Kategori: Psikoloji

  • Geleceğimiz İçin Spor

    Geleceğimiz İçin Spor

    Baharın gelmesi ile birlikte çocuklarımızın hem gelişimi ve büyümesini desteklemek hem de keyifli ve kaliteli zaman geçirmesini sağlamak için onları spor aktivitelerine yönlendirebiliriz. Araştırmalar, sporun beden gelişiminde ve psikolojik açıdan çok faydası olduğunu da gösteriyor. Sporun sadece bir eğlence ya da boş zamanda yapılan bir etkinlik değildir, olmamalıdır.

    İşte sporun psikolojik faydaları:

    Özgüven: Spor yapmak çocukların kendilerine olan saygısını (özsaygı) ve özgüvenini olumlu yönde etkiler, geliştirir. Tenis, yüzme, basketbol vb. herhangi bir spor alanında aktivitelerde bulunmak çocukların kendini geliştirmesini sağlar. Bugüne kadar bu konuda pek çok araştırma yapılmıştır ve sonuçları göstermiştir ki spor yapan çocukların kendileri hakkındaki duygu ve düşünceleri pozitif yöndedir. 

    Özellikle psikolojik problemler yaşayan (kaygı, uyum sorunları vs.) çocukların spor aktivitelerine yönlendiklerinde problemlerinde düzelme ve azalma görülüyor. Araştırmalar, spor esnasında yapılan fiziksel egzersizlerin yüksek düzeyde olmayan depresyon ve kaygıyı belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Özellikle fazla egzersiz seviyelerinde stresle karşı karşıya kalındığında daha az sağlık problemleri gözlenmekte ve çocukları stresin sebep olduğu sağlık şikayetlerine karşı korunduğu bilinmektedir. Spor sürecinde beyinden salgılanan hormonlar rahatlatıcı ve keyif verici özellik taşımaktadır.

    Kişisel Gelişim; Spor ile uğraşmak çocuğun kişilik gelişimini de olumlu yönde etkiler. Çocuklar kurallara uymayı, paylaşmayı, iletişimi, öfke kontrolünü, problem çözme yeteneğini, zamanı yönetmeyi ve daha birçok beceriyi sporla öğrenir. Kişisel gelişimi için dersler alır.

    Sosyalleşme/Arkadaş edinme; Sporun pozitif etkilerinden biri de arkadaş edinmeyi sağlamasıdır. Özellikle daha içe dönük olan çocuklar arkadaş edinmek konusunda sıkıntı yaşayabilir ve bu durum onları üzgün ve dışlanmış hissettirebilir. Bir spor takımının üyesi olmak beraberinde arkadaşlıkları da getirir.  Arkadaş edinme becerisini geliştirir. Antrenmanlar ve ortak amaç takım üyelerini birbirine bağlar. Çocuklar bu sayede sosyal becerilerini geliştirirler.

    Becerilerin Kazanılması: Bir sporla uğraşmak, çocuklara liderliği, takım çalışmasını ve iş birliğini, bir toplum veya topluluk içinde nasıl davranacağını (toplumsal yaşam becerileri) da kapsayan pek çok önemli hayat becerilerini öğretir. Özellikle futbol, basketbol ve voleybol gibi takım sporlarında liderlik, takımdaşlık ruhu doğal olarak çocuğun üstlenmesi gereken bir rol olarak karşısına çıkar. Ayrıca stresle baş etmeyi, hedef belirlemeyi ve bir hedefe ulaşmak için neler yapılması gerektiğini öğrenirler. Akranlarıyla iyi iletişim kurmayı öğrenirler. Çocuklar bir sürü tecrübe edinirler. Bütün bu tecrübeler, onları bütün yaşama hazırlar. Hayatın birçok alanında avantajlı duruma gelirler.  

    Beden algısının olumlu olması: Özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin beden algıları genellikle olumsuzdur. Bedenleri ile uğraşırlar ve hep kusur bulma eğilimdedirler. Spor ile ilgilenenler daha sağlıklı, daha fit bir bedene olacaklarından daha olumlu hislerle ve özgüvenle bu dönemi geçireceklerdir. Erken yaşta spor alışkanlığı kazanıldığında çocuklar internette zaman geçirmek veya TV izlemek gibi pasif aktivitelerden ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşacaktır. Düzenli sporla birlikte obezite ya da yeme bozuklukları gibi sorunları yaşama ihtimali de ortadan kalkacaktır.

    Akademik Kazançlar; Spor hayatının içinde olan çocuklar, akranlarından akademik olarak daha iyi bir performans sergilemektedirler. Çünkü sporla uğraşmak konsantrasyonu arttırır. Odaklanabilen, dikkatini sürdürebilen, disiplinli çalışmayı başarabilen (her spor disiplinli çalışmayı/ antrenmanları gerektirir.) çocuğun zihinsel performansı da artmakta ve anlama-kavrama sürecini hızlanmaktadır. Araştırmaların sonucunda, sporla uğraşan kişilerin beyinlerindeki sinir dokularında üretimin arttığı (nörotrofin) ve proteinlerin sinir sisteminden salgılanmasına yardımcı olduğu bulunmuştur. Bu durum da unutkanlık ve ileriki yaşlarda olası demans, Alzheimer gibi hastalıkların oluşmasını azaltmaktadır.

    Yetişkinlerle İlişkiler; Çocuklarla yetişkinlerin ilişkileri öğretmenler ve aile üyeleri ile kısıtlıdır. Bu ilişkilerde de, yetişkinler genellikle ve sadece otorite/ disiplin sağlayan rolündedir. Spor, çocukların düşünme şekillerini ve yetişkinlerle iletişim kurmasını da etkilemektedir. Sporla uğraşan çocukları bir amaca ulaşmaları için koçluk yapan yetişkinler (antrenörler), disiplinin yanı sıra çocukları hedefe yönelik desteklemekte ve yetiştirmektedir. Bu koç ve sporcu ilişkisi çocukların diğer yetişkinlerle daha uyumlu ilişkiler kurmalarına ve daha özgüvenli hissetmelerine yardımcı olur. 

    Bütün sporlar çocuklara çeşitli beceriler kazandırmaktadır. Fakat her spor dalının ayrı ayrı bazı becerileri ön plana çıkardığı da göz ardı edilmemelidir. Örneğin: Basketbol, futbol, voleybol liderlik, takım çalışması, paylaşma ve güven ilişkisi, yüzme; hedef odaklılık ve konsantrasyon, atletizm denge ve koordinasyon gibi becerilerini geliştirir. Takım sporları ve bireysel sporların getirileri farklıdır. 

    Aileler çocuklarını yalnızca bir spor dalı ile sınırlandırmamalıdır. Çocuğun isteği dikkate alınmalıdır. Yönlendirilen spor dalında başarılı olamayan ya da o spor dalı için motivasyonu olmayan çocuk, başka bir spora yönlendirilmeli, baskı ile o spor dalında tutulmamalı, ısrarcı olunmamalıdır.  

    Çocuklarınızı yani geleceğimizi bedensel ve psikososyal açıdan daha sağlıklı, daha bilinçli ve kaliteli yetiştirmek istiyor isek onlara sporu sevdirmeli, ekran, bilgisayar ve telefon başından kaldırıp spor salonlarına, çevremizdeki oyun ve spor alanlarına yönlendirmeliyiz. Spor ve sağlık dolu bir yaşam dileğiyle…   

  • Mobbing

    Mobbing

    Zorlu hayat şartlarında hepimiz bir şekilde mücadele veriyoruz. Çalışıp çabalayarak yaşamımızı iyi bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz. Çalışma koşulları da gün geçtikçe zorlaşıyor. İş bulmak da, düzenli işe sahip olmak da hiç kolay değil. 1980’li yıllar itibariyle, üzerinde araştırmalar yapılmış, kanunlarda yerini almış ve maalesef ki görülme/yaşanma oranı yüksek olan bir durumu ifade eden kavram iş yaşamına girmiş bulunmaktadır: Mobbing.

    Mobbingin Türkçe karşılığı “bezdiri”dir. Ancak genel yaygın kullanımı hala mobbingtir. Türk Dil Kurumu mobbingi (bezdiriyi) şu şekilde tanımlamaktadır: İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme.

    Mobbing, psikolojik şiddet uygulanması, aşağılamaya, hakarete, tehdide, alay edilmeye, nüfuzu kötüye kullanmaya, iftiraya, tacize, saygı sınırlarını aşan davranışlara, dışlanmaya maruz kalmadır. İşle ilgili bilgi saklanır, bir işin nasıl yapılacağı bilinçli olarak öğretilmez/anlatılmaz, mesai saatleri uzatılır, yetersiz olduğu belirtilir, yetki alanı daraltılır, sürekli eleştirilir, kişi görmezden gelinir, kişiyle iletişime girilmez, sözü kesilir/konuşturulmaz, arkadan kötü konuşmalar yapılır, süreli olarak yapılması için iş verilir. Ancak belirtilen o sürede o işin bitirilmesi imkansızdır. Anlamsız işler verilir ya da kişinin kapasitesinin altında basit işler verilir. Çalışılan bölüm değiştirilir, kişinin yapamayacağı zorlukta ağır işler verilir.
    Mobbingin karşılığı olan kavramlardan biri de psikolojik tacizdir. Mobbing uygulayan kişiye tacizci denmektedir. Bu deyiş de yerindedir. Mobbinge maruz kalan kişi için mağdur kavramı yerinde bir kavramdır. İşyerinde olan her olumsuzluk mobbing değildir. Mobbing olarak tanımlanması için, sürekli ya da çok sık yapılıyor olması, kasıtlı yapılıyor olması, sistemli olması, olumsuz tutum ve davranışlar olması (gizli de olabilir aleni de), amacın kişiyi işten uzaklaştırma, bezdirme olması, kişide (maruz kalanda) zarara yol açması (kişilik, sağlık, mesleki) gerekmektedir.

