Kategori: Psikoloji

  • Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi

    Rus Uyku Deneyi geçen yıl gayet popüler bir psikoloji dergisinde denk gelip bir hayli merak ettiğim bir konu oldu. Tabi araştırmalarımın sonunda ulaştığım sonuç bambaşka. Hikayemiz şöyle: İkinci dünya savaşı bitmiş Rusya da tutuklu 5 siyasi suçluya bir ay boyunca uykusuz kalacakları bir deneye katılmayı kabul ederlerse, özgür bırakılacakları sözü verilir. Kalacakları odada su, yiyecek, kitap vb. şeyler mevcuttur. Uyumamaları içinse odanın oksijen seviyesi kontrol altına alınmış ve odaya yatak bırakılmamıştır.

    *5. Gün : Katılımcılar konuşmayı kesmiş. İletişim için yanlarındaki mikrofona fısıldamaya başlamışlar.

    *9. Gün : Deneklerden ikisi saatlerce çığlık atmış, bu durum ses telleri hasar görene kadar devam etmiş. Tüm denekler mikrofonlara fısıldamayı bırakmış.

    *14. Gün: İçeriden artık sesler gelmiyordu. Araştırmacılar içeri gireceklerini söyleyince denekler artık özgür olmayı istemediklerini belirtti.

    *15. Gün: İçeri giren askerler denekleri kanlar içinde bulur. Odadaki yiyeceklerin çoğu durmasına rağmen denekler birbirlerini yaralamış , kendilerinin ve arkadaşlarının etini yemiştir.

    ELEŞTİRİ

    1. Bu deneyle ilgili hiçbir resmi evraka ulaşılamamıştır.

    2. Bu hikaye ilk olarak Ağustos 2010 da korku hikayelerine bayılan ergenlerin çok sevdikleri Creepy Pasta adlı sitesinde yayınlanmıştır. 2014 te tekrar gündem oldu.

    3. 17 yaşında ki Randy GARDNER 1965 yılında guinnes rekorlar kitabına geçmek için 266.5 saat(11 gün) uykusuz kalmış ve kesinlikle hikayedeki gibi uç derecede anormal davranışlar sergilememiştir. Halsizlik, dikkatsizlik gibi yoğun belirtileri vardı sadece.

    4. Bilim tarihinde 8-10 gün arası süren sayısız uykusuzluk deneyi mevcut ve hiç birinde bu tarz davranışlar gözlenmemiştir.

    5. Deney etik dışıdır ( Bu eleştirimi eleştirebilirsiniz).

    6. Ne oksijen ayarlama ne de farklı bir gaz, deneyde idda edildiği gibi insanları 15 veya 30 gün uykusuz tutamaz.

    ÖZET: Bu bir deney değil, korku hikayesi. Ciddiye almayın . Size bunu gerçekmiş gibi anlatan biri olursa …

  • Masallar Diyarı

    Masallar Diyarı

    Konfabulasyon (confabulation ) sözcüğü Latince kökenlidir ve fabulari sözcüğünden türemiştir. Anlamı sohbet etmek, havadan sudan konuşmaktır. Türkçemize masallama olarak geçmiştir. La Fontaine’den Fabllar var ya hani, hatırladınız mı o işte.La Fontaine’nin masalları yani. Psikiyatriye girişi 1889’a rastlar. Rus nöropsikiyatrist Sergei Korsakoff yoğun alkolden dolayı hafıza kaybı yaşayan hastaların çok enteresan şeyler anlattığına şahit oldu. Hastalar bildiğiniz bol keseden sallıyorlardı ! Bu duruma konfabulasyon yani masallama dedi.İlerleyen zamanlarda bu durumun başka nedenlerden de ortaya çıktığı anlaşıldı. Alzheimer, kafa travması, beyin tümörü, enfeksiyon ve anterior kommünikan arter yırtılması gibi nedenlerde hafızamızı olumsuz etkilemekte ve masallamaya neden olmaktadır.

    Birkaç örnek konuyu daha iyi anlatır:

    25 yaşında polis memuru trafik kazası sonucu 4 gün yoğun bakımda kalıyor ve uyandığında gizli servisten olduğunu CIA ile operasyonda iken kaza geçirdiğini anlatıyor.

    61 yaşındaki hastanın 4 çocuğu var ( yaşları 27,31,32 ve 34) ama 4 aydır evli olduğunu söylüyor. Eeee bu çocuklar neyin nesi denince de ‘’evlatlık almışımdır her halde ‘’ diyor!

    Tabi örneklerin hepsi bu kadar uçuk değil.

