Kategori: Psikoloji

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Çocuklar zaman zaman ruhsal dayanıklılıkları konusunda bizleri şaşırtsalar da bazen çok ufak gibi görünen bir değişim dahi onların iç dünyalarında büyük ve olumsuz bir etki yaratabilmektedir. Biz yetişkinler gibi gelişkin dil becerilerine ve ifade yeteneklerine sahip olmadıkları için bu iç çatışmalar ve çözemedikleri duygusal meseleler çoğunlukla davranışsal sorunlar üzerinden ifade bulur. Bu meseleleri çözebilmelerine yardım etmek için bu davranışları ve iç dünyalarından gelen mesajları tercüme etmek ve anlamlandırabilmek gerekir ki oyun bu amaca en iyi hizmet eden araçtır. Bu nedenle çocukların genel uyumunu ve normal gelişim sürecini bozan duygusal ve davranışsal problemler sözkonusu olduğunda oyun terapisi üzerinden çalışılır.

    Bir çocuğa “oyun oynayalım mı?” diye sorduğunuzda cevabı “hayır” olmayacaktır çünkü çocuklar oyun oynamayı severler. Çocuklar oyun vakitlerinde sadece eğlenmeyi hedeflerken, aslında oynadıkları oyunlar onların sosyal ve duygusal gelişimlerine katkıda bulunur. Çocuklar yetişkinler gibi duygularını sözel olarak değil, oyun yoluyla aktarırlar. Oyun sayesinde hem olumlu hem de olumsuz duygularını ifade edebilme fırsatı bulurlar. Bu nedenle, oyun çocukların iletişim kurabilmelerinin ve hayatı öğrenebilmelerinin bir yoludur. Ayrıca, çocukların rahatlamalarına yardımcı olur ve empati becerilerini geliştirir.

    Oyun, çocuğun sembolik anlamda dilidir. Bu dil aracılığıyla dış dünyayı yeniden kurgulayarak prova yapar, sosyal rolleri ve ilişkileri deneyimler, anlamlandırmaya çalışır. Oyun, çocuğun iç dünyasının bir nevi anahtarıdır ve güvenli bir ilişki kurulduğunda bu dünyanın kapılarını kolaylıkla açmaya yardım eder. Güvenli bir terapi ilişkisi içerisinde çocuk iç çatışmalarını ifade eder ve terapistin yorumlarıyla bu meselelere farkındalık kazanarak farklı bakış açılarını ve kendi çözüm yollarını araştırır. Aynı zamanda bu ilişki içerisinde duygularını düzenleme şansı bulur ve anlaşıldığını hissetmenin iyileştirici gücünden faydalanır.
    Oyun terapisi sürecine, ebeveynler ile yapılacak detaylı öngörüşme sonrasında çocuğun değerlendirildiği ve ebeveynlerle tekrar bir araya gelinerek yaşanan sorunun anlamı, terapi sürecinin hedefleri ve bu süreçte ailenin yapacağı katkıların konuşulduğu görüşmeler doğrultusunda karar verilir. Çoğunlukla haftada 1, ihtiyaca göre bazen haftada 2 seans olacak şekilde planlanan terapi sürecinde belirli aralıklarla ebeveynlere destek olmak, terapinin etkilerini terapi odası dışında yaygınlaştırmak ve ebeveynlerin işbirliğini sağlamak adına anne-baba görüşmeleri düzenlenir. Bu görüşmeler, çocuğun o süreçte terapi odası dışındaki (ör:ev, okul) işlevselliğini anlayabilmek adına da oldukça önemlidir. Çocukla güven ilişkisini korumak öncelikli olduğundan, bu görüşmelerde oyun terapisi seanslarının birebir içeriği değil, terapistin çocuğun psikolojik ihtiyaç ve çatışmalarını nasıl yorumladığı ve bunların ebeveynler için ne ifade ettiği üzerinde durulur.
    Oyun terapisinin süresi çocuğun ihtiyacına ve hızına, terapinin hedeflerine ve sorunun yaşanma süresine bağlı olarak değişir. Ancak yaşanan sorun ne kadar köklü ve uzun bir geçmişe dayalıysa yol almak da o oranda uzun sürebilir. Sorunlar kronik hale gelmeden ve yerleşmeden en kısa sürede destek almak özellikle çocuklarla çalışırken çok daha hızlı sonuç verir. Etkin ve verimli bir oyun terapisi süreci için seanslara düzenli devam edilmesi önemlidir.

    Duygusal odaklı problemlerden bazıları şu şekilde sıralanabilir; kardeş kıskançlığı, altına çiş kaçırma, kaka tutma, boşanma, kaygı, korku ve fobiler, kayıp/yas, okula uyum problemleri, öfke kontrol sorunları, sebebi anlaşılamayan bedensel şikayetler (ör: baş ve karın ağrıları, kusmalar).
    Oyun terapisi, çocukların duygularını ve yaşadıkları sorunları dışa vurma fırsatı vererek, bunlarla yüzleşmesini ve çözüm yolları bularak baş etmesine fırsat tanır. Bu terapi sürecinde yargılanmadan doğrudan kabul edilen çocuk, kendi problemlerini, duygu ve düşüncelerini ortaya koyarak kendini tamamen ifade edebilmektedir. Yönlendirilmiş ve yönlendirilmemiş olarak iki çeşit oyun terapisi bulunmaktadır. Yönlendirilmiş oyun terapisi ile çocuğa direktif verilerek oyun oynaması sağlanır. Çocuk merkezli oyun terapisi olarak bilinen yönlendirilmemiş oyun terapisinde ise, oyunun kaptanı çocuktur. Çocuk her seansta hangi konuyu getireceğine kendisi karar verir. Terapistin görevi ise, çocuğu takip etmek, yönlendirmemek ve çocuğun kendi yaşadıklarını, duygularını ve kaynaklarını fark edebilmesi için aynalamak yani yansıtmaktır.

    Çocuk merkezli oyun terapisi çocukların dayanıklılıklarına ve büyümeye, gelişmeye ve iyileşmeye dair doğuştan gelen bir kapasitelerinin olduğuna inanır. Bu yöntem 2.5 ile 12 yaş arasındaki depresyon, takıntılar, kaygı bozuklukları, cinsel ve fiziksel istismar, travma, boşanma, mükemmeliyetçi tutumlar, alt ıslatma, mastürbasyon, yemek, uyku gibi duygusal ve davranışsal problemler yaşayan çocukların iç dünyasını anlamak, duygusal problemleri ile başa çıkmasını sağlamak, yaşadığı sıkıntılara alternatifler ve çözümler üretmek hedefler. Çocuk merkezli oyun terapisi, çocuklar öz-kontrol becerisi geliştirir ve kendilerine saygı duymayı öğrenirler. Duygularının kabul edilebilir olduklarını farkederler. Karşılaştıkları problemlere yaratıcı bir şekilde yaklaşma fırsatı yaşarlar. Ayrıca, seçimler yapma ve yaptıkları seçimlerden sorumlu olma kapasitesi geliştirirler (Landreth, 2011). Terapist her seansta çocuğa, aynı süreklilikle kabul ve güven ortamı sağlar ve hâkimiyet çocuğa aittir. Sadece gerektiğinde sınır koyar. Ebeveyn çocuk ilişkisinde baskın olan ve kontrolü elinde tutan taraf yetişkindir.

