Kategori: Psikoloji

  • GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI PSİKOTİK BOZUKLUKLAR

    GENEL TIBBİ DURUMA BAĞLI PSİKOTİK BOZUKLUKLAR

                                                    Psikotik Bozukluklar

              Beynin fonksiyonlarının, kalıtsal yada edimsel olarak bozulması sonucu psikotik bozukluk gelişmektedir.
              Özellikle frontal, temperal, limbik bölgeleri bozan travmatik, serebrovasculer, dejeneratif veya metabolik bir olayın şizofreniye benzer bir tablo oluşturabildiği klinik pratikte gzölenebilmektedir.
              Şizofreni tanısı konulan hastalarda yapılan tetkikler sonucu %15’de organik bozukluk tespit edilmiştir. En sık alkol ve ilaç kötüye kullanımı, sifiliz (frengi) sarkoidoz ™ serebral infark, huntington koreası, subdural hematom rastlanılmıştır.
    ?Huntington koreası, hipoparatiroidizm, 3 evre sifiliz psikotik tablo ortaya çıkartır.
    ?Epilepsi ve beyin tümörleri sıklıkla psikozlarla beraber görülür.
    ?Duyarlı kişilerde, enfeksiyon hastalıklarında, beyin hasarı, madde bağımlılığı, psikoz çıkarabilir.
    ?Bazı organik bozukluklar, psikiyatrik hastalarında beraber bulunur. Örneğin; ventrikülerde genişleme, psikotik bozukluklarda beraber yalnızca bilişsel negatif semptomlar, anormal istemsiz hareketler ve nörolojik bulgularda sorumludur.

  • ÖZGÜVEN OLUŞTURALIM

    ÖZGÜVEN OLUŞTURALIM

    Başkasına “etki etmek” ile “başkasını kontrol etmeyi” karıştırıyoruz. Başkalarının sorumluluğunu üstümüze almamalıyız.
    Özgüven oluşturalım (yenildim, kusurluyum, terkedildim, yoksunum) demeyin.
    Yaptıklarınız sayesinde değer kazanamasınız. Başarılar sizi tatmin getirebilir ama mutluluk değil.
    Benlik değerimiz, yetenek, dış görünüş ve servetimize bağlı olamaz, biz kendimizi sevelim.
    Aşk, onaylanma, arkadaşlık, şefkatli ilişkilerde depresyon engellemez pek çok depresif hastamız, çevrelerince çok sevilen kişilerdir.
    Depresifler kendilerini sevmezler. Duygularımızı açığa vurmak, sorunlarımızın doğasını bilmek iç görü kazandırabilir fakat davranışımızı değiştirmez.
    İç sesimizin eleştirilerine karşı konuşun bunları listeleyin ve doğru mantıklı cevaplayın.
    Duamatik gibi bir sayaç gibi bileğinize takın. Olumlu düşünceleri davet edin.
    Daima birşeylerle uğraşın, üzülmeyin
    Depresyonda olabilirsiniz ama tek değilsiniz, gerekeni yapın. Hiçbir şey yapmamak, çözüm değildir.
    Başarısızlık, zehir değil ağızda kötü bir tat bırakır ve bu tad asla sonsuza dek sürmez. Başarısızlıktan korkanlar; ümitsizlik, ve çaresizliği çöpe atın.
    Kendinizi bunaltmanın ve boğmanın pek çok yollarını bulmuşsunuz ki, TEKKEDİN. İşi göznünüzde büyütüp, sıkıntılanıp uzaklaşıp dahada büyütüp sonrada kendini suçlayabilirsiniz. O yüzden işimizin adını “HEMEN” koyun ve önce işi küçük parçalara bölün, bitirdiğimiz her küçük parça için kendinizi ödüllendirin unutmayın, su gücünü, damlaların sürekliliğinden alır.
     

  • BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

    BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ=COGNİTİVE BEHAVİORAL TERAPİ (CPT)

          Biliş; düşünce ya da algıdır, Herhangi bir zamanda olaylar hakkında ne düşündüğümüzdür. Düşünceler otomatik olarak akar ve nasıl hissettiğimiz üzerinde etkilidir. Düşüncelerimiz duygularımızı yaratır. Pek çok insan korkunç olaylar, kişisel problemler yaşarlar. Diğer insanlar gibi en yakınlarımız bile cansıkıcı ve acımasız olabilir.Ama genlerimiz, homonlarımız, çocukluk yaşantılarımız, nasıl düşündüğümüzü NASIL HİSSETTİĞİMİZİ belirler.
              Aynı cephede omuz omuza savaşıp herkes ayrı bir psikoloji ile evine döner. Bir örnek; yıllar önce mecburi hizmette gittiğim Kayseri’de doktor odasında çayımı yudumluyordum. İki doktor arkadaş hararetle konuşuyordu biri acılı ve ağlamaklı bir sesle yatılı okuduğu lisesinden bahsediyordu. “Duvarlar hapishane duvarı gibi yüksek, kapıda gardiyan gibi bekçi, hapis gibi kızlar arasında renksiz ve kötü yemeklerle bir yaşam, geçirdim” diye ağlıyordu. Ayna norönlarım fazla çalışıyor, üzüldüm. “hangi lisede okudun?” diye sordum İzmir Kız Lisesi deyince şaşırdım benim lisem!… İzmir’e geldiğim zaman hangi araçla önünden geçsem, önünden geçerken boynunu kıracak şekilde hasretle özlemle baktığım lisem. Atatürk’ün el yazmaları ile süslü, tarihi taşlarla örülmüş, bembeyaz mermerlerle kaplı zemini olan, kalın güçlü güven veren  sutunları üzerinde dolmabahçe sarayının giriş ve iç merdivenleri gibi şahane merdivenleri ile süslü tarihi bir bina. Japonları hayran bırakan ahşap tavanları ile çok güzel. Hala rüyalarım da içinde koştuğum lisem. Sevimli bekçi amcalar haftasonu iznim için memeleketim Alaşehir’e giderken “Zeynep bizede üzüm getir iyi mi?” deyip beni 14 yaşında İzmir’e özgür salıyorlardı ben sorunsuz bir ergendim hiç ceza almadım. Hatta ceza alıp bunalanı bile etrafımda hiç görmedim. İzmir Kız Lisesi denize bakan bir tepede kurulmuştur. Aşağıdaki geniş yoldan yukarıya yükselen güçlü istinat duvarları yola taş toprak dökülmesini önler. İzmir Kız Lisesi önünde duvarlar bir karış bile, görüşünüzü engellemez. Ege denizinin gün batımını, akşamları ders çıkışı çaylarımızı yudumlarken, manzara çok güzeldi. 1980’li yıllarda İzmir’in en iyi 3 lisesi arasında ve kız için 1. Sıradaydı. Zarif değerli öğretmenleri her ders için mevcut olan labaratuvarları ile pekçok İzmir’li kızın hayali olan bir okuldu. Sadece İzmir’in başarılı kızlarına kapı açmıyor, yatılı bölümü %80 paralı olmasına rağmen, benim gibi devlet bursuyla Anadolu ilçelerinden kasabalarından gelen kafası çalışan kızlarının önüne bilimi, özgürlüğü, demokrasiyi sunmuş bir lise idi. Aynı binaya iki anlamı veren bizim düşünce yapımızdır.