    Hasta sigortacı ve sürekli acil bir toplantısı olduğunu söyleyip hastaneden çıkmak istiyor ( öyle bir toplantısı yok). Allahtan çoğu kez uzun sürmüyor bu sorun ve hastalar kendilerini toparlıyor.

    Buraya kadar anlattıklarımın hepsi izahı olan şeylerdi. Şimdi geliyor bomba. Tanıştırayım 1459 da yapılmış bir dünya haritası ve sıkı durun çoğu yerler uydurulmuş!

    Bunu çizenin beyin tümörü vardır belki diyebilirsiniz ama iş öyle değil. Daha o zamanlar keşfedilmemiş yerler bile resmediliyor boş yer bırakılmıyordu. 1525 yılına kadar da bu böyle sürdü ta ki Salviati Dünya Haritası çizilene kadar.

    Hasta insanlar hayatlarıyla ilgili masallar uydururken en fazla bir kişiyi yani kendilerini etkiliyorlardı. Yaa arkadaş kıta/ada uydurmak nedir? Şuraya da bir ada ne güzel gider deyip harita mı çizilir! İronik ama öyle.

    İnsan doğası boşluk kaldırmıyor. En basitinden Salviati’nin boş haritası öyle bir merakı kamçıladı ki insanlar o boşlukları doldurmak için yüzlerce yıldır keşifler için efor harcadı.Yani bilinmezlik merakı tetikler, konforu kaçırır. Dolduramadığımız her şeyin cevabını vermek zorunda hissederiz kendimizi.

    Her zaman boşluklarımız, bilinmeyenimiz olacaktır. Önemli olan bu boşlukları çok fantastik bir şekilde doldurmamak, elden geldiğince gerçeğe bağlı kalmaktır.

    Gerçeğe yakın nice güzel masallarınız olsun.

  • Limbik Ferhat

    Limbik Ferhat

    Bana sizlerle her çarşamba günübuluşma imkanı veren Ekspres ailesine en içten teşekkürlerimi sunuyor ve yazıma bir soruyla başlıyorum:

    Limbik Sistem nedir? Güzel yurdumun insanı anlamını bilmediği bir söze denk geldiğinde şaka yollu sorduğu“ekmeğe dürülür mü bu, yenir mi ki?” sorusuna cevap vereyim:“HAYIR EKMEĞE DÜRÜLMEZ, beynin bir bölümüdür.”

    Sistemin önde gelenlerinden Hipotalamus,Talamus, Amigdala ve Hipokampüs kardeş kardeş geçinmekteler vebizleri de türlü türlü hallere sokmakta bir hayli marifetlidirler.Ne mi yaparlar?

    Sayayım :

    1.Hafıza

    2.Öğrenme

    3.Duygularımızı denetleme (aşk, korku, tiksinme, nefret vb.)4.Cinsellik ile ilgili konular

    5.Motivasyon(Gaza gelme)

    6. Hormonların ne kadar salgılanacağı gibi işlere bakarlar.

    Peki ya Ferhat kim?

    Bu Ferhat var ya, hani Şirin’e tutulup dağı delen, o deli işte.Hatırladınız mı? Efsaneyi hatırlayamayanlara ve bilmeyenlere gelsin: Ferhat güzeller güzeli Şirine sırılsıklam aşıktır, işin kötü tarafı Şirin’in kıskanç ablası da Ferhat’a vurulmuştur. Ferhat Şirin’i ister, bizim kıskanç ablada koca dağı işaret eder, del şu dağı, getir suyu, al Şirin’i der. Bizim aşık, alır balyozu vur Allah vur, deler koca dağı sonra suda boğulur falan….

    Edebiyatçıların, şairlerin kara sevda dediğine gelin biz Limbik Sistemin aşırı çalışması diyelim. Kimsede bize haksızsınız diyemez .                                      Ferhat’ın o koca dağı delmesini sağlayan sabırdan (motivasyondan) kim sorumlu? -Limbik sistem. Ferhat, Şirin’in eşi olmasını istiyordu (cinsellik) bu kimin işi?                                  -Limbik sistem. Şirine sırılsıklamaşıktı (duygudüzenleme), bundan kim sorumlu? -Limbik sistem.Gel de deme şimdi LİMBİK FERHAT diye.

    Ferhat’ı, Ferhatları ayıpladığım sanılmasın çünkü bazı engeller Ferhat olmadan aşılmıyor.Bir liseli genç için üniversite Şirindir, sınavlar dağ; bir baba için Şirin çocuklarının mutluluğudur, dağda tabi ki geçim derdi. Bende örnek çok.Peki limbik sistemimi nasıl daha verimli kullanabilirim? Bunun cevabı da kalır bir başka yazıya.Her şey gönlünüzce olsun. Başarıya giden yolda suya dikkat!

