Kategori: Psikoloji

  • Terapi Sürecinde Çocuk ve Aile

    Terapi Sürecinde Çocuk ve Aile

    Bir aile, çocuğu ile ilgili danışmanlık hizmeti almak istediğinde çoğunlukla spesifik olarak bir konu hakkında yaşadıkları zorluklar üzerine başvururlar. Kimi aileler ise belirgin bir problem yaşamayıp sadece takip amaçlı çocuğu ve kendileri için destek alarak ilerlemek isterler.

    Bizler Psikolog olarak öncelikle ailelerin ihtiyaçlarını önemser ardından süreç dahilinde etik çizginin izin verdiği ölçüde hareket etmeye çalışırız. En öncelikli prensibimiz “zarar vermemektir” olarak öğrendiğimiz için aileleri ve kendimizi hem maddi hem manevi olarak korumaya çalışırız.

    Peki, yaşanılan zorluklar üzerine danışmanlık talebinde bulunan aileler ve çocukları ile çalışma şeklimden biraz bahsedecek olursak! Özellikle sene başı olması sebebiyle sıklıkla gördüğümüz “ayrılma kaygısı”, “okula alışamama”, “okula gitmek istememe” konularından yola çıkabiliriz. 3-6 yaş grubunda Eylül, Ekim aylarında en fazla karşılaştığımız ve destek alınmak istenen konu okula uyum süreci olur. Ailenin ifade ettiği şey: “Hiçbir şekilde okul fobisi oluşsun istemiyorum, okula uyumunu nasıl sağlayabiliriz?” şeklindedir.

    Aile ile ilk görüşmeyi gerçekleştirirken mümkün seviyede detaylı anamnez (yaşam öyküsü) almaya çalışırım. Yaklaşık altmış dakikalık bir süre zarfında bir ailenin öyküsünü, yaşam stillerini, sosyal yapılarını, tutumlarını, aile bağlarını öğrenmeye çalışırım. Yaşanılan zorluklar da tüm bu etmenlerin bir şekilde etkisi olduğunu düşünürüm. 

    Eğer okulöncesi döneminde yer alan bir çocuğunuz varsa bu süreci bir trenin vagonları olarak düşünebilirsiniz derim. Bu trenin lokomotifi ise çocuğunuz. Eğer siz okul ile ilgili bir problem yaşıyorsanız bu tren vagonlarından sadece birini temsil eder. Ve bu noktada diğer vagonlarla var olan ilişkiye geçmek gerekir. Çocuğun uyku, yemek, tuvalet düzeninden tutun aile bireylerinin davranışlarına kadar uzanan ilişkilere bakılır. Yani bir problem salt bir şekilde problem değildir. Muhakkak ilişkili olduğu sebepler olur. İşte tam da bu noktada ailenin süreci bir bütün olarak nasıl ele alacağı devreye girer. 

    Çünkü psikologlar, çocuğun hayatında gelişim düzeyine uygun olmayan yaşantıları düzenlemeyi ve bununla ilişkili olarak gelişen problemi aile ile işbirliği yaparak çözmeyi amaçlar. Okul fobisi oluşmasından korkulan bir sürece bütüncül bir çerçevede destek sağlamak isterken, ailelerin bunun gerekliliğine gerçek anlamda inanması gerekir. Bu süreçte işbirliği ve sabır ile hareket edilir. 

    Özetle; her bir problemin dokunduğu bir diğer etkene dikkat etmek çok değerlidir. Bir problemi sadece bir problem olarak düşünemezsiniz. Çok değerli bir hocam kaygının tedavisi için şöyle ifade etmişti: “Bir insan asansör korkusuyla size danışmaya geldiğinde, tamam sizin asansör korkunuzu tedavi edelim diyemezsiniz. Çünkü kaygı virüs gibidir. Bir yerden tedavi ettiğinizi sanarken diğer noktadan başka bir kaygı olarak ortaya çıkar. O nedenle öncelikle kaygı mantığını kişiye kavratmanız gerekir ve bir nevi problemin köküne inmektir bu.”

  • İhmal Edilmiş Ruhlar ve Bedenler

    İhmal Edilmiş Ruhlar ve Bedenler

    Dile kolaydı değil mi özel bakıma ihtiyacı olan özel bir çocukla yaşamak, anlatması uzaktan bakınca kim bilir ne kolaydı? Peki ya yaşaması.?

