Kategori: Psikoloji

  • Obsesif Kompülsüf Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesif Kompülsüf Bozukluk (Takıntı Hastalığı)

    Obsesyon takıntı, kompülsİyon ise takıntıyı rahatlatan davranıştır. Obsesif kompülsİf bozuklukta kişi yaptığı davranışın saçma olduğunu bildiği halde yapmaya devam eder. Kişi devamlı aynı davranışı tekrarlar.Örneğin kişi kendisini pis hisseder ellerini yıkamak ister. Obsesyon zihinde sürekli tekrarlayan düşüncelerdir,bu düşünceler ellerin kirlendi,ellerin pis, ellerini yıka diyen katı, sert, emredici düşüncelerdir. Kompulsİyon ise bu düşüncenin getirdiği duyguyu rahatlatmak için kişinin yaptığı davranışlardır. Obsesyon zihnimizin kullandığı savunma mekanizmalarından biridir, yani ruhsal olarak stresliyken, huzursuzken, çaresizken ortaya çıkar. Bu sebepten obsesyonun başlangıç zamanı çok önemlidir. Kişinin hayatındaki bir değişiklik, bir ayrılık, bir ölüm obsesif düşüncelerin başlamasına ya da artmasına sebep olabilir.

    Obsesif kompülsİf bozuklkta kişinin ilk aşamada bu sorunlarla kendi kendine başa çıkabileceğine dair bir inancı olur. Kendi kendine başa çıkma yöntemleri kompülsİyonlardır, zihnine gelen takıntılı düşünceleri rahatlatmak için ellerini yıkar, evi temizler, ocağı kontrol eder, kapının kiliti olup olmamasını kontrol eder, sayı sayar, dışarda yemek yemez, eve misafir almaz, banyoda saatlerce kalır, sürekli namaz kılar, eve geldiğinde bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkar.Yapılan davranışalar kişide kısa bir süre rahatlama sağlar. Zamanla rahatlamak için yapılan davranışların süresi uzamaya başlar. Süreçte bu davranışlar kişide yorgunluk, bezginlik oluşturur, etrafındaki kişiler git gite uzaklaşmaya başlar, sosyal ilişkileri bozulur, eşi ile arası bozulur, bir süre sonra bu davranışlarıyla başa çıkamyacığını hissedip profesyonel bir destek alma yoluna gider.

    DÜZEN TAKINTISI

    Düzen takıntısı olan kişiler; ruhsal karışıklıklarını eşyalar üzerinden gidermeye çalışır. Simetri hastalığı olarak da bilinen düzen takıntısı kişinin iç dünyasında yaşadığı karışıklığa düzensizliğe tahammül edemeyip eşyaları düzelterek kendi kendisini rahatlatma çabasıdır. Bu kişiler kıyafetteki uyumsuzluğa, odadaki perdenin eğri durmasına, çalışma masasının üzerindeki asimetriye tahammül edemez. Eşyaların düzenli, simetrik ve uyumlu olmasını ister. Etrafındaki her şeyi kategorize etmeye çalışır.Örneğin kıyafetleri reklerine uygun yıkamak için 10 farklı kategoriye ayırabilir, çalışma odasındaki kitapları boyutlarına göre, yazarlarına göre, renklerine göre düzenleyebilir. Bunun bir takıntı olmasının nedeni kişinin herhangi bir düzensizliğe tahammülünün yok denecek kadar az olmasından kaynaklanır. Örneğin; Saatin asimetrik durmasına dayanamaz, hemen onu düzeltmek ister.

    TEMİZLİK TAKINTISI

    Temizlik takıntısı kültürel olarak en sık karşılaştığımız takıntıların başında gelir. Çoğunlukla kadınlarda görülür, erkeklerde görülme sıklığı azdır. Bu kişiler toz, mikrop, idrar ve kirle aşırı meşguldür. Temizlik takıntısı olan kişilerin en çok meşgul olduğu, kirli olarak düşündüğü şeylerin başında el gelir, onun dışında kumanda, kapı kolları, otobüste tutunacak yerler, banyo ve tuvalet bu kişilerin en çok kirli gördüğü yerlerdir. Temizlik takıntısı olan kişiler başlangıçta evde yaptıkları bir kaç saatlik temizlikle rahatlayabiliyorken bir süre sonra saatlerce temizlik yapsa da rahatlayamamaya başlar. Temizliğin ayrıntıları sürekli artar. Başlangıçta el yıkamaya günde bir saatini harcarken süreçte bu iki üç katına çıkar. Elleri yara içinde kalıncaya kadar ellerini yıkar yine de ellerinin kirli olduğunu düşünür. Bu kişiler dışarda bir şeyler yiyip içmekten kaçınabilir, aldığı sebze ve meyveyi mikropları ölsün diye çok uzun süre yıkayabilir, eve girereken bütün kıyafetlerini çıkartıp yıkayabilir, eve gelen misafirin ardından onun kullandığı bütün eşyaları yıkayabilir. Temzilik takıntsı olan kişiler ruhsal olarak kirli hisseder, ruhsal olarak hissettiği kirli olma, pis olma duygusundan kurtulmak için yaptıkları davranışlar kişiyi kısa bir süre rahatlatır. Bir süre sonra kendilerini tekrar tekrar aynı davranışı yaparken bulurlar. Bu kişilerin hayatları çok yorucudur. Yaptıkları davranışaların saçma olduğunun farkında olsalar da kendilerini o davranışı yapmaktan bir türlü alıkoyamazlar.

    CİNSEL TAKINTILAR

    Cinsel takıntısı olan kişiler cinsellikle ilgili her türlü konudan rahatsız olur. Cinsel organlarını vajinasını ya da penisi pis olarak düşünür. Cinsel organlarının temizliği ile aşırı derecede meşgul olabilir, örneğin vajinasının suyla temizlenmediği düşünüp vajina temzileyiciler kullanabilir, penisini defalarcakere yıkayabilir. Özellikle cinsel ilişkiden sonra penisinin veya vajinasının temizliğine saatler harcayabilir, cinsel ilişkiden sonra bekleyemez vajinasının veya penisinin kirlendiğini düşünür hemen banyo yapmak ister.