  • Prenses Epifiz

    Prenses Epifiz

    Bizim güzel kızımıza artık bir büyücü elma mı vermiş, zehirlemiş mi, lanetlemiş mi tam hatırlayamıyorum, hatırladığım tek şey yatakta boylu boyunca uzanmış yatıyor. Tahmin ettiğiniz gibi prensi bekliyor. Prensimiz onu gerçek aşk öpücüğüyle bu lanetten kurtaracak (yani inşallah).

    Benim kafamı kurcalayan şey ise prensesin EPİFİZ bezi acaba ne durumda.

    Şekildeki ufak kırmızı nokta ile gösterilen yer epifiz parçacığı. Nerdeyse o küçük kırmızı nokta kadar ufak 120/150 miligram arası ağırlığında. Kendi küçük ama marifeti büyük: biyolojik saatimizden o sorumlu. Biyolojik saat veya sirkadiyen ritim denen şey vicudumuzun periyodik olarak yapması gereken şeylerin sırası demek. Örneğin uyku düzeni, adet görme zamanı gibi. Epifiz bunu MELETONİN adlı bir hormonla yapıyor. Meletonin ilginç bir özelliği etraftan göze ilişen ışık çok ise az salgılanmasıdır. Meletonin az salgılanması da uykuya dalamamayı beraberin de getiriyor.

    Kaliteli bir uyku için kanımızda yeterli miktarda meletonin olmalı. Meletonin kanda az olursa uykuya dalmakta zorlanma veya az uyuma, çok olursa da uykuyu alamama daha çok uyuma isteği gibi durumlara neden oluyor. Anlaşılan bizim uykucu prensesimizin meletonin miktarına diyecek yok.

    Meletonin ergenlerde bolca salgılanmakta buda haliyle çok uykuyu, çok uykuda annelerin huzursuz söylenmelerini beraberinde getirmekte. Yaşla birlikte maalesef salınımı azalmakta buda yaşlı insanların da az uyyabilmesine, derin uykuya dalamamalarına neden olmakta.
    Meletonin genelde akşam saat dokuzda salınmaya başlar, en yüksek seviyesine gece saat 2-4 aralığında ulaşır.Bu durumda sağlıklı uyku düzeni adına yapmamız gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

    1. Yatak odalarınızdaki gece lambaları soluk kırmızı renk olsa iyi olur.

    2. Gece kalktığınızda ne kadar az ışığa maruz kalırsanız o kadar iyi.

    3. Gece geç saate kadar televizyon izlemek ciddi bir sorun (karşısında uyumak uykuyu alamama nedeni)

    4. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.

    5. Uyuduğunuz yer çok karanlık olmasın güneş ışığını alabilmeli. Siyah tarzı koyu renkli perdeler gereğinden çok uyumanıza neden olabilir.

    Bu tavsiyeler benim gibi sıradan insanlara tabi siz prensesseniz öpülmeyi bekleyebilirsiniz!

  • Avcı Ve Alageyik

    Avcı Ve Alageyik

    Alageyik Efsanesini çoğu kişi Cüneyt ARKIN sayesinde iyi bilir ama gelin biz hikayeye CINCIK bakış açısıyla bir göz atalım.Genç kızlar yakışıklı, yaşlılar yiğit, midesine düşkünler ise yaman avcı diye seslenirler Halil’e . Köyün delisine göre ise o sıradan bir katil. Toros dağlarında keklik/ geyik artık ne varsa gözüne ilişeni avlar. Ama avlar içinde öyle bir av var ki Halil onu avlama aşkıyla yanar tutuşur, güzeller güzeli bir alageyik. Epey uğraşır ama avlayamaz, günler böylece geçer gider. Halil artık Zeynep’ine kavuşmak ister. Düğün dernek kurulur, eğlence biter herkes evine döner. O esnada olacak ya alageyiğin sesini işitir Halil, Zeynep’ten izin alıp elinde tüfek fırlar dışarı. Dik bir yamaca gelinceye kadar takip eder geyiği ama avcı bir anda av olmuş geyiğin çiftesiyle uçurumdan aşağı düşüp ölmüştür Zeynep’te bu acıya dayanamaz kıyar canına.

