Kategori: Psikoloji

  • Hipnoz

    Hipnoz

    Hipnoz insanın değişik bir şuur halidir. Doğal ve fizyolojik bir haldir. Parapsikolojik ya da doğa üstü bir güç değildir. Gün içerisinde her insan mutlaka zaman hipnotik transa girer. Hipnotik transtan kastım mevcut reel gerçekliğin bir anda dışına çıkmak, dalıp gitmek bunun küçük bir göstergesidir. Çoğu insan Televizyonda bir film izlerken, araba kullanırken, bir anlığına kendi iç dünyasında bir takım yerlere gittiğinde yaşanılan haldir. İşte bu trans halini bir başkası vasıtasıyla ya da kendi denetiminizde sistemli bir şekilde bir takım teknikler uygulayarak daha uzun süreli ve kontrollü yapılırsa buna HİPNOZ denir. Hipnoz yapana ‘hipnolog ‘ya da’ hipnotist ‘ adı verilir. Eğer hipnozu yapan ve programlayan, aynı zaman da bir tedavi yöntemi de uygulayacaksa buna’ hipnoterapist’ denir. Hipnoterapi psikilojik bir rahatsızlıkta yapılan terapinin hipnoz altında iken yapılmasıdır. Depresyon, duygu durum bozukları, fobiler, kişilik bozuklukları, psikolojik kökenli ağrılar vs. gibi daha pek çok hastalıkta daha kısa sürede daha çok veriye ulaştırarak tedavi sürecine büyük katkılar sağlayabilir. Çünkü hipnoz altında olan bir insanın bastırma mekanizmaları ortadan kalkar ve kişinin duygusal boşalımını sağlar.

    Özellikle sosyal fobi, örümcek fobisi uçak fobisi gibi insanın hayat kalitesini düşüren pek çok korku ile başa çıkmayı sağlayabiliriz hipnoz ile… Bugün uçak korkusu nedeniyle hayatlarındaki bir çok şeyden vazgeçmek zorunda kalan o kadar çok insan varki. . Mesela iş seyahatlerine çıkamamak kişiyi kariyerinde ilerlemekten alıkoyan büyük bir problemdir. . Kişiye genel müdürlük teklifi yapıyorlar reddediyor , tek derdi var. Genel müdür olunca Uluslar arası toplantılara gitmek zorunda kalacak, uçak yolculuğu yapmak zorunda kalacak. ‘ Çok mütevazı adam, genel müdürlüğü istemedi.’ gibi yorumlar geliyor ardından, oysaki adamın içi gidiyor…

    Uçağa binmeniz konusunda kaygı ve gerginlik yaratan birçok faktör olabilir. Örneğin panik atak, uçağın kaçırılması korkusu, terör korkusu, klostrofobi , kontrolün elinizde olmaması gibi birçok durum kişilerde anksiyete oluşturabilir. Hatta uçağa binmeden sadece havaalanında bulunmak bile bazı insanlarda kaygı yaratabilir. Uçuş korkusu bazı insanlarda önce hafif anksiyeteyle başlayıp uçağa bindikten sonra had safhaya ulaşarak uçaktan inme çabalarına kadar varabilen davranışlara sebep olabilir.

    Peki diyelim ki uçak korkusu olan bir kişi nasıl oluyor da hipnoz ile tedavi edilebiliyor. Basit bir dille anlatmak gerekirse hipnoz altındayken kişiye uçak ile ilgili imajinasyonlar verilip , o olayı birkaç sefer aşama aşama yaşatarak zihnin de defalarca uçak ile seyahati yaptırılır. Uçak korkusu öğrenilmiş bir durum olduğu için zihindeki olumsuz düşünce ve duyguları olumlular ile değiştirecek, bastıracak ya da bu korkuları başka yere yönlendirecek telkinler verilir.

    “Peki Hipnoz korkunuz varsa?” Unutmayın ki hipnoz sırasında telkine açık olmamıza rağmen hipnoz hali davranışımız üzerindeki kontrolümüzü kaybettiren bir durum değildir. Filmlerde gördüklerinizi unutun. Hipnozun başka bir kişinin kontrolü altına girmek olmadığını bilmek önemlidir. Kişi hipnoz halindeyken ne kontrolünü kaybeder, ne de daha sonra pişman olacağı bir söz veya davranışta bulunur. Kişinin etik ve sosyal değerleriyle çatışan, kişinin kendisi için faydalı olmayacak her türlü telkin, zihin tarafından mutlaka geri çevrilir. Hipnoz, denemek isteyen herkes için çok doğal ve güvenlidir. Unutmayın ki transa girmekteki başarı şansınız tamamen hipnoterapistiniz ile işbirliği yapma isteğinize ve transa girmek konusunda kendinize gerçekten izin vermenize bağlıdır.

  • Neden Anne Baba Eğitimi Gerekli?

    Neden Anne Baba Eğitimi Gerekli?

    ‘İnsan’ asırlardır ürüyor, gelişiyor, değişiyor… Yaşam şekilleri, değer yargıları, anne baba tutumları vb. İnsanlar önce çocuk sonra ebeveyn oluyor. Nesilden nesile bir çok şey gibi ebeveynlik tutumları da aktarılıyor.