              CBT’de olaylar hakkında düşünme şeklimizi, hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz ve bunu yaptığınızda duygu durumunuzda görüşünüzde, üretkenliğinizde sürekli değişiklik yapabilirsiniz.
              Depresyonda yada panikte CBT mi? ilaç mı? demek tavukmu yumurtadan, yumurtamı tavuktan demek kadar gereksiz. Çürümüş ağrıyan bir dişe ağrı kesici ne kadar lazımsa, depresyona antidepresan o kadar lazım. Dişlerini fırçala, diş ipi kullan, cave durtamini al demek dişi çürümüş, dişeti çekilmesi ve diş kaybı olana ne kadar yetersiz bir cevapsa psikolojik özellikli depresyon, ağır ve orta derecede depresyon, panik atakta ilaç vermemek veya alma demek ve sadece CBT’ye almak aynı şekilde yetersizdir. Hafif depresyonda genetik yük ve depresyonu hazırlayıcı medikal sebepler yok ise, psikososyal stresörler ve bilişsel çarpıtmalar fazla ise tek başına CBT uygulanabilir. Panik atağın, panik bozukluğunun, şizofreni paranoyanın semptomu olduğu ayırıcı tanısı yapılmamışsa, paniğe sebep olabilecek madde bağımlılığı, yoksunluğu, medikal hastalıklar (hipertiriodi, feokromasitoma) beyin hastalıkları araştırılmamışsa, eğer psikolog ve psikiyatristin yapacağı hata sadece tedavinin geç kalmasına yol açmayıp, bazen 6 ay CBT veya farmokoterapi ile oyalanmış beyin tümörleriyle beyin cerahları uğraşır. Psikiyatrist yada terapist yarışmacı değil uzlaşmacı bir uslupla egolarını bir kenara bırakıp birlikte çalışmaları gereken ekip elemanlarıdır.
              CBT depresyon tedavisi ve yenilenmemesi korunmak için uygulanan, psikoterapi yöntemidir. CBT için 1. Sınıf veya 2. Sınıf tedavi yöntemi denmesi anlamsızdır.
              Depresyon; beyin biyokimyasında değişiklikler sonucu oluşur. CBT beynin biyokimyasını değiştirir. Bu durum beyin görüntüleme PET’de gösterilmiştir. çevresel sebeplerlebiyolojik yapımız değişir. Örneğin; sırtı sıvazlanan bebekse büyüme hormonu salgılanır. İnsan, biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, cinsel bir varlıktır.
              CBT kaygı bozuklukları, post travmatik steres bozukluğu, fobiler ve Okb, yeme bozuklukları ve borderline de başarılı bir şekilde uygulanmakatdır.
              CBT tekrar hastalanmaktan korunma ve kişisel gelişim sağlar. Öğreneceğimiz problem çözme becerileri ve başa çıkma yöntemleri modern hayatta karşılaşacağımız sorunlarınızı çözmede, boşanma, ölüm, başarısızlık gibi kriz durumlarının üstesinden gelmek faydalı olacaktır.
              Duygularınız, düşüncelerinizin sonucudur vede tersi geçerlidir duygularınızda düşüncelerinizi etkiler. Depresyonda iken sadece kendinizi değil, geçmişinizi geleceğinizi ve dünyayı kötü olarak algılayabilirsiniz.