    Mobbing sadece yöneticiler ya da üstler tarafından uygulanmaz. Eşit pozisyonda çalışan kişi tarafından da uygulanır. Çalışan yöneticisine de uygulayabilir. Fakat bu nadiren karşılaşılan bir mobbing şeklidir.

    Mobbinge uğrayan kişi neler yaşar, ne hisseder?: Huzursuzluk, üzüntü, öfke, çaresizlik, korku, özgüvende düşme, utanma, umutsuzluk duygularını yoğun olarak hissederler. Motivasyonları düşer. Çalışmaz duruma gelirler. İşe geç kalma, işe gitmek istememe, sık izin kullanma yaşanır. İş yerinde dikkat dağınıklığı, odaklanamama, hatalar yapma başlar. Depresyon, kaygı bozukluğu (panik atak), paranoya, travma sonrası stres bozukluğu, uyku bozuklukları, bağımlılık gibi psikolojik hastalıklar, tansiyon, kalp hastalıkları oluşabilmektedir. Psikolojik yardım almaları çok yararlı olacaktır. Mobbinge uğrayanların psikolojik kökenli hastalıkların (çeşitli ağrılar, mide vs) tanı ve tedavisi için ciddi düzeyde maddi harcama yaptıkları bilinmektedir. İş yerinde mobbinge maruz kalan kişilerin aile ve sosyal hayatları da olumsuz etkilenmekte, hayatın diğer alanlarında da sorunlar yaşanmasına neden olabilmektedir.

    Herkes mobbinge uğrayabilir. Özellikle işinde başarılı olan, yetenekli, becerikli, zeki, hassas kişiler daha çok hedef durumundadır. 

    Mobbing uygulayan kişiler: Gücü seven, zayıf karakterli, sürekli ilgi ve övgü isteyen, cesur olmayan, çalışanları kontrol altına almak isteyen, aşırı denetleyici, kötü niyetli kişiler.

    Kötü yönetilen, rekabetin çok olduğu, aşırı disiplinli stresli, iletişim probleminin olduğu, işe alımlarda hataların yapıldığı, eğitim eksikliğinin olduğu, işlerin pek iyi gitmediği işyerlerinde mobbing görülme olasılığı daha fazladır. 

    Mobbingin amacı çalışanın “kendi isteğiyle” işten ayrılmasını sağlamaktır. Çünkü çalışan istifa ettiğinde tazminat ödenmeyecek (kıdem, ihbar). Diğer bir amaç; kişisel problemi bulunan, kıskançlık yaşayan yöneticinin, işverenin o çalışandan kurtulmak istemesidir. Ayrıca yönetici ve diğer çalışan işverene iyi görünmek vb gibi çıkarlar için mobbing uygulayabilmektedir.  

    Mobbing mağduru olan, ancak mobbingi bilmediği, mobbinge uğradığının farkında olmadığı, hakkını arayamadığı için birçok çalışan hiçbir hakkını alamadan işini bırakmaktadır. Mobbinge uğradığını kanıtlayan çalışan hem tazminatlarını alabilmekte hem de manevi tazminat da hak edebilmektedir. Çalışanın mobbinge uğradığına yönelik delil sunmalı veya tanık göstermelidir. Mobbing uygulayan kişi de cezai yaptırımlara maruz kalmaktadır. 

    Mobbing konusunda yardım almak ve bildirimde bulunmak için 170’i arayabilirsiniz. Alo 170’e gelen mobbing şikayetlerinin çok fazla sayıda olduğu, özel sektörden daha fazla şikayet geldiği (iki katından fazla), erkekler ve kadınlar arasında anlamlı sayısal fark bulunmadığı söylenmektedir.  

    Mobbinge uğrayan kişi ne yapmalıdır?: Mobbingi uygulayan kişiye ne yapmaya çalıştığının farkında olunduğu ve buna son vermezse gereken her yere başvurulacağı ifade edilmelidir. Çoğu mobbing bu ifade edişle sona ermektedir. Durumu iş yerinde üst düzeylere bildirmelidir. İşyeri içinde sorun çözümlenemiyorsa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İletişim Merkezi Alo 170’i aramak, yargıya başvurmak, sendikalardan, sivil toplum kuruluşlarından yardım istemek iyi olacaktır. Mobbing uygulayan kişiyle tartışmaya/kavgaya girilmemelidir.  Kanıtları toplamak, şahitleri ayarlamak, psikolojik, tıbbi, hukuki destek almak gerekmektedir. İş yerinde mobbinge uğrayan birisi varsa diğerlerinin de uğrayabileceği sonucu çıkarılabilir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı çok yanlıştır. Mobbinge uğrayan kişiye destek olunmalıdır.

  • Ders Başarısı

    Ders Başarısı

    “Kötü” karnelere tepki verirken dikkat etmek gerekir. Hakaretler, ağır cezalar öğrencileri derslerden, okuldan soğutmaktadır. Öğrencilere derslere neden önem vermesi gerektiği anlatılmalıdır. Derslerine önem verirse neler olur, önem vermezse hayatını nasıl etkiler; anlayacağı şekilde ifade edilmelidir. Unutulmamalıdır ki her öğrencinin her dersten başarılı olması, anlama şekli ve hızının aynı olması mümkün değildir. Ailelere düşen görev çocuklarını çok sıkmak/aşırı disiplin ile çok rahat bırakma uçlarında yer almadan dengeyi sağlayabilmektir. İyi karneler için de güzel sözler söylemek (aferin gibi), ödüllendirmek (küçük de olsa hediye almak, gezmeye götürmek gibi) öğrenciyi iyi hissettirir ve gelecek dönem için motivasyon sağlar.

    Derslerde neden başarısız olunur? Yeterince ders çalışılmadığından, günlük ders tekrarı yapılmadığından, planlı, programlı ders çalışılmadığından, bazı dersleri “başaramayacağı” konusunda gereksiz önyargıların olmasından, bazı derslerin çok sıkıcı bulunmasından, başarılı olmak için neler yapılması gerektiğinin bilinmemesinden… Başaramayacağını düşünen öğrenciler bir süre sonra çaba sarf etmekten vazgeçerler. Dolayısıyla da başaramazlar, o dersi sevmediklerini söylerler ve o dersten mümkün olduğunca kaçarlar.

    Okulda işlenen konuları akşam gözden geçirmek önemlidir. Bir bilgi ilk öğrenildikten 20 dakika sonra neredeyse yarı yarıya unutulmaktadır. Söz konusu bilgi tekrar edilmezse 9 saat sonra üçte bir oranına kadar gerilemektedir. Buradan hareketle bir bilginin uzun süreli hafızaya kaydedilebilmesi için öğrenildiği gün bir tekrar, yedi gün içerisinde ikinci tekrar ve bir ay sonra üçüncü tekrar yapılması gerekmektedir.

    Ders çalışırken yapılan yanlışlar nelerdir? Bildiği konu üzerinde yoğunlaşmak, bilmediklerini es geçmek: Yeni bir konuyu öğrenmek ya da daha zor olan bir konu üzerinde çalışmak elbette ki daha ürkütücü gelecektir ve kaçınma dürtüsü oluşturacaktır. Ancak bu dürtüye teslim olmak büyük hatadır./p>

    Derslere karşı önyargılı olmak: “Zaten bu dersin çok zor olduğunu söylemişlerdi.” “Anlamıyorum işte yapamayacağım” gibi düşünceler sonucunda o derse çalışmak için motivasyonun bitmesine neden olur. Uygun yöntem ve başaracağım inancıyla her dersin üstesinden gelinebilir.

    Yanlış ders çalışma yöntemleri: Televizyon ve müzikle ders çalışmak. Müzik, TV ve gürültü beni etkilemiyor düşüncesi yanlıştır. Beyin, dersi ve TV/müzik gibi uyaranları aynı anda işlemleyebilir ancak dikkatte ve hafızada depolanmasında başarı düşüktür. Müzik mutlaka olmalı diyenler söz içermeyen müzikleri tercih etmelidir.

    Sürekli çalışmak: Ders odaklı yaşamak, uzun süre ara vermeden çalışmak verimli değildir. Bilgiler karışır, kavrama düşer. Ders çalışırken belli aralarla dinlenmeli: 45 dakikada çalışma 10 dakika ara iyi bir periyottur.

    Nasıl başarılı olunur? Başarmayı istemek, kendine güvenmek, hedef belirlemek: Bir kâğıda büyük harflerle yazıp odada görünür bir yere asmak iyi olacaktır. Hedefin gerçekçi olmasına dikkat edilmelidir. Motivasyon: Ders çalışmayı istemek ve sevmek, geleceği güzel şekliyle hayal etmek, ders çalıştıktan sonra kendini ödüllendirmek gibi uygun motive edici bir şey bulmak yarar sağlayacaktır.

