hissettirecek şekilde onunla ilgilenmenizdir.Çocuğun olumlu bir benlik geliştirmesinde aile bireyleriyle olan iletişimi yadsınamaz bir gerçektir. Çocuğun kendi benliği hakkındaki yorumlarını daha olumlu şekilde geliştirmesini sağlamak amacında olan ebeveynlerin kendi iletişim biçimlerini değerlendirmeleri gerekir.

  • TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    TÜKENMİŞLİK NEDİR?

    Tüketmişlik, yorgunluk ve ilgi azalması görüldüğü uzun döneme yayılan psikolojik bir kavramdır.

    Tüketmişlik sendromu fiziksel duygusal zihinsel belirtiler. Davranışlar sırasında ve motivasyonda yaşanıyor.

    Duysgual olarak süregelen endişe, karamsarlık, duygularda ani iniş çıkışlar, sıkılma, isteksizlik, çaresiz hissetme, doyum hissetme, hayattan zevk alamama, çabuk sinirlenme, umutsuzluk, huzursuzluk, desteksiz ve duyarlılık hissedebilir.

    Zihinsel alanda ise, duygulardaki olumsuz yönlerde öncelikli olarak bir işteyken ilgini başka şeylere yönelmekte, işle ilgili düşüncelere saplanmaya, işini, kariyerini, çalıştığı yeri sorgulamaya neden olur.

    Kilo yönetimi, iştah değişimleri, uyku güvenliği, kaslarda gerginlik, enerji durumu, halsizlik, yorgunluk, baş boyun ve sırt ağrıları, mide problemleri bedensel olarak sorunun sorunlardandır.

    TÜKENMİŞLİKLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Eyleme geçip değişimini sağlamak için sizi bu noktaya getirme süreci analiz etmelisiniz. Yaşantınıza dışarıdan bi gözle bakıp resmin bütünü görmeye çalışabilirsiniz.

    İşinizde yaptığınız tüm etkinlikleri inceleyin. Yapmaktan keyif aldığınız ve boyutunuz kolay gelenleri, sizi zorlayanları ve olumsuz duygulara itenleri belirleyerek hangilerinden vazgeçebiliceğinizi ve nasıl sonuçları olabileceğini düşünün.

    Keyfinizi yerine getiricek işte yapabiliceğinizde düşünün. Onları, yeni bir eğitim bu döngüden çıkmanız yardım eder mi? Ne istediğinize karar verin.

    Tükenmişliğinizin kaynağını bulun ve harekete geçin. Bilgisayarda stres düzeyinizdeki fazlaysa sizi dinlendirici şeyler ediyor. İşle ilgili sıkıntılarınızı kıracak yeniliklerimizi. Zihninizin dolu olması gerektiğini hissediyorsanız zihinsel işlemlerinizi gerektirmeyen aktivitelere yönelebilirsiniz.

    Çalıştığında ortamı, içeride rahat edebileceğini ayarla.

    Rutini aralar molalar ve tatillerle kıtasında.

    İşinizle ilgili yeni bakış açıları, yeni bilgiler, yeni hedefler geliştirin.

    İşinizi anlamı buldukça işinizle ilgili sahiplenicek ve doyumunuz artıcaktır.İşinize anlam yüklemenize yardım edecek bir öğeye odaklanabilirsiniz.

    İşe kendinizden birşeyler katmanın yollarını açtı.

    Beslenmenize, fiziksel sağlığınıza, uykunuza dikkat edin.

    Kendinize “kaliteli zaman” ayırın. Yalnız beden sahibi olan ve bedeniniz iyi gelecek şeyleri yapacakınız bir zaman. Kahve içmek, kitap okumak, uzun bir banyo yapmak, bir arkadaşla sohbet etmek gibi. Bu zamanı birbirinden ayırarak zorlanıyorsanız bazen onlardan böyle bir mola bile iyi gelecektir.

    Tek başına bu süreç yönetemediğinizi hissedeceksiniz profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Bu hizmet, kariyer danışmanları ve psikolojik destek hizmeti veren uzmanlar size yol gösterici olabilir.