Kategori: Psikoloji

  • Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda İnatçılık

    Çocuklarda inatçılık, gelişiminin her döneminin farklı özellikleri olduğu kaçınılmaz bir doğrudur. 2 yaşına kadar ihtiyaçlarının çok büyük bir kısmını annesi ile gerçekleştiren çocuk, 2 yaşından sonra büyük bir insan olma yolunda adımlar atarak, ‘ Her şeyi ben yapacağım. ‘ demeye başlar. Anne- babası ayakta durduğu için bu durum onu ayakta tutmaya iter, anne- babası gibi konuşabilmek için konuşmaya başlar. Eğer; ebeveynler çocukların bu özelliklerini bilirlerse çocuğun benlik gelişimini keyifle seyrederler. Çocuğun amacı bunları yaparak anne- babayı bunaltmak değil, kendi varlığını kabul ettirmektir. Anne ve babasına onlardan farklı bir birey olduğunu kabul ettirebilmektir. Eğer anne ve baba çocuğun bu isteğine yanıt vermez ve her şeyine ‘yapma’, ‘dokunma’ şeklinde yaklaşırsa, çocuk normal dışı davranmaya başlar. Bu engelleme sonucunda agresif davranışlar gösterir, iter, ısırır, tekme atar, kendini yerlere atar… Bu sebeple çocuk ne yapmak istiyorsa, yapabilirlik sınırı içinde izin verilmelidir. Çocukta görülen anormal davranışların temelinde çocukluğunun engellenmesi söz konusudur. Çocuk, yaşamında engellerle karşılaştıkça güçlenir; engellendikçe agresifleşir.

    İnat Döneminin Kalıcı Hale Gelmemesi İçin Nelere dikkat edilmelidir?

    Çocuk engelleri şiddetle aşmayı alışkanlık haline getirmeye başlarsa, bu durum ileriki dönemde davranış bozukluğuna sebep olur. Çocuk annesinden bir şey istediğinde, annesi vermiyor, ulaşmasına engel oluyorsa, çocuk şiddet ve öfke içerikli davranışlara başvurur. Anne de bu hırçınlık içeren davranışlarla baş edemeyeceğini anlayarak, ‘Tamam ne istersen vereyim’ tarzında davranışlara başvurursa, çocuğa yenik düşmüş olur. Çocuk da bir problem çözümü olarak bu yöntemi öğrenmiş olur ve bunu tüm çevresine genellemeye başlar. Çünkü evde bu yöntemi kullandığında işe yaradığını deneyimlemiştir.

    Çocuk Her Şeyi İnatla Yaptırmayı Öğrendiyse Çıkış Yolu Nasıl Olmalıdır?

    Çocuk anne ve babasıyla inatlaşmaya ve işlerini bu yolla çözmeye başlamışsa, çocuğa karşılık inatçılık göstererek onunla uzlaşmaya varmak pek mümkün olmayacaktır. İnat eden bir çocuk karşısında ebeveynin tutumu sükunet olursa, çocukla dürtüselliğe, inatlaşmaya girilmezse, çocuğun inadı kırılabilir. Çocuğu mahcup etmeden, ezmeden sabır içerisinde olan bir anne çocuğunun inadını kırabilir. Annesinin sakin kalabildiğini gören çocuk, kendisini güvende hisseder ve o güven hissiyle annesiyle olan uyumu yeniden sağlar.

  • 2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2-6 Yaş Çocuğunun Genel Özellikleri

    2 yaş çocuğunun genel özellikleri

    2 yaş, çocuğun kendi benliğini çevreden ayrı olarak algıladığı evredir. Bağımsızca isteme ve davranma gibi yetilerin temelleri atılmaktadır. Bu dönemdeki en önemli konular, tuvalet eğitimi ve bağımsızlık alanlarındaki yetiştirme ve öğretme çabalarıdır. Bu dönemde görülen inatçı davranışların, çocuğun karakteristik özelliği olarak görünmemesi gerekir. Bu dönem aynı zamanda çocuğun ‘hayır’ dönemidir. Bu, çocuğun bağımsız bir insan olmayı öğrenmesinin yoludur. Bu dönem, çocukla alışveriş gibi bazı faaliyetlerin yapılabildiği dönem olduğu için yakınlaşmanın ve sevgi ifadesinin en net olduğu dönemdir. Sosyal tepkilerin gelişmeye başladığı dönemdir. Bu sosyal yetiler; taklit, utanma, otoritenin kabul edilişi, ilgi çekme arzusu gibi sosyal tepkilerdir. Aile dışındaki bireylerle iletişim kurma, kendi akranları ile birlikte olmaktan zevk alma dönemidir. 2 yaş sorgu çağı dönemidir. ‘Nasıl’ ve ‘Niçin’ sorularının başladığı evre olarak söylenebilir. 4 yaş ile bu özellik en üst seviyesine ulaşacaktır.