    Anne baba olarak hepimiz çocuklarımız için en iyisini ister, çocuklarımızın sevildiğini bilmesi, mutlu hissetmesi ve başarılı olması için elimizden geleni yaparız. Pek azımız geleneksel anlayışın dışına çıkarak etkili ve doğru anne baba olma yolunda çaba gösterirken, çoğumuz da da kendi anne babamızdan gördüğümüz eğitim anlayışını kanıksayarak çocuk yetiştirmeye devam ediyoruz.

    Çocuklarımızın beslenmesi, hasta olmaması, iyi akademik eğitim alması için her ebeveyn imkânları doğrultusunda çaba gösterir. Ancak tüm bunları yaparken çocuklarımızın psikososyal gelişimlerini göz ardı ederiz.

    Sümerler`den (İ.Ö. 3500-1900) kalma bir tabletteki şu sözlere bakın: “Artık büyü. Okuluna git, oku. Sokaklarda aşağı yukarı dolaşma. Sen sabah akşam bana eziyet ediyorsun. Sabah akşam eğlence uğruna zamanını boşa geçiriyorsun.” Ortalama dört bin yıl önce söylenmiş sözlerin güncelliğini bu denli koruması ne kadar şaşırtıcı değil mi?’

    Dünya bu kadar hızla değişirken neden ısrarla ebeveynlik tutumlarımızı değiştiremediğimizi anlamak güç değil. Çünkü toplum olarak geleneksel aktarımlar ve içgüdüler ile anne baba olmanın yeterli olduğu yanılgısına düşüyoruz.

    Bugün toplumuza baktığımızda çoğu yetişkinin ‘çocukluk psikopatolojisini’ taşıdığını gözlemleyebiliriz. ( tahammülsüzlükler; trafikte cinayetler, kavgalar, ilişkilerde saplantılar, egosal kaygılar, düşük benlik algıları….)

    Toplumumuza yapacağımız en büyük katma değerin etkili anne baba olmayı hedef alarak sağlıklı nesiller yetiştirmek olduğunu düşünüyorum.

    Ebeveynlik programlarında erken çocukluk döneminin sosyal, duygusal ve zihinsel gelişim ihtiyaçları ve bunların nasıl karşılanacağı konusunda bilgilenirsiniz. Ayrıca, çocukların zorlayıcı davranışlarının altında yatan nedenleri ve bu davranışlara nasıl müdahale etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.

    Böylece;

    Anne ve baba rolleri ile ilgili kaygılarınızı azaltıp çocuklarınızla daha nitelikli ve eğlenceli anlar yakalar,

    Anne baba ve çocuk arasında güçlü ve güvenli bir bağ oluşturur,

    Çocuklarınız büyürken emin adımlarla onların gelişimlerine rehberlik edersiniz.

    O halde gelin hep birlikte gelecek nesillerin daha güçlü, mutlu, ne istediğini ve andan zevk almayı bilen, hayatlarında kaygılara, takıntılara çok fazla yer vermeyen insanlar olabilmeleri için “elimizden gelenin daha iyisini yapalım.”

  • Nitelikli Personel Seçimi

    Nitelikli Personel Seçimi

    Rekabetin sürekli arttığı günümüz iş dünyasında profesyonellik giderek daha da önemli bir hal almaya başladı . Artık şirketler bünyelerine katacakları personeli büyük bir titizlikle seçiyorlar. Ya da mevcut personelin iş verimliliğini artırmanın değişik yollarını arıyorlar. Yeni işe alımlarda çoğunlukla daha önceden hazırlanmış soruları olan klasik mülakat yöntemleri veya İK departmanının hazırladığı formlar tercih edilebiliyor . Mülakata çağırılanlar işin tanımına uygun özellikte olduğu düşünülen adaylar oluyor .İşe uygunluğu adayın özgeçmişine (cv) bakılarak karar veriliyor. Maalesef bütün bunlar da doğru adayları seçebilmek için tek başına yeterli olamıyor.

    Hepimiz, zaman zaman beklentilerimizi karşılamayan kişileri işe almışızdır. Mutlaka bu kişilerin yeterli deneyimi, olumlu nitelikleri, iyi bir referansları vardı ve yaptığımız görüşmelerde olumlu geçmişti. Ancak; hepside bir şekilde görevlerini yeterince yerine getiremediler. Hatta sizi öyle bir noktada terk ettiler ki; işe alım maliyetini bırakın; daha da kötüsü, verim kaybına ve ekibinizin motivasyonunun düşmesine neden oldular.

    İş ortamında başarılı olabilmek için hangi adayların işe daha uygun olduğunu , hangi çalışanlara terfi vereceğinizi, çalışanlarınızın nasıl motive olduğunu ve onların güçlü ve limitli yönlerinin neler olduğunu bilmek oldukça önemlidir. Daha da önemlisi; bireylerin yetenek ve davranışlarını karşılaştırarak kurumda istenen başarıya ulaşmak ve yüksek bir verim elde etmektir. Bu, her kurumun gerçekleştirmek istediği temel bir hedeftir. Bu hedefi gerçekleştirmek ise insan davranışlarıyla yakından ilgilenen psikoloji bilimiyle mümkün olabilmektedir.

    Burada da Endüstriyel Psikoloji devreye girmektedir. Endüstriyel psikoloji terimi kısaca ‘ İnsanı iş hayatında inceleyen psikolojinin alt dalı’ olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda çeşitli psikometrik ölçümler kullanılmaktadır.