    Çocuk merkezli oyun terapisi ile çocuk insiyatif alabilmekte ve özgürce kendisini ortaya koyabilmektedir. Çocuk merkezli oyun terapisi, geçmiş yerine bugüne, sorun yerine çocuğa, düşünce yerine duyguya odaklı olduğu gibi çocuğu düzeltme yerine kabul etme odaklıdır. Oyun terapisinin tedavi edici tarafında en önemli etken “ilişkidir”. Bu nedenle, çocuğun terapistle kurduğu terapötik ilişki sürecin ilerlemesini sağlayan en önemli etkendir. Çocuğun iç dünyasını anlamaya çalışırken; gelişimi sabırla beklemek çok önemlidir. Çocuk merkezli oyun terapisinde aile ve öğretmenin desteği ve bilgilendirilmesi diğer önemli bir husustur.

    Çocuk merkezli oyun terapisinin yanı sıra, ailelerin çocukları ile nasıl iletişime geçebilecekleri konusunda bilgi ve beceri kazanabilecekleri Filial Terapi metodu ise, 1960’lı yılların başından itibaren, 2.5 ile 12 yaşları arasında duygusal problemler yaşayan çocukları tedavi etmek amacıyla kullanılan grup terapisi formatında yapılan bir tekniktir. Bu teknikte aileler, oyun terapistleri tarafından Çocuk merkezli oyun terapisinin metodu hakkında eğitim alırlar ve süpervize edilirler. Filial Terapi pek çok farklı kültürde ve farklı ortamlardaki ailelerde ve çocuklarda olumlu değişiklikler yaratan değerli bir terapi metodudur. Ebeveynleri, çocuklarının terapi sürecine doğrudan dahil etmeyi hedefler. Bu yüzden de, öncelikle eğitimsel bir modeldir. Ebeveynler ve çocukları için evde 30 dakika süren yeni bir özel oyun zamanıdır. Ebeveynlere teröpatik bir şekilde nasıl çocukları ile oynayacaklarını öğretmeyi hedefler. Bununla birlikte, teröpatik oyun becerilerini ve evlerinde kullanabilecekleri ebeveynlik becerilerini öğretir. Ebeveynlere rehberlik eder ve onlara pratik beceriler öğretir. Aynı zamanda ebeveyn-çocuk bağlanma ilişkisini de gözlemleme fırsatı yaratır.

    Filial Terapi, çocuklarla ebeveynlerin senkronize olamamalarından kaynaklanan problemlerin çözülmesinde yardımcı olur. Bu sayede, anne babaların çocukları ile olumlu ve destekleyici bir şekilde iletişime geçebilmelerini sağlar. Ebeveynlerin çocuklarına yönelik duyarlılıkları artar, çocuklarını yargılamadan önce onları anlamalarını sağlar. Çocukları ve çocuklarının potansiyelleri üzerine yeni bir farkındalık geliştirirler. Filial terapi, aile ilişkilerindeki problemleri keşfetmede ve çözmede doğrudan ve hızlı sonuçlar yaratan bir terapi metodudur.

  • Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklarda Gelişim Takibi

    Çocuklar dil-bilişsel, fiziksel (psikomotor), duygusal ve sosyal gelişimlerinin yüzde yetmişini 0-6 yaş döneminde tamamlarlar. Bu dönem çocukların kişiliklerinin ve öğrenmelerinin temelini oluşturan çok önemli bir dönemdir. Bir çok psikolojik sorunun kaynağı çocuğun bu dönemde yaşamış olduğu sıkıntılardır ve bu dönemde yapılan hatalar çocukların gelecekteki davranışlarını, öğrenmelerini ve kişilik yapılarını derinden etkiler. Bu yüzden bu yaş diliminde ailelerin çocuklarını iyi tanımaları, çocuğun gelişimine nasıl destek olacaklarını, doğru duygu-düşünce-davranış kalıplarını bilmeleri gerekir. Bu dönemde yapılan etkinliklerle çocukların bilişsel-duygusal-psikomotor ve psikososyal gelişimini desteklemek, istenmeden yapılan hataların önüne geçip zamanında müdahalede bulunmak, gelecekte çocuğun yaşamını olumsuz etkileyecek durumların önüne geçmemizi sağlayacaktır.

    Çocuk Gelişim Takibi Programımız, bu amaçlara hizmet ederek aileleri yönlendirmek üzere planlanmıştır. Bunun için öncelikle, çocuğun içinde bulunduğu döneme ait gelişim özelliklerine sahip olup olmadığı, çocuk için uygun testlerle belirlenir. Amaç gelişimsel olarak yaşıtlarının seviyesinde olup olmadığının belirlenmesidir. Gelişim testleri sonunda zeka puanı belirlenmez, gelişim düzeyi hakkında bilgi edinilir. Dil-bilişsel, psikomotor(ince-kaba motor), psikososyal, görsel dikkat, hafıza gibi temel gelişim alanlarının tümünü gözden geçirip, her bir gelişim alanında, çocuğunuzun ne düzeyde olduğunu tespit edip, çocuğun ihtiyaçları değerlendirilip, desteklendiğinde daha da parlayacak olan yeteneklerini ortaya çıkarıyoruz.

    Böylelikle çocuğunuzun gelişimsel gecikme yaşadığı alanlar evde sizler tarafından desteklenerek sorunlar büyümeden önlenecek, düzenli takip ve değerlendirmelerle gerekirse bir uzman desteği önerilecek, yaşıtlarından ileri seviyede ya da parlak olduğu alanlar varsa bu alanlarda özel olarak desteklenerek, özel yeteneklerinin güçlenmesi sağlanacaktır. Dolayısıyla , çocukların gelişim takibinin yapılması için, herhangi bir sağlık ya da gelişim probleminin olmasına gerek yoktur. Sağlıklı çocukların da gelişimleri takip edilerek desteklenmelidir.

    Unutulmamalıdır ki: Hiç bir ebeveyn, anne-baba olmayı bilerek dünyaya gelmez. Tıpkı yaşamdaki diğer öğrenmelerimiz gibi anne-baba olmakta sonradan edindiğimiz ve uyum sağlamakta zorlanabileceğimiz bir roldür. Anne babalar oyun, oyuncak, sınır koyma, doğru davranış kalıpları veya ihtiyaç duydukları diğer konularda bilgilenmek ve ihtiyaç duyduklarında bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelidirler…

  • Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Çocuk/Ergen Danışmanlığı

    Büyüme sürecinde duygusal, zihinsel ya da davranışsal sorunlar yaşayan çocuk ve ergenlerle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetidir. Bu hizmette söz konusu sorunların altında yatan psikolojik rahatsızlıklara odaklanılır. Süreçte, ebeveynlerle de işbirliği yapılır ve düzenli görüşmeler yoluyla ebeveynlerin bilinçlenmelerine yardımcı olunur.

    Çocukta ya da ergende ortaya çıkmış problemler, çocuğun/ergenin yardım çağrısı olarak düşünülür. Çocuğun ya da ergenin yaşadığı problem “bir sıkıntım var, bunu kendi başıma çözemiyorum, desteğinize ihtiyacım var, yolunda gitmeyen bir şeyler var, bana yardım edin” çağrısıdır.

    Çocukla/ergenle bire bir yürütülen danışmanlık hizmetlerinde; probleme yönelik çalışıldığı gibi, çocuğun/ergenin sosyal ve duygusal açıdan güçlenebilmesi, gelişimsel becerilerini arttırabilmesi, yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olarak yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi ve ailesiyle ve arkadaşlarıyla sağlıklı ve besleyici ilişkiler kurabilmesi amaçlanılır.

    Çocukluk ve ergenlik dönemi; bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal gelişimin hızla devam ettiği dönemlerdir. Çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlara hemen müdahale edilmesi çocuğun/ergenin gelişim sürecinde tıkanıklıklar oluşmasını engelleyebileceği gibi gelişimin arzulanan çerçevede sürekliliğini sağlar.