    2-5 yaş dönemi gelişimin en krizli dönemlerinden biridir. Bu zorlu dönemde çocuk, dengesiz, olumsuz, kararsız ve isyankardır. Söz dinlemediği hatta tersini yaptığı ve kısıtlandığı zaman öfkelenen ve yardım almayan bir yapısı vardır. Bu dönem ‘karşı koyma bunalımı’ olarak adlandırılabilir. Bu dönemde çocuk seçme yetisi henüz oturmadığı için iki olanağı birden seçebilir. Çok daha fazla rengi tanıyabilmektedir. 3’ e kadar sayabilmektedir. 2,5 yaş bunalımı çocuğun kişiliğini geliştirir.

    3 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Artık oyun çağına gelmiş bir çocuğunuz vardır. Motor becerilerinin gelişmesi ile çevre üzerine kurduğu egemenlik artık daha da fazlalaşmıştır. Sayı sayma, şarkı, şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında soru sorma gibi alanlarda bilişsel yetenekleri artmıştır. Artık kendinden bağımsız bir dünyanın farkındadır. Ayrı bir benlik ve cinsiyet duygusu gelişmeye başlamıştır. Çocuğunuz artık nasıl bir kişi olacağını araştırma yoluna girmiştir. Bu dönemde artık daha olumlu ve dengeli bir bireydir. Bu evrede bazı çocuklar öfkesini eşyaya yöneltmiştir. Bu yaşın özellikle sonlarına doğru grup halinde oyun oynama, oynarken birbiriyle konuşma ve grup içinde ne oynayacağını seçmeye başlamışlardır. Birbirini seyretme ve konuşma en çok rastlanan ortak davranıştır. Cümleler daha gramatik hale gelmiştir. Konuşmalar ben merkezlidir. Artık 300 civarında kelime bilmektedir. Akıcılık gelişmiştir ancak bazı sözcükleri telaffuzda hala zorlanabilmektedir.

    4 yaş çocuğunun genel özellikleri

    4 yaş çocuğu, isteklerinin yerine getirilmemesini anlayışla karşılar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu, başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve sonuçta beklemeyi öğrenir. Bu yaş çocukları her iki cinsten birkaç çocuğu oyun arkadaşı olarak seçebilir. Sorgu çağı 4 yaşında en üst seviyeye ulaşır. Hareketli bir görünüm sergilerler. Tırmanarak, bisiklete binerek, merdivenleri yardımsız ve ayak değiştirerek çıkarak pek çok gelişmiş hareketi gerçekleştirebilirler. Kalem tutmayı öğrenmiştir ve kullanır. Yakın geçmişteki olayları ilişkilendirerek anlatır. Adını, soyadını, ev adresini ve yaşını söyleyebilir. Konuşması dil bilgisi kurallarına uygun ve anlaşılabilirdir. Çocuk şiirlerini ve şarkılarını ezbere söyler. Yemek yerken kaşık ve çatalı ustalıkla kullanabilir. Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar; özbakım becerilerini kolaylıkla gerçekleştirir. Kıyafetlerini rahatlıkla giyip çıkarabilir fakat ayakkabı, giysi bağlamada ve düğme iliklemelerinde yardıma ihtiyaç duyabilir. Artık gelişmeye başlayan bir mizah anlayışı vardır. Yetişkinler ve arkadaşları ile hem işbirliği içinde hem de çatışma halindedir. Oyun oynarken sıra beklemesi gerektiğini öğrenir. Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman hakkında yeterli bir değerlendirme yapabilir.

    6 yaş çocuğunun genel özellikleri

    Duygularını uygun şekilde ifade edebilir. Başkalarının duygularını anlar. Gerektiğinde liderlik yapar veya lideri izler. Diğer çocuklarla birlikte oyunlar oynar ve paylaşabilir. Vücudunu merak eder. Kendi cinsiyetini bilir. Aldığı sorumluluğu yerine getirir. Gerektiğinde sırasını bekler. Başkalarının haklarına saygı gösterir. Yaptığı işlerde yetişkinlerin onayını ister. Nezaket kurallarına uyar. Kolay arkadaş edinir. Doğru yanlış gibi kavramları öğrenir. Oyun sırasında daha yaratıcıdır. Ailece yapılan aktivitelerden hoşlanır. Makasla karmaşık şekilleri keser. Mantık henüz gelişmemiştir. Konuşması oldukça akıcı ve dil bilgisi kurallarına uygundur. Problem çözme becerileri gelişir. 5 yaşına gelmiş olan düşünür ve sonra söyler.