  • TATİL SONU DEPRESYONU

    TATİL SONU DEPRESYONU

     Stres yapan olaylar listesi var.Örneğin tüm dünya da dil din cins ayrımı olmaksızın evlat kaybı en büyük strestir 100 puan verilir, sonra eş kaybı ve aldatılma gelir,boşanma ve işsizlik gibi önemli yaşam olaylarıda yüksek puan alırken listenin aşağılarında evlilik, tatil, terfi, şehir değişikliği gibi güzel olayların da stres puanı olduğunu görerek şaşırırsınız.Tatil ruh ve beden sağlığımızı korumak için gerekli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış  olan temel ihtiyaçlarımızdandır. Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi oranını arttırdığı tespit edilmiş ve iş performansı düşüp, öfkesinin arttığını da gözlersiniz. Pekçok kişiden tatilin kendilerine zehir olduğunu duyarsınız,Tatili yada her güzel olayı kendinize zehir etmemek için önceden doğru hazırlık yapmalıyız.Tatil hazırlığı içinde iseniz bu sefer planlarınızda değişiklik yapın(örneğin geçen yaz gittiğiniz kayınbiraderinizin yazlığında mutlu olmadıysanız. artık başka seçenek bulun )
              Tatil zamanı, kendimizi en ÖZGÜR bıraktığımız zaman olmalıdır. Biz alışkanlıklarımızın esiri olup mutlu olamıyoruz. Tatil deyince aklımıza deniz güneş bronzlaşmak geliyor. Oysa zihnimizin dinlendirmenin yolu; onu durdurmak yada rutin içinde yaşamak değil ŞAŞIRMAKTIR. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Bu yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz.
              Yeni tatil planları yapamıyorsanız; örneğin iyi bildiğinizi sandığınız yaşadığınız şehri veya memleketinizi, yeni gezen bir turist gibi dolaşın, müzelerini tarihi ve ören yerlerini gezin ve de mumkun olduğunca yürüyerek…
              Yada bir Pazar günümüzü eski resimlerimizi döküp çocuklarla anılar üzerinde konuşarak eğitici bir eğlenceye dönüştürebilirsiniz. Yada işe giderken serviste hergün aynı rutin işinizi mi düşünüyorsunuz? Hergün 30-60 bin düşünce düşünüyoruz. Ertesi gün bu düşüncelerin %90’nını bir daha düşünüyoruz. Zaten zihnimiz pekçok şeyi tekrarlıyor. Bizde bilinçli olarak yinelemeyelim YENİLEYELİM ve aynı yolda etrafa bakınırken bile yenilikleri tarayalım.
              Tatile kiminle çıktığınız önemlidir. Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz probemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil sonrası, bayram sonrası, kavga ederek dönen pek çok çift ile uğraşırız biz psikiyaristler. Tatile gitmeden önce gideceğiniz yerleri, yapmak istediğiniz faaliyetleri paylaşın ve müzakare edin ki tatsızlık çıkmasın. Partnerinizin de tatil planlarını dinlemekle yetinmeyin ve duyun ki sorun çıkmasın.
              Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir. Eşinizle aranızda deniz tatilinde bir mayo bile sorun oluyorsa; yayla tatili yada kamp tatilinde uzlaşabilirsiniz. Ben “geçim ehliyim” karşımdakine uyarım diyorsanız sürekli ertelediğiniz kulak asmadığınız meraklarınız, ihtiyaçlarınız, istekleriniz sizi mutsuz yapıp sesizce büyüyen öfkeniz olmadık bir yerde yanardağa dönüşür. Hem kendinize güveniniz zedelenir, kendinizden utanırsınız. Hemde küçüçük bir şey için sorun çıkaran biri gibi görünürsünüz, adınızın önüne kolayca bir sıfat yapıştırılabilir. En başta kendinize artık DÜRÜST olun. Sevdikleriniz uğruna istemediğiniz birşeyi yapmayın. Tatilde amacımız kendimizi şımartmak olmalı ama AZDIRMAK değil. Bu ince çizgiyi koruyamassanız tatil dönüşü yine acı çekersiniz. Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın ve kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın.
              Tatilinizin ÇOK VERİMLİ olması hesabınız sizin endişenizi arttırır. Endişede keyfinizi azaltır.
              Tatilde harcanan para için ACINMAYIN. “Hamam giren terler”.
              Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki %15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
              İşi arkanızda bırakın. 
              Tatil; endişeden uzak, dinlenmeye ve yaratıcılığa yakın, eğlence odaklı olmalıdır.
              Tatili senede 3 veya 4 bölmek iş biriktirmek istemeyenler için iyi bir fikir olabilir. Bir kerede 1 aylık tatil sıkıntıları arttırabilir. Tatil dönüşü iş kabusundan kurtulmanın yolu, gitmeden önce işi daha iyi planlamak olmalıdır. Tatilde uyku düzeninizi aşırı bozmak dönüşte uyum zorluğu yaşatır. Sınırsız yemek yemek kilo almamızı sağlar.
