Kategori: Psikoloji

  • Evlilik Olgunluğu

    Evlilik Olgunluğu

    Yaşamında, var olmanın sorumluluğunu duyan insan olgun insandır.”Doğan Cüceloğlu

    Evlilik, iki kişinin birlikte kurduğu bir ilişki kurumudur ve bu kurumun sağlıklı işlemesi için kişilerin belirli bir olgunluğa erişmiş olmaları önemlidir. Türk Medeni Kanununa göre belirli bir yaşta olmak ve ayırt etme gücüne sahip erkek-kadın olmak yeterlidir. Burada anlatılmak istenen ise yeterlilikten ziyade olgunluk olacaktır. Öncelikle evlilik olgunluğuna erişebilmek olgun insan olmak ile mümkündür. Olgun insan üç konuda sorumluluk duygusu gelişmiş kişidir:

    1. Kendini tanıyan,

    2. Diğerlerini tanıyan,

    3. İçinde bulunduğu sistemi tanıyan.

    Evlilik olgunluğundan bahsettiğimizde de aynı boyutlar ortaya çıkar. Evlenme olgunluğu olan biri, yeterince olgunluk kazanamamış kişiye göre kendinin, karşısındaki kişinin ve sosyal ortamının daha farkındadır.

    1. Kendini Tanımak

    Kendimizi tanıma aşamasının ilk adımı, korku kültürü ve değerler kültürü diye nitelendirebileceğimiz iki aile yapısını fark etmek olacaktır.Korku kültüründe; ailede güçlü bir karakter vardır, herkesi denetler, güvenliği sağlar ve kendisinden korkulmasını ister. Asık suratlı ve sert mimikli biridir. “BEN” bilirim der ve diğerlerinin ona tamamen uymasını bekler. Değerler kültüründe; bu yapı gücünü ve anlamını paylaşılan değerlerden alır. Aile içinde adil bir ortam söz konusudur ve bu ortam saygı, sevgi, dürüstlük ve işbirliği ile beslenerek “BİZ” bilincini geliştirir.

    Her insan kendi yaşam öyküsüne sahiptir ve her geçen günde bu öyküsünü keşfetmeye çalışır. Yetiştirildiği ailesine yönelik nasıl bir ortamda ve çevrede büyüdüğünü düşünmesi çok önemlidir. Korku kültüründe mi değerler kültüründe mi yetiştiğini sorgulaması ve kişiliğinde nasıl izler oluşturduğuna bakması gerekir.

    • İç Çocuğunuzu Tanıyın: Siz nasıl bir ortamda yetiştiniz? Aşağıdaki ifadelerden sizi temsil edenlere ‘Evet’, sizi temsil etmeyenlere ‘Hayır’ işaretlemelerini yapın.

    • Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırım; kendimin ne istediğini çoğu kez hiç düşünmem.

    • Kalbimin en gizli köşesinde biliyorum ki ben de bir eksiklik, bir tuhaflık var. Ben normal değilim.

    • Hiçbir şeyi atamam. Değerli, değersiz elime geçen her şeyi biriktiririm.

    • Cinsellikle ilgili olarak kendimi gergin ve huzursuz hissederim.

    • Bir projeye, işe başlamakta güçlük çekerim.

    • Kendime özgü bir düşüncem ve görüşüm yoktur.

    • Sürekli yetersizlik duygusuna kapılır ve bu nedenle kendimi eleştiririm.

    • Gerçekten ne istediğimi bilmediğim duygusu içindeyim.

    • Ne zaman bir konuda itiraz etsem içimi bir suçluluk duygusu kaplar. “keşke, hiç karşı çıkmadan, diğerlerinin istediklerini yapsaydım” diye düşünürüm.

    Bu soruların çoğuna ‘evet’ demişseniz muhtemelen korku kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. Ve içinizde utanç yaşayan bir çocuğunuz olabilir. Utanca boğulan bir iç çocuk, evlilikte BİZ’i oluşturmakta zorluk çeker. İlişkisinde güvensizlik, kıskançlık, kaygı ve korku yer alır. Kendini yalnız ve öksüz hissedebilir; çoğunlukla kaygılı kişilikler oluşabilir.

    Bu soruların çoğuna ‘hayır’ demişseniz muhtemelen değerler kültürünün hakim olduğu bir ortamda yetişmişsinizdir. İçinizde yaşamayı seven mutlu bir çocuğunuz olabilir. Sağlıklı iç çocuğu olan insanlar evlilikte BİZ’i oluşturabilir ve ilişkilerinde sevgi, şükür, umut, güven duygularını güçlü bir şekilde yaşar. Kendini dostları açısından zengin görür ve karşılaşacağı sorunları çözme gücünü kendinde görür.

    • İç Tanığınızı Keşfedin: Bu sorular, iç tanığınızın gücünü keşfettiğiniz zaman derinlemesine anlama kazanır.

    1. Evleniyorum mu, evlendiriliyorum mu?

    2. Evlilik kararım bir seçim mi, yoksa geçmişime ya da içinde bulunduğum ortama bir tepki mi?

    3. Evlilikle ilgili beklentilerim benim beklentilerim mi, yoksa farkına varmadan bana yüklenen ‘kültürel şablonun’ beklentileri mi?

    4. Evliliğimde çocuk istiyor muyum?

    5. Anne-baba olmanın sorumluluğunu almaya kendimi hazır hissediyor muyum?

    6. Evlendiğim kişiyle, eşit koşullarda hayatı birlikte yaşamak mı istiyorum, yoksa onun sahibi olup onu kullanmak mı istiyorum?

    7. Hangisi benim için önemli; herkesin haftalarca konuşacağı şaşaalı bir düğün mü, yoksa iki gönlün buluşacağı bir yuva mı?