  • Verimli Ders Çalışma Teknikleri

    Verimli Ders Çalışma Teknikleri

    1)Çalıştığınız yer, fazla soğuk ya da sıcak olmamalı iyi havalandırılmalı ve sessiz olmalıdır.

    2)Çalışma odasındaki poster, afiş ve resimler dikkatinizi dağıtır.

    3)Çalışmaya başlamadan önce çalışma sırasında gerekli olabilecek bütün malzemelerin yanınızda bulunması, dikkatinizin dağılmasına engel olur.

    4)Çalışırken müzik dinlemek, televizyon seyretmek verimli ders çalışmanıza engel olur. Zihniniz iki işi aynı mükemmellikte yapamaz.

    5)Yazarak ders çalışın öğrenme daha kalıcı olur.

    6)Kendinize bir ders çalışma programı yapın ve daima uygulayın.

    7)40 dakika çalışıp 10 dakika tekrar ettikten sonra 10 dakika ara vermek gerekir. Böylece hatırlama daha iyi olur. Bu dinlenme sırasında televizyondan uzak durun.

    8)Hiç tekrar yapılmazsa öğrenilenlerin % 30’u unutulur.

    9)Problem çözerken çözüme ulaşıncaya kadar ara vermemek lazımdır.

    10Dersi dinledikten sonra sınava kadar hiç tekrar edilmemesi sınav akşamı o ders ile ilgili hiçbir şey öğrenilmemiş gibi yeniden çalışma anlamına gelir.

    11)İlk tekrar dersi öğrendikten sonra, ikinci tekrar hafta sonu, üçüncü tekrar sınavdan bir hafta önce, dördüncü tekrarda sınav akşamı yapılırsa öğrenme tam gerçekleşir.

    12)Dinlerken sürekli gözlerinizle öğretmeni takip edin, bu sizin dersi dinlerken dikkatinizin dağılmasını önler.

    13)Dersi dinlerken, öğretmenin sınavda çıkacak sorular üzerinde daha çok durduğuna dikkat edin.

    14)Anlamadığınız yerleri tekrar anlatması için, öğretmeninize başvurmaktan çekinmeyin.

    15)Hayal kurmak çalışmanıza engel olur. Hayal kurmaya başladığınızı fark ederseniz, bunu çalışma sonrasına erteleyin ya da hayal kurmaya devam edin ve tamamlayınca derse dönün.

    IWAS demiş ki:

    Aynı saatte aynı yerde çalışıldığında daha çabuk konsantre olunuyor. 

    Unutmayın, ders çalışmanızdan sorumlu tek kişi sizsiniz…

    BAŞARININ YOLUNU, UNUTMA…

    1-HEDEF BELİRLE

    2-DERSE ÖN HAZIRLIK

    3-PLANLI ÇALIŞMA

    4-DİNLENME

    5-MOTİVASYON

    6-VERİMLİ ÇALIŞMA

    7-DERSLERİ TEKRAR ETMEDİR.

  • Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Çocuğum Artık Okullu Oldu!

    Okula başlangıç süreci içerisinde aileler birçok kaygı yaşamaktadır. Bazı aileler çocuklar kendinden ayrıldığı için, suçluluk duygusu yaşayabilirler ve bu durumdan dolayı kendilerini kötü hissedebilirler. Ebeveynler tarafından çocuğa hissettirilen bu duygular, çocuğun kaygısını arttırıcı bir faktör olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle ailenin kararlılığı ve iç rahatlığı çocuğun uyum sürecini kolaylaştırıcı bir faktör olması açısından çok önemlidir.
    * Çocuğun okula başlama sürecinde, çocuğun olduğu kadar ailenin de bu sürece duygusal olarak hazır olması gereklidir. Çocuğun evden çıkarken, anne ve babanın üzüntü ve kaygısını hissetmesi uyum sürecini zorlaştırmaktadır.
    * Okula uyum sürecindeki tepkiler, bireysel farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı çocuklar okula geldikleri ilk üç gün ya da bir hafta, ilgili ve istekli olur. Okul onun için arkadaş bulabileceği yeni şeyler öğrenebileceği Ancak zamanla annesi ile birlikte olma isteği artar, sürekli okula gelmenin anlamını yeni kavrar ve tepki gösterir. Bazı çocuklar ise en baştan itibaren anneden ayrılmak istemez . Annesinin sınıfa gelmesini, yanında annesinin yedirmesini ister ve doğal olarak da ağlama davranışı gözlenir.
    *Okula uyum sürecinde yaşanan sorun yalnızca anneden ayrılma zorluğu değildir. Evlerinde bakıcı bulunan birçok çocuk daha önceden anne ile ayrılığı yaşamıştır fakat ayrılığı güvenli, kendi oyuncaklarının olduğu kendi evinde yaşamıştır. Okula başladığında bu güvenli ve tanıdık ortamı bulamaz. (Örneğin,aynı sırayı başkasıyla paylaşmak onun için oldukça zordur. Özellikle ben merkezci olduğu bu dönemde.)
    UYUM SÜRECİNDE AİLENİN YAPABİLECEKLERİ
    *Ailenin göstereceği kararlılık, sabır, başladığı eğitim kurumuna gösterdiği inanç ve güven çocuğun uyumunu kolaylaştırır.
    *Okul hakkında çocuğa açıklama yapmak ve okulu tanıtmak, uyum sürecini kolaylaştırır. Çocuğun okulu sevmesi ve istemesi; uyumu için aile çocukla birlikte okula gitmeli, okulun her tarafını gezmeli, çocuğu öğretmen ve idarecilerle tanıştırmalıdır.
    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken ,eğitim, arkadaş yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.
    *Özellikle ortalama üç gün olan oryantasyon süreci geçildiğinde; çocuk kapıdan teslim edilip kapıdan teslim alınmalı ve vedalaşma mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Vedalaşmada çocuk ağlamaya başlasa bile ayrılma konusunda kararlı davranılmalıdır.