    Hem bir çocuktan öğrenemeyeceğiniz kadar çok hayat tecrübesi öğrenmeniz, hem büyümeniz hem de büyütmeniz. Ne tuhaftı değil mi? Hem bu kadar yıpranıp hem de o çok kıymetliniz tek bir yeniliği başarınca tüm yorgunluğunuzun bir anda kuş gibi uçup gitmesi. Anlatsalar inanmazdınız belki, ‘Yok artık, bir çocuğa da bu kadar bağlanılır mı hiç!’ diye belki şaşırırdınız. Eğer bunca mücadeleyi veren siz olmasaydınız, ilk gününden son gününe kadar çocuğunuzun her bir gelişimine şahitlik etmeseydiniz anlatılan başarı öykülerine bu derece gözleriniz yaşarmazdı. Otizm tanısı almış çocuğunuzun sabah kalktığı andan gece yatana kadar her bir adımına şahitlik etmeseydiniz belki bir yerlerde duyacağınız yorgun savaşçı anne-babaların muhteşem öykülerinde ne anlatmak istediğini tam olarak kavrayamayacaktınız. Ve belki ne kadar çok yorulmuş olabileceklerini de..

    Sahi hiç düşündünüz mü ya da hiç denk geldiniz mi otizm tanısı almış bir çocuğa sahip anne-babaların sadece bir günlük rutinlerini. Bazen sadece tek bir kazak giydirmek için saatlerini harcadıklarına tanıklık ettiniz mi mesela? Ve onlara bakım verirken kendilerini ne derece boşverdiklerine? Kendi uykuları, kendi öğün saatleri, kendi sağlıkları kısacası kendi bakımlarını ne derece hiçe saydıklarını hiç gördünüz mü? Bunu bir ‘su kaynağı’ metaforuyla örneklendirmek isterim: Ormanın içinde büyük bir su kaynağı düşünün, herhangi bir denizle bağlantısı olmayan; suyu, gücü hiç bitmez gibi duran. Bu su kaynağından her gün 500 kg su çektiğinizi düşünün. Kaç hafta veya kaç ay dayanacaktır? Bu su kaynağı yeraltı suları veya yağmur sularıyla beslenmediği sürece yenilenemeyecek, bu nedenle bir süre sonra suyu azalacak ve havzası kuruyup gidecektir. İşte insan ruhu da tam olarak benzer mekanizmayla çalışır. Dış kaynaklarla beslenmeyip-bakım almayıp sadece besler ve bakım verirse bir süre sonra tükenme noktasına gelecek veya bakım verirken çok isteksiz ve mutsuz olacaktır ya da tamamen bakım veremeyecek kadar yorgun düşecektir. Başka bir deyişle, insanın çocuğuna, ailesine, sevdiklerine bakım verirken önce kendi öz-bakımını yapması ve kendi içsel gücünü yenilemesi şarttır. Çünkü hiçbir ruhsal enerji yenilenmeden devam edemez.

    ‘Peki söylemesi hoş ama bu bakım veren kendi bakımını nasıl yapmalı?’ dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikli kural, kendinize bakım verirken bunu bakım verdiğiniz çocuğunuz içinde yaptığınız bir iyilik olarak düşünmeniz gerekli. Siz iyi olmadan bakım verdiğiniz çocuğunuz da yeterince iyi olmayacaktır, unutmayın! Çocuğunuza bu denli ‘en iyisini’ sunmaya çalışırken kendiniz için ne yaptığınızı düşünün. Mesela sağlıklı besleniyor musunuz, günlük su içme miktarını yerine getiriyor musunuz, haftada birkaç kez  15 dk. da olsa her şeyi bir kenara bırakıp yürüyüş yapıyor musunuz? Bunlar fiziksel sağlığınızla ilgili çok temel gereklilikler. Ya ruhsal sağlığınız için neler yapıyorsunuz? 10 dk. bile olsa bir yakınınızla dertleşebiliyor, duygularınızı ifade edebiliyor musunuz? Çok değil arada farklı alanlara yönelmek adına kısa süreli de olsa söyleşi, toplantı, seminer, konser vb. etkinliklere katılıyor musunuz? Peki ya psikoterapi? Pek çok kişi psikoterapiye gitmenin akıl hastalığıyla bağlantılı olduğunu düşünse de esasında psikoterapi seansları bireyin ‘kendine iyi gelmek ve bakım vermek’ için yapabileceği en anlamlı alanlardan biridir. Bunun için özel psikoterapi merkezlerindeki psikologlara ulaşabileceğiniz gibi belediye, rehabilitasyon merkezi vb. kurumlarda bulunan psikologlardan psikoterapi talebinde bulunabilirsiniz. Bazen grup bazen de bireysel olarak gerçekleştirilen psikoterapi seansları sadece ‘kendi’nize odaklanıp ruhsal gücünüzü arttırmanızda ve çocuğunuza bakım verirken daha güçlü olmanızda yararlı olabilir. 