    Bir sorun uzun süre çözülemediğinde çocuğun/ergenin tüm gelişim alanları bu sorundan olumsuz bir şekilde etkilenir ve diğer gelişim alanlarında da farklı sorunlar oluşur. Sorunlar büyümeden yapılabilecek erken müdahale hem çözüm sürecinin kısalmasında hem de başka sorunların oluşumunun önlenmesinde belirleyici rol oynar.

    Çocuğa/ergene yönelik danışmanlık hizmetlerinin en önemli yararlarından biri de, ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ve kişiliğin oluşumunu olumsuz etkileyebilecek problemlerin; zamanında ve büyümeden çözülebilmesine ve krizlerle baş ederek atlatılabilmesine imkan sağlamasıdır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Danışmanlık Hizmetleri

    • Travma (ölüm, şiddet, istismar, boşanma, hastalık, kaza, ameliyat vb.)
    • Davranış ve uyum problemleri
    • Risk içeren davranışlar
    • Sosyal beceri eksiklikleri
    • Bağımlılıklar
    • Ders başarısızlığı
    • Çekingenlik ve kendine güvensizlik
    • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
    • Özel öğrenme güçlüğü
    • Alt ıslatma
    • İnatçılık
    • Parmak emme, tırnak yeme,
    • Kardeş kıskançlığı
    • Yeme problemleri
    • Konuşma bozuklukları
    • Gecikmiş konuşma
    • Tikler
    • Okul problemleri
    • Öğrenme performansını arttırma vb.

    Çocukla / Ergenle Çalışma Sistemi

    • Verilen danışmanlık hizmetinde öncelikle çocuk/ergen hakkında aileden ayrıntılı bir şekilde bilgi edinilir.
    • Çocuğun/ergenin yaşadığı sorunun kaynağını belirlemek ve çocuğu/ergeni tanımak amacıyla ihtiyaç duyulan konularda psikolojik testler uygulanır.
    • Çocukla/ergenle bire bir çalışılarak ve gözlem yoluyla ihtiyaç duyulan bilgiler edinilir.
    • Sorunun kaynağı belirlendikten sonra çocuğun ya da ergenin sorununun çözümüne yönelik psikoterapi yöntemleri belirlenir.
    • Problemin niteliğine ve ihtiyaca yönelik olarak çocukla/ergenle bire bir danışmanlık hizmeti sürdürülür.
    • Ailede ve okulda düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunda aileyle ve okulla gerekli işbirliği yapılır.
    • Çocuklarla ve ergenlerle çalışırken; oyun terapisi, EMDR terapisi, psikodrama, sanat terapisi, çözüm odaklı terapi, ebeveyn danışmanlığı, aile terapisi vb. birçok terapi yönteminden yararlanılmaktadır.

    Çocuklara ve Ergenlere Yönelik Grup Çalışmaları

    Çocuklara ve ergenlere yönelik yardım hizmetleri, bire bir danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra grup çalışmaları yardımıyla da yürütülebilir. Grupla psikolojik danışma, benzer problemlere sahip 6-15 kişiden oluşan en az bir uzman kontrolünde yürütülen sistematik danışmanlık faaliyetleridir. Grup dinamizminden de yararlanılarak, çocuğun/ergenin yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığını fark etmesi, benzer sorunlarla başa çıkma konusunda sosyal öğrenme olanakları sunması ve bir gruba aidiyet duygusu yaşatması ,yardım sürecinde iyileştirici etkiler yaratmaktadır. Yapılabilecek grup çalışmalarına ait konu başlıklarından bazıları aşağıda sıralanmaktadır;

    Psikodrama Grup Çalışması: Dramatik canlandırmalar yoluyla sorunlarını, çatışmalarını, kaygı ve güçlüklerini ele alarak, çocuğa ve ergene başa çıkma becerilerini geliştirme ve bunları deneme olanağını sağlar.

    Sosyal Beceri Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin yaşına ve gelişim özelliklerine uygun; kendini grup içinde ifade etme, iletişimi başlatma ve sürdürme, öfkesini kontrol etme ve öfkesini yapıcı şekilde yönlendirme gibi sosyal becerileri edinebilmesi amaçlanmaktadır.

    Yaratıcılık Becerilerini Geliştirme Grubu: Çocuğun/ergenin gündelik yaşam içinde karşısına çıkabilecek sorunlara ilişkin özgün çözümler geliştirebilmesi, farklı alternatifler üretebilmesi amaçlanmaktadır.
    Sınava Hazırlanma ve Sınav Performansı Arttırma Grubu: Çocuğun/ergenin akademik başarının ölçüldüğü sınavlara etkin şekilde hazırlanabilmesi ve sınav esnasında yaşanabilecek olumsuz kaygıyı kontrol edebilmesinin amaçlandığı faaliyetlerdir.

  • Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık – Psikoterapi

    Bireysel Danışmanlık, bir kendini tanıma ve farkındalık geliştirme sürecidir. Bu süreç boyunca duygusal gereksinimlerin, korkuların ve arzuların farkına varılır ve daha derin bir içgörü kazanılır. Bireysel terapi kendinizi, diğer insanları ve ilişki kalıplarını anlamanızı sağlar; size netlik ve perspektif kazandırarak ruhsal sağlığınız ve  iyi hissetmeniz için yaşamsal baş etme stratejileri geliştirmenize yardımcı olur. Bireysel terapi çerçevesinde çalışma konuları çok çeşitlidir. Aşağıda en sık karşılaşılan sorunların bazıları listelenmiştir:

    • Endişe/korku

    • Bedensel imajla ilgili sorunlar

    • Yas ve kayıp

    • İlişki sorunları

    • Yalnızlık ve izolasyon

    • Stres

    • Kendilik değeri/özsaygı ile ilgili sorunlar

    Psikoterapi sürecinin temel adımları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

    • Erken çocukluk döneminin kalıpları ve bireyin yaşamında sıklıkla karşılaştığı güçlükler arasındaki bağlantının farkına varılması,

    • Rüyalar, bedensel göstergeler ve sanat, beden egzersizleri, hikaye anlatımı gibi malzemelerle çalışarak kendini tanıma,

    • Benliğin dışlanmış veya inkar edilen yönlerinin keşfedilmesi ve tekrar entegrasyonu,

    • Tinsel inançların ve deneyimlerin keşfedilmesi.

    Kendini Daha İyi Anlamak

    Psikolojik danışmanlık süreci içerisinde kişi davranışlarının hangi duygulardan kaynaklandığını, duygularının ise hangi temel inançlarından beslendiğini görür, kendini daha iyi tanır ve anlar.

    İlişkilerini Daha İyi Yönetmek

    Kendini tanıyan kişiler, ilişkilerine daha sağlıklı yön verebilmek adına psikolojik danışmanlık süreci içerisinde çevresindeki önemli diğerleri dediğimiz insanları ve onlarla olan etkileşimlerinin temellendiği dinamiği görür ve ilişkilerini daha iyi yönetir.

    Olumsuz Duygularınızı Nötrlemek

    Hepimiz çeşitli sebeplerden kendimizi kötü olarak nitelendirdiğimiz duygular içerisine girebiliriz, psikoterapi olumsuz duyguların çözülmesi ve nötrlenmesine yardımcı olur.

    İstemediğiniz Davranışlarınızı Değiştirmek

    Bazen işlerimizi erteleriz, bir işe başlar ve devam ettiremeyiz, psikoterapi davranış değişikliğini destekleyecek içsel kaynaklarınıza ulaşmanızı ve onları daha etkin şekilde kullanmanızı sağlar.