    *Okulun sadece çocukların gittiği bir yer olduğu söylenip, anne ve babaların bulunmadığı, işe gittiği açıklanmalıdır.
    *Aile çocukla geliş gidiş saatleri ile ilgili konuşmalı, sadece belli bir zaman dilimi içinde okulda kalacağını söylemeli, onu alabileceği süreyi onun anlayacağı terimlerle anlatıp, o süreyi geçirmeden almaya dikkat etmelidir.
    *Okulun her gün gidilmesi gereken oyun, arkadaş ve eğitim yeri olduğu anlatılmalı ancak abartılmış ve yanlış bilgi verilmemelidir. Aksi durumda çocuk kendisine anlatılanlarla bulduklarını karşılaştırdığında hayal kırıklığına uğrayacak ve okula güveni kalmayacaktır.

    * Onu öpüp ‘Ben şimdi gidiyorum’ deyin ve geri geleceğinizi söyleyin. Bunun ne zaman olacağını onun anlayacağı terimler çerçevesinde ifade edin. Sonra elinizi sallayın ve yolunuza devam edin. İyi olduğunu kontrol etmek için durup arkaya göz atmayın. Bu davranışlar uyum sürecini zorlaştıracak ve zaten hassas olan çocuğunuz sizin hassasiyetinizi de fark ettiğinde, bunu kendisinin istediği şekilde kullanmaya başlayacaktır.
    *Çocuk okula geldiğinde ebeveyninin yanında ağlıyorsa ve onun gitmesine izin vermiyorsa, okula bağımlı olmadığı bir kişi tarafından getirilmesi sağlanmaya çalışılmalıdır. Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı davranılmalıdır.
    *İlk günlerde fazla soru sormak neler öğrendiği ya da birçok detayla ilgili çocuğa soru sormak uyum sürecini bozabilir. Sadece ‘Günün nasıl geçti?’ diye sorarak kendisinin anlatması beklenilmelidir. (Okulla ilgili alınması gereken detay bilgiler kurumla birebir irtibata geçerek alınmalıdır.)
    *Okula gidiş tüm aile bireyleri tarafından desteklenmeli ve aile bireyleri uyum içerisinde olmalıdır.
    *Aile çocuğa okula mutlu olacağını, güvenli olacağını, orada onunla ilgilenecek bir öğretmeni olacağını, isteklerini öğretmeni ile paylaşabileceğini söyleyerek çocuğun öğretmenine karşı güven duymasını sağlamalıdır.
    *Uyum sorunları hafta başından hafta sonuna doğru aşağı bir ivme gösterecektir. Ancak hafta sonu araya girdikten sonra bu ivme tavan yapabilir. Bunun normal bir süreç olduğu ve SABIR-SAKİNLİK-KARARLILIK’ın bu süreci kolaylaştırıcı faktörler olduğu unutulmamalıdır.

  • Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    Kaygısı Olan Çocuklara Nasıl Sorumluluk Duygusunu Kazandırırız?

    İlk olarak sorumluluk kendi görevlerimizi zamanında yerine getirebilme becerisidir. Sorumluluk görevinde ki en etkili rol anne-baba faktörüdür. Öncelikle aile ortamında oluşur ve de çocukların sosyal ortamına kadar devam eden bir süreçtir.

    Çocukların sorumluluk duygularına gelecek olursak; Her yaşta çocuğun alması gereken sorumluluk bilinci farklıdır. Gerek okul, gerek sosyal çevre gerekse aile ortamında çeşitli sorumlulukları vardır. Burada aileye düşen rol ise; arkadaşça yaklaşmak, empati kurmak, ses tonu yumuşaklığı ve baskı kurmamak gibi çeşitli durumlar söz konusudur. Kaygılı ve baskıcı bir ailede yetişme durumunda, çocuğun kaygılı olma durumu daha yüksektir ve de her zaman en kötü olma durumuna kendini alıştırabilir.