    8. Evliliğin amacı ne; kavga, dövüş, çekişme içinde üstünlük sağlamak mı, yoksa birlikte yaşayacağımız yaşamın müziğine birlikte dans etmek mi?

    Tanışma süreci içinde pusulanızın aynı yönü gösterip göstermediğinin ya da diğer bir deyişle, birbirinizin inanç ve değerlerinin uyum içinde olup olmadığının farkında olmak ilişkinin geleceği bakımından çok önemlidir.

    1. Diğerini Tanımak

    Olgun insan kendini tanıdıkça karşısındaki kişiyi de tanımaya özen gösterir. Kendisini tanımak adına sorduğu soruların hepsini karşısındakine de yöneltir.

    • Korku kültürü içinde mi, değerler kültüründe mi yetişmiş?

    • Benim tüm özelime tanık olabilecek kadar sorumluluk sahibi mi?

    • İnanç ve değerlerini kendi seçimleriyle oluşturmuş bir mi, yoksa kalıplar üzerinden giden biri mi?

    • BEN ilişkisi mi, BİZ ilişkisi mi bekliyor?

    • Duygularının farkında mı?

    • Haksız olduğunda özür dilemek, gönül almak, ortak değerleri ilişkide yaşatmak gerektiğinin bilincinde mi?

    • Karı-koca ilişkisi içinde mahrem, kırılgan, incinebilir yönlerimi açabileceğim bir can dostu mu, yoksa en yakınıma sızmış bir yabancı mı?

    Evlilik öncesinde eş adayınızı tanımak ve anlamak olgun bir insan olarak sizin sorumluluğunuzdur. Evlendikten sonra  ‘böyle olmandan hoşlanmıyorum’ diye sızlanmak veya onu değiştirmeye çalışmak fayda etmez; yazık olur, mutsuz evliliklere bir de sizinki katılır. Unutmamak gerekir ki, evlendikten sonra konuşması zor olabilecek bir konunun, evlenmeden önce detaylı bir şekilde konuşulması çok önemlidir.

    1. Sistemi Tanımak

    “Kapıyı kapatırım, huzur bozan ailesi dışarıda kalır diyordum; fakat içeride zaten onları temsilen bulunan, onlar tarafından yetiştirilmiş eşim var…”

    Evlilik kurumunun aslında çok önemli bir parçasını oluşturan sosyal ortam, maalesef ki çiftler tarafından ilişkinin başında pek dikkate alınmaz. Ancak olgun insanlar şunu bilir ki, evlendikten sonra eşinin ailesiyle bir şekilde ilişkisi her daim olacaktır. Ve kendi ilişkisi içinde, kayınvalide ve kayınpederinin beklentileri, duyguları ve inançları etkili olabilmektedir. Kişinin hoşuna gitse de gitmese de onlar da BİZ’in bir parçasıdır artık.

    Ailesiyle ilişkimiz korku kültüründe mi değerler kültüründe mi gelişecek diye sorabilmesi gereklidir. Önceden bu soruları sormak ve alınacak cevaplardan korkmamak, kişinin evliliğe dair olgunluğunun ve sorumluluk duygusunun gücünü ifade eder.

    Evliliği düşünen kişiler önemli bir yolculuğa çıktıklarının farkındalar değil mi? Bu yolculuğun sizin yolculuğunuzun olması için kendinizi tanımanız ve bilmeniz gerekiyor ki, yol arkadaşınızı doğru seçebilesiniz. Yolculuğunuz nerede, kimlerle olacak? Yolculuğun içinde yer alacağı coğrafyayı, ekipte kimlerin olacağını bilmekte fayda var. Her an uyanık olmakta fayda var!

    El Mitra bir kez daha söz aldı ve dedi ki: Peki, Evlilik ey üstat?

    Ve o şöyle yanıtladı:

    Birlikte doğdunuz ve sonsuza dek birlikte olacaksınız.

    Birlikte olacaksınız, ölümün beyaz kanatları günlerinizi dağıtıp savurduğu saatte.

    Elbette, Tanrı’nın sessiz belleğinde bile birlikte kalacaksınız.

    Ama birliğinizde mesafeler olsun.

    Göklerin rüzgârları dans etsin aranızda.

    Birbirinizi sevin ama aşk pranga olmasın aranızda:

    Ruhlarınızın kıyıları arasında hep dalgalanan bir deniz olsun aşk.

    Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.

    Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin.,

    Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin, ama ikiniz de tek başınıza olun,

    Bir lavtanın, aynı ezgiyle titreseler de birbirinden ayrı duran telleri gibi.

    Kalplerinizi verin, ama teslim almayın birbirinizin kalbini.

    Çünkü sadece Hayat’ın avucundadır kalpleriniz.

    Birlikte saf tutun, ama yapışmayın birbirinize:

    Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar,

    Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirlerinin gölgesinde.

    Halil CİBRAN

  • Ebeveyn Tutumları

    Ebeveyn Tutumları

    Ebeveyn-ergen arasındaki ilişki, ergenlik döneminin nasıl geçeceğini belirleyen en önemli dinamiklerden birisidir. Bu dönemde yaşanılan sıkıntılardan çoğunluğu bu ilişkiden kaynaklanmaktadır.

    Yapılan bir çalışma; ebeveyn-ergen çatışmalarının en çok erken ergenlik döneminde yaşandığını ve ilerleyen süreçte azaldığını gösterir. Ebeveynin, çocuğundaki değişimlere ani tepki vermesi, onu anlamaya çalışmadan önce otorite mücadelesine girmesi çocuğu ailesinden daha da uzaklaştırır. Ve kendisini tek anlayan kişilerin arkadaşları olduğu görüşüne daha da inanarak ailesiyle arasına koyduğu mesafeyi arttırabilir.