    Her ne kadar başka insanlarla diyalog kurmanın, sosyalleşmenin insan ruhuna çok iyi geldiğini savunsam da diyorsanız ki terapiye veya bir etkinliğe gidecek zamanım olmuyor, o halde bir kitap okuyarak mola verin kendinize, belki sadece 5-10 dakika… Veya evinizde sevebileceğiniz anlamlı bir şey yapın yaratıcılığınızı kullanarak sadece kendiniz için.

    Unutmayın her ne kadar yetişkin de olsanız özel bir bakıma ihtiyaç duyan özel bir çocuğun ebeveyni de olsanız sizin de içinizde sizden bakım bekleyen bir çocuk var. Ve o çocuk mutlu olmadan siz de yeterince mutlu olamazsınız. O yüzden içinizdeki çocuğu unutmayın.

  • Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Ülkemizde son bir haftadır yaşanan gencecik akademisyen Ceren Damar’ın ve minicik bir çocuk Mertcan’ın öldürülmeleri olayları beni derinden etkilemiş olup, toplum alt yapısının travmalardan geldiğini belirtmek istedim. Bence Türk toplumu “Travma Toplumu” olup, bu travmaların nesilden nesile aktarıldığı, kişinin kendi travmasının da eşlik etmesi ile çoğu zaman herhangi bir psikolojik destek alınmadığından böyle elim olayların yaşanmasına ortam hazırlandığını söyleyebilirim. Peki yaşatılan bu olaylarla travma toplumunun ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim? Şöyle açıklayayım; “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), yaşanan bir travmanın ardından ortaya çıkan, duygusal, düşünsel ve davranışsal birtakım sorunları işaret eder. Travma nedir? Günlük yaşamımızda karşılaştığımız olağan sorunların, stres etmenlerinin dışında olağandışı ve kişinin duygusal dünyasını, ruhsal dünyasını tehdit eden, örseleyen yaşantılardır. Doğal afetler, deprem, sel, yangın veya insan eliyle yaşatılan travmalar. Bunlar nedir? İşkence, fiziksel şiddet, cinsel şiddet gibi olaylardır. TSSB da bu olağan dışı olaya verilen reaksiyon olarak ortaya çıkıyor.”

    Bu reaksiyonlar nelerdir? “İlk anlarda kişi saatlerce konuşmayabilir, iletişim kurmayabilir. Daha sonra iletişim kurduğu dönemde de depresif olduğunu gözlemleyebiliriz. En küçük uyarandan aşırı olarak irkilme tepkisi gösterebilir. Örneğin kapı çalındığında ya da telefon sesi duyduğunda yerinden sıçrar. Uykuları bozulur, uyuyamaz, kabuslar görür.”

    Yaşanan tüm bu olayların çocukluktan kalan, onları besleyen travmalar olabilmesi ise hiç uzak bir ihtimal değildir. “İnsan maalesef çocukluktan başlayarak travmalara maruz kalıyor. Küçük çocuklar da aynı şekilde hem doğal afetlerden hem kendilerine uygulanan cinsel taciz şiddetten olumsuz etkilenirler. Burada travmaya verilen tepki yaşanan travmanın türü, ağırlığı ve yaşayan bireyin yaşı gelişim dönemi psikolojik gelişim dönemine göre değişen şiddetlerde ortaya çıkar. Çocuklar daha ağır yaşar ve etkili bir müdahale görmedikleri ve bir psikolojik destek almadıkları takdirde ağır kişilik bozukluğu geliştirebilirler. Yetişkinlikte bu duygu durum bozukluğunun üzerine depresyon eklenebilir. Hatta madde kullanımı da eklenebilir. Insan eliyle yaşatılan travmalar, doğal afetlerden çok daha fazla bireyleri etkiler. Bunları fiziksel şiddet, cinsel şiddet, işkence ve savaş olarak sıralayabiliriz.”