    Bazı kişiler işitsel olarak daha iyi öğrenir, bazı kişiler görsel olarak daha iyi öğrenir. Öncelikle mutlaka hangi öğrenme stiline sahip olunduğu keşfedilmeli, ona göre ders çalışılmalıdır.

    Her gün aynı saatte ders çalışma saatleri belirlenmeli, ders programı hazırlanmalı, planlı ders çalışılmalı. Başarı disiplin gerektirir. 

    Rahat bir çalışma ortamı oluşturulmalı, sessiz bir ortam, masa sandalye sağlanmalıdır. Ders daima masa ve sandalye üzerinde çalışılmalı. Yatarak uzanarak, kanepede yatakta ders çalışılmaz. 

    Dikkati dağıtacak uyaranlar ortamdan uzaklaştırılmalıdır.  Çalışma masası cam kenarında olmasın dikkati dağıtabilir. 

    Birden fazla ve doğru kaynaktan çalışılmalı, kendine ders anlatmak, bir başkasına anlatmak, öğretmencilik oyunları en etkili anlama öğrenme yöntemlerinden biridir. 

    Ders çalışma programında bir sözel dersten sonra bir sayısal ders koyulmalı. Sosyal bilgiler  (tarih, coğrafya vb.) ardından Türkçe (edebiyat, yabancı dil) arka arkaya yerine araya sayısal (matematik,  fizik, geometri vb) koymak daha iyidir. Konu çalışırken önemli görülen yerlerin altı renkli kalemle çizilmeli: Algıda seçiciliği sağlar. Önce konu çalışması yapılmalı sonra sorular çözülmeli. Sadece soru çözerek konu tam anlamıyla öğrenilemez. Ama konuyu çalışıp üzerine soru çözülürse pekişir ve kalıcılık artar.  

    Anlamanın tam sağlanamadığı konularda ve çözümü bulunamayan sorularda mutlaka öğretmenlerden ya da bilen kişilerden yardım alınmalıdır. Ertelemek ve üzerinde durmamak yanlıştır.

    Haftada birkaç saat mutlaka sosyal etkinliklere ve keyif alınan aktivitelere zaman ayrılmalıdır. Zihnin rahatlamaya da ihtiyacı vardır. 

    Okul döneminde sağlıklı bir uyku düzeni sağlanmalı, daha az uyumak için aşırı kahve, çay ve enerji içeceklerinden kaçınılmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenme ihmal edilmemelidir. 

    Başarı için ailenin / çevrenin desteği, olumlu öğretmen-öğrenci iletişimi / ilişkisi, sınıf ortamının uygunluğu, arkadaş ilişkileri de önemli rol oynamaktadır. 

  • Elalem Ne Der?

    Elalem Ne Der?

    Hepimiz hayatında birçok defa başkalarının baskısını üzerinde hissetmiştir. Bir şeyi söylemeden, yapmadan önce diğer insanların yaptığımız davranış sonucu hakkımızda ne düşüneceklerini ya da ne söyleyeceklerini düşünmüşüzdür ya da düşündürtülmüş ve uyarılmışızdır.

    Başkaları hayatımızda destekleyici, motive edici yarar sağlayıcı olmaktan öte, eleştirici, engelleyici bir etken olarak yer almamalı. Bir tanıdık görür mü diye etrafa tedirgin bakışlar atmak, komşular gördü mü duydu mu diye telaşlanmak altında neler barındırır?

    Yanlış bir şeyi kimse görmeden duymadan yapmak o şeyi doğru kılmaz. Eğer yanlış bir şey bilinçli olarak yapılıyorsa da kimse görmesin duymasın diye çabalamak yerine evet yaptım diyebilme cesaretini göstermek, duyan duysun gören görsün şeklinde düşünmek gerekir. Yaptığımız her davranış bizi mutlaka ki bağlayıcıdır, doğru ve iyiyi yaptıktan sonra bir başkasının ne dediği önemli değildir.

    Bunun yanında her şeye yorum yapan ve sizi bile şüpheye düşüren, kendi hayatıyla ilgilenmeyip, başkalarınınkine müdahale etmeye çalışan kalabalık bir insan grubu da maalesef mevcut. Bu kişiler yüzünden istemediği şeyler yapmak zorunda kalan (evlenmek, zayıflamak uğruna zararlı yollara başvurmak vb), yanlış bir şey yapmasa da gizli kapaklı yapmak zorunda bırakılan, çok zor zamanlar geçiren kişi sayısı ne yazık ki az değil. Örneğin şu cümlelere benzer cümleleri çok kişi duymuştur: “Yaşın kaç oldu daha evlenmiyor musun, evde kaldı diyecekler.”, “Tabii git ama dikkat et biri görmesin.”, “Sınavı kazanmalısın, bana laf getirme millet başaramadı demesin.”, “Aa çok kilo almışsın olmaz böyle.” “Eşyaları değiştirmeliyiz artık, komşular geldiğinde evi böyle görmesinler.”, “Elalemin ağzı torba değil ki büzesin”, Bunu duyarlarsa rezil oluruz, insan içine çıkamayız.”, “Eyvah şimdi arkamızdan konuşup duracaklar.”, ve daha bir sürü bunlara benzeyen cümleler. Örnek: Maddi durumu yeterli olmadığı halde borçlanarak son model telefon, araba, pahalı kıyafetler almak, başkalarının kendisi hakkında iyi düşünmesi sebebiyledir. Örnekleri yelpazesi çok geniştir: Saç/giyim tarzından, meslek seçimine kadar her alanda sayısız örnek verilebilir, hemen her gün örneklere maruz kalınmaktadır (yaşayarak ya da şahit olarak).

    Peki diğer insanların ne dedikleri/diyecekleri, arkamızdan ne konuştukları, ne düşündükleri neden bu kadar önemli? Bir diğer önemli soru da: Neden insanlar sadece kendi hayatlarıyla, kendileriyle, kendi sorunlarıyla ilgilenmiyorlar da sürekli bir gözetleme, başkaları hakkında konuşma ihtiyacı duyuyorlar. Üstüne üstlük vazifeleri olmayan şeylere karışan kişilere tepki gösterilince ya da üstüne vazife olmadığı belirtilince, bunu hakaret olarak algılıyor ve bu tepkiye çok şaşırıyorlar. Aslında normal olarak “Sana ne?” sorusuna cevap veremiyorlar. Hepimiz mutlaka böyle kişilere denk gelmişizdir. Psikolojik olarak bizi olumsuz etkileyen, huzurumuzu bozan kişileri dikkate almamalı ve kendimizden hayatımızdan uzak tutmalıyız.

    Maalesef çok büyük oranda, başarılar, iyi yapılanlar takdir edilmez de yapılan hatalar abartılır, adeta eleştirilecek bir şey yok mu diye araştırılır.

    İronik kısmı, başkaları hakkında yorumlar yapan, eleştiren, odak noktası başkalarının yaptıkları olan kişilerin çoğu eleştirdikleri şeyleri kendileri de yaparlar, çoğu zaman kendi hatalarının farkında değillerdir, kınadıkları şeyler bir gün başlarına gelir, arkadaş komşu yaptığında kötü olan şeyi tanınan, itibarlı vb. birisi yaptığında yine de o kişiyi alkışlarlar, desteklerler, överler.

    Doğru olan nedir? Başkalarının hayatlarıyla o kadar haşır neşir olmak yerine herkes kendi hayatıyla ve yaptıklarıyla ilgilenmelidir. Hayatta o kadar çok sorun varken, başkasının saçıyla, giyimiyle, evliliğiyle, okuluyla ilgilenmek son derece gereksiz ve yanlıştır.

    Tabii ki her toplumun normları var ve bu normların hayatı düzenlemedeki önemi çok büyük. Elbette normlara göre hareket etmeyenler toplumdaki düzenin devamı açısından kısıtlanmalı ve yaptırımlara maruz kalmalı. Ancak kanuna, vicdana, ahlaka aykırı olmadığı sürece yapılan şeyler için başkaları yorum vb. yapmamalı, yapan kişilerden de çekinilmemeli, ciddiye alınmamalı, huzur, düzen bozmalarına, zarar vermelerine izin verilmemeli. Ciddiye alınmayan kişiler önünde sonunda bu tavırlarından vazgeçecektir.

    Hata yapan kişileri yapıcı bir tutumla yönlendirmek, kabul edilebilir hataları kabul edip kişileri kazanmaya çalışmak en doğru yoldur. 

    Her insan düşünme, iyiyi seçme ve doğru kararı verme yeteneğine sahip olmalıdır. Başkalarının baskısıyla değil, içinden gelerek, isteyerek yapılmalıdır. 

    Aksi taktirde yaşadığımız hayat kendi hayatımız olmaktan çıkar. 

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Toplumumuzda son yıllarda çocuklar için kullanılan sıfatlardan biri de hiperaktif. “Benim çocuğum hiperaktif” ya da “bu çocuk hiperaktif” gibi yorumların çoğu yanlış yorumlardır. Çünkü her hareketli ya da yaramaz çocuk hiperaktif değildir. Aslında hiperaktivitesi olan çocuklara hiperaktif denir ve hiperaktivite bir psikopatolojidir; tam adı “dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu”dur. Dikkat eksikliği ve hiperkativite bozukluğu, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklarındandır. Görülme oranı %4-8 arasındadır. Gün geçtikçe görülme sıklığı maalesef artmaktadır. Erkek çocuklarda daha fazla görülmektedir (3-4 kat). Sebepleri tam olarak henüz anlaşılamamıştır.