    Yaşanan çatışmaların doğuşunda ve çözümünde ebeveynlerin tutumlarının önemi:

    • Otoriter-Baskıcı( Dediğim Dedik) Tutum:

    “Ben ne dersem o olur tavrı”, sen ne dersen de benim için hiçbir önemi yok düşüncesini çocuğa aşılar ve kendisinin ailesi tarafından değersiz bir insan olarak görüldüğünü düşünür.

    Bu tip ebeveynler, temelde kendilerince çocuklarını zararlı çevreden korumak amacıyla sıkı bir kural düzeneği oluştururlar ve çocuğunda bu duruma karşılıksız itaatini beklerler. Ancak bu tavır çocuğa hem sosyal hem de psikolojik anlamda zarar verir.

    • Aşırı Müsamahakâr Tutum:

    Bu tür ailelerde egemen çocuktur. Hiçbir kural-kısıtlama yoktur. Çocuğun her istediği yerine gelir. Çocuğun nereye gittiğini, kiminle görüştüğünü bilmezler. Tüm odakları kendi işlerine yönelmiş olup “biz çocuğumuzu özgüvenli, bağımsız yetiştiriyoruz ve tüm kararları kendisi verir.” ifadelerini kullanırlar.

    Ancak burada beklenen etki görülmez çünkü bu tarz davranış çocukta tam ters etki yapar ve “ben ailemin hayatında yok gibiyim, eve hiç gelmesem neredesin diyen yok” düşüncelerine sahip olmasına neden olur. Ergenin her daim hissetmek istediği (pek belli etmek istemese de) bir içten ilgiye ihtiyacı vardır.

    • Sevgiye Dayalı, Hoşgörülü Tutum:

    Ne ihmalkâr ne de otoriter dediğimiz doğru tutum şeklidir. Çocuğunun omzuna elini atarak konuşabildiği gibi sınırları ihlal ettiğinde de çocuğunu uyarabilen, aşağılamadan, saygılı bir şekilde “ burada yanlış yapıyor gibisin. Bence bunu yapmanın daha doğru yolu var ve istersen gel birlikte biraz daha düşünelim.” diyebilen aileler en az sorun yaşayan ailelerdir. Birlikte çözüm üretmek, ergenle anne babanın yapabileceği en doğru şeydir.

    Ergenin ailesiyle girdiği tartışmalarda kullandığı dil, genelde sivri ve saygısız olsa da, bunun olgun davranışa doğru adım atma çabası olduğu bilinmelidir.

    Değerli Tavsiyeler:

    • Her zaman örnek anne-baba olamazsınız, zaman zaman gerçekleşen dramatik olaylardan çok, süreklilik arz eden durumlar daha önemlidir.

    • Çocuğunuza dokunun. Dokunma fiziksel büyümeyi uyarır, stresi azaltır, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

    • Çocuğunuzu takdir ederken, elde ettiği başarıyı değil, böyle bir başarıya ulaşmış olmasının ve çabasının önemini vurgulayın.

    • Çocuğunuzun akıl sağlığın, uyum ve mutluluğunun en güçlü ve tutarlı belirleyicisi, sizin onun hayatına katılım derecesinizdir.

    • Gelişimsel geçiş dönemlerinde sabırlı olun. Çocuklar için birçok yaş dönemi, “ iki adım ileri, bir adım geri” dönemleridir. Tutarsız olduğunu düşünmeyin ve geçici dönemler olduğunu unutmayın.

    • Çocuğunuzun planları hakkında ön bilginiz olsun. Gece veya gündüz nerede ve kiminle olduğunu, ne yaptığını bilin. O da bu soruları şüphecilikten ötürü değil, onun için endişelendiğinizden ötürü sorduğunuzu bilsin.

    • Çocuğunuz olgunlaştıkça kuralları esnetin.

    • Her zaman onun adına karar vermek yerine, seçenekleri sunarak kendi kararlarını almasını sağlayın ve hatalarından öğrenmesine izin verin.

    • “Odanı temiz tut” yeterince net bir ifade değildir. “Elbiselerini katla, yatağını topla, çöpünü boşalt…” gibi açık ve net cümleler kullanmalıyız.

    • Size göstereceği saygı sizden gördüğü saygıyla sınırlı olacaktır.

  • Bir Gözlerine Baksan

    Bir Gözlerine Baksan

    Metroda çocuğuyla yolculuk etmek durumunda kalan annelere denk gelirim sıklıkla. Kiminin keyifli, kiminin de işkenceli geçen yolculukları çok gözlenebilir oluyor. Bunu gözlemlemek için yapmıyorum. Çok insani bir durum bu.

    Uzun bir yolculuk olacaksa çocuğunun oyalanabilmesi için değişik olanaklar sunanlar oluyor. Kimi tablet ve telefonu kullanıyor, kimi muhabbet ediyor kimi de tartışıyor, gözleriyle ve ağızlarıyla dövüyor. Her ebeveynin farklı bir yöntemi olmasını saygıyla karşılıyorum. Sonuçta her çocuğun mizacı aynı özellikte olmuyor. Kimi ile yolculuk yapmak daha kolay kimi ile daha zor.

    Benim anlamadığım nokta çocukları ile metroya binmeyi göze alan ebeveynin çocuğunun durumunu anlayamıyor olması. İnanılmaz kalabalık ve sıcak bir ortam ama çocuk hırkasıyla oturuyor ve bir süre sonra bunalmaya başlıyor. Gidip o hırkayı çıkarasım geliyor yazık değil mi bu çocuğa diye. Çocuğun uyku sersemliği gelmiş anne onu bir nebze sakinleştirmek yerine uyumadığı için kızıyor, o kızdıkça çocuk daha fazla ağlıyor. Çocuğa bir iki parmak oyunu yaptığımda dikkatini dağıttığımda biraz daha oyalanabiliyor. Yani bir şarkı mırıldanmak, bir el oyunu oynatmak, bir oyuncakla ya da yiyecekle meşgul etmek bu kadar zor olmamalı diye düşünüyorum.