    DİNİ TAKINTILAR

    Dini takıntıları olan kişiler terapiye en hızlı başvuran kişilerdir. Dini takıntılar kişide çok yüksek duygulanım yaratır. İnançla ilgili duygular amigdalanın ateşlenmesini çok artırır dolayısyla inançla ilgili duygular kişide kendini öldürme düşüncelerine bile yol açar. Bu kişilerde görülen takıntılı düşünceler namaz kılarken küfretme isteği, camide küfretme isteği, kuran okurken küfretme isteği şeklinde olur. Kişinin çocukluk yaşantısına göre çok daha fazla çeşitlenebilir. Bu kişiler bu takıntılarından kurtulmak için ibadet yapamaz hale gelir. Ya da ibadet yaparken sürekli namazının bozulduğunu düşünüp tekrar namaza başlar, tekrar aynı duygu gelir. Saatlerce namazı bitiremez. Camide bu duygular gelmesin diye camiye gitmek istemez. Bu kişiler spritüel konularla ilgilenebilir, cinlerin ona zarar vereceğini düşünebilir, cinlerin ona tecavüz ettiğini düşünebilir. Bu kişilerin çocukluklarında çoğunlukla cinlerle ilgilenen biri vardır, hala olabilir, dede olabilir, anne olabilir. Çocuk zihni gerçekle hayali karıştırmaya meyillidir. Özellikle 0-6 yaş arasında çocuk zihninden geçen şeyleri gerçek zanneder, bu dönemde çocuğa bakım veren kişilerden biri cinlerle çok meşgulse çocuğun zihni bunu gerçek zanneder.

    HASTALIK TAKINTISI

    Son zamanlarda terapiye en sık başvuran takıntı hastalık takıntısıdır. Halk arasında hastalık hastalığı olarak da bilinir.Kişi kanser olduğunu düşünür film çektirir, film temiz çıkar. Ama kişi kanser olmadığına bir türlü ikna olmaz. Tekrar film çektirir. Ya da kişinin başı ağrır beyin kanaması geçirdiğini düşünür film çektirir film temiz çıkar, ya da aids olduğunu düşünür test yaptırır test temiz çıkar,bir türlü ikna olmaz. Defalarca kere kan testi yaptırır. Film çektirmek ya da kan testi yaptırmak kişiyi kısa bir süre rahatlatır bir süre sonra duygu tekrar gelir. Ya kansersem, aids olduysam, beyin kanaması geçiriyorsam. Bu düşünceler sürekli kişinin beynini kemirir.

    OTORİTER BİR BABA, KONTROLCÜ BİR ANNENİN YA DA MÜKEMMELİYETÇİ AİLERİN ÇOCUKLARINDA GÖRÜLÜR

    Okb’nin temelindeki en önemli duygu kontrol etme duygusudur. Bu hastalığa sahip olan kişilerin iç sesleri kuralcı, otoriter, katı ve disiplinlidir. Kişinin iç sesi çocukluğunda içselleştirdiği bir ebeveyninin sesidir. Ailede anne çok titiz mükemmeliyetçi olabilir ya da baba çok kuralcı, disiplinli olabilir. Çocuk kendisine baskı yapan, kural koyan, eziyet eden ebeveyni içselleştirir.

    Yetişkinler kendi koydukları kurallara uyması, kendi alışkanlıklarını edinmesi için çocuğa baskı yaptığında bu baskının şiddeti çocukta eziyet edici boyutlara ulaştığında kişide ruhsal hasara neden olur. Kişi yaşadığı olumsuz duygulara dayanabilmek adına obsesyon yani takıntı hastalığını geliştirir.

    OBSESİF KOMPÜLSİF BOZUKLUK TEDAVİSİ

    Düzen, temizlik ve tutumluluk toplumsal yaşamda belli ölçüler içinde onaylanan, saygınlık uyandıran, başarı sağlayan özelliklerdir. Takıntı hastalığında ise bu özellikler aşırılaşır, yaşamı zorlaştırır, kontrol edici, eziyet edici boyutlar kazanır. Kişi kendisini ve çevresini zorladıkça sosyal ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, hayatı eziyet haline dönüşür.

    Bizim zihnimiz netlik ister, muğlaklığa tahammül etmekte zorlanır. Bu hepimizin ortak özelliğidir. Obsesyonda ise belirsizliğe tahammül yok denecek kadar azdır. Bunun en önemli sebebi kişinin kontrol duygusudur.

    Aslında obsesyon hepimizde varolan duyguların aşırıya kaçmış halidir. Kişinin obsesyonda işlevselliği bozulur. İş yaşamı bozulur, ailesiyle arası bozulur, çocuklarına zaman ayıramayacak hale gelir, arkadaşlık ilişkileri bozulur. İlaç tedavisi bu kişilerin obsesyonlarında geçici bir süre yumuşama sağlasa da ilacı bıraktıkları zaman belirtiler aynı şiddetle geri gerir. Bu kişilerin tadavisinde psikodinamik terapi tekniği kulanılır. Dinamik terapiye olumlu cevap veren bir hastalıktır. Bu kişiler oldukça dirençli olduğu için terapilerinin süresi uzun olabilir.

  • Aile İçi İletişimin Çocukluktan Yetişkinliğe Yansıması

    Aile İçi İletişimin Çocukluktan Yetişkinliğe Yansıması

    Aile, bireylerin temel davranışlarını öğrendiği ve kişilerin birbirleriyle iletişim kurmayı öğrendiği yerdir. İlk sosyal deneyimimizi aile içinde yaşarız. İlk iletişim bebeğin anne rahmine düştüğü anda başlar. Bireye bakım veren kişi tarafından sevilme, okşanma, temas, beslenme ve barınma ihtiyaçları tam karşılandığında “temel güven duygusu” oluşur. Tam tersi bir durum sergilendiğinde bakım veren kişi tarafından sevgi aşılanmadıysa, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında almadıysa. Gerektiğinde oyun oynanmadıysa, ağladığında olumsuz bir tepki ya da tepkisiz kalındıysa, “temel güvensizlik duygusu” oluşur ve bireyin ileriki yaşantısında ikili ilişkilerinde de sorunlara sebep olabilir.