    Belirtileri şu şekildedir: Dikkat eksikliği için; detaylara dikkat etmez, sürekli hata yapar, dikkatini korumada sıkıntı yaşar, Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür, verilen yönergeleri izlemede güçlük çeker, Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker /organizasyon sorunu yaşar, yoğun düşünme gerektiren işlerden kaçınır ya da bu işleri yapmaktan hoşlanmaz, eşyalarını kaybeder, dikkati kolayca dağılır, günlük işlerini unutur.

    Hiperaktivite ve dürtüsellik için; durduğu yerde duramaz; elleri, ayakları kıpır kıpırdır, uzun süre oturmada sıkıntı yaşar, koşar ya da tırmanır, yerinde duramaz, sessizce bir şeyle meşgul olmada sıkıntı yaşar/ sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır,, motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketlidir, çok konuşur, karşıdaki kişi sorusunu bitirmeden cevabı verir, bekleme gerektiren ya da sırayla yapılan işlerde sıkıntı yaşar, başkalarının sözünü keser.

    Bu belirtilerden altı ve daha fazla varsa mutlaka uzmana başvurmak gerekir. Bu belirtilerin sadece birden fazla ortamda görülüyor olması, en az altı ay boyunca sürmesi ve yedi yaşından önce başlamış olması gerekmektedir. Çocuktaki bozukluğun fark edilmesi ve uzman tarafından tanılanması genellikle okula başladıktan sonra öğretmenlerin aileyi yönlendirmesi ile olmaktadır. Bu konudaki bilgi düzeyi ve bilinçlilik son yıllarda artmıştır. Ancak hala çok geç fark edilme ve tedaviye başlama söz konusudur. Ne kadar erken tanılanıp, tedaviye başlanırsa o kadar iyi sonuçlar alınmakta ve çocuğun yaşadığı problemler aza indirilebilmektedir. Bu bozukluk kısa sürede geçen bir hastalık değildir. Ömür boyu sürme ihtimali yüksektir.

    Bu bozukluğa sahip çocuklar eğlenceli faaliyetlerde bulunurken, televizyon izlerken ve telefon/bilgisayar oyunları oynarken dikkatlidirler ve uzun süre oturabilirler. Bu durum aileleri yanıltabilmektedir.

    Bazı çocuklarda dikkat eksikliği baskındır, hiperaktivite görülmez. Bazen de hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite birlikte görülmektedir. Erkek çocuklarda ikisinin birden görülme olasılığı fazlayken, kız çocuklarda dikkat eksikliği baskın olan tip daha fazla görülmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu derslerdeki başarıyı düşürür ve sosyal hayatta uyum sorunları yaratır. Belirtiler yaşla birlikte azalma gösterir. Ancak yetişkinlerde görülmez diye bir şey yoktur. Bu bozukluğun yanında öfke-saldırganlık, karşı gelme gibi davranış bozuklukları da görülebilmektedir. Tedavi edilmediğinde: Okul başarısında düşüklük, ileriki dönemde iş hayatında başarısızlık, sosyal ilişkilerde bozulma, madde bağımlılığı, şiddete eğilim, suça yönelme ve diğer psikolojik bozukluklar (depresyon, anksiyete, bağımlılık vb.) görülmektedir. Yapılan araştırmalar, bu kişilerde okulu bırakma, düzenli bir iş sahibi olamama, evliliklerinde problem yaşama, kaza geçirme ya da yapma olasılıklarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu nedenle bu bozukluğu ciddiye almak ve uzmanlara başvuruda bulunup doğru tedavinin görülmesi şarttır.

    Bu bozukluğa sahip çocuğu olan aileler, çocuğa anlayışla yaklaşmalıdır. Çocukların bu davranışları isteyerek yapmadıkları, ellerinden gelen bir şey olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Ailenin olumsuz davranışları (bağırma, kötü sözler söyleme gibi), arkadaşlarının dışlaması, derslerde başarısız olması nedeniyle bu çocuklarda yetersizlik duygusu, özgüvende düşme ve depresyon gelişebilir. 

    Çocuk için günlük bir program yapılmalı, çocuğunuzun uyandığı, yemek yediği, okula gitmek için evden çıktığı ve yattığı saatlerin her gün belirli ve aynı olması sağlanmalı, çocuğu kalabalık alışveriş merkezleri gibi çok fazla uyarının bulunduğu ortamlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışılmalıdır. Çocuğa yönergeler açık, kısa ve kesin şekilde verilmelidir. 

    Bu çocukların zekalarında bir problem olmamasına rağmen dikkatlerini toplayamadıkları için derslerden geri kalmaları, sınavlardan düşük notlar almaları çok muhtemeldir. İmkanlar dahilinde birebir eğitimle daha iyi öğrenirler. Ödev yaparken ya da ders çalışırken aralar verilmelidir., çalışma süreleri normalden daha kısa tutulmalıdır, küçük parçalara bölünmelidir. Okulda pencere kenarında oturmamaları, öğretmene yakın ön sırada oturmaları iyi olacaktır.

    Çikolata, şeker gibi gıdalardan, enerji veren abur cuburlardan uzak tutulmaları ve spor etkinliklerinde bulunmaları da faydalıdır. 

    Bu bozukluğun tedavisinde davranış değiştirme teknikleri, dikkat attırma çalışmaları, aile eğitimleri ve ilaç tedavisi etkili olmaktadır. Bu süreçte aile, uzman ve öğretmen işbirliği büyük önem taşımaktadır.

    Yapılan birçok araştırma göstermektedir ki 3-6 yaş arasında fazla televizyon izleyen, bilgisayar veya cep telefonuyla oyun oynayan çocukların dikkat ve öğrenmede sorun yaşama oranları daha fazladır. Bu nedenle küçük çocuklarımızın aktivitelerle, eğitici oyunlarla oyuncaklarla zamanlarını geçirmelerini sağlamalı, küçük kapalı mekanlarda/evlerde hareketsiz durmaları yönünde baskı yaparak enerjilerini atmalarını engellememeliyiz.

  • Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Ebeveyn Çocuk İlişkisi

    Annelik, babalık dünyanın en önemli ve de en zor işidir. Çocuk yetiştirmek geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Bu nedenle çok büyük bir sorumluluktur. Anne baba olmak tüm hayatınız boyunca size beraberinde duyguların en yoğun şekillerini getirir. Mutlulukların en büyüğü, büyük üzüntüler, gibi.
    Her anne baba çocuklarına iyi imkanlar ve güzel bir gelecek sunmak ister, bunun için çaba sarf eder, çalışır, başarılı ve iyi çocuklar yetiştirmek ister. Çocuğun ileride psikolojik yönden ve kişilik yönünden sağlıklı bir birey olmasının önemi maalesef genellikle fark edilmez. Aslında öncelikli hedef sağlıklı psikolojik ve kişilik özelliklerine sahip kişiler yetiştirmek olmalıdır. Bu konuda doğru aile içi iletişim ve ilişkiler temel niteliğindedir.    Anne ve babaların kişilik özellikleri, psikolojik durumları, geçmişlerinde yaşadıkları olaylar, kendi çocukluk yıllarındaki deneyimler, çocuk yetiştirmede belirleyici etkenlerdir. 

    Her çocuğun doğuştan getirdiği bireysel özellikler vardır. Onlar anne babalarından farklı kişilerdir. İletişimde ve sergilenen tutumlarda çocuğun düşünce biçimleri, duyguları, kişilik özellikleri, yetenekleri mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yani ilk aşama çocuğunuzu tanımaktır. Çocuğunuzun karakter özellikleri neler, neleri sever, neler onu mutlu eder, neler üzer, öfkelendirir, neleri iyi yapar, neleri yapamaz, yetenekleri neler gibi sorulara kolaylıkla cevap verebilmelisiniz. 

        Çocuğun davranışları sizin hangi tip anne-baba tutumunu sergilediğinize göre değişebilir. Anne-baba tutumlarının neler olduğunu inceleyelim. Bu tutumlardan hangisine sahipsiniz ve bu tutum çocuğunuzda nasıl bir etki bırakır?

    Baskıcı, egemen ve otoriter anne baba: Katı, baskıcı, disiplinli ve kuralcıdırlar. Çocuklarının üzerinde egemenlik kurmak ve çocuğu kontrol altında tutmak isterler, Anne babanın sözünden çıkmayan çocuk isterler. Çocuklara sevgilerini göstermezler, sürekli kural koyarlar. Böyle anne babaların çocukları asi, öfkeli, saldırgan, kurallara uymayı reddeden kişiler ya da ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan, başkalarının etkisi altında kalabilen kişiler olurlar. Çocuğa karşı çok sert tutumlar çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    İlgisiz, çocuğu ihmal eden anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi göstermezler, sabırsızdırlar, kural koymazlar,   kendi işleri ile ilgilenirler, çok çalıştıklarını, yorgun olduklarını söylerler. Çocuğun kendisini rahatsız etmemesini, sorun çıkaramamasını isterler, çocuğa zaman ayırmazlar. Genellikle çocukla başkası ilgilenir ya da çocuk kendi kendine büyür. Genellikle çocuk sayısının fazla olduğu, anne babalığa hazır olunmaması ya da anne baba arasında sorun olması durumlarında görülür. Bu anne babanın yetiştirdiği çocuklar, başarısız, kendine güvenmeyen ya da öfkeli ve asi kişiler olarak yetişirler, suça yönelebilirler, sevgiyi başkalarında ararlar. Çocuğa karşı ilgisiz olmak da çocuğu olumsuz yönde etkiler.