    Sorumluluk duygusu sonradan kazanılan ve öğretilen bir durumdur ve de en önemlisi kişiye farkındalık bilinci sağlar. Özellikle ev ortamında hiçbir sorumluluk almayan çocuklar genel itibariyle okulda eşyalarını unuturlar ya da özgüvenleri gelişmez ve içe kapanık bir hayat sürebilirler. Özüne bakacak olursak çocuğun bebeklik döneminde annenin ihtiyaçlarını istediği anında karşılanması, ihtiyaç halinde annenin yanında olması çocukta güven duygusunun zeminini hazırlamaktadır. Bu da çocuğun kaygılarını azaltmakta ve zemin hazırlamaktadır. Çocukluk döneminde ise anne ve babaya birçok rol düşmektedir.

    Aile çocuğa gerek okul hayatında gerek normal yaşantısında güven ve teşvik edici olmalıdır. Çocuktan beklentisi çocuğun beklentisiyle paralel olmalıdır. Çocuğun anne ve babası tarafından sevilmesi, sözel olarak desteklenmesi, korunması ve ilgi görmesi onun duygusal ihtiyaçlarını oluşturmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanmaması veya karşılanmasındaki aksaklıklar, dengesizlikler, duygusal örselenmelere neden olmaktadır. Bu da kaygı durumunun oluşmasına zemin hazırlar. Bu yüzden aileye birtakım görevler düşmektedir. Öncelikle stres yaratan unsurlardan çocuğu uzaklaştırmalı. Bir olay karşısında yanınızda olduğunuzu kelimelerle ifade edin ve o hissi oluşturun ve ya çocuğunuza nelerden kaygılandığını yazmasını yani liste yapmasını isteyin. Bu onun kaygılarını birazda olsa hafifletecektir.

    Sorumluluğa gelecek olursak; bazen ister istemez rol çatışmaları aile içinde olmaktadır. Bu da çocuk üzerinde önemli bir sorumluluk açışından etkili bir nedendir. Çocuklara en öncelikle hayır demesini öğretmelisiniz ve her istediklerini gerçekleştirmemeli ve zamanla çok istedikleri bir şeyi sabrederek ulaşmasını sağlamalısınız. Sürekli şefkatinizi de göstermemelisiniz. Anne-baba çocuğa ilk başta örnek olarak; mesela verdikleri sözlerin arkasında olun ve tutun. Çocuğa neyi nerde ne zaman nasıl yapması gerektiğini öğretin. Çocuğa da yeri geldiği zaman söz hakkı verilmeli onun adına kararlar alınmaktan kaçınılmalı.

  • Dikkat Oyunları İle Çocuğunuzun Ders Başarısını Arttırabilirsiniz!

    Dikkat Oyunları İle Çocuğunuzun Ders Başarısını Arttırabilirsiniz!

    Dikkat Geliştiren Oyunlar Nelerdir?

    Dikkat performansı, egzersizler ve oyunlar aracılığıyla geliştirilebilir. Dikkat oyunları işitsel ve görsel alandaki performansı arttırmaya yöneliktir. Bu süreçte hafızada tutma, kopyalama, eşleştirme, fark bulma gibi egzersizler kullanılabilir. Ayrıca yapılan araştırmalara göre herhangi bir spor dalı ile uğraşma, piyano gibi enstrümanlar çalma, eğitsel oyunlara katılmak da dikkati geliştiren etkinliklerdendir. İşte bazı dikkat oyun ve egzersizleri:

    • “Hangi Eşyayı Sakladım?” oyunu: Evinizde herhangi bir odayı seçiniz. Çocuğunuza odayı dikkatlice incelemesini, eşyalara bakmasını söyleyiniz. Çocuğunuzu odadan çıkarın ve bir eşyayı saklayın. Geri çağırın ve sakladığınız eşyayı söylemesini isteyiniz.
    • Hatırlama oyunu: Çocuğunuza bir dakika süresince bir resim gösterin ve bir dakika sonra resmi kapatınız. Daha sonra resimle ilgili sorular sorunuz. ‘Çocuğun kıyafeti ne renkti?’, ‘Çocuğun saçı ne renkti?’vb.
    • “Farklı Resim Hangisi?” oyunu: Çocuğunuzdan, kendisine gösterilen resimlerden diğerlerine göre farklı olanı bulması ve neden farklı olduğunu açıklamasını isteyiniz. Örneğin, hayvan ve geometrik şekillerin bulunduğu resimler yan yana koyulabilir, odasında bulunan masa sandalye gibi cansız nesnelerin fotoğraflarının yanına çiçek gibi bitki resmi konulabilir.
    • Şekilleri hatırlama: Bir kağıt üzerine bazı geometrik şekilleri çizerek çocuğunuzdan bir dakika bakmasını isteyiniz. Daha sonra resmi kapatın ve çocuğunuzdan hatırladıklarını çizmesi isteyiniz.
    • Benzer iki resim arasındaki farkları bulma: Birbirine benzeyen fakat aralarında küçük farklar bulunan resim kartlarını çocuğunuza gösteriniz ve farkları bulmasını isteyiniz.
    • Okuduğunu anlatma: Çocuğunuza kısa bir okuma metni (hikaye/masal) veriniz. Okumasını isteyiniz. Daha sonra hikayede/masalda ne anlatıldığını sorarak konsantrasyon ve hafıza çalışması yapınız.
    • Son harften kelime bulma: Birden fazla kişiyle bu oyunu oynayabilirsiniz. Kişiler kendisinden önce söylenen kelimenin son harfiyle yeni bir kelime bulmaya çalışır.Bu sayede çocuğunuz dikkatini “kelime bulma” işlemine odaklamak durumda kalır.
    • Masa tenisi: Masa tenisi oynamak seçici dikkati ve karar verme stratejileri geliştirmeyi sağlar.
    • Golf: Yapılan araştırmalara göre küçük yaşta golf oynamaya başlayan bireylerin dikkat odaklarının olumlu yönde geliştiği, dikkatlerinin sürekli ve kuvvetli olduğu görülmüştür.
  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    Hayatımızı baştan sona etkileyen sınavlar ve bununla baş etmeye çalışan bireyler maalesef ki günümüz koşullarında çok fazladır. Bu yönde endişelere özellikle lise sonu sınav sürecinde ya da üniversite sonu iş araştırmalarında daha çok karşılaşmaktayız. Bu nedenle bu konuda önlem daha önceden alınmalı ve yetişecek bireyler hep kontrol altında olmalıdır. Bu sorun bireylerin geleceği için bir tehdit oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle eğitimciler ve psikolojik danışmanlar bu konuda hep tetikte olmalı ve öğrencilerin her daim yanında, onlara yardımcı ve yönlendirici olmalıdır.

    Rekabet dolu bir dünyada oluşumuz kaygılarımızı da beraberinde getirmektedir. Çoğu insana baktığımızda artık mükemmeliyetçi bir topluma doğru gittiğimizi görmekteyiz. Ve bu özelliğimizden dolayı çoğu zaman kaygı duymaktayız. Hep kendimizi daha iyi yerlerde görme isteği bizi geleceğe bağlar fakat ailenin bireye karşı kullandığı “Sen birinci olacaksın.” ya da “Sen nasıl yapamazsın?”, ”Herkes başarılı, sen neden değilsin?” cümlelerinin bireyde yaşatacağı sınav stresi ve beraberinde sınav kaygısını da getirir. Bunun sonucunda birey, geleceğe yönelik hayallerini yaşamaktan çok ailesinin gösterdiği hayatı yaşamaya mahkûm bırakılır. Bu nedenle öncelikle etrafın ne dediği değil kendimizin ne istediğini görmemiz gerekir. Bu şekilde bir toplumda kaygı olmadan isteklerimize göre hareket etmemizin yolu açılır.

    Genelde sınav döneminde bireyler “Bilgileri neden depolamamız gerektiğini” sorgular. Çünkü yapabileceğinden emin değildir, eğitmen bu konuda iyi bir yönlendirme yapmamıştır belki de aktarılan bilginin neler katabileceğini bilmek istemez. Sınavının kötü geçebileceğine yönelik endişelerin artmasıyla birlikte bu tereddütler çoğalır ve içinden çıkılmaz bir hale sürüklemeye başlar. Bu nedenle genç kuşaklar hep bu konuda bilgilendirilmeli ve velilerle devamlı olarak etkili bir etkileşim kurulmalıdır. Öğrencilere nefes egzersizleri yaptırılmalı bazen de kaygıyı kabul etmeye, tanımaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Sınav süresince iyi beslenilmeli, önceki çalışma alışkanlıkları gözden geçirilmeli, sınava yönelik çalışmalar son güne bırakılmamalıdır. Ancak bu şekilde sınav kaygısı ufak bir miktarda önlenebilir. Bu demek değildir ki sınav kaygısı sınav öncesinde yapacaklarımızla bitecek. Sınav esnasında yapılanlar da bireyin kaygısını yenmesine yönelik olabilir. Bu yüzden sınav esnasında dikkat artırıcı yöntemler uygulamalıdır (Düzenli nefes alışı, ya da soru aralarında kendine gelmek için 1 dakikalık bir mola gibi uygulamalar). Ve en önemlisi daha önce de bahsettiğim gibi aile. Aileler, bireylere yüklenmekten çok yardımcı rol oynamalıdır. Ya da sınav sonralarında bir ödül uygulamasıyla öğrenciyi motive etmelidir. Bireyler bu süreçte duygularını kontrol etmeye çalışmalı; kötü düşüncelerden uzak durmalıdır. Eğer yapılan bilgilendirmeler dahilinde bireyde sınav kaygısı devam etmekteyse uzmandan yardım alınmalıdır. Çünkü kaygı kontrol altına alınması yönünden uzun bir süreç ve sınav, iş hayatı gibi belki de hayatımızın tümünü etkileyecek bir zaman dilimidir.