    Kişisel Gelişiminizi Desteklemek

    Gelişim ihtiyaçları kişiden kişiye değişir, psikoloğunuzla yaptığınız görüşmeler içerisinde hem gelişim ihtiyaçlarınızı daha iyi anlar hem de o ihtiyaçları tamamlamak yolunda sağlam adımlar atarsınız.

  • Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Doğru Ebeveyn Tutumu Diye Bir Şey Var Mı ?

    Ebeveynler çocukları ile ilişkilerinde spesifik çözümler gerektiren somut problemlerle karşı karşıya kaldıklarında, ‘’çocuğa daha fazla sevgi ver’’, ‘daha fazla ilgi göster’, gibi basmakalıp öğütlerin çoğu zaman yetersiz kaldığını bir çok kez hissetmişlerdir.

    Ya da buna benzer şekilde ‘’çocuğunu daha çok dinle’’, ‘’daha iyi iletişim kur’’ gibi biraz eleştirel temalar içeren ve büyülü sonuçlar doğuracağı hayal edilen tavsiyelerin hiçbir işe yaramadığına bir çok kez şahid olmuşlardır.

    Bununla birlikte ebeveyn çocuk ilişkisinde farkında olunmadan sıkça yapılabilen bazı tutum hatalarının, bu ilişkiyi ciddi anlamda zedelediği, farklı dil, din ve ülkedeki bir çok araştırmada gösterilmiştir ve profesyonellerin kabul ettiği gerçekler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

    Her çocuk ebeveyn ilişkisi kendi özelinde değerlendirilmeli gerçeğini baştan kabul ederek bazı evrensel doğruların altını çizmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

    1. UYARILARIN AZALTILMASI:

    Gün içersinde farkında olmadan çocuklarımızı yaptıkları olumsuz davranışlar veya tam olarak yapamadıkları görevler için gereksiz yere  uyarıyor olabiliriz. Önemli önemsiz her şey için çocuk uyarıldığında, zaman içerisinde bu uyarılar hiç dinlenmemeye başlar. Tekrarlayan uyarılara uyulmaması, ebeveynin öfkelenmesine, sabrının tükenmesine, en nihayetinde  kontrolünü kaybederek ağır sözel veya fiziksel cezalar uygulamasına neden olabilir.

    Unutulmamalıdır ki; kurallar; az sayıda olduğunda, işe yarar, aksi takdirde çoğu zaman çiğnenir.

    Özellikle titiz ve kuralcı ebeveynler, çocuklarının daha temiz ve düzenli olması, daha olumlu davranışlar sergileyebilmesi, isteklerin çocuğu tarafından anında hatasız ve eksiksiz yerine getirilmesi, konulan kurallara tam olarak uyum gösterilmesi için  aşırı uyarılarda bulunabilirler.

    Örneğin; trafikte kırmızı ışıkta dur, kemerini tak, hız limitine uy şeklindeki az sayıdaki kurala uyarız, ama bunun yerine onlarcası olsaydı (kırmızı şeritlerin üzerinden geçme, mavi tabelaları  her gördüğünde yavaşla vs) sizce uyar mıydık ?

    Çözüm: Olumsuz davranışı sürekli uyarmak yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır.

    2.ELEŞTİRİLERDENVAZGEÇİLMESİ

    Ebeveynleri tarafından olumsuz davranışların eleştirilmesi, bu davranışların sıklığını azaltmadığı gibi, ebeveyn çocuk arasındaki iletişimin de ciddi anlamda bozulmasına neden olmaktadır.

    Anne babası tarafından onaylanmaya, beğenilmeye takdir görmeye ihtiyaç duyan çocuğun davranışları ile ilgili olumsuz geri bildirimlerle karşılaşması, çocuğun  özgüveninin azalması, kendilik değerinin düşmesi ve yaptığı işleri tam olarak becerememe duygusu geliştirerek  görevleri yapmaktan vazgeçmesine neden olur.

    Çözüm: Olumsuz davranışı eleştirmek yerine bu davranışı neden yapmaması gerektiğini, yapması halinde kendisine nasıl bir olumsuz etkisi olabileceği anlatılmaya çalışılmalıdır. Sürekli eleştirildiğinizde kendinizin hissettiği olumsuzluk, karamsarlık, beceriksizlik, değersizlik duygularını düşünüp, çocuğunuzun benzer duygularla başetmek zorunda bırakmamaya çalışın.

    3.ÖĞÜTLERİN, NASİHATLARIN AZALTILMASI

    Hatalı bir davranışın tekrarlamaması için uzun nasihat ve öğütlerle sayısız kere nasıl doğru davranılacağının anlatılması, zaman içinde çocuklar için sıkıcı ve dinlenmez hale gelmekte, çocukların olumsuz davranışlarını azaltmadığı gibi, ebeveynler söylediklerinin işe yaramadığını gördükçe öfkelenmekte, çocuk ebeveyn arasında ilişkinin bozulması kaçınılmaz olmaktadır.

    Çözüm: Ebeveynler için de yorucu bu iletişim şeklinin terkedilmesi, anlatılmak istenenin en kısa ve yalın şekilde ifade edilmeye çalışılması gerekmektedir. Daha az konuşma, daha çok dokunma, daha az söylenme, daha çok  destek olma.

    4.HATALI DAVRANI KARŞISINDA  ANİ ÖFKELİ, SERT DUYGUSAL ve FİZİKSEL TEPKİLER VERİLMEMESİ

    Yapılmaması gereken bir davranışın çocuğunuz tarafından sürekli tekrarlanıyor olması, şiddet uygulamayla  veya ‘’bir daha yaparsan’’ ile başlayan tehdit cümleleri ile düzeltilmeye çalışılmamalıdır.

    Öfkeli iken hiç bir sorun çözülemeyeceği gibi, öfkenin etkisi ile ağzımızdan çıkan kelimeler veya fiziksel müdahaleler, çocuğun benlik değerinde düşmeye, olumsuz davranışın zaman içinde çok daha yoğun olarak gözlenmeye başlamasına neden olabilir.

    Fiziksel şiddete maruz kalan çocuklar okulda arkadaşları, evde kardeşi ile anlaşmazlığa düştüğünde, sorun çözümü yolu olarak, şiddeti uygulamayı öncelikli olarak kullanmaya başlayabilirler.

    Bir hatasını sizinle paylaştığında sert duygusal tepkiler vermemiz, ergenlikte daha az paylaşımcı olunmasına, daha çok hatalarını saklama eğilimi içine girilmesine ve sıkıştığında yalan konuşmaya başlamasına neden olabilir.

    Dolayısıyla; Bu tip cezalar o an için olumsuz davranışı KORKUTARAK sonlandırabilirken, uzun dönemde olumsuz davranışın tekrarlamasını engellemediği gibi çocukta kendilik değerinin düşmesine, saldırgan davranışların artmasına, ebeveyn çocuk ilişkisinin gün geçtikçe daha çok bozulmasına neden olur.

    Çözüm: Neden ne olusa olsun fiziksel ceza ve tehditlerden uzak durmak gerekir Öfkeli iken çocukla iletişim kurulmaya çalışılmamalı, sakinleşene kadar kendinize fırsat tanımalısınız. Öfke kontrolü ile ilgili sorun yaşayan ebeveynlerin psikiyatrik yardım ihtiyacının mutlaka değerlendirilmesi gerekir.

    KIYASLAMA

    UTANDIRMA    (VAZGEÇMEMİZ GEREKEN DİĞER TUTUMLARDIR.)