    Yumuşak ve aşırı koruyucu anne baba: Sakin ancak kurallar konusunda yetersiz anne babalardır.  Çocuğu aşırı koruyup kollarlar. Sürekli zarar gelebilir endişesi duyarlar.  Aşırı ilgi, her istediğinin yapılması, her şeyin alınması söz konusudur. Çocuğa hep bebekmiş gibi davranılır, sorumluluk verilmez, aile onun yerine her şeyi yapar. Genellikle tek çocuğa sahip ailelerde veya uzun süre sonra çocuk sahibi olunduğunda görülür.  Tüm ipler çocuğun eline geçer. Bu anne babayla yetişen çocuklar toplumsal kurallara uymakta güçlük çeker, aileye aşırı bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, kaygılı kişiler olurlar ve ilişkilerinde problemler yaşar. Tırnak yeme, kekemelik ve altını ıslatma yaşama riski yüksektir. Bu tutuma sahip anne babalar çocuğuna yarar sağlamak yerine zarar verir.

    Kuralları öğreten, hoşgörülü, demokratik, güven veren anne baba: Çocuklarına sevgi ve ilgi gösteren, zaman ayıran,  nelerin yapılması nelerin yapılmaması gerektiğini anlatan anne babalardır. Temel kural ve kısıtlamalar vardır. Çocuklar özgürdür ancak sorumluluklarının da bilincindedir. Çocuklar özgüvenli ve başarılı, mutlu, sosyal ilişkileri kuvvetli kişiler olur.İdeal olan tutum budur. 

    Mükemmeliyetçi anne baba: Mükemmeli isteyen, düzenli, titiz, katı kuralcı, kendilerinin yapamadıklarını, yaşayamadıklarını çocuklarından bekleyen, benmerkezci anne babalardır. Bu anne babayı memnun etmek zordur. Çocuklarda tırnak yeme, kekemelik, alt ıslatma, yoğun kaygı, yalan söyleme, yetersizlik hissine sahip olma, sürekli başkalarını mutlu etmeye çalışma görülür. 

    Reddeden anne baba: Çocuğun istenmeyen hamilelik sonucu dünyaya gelmiş olması,   istenen özelliklere sahip olmaması, bir engelinin olması, anne-babanın eğitimini ya da kariyerini sekteye uğratmış olması, sevilmeyen birine benzemesi gibi durumların sonucunda ayrıca yetersiz maddi-manevi koşullar, eşlerden birinin diğerini ihmal edecek kadar çocuğa düşkünlük göstermesi, boşanma, ikinci evlilikteki eşin çocuğu istememesi gibi nedenlerle anne babanın çocuğa istenmediğini hissettirmesi, ihtiyaçlarını aksatması, düşmanca davranması, çocuğu sürekli suçlaması, eleştirmesi, eksiğini aramasıdır. Reddedilen çocuklarda kendisinden zayıf olanı ezme, çevresine nefret besleme, düşmanca tavırlar, kimseye güvenememe, yanlış kişilerle arkadaşlık kurma oluşur. Evden uzaklaşma, intihar, yasa dışı işler görülebilir.

        Anne baba birlikte aynı tutuma sahip olabilir. Ancak farklı tutumlara sahip olmaları durumunda çocuğun hangi tutumdan ne kadar etkileneceği öngörülemez. Kesin olan şudur ki çocuk kaç tane tutuma maruz kalırsa kalsın hepsinin etkisi olacaktır. Anne babalar her çocuğuna aynı tutumu sergilemiyor olabilir. Yapılan araştırmalarla şu sonuca varılmıştır: Anne babalar ilk çocuklarda daha kuralcı ve otoriter olabiliyorlar, daha fazla sorumluluk yükleyebiliyorlar. Anne baba daha acemi oluyor. Ortanca çocuklara  biraz daha yumuşak davranılıp esnek olunabilmekte, küçük çocuklarını ise daha fazla koruyup kolluyorlar ve daha sevecen yaklaşıyorlar.

  • Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı Telefonların Psikososyal Etkileri

    Akıllı telefonlar hayatımıza girdiği andan itibaren hayatımızın bazı alanlarını kolaylaştırdı. Günlük yaşantımızın ve iş yaşantımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Farklı yollarla (SMS, internet, arama) iletişim kurabiliyor, fotoğraf/video çekebiliyor, ihtiyacımız olan bilgiye ulaşabiliyor, çeşitli oyunlar oynayabiliyor kısacası birçok ihtiyacımızı elimizdeki bu küçük makine ile karşılayabiliyoruz.

    Ancak bu kadar hayatımızın içinde olan ve faydaları yadsınamaz telefonlar son dönemlerde aşırı kullanım nedeniyle iş, okul, aile ve sosyal hayatı son derece olumsuz etkilemektedir. İşverenlerden çalışanların telefonlarla fazla ilgilenip işe dikkatlerini vermediği, öğretmenlerden öğrencilerin telefonlarla ilgilenmekten derslerine yeteri kadar önem vermediği, eşlerden aile içi paylaşımların, birlikte vakit geçirmenin oldukça azaldığı yönünde gelen şikayetler gün geçtikçe artmaktadır.

    Görülüyor ki bu telefonlar maalesef kullanım amacı dışında kullanılarak gerek bireysel gerek toplumsal anlamda zarar verir hale gelmiştir. Teknolojiyle ilişkili bağımlılıklar psikoloji literatüründe yerini almıştır. Yurt dışında kliniklerde bu konu üzerine tedaviler uygulanmaktadır. Uygulanan tedaviler diğer bağımlılıklar için uygulan tedavilerle (alkol, madde vb.) benzerlik göstermektedir. Ayrıca diğer bağımlıklarda olduğu gibi, teknolojiye ait bağımlılıklarda da birçok kişi bağımlı olduğunu kabul etmemektedir.

    Gelin şimdi kendimize soracağımız birkaç soru ile telefonu sadece bir araç olarak mı kullanıyoruz yoksa bağımlı mıyız görelim.

    Akıllı cep telefonunuzu her zaman yanınızda taşıyor musunuz? Yanınıza almadığınızda ya da unuttuğunuzda yoğun gerginlik ve panik yaşıyor musunuz?  

    Uyanır uyanmaz ve yatmadan hemen önce telefonunuzu kontrol ediyor musunuz?

    Cep telefonunuzu kontrol etmek için çıkarttığınızda artık aileniz, arkadaşlarınız sinirleniyor mu?

    Saatlerce telefonun ekranına bakmaktan gözlerinizde yanma, başınızı eğri tutarak konuşmanız nedeniyle boynunuzda ağrı, tutulma gibi bedensel yakınmalar var mı? 

    Telefonla ilgilenmekten önemli görüşmeleri, işleri ertelediğiniz oluyor mu? Her boş anınızda telefona mı yöneliyorsunuz?

    Araba kullanırken dayanamayıp telefonunuza bakıyor musunuz?

    Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için telefonu mu kullanıyorsunuz?

    Telefondan gelen ses ve uyarılara bir an önce bakmak için yoğun bir istek duyuyor musunuz?

    Yukarıdaki sorulara verdiğimiz cevapların çoğu evet ise telefon kullanımı, kullanım olmaktan çıkıp bağımlılık seviyesine ulaşmış demektir. Telefon bağımlılığı,  hem hayatın normal akışını hem de kişinin psikolojisini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu durum ciddiye alınmazsa, ileride çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Örneğin işten çıkarılmalara, evliliklerin bitmesine, arkadaşlık ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Bağımlıların karşılaşacağı bir diğer problem de, kendi zihnimiz yerine sürekli telefonun özelliklerini kullanmamız (hatırlatıcılar, hesap makinesi vb.) sonucunda oluşan hafızanın zayıflaması, unutkanlık, zihinsel tembellik gibi özellikleri içeren dijital demanstır. Bu kişilerde ileride Alzheimer hastalığının görülme riski artmaktadır.

    Peki telefon bağımlılığından kurtulmak için neler yapılmalıdır?

    • Bildirimleri kapatın. 

    • Sizi çok meşgul eden uygulamaları kaldırın. 

    • Önemli bir işle ilgileniyorken uçuş modunu açın ya da telefonunuzu kapatın.

    • Bırakma uygulamaları kullanın. 

    • Telefonunuzu saklayın. 

    • Akıllı olmayan bir telefon edinin. 

    • Fotoğraf çekmek için fotoğraf makinesi kullanın ve her şeyin fotoğrafını çekmeyin. 

    • Mesajlara hemen cevap beklemeyin, hemen cevap da vermeyin

    • Haftada bir gün cep telefonunuzu yanınıza     almayın ya da kapatın.

    • Sabah uyandığınızda giyinmeden, kahvaltı etmeden  cep telefonunuzu elinize almayın.

    • Yatağınıza gitmeden en geç 30 dakika önce telefonunuzu kontrol edin ve telefonu yatak odasına sokmayın.   

    • Yemek yerken, arkadaşlarınızla gezerken, film seyrederken, rahatlamaya çalışırken akıllı telefonlarınızı kullanmayın.  En azından günün birkaç saatini telefonsuz geçirin.

    Eğer bunları yapamıyorsanız mutlaka uzman yardımı almalısınız.