    Çocuklar oldukça duygularını açma ve ifade etme konusunda şeffaftırlar.  Ancak ebeveynleri tarafından bastırılan söyledikleri ifadelerden dolayı susturulan çocuklarda duygularını açmakta ve gerçekleri söylemenin onlar için zararlı olacağı bir algısı oluşur ve gizlemeye başlarlar. Çocuklarını davranışlarından dolayı azarlayan, eleştiren, onların duygu ve düşüncelerini önemsemeyen, kendi istedikleri düşünce ve davranışlarında olmalarını isteyen ve baskılayan ebeveynlerin çocuklarının kendine güvenmeyen, değersiz, tedirgin birey olarak yetişirler. Ebeveynleri tarafından desteklenen, duygu ve düşüncelerine önem verilen ve ifade etmesi için ortam sağlanan çocuklarda kendine güvenen, girişken ve insan ilişkilerinde başarılı bireyler olarak yetişir.

    Kişilik yaşamın bütünüyle şekillenir ve oluşur. Kişiliğimizle de insan ilişkilerimizde kurduğumuz iletişim şekillenir. Davranışlar insanın kurduğu iletişim sonucunda gelişir. Davranışlar iki yönlüdür; olumlu ve yapıcı yönde “sevgiye” dayalı ya da olumsuz yıkıcı “öfke” ve “nefrete” dayalı tutum olarak biçimlenir.

    Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanılan olumsuz deneyimler, sevilmeyen değer görmeyen mesajı iletir.  Sevilen bir insan kendini olumlu değerlerle algılayacağı için, olumlu bir benlik geliştirecektir. Kendini seven, kendinden hoşnut insan başkalarını da sevecek, kendine ve başkalarına hoşgörü gösterebilecek, yıkıcı ve zarar verici eylemleri onaylamayacak ve benimsemeyecektir. Gerçek sevgi kişilerin davranışlarında ölçülü ve sorumlu olmayı beraberinde getireceği için, aşırılık ve uygunsuzluk görülmeyecektir.

    Sağlıklı bir aile iletişim, üyelerinin birbirlerini anlamalarından oluşur ve aralarında kuvvetli bir bağ oluşturur. Ayrıca çocuklara doğru bir iletişim öğretilmiş olur. Aile içinde sağlıklı iletişimin varlığı ailenin diğer kişilerle iletişimi de olumlu yönde etkiler. Bireycilik, bencillik, paylaşamama, öfke, yargılama, kötümserlik, yalnızlık duygusu azalır. Böyle bir ailede karşısındakini anlamaya çalışma, birlikte karar verme, hatalara karşı tolerans ve sevgi hakimdir. Sağlıklı iletişimin var olduğu ilişkilerde tek bir otoriter güç olmaz. Bu güç uygun yer ve zamanda üyelerce paylaşılır. Sağlıklı iletişim kurabilen ailelerde kriz ve stres ile baş etmede kolaylaşır.

    Aile üyelerinin birbirinin hakkına saygı göstermediği baskı uyguladığı, tehlikeye maruz bıraktığı ihmal ettiği sevgi göstermediği durumlarda istismar ve şiddet ortaya çıkmaktadır. Bu durum aile içi  etkileşimi olumsuz yönde etkiler. Aile içinde olumlu etkileşim sağlanmazsa aile dağılır, varlığını sürdüremez. Anne ve baba yaşı, evlilik ve ebeveynliğe hazır oluşluk, anne ve babanın sağlık düzeyleri, birbirlerine olan saygı ve güvenleri, yetiştirilme biçimleri, ekonomik ve sosyal güvenceleri, çocuğun istenip ya da istenmemesi, sağlık düzeyi, cinsiyeti, aile üyelerinin beraber geçirdiği zaman, kullandığı mekan, aileyi örseleyen ölüm, iflas gibi stres yaratan olaylar, aile içi etkileşimi etkileyen başlıca etkileyen faktörlerdir.

  • Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete Nedir? Baş Etme Yolları Nelerdir?

    Anksiyete sanılanın aksine bizi ayakta tutan diğer duygular kadar önemli bir yere sahiptir. Peki Kaygı nedir ? Kaygı; İnsanın hayatının tehlikede olduğu durumlarda ortaya çıkan doğal olarak ortaya çıkan ve hissedilen o anda bizi tehlike karşısından alarma geçiren savaş ya da kaç politikasının izleyen bir duygu bütünüdür. Her ne kadar olumsuz bir duygu olarak ifade edilse de olumlu yanları da vardır. Bizi hayata karşı motivasyonumuzu arttırır ,farkındalığımızı arttırır, tehlike karşısında karşısında pozisyon almamızı sağlayan önemli bir duygudur.

    GÜNLÜK YAŞAMDA ANKSİYETEYE NEDEN OLAN DURUMLAR NELERDİR ?

    • Yaşam biçiminin değişmesi

    • Sevdiğin birini kaybetme

    • İş kaybı

    • Boşanma, sevdiğinden ayrılma

    • Ekonomik problemler

    • Kişilerarası ilişkilerde çok büyük değişiklikler

    • Hastalık

    • Hastanede yatma

    • Belirsizlikler

                                        HANGİ DURUMLARDA YAŞAMIMIZI OLUMSUZ ETKİLER?

         Anksiyete bireyin algısıyla ilgilidir. Gerçek veya algılanan tehlikeler her yaş ve sosyal grupta bireyi etkilemektedir. Anksiyete yaşanılan bir durumda gerçekten bir tehlike midir? Bunun cevabı çok önemlidir.  Gerçek bir tehlikenin olmadığı durumda anksiyete tepkisi veriyorsak ayrıca anksiyeteyi yönetmekte ve baş etmede güçlük çekiyorsak problem haline geldiğini söyleyebiliriz.

     

                                                ANKSİYETE OLDUĞUNU NASIL BİLEBİLİRİZ ?