              Tatillerimizden birini veya birkaç gününü yakın akraba ve dosta ayırmak sosyal destek ağlarımızı güçlü tutmak çok iyi olduğu gibi tüm tatillerimizi ana baba kardeşlerimizle geniş aile olacağız, diye birlikte geçirmemiz, çekirdek ailemizi parçalamak noktasına getirebilir. Genç çiftler için BAYRAM TATİLLERİ kavga ve boşanma sebebi olabilir. Özellikle büyüklere çok iş düşüyor. Gençlerin birbirine düşmemesi için “oğlum kalk git eşini biraz gezdir” demeniz bir evliliği kurtarabilir.
              Tatilden geri dönüş; trafik, şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşanmış buzdolabı, bozulmuş yiyecekler, birikmiş faturalar, boşalmış cüzdan ve kredi kartları, bozulmuş uyku düzeni ve alınmış kilolar sebebi ile pek hoş değildir.     
              Tatil dönüşü istifalar yaşanabiliyor. Genç çalışanlar daha çok tatili, paraya tercih etmeye meyilliler.
              Tatil dönüşü iş verimimizi arttırmak için neler yapmalıyız?
              Tatil ve tatil sonu stresi ile başetmek için nasıl tedbir alınabilir?
              Dönüş gününüze önemli toplantı koymayın, önemli kararlar almayın. Biz psikiyatristler depresyonda veya anksiyete (kaygı) bozukluğunuz geçmeden önemli kararlar almayın deriz. Tatil dönüşü istifaları çok yaygın ve bekleyin, kendinize zaman tanıyın. Tatil sonu okulun ilk günü çocuk ve gençlerde zor gelir ama bir hafta sonra sınıflardan neşeli çıvıltılar yükselir.
    Bir sonraki tatilin hayali, iş motivasyonunuzu arttırır.
              Hergün iyi yaptığınız başarılı olduğunuz işlerinizi gözünüzün önüne getirin.
              İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin.
              Çok uzun bir tatil yerine kısa kısa tatiller yapın (sık sık yemek yemek gibi) işinde, okulunda, evlilikte birikmiş sorunu olanlar için tatil sonu bezginliği ve iş motivasyonu düşüklüğü daha çok gözleniyor.
              Tatil sonu kadınlar zayıflamak, erkekler sigarayı bırakma kararı alabilirler.
              İş sorunlarınız varsa; patronla konuşun, işin güzel yanlarını görmeye çalışın, başka bir iş yapmaya çalışın ama çözümsüzlüğü kabullenmeyin.
              Kötü bir tatilden çıktığınıza üzülmek yerine en yakın hafta sonu tatili planlayın. “Asla” ve “her zamanlı” başlayan keskin kararlar almayın.
              Aldığınız kararları uygularken sıkıntı çekerseniz sonuçta ortaya çıkacak güzel şeylere odaklanın.
              Herşey dahil tatiller de elinizi sıcaktan soğuk suya sokmuyorsunuz ve bu durum dönüşü zorlaştırıyor.
             Çocuklar içinde tatil dönüşü sıkıntılıdır, anne baba ile eğlenecek vakit bulabilmeleri güzel. Ama okul kapanmadan daha onları yaz aylarında meşgul olacakları spor klüpleri bulunki akranları ile eğlenip bedenlerini sağlıklı geliştirebilmek için fırsat bulsunlar.
    Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek çocuklar içinde, yetişkinler içinde yumuşak bir geçiş olur.
              Tatil dönüşü evde ki birikmiş tüm işleri 1-2 günde bitirme zorunluluğunuz yok. Su ve hava değişimi bedeninizi yorar, kendinize zaman ayırın. Yumuşak geçiş için kısa yürüyüşler, küçük alışverişler iyi gelir. Tatilin ertesi günü işe gitmek çok kötü olduğu için araya bir gün koymalıyız.
    TATİL SONRASI
              Sabah yorgun kalkma, isteksizlik, karamsarlık, gözlenir.
              Beynimizde Melatonin hormonu karanlık ortamda üretilir. Güneşsiz karanlık havalarda üretilen bu hormon hareketlerimizi yavaşlatır ruhumuzu sakinleştirir ve yeme isteğimizi arttırır.
    Yüzümüze düşen güneş ışını melatonin hormonunu azaltıp bizleri neşeli, aktif yapıyor, iştahımızı azaltıyor. Güneşin ruh sağlığına iyileştirici etkisi mutlak. Dünyada Kuzeye doğru gittikçe depresyon ve intihar oranı yükseliyor. Tatil dönüşümüz sonbahara yaklaşıyorsa, genlerimizde ve genetik mirasımızda da depresyon varsa depresyona girebiliriz. Belirtiler 2 haftadan uzun ve şiddetli ise psikiyatristte başvurmalısınız.
              Mevsimsel depresyon diğer canlılardada görülebilen durgunluk dönemidir: KIŞ UYKUSU.
              Mevsimsel depresyon yenilgi değil birikmiş problemleri çözmek, ruhunuzu tanımak ve sevmek için bir fırsattır.