    Şimdi sıra bende, bir gıdım romantizim bırakırsam bende Savaş değilim. Bizim bu Halil’imiz aslında bağlanma bozukluğu olan sıradan bir vatandaş. Bağlanma bozukluğu genellikle bebeklik döneminde oluşur, anne çocuğu ihmal eder veya bir ilgilenir bir ilgilenmezse ( tabi bu uzun süre böyle devam etmeli ) çocuk artık anneye/insanlara güvenemeyeceğini öğrenir. Böylece birine güvenebilmek, sevmek ve insanlarla uzun süreli ilişki kurmak bu bebekler için pek mümkün değil. Kimseye bağlanmak istemezler. Bu bebekler yetişkin yaşlara geldiğinde aşk hayatları üç tipte karşımıza çıkar:

    1. Avcı

    2. Duvar Ustası

    3. Kaçak/ Firar

    Avcı tipimiz erkek olsun, çünkü bu tip erkeklerde bir hayli yaygın. Bir kızdan hoşlandı mı peşine düşer, kız hayır derse av artık daha da heyecan verici bir hal alır. Beyimizin Limbik Sistemi iyice aktifleşir motivasyonu epey artar. Kızı avlayıp gönlünü çelebilmek için türlü numaralar yapar, uzun süre bekler. Nice masum kızlar bu adam beni seviyor üç yıldır peşimden koşuyor der ve tuzağa düşer. Sonrası ise malum av avlanmış avcımızın heyecanı dinmiştir. Artık yeni avlar daha cazip gelmeye başlamıştır.

    DİKKAT avcı tipi genellikle:

    1. Sizi beklerken gözü dışardadır, başka kızları/avları boş geçmez

    2. Genellikle annesi ile arası pekiyi değildir

    3. Aşkı yoğun ve heyecan vericidir

    4. Israrcıdır uzun süre bekleyebilir.

    Pek ümütli değilim ama inşallah bu uyarılarım dikkate alınır. YAZIK OLDU GEYİKÇİĞE, YAZIK OLDU KIZCAĞIZA.

  • Hayır Deme Teknikleri

    Hayır Deme Teknikleri

    Aman tatsızlık çıkmasın diye diye kimseye bir şey diyemez hale gelen tüm iyi niyetli arkadaşlara gelsin bu yazı. Hayır demekte zorlanan insanların kafalarında dönen birkaç düşünceyi sıralayayım:

    1.Hayır dersem kırılırlar.

    2.Hayır dersem benim anlayışsız biri olduğumu düşünecekler.

    3.Hayır dersem eskisi kadar sevilmeyecem.

    4.Hayır dersem benimle tartışacak/kavga edecekler ve ben buna katlanamam.

    5.Ben hayır demek istediğim zaman çok heyecanlanıyorum, kaygılanıyorum ve bu bunaltı kısa sürsün diye hemen evet diyorum.

    6. Örneklerin geriye kalanını size havale ediyorum bu örnekleri yorum kısmında paylaşırsanız çok güzel olur ( HAYIR paylaşmayacam!!!)

    Hayır derken karşı tarafı incitmeme ve hakkınızı koruma adına birkaç hayır deme tekniği bilmek gayet faydalı olacaktır.

    1)Bozuk Plak Tekniği

    Karşınızdaki anlayana kadar ısrarla aynı şeyleri tekrarlayın.

    Örneğin: Üniversite sınavına hazırlanan Ahmet ve sınava hazırlanmayan Mehmet baş rolde olsun.

    Mehmet- Ahmet bu akşam sinemaya gidelim mi?

    Ahmet- Eyvallah biraderbu sefer gelemeyecem ders çalışmam gerekiyor .

    Mehmet- Abartma bee çalışırsın hem kısa bir filme gideriz fazla oyalanmayız.

    Ahmet-Sağol Mehmet ama biliyorsun sınav var benimde ders çalışmam gerekiyor.

    Mehmet-Oğlum ne mızıkçı adamsın gel işte.

    Ahmet-İnan mızıkçılıktan değil, sınav var diye kasıyorum yoksa gelirdim. Ders çalışmam gerek…

    Not: Bu teknikte önemli olan konuşurken sakin olmak ve cümleyi aynı şekilde bitirmek (ders çalışmam gerekiyor) lazım.

    2)Sis Perdesi Tekniği

    Burda amaç karşı tarafın tahriklerine gelmeyip hak verir gibi yapıp karşı tarafı yumuşatma ve kararını kabul ettirmedir. Ahmet ile Mehmet üzerinden devam edelim.

    Mehmet- Oğlum Ahmet seni adam sandım satmaz sandım bilet almıştım sürpriz yapacaktım. Yazıklar olsun.

    Ahmet- İnan çok üzüldüm.

    Mehmet- Üzüldüm diyorsun ama hikaye. Geçen gezmeye de gelmedin.