     

      En önemli görevin çevresindeki özellikle travmatize olmuş bir çocuk ise en yakın bakım verenlere düştüğü söylenebilir. Gözlemci olmalarında fayda var. ”Çevresindeki kişiler travma yaşayan kişiye olayın öncesinde gösterdikleri yakınlığa göre samimi ve içten bir destek verilmeli, kişi özellikle olayın yaşandığı ilk günlerde yalnız bırakılmamalı. Travmaya uğrayan kişi güvenli bir ortamda olduğundan emin olmalı. Tabi adli mercilere başvurulması çok önemli. İnsan eliyle yaşatılmış bir travma ise mutlaka hukuki yollara başvurmalı. Bu adalet duygusunu geliştirmesi ve kişinin hayata bağlanması ve içinde bulunduğu topluma yeniden inanması açısından çok önemli.  Bu kişinin ilk anlardan başlayarak psikolojik destek alması sağlanmalı. Bazı travmalar vardır, örneğin doğal afetler, kaza, yangın gibi kişi kendi kendine atlatabilir, mutlaka her travma yaşayana psikiyatrik tedavi hele de ilaç tedavisi başlanacak diye bir kural yok. Ancak sürecin takip edilmesi önemli.”

     

      Peki böyle bir durumla karşılaştığımız zaman ne yapılmalı? “Kişi yalnız kalmamalı, genel sağlığına dikkat edilmeli, iyi beslenmeli, iyi uyumalı, iyi dinlenmeli. Beyne zararlı maddelere asla yöneltilmemeli. Uyumak için alkole yöneltilmemeli. Böyle bir ihtiyaç varsa doktorla görüşülmeli. Sosyal hayatın içinde olmalı, arkadaşlarıyla daha önce nasıl ilişkiler yürütüyorsa aynı düzende devam etmeli. İşi varsa işine devam etmeli, spor yapmalı ve sosyalleşmeli. Gerekli durumda da psikiyatrik destek almaktan kaçınmamalı.”

     

  • Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir.

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

  • Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

    Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür. Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir.

    Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

  • Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız?

    Öfke Nedir?

    Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar.

    2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.

      Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız? 

    Öfke Nedir? 

      Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar. 

       2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde  “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.

  • Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda Yeme Problemleri

    Çocuklarda ortaya çıkan yemeyi reddetme, iştahsızlık ve seçici davranma gibi yeme problemleri büyük ölçüde psikolojik etmenlere dayanıyor. Bunun nedeni ise; çocuğun ailesiyle olan iletişimi ve duygu durumunu gösterme şekli yeme yoluyladır. Yapılan araştırmalara göre ilgi ihtiyacı olan çocuklarda yeme ve beslenme bozuklukları daha fazla görülmektedir. Özellikle okul öncesi dönemde, çocuğun bağımsızlığını elde etmek için kullandığı en büyük kozlarından biridir.

    Peki yeme problemiyle karşılaşıldığında neler yapılmalı?

    1. Öncelikli olarak beslenme davranışını değiştirmek zorlu olabilir. Fakat imkansız bir durum değildir. Bunun için çocuğunuzun 3 günlük ayrıntılı beslenme günlüğünü tutarak işe başlayabilirsiniz. Örneğin; çocuğunuzun ne kadar sıvı tükettiğini kaydedebilir, yemekten önce veya sırasında sıvı tüketmeyi önleyebilirsiniz. Ayrıca beslenmede biberon kullanımı yerine bardak alışkanlığı kazandırılmalıdır. 

    2. 0-6 yaş grubundaki çocuklara yaşlarına uygun porsiyonlar hazırlanmalıdır. Uygun porsiyon, bir yetişkinin porsiyonunun dörtte biri kadardır. Çocuğun tabağına yemeyi fazla koymak  çocuğu sıkabilir, daha az yemesine neden olabilir.

    3. Çocuğunuz susadığında meyve suyu yerine su verin. Meyve suyu hem diş sağlığına hem de ileri yıllarda çeşitli hastalıklara neden olabilir.