    Bazı ebeveynler görüyorum bebek arabaları ya da sırt çantaları acil durumda alınacaklar çantası gibi hazırlanmış oluyor. Olası her türlü ihtiyacını barındırıyor. Oyuncağı, yiyeceği, suyu, yaş grubuna göre kalemi, kitabı… Çocuğunuz varsa ve cüzdan büyüklüğünde çanta kullanmayı tercih ediyorsanız bu saydıklarımın hiçbiri çok da mümkün olmuyor tabi.

    Az önce metro da iki yaşlarında uyku sersemliği gelmiş bir bebeği gözleriyle, mimikleriyle ve ağzıyla döven bir anneden sonra hissettiklerimi aktarmak istedim sadece. Keşke o ufacık çantanda çocuğunun oyalanabileceği birşey olsaydı. Yok muydu? En azından bir gözlerine baksaydın da çocuğunun gözlerindeki sıkıntıyı görseydin. Çünkü ben bir yabancıydım ama iliklerime kadar hissedebilmiştim.

  • Bir Ergenle Yaşamak

    Bir Ergenle Yaşamak

    Ergenlik, insandaki en kötü ve en iyi dürtülerin birbiriyle savaştığı

    ve kişiyi ele geçirmeye çalıştığı dönemdir.”

    G.Stanley Hall

    Ergen, çocukluktan yetişkinliğe adım atan kişi anlamına gelir. Artık kendi kişiliğini bulmaya çalıştığı, dünya ve var olma üzerine düşünmeye başladığı çok değerli bir süreçten bahsediyoruz. Ergenler bu süreçte 3 önemli kaynağa sahiptirler: Aile, okul ve arkadaşlar. Kimlik bulma ya da kimlik oluşturma dediğimiz bu dönemde, ergenin kimlik karmaşası yaşaması bir takım yanlış alışkanlıklara veya ruhsal sıkıntılarla karşılaşmasına neden olabilmektedir.

    Yapılan bir çalışmada görülmektedir ki, ebeveyn ile kurulan sıcak ve yakın ilişki, ergenlerde daha sonra gelişebilecek psikolojik sorunlar için koruyucu faktör görevi görmektedir.

    Bu Dönemin Dinamikleri

    Ergenlik dönemi, dinamizmi oldukça yüksek ve hızlı gelişen bir geçiş dönemidir. Ergen, yaşadığı biyolojik, psikolojik, fiziksel tüm değişimlerle baş etmesinin yanında sağlıklı kimlik gelişimini tamamlamaya çalışır. Özellikle sosyal ilişkileri de yapılanma sürecine girer.

    • Buluğ çağından önce beyinde gri cevher artmaya devam eder. Bu, ergenin akıl yürütmesini, plan yapmasını arttırır ve beyindeki bu gelişim beraberinde davranış, duygu, düşünce olgunlaşmasını geliştirir.

    • Büyüme ve üreme hormonlarının üretiminin artması ile vücutta ilk biyolojik değişimler görülür. Bu biyolojik geçişte genetik ve çevresel faktörler çok önemlidir.

    • Ergenlik dönemi, erişkinliğe taşınacak sosyal değerleri arama dönemidir. Bu dönemde özellikle toplumsal düzen ve ahlaki yargıları çok sorgularlar. Ergen, ahlaksızlığa karşı ahlaklı duruşun ne anlama geldiğini, kendi haklarına karşılık başkalarına karşı olan sorumluluklarını, bir toplumun nasıl var olduğu veya nelerin yanlış gittiği ile ilgili pek çok durum hakkında düşünce üretir.

    • En önemli özelliklerinden birisi, kendilerini dünyanın merkezinde zannetmeleridir. Hayali seyircileri vardır onların ve yaptıkları hissettikleri her şeyin izlendiğini düşünürler. Bir tek onların sorunları önemlidir. Ebeveynler bu duruma kayıtsız kalmamalı, çocuklarına kabul edildiklerini hissettirmeleri gereklidir.

    • Günümüzde, en fazla sıkıntıya sebep olan değişimlerden biri ergenin aile ile geçirdiği zaman dilimini, arkadaş çevrelerine aktarmalarıdır. Ergen, bu süreçte onu en iyi anlayacak olanın arkadaşları olacağına inanır. Benzer değişimler yaşamaları hasebiyle belirli ölçüde arkadaşlarına doğru bir eksen kayması normal karşılanması gerekir. Ancak burada ebeveyn- ergen ilişkisi ve iletişimi, ergenin sağlıklı bir denge kurmasını belirleyecek ölçüttür. Ergen bu dengeyi sağlayamadığı takdirde, ebeveyni çocuğa ulaşamamaya başlamakla birlikte sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.

    “Biz hiç ergen olmadık tabi…” “ Ergenlik diye bir şey çıkarmışlar…” “ Biz annemize- babamıza böyle davransaydık…”gibi fazlasıyla ifadelerle karşılaşabiliyoruz. Bu ifadeleri kullanan değerli ebeveynler, siz kendinizin küçüklüğü ile çocuğunuzu karşılaştırıyorsunuz ama sizce sizin ebeveyn tutumunuz ile ailenizinkini de karşılaştırmanız gerekmez mi? Yüksek ihtimalle aynı davranış tutumları olmadığından, iki dönem çocuklarının davranış şekilleri de farklılık gösterecektir.

    Kısaca şuna dikkat çekmek isterim: Her dönemi kendi imkânları ve şartları içinde dikkate alalım lütfen!

  • 5 Sevgi Dili

    5 Sevgi Dili

    5 sevgi dili vardır bir sınıflandırmaya göre. Onay sözleri, nitelikli beraberlik, hizmet davranışları, armağan alma, fiziksel temas. Bu sınıflandırma içinde kişi kendisinin hangi alanda davranıldığında daha mutlu olduğunu keşfedebilir.