    MAHÇUP ETME

    ÇOCUĞUMUZLA İLETİŞİMDE BİR AN EVVEL ÖNCELİK VERMEMİZ GEREKEN DAVRANIŞ BİÇİMLERİ VE ÖNLEMLER

    1.OLUMLU DAVRANIŞLARA ODAKLANILMASI:

    Olumsuz davranışlarının eleştirilmesi yerine istenilen davranış gösterildiğinde memnuniyetin belirtilmesi, çocukların bu memnuniyeti duymak ve hissetmek  için olumsuz davranışlardan zaman içersinde vazgeçmeleri ile sonuçlanır. Bu yüzden çocuğun neleri yapamadığına değil, neleri yapabildiğine çok daha fazla vurgu yapmak ve olumlu davranışın hemen ardından memnuniyeti belirtmek gerekir.

    Düzgün oyun oynamadığında, oyuncakları dağıttığında uyarmak yerine, oyuncakları ile düzenli paylaşımcı bir şekilde, sessizce oynadığında memnuniyetimizi belirtmeyi daha sık yapmak gibi. Kardeşi ile bir şeyi paylaşmadığında sert çıkma yerine, kardeşi ile herhangibir konuda işbirliği yaptığında memnuniyeti belirtmek gibi.

    Olumlu hiçbir davranışı yok diyorsanız; kolayca yerine getirebileceği bir şeyi yapmasını isteyip sonrasında övgü ve takdir ederek başlayabilirsiniz. Diğer önemli bir nokta olumlu davranış devam ettiği sürece ebeveyn bunun farkında olduğunu belirtecek şekilde olumlu geri bildirimleri tekrarlaması gerekliliğidir.

    Çözüm: Doğru davranışı gösterebileceği ortamlar hazırlamalısınız. Doğru davranışı gösterdiğinde bunu fark edip şımarır korkusu taşımadan onayladığınızı hissettirmeli(övgü, aferin, kucaklam, puan, oyun oynama) memnuniyetinizi belirtmelisiniz.

    2.ÖZEL ZAMAN UYGULAMASI

    Olumsuz davranışların düzelmesi, kurallara uyumun sağlanması için öncelikli koşul, ebeveyn çocuk iletişiminin sağlıklı olmasıdır. Yöntem, olumsuz davranışların düzelmesi için ön koşul olan, ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkiyi düzenlemeyi ve yakınlaşmayı sağlamayı amaçlar.

    Çocuk anne babasının kendi hoşlandığı şeylere ilgi gösterebileceğinin farkına varır. Kötü davranışlarım olsada seviliyorum önemseniyorum duygusu çocuğun kendisine saygısında artışa yol açar.

    Etkinliğin özellikleri;

    1.Haftanın 3-4 günü, 20-30 dk kadar baba ile birlikte, bire bir (kardeş dahil edilmeyecek) oyun/etkinlik saati oluşturulmalıdır. Oynanacak oyun veya yapılacak etkinlik çocuk tarafından seçilmeli.

    2.Etkinliğin amacı oynanılan oyunu öğretmek yada bir beceri kazandırmak değil, çocuğun hoşlandığı bir aktiviteye ilginin gösterilmesidir. Bu yüzden, baba kural koymak, emir vermek, eleştirmekten kaçınmalı, insiyatif çocuğa bırakılmalıdır.

    3.ebeveynin kendisini rahat, stressiz hissettiği bir saat seçilmeli. Ebeveyn o esnada başka bir şey ile uğraşıyor olmamalı, ilgisini gösterebilmeli.

    4.Oyun sırasında çocuğun olumsuz davranışları olabildiğince gözardı edilmeli. Davranış sürerse nedeni belirtilerek aktite sonlandırılabilir.

    5.Etkinliğin zamanı önceden belirlenmeli ve olabildiğince aynı saatlerde olunmalı.

    Farkında olmadan günlük hayat koşuşturmasında çocuğu ihmal ediyorsak, bu durumu farkına varmamızı sağlar. Günde 20 dakika çocuğuna zaman ayıramayan ebeveynlerin ihmal etme konusunu daha ciddi olarak gözden geçirmeleri gerekir.

    3.EVDE HUZURLU BİR ORTAMIN SUNULMASI

    Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. Dinlemediklerini sandığımız bir çok şeyin farkındadırlar. Ebeveyn arasında olabilecek sözel ve fiziksel şiddet içeren münakaşalar çocuğun kendini en huzurlu hissetmesi gereken aile ortamında bile güvenliğini sorgulamasına neden olur. Huzursuzlukları olabildiğince yansıtmamaya çalışmak alınması gereken en önemli tedbirlerden birisi.

    İşlerim çok yoğun, küçük kardeşi ile ilgileniyorum, ev işlerine yetişemiyorum, tek işim o değilki  gibi  kendi tükenmişliklerini neden olarak görmek yerine;

    • Çocuğuna ilgi, sevgi, alaka gösterebilen bunun için özel zamanlar ayırabilen,
    • Duygusal olarak ulaşılabilir,
    • Hatalarına karşı, sert duygusal tepkiler vermek yada uzun öğütlerle çocuğu bunaltmak yerine, çoğu zaman dinleyici olabilecek kadar sabır gösterebilen

    ebeveynlerin varlığı : Hiç şüphesiz ki ergenlik döneminin çok daha sağlıklı geçirilmesini sağlayacak en önemli etkendir.

  • Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı

    Bilişim çağının anne babalara en kötü sürprizi teknoloji bağımlılığı oldu. Araştırmalar teknoloji bağımlılığının, beyinde madde-alkol-kumar bağımlılığı ile aynı bölgeleri tetiklediğini gösteriyor. İpin ucunu fazla kaçıran çocuk maalesef yatarak tedavi görecek kadar hastalanabiliyor.

    İşin kötüsü çocuk ve ergenlerin çoğu elinden düşürmüyor, hal böyleyken ebeveynler kendilerini bir meydan muharebesinin içinde buluyor ☺ “Peki nasıl önüne geçeceğiz?” dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle sabırlı ve tutarlı olmanız gerekecek. Bunun kolay olmayacağını ancak başarabileceğinizi rahatça söyleyebilirim. İşte siz anne babalara yardımcı olabilecek 10 öneri:

    1. Öncelikle küçük çocukların ekrana bakarken daha kolay yemek yediklerini biliyorum. Ancak bu aynı anda çocuğun beynindeki esnekliğe, yani sağlıklı gelişimine zarar veriyor. 0-3 yaş arası çocuklar kesinlikle uzak tutun. Diğer yaş grupları için ise şöyle bir sıralama mümkün:                                              3-6 yaş – 30 dakika

                                                          6-9 yaş-50 dakika

                                                          9-12 yaş- 70 dakika

                                                          12 yaş üzeri – 90 dakika
              ancak bu süreleri maksimum gibi düşünerek mümkün olduğunca kısıtlamanızı öneririm.

    1. Süreler konusunda pazarlığa açık olmayın. Çocuk ile, telefon-bilgisayarda zaman geçirebileceği saat aralığını önceden belirleyin. Süre bitimine yakın 2 kez hatırlatıp gerekirse elinden alın.

    2. Çocuğa ÖNCE GÖREV SONRA EĞLENCE kuralını benimsetin ve önce ödevleri bitirmesini şart koşun.

    3. Mümkünse yalnızca hafta sonu zaman geçirmesine izin verin.

    4. Çocuğun keyif alacağı başka aktiviteler bulmasına yardımcı olun. Bu süreçte çabuk sıkılacağı aktiviteler olabilir, sabırla devam edin.