      Anksiyete, fiziksel değişikler, psikolojik değişiklikler ve davranışsal değişiklikler olarak ortaya çıkmaktadır.

    Fiziksel Değişiklikler; Kas gerginliği artar, sempatik(terleme, KB ve solunum artışı, uzuvlarda titreme, kas gerginliği) parasempatik(kalbin duracağı hissi, baygınlık hissi, kramplar, karın ağrısı) aktivite artar. Stres hormonları, epinefrin, norepinefrin düzeyi yükselir. Kortizol, büyüme hormonu, prolaktin artar. Testestoron salınımı azalır.

    Fiziksel semptomun anlamını bilmezseniz bedeninizde ne olduğunu doğru olarak yorulayamazsınız. Beynim de tümör mü var? Kalp krizi geçiriyorum galiba? Bu düşünceler sizi daha fazla anksiyeteli yapar ve bu olumsuz duygu devam eder.

      Psikolojik Değişiklikler; Korku, panik, rahatsızlık duygusu. Baş edemeyeceğim duygusu, aklını yitiriyor olma duygusu, kalp krizi geçiriyor olma düşüncesi, hastalanmaktan korkma, endişelenme hissi. Çaresizlik, karamsarlık hissi.  İnsanların sana baktığı ve acayip davrandığın düşüncesi, aptalca davrandığın ve konuştuğunu düşünme, kaçma uzaklaşma ve güvenli bir yere gitme isteği gibi birçok etken görülebilir. Bu değişiklerin hepsi yaşanmayabilir, sadece biri çok yoğun yaşanabilir.

    Davranışsal, kognitif(bilişsel) değişiklikler; Konsantrasyon güçlüğü, dikkatte azalma, problem çözme becerisinde azalma, ortamdan uzaklaşma, insanlardan  uzaklaşma, kalabalığa girmeme, göz iletişiminde kaçınma, kendini ve başlarını eleştirme ve ağlama gibi durumlarla devam eder.

                                                  ANKSİYETEYLE BAŞ ETME YOLLARI

    Öncelikle baş etme yollarının ilk aşaması anksiyeteyi tanımak ve doğasını bilmemiz gereklidir.  Nasıl bir anksiyete yaşıyoruz bunun tanımını yapmak, yaşadığınız anksiyete neye benziyor ? olsa hangi renk olurdu ? Anksiyetinizi somutlaştırmak sizi daha çok rahatlatacaktır. Progresif gevşeme, kontrollü nefes alma gibi yöntemlerde anksiyetenizi azaltmakta yardımcı olacaktır. Eğer ki anksiyeteniz kontrol edemeyeceğiniz derecede yüksek yaşıyorsanız ayrıca işlevselliğini bozacak düzeye geldiyse bir uzmana başvurmanız gerekebilir.

  • GEVŞEME

    GEVŞEME

    Gevşeme

    Stres ile baş etme tekniklerinden biri olan gevşeme; dinlenme, rahatlama yaparak yapılır. Gevşeme tekniğiyle stres halinin negatif etkilerinden uzaklaşmak, stresin getirdiği hem psikolojik hem de bedensel rahatsızlıkların tedavi edilmesi hedeflenir.

    Gevşeme Sağladığında :

    • Kişinin solunumu daha rahat ve derinleşir,
    • Kalp atışları düzene girer,
    • Elleri, ayakları ve karnı sıcak; alnı serin olur
    • Metabolizması yavaşlar
    • Hormonları dengeye girer.

    Kişi, kaslarında gerginlik, ağrı, nefes alış verişinde düzensizlik, iştahsızlık, uyku problemleri, mide bulantısı gibi belirtileri fark ettiğinde gevşemeye bakmak duyar. Gevşeme egzersizine başlayabilmenin ilk adımı bu gerginlik belirtilerini fark etmekten gelir.

    Gevşeme iki türlü olabilir:

    1.Bedensel

    2.Zihinsel

    Bedensen gevşeme yapabiliyorken zihinsel gevşeme de onu takip eder. Meditasyon ve yoga örnek olarak verilebilir.

    Gevşeme egzersizinin temelini doğru nefes alma deneyimi. Doğru nefes almak başlı başına bir gevşeme yöntemidir.Stresin yoğunluğu arttıkça kişi. Normalde çalışırken 16 nefesalınırken, stres anında bu sayı 20’ye göre. Nefes alış verişi sıklaşınca göğüs ağrsı, çarpıntı, baş dönmesi, hafıza içi, dikkatsizlik, endişe ve paniğe benzer şikayetayetler görülebilir. Bütün bunlar için yavaşça, sakin ve derindennefes almaya çalışıyorum. Bu tür şikayetayetler için ileri egzersizi deneyebilirsiniz.

    Nefes Egzersizi:

    • Karnınız dolacak şekilde nefes alın.
    • Yavaşça burundan nefes alın.
    • Ağızdan nefes verin ve nefesinizi verirken duyacağınız şekilde ses edin.
    • Nefesinizi 4 ‘e kadar sayarak alın, 7’ye kadar sayarak tutun ve 8’e sayarak yapın.
    • Bu egzersizi en az 4 kez, en fazla 8 kez tekrarlayın ve haftada 2 gün yapın.

    Progresif Gevşeme:

    Bu gevşeme egzersizinde büyük kas grup istemli bir şekilde kasabiliyor gevşetilir. Kasıldığı ne kadar gerginse, bırakıldığında o dereceta gevşeme yaşanacaktır.

    Temel olarak gevşeme basamakları:

    • Vücudunuzdaki bütün kas gruplarını- ayaklarınızdan başınıza kadar sıra ve 5’e kadar sayarak gergin tutun.
    • Onu kas grubunu gevşetin ve derin bir nefes alın ve bu nefesi yavaşça alın.
    • Kaslarını krampa neden olacak kadar aşırı germiyor.

    Zihinsel uygulamalar:

    Zihninizi yoran düşüncelerden kurtulmak için meditasyonunuzu bir tekniktir. Bunun dışında gevşemeyi kavramsallaştırmak mümkündür. Kendinizi iyi ve güvende hissettiğiniz bir yeri hayalinizde canlandırarak, tam olarak oraya, orada bitene, oradaki işitsel görsel dokunsal duyumunuza odaklanmak bu rahatlama desteklenir. Gevşeme egzersizleri yapıldıkça kolaylaşan ve iyi hissettiren, bir aradadurulabilir.