    Üzerinde durmak istediğim dil, fiziksel temastır. Özellikle zaman zaman karşıma çıkan ebeveynlerdeki dokunma konusundaki ifadeleri. Nadiren de olsa çocuğuna dokunmayı sevmeyen anneler olduğunu görüyorum. Sadece çocuğuna değil genel anlamada dokunsallığı sevmiyorlar. O kişi bir şekilde kendi yetiştiriliş şekline bağlı olarak insanlarla çok yakın ilişki kurmayı sevmiyor. Genel de biraz sert mizaçlı ve mesafeli insanlar olabilmektedirler. Ama en takdir ettiğim yönleri bu durumu çok net ve dürüstçe ifade edebilmeleridir. Çünkü çok kolay değildir çocuğuma dokunmaktan pek hoşlanmıyorum demek. Hiç bir şekilde art niyetli bir davranış olmadığını biliyorum. Ancak güvenli bağlanmanın temel yapı taşı olan bu temasın olmamasının ileriye dönük olarak ilişki de zayıflık oluşturmasından da korkuyorum.

    Güvenli bağlanma göz, ses ve ten ile desteklenir. Bir bebeğin ihtiyacı olan sistem tam da bunlardan oluşur. Ve ne kadar dengeli olursa o kadar da güzel olur. Sarılamayan, bakamayan, konuşamayan bir neslin yetiştirdiği çocuklar az değil. Ve çocuklar yaşadıkları duygusal doyumun eksikliğini, arkadaşlarının aileleri ile olan yakın ilişkilerini gördüklerinde daha çok hissederler.

    Bir sahne gözümün önünden hiç gitmez. Annesi ile okulun kapısına gelen çocuk alelacele bırakılır ve hoşçakal ifadesi ile annesi ayrılır. Ardından sınıf arkadaşı annesi ile birlikte gelir ve annesini öperek, sarılarak vedalaşırlar. Bu duruma seyirci olan diğer çocuk ise bir anda arkadaşının annesine doğru yönelerek bana da sarılır mısın der?

    Bazı şeylerin üzerine gitmek gerekir. Ebeveyni kendisine hiç sarılmamış olabilir ya da hiç sevgisini ifade etmemiş olabilir. Sonuçta her ebeveyn kendi bildiğini ve gördüğünü uygular. Bir yanımız onları da anlayışlı karşılayabiliyor. Ama bu anlayış kendi davranışlarımız için bir bahane olamaz. Benim annemde babamda böyleydi ne yapayım, yapamıyorum denildiği anda o ebeveynlerden daha zor duruma düşüyoruz. Çünkü bu kadar imkanın ve kaynağın olduğu bir zamanda bunu söylemek büyük bir haksızlık olur.

    Her zamanki gibi yolumuz yine farkındalığa çıkıyor. Tüm bu süreçten önce bilişsel süreçlerimiz sağlıklı olacak ki bir şeylerin farklı olması ya da değişmesi konusunda bir farkındalığımız oluşabilsin.

  • Akranım Zorba Mı?

    Akranım Zorba Mı?

    Zorbalık ne demek? Bir çocuğun veya gencin aynı grubunda bulunan ya da yaşıtı diyebileceğimiz kişi, kişilerden fiziksel, sözel, davranışsal olarak zarar verici davranışlara maruz kalmasıdır. Yahut, kişinin bu şekilde maruz bırakmasıdır.

    Hem yaşayan hem de yaşatan açısından üzücü bir davranıştır. Zaman zaman acaba maruz kalmamış olan kişi var mıdır diye düşünüyorum? Damdan düşen Nasreddin Hoca: “Beni ancak damdan düşen anlar” demesi gibi bu zorbalığı yaşamış kişiler daha kolay empati kurabilirler. Özellikle okul sıralarında fazlasıyla karşılaştığımız bu görüntünün daha etkili ve derinden çözümlere ihtiyacı vardır.

    Nezih duruşumuzu kaybediyoruz. Karşımızdaki insanın da bir insan canlısı olduğunu hesaba katmayı es geçiyoruz Her şeyin tehdit, aşağılama ve kaba kuvvetle aşılabileceğini düşünen çocuklar yetiştiriyoruz.

    Bir danışanım bir gün kızının yabancılara karşı sokakta çok çirkin davranışlar sergilediğini, onlara hakaret ettiğini ve bu ırksal davranıştan ne kadar hoşlanmadığını ifade etmişti. O yaşta bir çocuğun bu algıyı nasıl oluşturduğunu merak ettiğimde, görüşmenin ilerleyen safhalarında asıl bu söylemleri haberleri izlerken ebeveynlerin kendilerinin kullanmış olduklarını anladım.

    Diğer bir örnekte, beşinci sınıf öğrencisinin resmen zorbalıkları ile sınıf arkadaşlarını sindirmiş olduğunu ve artık bu çocukların öğretmenlerine söyleme gereği bile duymadıklarını gördüm. Zorbalık yapan öğrencinin annesi ile görüştüğümde külhanbey duruşları olan abilerinin olduğunu ve onlara ne kadar saygılı davrandığını söylemesi üzerine çok da şaşılası bir durum olmadığını anladım.

    Sebepler ortada, sonuçlar ortada. Yapan maruz bırakıyor, yapılan maruz kalıyor. Burada maruz bırakan kişileri; bu davranışları ile hangi amacı güttüklerini, nasıl bir eksikliği ya da fazlalığı barındırıyor olabileceklerini derinlemesine çalışmalı ve aile dinamiklerini de sürece katmalıyız. Peki, maruz bırakılan kişi? Hayat boyu bu izleri taşıyabilecek kişiler?

  • 1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    1.Sınıfa Başlamadan Dikkat!