  • Dikkat Eksikliği Nedir?

    Dikkat Eksikliği Nedir?

    Dikkat eksikliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalmasıyla birlikte zihinsel ve fiziksel işlevlerde azalma görünmesidir. “sürekli hayallere dalan”, “ düşünmeden davranan”, “çabuk sıkılan “, “dalgın” vs. gibi tanımlanan birçok çocuk aslında dikkat eksikliği problemi yaşıyor olabilir. Belirtilerin sıklığına bakarak tanı koymak bir uzman gerektirir. Dikkat eksikliği %4-8 oranında sıklıkla görülen bir bozukluktur. Tedavi edilmezse birçok alanda başarısızlık getirebilir. Dikkat eksikliği yaşayan çocuklar artı olarak dürtüsellik ve fazla hareket etme gibi belirtileri gösteriyorsa , “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu” olarak tanımlanmaktadır.

    Dikkat eksikliği belirtileri nelerdir?

    • Yönergeleri takip edemez, yaptığı işe veya oyuna dikkatini veremez.
    • Eşyalarını kaybeder, düzensiz görünür.
    • Siz konuşurken dinlemiyormuş gibi görünür, detayları gözden kaçırır.
    • Unutkandırlar, kolayca başka bir şeyle ilgilenebilir.

    Hiperaktivite belirtileri nelerdir?

    • Yerinde duramaz, sessiz sakin oyun oynamakta güçlük çeker.
    • Çok konuşur, sorulan sorunun tamamlanmasını beklemeden cevap verir.
    • Sırasını beklemekte zorlanır, olaylara ya da konuşmalara müdahale eder.
    • Sürekli hareket halindedirler.

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşayan çocuklara karşı nasıl davranmalıyız?

    • Çok fazla kural koymayın ve kural oluşturduğunuz zaman bu kuralların spesifik ve basit olmasına özen gösterin. Kuralların yazılı olduğu kağıtları duvara asmayı deneyebilirsiniz.
    • Çocuğunuzun yaptığı şeylerle ilgilendiğinizi gösterin ve sık sık geri bildirim vererek yaptıklarını pekiştirin.
    • Başarısızlık ya da olumsuzluklar olduğunda cezalandırmak yerine başarılı olabileceğini bildiğinizi anlatın, destek olun.
    • Çocuğunuz “inatçı, laf dinlemez” olduğu için değil, biyolojik bir bozuklukla karşı karşıya olduğu için zorlandığınızı aklınızdan çıkarmayın.
    • Sürekli nasihat vermeyin, sizi rol model olarak gördüğünü ve davranışlarınızın onu daha çok etkilediğini unutmayın.
    • Sabırlı ve hoşgörülü olmanın hayatınızı kolaylaştıracağını unutmayın. Bu işte birliktesiniz ve elinizden geleni yapıyorsunuz.
  • Kaygılı Anne Babalar

    Kaygılı Anne Babalar

    Anne babaların çocukları için kaygılanmaları muhakkak ki normaldir. Her anne baba çocuğu iyi olsun ister ve onu koruma isteğinden kaynaklı bir endişe yaşar. Fakat problem anne babaların kaygılanmaktan ziyade kaygılı bireylere dönüşmesiyle başlar.

    Kaygılı bir anne baba çocuğun bebekliğinden yetişkinliğine kadar daima abartılı bir şekilde bunun gibi şeyler düşünür: Doydu mu, üşüdü mü, aman düşmesin, aman kavga etmesin, bensiz gidemez, yalnız yapamaz,ya hasta olursa, okula alışabilecek mi, kesin başına bir şey geldi, arkadaşlarıyla arası nasıl, ya sınavı kazanamazsa, mezun olur mu, ne zaman evlenecek vs. vs.

    Böyle bir anne baba aşırı koruyucu bir tutum sergiler ve daima her şeyi kontrol etme çabası gösterir. Sürekli engellenen ve müdahale edilerek büyüyen çocuğun;

    -Bireyselleşebilmesi, bağımsızlaşıp sağlıklı ilişkiler kurabilmesi,

    -Özgüven gelişimi,

    -Gerçek yeteneklerini, gereksinimlerini fark edebilmesi,

    -Kendini koruyabilecek becerilerle donanması güçleşecektir.