    4. Çocuğunuzla yeme konusunda pazarlık, ödüllendirme yapmaktan kaçının. Yemek istemediğinde masadan kalkmasına izin verin, aç kaldığını düşünerek sevdiği başka bir yiyecek vermeyin. 

    5. Çocuğunuzun sizin çizdiğiniz sınırlar içerisinde seçimler yapmasına izin verin:

    • Markete birlikte gidin, meyve ve sebzeleri birlikte seçin.

    • Yemekleri birlikte hazırlamak, çocuğu heyecanlandırıp yemeye teşvik eder.

    • Masada kullanacağı tabağı, bardağı çocuğun seçmesine izin verin.

    • Yeni bir yiyecekle karşılaştığında reddederse sabırla sunmaya devam edin. 

    6. Seçtiğiniz yemek tercihlerinde çocuğunuz yemiyor veya beğenmiyor diye kesinlikle vazgeçmeyin. İleriki dönemde sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanabilmesi için kararlı olmanız büyük önem taşımaktadır.

  • Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Ergenlerde Öfke Kontrolü ve Dışavurum Şekilleri

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor?

    İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

    Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

    Son zamanlarda “Beni yalnız bırak! Gidin başımdan, bir şey yapmak istemiyorum!” gibi çocuğunuzdan söylemler mi duyuyorsunuz? Çocuğunuz zamanının çoğunda öfkeli, sinirli, çevresine karşı saldırgan davranışlar mı sergiliyor? 

        İnsanlar duyguları olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayırma eğilimindedirler. Öfke olumsuz duygular içerisinde sınıflandırılır.  Oysaki öfke; şaşkınlık, heyecan, mutluluk gibi temel duygulardan biridir. Ancak güçlü hissedilir, kontrol edilmesi deneyimlerle öğrenilen bir şeydir.

       Ergenlik kolay bir geçiş dönemi değildir. Aile baskısı, kardeş ilişkileri, aile içi problemler, okul, sınav stresi, başarı kaygısı, arkadaş çevresi, hormonal değişimler gibi birçok konuyla baş etmeleri gerekmektedir.         Ergenlerin bu tarz sorunlarla karşılaştıklarında tutumları farklılık gösterir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de öfke ve saldırganlığı birbirine karıştırmamak gerektiğidir. Saldırganlık, öfkenin dışa vurum şeklidir, davranışa dökülmüş halidir. 

    Peki ergenler öfkelerini nasıl dışa vururlar?

    1. Saldırgan Ergenler: Öfkelerini tutamayan, agresif, kavgacı tavırlar sergilerler. Dışa vurumları şu şekildedir:

    • Kavga etme

    • Bağırmak, haykırmak

    • Aile bireylerine karşı gelme, kuralları reddetme

    • Küfür etme, kötü söz kullanma, tehdit etme

    • Kontrolsüz davranışlar yapma

    • Ortalığı yıkıp devirme, bir şeyleri fırlatma

    • Hayır ‘ı kabul etmeme

    1. İçine Kapanık Ergenler: İçine kapanık, sessiz, inatçı ve depresif tavırlar sergilerler.

    • Duygularını ifadede güçlük

    • İçine kapanıklık

    • Depresif, mutsuz görünme

    • Öfkeyi içine atma, bazen patlama

    • Güçsüz görünme

    • Kendine ya da nesnelere zarar verme

    • Sık sık fiziksel problemler yaşama (baş, karın vs. ağrısı)

    Yukarıda yazıldığı gibi ergenler, öfke halinde birbirinden farklı davranış şekilleri gösterirler. Buradaki önemli husus bu davranış şekillerinin sıklığı, kontrolü ve çevresiyle olan ilişkilerini ne denli yıprattığıdır. Ergenin hem kendi öz benliğinin hem de çevresiyle olan bağının daha fazla zarara uğramadan bir uzmandan yardım alınması gerekebilir. Bu durumun önceden tespit edilmesi yetişkinlik döneminin temellerini atmak, kimlik arayışına yardım etmek ve sağlıklı bir birey olma yolunda ona destek  olmak demektir. 