    Ahmet- Haklısın ona da deneme sınavı denk gelmişti.

    Mehmet- Bu iki etti bak ona göre.

    Ahmet- Bundan sonra elimden geleni yaparım ama maalesef şimdi ders çalışmam gerek.

    Not: Eleştirilere hazır olun. Buradaki tek amacımız karşı tarafı sakinleştirmek,gönlünüalmak.Tabi bunun için önce sizin sakin kalmanız gerek.

    3)Olumsuz Doğrulama Tekniği

    Bu teknikteki amaç karşı taraf haklı olduğu zaman hem hayır deyip kararımızı kabul ettirme hem de orta noktayı bulmadır. Bizim Ahmet ders çalışırken ortalığı bir hayli dağıtmakta ve odasını toplamamaktadır. Ahmet’in annesi Nesrin Hanım.

    Nesrin Hanım- Oğlum bu odanın haline Allah aşkına ? Oğlum bak hep öyle yapıyorsun yemek yediğin zamanlarda da mutfağı batırıyorsun. Hemen topla şu dağınıklığı.

    Ahmet-Anne her iki konuda da haklısın ama günlük 300 soru çözüyorum, okulda da 8 saat ders + bir buçuk saat yol inan pertim çıkıyor. Bak söz iki saat dinleneyim sonra toparlayacam ama şimdi toplayamam.

    Not: Her zamanki gibi sakin oluyoruz .Hem anneye ses yükseltmek çok ayıp zaten!

    Bu ve buna benzer teknikleri merak eden hayır deme konusunda ciddi zorluklar yaşayan arkadaşlara İletişim yayınlarından çıkan Marie HADDOU’nun‘Hayır Demeyi Bilmek’adlı eserini tavsiye ederim.

  • Empatik Stres

    Empatik Stres

    Üzüm üzüme baka baka kararır.

    Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

    Körle yatan şaşı kalkar.

    Eminim aklınıza daha nice benzer söylemler gelmiştir. Bunların doğru olduğunu az çok hepimiz hayatımızda tecrübe etmişizdir. Peki ama bunun mekanizması ne, neden böyle oluyor? Empati, yani kendimizi karşımızdakinin yerine koyma, hiçbir zaman olumsuzluk çağrıştırmaz ve herkes tarafından tavsiye edilir. Empatinin zararsız olduğu ve insani olduğu mesajı o kadar vurgulandı ki insanlar hiç farkında olmadan empatiden zarar görmeye başladılar. Bu zarardan korunmak adına ustaca kaçış teknikleri geliştirmeye başladılar. Örneklerle açıklamak çok daha kolay:

    – Valla ben artık haberlere bakmıyorum, bakınca içim kararıyor inan.

    – Pikniğe gidelim mi? Ahmet gelmesin ama adama kanım hiç ısınmadı, adam çok karamsar.

    – Abi dilenciler bizden zengin, acımayın şunlara hiçbir şey vermeyin.

    İnsanlar olumsuz haberlerden, kişilerden, acınacak haldeki insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Bunun başlıca nedeni karşı koyamadıkları acıma hissi ve bu hissin uyandırdığı kötü duygular yani stres. Bu savaşın kaybedilmesinde en çok emeği geçen kim sorusuna gelelim.

    AYNA NÖRONLAR.

    Ayna nöronlar, birey bir hareket yaptığında veya aynı hareketi yapan birini izlediğinde harekete geçen sinir hücreleri diyebiliriz. Yani trafik kazasında ölen annesinin başında ağlayan çocuk haberinin bizleri bu kadar çok üzmesinin başlıca nedeni de ayna nöronlar. Sadece duyguları konuşmak yanlış olur çünkü ayna nöronların diğer bir işlevi de taklit etmek. Yeni iş ortamınız çok mu gergin? Sizin de mizacınızda değişimler yakın demektir. Dostunuz çok mu karamsar? Geçirdiğiniz vakte bağlı olarak sizin de karamsar olmaya başlamanız an meselesi. Karamsar ya da öfkeli biri olmayı istemeyebilirsiniz ama bu hiç önemli değil çünkü beynin yasaları farklı işler.

    Beyin der ki:

    – Süreklilik varsa (aynı işyeri/ aynı arkadaş)

    – Yoğunluk fazlaysa (her kes öfkeli/ hep aynı arkadaşla gezme)            

    – Yeterli zaman verildiyse (en az altı ay) DEĞİŞİRİM.   