    Ayrıca; kaygılı anne babaların çocukları da sıklıkla kaygılı olur; dünyayı kötü bir yer gibi algılar, baş edemediği şeylerden kaçınır, hata yapmamak için çoğunlukla hiçbir şeye girişmez. Okula başlamakta zorluk çekebilir, ayrılma anksiyetesi yaşayabilir.

    Anne babaların şunlara dikkat etmesi önemlidir:

    • Öncelikle abartılı kaygıların belirlenmesi ve nedenlerinin düşünülmesi gerekir. Bu aşamada baş edilemezse bir uzmandan yardım alınmalıdır.
    • Anne baba kaygısını azaltabilmek için diğer rollerine (işine vs.) odaklanabilir, kendine hobiler edinebilir, spor yapabilir; bu gibi etkinliklerle kendine vakit ayırması iyi gelebilir.
    • Çocuk sosyalleşmesi, çevresindekilerle iyi ilişkiler kurması konusunda teşvik edilmelidir.
    • Çocuk bağımsızlaşma konusunda yüreklendirilmelidir. Ona güvenildiğini hissetmelidir, böylece o da kendine güvenebilir.
    • Tedbirli olmak normaldir, fakat aşırı koruyucu, engelleyici bir tutum sergilememeye özen gösterilmelidir.
    • Çocuğa tek başına baş edebileceği, kendini koruyabileceği stratejiler kazandırılmalıdır. Bu konuda rol model olunması önemlidir. Çocukların en çok anne babayı gözlemlediği, onların davranış ve tutumlarını örnek aldığı unutulmamalıdır.
  • Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Okul Başarısı Nasıl Arttırılabilir?

    Her çocuğun çalışma yöntemleri, bilgiyi öğrenme stilleri (görsel, işitsel, dokunsal) farklılık gösterir. Bunun yanında çocuğun zeka düzeyi, sosyal ve duygusal özellikleri de başarı üzerinde etkilidir. Bu yüzden her çocuğun aynı şeyleri yaparak aynı başarıyı göstermesini bekleyemeyiz.

    Peki çocuğun okul başarısını artırmak için neler yapılabilir?

    Çocuğa görevler verilerek hem sorumluluk duygusunu kazanması sağlanır hem de çocuk bunları başardıkça özgüven gelişimi desteklenmiş olur. Bunlar çocuğun yaşına göre oyuncaklarını toplamak; mutfak işlerine, ev işlerine yardımcı olmak; odasını düzenlemek; çantasını hazırlamak vs. olabilir. Yapamayacağı şeyler istenmemelidir. Yapabildiği şeyleri gördükçe özgüveni gelişen çocuk okulda da derse aktif katılım konusunda daha istekli ve girişken olacaktır.

    Çocuğun günü programlanmalı, okula gittiği, okuldan geldiği, yemek yediği, dinlendiği zamanlar belirlenmeli; kalan sürede ders çalışabileceği zamanlar planlanmalıdır. Teknolojik aletlerle geçirilen süre sınırlandırılmalıdır. Mutlaka sevdiği bir şeyi yapmasına da zaman ayrılmalıdır, bu çocuğun motivasyonunu artırır.

    Çocuğun okulda gösterdiği başarı övgülerle, zaman zaman küçük ödüllerle desteklenmelidir.

    Evde kitap okuması ve sohbet etmesi çok önemlidir. Bu şekilde düşünme becerileri ve sözcük dağarcığı gelişecektir. Okuduğu şeyler üzerinde konuşularak okuduklarını ifade etmesi sağlanabilir.

    Not tutma alışkanlığı kazanması yararlıdır, yazdıklarını kontrol edip eski bilgilerle ilişkilendirmesi için teşvik edilmelidir.

    Ailenin çocuğa rol model olması önemlidir. Kitap okumak, tartışmak, hobilerle ilgilenmek, sanatsal işlerle uğraşmak gibi etkinliklere anne ve baba da katılmalıdır.

    Aile ve okul çocuğa karşı ortak bir anlayış içinde olmalıdır. Böylece tutarsız tutumlar önlenir, çocuğun kafası karışmaz.

    Huzurlu ve güvenli bir aile ortamı oluşturabilmek çocuğun başarısını olumlu etkileyecektir.

    Son olarak; çocuğa aile tarafından koşulsuz sevgi ve yakınlık gösterilmelidir. Aksi takdirde “Başarılı olmazsam beni sevmezler” diye düşünmesi kaygıya yol açar, böylece başarısızlık ortaya çıkabilir. Her şartta, her haliyle sevildiğini bilmesi önemlidir.