    5. Telefon ve bilgisayarda nasıl vakit geçirdiğini, hangi oyunları oynadığını ve hangi sitelere girdiğini takip edin. Şifre koysa dahi bunun bir yolunu bulun. Zararlı sitelere girmemesi adına teknik yardım alın. (Ebeveyn kontrolü gibi)

    6. Mümkünse ödev yaptığı bilgisayar ile diğer bilgisayarı ayrı tutun. Böylece ödev yaparken çocuk diğer sitelere giremeyecektir. Eğer mümkün değilse ödev yaptığı zamanlarda yalnızca ödev yaptığından emin olun.

    7. Çocukla daima ilişkinizi sıcak tutun. İnternette kafasını karıştıran, endişelendiren bir şey olduğunda sizinle konuşabileceğini ve ona kızmayacağınızı sözlerinizle -davranışlarınızla ifade edin.

    8. Telefon ve bilgisayarda vakit geçireceği zaman gözünüzün önünde olmasına özen gösterin, böylece daha rahat kontrol edebilirsiniz.

    9. Eğer çocuğunuzda özgüven eksikliği, dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü gibi bir tablo var ise bu konuda risk grubundadır.  Uzman desteği alarak sorunun kaynağına inmenizi öneririm.

  • 2 Yaş Krizi Nedir?

    2 Yaş Krizi Nedir?

    ‘Bütün dünya bana karşı geliyormuş gibi hissediyorum. Annem babam bile bir şey istediğimde sürekli bana hayır diyor. Beni hep durdurmaya çalışıyorlar. Durmadan şunu yap, bunu yap diye emir veriyorlar. Oysa ben ‘benim’. Benim kendi aklım var. Bu yüzden annem babam bana yap dediklerinde ‘Hayır’ demek zorundayım. Eğer hayır demezsem, kendimi yalnızca anne ya da babamın bir parçasıymış gibi hissediyorum. Ama ben benim. O yüzden istediğim zaman hayır diyebilirim. Çünkü ben güçlüyüm. İstediğim şeylere ben karar verebilirim. Masada nereye oturmak istersem oraya otururum. Kaşığımı tabağıma durmadan vururum. İnsanlar benim burada olduğumu çıkardığım ses sayesinde anlayabilirler. ‘

    Çocuğunuz durmadan hayır diyor, olur olmadık mekanlarda kendini yere atıyor ve bir şey istediğinde onu elde edene kadar ağlama krizlerine mi giriyor? Tebrikler, ‘ Terrible two’ yani ‘2 yaş krizi’ dönemine hoş geldiniz.

    Yazının başındaki cümleler bu dönemde çocuğunuzun ne hissettiğini ve düşündüğünü size kısaca özetleyebilir. Çocuğunuz bunları sizi kızdırmak için yapmıyor, kendi benliğini kazanmak ve bağımsızlığını kanıtlamak istiyor. Bu süreci sağlıklı bir şekilde tamamladığında çocuğunuz ilerde kolaylıkla insanların etkisi altında kalmaktan korunacaktır.

    Ebeveynler bu süreçte çok zorlanıp, aşırı tepkiler verebilir. Bu yüzden sık sık bu sürecin geçici olduğunu ve bu dönemin onun gelişimi için gerekli bir evre olduğunu hatırlamak gerekir.

    Ebeveyn olarak dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şu şekilde özetleyebiliriz;

    Bu süreçte çok fazla alanda çocuğunuza sınır koymaya çalışmayın. Savaşacağınız birkaç alan belirleyin. Örneğin fiziksel güç kullanması net bir sınırınız olsun ve bu davranışa asla izin vermeyin.

    Çocuğunuzun hayır ifadelerini onaylayın ve karşı gelmemeye, değiştirmemeye çalışın. Örneğin ‘Hadi çoraplarını çekmeceye koy’ dediğinizde büyük bir ‘hayır, olmaz’ cevabıyla karşılaştıysanız; ‘Tamam, demek şimdi bunu yapmak istemiyorsun’ diyerek karşılık verebilirsiniz.

    Yemek konusunda isteklerine saygılı olun. Örneğin brokoli yemek istemediğinde, ‘Neyi sevip sevmediğine karar ver. Şimdi senin brokoli sevmeyen birisi olduğunu söyleyebilirim.’ Cevabı çocuğun benlik algısını destekleyen ve önemsendiğini hisseden bir cevap olur.

    Çocuğunuz ağlama krizine girdiğinde ve istemediği şeyleri ağlayarak ifade ettiğinde ona yol gösterin. ‘Hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda bana hayır, istemiyorum diyebilirsin. ‘

    Bu dönemde çocuğunuzla güç yarışı yapmaktan kaçının. Her istediğinin olmayacağını öğrensin düşüncesi bu dönem için çok geçerli değildir. Tartışma sonuçta daima çocuğun kaybettiği şartlar oluşur. Siz kazanırsanız çocuğunuz kendini ifade etme gücünü kaybedecektir. Eğer çocuğunuz kazanırsa, kendine doğru örnek olacak bir rehberi, güçlü bir yetişkini kaybedecektir. Çocuğunuz sizi çok zorladığında, örneğin yemek yememek için kararlı davrandığı durumlarda bile, ‘Tamam, şimdi yemek zorunda değilsin. Ama daha sonra senin için yemek pişirmeyeceğimi bilmelisin.’ Hem onun istediğinin olduğu, hem son sözü sizin söylediğiniz ve sınırları sizin belirlediğiniz bir cevap olur.

    Son olarak iki yaş krizinin nörolojik boyutuna da bir bakmak gerekiyor.

    Çocuğunuzun bu dönemde beynin ön (frontal) bölgesi gelişir. Bu bölgenin gelişmesi için kararlar vermeye ihtiyacı vardır. Sizin tüm söylediklerinizi yerine getirmesini, tüm emirlere itaat etmesini beklerseniz, beynin bu bölgesinin faaliyetsiz kalmasına sebep olabilirsiniz.

    Ağlama krizler çocuk beyninde gerçek bir tetikleme yaratır. Çocuğunuzun ağlamaya hakkı vardır. Beyni gerçekten de istediği olmadığı için stres altındadır. Ağlamak bu gerilimin boşaltılmasını sağlar.

    Sizin için çok küçük olan bazı istekler onun için çok önemlidir. Arkadaşının oyuncağını almak istemesi veya herhangi bir isteğinin geri çevrilmesi, onun beyninde çok zor bir durumdur. Olgunlaşmamış, neden- sonuç ilişkileri kurmayı öğrenmemiş, bağlantı kurmamış bir beyinde, istekler hayal edilmeye başlandığında haz verecek moleküller salgılanır. Ve istediği olmadığında bu molekülleri n miktarında ani bir düşüş olur. Bu da büyük bir ağlama krizine veya saldırgan bir tepkiye yol açabilir.

    Bu dönemde ihtiyacınız olan en büyük şey ise ‘Sabır’dır. Çocuğunuzun geliştiğini ve büyüdüğünü kendinize hatırlatmak bu dönemi atlatmanıza yardımcı olacaktır.

  • Sanat Terapisi

    Sanat Terapisi

    Sanat terapisi, terapi sürecinde sanatsal aktiviteleri kullanması yönüyle pek çok terapi yaklaşımdan farklılık göstermekte ve son yıllarda fazlasıyla ilgi görmektedir. Resim, müzik, heykel, hikaye yazma gibi pek çok sanatsal aktivite sanat terapisinde kullanılmaktadır.