    Kimi insanlarda bu değişim ( ister duygu ister davranış düzeyinde) bazen günlük hayatı etkileyecek veya onlara farklı bir kimlik kazandıracak kadar yoğun oluyor. Pek duyulan bir kavram olmadığını biliyorum, EMPATLAR. Karşınızdakinin yalan söylediğini hemen anlar mısınız? Hiç tanımadığınız insanlar bile size dertlerini anlatır mı? Hayal kurmayı çok sever misiniz?

    Öneriler: (Çözüm adına beynin yasalarından faydalanalım.) 

    1- Sürekliliğe karşı koyun. Bir ömür aynı işyerinde kalmayın.

    2- Yoğunluktan uzak durun. Çok karamsar tiplerden uzak durun.     

     3- Kendinize zaman tanıyın. Değişim zaman ister.       

     4- Canınızı sıkan bir olay veya duygudan hemen sonra keyif aldığınız bir şey yapın. Hiç istemeseniz de yapın. Ayna nöronlarının özellikle komedi filmleri ile arası iyidir.    

  • Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Elinizi Neye Atsanız Kuruyor Mu?

    Var ya kesin bir uğursuzluk var üstümde.

    Nazar değdirmişler bana nazar.

    Benim kadar şansız kimse var mı şu dünyada?

    Daha nice yakınmalar sıralayabilirim.Sıkıntıların üst üste gelme nedenlerini hep merek etmişimdir.

    Sorum şu: Neden sıkıntılar üst üste gelir?
    Üç başlıkta açıklayayım : Kişinin Kendisiyle İlgili Olan, Kişiden Bağımsız Olan,Genel

    1.Kişinin Kendisiyle İlgili Olan

    Şimdi, öz imaj denen bir şey var, öz imaj kişinin kendisini nasıl gördüğü anlamına geliyor. Mesela: yakışıklı, zeki, zayıf, beceriksiz gibi.Tabi bunlar sabit değil örneğin zeki birisi olduğunuzu düşünüyorsunuz ama ciddi bir hata yaptınız, bundan sonra kendinizi belki aptal olarak tanımlayabilirsiniz. Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz önemli çünkü geleceğimizi çok ama çok etkiliyor. Örneğin Ahmet kendisini çalışkan, başarılı biri olarak görsün. İş yeri kapanmış ve gittiği ilk iki iş yeri onu kabul etmemiş olsun. Ahmet haliyle kendisini artık işe yaramaz hissedecektir. Üçüncü iş yerindeki görüşmesini bir hayal edin bakayım. Kendisini işe yaramaz ve kesin reddedilecek biri olarak gören birisini patron işe alır mı? Siz patron olsanız alır mısınız? Sonra yıllarca süren işsizlik süreçleri hikayeleri başlar. Kendisini işe yaramaz olarak görmeye başlayan Ahmet eşinin artık kendisine değer vermediğine inanacak ve eşine içten bir kırgınlık yaşayacak. Bu değersizlik hissi hakimken arkadaşlarının yaptığı şakaları yanlış anlayıp onlardan da uzaklaşacaktır. Özetle Ahmet’in önce işi gitti sonra eşi en sonda dostları.(Her şey üst üste geldi değil mi?)

    2.Kişiden Bağımsız Olan

    Şimdi örneğimiz güzel bir kız olan Ayşe olsun. Ayşe son zamanlarda biraz kilo almıştı. Onu uzun zamandır görmeyen teyzesinin ilk tepkisi galiba şöyle olur:

    – Kızım bu ne hal, gencecik kızsın yakışmıyor bu kilolar. Buna annenin ve bir iki arkadaşın uyarısı da eklenince artık Ayşe’nin kendisinin zayıflaması gereken bir şişman olarak görmesi nerdeyse kesin. Ayşe artık kendisini erkek arkadaşının yanında zayıflaması gereken bir şişman olarak algılayacağından gergin olacak, erkek arkadaşıyla kavga edecek ve bu durumu artık beğenilmediğinin kanıtı sayacaktır. Ders çalışırken bunları düşünecek ve kendisini derse veremeyeceğinden dolayı notları düşecektir. Özetle önce güzelim inancı gitti, erkek arkadaş ile kavga edildi, dersler problem oldu.