    Bugün uygulanan pek çok psikometrik ölçüm için dört ana davranış profilinin tamamı azıyla çoğuyla hepimizde var ve biz bu davranış şekillerini zaman zaman ve gerekli gördüğümüzce kullanırız. Asıl hedef kişinin mizacını belirleyen ve baskın olan davranış kalıplarını belirlemektir. Bizler (bu alanda çalışan psikologlar) bu kalıplara göre kişileri analiz eden bilimsel ölçümler kullanır ve hangi durumlarda nasıl tepkiler verebileceğini öngörebiliriz.

    Yöneticilere teknik terimlerden uzak kişinin profil analizini, göreve uygunluğunu, güçlü ve limitli yönlerini, nasıl motive olduklarını temel korkularını, baskı altında nasıl çalıştıklarını, kriz anlarında nasıl davrandıklarını, iletişim tarzlarını gösteren raporlar ve grafikler sunarız.

    Gerekli departmana uygun adayın hangi özelliklerde olması isteniyorsa Görev Analizi oluşturur, bireylerin özellikleriyle görevin gerektirdiği özellikleri eşleştirerek, görevle birey arasındaki ‘uyumu’ ortaya çıkarır ve kişilere uygun görev vermenizi sağlayabiliriz.

    Genel yetenek testleriyle de şu soruların cevaplarını elde edebiliriz:

    • Bu kişi hızlı düşünüp anında karar verebilir mi?
    • Bu kişi değişime uyum sağlayabilir mi?
    • Görevin zihinsel zorluklarıyla başa çıkabilir mi?
    • Bu kişi işinde başarılı olabilir mi?
    • Bu kişi problemleri kolayca çözebilir mi?
    • Eğitim vererek bu kişiyi ne derece geliştirebiliriz?

    Burada anlatılan envanterleri, testleri yeni personelde uygulayabileceğimiz gibi mevcut personelimizde de uygulayıp onlarla daha doğru iletişim kurabilir, motivasyonlarını artırmaya yardımcı olabilirsiniz. Bu sayede sık personel değişimini ortadan kaldırabilir, doğru kişilere doğru görevler vererek, işe alım hatalarını en aza indirebilirsiniz.

    Unutmayalım ki bir iş yerinde önemli ve faydalı ipuçlarını bilmek, personel ve performans yönetimi için oldukça gerekli bir noktadır.

  • Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarda Cinsel Eğitim

    Çocuklarımız, dünyadaki en değerli varlıklarımız. Onlar dünyaya geldikten sonra hayatımızda pek çok şeyi onların yararına olacak şekilde değiştiririz. İmkânlarımız doğrultusunda en iyi kıyafetleri, en iyi yiyecekleri, en iyi oyuncakları alır, evimizin her köşesini onlara uygun şekilde düzenleriz. En iyi okullara göndeririz. Bazı anne babalar çocukların gelişimsel yönünü çok iyi takip edebilmek ve doğru davranışlarda bulunabilmek için, çocuk eğitimi üzerine kitaplar okur, filmler izler ya da seminerlere katılarak onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmek için ellerinden geleni yaparlar. Kuşkusuz bütün bunlar çok önemli ve gerekli ebeveynlik tutumlarıdır.

    Ancak göz ardı ettiğimiz ve aslında sağlıklı bir gelişimin olmazsa olmazlarından olan çocuklarımıza vermemiz gereken “ cinsel eğitim” konusudur.

    Cinsellik bir çok anne babanın, hatta öğretmenlerin bile yok saymayı tercih ettiği bir konudur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, cinsel eğitimin seks eğitimi ile karıştırılmış olmasıdır. Toplum olarak sağlıklı nesiller yetiştirmek; bedensel, ruhsal, zihinsel, sosyal ve cinsel yönden kendisi ve çevresi ile barışık bireyler yetiştirmekle mümkündür. Bu konuda yürütülmüş pek çok araştırmada ana babaların çoğunun üreme ve cinsiyet konusunda çocuklara küçük yaşta bilgi vermeyi savunduğunu, fakat yine bu aynı kişilerin çocuklarına hiçbir bilgi vermemiş olduğu görülmüştür. Bunun temel nedeninin, anne babaların konuyu nasıl ele alacaklarını bilemeyişlerine dayandığı düşünülmektedir. Çekingenlikleri, yaşamın bu doğal parçasını küçük yaşta öğrenmenin sakıncalı etkileri olabileceği düşüncesinden çok, bu konudaki bilgisizliklerden ve konunun onları tedirgin etmesinden kaynaklanır. İşte tipik tepkilerden birkaçı:

    • «Bu işi nasıl açıklayacağımı bilemiyorum.»,
    • «Acele etmeme gerek yok, nasıl olsa öğrenir.»,
    • «Bunu anlatırken hangi kelimeleri kullanmam gerektiğini bilmiyorum.»

    Anne babanın, kendisinin bu konudaki çekingenliği bilgi vermeyi hep yarına bırakma eğilimini doğurduğu gibi, çocuğun bu konudaki sorularının da yanıtsız kalmasına yol açmaktadır. Böylece çocuğun kadın- erkek olma konusundaki tutumu ve eğilimlerinin tohumları atılmış olacaktır. Şimdi bu yazımı okuyanların bazılarının “ Aman canım bize çocukken cinsel eğitim dersi mi verdiler, ne oldu? Kadın da olduk erkek de… “ diye söylediklerini duyar gibiyim. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor.