    Farkındalık adına kendinize yöneltmeli sorular:

    • Nefesiniz: hızlı mı yavaş mı? Derin ya da yüzeysel mi?
    • Bedeniniz: bedeniniziunuz şu an nasıl? Size rahatsız hissettiren ya da gerginlik uyandıran bir şey var mı?
    • Çevreniz: Çevrenizde neler duyumsuyor neler farkediyorsunuz şu anda?
    • Düşünceleriniz: Aklsınız ne tür düşünceler geçiyor?
    • Duygularınız: Nasıl hissediyorsunuz?
  • Çocuklarımızı Cinsel İstismardan Nasıl Koruruz?

    Çocuklarımızı Cinsel İstismardan Nasıl Koruruz?

    Yapılan araştırmalarda dünyada her 100 çocuktan 20’si istismara uğramaktadır. Ülkemiz gibi ‘gelişmekte olan’ toplumlarda maalesef ki uluslararası literatürde daha fazla istismar olayı yaşandığı bilinmektedir.  Hiç şüphesiz, cinsel istismar çocuklarımızın başına asla gelmemesini umduğumuz bir olaydır. Öte yandan, bu konuyu uygun zamanda çocuklarımızla konuşmuş olmak, oldukça önemlidir. Çünkü çocuklarımızı cinsel istismardan korumanın en iyi yolu budur. Cinsel istismar konusunda bilgilendirilmiş çocuklar, bu talihsiz deneyimi engellemek ve yaşadıkları istismarı güvendikleri bir yetişkin ile paylaşmak konusunda daha hazırlıklı olurlar. Cinsel istismar çoğunlukla çocuğun yakın çevresindeki biri tarafından gerçekleşmektedir.

    Bu anlamda ebeveynlere düşen ilk ve en önemli görev, çocuklarını cinsellik ile ilgili bilgilendirmeye başladıkları okul öncesi dönemde, tam adıyla kullanılmasa da “cinsel istismar” konusuna değinmektir. Çocuğunuzun cinsel anlamda kendini korumasını sağlamak için bilgilendirici bir konuşmaya “Bedenimiz özeldir, oyun oynamak için kullanmayız ve başkalarının da bedenimizle oyun oynamasına izin vermemeliyiz” gibi bir ifadeyle başlayabilirsiniz. Çocuğunuza “iyi dokunuş” ve “kötü dokunuş”tan bahsedip, başkasına dokunmanın veya başkası tarafından dokunulmanın bir sevgi işareti olduğunu ve birine sarılmayı veya birinin ona sarılmasını, sevmesini istediğinde bunu söyleyebilmeyi öğretmelisiniz.

    Bununla birlikte ona, her dokunuştan hoşlanmayabileceğini; bu yüzden de karşısındaki kendisine hoşlanmadığı bir şekilde dokunuyorsa bunu da ifade edebilmesi, engelleyemediği takdirde de bir büyüğüne söylemesi gerektiğini öğütlemek çok önemlidir. Ona istemediği şekilde dokunan kişi ısrar etse bile kesinlikle bunu “sır” olarak saklamaması gerektiğini ve ancak gerçeği söylerse onu koruyabileceğinizi vurgulamak önem taşır. Anne-babalar iyi ve kötü dokunuşları anlatırken çocuklarını korkutup kaygılandırmadan, sakin ve yumuşak bir ifadeyle açıklama yapmaya özen göstermeliler. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise anne-babaların bu tarz konuşmalarda, “kötü dokunuş” lara çok fazla vurgu yapmamalarıdır. Çünkü olumsuz cinsel deneyimlere fazla dikkat çekmek çocuğun kaygılanıp en yakınlarından gelen sevgi ve şefkat içeren ‘iyi dokunuşların’ da yanlış algılamasına neden olabilir. Bu konu, çocuğunuzun yaşı ilerledikçe farklı bağlamlarda ele alınabilir.

    Bizler neler yapabiliriz;

    • Çocuklar bizleri dinlemezler, İZLERLER.

    • Çocuğunuzu tanımak ve onunla konuşmak aranızda ki güvenli bağı kuvvetlendirecektir.

    • Çocuğunuzun kimlerle birlikte zaman geçirdiğini bilmek sizin ve çocuğunuzun güvenliği açısından önemlidir.

    • Çevrenize yeni taşınan birisi varsa ve çocuğunuzla çok ilgilendiğini düşünüyorsanız, hakkında biraz bilgi toplayabilirsiniz.

    • Teknolojiyi yakından takip etmek önemli. Çocuğun ulaşabileceği her türlü internet iletişim hattını, kontrol etmeyi unutmayın. Ancak bu kontrol durumu baskıcı bir tutumda değil, çocuğunuz ile anlaşarak olmalıdır.

    • Çocuğunuzun arkadaşları ile iletişim içinde olun. Onları eve davet edip, arkadaşları ile tanışmayı ihmal etmeyin.

    • Çocuğunuzun son zamanlarda değişik davranışları olup-olmadığını gözlemleyebilirsiniz.

    • Çocuğunuzun yakınındaki kişilere karşı dikkatli olun, ancak denetlemeyi abartmayın. DENGE ÖNEMLİDİR.

    • Çocuğunuzla iletişiminiz bozuksa profesyonel destekle (çocuk psikiyatristi ya da psikoloğuna başvurun) iletişiminizi geliştirin.

    • Çocuklarınızın davranışlarını gözlemleyin. Değişiklikleri izleyin, nedenlerini bulun. Nedenini bulamadığınız durumlarda şüpheci olabilirsiniz.

    • Cinsel istismardan şüphe ederseniz çocuğunuzla onun anlayabileceği kelimelerle, doğru şekilde, panik yapmadan konuşmaya çalışın. Asla suçlayıcı ya da korkutucu olmayın.