    3.Genel                                                                                                                                                   Örneğimiz zengin iş adamı Mehmet bey olsun.Mehmet bey kendisini girişken bir iş adamı olarak görmektedir. Ülke ekonomik krizdedir ve Mehmet beyin tanıdığı bir çok arkadaşı iflas etmiştir. Bu durum Mehmet beyi çok korkutmuştur. Mehmet bey tedbir olarak yatırımları ve işçi sayısını azaltma kararı almıştır. Artık elimizde iflastan korkan, yatırım yapmayan ve işçi kovan bir patron var. Sizce Mehmet Beyin sonu ne olur? Bence elimizde acıklı acıklı iflas yıllarını ve hayatın zorluklarını anlatan bir Mehmet Beyimiz  olur. İflası takip eden süreçte artık Mehmet bey kendisini pasif olarak görmeye başlayacaktır. Eşinin ona çok baskı yaptığını ve insanların onu kullanmak istediklerini düşünmeye başlayacaktır. Özetle önce şirket gitti sonra eşten boşandı en sonda da artık kimseye güvenmeyen biri oldu.

    ÇÖZÜM                                                                                                                                                  Asla ama asla GÜZEL öz imajlarınızdan vazgeçmeyin. Hepimiz insanız bazen arkadaşlarımızdan bazen kendi iç dünyamızdan bazen de ülkede olup bitenden etkileniyoruz ve bu gayet doğal. Önemli olan bu olumsuzlukları kimlik haline getirip ben artık buyum dememek. Bunun için moralinizi yüksek tutmanız şart. Film izleyin,kitap okuyun, dua edin, tatil yapın, dertlerinizi anlatın, kısacası sizi mutlu eden şeyler yapın.Maalesef benim olumlu öz imajım bozuldu, düzeltmem için ne yapmam gerek?         

      Hiçbir şey! Evet evet hiçbir şey. Kendinize zaman tanıyın. Olumlu öz imajların güzel yanı çok dayanıklı olmaları . Tek bir şeye ihtiyaçları var soluklanmaya/zamana. Sürekli zarar mı ediyorsunuz iş yerinizi kiraya verin, bir yıl tarımla uğraşın. Kendinizi tekrar güçlenmiş hissedince dönersiniz. Kilo mu veremiyorsunuz, rejime, spora son verin, dikkatinizi başka şeye yönlendirin, kitap yazın mesela. O olumsuz öz imajla yapacağınız tüm girişimler sadece daha da dibe çekecektir sizi. Sizde ELİMİ NEYE ATSAM KURUYOR der durursunuz.

    Bu arada güzel şeylerde üst üste gelir(Abi herife Allah yürü ya kulum demiş daha geçen ikinci evi aldı. Tanıdık geldi mi !) yeter ki kendinize olan sevginizi, saygınızı yitirmeyin.

    Kalın sağlıcakla.

  • Ayı Depresyona Girer Mi?

    Ayı Depresyona Girer Mi?

    Kulağa farklı geliyor değil mi?

    O zaman normal olanla başlayalım. Depresyon nedir?

    Psikologlara göre:

    1. Hayattan zevk alamama.

    2. Uyku düzeninin bozulması (çok uyuma veya az uyuma)

    3. İştahın artması veya azalması.

    4. Çaresizlik hissi karamsarlık.

    5. Bunaltı, kaygı hissi.

    6. İntihar düşünceleri

    Gibi belirtilerin çoğunun bulunduğu bir süreç.

    Doktorlara göre:

    1. Seretonin

    2. Dopamin

    3. Noradrenalin

    Gibi kanda bulunan kimyasal maddelerin dengesizliği, özellikle seretonin azalmasından kaynaklı olduğu sanılan bir rahatsızlık.

    İnsanlar bu dönemde ciddi zorluklar, acılar çekmekte hayat resmen çekilmez bir hale gelmekte. Tabi bu düşünceyi paylaşmayanlar mevcut kimler mi?

    Sosyal Antropologlara göre ( hepsi bu düşüncede değil) depresyon bir uyum sağlama mekanizması, örneklerle daha anlaşılır olacak galiba:

    Önce hayvanlar aleminden başlayalım. Konuyu kavramamız kolaylaşır.

    AYI bildiğiniz ayı, hani kış uykusuna yatan . Garibim hayvan keyfinden yatmıyor nedenleri var :

    1. Gergin/bunalmış çünkü aç ( buda iştahı haliyle etkiliyor )

    2. Uyku düzeni değişmiş ( tüm kış uyuyor)

    3. Çaresiz ve karamsar ( etraf kar kaplı yiyecek yok)

    4. Hayattan zevk alamama (bal yok, balık yok)

    5. İntihar düşüncesi ( bak bunu bilmiyorum işte)

    Şimdi bizim bu ayımız psikologların depresyon için saydığı tüm belirtileri sağlıyor nerdeyse.Ama kendisi bundan zarar değil ciddi yarar görmekte çünkü kış uykusuna yatmasa canından olabilir. Geçici bir süre şartlar normale dönene kadar depresyonda olmak belki iyidir.