    Ülkemizde hem kadınlarda hem de erkeklerde çok yüksek bir oranda cinsel işlev bozuklarına rastlanmaktadır. Türkiye’ de ‘vajinismus’ her on kadından birinde, erken boşalma 18- 59 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yüzde 30’unda görülmektedir. Cinsel işlev bozuklarının en önemli nedenlerinden biri hep göz ardı ettiğimiz ve insanların yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu cinsel eğitimin olmamasıdır. İnsan doğduğu günden ölümüne kadar cinselliği olan bir varlıktır. Dolayısıyla cinsellik hakkında bilgilenmenin veya cinsel eğitimin yaşam boyunca sürmesi gerekir. Ancak cinsellikle ilgili bilmek istediklerimiz veya bilmemiz gerekenler her yaşta aynı değildir.

    Bunun için anne babalar ve eğitimciler, bilimsel kaynaklardan ve eğitim seminerlerinden faydalanarak bu konuda bilgi sahibi olmalıdırlar. Çocuğun bütün gelişim evrelerinde onun fiziksel gelişimi kadar ruhsal gelişimi de özenle takip edilmelidir. Çünkü bu, sağlıklı, ne istediğini bilen, güçlü, sosyal nesiller için kritik bir öneme sahiptir.

  • Cinsel Terapi

    Cinsel Terapi

    Bu yazımda sizlerle 21. yüzyılda hala konuşmaya çekindiğimiz, bir tabu olan cinsellik ve her türlü cinsel işlev bozukluğunun tedavisine yönelik yapılan cinsel terapi hakkında bilgi aktarmaya çalışacağım.

    Cinsellik, her insanın yaşamının doğal bir parçasıdır. Yeme- içme, barınma gibi temel ihtiyaçlarımız arasında iken, kültürel ve dini öğretilerden dolayı ayıp, yasak ve günah gibi anlamlar yüklenmiştir. Bu sebeple toplumumuzda cinsel rahatsızlıklar yaşayan pek çok insan bu sorunu gizleme eğiliminde olmuşlardır. Öncelikle bu tavrımızda bir değişikliğe gitmek zorundayız. Cinsel rahatsızlıkların bedenimizdeki diğer rahatsızlıklardan hiçbir farkı yoktur. Grip olduğumuzda, midemiz ya da başımız ağrıdığında nasıl bir sağlık kuruluşuna başvuruyor isek cinsel işlev bozukluklarında da bir hekime ve cinsel terapiste başvurmak bir o kadar gerekli ve doğaldır.

    Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan çok sayıda araştırmanın sonuçlarına göre, yaklaşık her üç kişiden birinin cinsel hayatının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından resmi olarak teyit edildiği üzere: Her insanın bedensel ve ruhsal mutluluğunun önemli bir bileşeni sağlıklı bir cinsel hayattır. Yeniden mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam oluşturmak için, cinsel rahatsızlıkların nedenlerinin araştırılması çok önemlidir. Cinsel terapi de işte bu noktada devreye girmektedir.

    Cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda rol oynayan psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:Cinsel eğitimsizlik ve bilgisizlik, cinsel deneyim eksikliği, cinsel yaşama dair yanlış inanışlar, tabular, mitler, kadın/erkek rollerine dair yanlış inanışlar, geleneksel kadın/erkek rollerinin dışına çıkamamak, negatif beden imajı ve düşük benlik saygısı, katı dini ve ahlaki inançlar, cinsel taciz ve travmalar, eşler arasındaki sorunlar, edilgenlik, çekingenlik, babayla ve/veya anneyle ilişkide sorunlar. Örneğin, vajinismuslu kadınlar arasında, baskıcı, otoriter bir babaya sahip olmak yaygındır. Erkeklerde ise, erektil işlev bozukluğu ( sertleşme bozukluğu) genellikle anneye olan bilinçdışı cinsel bağlılığın sürdürülmesi ile ilişkilidir.

    Cinsel terapi, cinsel işlev bozukluklarının tedavisine odaklanan, psikolojik bir terapi yöntemidir. Sorunun niteliğine göre, etkili olabilecek psikolojik tedavi yöntemi seçilir. Kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur. Her seansta gizli tutulacak bir görüşme yapılır ve burada utanç duygusu ve kısıtlama altında kalmadan kendi özel yaşamınız ve cinsel temaslarınız gibi konular işlenir. Korkular ve gizli tutulan istekler üzerine konuşmalar yapılır. Cinsel terapi, seans oturumları ve evde yapılan pratik alıştırmalardan oluşur.

    Cinsel Terapi uygulanan cinsel işlev bozukluları arasında; denetimsiz boşalma ,erektil disfonksiyon ( Sertleşme bozukluğu) geç boşalma, vajinismus, disparoni ( ağrılı cinsel ilişki ) cinsel isteksizlik, hiperseksüalite, cinsel tiksinti bozukluğu vb. gibi konular yer almaktadır.

    Cinsel terapiye başlamadan önce sorunun psikolojik ve organik ayrımı yapılır. Eğer sorun sadece organik nedenlere bağlı ise tıbbi tedavi yöntemleri sonuç verir. Ancak, psikolojik nedenler bu bozukluklarda çok yaygındır ve organik nedenlerle birlikte de geçerli olabilmektedir. Organik bir rahatsızlığın teşhis edildiği çok sayıda vakada, tıbbi bir tedavi olmaksızın sadece cinsel terapinin etkili olduğu da rapor edilmiştir. Özellikle erken boşalmanın çok büyük bir oranının psikolojik kaynaklı olduğu da istatistikler arasındadır.

  • Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Cinsel Sorunlarınızdan Kurtulun

    Eyvah! Erken Boşalıyorum:

    Öncelikle “erken boşalma” kelimesinin yerine “denetimsiz boşalma” ya da “kontrolsüz boşalma” demeyi daha doğru buluyorum.

    Çünkü ”erken” sözcüğü çok görecelidir. Kime göre, neye göre erken? Denetimsiz boşalmayı tanımlayacak olursak; en az 6 ay düzenli bir cinsel birliktelik ( Cinsel penatrasyon ) yaşayan ve bu birlikteliklerin % 50 sinden fazlasında erkeğin boşalmayı geciktirememesi durumudur. Başka bir deyişle; denetimsiz boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol edemeyip isteğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini yaşar (Plato) ve ardından da boşalır. Denetimsiz boşalanlarda bu plato fazı ya çok azdır ya da hiç yoktur.

    Ülkemizde denetimsiz boşalma sorunu on erkekten yedisinde görülmektedir. Bu çok ciddi bir oranken bu problem ile kliniklere başvurma sayısı oldukça düşüktür. Bunun nedeni erkekliğe yüklenen anlamın erkeğin cinsel performansındaki başarısı ile özdeşleşmiş olması, utanç duyulması, genelde diğer erkeklerin kendisinden daha iyi performans gösterdiği yanılgısı ( bu problemi yaşayan tek erkeğin kendisi olduğu inancı ) veya kadınların çoğunun cinsel ilişkiyi görev gibi algılayıp, bu sorunun onlar için bir avantaja dönüşmesidir.( Yani ne kadar hızlı olursa kadın görevini daha çabuk yerine getirmiş olur.)

    Denetimsiz boşalmanın sebeplerine gelecek olursak, cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşünülen ülkemizde çocuklarımıza gerekli cinsel eğitimin verilmiyor olması, mahrem alana saygı duyulmadığı için, ilk cinsel keşiflerin ( Mastürbasyon ) yakalanma korkusu ve aceleyle yapılmış olması, ilk cinsel deneyimlerin genel ev gibi performans odaklı ve erkekte inanılmaz kaygı yaratan yerlerde gerçekleşmiş olması, çocuk- ebeveyn ilişkileri, suçluluk, günahkarlık duyguları, erkekler arsında çok yaygın olan mitler, hurafeler… Eş ile ilişkisel sorunlar, performans kaygısı ( Denetimsiz boşalmayı hızlandırıcı ve sürdürücü bir rol oynar, cinsel mitlerle ve yüksek beklentilerle doldurulmuş bir erkek cinsellikte sıkıntı yaşar. Çünkü seks haz alınması gereken bir durum olmaktan çıkar, bir sınav haline gelir.) Seyirci rolü ( Erkek eşi ve onun memnuniyetiyle çok fazla meşgul olursa sürekli eşini izler ve onu memnun edememe endişesine kapılarak erken boşalabilir.) Aslında tüm mesele erkeğin bedensel hislerini fark edememesi ile ilgilidir. Nasıl ki mesanenin olduğunu fark edemeyen bir çocuk gece altına idrar kaçırırsa; yükselen heyecanını fark edemeyen erkek de isteğinden önce boşalır.

    Tedavi 2- 6 hafta arasında değişen 45 dakikalık seanslardan ve seans da öğrenilen tekniklerin evde uygulanması şeklinde uygulamalardan oluşmaktadır.

    Cinsel problemeler diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi tedavi edilmezler ise kişilerin ilişkilerini ve yaşam kalitelerini bozabilmektedir. Bu yüzden denetimsiz boşalan erkekler zaman geçirmeden hayatlarını büyük ölçüde sıkıntıya sokan ve çözümü de bir o kadar basit olan bu sorundan kurtulmak için bir cinsel terapiste başvurmaları gerekir. Aklen, bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşantı için hayatımızdaki bütün sorunlardan kurtulmanız dileğiyle… Mutlu yıllar…

  • Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus Tedavisi; Kadın Olma Yolunda Tıkanıklık Yaşatan, Bir Kaçınma Ve Erteleme Hastalığı

    Vajinismus tedavisi için uygulanacak adımlar her ne kadar vajinismusun kadın üzerindeki süresine ve yoğunluğuna göre farklılık gösterse de, vajinismus tedavisinden genel anlamda bahsedelim:

    – Vajinismusta tamamen kişiye özel bir tedavi planı gerekir –

    Bunun için öncelikle çiftler ile birkaç görüşme yapılır. Çiftin cinselliğe bakışı, duygu durumları, evlilik ilişkileri, iletişimleri, motivasyonlarını ölçmek için bir takım bilimsel temelli uygulamalar yapılır ve değerlendirme sonuçlarına göre bir tedavi planı çıkartılır.Daha sonra çiftlerin ilişkilerine odaklanılır. Varsa çatışmalar giderilmeye, ilişkilerini tekrar duygusal boyuta taşıyarak bağlarını sağlamlaştırma üzerinde durulur. Çünkü Vajinismus cinsel terapisi karşılıklı sevgi ve saygının olduğu çiftlerde daha başarılı olur.