    Unutmayın insanlar binlerce yıl cep telefonsuz yaşadı. Kendinizi bağımlı hale getirmeyin…

  • Affetmek

    Affetmek

    Hepimizin çok kırıldığı, çok öfkelendiği kişi/kişiler mutlaka ki vardır. Hatta bu kişi kendimiz de olabiliriz. Kimimiz dost dediğimiz kişi tarafından ihanete uğramıştır, kimimiz hak etmediğine inandığı davranışlara, sözlere maruz kalmıştır, değer vermişizdir ama karşılığını görmemişizdir, bir hata yapmışızdır böyle bir hatayı nasıl yapabildiğimizi düşünür dururuz, bu liste uzatılabilir. Hepimizin durumlara yüklediği anlam, yapısı farklı olabilir. Birimizin üzerinde durmadığı bir olayı, diğerimiz çok büyük bir olay olarak görebilir. Bu nedenle “asla affetmem” dediğimiz şeyler farklılaşabilir.

    Yoğun öfke ve kırgınlıklar öyle yer eder ki içimizde kolay kolay bırakıp gitmez bizi. Kırıldığımız, öfkelendiğimiz kişiler mutsuz olsun, başına kötü bir şey gelsin, pişman olsun bizden af dilesin ve bize yaptığının cezasını bir şekilde görsün isteriz, bekleriz hatta dualar ederiz. Çünkü affetmek bir şemsiye gibidir; altında acı, üzüntü, hayal kırıklığı, suçluluk, şaşkınlık, nefret, çaresizlik gibi yoğun duygular vardır. Baş etmek zordur. Kişi ya da olay aniden akla gelir, akla geldikçe o andaki duygular tekrar tekrar şimdiymiş gibi yaşanır, keşkeli cümleler kurulur, zihinde yeniden canlandırılır, “şimdi”de yaşamayı zorlaştırır, geçmişe götürür, kişinin enerjisini alır. Psikolojik (depresyon, kaygı gibi duygudurum bozukluklarından daha ciddi patolojilere kadar birçok farklı hastalık) ve fizyolojik hastalıkların oluşumuna yol açar (ağrılardan, kalp hastalıkları- kansere birçok farklı hastalık).

    Affetmek başkalarının ya da kendimizin bize olumsuz/rahatsız edici duygular yaşatmasına son vermektir.Olaylar ve yaşadıklarımız sonucunda bizler her zaman seçim yaparız. Affetmek bu seçeneklerden birisidir.Belki de zor olanı. Çevremizdekiler “affet boşver” derler. Asla affetmem, neden affedeyim ki, affedilmez gibi cevaplar verilir sıklıkla karşılığında. Affet: Söylendiği kadar kolay değildir ve affetmek boş vermek, önemsememek, görmezden gelmek, yaşanmamış saymak anlamına gelmez.

    Affettiğimizde unutmuş olmayız. Elbette ki yaşadıklarımızı unutamayız. Ancak üzerimizdeki olumsuz etkisinden kendimizi kurtarabiliriz. Yani affetmek kendimize yaptığımız bir iyiliktir, başkasına değil. Yapılan araştırmalar, affeden kişilerin duygusal, psikolojik ve fiziksel olarak kendilerini daha iyi hissettiklerini göstermiştir. 

    Affetmeyerek her zaman o olay veya kişiyle aramızda bir bağ kurmuş oluyoruz. Kötü de olsa bir ilişkidir bu. Olay yaşanmış bitmiş bir şey ama biz hala bitirmiyoruz, ilişkide kalıyoruz, etkisini yaşatıyoruz, süre uzadıkça onunla bütünleşiyoruz, bir parçamız haline geliyor. Böylelikle ne kadar da yanlış yapıyoruz. Hissettiklerimiz bizi olumsuz etkilerken hayat devam etmekte, affedemediğimiz kişiler de günlük hayatlarına devam edip çoğu kez bizim hissettiklerimizden etkilenmemekte, haberdar olmamakta. Affetmeyerek sadece kendimizi cezalandırmış oluyoruz. Affetmeyerek o kişiyi ya da geçmişi değiştirmiş olmuyoruz ancak geleceğimizi etkilemiş oluyoruz, olumlu olmayan bir yönde. 

    Düşünün affedemediğiniz o olay hiç yaşanmamış olsaydı şu an nasıl olurdunuz? Kesinlikle daha farklı, daha iyi.  Affederek de daha farklı ve daha iyi olabilirsiniz.

    Affetmek bir süreçtir. Hemen “affettim tamam “demekle affedilmez. Zamanla olur.  Önemli olan affetmeye karar vermektir. Zor bir süreç de olabilir. Hazır hissedilmelidir. “Affetmeye hazırım, artık affedip etkisinden kurtulmak istiyorum, bunu yapabilirim” demekle başlanmalıdır. Öncelikle yaşadığımız olayı, acıyı kabul etmek, derinlemesine kendimizle, duygularımızla yüzleşmek gerekir.  Olayı, kişiyi anlamaya çalışmak, hatta kendimizi onun yerine tam anlamıyla koymayı başararak düşünmeyi gerektirir. Affettim dediğimizde gerçekten tamamen affettik mi farkına iyi varmalıyız. 

    Affetmenin sonrasında özgürleşme gelir. Büyük bir yük üzerimizden kalkar. Bizi kontrolünde tutan tüm olumsuz duygulardan, etkiden arınmış oluruz. O kişiler de, o olaylar da değersizleşir artık.  İyileşiriz, enerjimizi geri kazanırız. Hayatımıza olan konsantrasyonumuz artar, hayattan daha çok keyif alabiliriz.   

    Bir olay/kişi ne kadar kötü olursa olsun beraberinde bizlere bir şey getirir. Yapmamamız ya da yapmamız gereken şeyleri öğretir, ders verir, duygular yaşatır. Kötü duygu yoktur, hangi duygu olursa olsun duyguyu hissetmek de güzeldir, yeter ki bizi kontrol altına alıp kötü şeyler yaptırmasına izin vermeyelim. Affedememekle, içimizdeki olumsuz duygular pekişir, artarsa kendimize ve çevremize geri dönüşü olmayan büyük zararlar verebiliriz.     

    Kendimizi affetmek başkasını affetmekten bazen daha kolay bazen de daha zordur. Çoğu zaman başkalarına olan kızgınlık, suçlama gibi duyguları irdelediğimizde fark ederiz ki o duygular temelde onlara değil kendimize olan duyguları yansıtmamız. Kendimizdeki hatayı kabul etmek kimi zaman çok daha zor ve acı verici olabiliyor.

    Diğer bir boyut da hiçbirimiz mükemmel değiliz, biz de bir başkasını üzebilir, kırabilir, hatalar yapabiliriz. Affedilmeyi bekleyen, dileyen kişi durumunda olabiliriz.  Başkasını affedemiyorken, affedilmeyi beklemek ne kadar yerinde olur?  

    Kısacası, affetmek aslında kendi iyilik halimizi sağlamak için yararlı olan bir eylem. Bağlayıcılığı, başkaları ya da olaylar değil. Kişilerin bizde yarattığı öfke, acı, nefret gibi duygulara sıkıca sarılıp, onlarla yaşamaya çalışmak veya bu duyguların bırakıp gitmesine izin vermek yani affetmek. Bu iki seçenekten hangisini seçtiğimiz belirliyor, sonrasında yaşayacaklarımızı. 

    Affetmeyle ilgili problem yaşıyorsanız, ne yaptıysanız affedemediyseniz ve bundan kurtulmak istiyorsanız (ki kurtulmalısınız) psikologlardan yardım almalısınız.

    Emin olun: Affetmek size iyi gelecek.

  • Çocuklarla İletişim

    Çocuklarla İletişim

    Son yıllarda aile içi iletişimin zayıfladığı, aile içinde geçen konuşmaların azaldığı, yüzeysel soru cevap şekline geldiği, aile bireylerinin ayrı aktivitelere katıldığı, tüm ailenin birlikte yaptığı eylemin televizyon izlemekten öteye gitmediği, aile üyelerinin kendi arkadaş gruplarıyla sosyal faaliyetlerde bulunduğu bu nedenlerle de maalesef aile içi yabancılaşma oluştuğu görülmektedir. Halbuki aile bir insanın koşulsuz sevgi ve kabul gördüğü tek yerdir. Bir insanın hayatında ailenin önemi oldukça büyüktür. Unutmayalım ki ailelerde kişiliklerin, hayatların temeli atılmakta ve aile kişilerin hayatı, insanları ve kendisini algılamasında belirleyici olmaktadır. Çocuk kendisine verilen sevgi, yöneltilen tutum doğrultusunda zihninde şemalar, yargılar oluşturur ve bunlar hayatları boyunca aynı kalır, değiştirilmesi çok zordur. Psikolojide yer alan ve halk arasında sıklıkla kullanılan çocukluğuna inmek kavramı bu nedenledir. Yetişkinlikte yaşanan problemlerin, duyguların büyük çoğunluğu kaynağını çocukluktan, ailede yaşanmış ve zihne kaydedilmiş olay ve durumlardan alır. Tabii ki genelde bunun farkında olunmaz. Aile ilişkilerinde belirleyici olan iletişimdir. Birçok anne baba çocuklarıyla anlaşamadıklarından, iletişim kuramadıklarından yakınır.

    Çocuklarla iletişimde önemli noktalar ve yapılması gerekenler nelerdir?