    Sıra Ali Bey’de olsun . Kendisi iş adamı, iflas etmiş ve depresyonun tüm belirtilerini sağlıyor.

    Kendisine ayak bağı olan bu karamsarlık ve artık bir işe girişmeme isteği yararlı olabilir mi ?

    1-Ülke ekonomik krizdeyse yeni bir işe girmemek gayet mantıklı olabilir.

    2-Kendisinin iş deneyimi düşüktür olgunlaşmak adına zaman kazanabilir.

    3-Kendisi çok kötü bir iş adamıdır işten anlamıyordur ve bu durum yani yeni bir işe girişmeme isteği gayet isabetli olacaktır.

    Eminim sizin aklınıza başka bir sürü fayda gelmiştir. Yine de söylemeden geçersem vebale girerim diye korkuyorum. Depresyondaysanız ve intihar gibi düşünceleriniz varsa mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir depresyonsa belki ondan alacağınız çok değerli dersler vardır. KALIN SAĞLICAKLA.

  • Depresyon Masalı

    Depresyon Masalı

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çiçeği bildiğin çiçek, ağacı bildiğin ağaç, suları bildiğin su yani gayet sıradan bir ülkede İstek ve Eylem adında iki arkadaş yaşarmış. Beraber yer içer, beraber oturur kalkarlarmış. Bir şeyleri ayrı yaptıkları çok nadir olurmuş ki bu bile yetermiş ikisinin de üzülmesine, kavuşma isteğiyle yanıp tutuşmasına. Günlerden bir gün İstek asık suratla dikilmiş Eylemin karşısına ve demişki:

    İstek- Eylem! Ben olmadan hiçbir şey yapmak istemiyorsun, o da yetmezmiş gibi her şeyi benim başlatmamı istiyorsun. Bir kere sen bir şeyler yapsan da sonradan ben katılsam ne olur ki?

    Eylem- Değerli İstek, sen benim için çok önemlisin. Sensiz bir şey yapmak, hele hele bir şeyi başlatmak benim için neredeyse imkansız. Ne olur bunun için kızma bana ve eskisi gibi devam edelim.

    İstek- Hayır! Ben bundan çok sıkıldım. Sana küstüm, artık seninle konuşmayacam.

    Deyip gitmiş oradan İstek.

    Bu küslük ikisini de çok üzmüş. Eylem İstek olmadan hiçbir şey yapmak istemiyormuş. Eskiden kendisini mutlu eden şeyler artık canını sıkar olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş, uyku uyuyamaz, iki kelam edemez olmuş. İstek de aynı durumdaymış. Kendisini hep bir yarım hissetmiş, meğer Eylem kendisini ne kadar tamamlıyormuş.

    Günler, haftalar, aylar öylece geçip gitti. Eylem artık bu duruma dayanamayıp koşmuş bilgenin yanına. Anlatmış olup biteni. Bilge sormuş:

    Bilge- Neden İsteğin şartını kabul etmedin?

    Eylem- Ne bileyim onsuz hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hele hele bir şeyi başlatmak bana ayrı bir zor geliyor.

    Bilge- Peki, şimdi sana söyleyeceklerimi harfiyen yerine getir.

    Eylem- Tamam.

    Bilge- İstek ile beraber yaparken çok eğlendiğiniz bir şeyi çık şu dağın başında yavaş yavaş yapmaya başla.

    Eylem- Ama hiç keyfim, isteğim yok.

    Bilge- Sen sözümü dinle gerisine karışma.

    Eylem- Peki, çok istemiyorum ama öyle olsun.

    Eylem çıkmış dağın başına. Mangal yapmak için odun toplamaya başlamış. Bunu gören istek; bu apaçık Eylamin bana ‘’seni özledim gel artık, bundan sonra bazı şeyleri ben başlatacam‘’ demesinden başka bir şey değil diyerek koşmuş dağın başına. İki arkadaş sarılıp hasret gidermiş ve sonsuza kadar mutlu yaşamamışlar çünkü İstek arada bir naz yapıp küsüyormuş ama Eylem artık onun gönlünü nasıl alacağını bildiği için bu küslük çok sorun olmuyormuş.

    Depresyonda olan, hiçbir şey yapmak istemeyen değerli arkadaşlarım! Bazen hareket etmek, bir şeyler yapmak tekrar yaşama isteğimizi/mutluluğumuzu geri getirebilir. Mesela bu hafta sonu bir mangal yapın( istemeseniz bile). İsteğin, keyfin, mutluluğun size koşarak geleceğini göreceksiniz.