    Sonraki aşama olarak kadının ilk gece korkuları, ilk cinsel ilişki, kızlık zarı ile ilgili kökleşmiş yanlış inanışlar ve düşünceler yerine doğruları ile değiştirmeye yönelik bilişsel bir çalışma yapılır. Hastanın cinselliğe dair olumsuz duyguları giderilerek cinsel duygularını hissetmesini, cinselliğin her kadının hakkı olduğunu, ve bunu da haz duyarak keyif alarak yaşamasının gerekliliğini benimsemesi hedeflenir.

    Eğer hastanın vajinismusa neden olan faktörleri arasında, öğrenilmiş, bilişsel öğretiler dışında bir travmaya bağlı ise bu aşamada da hastaya duygusal yönelimli terapi uygulaması yapılarak baş etme yöntemleri geliştirilir.

    En son olarak davranışsal uygulamalara yer verilerek, “aşk oyunları” adı verilen egzersizleri, aşama aşama uygulatarak (evlerinde) çiftler cinsel penetrasyonu (cinsel birleşme) gerçekleştirebilecek duruma gelebilirler.

    Ayrıca, vajinismus cinsel terapisinde genellikle hiçbir cerrahi müdahale ve diğer girişimsel müdahaleleri uygulamak gerekmez. Hastanın tedavi süreci boyunca herhangi bir ilaç kullanması da istenmemektedir. Yapılması gereken tek şey, iyi bir rehber olacak cinsel terapisti bulmak, her şeyi açıkça anlatmak ve en önemlisi de iyileşme arzunuzun olmasıdır.

    Sizler bunu yapmayı başardığınız takdirde, cinsel terapistin sizlere önereceği aşk oyunları adı verilen egzersizlerle vajinismus sorununu aşmanız mümkündür

    Eski yaklaşımlara baktığımızda vajinismus tedavisinin hedefi sadece vajinal penetrasyondu(Cinsel Birleşme). Eşlerin tedavi sonrasındaki, mutlu ve haz odaklı cinselliği göz ardı edilmekteydi. Bu da daha sonra çiftlerde cinsel işlev bozuklukları, cinsel soğukluklar, disparoni(Ağrılı cinsel ilişki) gibi tablolara dönüşmekteydi.

  • Disleksi

    Disleksi

    Yeni eğitim- öğretim yılına başladığımız bu günlerde birinci sınıfa başlayan çocukların anne, babaları ve öğretmenleri ” Disleksi” diğer adıyla öğrenme bozukluğu olan gelişimsel bir farklılığa dikkat etmeleri gerekir.

    Disleksi; dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüler gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Bu bir zihinsel gerilik değildir. Aksine Dislektik çocuklar normal ve üstü zekaya sahiptir. En önemli ayırıcı tanısı da budur. Bazı Dislektik çocuklarda özel yetenekler bile görülebilmektedir. Dislektik çocuklarda, çoğunlukla dikkat bozukluğu da beraberinde görülür.

    Bu çocuklarda en belirgin özellikler şöyle sıralanabilir; harfleri ya da rakamları ters algılayabilirler. Örneğin, 6 yerine 9, 9 yerine 6 diyebilirler. Okurken cümle içerisinde kelime atlamaları görülür ya da farklı satırlardan okumayı sürdürebilirler. Yön tayininde güçlükler yaşayabilir, sağını solunu öğrenmekte zorlanabilirler. Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunlar yaşayabilirler. Bu nedenle bir tepsiyi taşırken devirebilir, ya da elindekileri daha sık yere düşürebilir, bazen de eşyalara çarpabilirler. Benzer sesleri (d-t, f-v, b-p, k-g, c-ç gibi harfleri) birbirine karıştırabilirler. Hece içindeki harfleri yerlerini değiştirerek farklı okuyabilirler. Örneğin, at yerine ta ya da ve yerine ev diyebilirler. Haftanın günlerini ardı ardına saymakta zorlanırlar. Tahtadan yazıları defterlerine geçirmekte güçlük çekerler. Ödevlerini yapmayı unuturlar. Anne-babaların sık sık bu konularda uyardıkları ve bazen de çocukları yalancılıkla suçladıkları görülmektedir. Dün-bugün ve yarın gibi zaman kavramlarını sıralamada güçlük çekerler. Arkadaşları ile ilişkileri genellikle sorunludur.

    Bu çocuklar aileleri ve toplum tarafından en sık suçlanan, eleştirilen ve yargılanan çocuklardır. Okul başarısızlığı nedeniyle tembel, harfleri karıştırması nedeniyle dikkatsiz, ödevlerini unuttu diye sorumsuz, dağınıklığı nedeniyle savruk, sağını solunu karıştırdı diye aptal, daha sık düşmesi ve eşyalara çarpması nedeniyle sakar gibi bir çok yargı bombardımanına maruz kalırlar. Çocuk kendisi de bunu anlamlandıramamaktadır. Elinden gelenin bu olmasına rağmen çevresindeki insanların bu şekilde ona yüklenmeleri onda özgüven eksikliğine ve benlik saygısını yitirmesine neden olur. Böyle bir durumda çocuk okul hayatından daha fazla uzaklaşmaya, ders çalışma konusunda motivasyonunu kaybetmeye ve kabul görmediği için çatışmalı ilişkiler içerisine girebilmektir.