    Her ebeveyn çocuğu için en iyi öğretmenleri, okulları, kaynakları araştırmaktan kendini alamaz. Çünkü çocuğu için en iyi olanı ister. Ancak bunların önüne geçen çok önemli bir eşik vardır. O da OKUL OLGUNLUĞUDUR. Yeterince olgunlaşamadan okula başlayan çocukların ilerleyen yıllarda nasıl zorluklar yaşadığı aşikardır. Mesleki olarak yoğunlukla mücadele ettiğim bir konudur bu. Sizden ricam önce kendi çocuğunuz için sonra çevrenizdeki kişiler için mihmandar olun! Yeterince olgun olma düzeyi ile ilgili bilgi edinilmeli ve gerekirse destek alınmalıdır.

    2012-2013 Eğitim-Öğretim yılında 66 aylık çocukların 1.sınıfa başlamasıyla yaşanan problemler bugün bu konu üzerinde ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır. Kişisel olarak çocukların 72 aylarını doldurmasını önermekteyim hatta 75-80 ay dolaylarında bulunmalarının da çok olumlu katkılar sağladığını görmekteyim. Bir sınıfta 67 aylık bir çocukla 82 aylık çocuğun aynı anda bulunma ihtimalleri bulunmaktadır. Her çocuk için tek doğrunun olmaması ile birlikte her biri kendi gelişim süreçleri içerisinde değerlendirilir.

    Yeterli zihinsel olgunluğa erişmemiş, esnekliği zayıf olan çocuklar için “1.sınıf basit zaten halleder” bakış açısı yanıltıcıdır. Her ne kadar basit olarak atfedilse de 3. ve 4. Sınıfa gelen çocuklar da tıkanmalar ve özel ders alma ihtiyacının ortaya çıktığı görülmektedir.

    Kuran eğitimi alan okullarda çocukların ezberleme becerisinin olması da yanıltıcı olan faktörler arasında olabilmektedir. Tabi ki işitsel olarak ezberleyebilmesi çok önemlidir ama birkaç sene kuran eğitimi almasına rağmen kuran harflerini öğrenemiyor olmak ya da birleştirme işlemini yapamıyor olmak dikkate alınması gereken bir nokta olmaktadır. Bilimsel bir veriye dayanarak söyleyemiyorum ama okulöncesi eğitiminde bunu yapmakta zorlanan çocukların latin harflerini de öğrenmekte zorlandığını görebilmekteyim. Öğrenme mekanizmaları farklı olabiliyor çocukların, önemli olan bu durumun farkında olmak ve acele etmeden çocuğa uygun eğitim- öğretim tekniklerinin kullanılması olacaktır.

    Çocuğunuzun yeterli olgunluğa erişip erişmediğinden emin olduktan sonra sürece şekil vermeniz çok önemlidir.

  • Akran Zorbalığı Nedir?

    Akran Zorbalığı Nedir?

    Kişinin kendisine kıyasla güç olarak daha aşağı olan birisine, fiziksel olarak ya da sözlü

    olarak rahatsızlık verecek düzeyde uyguladığı güç içeren kasıtlı olarak ve süreklilik arz eden

    negatif müdahalesi anlamına gelmektedir. Bu durum bir tür saldırganlık ve zarar verme hali

    olarak açıklanabilir.

    AKRAN ZORBALIĞININ TÜRLERİ

    Fiziksel zorbalık: Fiziksel güce dayalı, itme, dürtme, tekmeleme, tükürme, vurma, ısırma, kulak çekme, tekme atma, çelme takma, zarar verici aletlerle saldırma ya da korkutma gibi davranışları barındırır.

    Sözel zorbalık: Çocuğun konuşmasıyla, boy-kilo gibi fiziksel özellikleriyle ya da giysi-gözlük gibi dış görünüş özellikleriyle alay etme. Bunun yanı sıra küçük düşürmek için lakaplar takma ya da kötü sözler kullanmayı içeren davranışlardır.

    Sosyal/duygusal zorbalık: Dışlama, oyunlara almama, görmezden gelme, konuşmama, başkalarının o kişiyle konuşmasına mani olma, diğerlerini mağdur olan çocuğa karşı kışkırtma ya da çocukla ilgili çeşitli yerlere çirkin yazılar yazma gibi davranışlar olarak da karşımıza çıkan bir diğer tür olarak geçmektedir.

    Cinsel zorbalık: Cinsel amaçlı dokunma, sarkıntılık yapma, cinsel çağrışımlı sözcükler kullanarak imalarda bulunma, başkalarının giysilerini kaldırma ya da çıkarma, hakkında cinsel içerikli söylentiler yayma vb. davranışlar ise olarak adlandırılmaktadır.

    Eşyalara yönelik zorbalık: Eşya ya da yiyecekleri zorla alma, haraç alma, zorla bir şeyler ısmarlatma, okul eşyalarına zarar verme gibi saldırgan davranışlar da görülebilmektedir.

    Siber zorbalıktır: Diğerlerinden daha farklı olarak daha dolaylı olarak görülebilen, çevrim içi kanallar yoluyla kendini koruma gücü olmayan bireylere uygulanan başkasının kimliğine bürünme, sanal dışlama, iftira atma, bilgi çalma ve kötü yönde kullanma gibi saldırgan davranışları barındırır.

    Neden Akran Zorbalığı Yapılır?

    Çoğunlukla zorbalık yapan çocuklar akran grupları tarafından takdir almak ve onaylanmak için bu davranışları sergilemektedirler. Böylece güç gösterisi yapmış ve akran grubu içinde kendine bir yer bulmuş olacaktır. Bu nedenle de zorba çocuklar kendi akran grupları tarafından büyük kabul görmekte, zarar gören çocuklar tarafından reddedilmektedir. Ancak bu çocuklar için zorbalık yapan akran grubunun bir üyesi olmak önemli olduğundan onları reddeden çocukların zarar görmüş çocukların tavır ve tutumları pek bir anlam ifade etmemektedir.