    • Denetleme yaparken güvenini kaybetmeyin, gerekirse onunla konuşun ve anlaşın.

    • İnsanlara karşı güvenlerini sarsmadan bilgilendirme yapın. Örneğin; Saçını okşayan bir büyüğüne karşı sinirli bir tepki vermemelidir

    • Ona vücudun özel bölümlerini (Göğüs, bacak arası ve popo bölgesi) anlatın, gösterin, öğretin. Buralara kimsenin dokunamayacağını, ona özel olduğunu bilmesini, anlamasını sağlayabilirsiniz.

    • Doktorun sadece anne-baba yanındaysa bu özel bölgelere dokunabileceğini anlatmayı unutmayın.

    • Sır saklamamak gerektiğini anlatın. ASLA “bu aramızda sır” demeyin!

    • “Hayır” demeyi öğretin.

    • Cinsel istismar durumunda ne yapması gerektiğini anlatın. Biri onun özel bölgelerine dokunulduğunda “Hayır, dokunmanı istemiyorum” demesini öğretin. Buna rağmen dokunuyorsa; kaçması, çığlık atması, olayı anne ve babasına anlatmasını öğretin.

    • Şüphelendiğiniz durumlarda, cinsel istismarcı her kim olursa olsun olaya asla sessiz kalmayın, korkmayın, utanmayın ilgili kurumlara başvurun. Kurumların gizlilik ve uzman ekipler tarafından hassasiyetle çalıştığını bilin.

    Cinsel istismara uğrayan çocukta görülebilecek tepkiler;

    • Korku,

    • İçe kapanma, hayattan zevk alamama,

    • İkinci defa idrar-kaka kaçırmaya başlama,

    • Davranış problemleri,

    • Okul problemleri,

    • Cinsel problemler,

    • Yaşına uygun olmayan cinsel oyunlar

    • Yabancılardan korkma,

    • Nedensiz ve bedensel olmayan bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar,

    • Öfke tepkileri, agresif davranışlar ya da öfkeyle baş edememe (Cinsel istismara uğrayan erkek çocuklarında en sık görülen bulgulardandır.)

    • Aşağılık duygusu, kendine zarar verme isteği. (Cinsel istismara uğrayan kız çocuklarında en sık görülen bulgudur)

    • Sürekli “karşı olma, karşı gelme” davranışları görülebilir.

    • Parmak emme, tırnak yeme görülebilir.

    • Her türlü davranışta abartılı olma,

    • Uyku bozuklukları,

    • Başka bir çocuğa aşırı ilgi duyma,

    • Kız çocuklarında erkek çocukların yanında güvensizlik ve strese girme,

    • Suçluluk hissi ve depresyon görülebilir,

    • Suça eğilim,

    • Panik ataklar (özellikle hemcinsinden saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir) – Kirli ve değersiz olma hissi,

    • Kontrolsüz mastürbasyon,

    Yukarıda sayılan maddeler ve bunların dışında çocuğunuzda anlam veremediğiniz HER farklılıkta CİNSEL İSTİSMAR aklınızın bir köşesinde bulunmalıdır.

  • Herkes Bir Şansı Hak Eder

    Herkes Bir Şansı Hak Eder

    “Yaşamımız süresince bizler farkında olmadan, hayatımıza dair olumlu veya olumsuz olarak bir çok karar vermekteyiz. Verdiğimiz bu kararları, hayatımızın belirli alanlarında uygularız. Bizleri, olumlu veya olumsuz kararlarımızı verirken etkileyen bir çok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak; çevresel faktörler, o andaki duygu durumumuz, stres, önyargılarımız vb. bir çok faktör bulunmaktadır.

    Biz bugün kısaca,  Önyargı nedir? Önyargılarımız nasıl oluşur? Önyargılarımız bizi nasıl etkiler? Önyargılarımız değişebilir mi? Sorularına yanıt arayacağız.

    Önyargı; farklı olan durumlar, farklı olan düşünceler, tanımadığımız veya yeni tanıştığımız insanlarla ilgili, topladığımız genel bilgiler karşısında, bu bilgileri yorumladığımız bir süreçtir. Önyargılarımız biz farkında olmadan beynimiz tarafından otomatik olarak gerçekleşmektedir.

     Peki bu otomatik süreç tüm insanlarda  aynı şekilde mi gerçekleşmektedir?
    Cevabımız hayır. Çünkü önyargılar, bizlerin ihtiyaçları, geçmişte edindiğimiz deneyimlerimiz ve gereksinimlerimiz sonucunda şekillenmektedir.

     Örneğin: Genç bir adam, bir  partide, tek başına duran zarif ve genç bir kadını fark eder. Genç adam, aradan bir süre geçtikten sonra, dikkatini çekmiş olan genç kadının aslında ne kadar sıkıcı bir kişi olduğunu düşünür ve başka bir tarafa doğru yönelir. Bu sırada genç kadın adama doğru gelir ve genç adamla sohbete başlar. Ancak genç adam, kadının sorularına kısa cevaplar vererek kadını geçiştirir ve oradan uzaklaşır. Daha sonra genç adamın arkadaşı, kaçmaya çalıştığı kadının ne kadar zarif ve güzel olduğunu söyler. Ancak genç adam arkadaşına, onun çok sıkıcı biri olduğunu ve ona eski kız arkadaşını hatırlattığını söyler. Burada genç adamın başına gelen şey, farkında olmadan devreye giren önyargıları olmuştur. Bu durum genç adamda,  genç kadın hakkında yanlış bir ilk izlenim oluşmasına sebep olmuştur.

     Hayatımız boyunca, biz farkında olmadan oluşmuş pek çok  yanlış  ilk izlenimlerimiz vardır. Bu durum belki de bizleri pek çok fırsattan alıkoymaktadır. Bu yüzden ‘ilk intiba son intibadır’ sözü yerine, oluşmuş veya oluşacak olan yanlış izlenimlerimizi düzeltmek için neler yapmalıyıza bir bakalım:

    1- Karşınızdaki kişiye, onu daha iyi tanımak istediğinizi söyleyin ve onun hakkında ne düşündüğünüzü bilmesine izin verin.
    2- Karşınızdaki kişiden ne beklediğinizi ona ifade edin.
    3- Son olarak, karşınızdaki kişiye, yanlış anlaşılmaları düzeltmek  için bir şans verin.
    Herkes bir şansı hak eder.”