    Disleksi toplum tarafından çok bilinmese de yaygın bir sorundur. % 8- 10 oranında gözükmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 3- 4 kat daha fazla görülmektedir. Zamanla geçen bir sorun değildir. Ömür boyu devam etmektedir. Ancak bireysel eğitim planı ve özel eğitim desteği ile okulda yaşayacağı problemler en aza indirilebilmektedir. Çünkü bu çocukların normal okul müfredatında öğrenmeleri zordur ve mutlaka özel eğitim desteği almaları gerekir.

    Ailleler çocuklarının okulda yaşadığı başarısızlık ya da öğrenme sorunlarıyla ilgili çocuğu tembellikle suçlamadan önce, RAM ( Rehberlik ve Araştırma merkezi ) , ya da psikolog, pedagog, psikiyatrist gibi konusunda uzman meslek uzmanlarına başvurulmaları gerekir. Erken tanı ve müdahale çocuğun okul yaşantısını pozitif yönde etkileyecektir.

  • Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve Çift Terapisi

    Aile ve çift terapisi, yakın ve duygusal ilişki içerisinde olan çiftlere ( flört, nişanlılık, evlilik ) yaşadığı çatışmaları azaltmaya, ilişkiyi daha sağlıklı ve doyumlu hale getirmeye yönelik uygulanan bir terapi yöntemidir.

    İnsanların yakın ilişki içerisindeki duygusal doyumu ruh sağlıkları açısından çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle yakın ilişkilerinden biri olan evliliklerdeki çatışma ve anlaşmazlıklar kişileri çok fazla yıpratarak yaşam kalitelerinin bozulmasına sebep olabilmektedir. Bu durum tüm aile bireyleri, iş ve sosyal hayat gibi çok kapsamlı bir alana negatif olarak yansımaktadır.

    Aile ve çift terapisinde amaç, aile içinde ve çiftler arasında yaşanan zorlu ve sıkıntılı süreçlerin ele alınarak çatışmaların çözülebilmesi ve tüm aile üyelerinin sağlıklı yönde değişiminin ve gelişiminin sağlanmasıdır. Hem aile içi ilişkileri düzenlenmesi hem de diğer insanlar ve durumlar ile ilişkilerin düzenlenmesi hedeflenmektedir.

    Çift ve Aile terapisi aynı zamanda bir ilişki terapisidir. Aile dışındaki diğer yakın ilişkilerle de ilgilenmektedir. Bireysel terapiden farklıdır. İlişki odaklıdır. Çiftlerin ilişki içindeki kendiliklerine ve ilişki paternlerine odaklanılır.

    Çift terapisinde döngüsellik kavramı merkeze alınır. DÖNGÜSELLİK anlayışına göre çiftler ilişkiyi birlikte oluştururlar. Buna göre ilişkinin yolunda gitmesinde veya gitmemesinde her iki tarafında rolü vardır. Bu yüzden ilişkide hiçbir taraf edilgen yada etken olarak kabul edilmez. Her iki kişinin hiçbir şey yapmaması da bir şey yapmak olarak kabul edilir. Örneğin çiftlerden biri ilişkide baskın ve yönlendirici olarak gözlemlenebilir. Ancak edilgen olan taraf da buna izin vererek ve kabullenici davranarak ilişkinin belli bir döngü içerisinde olmasına etken olmuş olur.

    Aile ve çift terapisinde terapistin rolü, ilişkinin sağlıklı hale gelmesi için yapıcı yollar bulmalarına yardım etmektir. Her bir bireyin sıkıntısı aile sisteminin içerisinde değerlendirilerek, yeniden çerçevelendirilir. Çift terapisi çözüm odaklıdır. Terapiye gelen çiftler kendileri, eşleri ya da diğer aile üyeleri hakkında daha fazla şey öğrenirler. Bunun yanında yenide oluşturdukları “sağlıklı iletişim” yöntemlerini sonraki hayatlarına da genelleyerek zor durumların üstesinden gelebilecek içsel kaynaklara ulaşırlar.

    Aile ve çift terapisi birçok psikolojik rahatsızlıklarla birlikte de uygulanır. Uygulama alanlarından bazıları şunlardır:

    Çift ilişkileri, evlilik problemleri, cinsel problemler, boşanma, çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı, çocuk ve ergenlerde davranış bozukluğu ve okul problemleri, yeme bozuklukları, alkol ve madde kullanımı, kronik fiziksel rahatsızlıklarla, yas, kayıp ve travmalar, duygusal istismar, ihmal ve şiddet, aile yaşamında değişiklikler (iş değişikliği, taşınma vb.) anksiyete ve depresyonu da içeren duygusal bozukluklar, ebeveynlik becerileri, Psikoseksüel zorluklar, evlat edinme, üvey ebeveyn/çocuk ilişkileri, kendine zarar verici davranış, travma sonrası çocuklara, gençlere ve yetişkinlere destek, iş stresi, ekonomik problemler…

  • Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel Mitler (Batıl İnançlar)

    Cinsel mit; halk arasında cinsellikle ilgili doğru olmayan, abartılı, yanlış ve uydurma hikayelerle kulaktan kulağa anlatılarak oluşturulmuş inanışlara verilen addır.