    İletişim için zaman ayrılmalıdır. Çocuğunuz bir şey söylediğinde, bir şey anlatmak istediğinde işinizi bırakın ve tüm dikkatinizi ona yöneltin. Bir şeyle meşgulken anlat dinliyorum demeyin, çocukla iletişim halindeyken sadece işiniz bu olsun. Çocuk, anlattıklarının sizin için de önemli olduğunu, onun sizin için önemli olduğunu hissetsin. Kesinlikle zaman ayıramayacak durumdaysanız uygun olmadığınızı nedeni ile anlatıp, ne anlatacağını çok merak ettiğinizi, onu mutlaka dinleyeceğinizi belirtmelisiniz ve zamanı da söylemelisiniz.

    Çocuklarla göz teması kurulmalıdır. Göz teması kurmak için aradaki boy farkını ortadan kaldırmalıyız. Oturarak ya da onun göz seviyesine gelecek şekilde çökerek yapmalıyız. Çocuğa yukarıdan konuşmak doğru değildir.

    Çocuğun konuşmasına izin vermek, öncelikle çocuğu doğru biçimde dinlemek, sözünü kesmemek, müdahale etmemek gerekir. Çocuğunuz konuşurken onu anladığınızı belli etmek için başınızı sallamalı, söylediklerini ara ara basit şekilde tekrar etmelisiniz. Buna etkin dinleme diyoruz. Örnek: Çocuk “onunla oynamayacağım oyuncağımı kırdı.” Oyuncağını kırdığı için kızdın” “evet” “bu oyuncağını seviyordun” evet başka arabam yok ki” gibi iletişiminiz devam edebilecektir. Böylece çocuk kendisine değer verildiğini, sevildiğini hisseder. Dinlenmeyen çocuklar, saldırgan davranışlarla, yaramazlıkla, kendisine ve çevresine zarar vererek dikkat çekme eğilimi gösterir ya da içine kapanır.  

    Çocuğunuza onu sevdiğinizi söyleyin ancak sadece söylemekle kalmayın, davranışlarınızla da hissettirin. Sevginizin koşulsuz olduğunu belirtmelisiniz.  Böyle yaparsan seni sevmem, uslu durursan seni severim gibi koşul cümleleri çocukla olan ilişkiyi zedeler. Çocuğu sevmekle ya da bu sevgiyi göstermek için onu aşırı koruyup kollamayı karıştırmayın. 

    Çocuğunuza verdiğiniz öğütlerin tersini yapıyorsanız o öğütlerin çocuk için anlamı kalmayacağını unutmayın. Örneğin asla yalan söylenmemeli diye uyarıda bulundunuz. Ancak çocuk sizin yalan söylediğinize şahit oldu. Çocuk yalan söylediğinde ilk savunması ama annem de babam da yalan söyledi olacaktır. Çocuklar anne ve babalarının yaptıklarını doğru olarak algılar ve kabul eder. Kendisinin de benzer şeyleri yapması gerekiyor diye düşünür. Her konuda çocuğun anne ve babasını model aldığını unutmayın. Bir şey söylerken ve yaparken bunu göz önünde bulundurun. Çocuğa sizi model alarak yaptığı şeyler için kızamazsınız.

    Beni böyle kızdırırsan seni sevmem, ben yaramaz çocuk istemem gibi cümleler çocuğun tüm güvenini yıkar büyük hayal kırıklığı yaşatır. İyi ki Benim kızımsın, oğlumsun, senin gibi bir oğlum kızım olduğu için çok şanslıyım gibi cümleleri esirgemeyin.

    Nitelikli zaman geçirmek önemlidir. Genellikle aynı ortamda olmak çocukla birlikte zaman geçirmek olarak düşünülüyor. Bu doğru değildir. Zaman geçirmek aktif olarak çocukla bir şeyler yapmaktır.  Küçük çocuklarda anne babayla oyun oynamak, oyuncaklarıyla oynamak büyük mutluluktur. Okul çağında farklı oyunlar oynamak, derslerinde yardım etmek, ergenlik döneminde sohbet etmek çocuklarınıza iyi gelecektir. 

    Çocuk bu yaşta bunu anlamaz diye bir şey yoktur. Emin olun sandığınızdan çok daha fazla şeyin farkındalar ve anlıyorlar. Sadece nasıl anlattığınız önemli. Bildiği kelimelerle, kısa cümleler halinde, mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmalısınız.   

    Çocuğunuzun bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini bilmelisiniz. Böylece çocuğunuzun davranışının sebebini anlayabilirsiniz. Örneğin belki de 9 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği ya da anlayabileceği bir şeyi siz 6 yaşındaki çocuğunuzdan bekliyorsunuz ve anlayamadığı yapamadığı için de olumsuz tepkiler veriyorsunuz. 

    Çocuğun yaramazlık yapması bir şeyleri öğrenmek istemesi, girişkenlik, merak duygusu olabilir. Uyarılarınıza rağmen çocuğunuz istemediğiniz bir şeyi yapıyorsa size tepki olarak yapıyor demektir. Ya yeteri kadar ilgilenilmediğini düşünüyor, ya da size karşı bir öfkesi var.

    Son olarak çocuğunuz yararlı olacak birkaç şeye de dikkat çekmek istiyorum çocuğunuzla birlikte bir hikaye kitabı okuyun ya da siz okuyun o dinlesin, hikaye ve hikayedeki kişiler üzerine konuşun, aynı şeyi filmler ve çizgi filmler için de yapın ve olayları, duyguları vb günlük hayata uyarlayın. Çocuğunuza evcil hayvan alıp beraber bakımını üstlenin. Müzik dinlemesini sağlayın imkanınız varsa kursa gönderin. Aynı şekilde özellikle takım sporları olmak üzere spor aktivitesine de katılmasını sağlamanız bedensel enerjisini atmasında, sakinleşmesinde yarar sağlayacaktır.

  • Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuk Gelişiminde Oyun ve Oyuncak

    Çocuğun büyümesi ve sağlıklı gelişmesi için beslenme, sevgi, bakım ne kadar gerekli ise; oyun ve oyuncaklar da o kadar gereklidir. Birey, bilişsel ve davranışsal olarak birçok becerisini çocukluğunda oynadığı oyunlar içinde geliştirir.

    Oyun oynamak çocuğun hayatı tanıması yolunda hiç kimseden öğrenemeyeceği konuları kendi deneyimlerini oluşturarak öğrenmesidir.

    Oyuncakları, “gelişim basamakları boyunca çocuğun hareketlerine düzen getiren zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerinde yardımcı olan hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren tüm oyun malzemeleridir” şeklinde tanımlayabiliriz.

    Oyun Çocuğa Ne Katar?

    Çocuk oyun sayesinde toplumla bütünleşir.

    Oyun esnasında duygu ve düşüncelerini açar.

    Çocuk oyun oynarken duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmekte ve bir çok sorununu da kendi başına çözebilme yeterliliği kazanmaktadır.

    Çocuklara deneme yanılma yolu ile problemlerine çözüm getirmelerine yardımcı olur

    Oyun çocukların belirli riskleri göze alma deneyimlerini arttırır.

    Toplum ve ahlak kurallarına uyum göstermeyi de oyun yoluyla öğrenir.

    Oyun Oynarken İzleyin

    Bir sorun yaşadığı düşünülen çocukları sadece oyun oynarken izlemek bile sorunun kaynağı hakkında önemli bilgiler edinmemizi sağlar. Çocuklar oyun oynarken son derece doğal, içten ve maskesizlerdir. O nedenle gerekli bütün bilgilere oyun oynarken izlemekle ulaşılabilir. Çocuk oyun oynarken hem yaşadığı sıkıntıları dışa vurur, hem çevresiyle ilişki kurmayı öğrenir, hem de sosyal ve toplumsal bir birey olmanın ilk adımlarını atmaya başlar.

     

    Oyuncakların Özellikleri

    Oyuncakların en önemli özelliği, çocuğun doğal yeteneklerini ortaya çıkarabilen ve bu yolla onun eğitimini de sağlayan malzemeleri olmalarıdır. Çocuğun oynarken öğrenmesini kolaylaştıracak ve yaratıcı yönlerine hitap edecek türde oyuncaklar olmasına dikkat edilmelidir.

    Oyuncakları oluşturan malzemeler de çok önem taşır. Küçük parçalardan meydana gelen oyuncaklar tehlikelidir. Çocuk yutabilir ya da boğulma riski yaratabilir. Aynı şekilde sivri köşeleri ya da keskin uçları bulunan oyuncaklar da yaralanmasına yol açabilir. Bir de oyuncağın yapıldığı malzemeler önemlidir. Sağlığa zarar vermeyen boya ve maddelerden yapılmış olup olmadığına özellikle dikkat etmek gerekir. Son günlerde bazı oyuncakların kurşun ve zehirli maddeler içerdiği iddiasıyla toplatıldığını duyuyoruz.

    Bilişsel Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    Akıl yürütme, problem çözme, bellek gibi zihinsel süreçleri harekete geçirir.

    Düşünme ve kendi başına karar vermeyi öğretir.

    Görme, işitme, dokunma gibi duyuları destekler.

    Renk, sayı, şekil, büyük-küçük, uzun-kısa, mekânsal ilişkiler, zaman gibi kavramların gelişmesine neden olur.

    Materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinmesini sağlar. (Oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanması, nesneleri bir kaba doldurup boşaltması)

    Gözlem, karşılaştırma ve sonuç çıkarma gibi zihinsel işlevleri yapmalarını kolaylaştırır.