  • Çok Değil Kaliteli Zaman

    Çok Değil Kaliteli Zaman

    Ebeveynlerin birçoğu çocukları yanlarındayken ‘onlara zaten vakit ayırıyoruz’ gibi düşünebilirler. Elbette çocuğunuzun yanınızda bulunması, sürekli yalnız olmasından çok daha iyidir. Günlük hayat içersin de, hepimizin yapması gereken bazı rutinlerimiz vardır. Örneğin işten, eve geldikten sonra, yemek hazırlamak, sofrayı toplamak, belki birazda evi toparladıktan sonra, uzanıp dinlenmek bizim günlük rutinimizin küçük bir parçası olabilir. Fakat kaliteli vakit çocuğunuzla birebir geçirdiğiniz, onu mutlu edecek zaman anlamına gelmektedir. Ailecek oturup televizyon izlemek yerine, hep birlikte oturup film izlemek, daha sonra izlediğiniz film hakkında yorum yapmak, sohbet etmek hem aile içerisinde ki iletişimi kuvvetlendirecek hem de çocuğunuzun yorum yapma yeteneğini de arttırmış olacaktır. Bunun yanında çocuğunuzla oyun oynamak, resim yapmak, kitap okumak, ödevlerinde yardımcı olmak ona değerli olduğunu hissettirecektir. Bazen de birlikte geçirilen etkin vakitler aşırıya kaçabilmekte ve çocuğun kendi kendine oynaması da engellenmektedir. Bu durumda, çocuğunuza ihtiyacından daha fazla ilgi göstermiş olursunuz. Bu aşırı ilgi durumunu çocuğunuz, kendi istekleri için kullanacaktır. Çocuğunuza ayırdığınız her an ona değer verdiğinizi göstermektedir. Bilinçdışına ‘sana değer veriyorum, benim için değerlisin’ mesajını vermiş oluruz. Günümüzde yoğun iş temposundan dolayı, çalışan ebeveynlerin en önemli sorunlarından biri zamanın kısıtlı olmasıdır. Bunun sonucunda ortaya çıkan durum çocuğun, ebeveynlerine karşı gelmeyi öğrenmesi olacaktır. Ebeveynler tarafından gerçekleştirilen aşırı müdahaleler, çocuğun yaş dönemlerinde beklenen özelliklerin gelişimini geciktirecektir. Çocukların kendi başlarına geçirdikleri zaman dilimleri de, gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Ancak buradaki en önemli nokta, çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar etkin olduğudur. Burada yapmanız gereken çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın kalitesini artırmak ve onun ihtiyacı olan ilgiyi karşılamaktır. Yaşam koşullarının zorlaşması ve gelişen teknoloji ile birlikte, bizlerin bireysel meşguliyetleri artmakta ve bize ihtiyacı olan çocuklarımızın duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamaktayız. Unutmayalım ki sağlıklı bir nesil için çocuklara ayrılan kaliteli zamanın önemi büyüktür. Çocuğumuza ayırdığımız her an, onun mutlu olmasını sağlayacaktır. Yapılan incelemeler sonucunda anne ve babasından sevgiyi ve güveni alan çocukların hayatta karşılaştıkları problemlerle daha kolay baş edebildikleri, çevresine daha az zarar verici oldukları, arkadaşları ile daha uyumlu oldukları ve hayata karşı daha mutlu bakabildikleri görülmüştür. Etkin vakit geçirilen çocukların, duygusal süreçlerinde, merkezi sinir sisteminin gelişiminde, özgüven gelişiminde ve stresle baş etme durumlarında daha başarılı oldukları görülmüştür. Çocukların kişilik gelişimini etkileyen en önemli duygulardan biri, değerli olma duygusudur. Yapılan araştırmalarda, çocukların gelişimindeki ilk beş yılda ebeveynlerin veya bakım veren kişinin çocukla, birebir vakit geçirmesi çocuğun değerli olma duygusunu arttırmaktadır.

  • Aile ve Çift Danışmalığı

    Aile ve Çift Danışmalığı

    “Aldatma Ve Aldatılma”: Aldatma günümüzde çiftlerin yaşadığı en büyük sorunlardan biridir. Partnerini garanti görme, beklentilerin karşılanmaması, iletişim eksikliği gibi alt dinamikleri olan bu durum müdahale edilmedi takdirde bir kısır döngüye giren ve boşanmaya kadar gidebilen bir durumdur.

    “Evlilik Öncesi Danışmanlığı” “İnsan bir kere evleniyor” tarzında temennilerimizin olduğu evlilik müessesesi çoğu insanın hayatında önemli bire yere sahiptir. Peki bu kadar önemli bir kararı verirken nelere dikkat ediyoruz? Kriterlerimiz nelerdir?

    “TÜİK verilerine göre 2016 yılında 594.493 çift evlenirken aynı sene 126.164 çift de boşanmıştır. Bu boşanmaların %35,5’i, 1 ile 5 yıl arasındaki evliliklerde gerçekleşmiştir. Boşanmaların evliliklerin ilk yıllarında daha yoğun yaşanmasının en önemli sebeplerinden birisi “beklentilerdir”. Her çiftin birbirinden beklentileri vardır. Ama birisini değiştirmek üzerine başlanılmış bir evlilik uzun vadede iki taraf için de yıpratıcı bir hal almaktadır. Birini değiştirmek zor hatta bazı kişilerde imkânsız bir durumdur.

    Kadınlarla/erkeklerle ilişkisi sınırlı, yalnızlığı seven birini düşünelim. Bu kişiyle “beni aldatmaz” diye evlenebilirsiniz. Eğer ilişkiden beklentiniz bu ise muhtemelen karşısındaki kişi bu beklentinizi karşılayacaktır. Ama “benimle ilgilensin, çok sevsin ve bu sevgisini de her daim göstersin” diye bir beklentiniz varsa da burada biraz sorun yaşayabilirsiniz.