    Akran çatışması ve akran zorbalığını ayırt etmek önemlidir!

    Normal Akran Çatışması

    • Taraflar eşit güçtedir.

    • Her zaman gerçekleşmez..

    • Zarar boyutu ciddi değildir.

    • Her iki tarafta da benzer duygulara yol açar.

    • Amaç taşımayabilir.

    • Sorunu çözmek adına taraflar arasında çaba söz konusudur.

    Akran Zorbalığı

    •  Güçler arası dengesizlik vardır.

    •  Devamlılığı olan davranışlardır.

    •  Kasıtlı olarak yapılır.

    •  Mağdur, duygusal tepki gösterebilirken zorba tepkisizdir.

    •  Güç ya da kontrol elde etme amacı taşıyabilir.

    •  Sorun çözme adına yapılmaz, zarar verici niteliktedir.    

    Zorba davranışın sergilenmesinde etkili olan bazı faktörlerden söz edilebilir. Bunlar:

    • Çocukların büyüdükleri ortamdaki refah, 

    • Suç oranı,

    • Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi,

    •  Benzer davranışlar sergileyen bireylerin varlığıdır. 

    Bu durumlar zorbalık davranışının ortaya çıkmasında tetikleyici, etken olabildiği gibi çıkmaması adına da önemli rol oynamaktadır.

    Zorba davranışlarda kırılması gereken bir döngü vardır.  Bu döngü de en önem arz eden ve müdahale edilmesi gereken davranış, zorbalığı görmezden gelmektir. Aksi taktirde zorbalık pekişmeye devam edecek ve zarar verici davranışlar durmayacaktır. Bu döngünün kırılmasında öğretmenler, rehberlik birimi ve değerli ailelerimizin katkıları oldukça önemlidir.

    AİLELER NELER YAPABİLİR?

    Çocuğunuzun zorbalık yaptığını düşünüyorsanız

        Sakin ve net bir tavırla bunun onaylanan bir davranış olmadığını belirtin. Bu davranışı neden yaptığı konusunda çocuğunuzu dinleyin ve uzun vade de çocuğun bu davranış dolayısıyla nasıl kayıplar yaşayacağının üstünde durun. Mağdur olan ile empati kurmasını sağlayarak onun davranışı sonucunda nasıl hissetmiş olabileceği ile ilgili konuşun. Zorbalık davranışının gelişmesinde rol model olan aile üyesi ya da yakını varsa uyarın. İyi bir örnek olun ve zorbalık karşıtı davranışlar edindirmeye çalışın. Bu konuda olumlu davranışlar geliştirdiğinde mutlaka taktir edin. 

    ! Çocuğunuzun zorbalık mağduru olduğunu düşünüyorsanız, 

        Açık bir biçimde iletişim kurun ve onu anlamaya çalışırken büyük tepkiler sergilememeye çalışın. Tartışmak yerine nerede ve nasıl olduğu ile ilgili bilgi almaya çalışın. Çocuğunuz mağduru olduğu zorba davranışı anlatmamanızı isterse, bunun zorbayı korumak olacağını anlatın. Çocuğunuzu suçlamayın. Konu ile baş etmesi içinçocuğa destek olun, tek başına mücadele vermesi gerekmediğini iletin. Sosyal destek ağlarını arttırmak adın arkadaşlık ilişkilerini güçlendirmek için cesaretlendirin. 

    ! Çocuğunuzun seyirici olan toplukluktan olduğunu düşünüyorsanuz,

        Bu gruptaki çocuklar ne yapacaklarını bilmediklerinden ya da kalabalık insan topluluğundan birinin elbet yardım edeceği düşüncesine sahip olduğundan sorumluluk dağılması yaşayabilmektedirler. En önemli olan ise zorbalığın ne olduğunu ve yapılacakları çocuklara aktarırken; engelleyici durdurucu davranış ve tutumlarını, iletişim yolu ile anlaşmayı ve çatışma yönetimini çocuğa öğretmek fayda sağlayabilmektedir.

    *Böyle durumlarda mutlaka zorba davranışın ortaya çıktığı kurum ile işbirliği kurun. 

  • CAS Nedir?

    CAS Nedir?

    Zekanın ölçümlenebilmesinin bilişsel işlemlerin değerlendirilmesine dayandığı görüşünü savunan Naglieri ve Das tarafından geliştirilmiş olan CAS, bilişsel işlemleri değerlendirmek adına kullanılan bir sistemdir.

    CAS; zeka değerlendirmesi, öğrenme güçlüğü, dikkat değerlendirmesi, planlama problemleri gibi alanlarda değerlendirmeler yapabilen bir sistemdir.

    5-17 yaş aralığındaki bireylere uygulanır. Bireyler; Planlama, Dikkat, Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel İşlemler olmak üzere 4 temel alanda değerlendirilir.

    CAS, var olan durumun nedenine atıf yaparak çalışılması gereken kısma yönelik bilgi sağlar. Özetle, bireylerin hangi alanda başarılı olduğunu ve nelerle ilgili desteklenmesi gerektiğini ortaya çıkarır. Öğrenmesi ile ilgili yaşadığı soruna ışık tutar. Bunu aşağıda bahsedildiği üzere çeşitli alanlarda ölçümlemeler yaparak sağlar. Bunlar:

    • Dikkati mi dağınık,

    • Seçici dikkati dolayısıyla mı zorlanıyor,

    • Kısa süreli hafızası mı desteklenmeli, 

    • Ard arda gelen uyaranlarda mı güçlük yaşıyor,

    • Yönerge alırken mi zorlanıyor,

    • Kavram bilgisi mi zayıf,

    • Organize olma becerisi mi onu zorluyor,

    • Aynı anda gerçekleştirmesi gerek iki alanda işlem yapmakta mı güçlük çekiyor vb. şeklinde ayrıntılı pek çok bilgi sunarak hangi alanın geliştirileceğine dönük bilgi verir.