  • Kış Depresyonuna Dikkat

    Kış Depresyonuna Dikkat

    ‘Kış depresyonu’ olarak adlandırılan ve erkeklere oranla daha çok kadınları etkisi altına alan bu hastalıktan korunmak mümkün mü? Havaların soğuması, gün ışığından daha az yararlanmamız ve daha az sosyalleşmemiz bir çok sebep var kışın depresyona girmek için. Belki de en kötüsü kadınların bu depresyona daha sık yakalanması. Peki kış depresyonundan nasıl korunuruz, kış depresyonunu yenmek için ne yapmalı, kış depresyonu nasıl geçer? İşte birçoğumuzu ilgilendiren bu hastalıktan korunmak için 4 altın öneri… Kışın pek çok kişiyi etkileyen mevsimsel duygu durum bozukluğuyla ilgili dikkat edilmesi gerekenler var. Mevsimsel duygu durum bozukluğu olarak bilinen ‘kış depresyonu’ nun, kişinin motivasyonunu düşürerek, isteksizlik ve yaşamdan zevk almama gibi sorunlara neden olduğunu bilinmektedir. 

    DEPRESYON DAHA ÇOK KADINLARI ETKİLER

    Depresyon, kişinin duygularıyla dışa cevap verebilme sürecinde ortaya çıkan bir bozukluktur. Yaşamdan zevk alamama, içe kapanma ve sosyal ortamlardan uzaklaşarak giderek yalnızlaşma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Depresyona giren kişi, kendisine mutluluk veren aktivitelerden, artık zevk almaz hale gelir. Kadınlar, erkeklere oranla 2 kat daha fazla depresyona girmektedir. Gebelik ve loğusalık dönemleri, hormonal değişiklikler, yaşanan travmalar, duygusal açıdan daha hassas olan kadınlarda depresyon sorununu daha çok ortaya çıkarmaktadır.

    KIŞ RENKLERİ RUH HÂLİNi OLUMSUZLASTIRIR

    Kışın güneşli gün sayısı diğer mevsimlere göre daha azdır. Gün ışığı ise insana mutluluk veren seratonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olmaktadır. Bu nedenle güneşli günlerde insanlar daha neşelidir. Kış mevsiminde ise güneşin etkileri azaldığından, hüzün ve çaresizlik duyguları ortaya çıkmaktadır. Özellikle negatif ruh hâli kışın kendini gösterir. Soğuk günlerde tercih edilen koyu renkli kıyafetler bile psikolojik açıdan olumsuz etkiye sahiptir. Kat kat giysiler ve üşüme hissi de başlı başına bir olumsuzluk göstergesidir. Güneşli gün sayısının az olduğu Baltık ülkelerinde yapılan araştırmalarda, toplumda depresyonun daha sık görüldüğü ve intiharların depresyona bağlı olarak geliştiği belirlenmiştir.

     

    KAPALI MEKANLAR SOSYALLEŞMEYİ ENGELLER

    Kışın havanın soğuk olması nedeniyle kapalı mekanlarda geçirilen zamanın uzaması insanları sosyal ortamlardan da uzaklaştırmaktadır. Bu da kişinin sosyal açıdan yalnızlaşmasına yol açmaktadır. Özellikle alışveriş merkezlerinde çok vakit geçiren kişiler, kalabalıklar içinde yalnızlık hissi yaşamaktadır. Bu ortamlarda viral kaynaklı enfeksiyona yakalanma riski de yüksektir ve enfeksiyonun yol açtığı hastalıkların uzun süre devam etmesi kişinin psikolojisini olumsuz etkiler.

    KIŞIN DEPRESYONU YENMEK İÇİN BU UYARILARI DİKKATE ALIN!

    Kış depresyonu ile başa çıkmanın çeşitli yolları vardır: 

    – Günlük 3 öğün hâlinde beslenin. Öğün saatlerini atlamayın. 

    – Zamanınızı etkin ve planlı kullanın. Eğlenmeye ve sosyal aktivitelere kesinlikle zaman ayırın. Sosyal medya alışkanlığınız varsa kısıtlamaya gidin. 

    – Uyku düzeni için planlama yapın. Alıştığınız düzenin dışına çıkmayin yani fazladan kesinlikle uyumayın. Uyku düzenini bozacak faaliyetlerden uzak durun. Gün içinde kendinizi yorgun hissettiğiniz anlarda 10-15 dakika gözlerinizi kapatıp kendinizi dinleyin. 

    – Gün ışığından mümkün olduğunca uzun süreli yararlanmaya çalışın. Kışın güneşli günlerde kapalı mekanlarda fazla vakit geçirmemeye çalışın.