    Özetlemek gerekirse “Evlilik Öncesi Danışmanlık” bir ilişkiden ve partnerinizden beklentinizi daha net biçimde ortaya koymanıza yardımcı olmak için ihtiyaç dahilinde başvuracağınız bir yöntemdir.

    “Mutsuz Evlilik” Çoğumuz düzenli bir hayat, sağlıklı çocuklar ve huzur dolu bir yaşamın beklentisi içindeyizdir. Ama bazen işler bu sırayla gitmez. Böyle durumlarda işler tatsızlaşmaya başlar. Tahammülsüzlük, gerginlik, öfke nöbetleri ve gelinen son durum mutsuz evliliklerdir. Evlilik bir amaç olmaktan daha çok, mutluluğa giden yolda bir araç olmalıdır. Mutlu bir evlilikte bireylerin ruhsal sağlığını açısından önemli bir yere sahiptir.

  • Kaygı Bozuklukları

    Kaygı Bozuklukları

    Kaygı, her an kötü bir şey olabileceğine dair düşüncelerle aniden ortaya çıkan ve genelde kişilerde sıkıntıya neden olan bir durumdur. Anksiyete bozukluğu diye de adlandırılan bu rahatsızlıkta birey “Bu durum tehdit içeriyor mu?” ve “Yapabileceğim bir şey var mı?” sorularına cevap aramaktadır. İlk değerlendirmede tehdit olasılığı abartılır ya da olduğundan fazla algılanmaktadır.

    İkinci değerlendirmede ise var olan başa çıkma kaynakları azımsanır ya da farkına varılmaz. Yani ilk değerlendirmede çarpıtılmış bir algıyla düşünen kişi her zaman olumsuz ve tehdit içeren unsurlara yönelmektedir. İkinci değerlendirmede ise bakış açılarını o kadar daraltırlar ki “öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz kabullenilmişlikle zaten yapacakları pek de bir şey olmadıklarını düşünürler.

    Kaygı bozukluklarında kişilerin zihinlerinde yarattığı senaryolar vardır. Bu senaryolara inanmışlık dereceleri, dışarıdan bir hiçbir etkiye ihtiyaç duymaksızın uyaranlar karşısında çarpıtılmış yorumlarda bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yüzden mutsuzluk ve çaresizlik gibi olumsuz duygularının sebebi, dışarıda olan olaylar değil, bireyin bunları nasıl algıladığıdır. Kaygı tetiklendiğinde de savaş/kaç tepkisi ortaya çıkmaktadır.

    Kaygı Bozukluğu olan kişilerin düşüncelerinin içeriği özel alanlarına dair tehditlerle doludur. Kişi başta kendisi olmak üzere, ailesi, sosyal statüsü vb. sahip olduğu şeylere zarar geleceğini düşünür. Kaygı Bozukluğu yaşayan kimseler; insanların onu eleştireceğini, kendisiyle dalga geçeceğini, dışlayacağını düşünebilmektedir.

    Kaygı bozukluğunun tedavisinde düşünceler üzerine çalışma yapılmaktadır. Çünkü, kaygı bozukluğunda bilgi işleme neredeyse bütünüyle negatif uyaranları tanımaya yöneliktir. Dikkat kaynaklarının negatife yönelmesi de tehditle ilgili diğer mekanizmaların uyarılmasına neden olur ve bu bir kısır döngü şeklinde devam eder. Kişinin bu kaygısı, uyaranla ilgili eksik bilgilerine dayandığı için de bir psikoeğitim ve daha geniş bir bakış açısı kazandırmak terapide çok önemli bir yere sahiptir.

  • Depresyon Tedavileri

    Depresyon Tedavileri

    Depresyonu, derin bir üzüntüyle birlikte bozulan düşüncelerin, duygu ve davranışlarda bozulmaya yol açması diye tanımlayabiliriz. Bozulma her ne kadar düşünce yapısında olsa da kişi sadece duygu durumunun farkındadır. Yani kişinin anladığı, duygu durumunda olan iniş/çıkışlardır ve genel olarak depresyonda da çökkün bir ruh hali hakimdir. Bu duygu durum, sağlıklı bir insanın çok sevdiği bir yakınını kaybettiğinde hissettiği duyguyla birbirine çok benzerdir.

    Depresyondaki kişilerde genellikle yüz çizgileri belirginleşmiş, omuzlar düşük ve bitkin bir görüntü mevcuttur. Bireyde öncelikle düşünce ve konuşma hızında sonra da motor hareketlerde yavaşlama görülebilmektedir. Halsizlik bu hastalığın tipik belirtilerindendir. Hafif ve orta derecedeki depresyonda kişilerle iletişim kurulabilirken, daha ağır derecedekilerde konuşmama durumu ortaya çıkabilmektedir. Majör depresyon diye de nitelendirilen ağır derecedeki depresyon hastalarında düşük ses tonuyla konuşma ve sosyal ilişkilerde zayıflama görülmektedir.

    Bu tür vakalarda genel olarak isteksizlik, yaptıkları hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, değersizlik, uyku ve iştah sorunları, dikkat dağınıklığı vb. belirtiler görülebilmektedir. Bir kişiye depresyon tanısı koymamız için bu belirtilerden en az ikisinin 2 hafta boyunca görülmesi gerekmektedir.

    Depresyon tedavisinde kullanılan birçok yöntem vardır. Bunlardan en etkililerinden biri Bilişsel ve Davranışçı Terapi yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre öncelikle kişiyle empati kurulması gerekmektedir. Yani hastanın olayları nasıl yapılandırdığını ve onlara nasıl tepkiler verdiğini anlamaktır. Eğer aynı bakış açısını yakalayabilirseniz süreç çok daha hızlı ilerlemektedir.

    Bundan sonraki süreçte de stresle nasıl baş ettiğini, edemediği durumlarda nasıl yaklaşımlar sergilemesi gerektiğini hastaya anlatmak ve savunma mekanizmalarını güçlendirmek şeklinde ilerlemektedir.