    Öğrenirken yaşıtlarına göre daha geride kalıyor olduğu düşünülen bir çocuk için bu durumun nedenini ortaya koyar. Okul başarısını desteklemek adına çalışılacak alanlarla ilgili bilgi verir. Yukarıda da bahsi geçtiği üzere, seçici olarak odaklanma, stratejik düşünme becerisi, kısa süreli bellek, unutma, hatırlama, bütüne odaklanma gibi pek çok alana yönelik çeşitli bilgi vererek geliştirilmesi gereken bilişsel işlemler belirlenir. Bu değerlendirmenin ardından kişiye özgü, ihtiyacına yönelik hazırlanan çalışma programı ile birey desteklenir. Bu program testin temelinde yer alan PASS teorisine dayanarak planlanmaktadır.

    CAS değerlendirmesi, ortalama 75 dakika sürmektedir bu nedenle bireyin fizyolojik ihtiyaçlarının (yemek, tuvalet vb.) karşılanmış olması önemlidir.

  • Panik Atak ve Panik Bozukluk

    Panik Atak ve Panik Bozukluk

    Panik atak kriziniz belirdiğinde ne olduğunu anlamıyor olabilirsiniz.Neler olup bittiğini veya bununla nasıl başa çıkacağınızı bilmiyorsanız, çok daha korkutucu gelir. Bu yüzden Panik atak hastalığını anlamak, onunla başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

    Panik Atak ve Panik Bozukluk: Bilmeniz Gerekenler

    Panik atak ve panik bozukluktan bahsederken; öncelikle ikisinin de psikiyatride ayrı ayrı tanımı vardır. Panik atak yüksek endişe nedeniyle gerçekleşir.Herkes panik atak geçirebilir, aynı zamanda panik bozukluğunun en belirgin belirtisidir. Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve bu süre zarfında çeşitli psikolojik ve fiziksel semptomların ortaya çıktığı ani şiddetli korku veya rahatsızlık dalgalanmasıdır. Bir panik atak belirtileri ve semptomları aniden gelişir ve genellikle 10 dakika içinde daha da şiddetlenir.Bir saatten fazla sürmezler ve çoğu 20 ila 30 dakika içinde sona erer. DSM 5 tanı kritelerine göre, panik atak aşağıdaki belirtilerden en az dördünün ortaya çıktığını belirtiyor :

    • Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması

    • Terleme

    • Titreme ya da sarsılma

    • Soluğun daraldığı ya da boğuluyor gibi olma durumu

    • Soluğun tıkanması durumu

    • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    • Bulantı ya da karın ağrısı

    • Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma durumu

    • Terleme, titreme, ürperme ya da ateş basması durumu

    • Uyuşmalar

    • Gerçekdışılık (kendinden kopma ya da yabancılaşma durumu)

    • Denetimi yitirme ya da çıldırma korkusu

    • Ölüm korkusu

        Panik atak semptomlarının çoğu fizikseldir ve çoğu zaman bu semptomlar o kadar şiddetlidir ki, kalp krizi geçirdiğinizi düşünebilirsiniz. Aslında, panik atak geçiren birçok insan yaşamlarını tehdit edici bir tıbbi sorun olduğuna inandıkları şeyin tedavisi için doktora veya acil servise daha sıklıkla giderler .

       Panik Bozukluk: Panik atak geçiren insanlar bazen panik bozukluğu geliştirir. Panik bozukluğu olan kişiler beklenmedik ve tekrarlanan panik atakları yaşarlar. Daha fazla atak geçirme konusunda çok daha fazla korku hissederler ve panik atak nedeniyle kötü bir şey olacağından endişelenirler. Yaygın endişeler arasında bayılma, çılgına dönme, kalp krizi geçirme, ölme, kendilerini küçük düşürme hissi belirtilerini gösterirler. Hastalık çok fazla sıkıntıya neden olur ve yaşam aktivitelerine engel olabilir. Panik ataklarının ötesinde, panik bozukluğunun en önemli semptomu, gelecekteki panik ataklarının devam etmesi korkusudur. Bu saldırıların korkusu, kişinin bir saldırı gerçekleştiği veya bir saldırı olabileceğine inandığı yer ve durumlardan kaçınmasına neden olabilir.

    Tedavi: Panik Atak Nasıl Durdurulur ?

        Panik bozukluğu için en yaygın tedaviler ilaçlar ve psikoterapi seanslarıdır. “Konuşma terapisi” olarak bilinen psikoterapi, korkuların üstesinden gelmek amacıyla panik atağın potansiyel tetikleyicilerini tanımlamak için lisanslı bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmayı içerir. İlaçlar da beyindeki nörotransmiterlerde ciddi anksiyeteye yol açabilecek dengesizliklerin düzeltilmesine de yardımcı olur.  

       Panik ataklarınız hakkında ne kadar güçsüz veya kontrolsüz hissediyor olsanız da, kendinize yardım etmek için yapabileceğiniz birçok şey olduğunu bilmek önemlidir. Aşağıdaki kendi kendine yardım teknikleri, paniğin üstesinden gelmenize yardımcı olmak için büyük bir fark yaratabilir:

    • Panik ve kaygı hakkında bilgi edinin . 

    • Sigara, alkol ve kafein kullanmaktan kaçının.

    • Solunumunuzu nasıl kontrol edeceğinizi öğrenin.

    • Gevşeme tekniklerini uygulayın.

    • Aileniz ve arkadaşlarınızla iletişim halinde olun.

    • Düzenli egzersizler yapın.

    • Yeterince dinlendirici ve düzenli bir uyku.