    Benzerlik ve farklılıkları ayırt etmeyi, eşleştirmeyi, parça-bütün ilişkisini kurmayı, sıralama ve gruplama yapmayı öğretir.

    Ayrıca; zihinde canlandırma, yaratıcı düşünme yeteneklerini ve hayal gücünü geliştirir. Dikkatini bir noktaya toplamayı ve becerilerini organize etmeyi öğretir. 

    Dil Gelişiminin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun oynayan çocukların, iletişim kurmak için dili kullanması gerekir. (Birden fazla kişiyle oynanıyorsa) Bu durum, çocukların akıcı ve ifade edici dil becerilerinin gelişimine katkı sağlar.

    Dil gelişimini desteklemek amacıyla hazırlanmış olan eğitici oyuncaklarla oynayan çocuklar, yeni sözcükler öğrenirler. Böylelikle bir durumu ya da bir olayı anlatma, soru sorma becerileri gelişir.

    Verilen görsel ya da sözel ipuçlarıyla; hikâye anlatma, hikâye oluşturma becerileri gelişir.

    Çocuk kendini ifade etme ve sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir.

    Sosyal ve Duygusal Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar sayesinde çocuklar;

    Paylaşma, yardımlaşma, sorumluluk alma, işbirliği yapabilme, sırasını bekleme, kurallara uyma ve liderlik gibi sosyal becerilerini geliştirirler. (Bir arkadaş grubuyla oynama)

    En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma olanağı bulurlar.

    Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma olanağı bulurlar.

    Oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevilme, sevme, güven duyma gibi birçok duygusal tepkiyi öğrendiği gibi; aynı zamanda bazı duygusal tepkilerini de kontrol etmeyi öğrenirler.

    Başladığı bir işi sürdürebilme, sonuçlandırma gibi becerilerini geliştirirler.

    Yönergelere uyma alışkanlığı kazanıp, başkalarına saygılı davranmayı ve dinlemeyi öğrenirler

    Psiko-Motor Gelişimin Desteklenmesinde Oyun ve Oyuncakların Önemi:

    Oyun ve oyuncaklar çocukların;

    El ve parmak kaslarını etkili olarak kullanabilmesini, el-göz koordinasyonu gibi becerilerinin gelişimini kolaylaştırır.

    Kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir.

    Merakının giderilmesine ve tatmin olmasına yardımcı olur. (Çocuk oyuncağı kırarak, bozarak, tekrar bir araya getirmeye çalışarak merakını giderir. Bozup, yeniden yaptığı oyuncaklar sayesinde yaratıcılığını geliştirir.

    Hangi Yaş Döneminde Hangi Oyuncak

    2-3 Yaş

    2-3 yaşından itibaren çocuklar çevrelerinde yaşadıkları günlük olayları dramatize etmeye başlarlar. Bu nedenle, bu dönemdeki çocuklar için en uygun oyuncaklar onların dramatik oyunlarında kullanabilecekleri değişik boyutlardaki bebekler, çeşitli kuklalar, oda takımları, mutfak malzemeleri, marangozluk, temizlik malzemeleri (kürek, süpürge), bahçe aletleri (çapa, tırmık, kürek), hayvan seti, ulaşım seti (tren yolu, köprü, demiryolu), doktor araç gereçleri, en uygun oyun malzemeleridir. Yine bu dönemde kum ve su çocukların en çok sevdikleri oyun malzemeleridir ve çocuklar bu yaşlarda, kovaya kum doldurup boşaltmaktan, kumu su ile karıştırıp harç yapmaktan çok büyük zevk duyarlar.

    3-4 Yaş

    3-4 yaşlarında çocukların motor gelişimlerinin artması ve hareketlerinin daha da düzenlenmesiyle çocuklar inip çıkmaktan, üç tekerlekli  bisiklete binmekten ve tırmanmaktan çok hoşlanırlar. Bu dönemde sallanan at, pedallı araba, tekerlekli bisiklet, yük arabası ve salıncak seti en uygun oyun malzemelerindendir. Yine bu dönemde sökülüp takılabilen veya bozulup- yapılabilen oyuncaklarla, küçükten büyüğe doğru dizilebilen küpler, bloklar, inşaat malzemeleri çocuklar tarafından en çok tercih edilen ve sevilen oyun araçlarıdır.

    4-6 Yaş

    4-6 yaşlarında çocuklar açık hava oyunlarının yanı sıra masa başı faaliyetlerinden de büyük zevk alırlar. Boyama, kesme, yapıştırma, resim yapma, artık materyallerle şekiller yapma ve parçalı bilmeceleri birleştirmeyi çok severler. Bu dönemde çocukların algılama, hatırlama,parçalara ayırıp birleştirme, yanılma, düzeltme, yeni yorumlar ve çözümler getirme yetenekleri de gelişir.

    Çocukların masa başı etkinliklerinde bloklar, kalemler, kağıtlar, boyalar, boya fırçaları, tutkal, makas, düğmeler, boncuklar ve ayrıca eşleştirmeli oyuncaklar, resimli dominolar, resimli tombalalar ve resimli küpler, yap-bozlar en sevilen oyuncaklar arasındadır.

    6 Yaş

    6 yaşında hayali oyunların en dorukta olması nedeniyle evcilik, bakkalcılık, doktorculuk oyunları ve bu döneme uygun bebekler, evcilik ve doktorculuk setleri, marangozluk aletleri, kuklalar, temizlik ve mutfak setleri, bahçe aletleri, hayvan setleri, dükkanlar çocuklar tarafından en fazla tercih edilen oyun malzemeleridir.

    Bu dönemde çocukların top oynamak, ip atlamak, tırmanmak, yüzmek gibi bedensel hareketlerden ve açık hava oyunlarından çok fazla hoşlanmaları nedeniyle ip, top, ip merdiven, kızak, kayak ve paten gibi oyun malzemeleri tercih edilebilir.

    Okula Başlayınca

    Çocuk okula başlayınca oyuncak ve oyun ihtiyacının sona erdiği düşünülmemelidir. Çocuk için oyun ve oyuncak kendi başına bir amaç değil, birçok amaç için kullanılabilen bir araçtır. Bu nedenle oyunlar ve oyuncaklar boş zaman faaliyeti olarak değil; çocuğun zamanının büyük bir bölümünü alan, ciddi bir uğraş olarak nitelendirilmelidir.

    Gelişim Alanlarına Göre Oyuncakların Sınıflandırılması 

    1. Büyük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Üç tekerlekli bisiklet

          Çeşitli boylardaki arabalar

          Kayma, tırmanma, sallanma oyuncakları

          Tahterevalli

     

    2-Küçük Kas Gelişimi için Oyun Araçları

          Mum boya, renkli kalem, keçeli kalem, kağıt

          Kağıt makası

          Yapıştırıcı

          Legolar, birleştirme oyuncakları, parçalı bulmacalar

    3. Kurgu Oyuncakları

          Küpler, bloklar

          Tahta otomobil ve kamyonlar

          Kum havuzunda oynanmak üzere sert plastikten hayvanlar ve insanlar

          Tahta veya plastik hayvanlar

          Bebekler

          Eklemeli oyuncaklar

          Birbirine geçme vagonlu tahta trenler

     

    4. Yaratıcı Düş Gücünü Geliştiren Oyuncaklar

          Kukla sahnesi

          El kuklaları

          Parmak kuklaları

          Bez bebekler

          Çeşitli giysiler, yetişkin süs eşyaları

          Doktor araçları, telefonlar, bebek arabaları

    5. Evcilik Oyuncakları

          Ocak, musluk, buzdolabı

          Yemek ve çay takımları

          Bebekler ve bebek evi

          Çocuk boyuna uygun yatak, sandalye ve masalar

    6. Yaratıcı Sanat için Malzemeler

          Mum boya, pastel boya, renkli tebeşir ve keçeli kalemler

          Kil

          Plastrin

          Suluboya, parmak boya, toz boya

          Fırçalar

          Kağıtlar

          Artık kumaşlar, kağıtlar, ip, yün, talaş, yumurta kabuğu ve yapıştırıcı

          Baskı kalıpları (makara, havuç, patates, tahta, yaprak gibi)

     

    7. Çocuğun algı ve Kavramasını Geliştirecek Uyarı Araçları

              7.1. Okuma konuşmayı geliştirecek uyarı araçları

          Tahtadan harf ve sayılar

          Mıknatıslı harf ve sayılar

          Zımpara kağıdından pazen kaplı tahtaya yapışabilecek harf ve sayılar

          Harf ve sayıları içeren lastik mühürler e- Üzerine basit sözcüklerin yazılacağı

          büyük karton fişler

          Çeşitli eklemeli bulmacalar

          Dominolar

          Tamamlama, karşılaştırma oyunları

          Karatahta

             7.2. Matematik ve Sayılar

          Renkli çubuklar

          Mozaik geometrik şekiller

       Tahta oyuncak saat veya saati öğretecek tahta küpler

          Matematik kavramını geliştirecek oyunlar

              7.3. Doğa Bilimleri

        Mıknatıs

        Karınca yuvası

        Ayna

        Taş, yaprak, deniz kabuğu, kuru bitki ve sebze koleksiyonu

          Doğa ile ilgili çocuk kitapları ve plaklar

     

    8. Müzik ve Dans Araçları

          Ritm araçları ( tef, davul, trampet, flüt, zil, çan, çıngırak

          Plak ve CD’ler