    Çocuk, ergen, yetişkin, çift terapisi gibi çeşitli alanlarda kullanılabilen sanat terapisi, yalnızca psikolojik rahatsızlık yaşayan kişilerde değil; kendini keşfetmek, duygularını açığa çıkarmak, kendini daha iyi ifade edebilmek, içine attığı şeyleri sanatla dışa vurmak isteyen herkesle uygulanabilmektedir.

    Sanat terapisinin iyileştirici bir etkisi bulunmaktadır. Sanatsal faaliyetler, kendini ifade etmenin en güçlü ve eğlenceli yollarından biridir. Kelimelere dökülemeyen düşünceler, sanat yoluyla daha doğal ve güvenli bir biçimde ifade edilebilirler. Çizim yapmak, hikayeler oluşturmak, kişinin içindeki çocukla temas kurmasını sağlamaktadır. Böylece içindeki eleştirel anne babayı keşfedebilmekte ve daha sağlıklı baş etme becerileri gelişmektedir.

    Sanat terapisine her yaştan, isteyen herkes katılabilmektedir, herhangi bir sanatsal beceriye sahip olmak gerekmemektedir.

    Duygularını sözel yolla ifade edemeyen, günlük hayatta yaşadığı stresi atmak isteyen, geçmişte yaşadığı travmaları bulunan, çekingen ve utangaç olan, dikkat eksikliği yaşayan, çatışmalarını çözmek isteyen, farkındalığını yükseltmek isteyen, söze dökülmeyen acılarını fark etmek isteyen, çocukluk çağı yaşantılarının bugününe etkisini keşfetmek isteyen kişiler ve daha pek çok konuda yardıma ihtiyaç duyanlar sanat terapisine başvurabilirler.

    “Etrafıma karşı bir duvar örmüş gibiyim”

    “Kimseyle yakın ilişki kuramıyorum”

    “Başkalarının sevgisini kaybetmemek için normalde yapmayacağım şeyler yapıyorum”

    “Hep üzgünüm, mutlu olamıyorum”

    “Kendime ve/veya çevreme karşı fazlasıyla öfkeliyim”

    “Her zaman huzursuz hissediyorum”

    “Sebebini anlayamadığım ağrılarım var”

    “İyi bir çocukluk dönemi geçirmedim”

    “Annemden/Babamdan yeterince sevgi ve ilgi görmedim”

    “Kapana kısılmış gibi hissediyorum”

    “Hep kendimi ve/veya başkalarını eleştiriyorum”

    Yukarıdaki cümlelerden biri veya birkaçının sizi tanımladığını düşünüyorsanız, bireysel veya grupla sanat terapi çalışmalarından yararlanabilirsiniz

  • Özel Eğitim Nedir? Ne Değildir?

    Özel Eğitim Nedir? Ne Değildir?

    Özel eğitimde amaç; kendi kendine yeterli duruma gelmeleri için bireylere temel yaşam becerilerini kazandırabilmektir. Bu nedenle seanslarda bir dakikayı bile boşa geçirmemek, en verimli şekilde seansı değerlendirebilmek çok önemlidir. Belki o dakika birey; kazandığı yeti ile ileride ebeveyni yanında olmadığında hayatta kalabilmeyi başaracaktır. Aynı zamanda özel eğitimde süreklilik ve işbirliği de olmazsa olmazlardandır.

    Peki yaşam mücadelesi için bu kadar önemli olan bu hizmet ne kadar profesyonel olarak sunuluyor? Her birey için özel eğitimin uygulanış şekli parmak izi kadar özel olduğu halde hangi kişiler bu hizmeti yönlendiriyor? Okul-aile-uzman-hekim işbirliği bu kadar önemliyken özel eğitimde bu konuya ne kadar önem veriliyor? Sadece masa başına alınan çocuk ile sürekli boyama, tak-çıkart, yapma-etme talimatlarıyla yönlendirilen özel eğitim ne kadar başarılı olabilir?

    Özel eğitim için iyi kişiler olabilmek; deneyim, sabır, pratik zeka, ileriyi görebilmek, çözüm odaklı davranabilmek vb. bir çok yetiyi beraberinde getirir. Peki bireyi tanımak için uzun süre onu seansa alıyor olmak önemli midir? Bu konuda ehil olan kişi deneyimiyle seansa aldığı bireyi kısa süreli bir gözlemle dahi kapıdan girdiği ilk andan itibaren az çok tahmin edebilir ve onun hakkında bir öngörü oluşturabilir. Seanslar ve yapılan gözlem, görüşmeler ile bireyin ilerideki gelişim özelliklerine ilişkin bir kestirim gücüne sahip olabilir. Bireye neler kazandırılması gerektiği, nelerin önleminin alınması gerektiği, onu nerelere yönlendirmenin elzem olduğu gibi konular büyük önem taşımaktadır.

    Birey için ilk seansta alınmış olan bir tanı yok ise uygun bir yaklaşımla (ne durumu çok vahim ne de önemsiz göstererek) ebeveynin en iyi anlayabileceği şekilde ilgili uzmana yönlendirme yapılmalıdır. Psikiyatrist, nörolog, fizik tedavi hekimi ya da hepsini içeren tıbbi bir görüş çok önemlidir uzman için. Konulan tanı sonrası hekim ile yapılan görüşmeden itibaren duruma ilişkin bilgi ve izlenecek yol haritası saptanarak aile eğitimi başlatılmalıdır. Varsa okul psikoloğu ve öğretmenle de durum ile ilgili iş birliği için görüşme düzenlenmelidir. Bunlar ile ilgili belirli aralıklarla hekim kontrolleri, test teknikleri uygulanmalıdır. Bireyin ihtiyaç duyduğu özel eğitim ekibi hedefler doğrultusunda iş birliğine dayalı olarak ivedilikle özel eğitim hizmetine başlamalıdır. Örneğin; down sendromu tanısıyla çalışmak için kurumda mutlaka özel eğitim uzmanı, psikolog, fizyoterapist, dil konuşma terapisti gibi uzmanlar eş güdümlü çalışma gerçekleştirmelidirler. Aile eğitimi ve terapisi ile ailenin kaygılı bekleyişi azaltılmaya çalışılmalıdır. Kaygı mutlaka bir miktar olmalıdır ki aile hekim desteğini kesmesin ve özel eğitimi gereksiz bir uygulama olarak görmesin.

    Özel eğitim; bireyi masa başına oturtup sürekli yap-boz, tak-çıkart çalışmaları yapmak değildir. Eğitim yeri; yeri geldiğinde sosyalleşmeyi destekleyecek bir kafe ya da öz-bakım becerilerini kavratacak bir tuvalet ortamı olabilmelidir. Marketten uzman ile birebir olarak yapılan alışveriş, dürtüselliği azaltma amacının yanı sıra, sosyalleşmeyi arttırma, para kavramı kazandırarak sayısal beceriyi ilerletme amacı güdebilmelidir. Drama çalışmaları ile örneğin evde rahatsızlanan ebeveyn için ambulansın nasıl çağrılacağı ve adresin nasıl verileceği gibi hayatta kalma becerisi vb. desteklenebilir. Terapist ile çocuk yolda giderken bir ara terapist çocuğun yanından ayrılır gibi yaparak böyle durumlarda gerçek yaşamda onun nasıl davranması gerektiği şeklinde öğretici çalışmalar yapabilir. Çalışmalar; somuttan soyuta doğru ilerlemelidir. Renksiz bir kalem ile üç nokta çizilerek sayı kavramına girilmemelidir. Önce “tane” kavramı verilerek çocuğun sayı ile nesne arasında ilişki kurabilmesi sağlanmalıdır. Üç adet şekerin üç sayısının yazılı olduğu karton üzerine koyularak nesne-sayı ilişkisi kazandırılabilir. Zımpara kağıdı gibi bir nesneyle üç sayısının çizili olduğu kart üzerinde çocuk parmak ile sayı takibi yaparak çizim becerisini ve yön kavramını geliştirebilir. Sonra kalın, renkli bir kalem ile nokta üzerinden adeta oyun oynar gibi sayı çizme çalışmaları yapılabilir.