    Mit kelimesi İngilizcede “Myth” kelimesinden gelmekte olup Türkçemize “batıl inanç” olarak çevrilebilir. Cinsel mitler “seksüel mit” olarak da anılabilir. Zaman içinde büyüyerek toplumda sanki doğruymuş gibi yer eden cinsel mitler, genç kişilerin zihinlerinde yer ederek vajinismus, erken boşalma, sertleşme problemi, cinsel isteksizlik vs. gibi daha pek çok cinsel problemlere neden olabilmektedir. Toplumda konuşulan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşan cinsel mitlerin bu kadar etkili ve güçlü olmasının nedeni; ülkemizde cinselliğin ayıp, yasak, günah olduğu düşüncesiyle, ne ebeveynlerin ne de eğitimcilerin, gençlerimize bu konuda hiçbir eğitim vermemesidir.

    Ülkemizde evlilik kurumuna önem verilirken, üremenin ve psikolojik sağlık için çok önemli bir yere sahip olan cinselliğin neredeyse yok sayılması mutsuz ve çatışmalı evliliklere yol açmaya devam ediyor.

    İşte en yaygın cinsel mitlerden bazıları:

    -Erkekte cinsel organın boyutu çok önemlidir.

    Erkek tarafından en çok takıntı yapılan konulardan biri penis boyutudur. Penis boyu ortalama 14 santimetre olmakla beraber 10-18 santimetre arası olanlar normal boyutlarda kabul edilmektedir. Sanıldığının aksine, penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ayrıca vajinal uyarı vajinanın 1/3 kısmında yoğunlaşır. Bu da penis boyuna yönelik takıntıları temelden yıkmaktadır. Buradan yola çıkarak söylene bilinir ki, mutlu ve tatmin edici bir cinsel yaşam için penis boyu tek kriter olamaz. Çiftlerin birbiriyle açık ve samimi bir iletişim kurmaları, birbirilerinin arzu, istek ve beklentilerine değer vermeleri doyurucu ve sağlıklı bir cinsel yaşam için oldukça önemlidir.

    -İlk cinsel ilişki kadına çok ağrı verir ve kanama olur. İlk ilişkide kanama olmazsa kadın bakire değildir.

    Cinsel ilişki ağrı ve acı yapmaz. Kadının cinsel ilişki sırasında uyarılması, ıslanması olmuş ve kendini kasmaz ise ne ilk ilişkide ne de sonraki ilişkilerinde ağrı acı olmaz. Vajinanın görevi penisi içine almak ve neslin devamını sağlamaktır. Vücudumuzdaki diğer organlar görevlerini yerine getirirken nasıl ki ağrı ya da acı yaşanmıyorsa, vajina da haz alıp-verme olan görevini yerine getirirken ağrıya ve acıya neden olmaz. Kızlık zarı vajina girişinin hemen yakınında, doğuştan delik olan, esnek bir yapıdır ve ilk ilişki sırasında kızlık zarında hafif bir açılma olur. Aslında kanama olmaması normalde beklenen bir durumdur. Normal şartlar altında, normal bir kızlık zarı, kanamaz, delinmez, patlamaz, yırtılmaz. İlk cinsel ilişki sırasında penis vajinaya girdiğinde kızlık zarında hafif bir açılma olur. Bu noktada kadın rahat ve kendini kasmazsa, ıslanmışsa bu girişi hissetmez. Kızlık zarının açılması denilen olgu giyinilen ince çorabın bir yere takılması ve kaçması gibidir. Ayrıca kızlık zarından gelen kan, parmağın kanaması gibi değil, belli belirsiz bir sıvıdır. Bu da kadın rahatsa, kendini kasmazsa, ıslanması tam olmuşsa ve erkek acele etmezse hiç fark edilmez bile.

    -Mastürbasyon cinsel isteği ve gücü azaltır.

    En geçerli ve en yaygın cinsel eylem olan mastürbasyon, Türk toplumunda her nedense zararlı ve günah olarak vurgulanır. Kişinin rahatlamasına ve kimseye zarar vermeden cinselliği yaşamasına yardımcı olduğu için de doğaldır. Mastürbasyonun cinsel gücü azalttığına dair söylenenler ise yanlıştır. Zararlı olan mastürbasyon değil ona eşlik eden ayıp, günah veya zararlı gibi olumsuz inançlardır. Mastürbasyon kişinin kendisiyle barışık olduğunun temel göstergelerindendir. Mastürbasyon doğru yapıldığı takdirde kişinin cinselliğine olumlu katkılar sağlayan bir süreç meydana getirir. Ancak yakalanma korkusuyla ve günah işliyorum duygusuyla yapıldığında erkeği erken boşalmaya , kadını da cinsellikten haz almamaya programlayabilir, ayrıca erkeklerde sıklıkla karşılaştığımız, suçluluk duygusu ileride sertleşme sorunlarına ve cinsel isteksizliğe yol açabilir.

    Anlaşılacağı üzere bu verdiğim örnekler çoğaltılabilir hatta 500 sayfalık bir kitap bile yazılabilir. Ama tabi bu bizi çözüme götürmez. Peki çözüm nedir? En önemlisi çocuklarımız doğduğu anadan itibaren cinsiyet ve cinsellik ile ilgili eğitim vermektir. Ve toplum olarak önce okumayı ve araştırmayı alışkanlık haline getirebilmek gerekir. Eğer bu olursa zaten zihin her söylene inanmaz tüm bunları kendi zihin süzgecinizden geçirebilme yetisini kullanabilir. Bilimin ışığında, gerçek bilgiler ile yaşamanız dileğimle…