    Sözcük dağarcığı çalışmalarında da somuttan soyuta doğru gidilmelidir. Örneğin; araba kavramı için önce maket bir arabayla çalışılmalı sonra araba fotoğrafı daha sonra araba çizimi ile çalışmalarda ilerlenmelidir. Harf kavramı da çocuğa harfe anlam kazandırarak verilmelidir. Örneğin; “tık, tık, tık” şeklinde kapı çalma sesi ile “t” harfi ilişkilendirilmelidir. Ayağında bebeğine “eee, eee, eee” şeklinde sallayan çocuğun önüne “e” harfi yazılı bir kart konularak eylem ile harf arası ilişki kurması sağlanmalıdır. Bu da gösteriyor ki harfler, hayattaki bazı ses ve nesnelerin ifadesi için kullanılan işaretlerdir.

    Özel eğitimde temel alınacak husus; çocuk ve gencin ebeveyn yanında olmadan hayatta kalabilmesine ilişkin temel becerileri kazanmasını sağlamak daha sonra ikincil önemde olan yetilerin kazandırılma sürecine başlamaktır. Çocuk kendi başına yemeğini yiyip, suyunu içebiliyor mu, bağımsız olarak üstünü çıkartıp giyebiliyor mu? Bu temel becerilerin kazandırılmasında da aşamalı olarak çalışmalar sürdürülmelidir. Örneğin; kıyafeti giyme çalışmalarından önce çıkartma çalışmaları yapılmalıdır. Bunda da tek kolu çıkmış bol bir tişört ile çıkartma işlemine başlanılabilir. Çünkü özel eğitim her zaman kolaydan zora doğru ilerleyen bir nitelik taşımaktadır. Yapılan çalışmalar ile ebeveyn mutlaka bilgilendirilmeli ve ailenin desteği alınarak aile aktif hale getirilmelidir. Anaokulu ya da okuldaki öğretmenlerle yapılan çalışmalar konusu paylaşılarak eş güdümlü hareket edilmelidir. Psikiyatrist, nörolog gibi alınan hekim randevuları, kullanılan ilaçlar kurum psikoloğu tarafından takip edilmeli ve hekim ile sürekli diyalog içinde bulunulmalıdır. Parmak izi niteliği taşıyan özel eğitimde çocuğun ileride hangi aşamaya gelebileceğinin ön kestirimi çok önemlidir. Örneğin; yaygın gelişimsel bozukluk tanılı bir çocuğa harfleri olan ilgisi saptanılmışsa oyun yoluyla okuma yazma çalışmaları başlatılabilir. Böylece okula başladığında sosyal problemler yaşayacak olan çocuk okuma yazma becerisi ile artı kazanarak okula başlayacak ve özgüveni daha yüksek olacaktır. Öğretmenin asistanı olan çocuk arkadaşlarına bir şeyleri öğretmek için uğraşacak ve sosyalleşmesi artacaktır. Okuma yazma çalışmaları ile artikülasyon problemlerinin çözümü ve özel öğrenme güçlüğüne eşlik eden problemlerin sağaltımı da mümkün olabilir. Bu çalışmaların başında da çocuğun bir şeyleri ters yazma ve çizme eğilimi için hamur ve zımpara kağıdı ile yapılan harfi ve yönü takip etme becerileri pekiştirilir.

    Özel öğrenme güçlüğü tanılı çocuk ve gençlere zaman zaman uygulanacak CAS ve WISC-R gibi testlerle zeka kapasitesini oluşturan bireysel işlevlere ait zihinsel alanlar arası ilişkiler gözlemlenebilir. Örneğin; çocuğun görsel uzam yeteneği çok ileride iken, kısa süreli işitsel hafızaya eşlik eden ardıl bilişsel işlem alanı arasında önemli bir gelişimsel fark var ise buna ilişkin bilişsel müdahale programı başlatılmalıdır. Ailenin sürekli “ders çalış” ya da öğretmenin “aslında zeki çocuk, çalışsa yapar” gibi sözleriyle düzeltilmeye çalışılan çocuk bir bilişsel müdahale programına ve uzman desteğine ihtiyaç duymaktadır. Temel akademik düzeyin düşük olması ileride toparlanılması zor bir öğretim hayatına yol açacaktır.

    Sonuç olarak; özel eğitim bireye hayatta kalabilmeyi sağlayacak yetiler kazandırması nedeniyle son derece önemlidir. Bu kadar önemli olan bu hizmet ancak ehil olan, özverili kişiler ile verilebilir. Bu hizmetten tam anlamıyla verim alabilmek için okul, aile, uzman, hekim iş birliği ve sürekli yenilikleri takip edip, bunları hayata uyarlayarak sağlanabilir.

  • Öğrenci ve Velilere Uyarı

    Öğrenci ve Velilere Uyarı

    Psikolojik Danışman Yasemin Ateş; “Sınava hayvan gibi çok çalıştım ve sosyal aktivitelere yer vermedim’ şeklinde açıklama yapan YGS birincisi genç ve onu rol model alacak öğrenciler için endişeliyim. Akademik başarı için yaşantımızı askıya almak gerçek başarıyı temsil etmez. Bu gence psikolojik destek tavsiye ediyorum. Son zamanlarda çok çalışmasına rağmen ‘yetersizlik duygusu’ içinde kıvranan öğrenciler danışma odamı doldurur oldu. Uyumuyorlar, yemiyorlar, arkadaşlarıyla görüşmüyorlar. Okul, kurs, etüt, özel ders arasında mekik dokuyorlar. Mükemmeliyetçilik (kusursuzluk) kalıbı içerisinde kaygıyla kıvranıyorlar. Bu açıklama da bunların üzerine tuz biber oldu. Aileler de bu tutumları destekliyor ve çocuklarına duygusal olarak ne kadar zarar verdiklerinin farkında değiller. Bir uzman olarak diyebilirim ki bütün bunlar kocaman bir yaranın alt yapısı, yanlış yapıyorsunuz” dedi.

    Ateş, “Çocuklarınıza farkında olmadan verdiğiniz mesaj ‘Rekabet çok önemli, geriye kalan hiçbir şeyin önemi yok. Yeterli değilsin, daha çok çalışmalısın’ Oysaki nitelikli, kişilik gelişimi düzgün bir insan için bu yaştaki gençlerin sanat ve spor alanlarında en az bir dalda uğraşı göstermesi çok önemli. Sosyal becerilerini geliştirebilmesi için gençlerin kendi akranlarıyla görüşmesi, grup içerisinde paylaşım, işbirliği içinde olması da çok önemli. Kitap okumayan bir nesil yetiştiriyoruz, Türkçe sorularında sorulan paragraf sorularını öğrenciler okuma olarak kabul eder oldu.Türkiye’nin nitelikli gençler yetiştirmeye ihtiyacı var. Bu bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorun. Zaman yönetimi doğru yapıldığında bir öğrenci sınava da hazırlanabilir, eğlenceye de vakit ayırabilir. Suçluluk duygusu yaşamadan hayat ile bütünleşebilir. Bu dengeyi yakalayamıyorsunuz uzmanlardan, okullardaki rehber öğretmenlerden destek almalısınız” ifadelerini kullandı.