              Depresyon Tedavisinde İlaç ve terapiden sonar tatil önerebiliriz. Tek başına tatil depresyonu tedavi etmez. Depresyonda olanlara gergin olduğu kişi ve ortamlardan uzak fiziksel faaliyetin yüksek olduğu, meraklarını ve keyiflerini tatmin edecek bir tatil öneririm

  • ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    ÖFKE İLE NASIL BAŞEDİLİR?

     Öfke öncelikle benlik sınırlarımızı ve bedensel sınırlarımızı korumak için planlanmış alt beynimizce bilinçsizce yürürlüğe konmuş koruma kalkanımızdır. Yok edilemez, ama kontrol edilebilir. Kaygı gibi öfkede; motivasyonumuzun en güçlü ve sürükleyici atlarıdır. Öfke suyun enerjisi gibi bir enerji barındırır. Nasıl kontrolsuz su; baskınlara sellere erozyonlara heyelanlara yol açarsa, kontrol edilebilen su; çiftlik, baraj, elektirik gibi yaşam kalitemizi arttıran güzelliklere yol açar.
              Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin (örneğin, çocuk ihmal ve istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar. Arkadaşınız, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi olaylara da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir. Genellikle öfkeye yol açan nedenler arasında; engellenme, haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama, tehditler sayılabilir.
    Psikiyatristlere göre, öfkelendiğimizde 5 boyut birbiriyle ilişkili ve eşzamanlı olarak aktif olur. 
    Bu boyutlar:
    • Biliş – O andaki düşüncelerimizdir.
    • Duygu – Öfkenin yol açtığı fiziksel uyarılmadır.
    • İletişim – Öfkemizi çevremizdekilere yansıtma biçimimizdir.
    • Etkileniş – Öfkeli olduğumuzda hayatı algılayış biçimimizdir.
    • Davranış – Öfkeli olduğumuzda sergilediğimiz davranışlardır.

    Öfkenin ifadesi Sağduyumuz, öfke duygumu zu ner eye kadar götüreceğimiz konusun da önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler ve vahşetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında her şey karmak arışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir. Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar için de en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için , istediklerimizin ne
    olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde akt armalıyız. Karşımızdakine SEN demeden ben dili kullanarak, kişinin kişiliğiyle uğraşmayıp, o anki davranışını bizde yaptığı zarar veya incinmeden söz etmeliyiz. Öfkeye cevap asla susmak değil, ertelemektir. İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasada sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psiko–somatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Yada hiç olmadık bir zamanda ve küçücük bir sebeple volkan gibi patlarsınız ve haklıyken haksız duruma düşer kendinizle başedemediğiniz için utanır zarara uğrarsınız özgüveniniz düşer bir daha kontrolümü kaybedersem korkusu ile kendinizi hapseder toplumdan izole edersiniz. Kontrollü olarak azar azar b irikmiş baraj gölünden su bırakır gibi öfkenizide zararsızca boşaltmaya çalışmalısınız.
    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçen eğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz. Öfke Durumunda Vücut Tepkileri Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. 

    Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:
    • Uyaran duyguyu harekete geçirir,
    • Stres ve gerginlik başlar,
    • Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
    • Nefes alıp verme sıklaşır,
    • Kalp atışları hızlanır,
    • Kan basıncı artar,
    • Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

    Sağlığa Etkisi

    Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

    • Baş ağrıları,
    • Mide rahatsızlıkları,
    • Solunum problemleri,
    • Cilt problemleri,
    • Genital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
    • Artirit,
    • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
    • Dolaşım sorunları,
    • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
    • Duygusal rahatsızlıklar,
    • ve intihar sayılabilir.

    Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?
    Pekçok insan öfkesini bırakıvermenin kendisini hastalıklardan koruyup, diğer insanların ondan korkup daha çok saygı duyduklarını zannedebilirler ne yazık ki öfke şirkettede ailedede pek çok kılığa girip, gezinir dolaşır. Örn: dedikodu, çelme takma, işe geç kalma, işi savsaklama gibi Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

    Öfkenin Yönetimi
    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, ; saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade etme becerisini kazanmasıdır. Öfke kontrolünü öğreten pek çok yöntem vardır. Doğru yöntem kişiden kişiye değişir. Doğru yöntemi belirlerken; kişinin kendi kişiliğine, yaşam tarzına uygun olanı seçmesi ve seçtiği yöntemi uygularken günlük yaşamında fazladan sıkıntı hissetmemesi göz önüne alınması gereken temel faktörlerdir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da
    olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir. Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da
    kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologdan yardım isteyebilirsiniz.

    Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?
    Gevşeme: Derin derin nefes alın , sakin leştirici dur um ve man zar aları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın . Bu sakin leşmemize yardımcı olur.

    Den eyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır :
    Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp ver diğinizde göğsünüz değil, k arnınız şişmelidir.
    Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
    Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı dü şünün v e gözünü zün önüne getirmeye çalışın. Geçmişt e çok sakin oldu ğunuz bir yeri h atırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberler seniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlar da otomatik olarak u ygu layabilirsiniz.Düşünceleri Değiştirme Öfkeli insanlar düşün celerini küfrederek, bağırıp çağırar ak ifade etme eğilimin dedirler. Kızgın olduğumuz zaman gen ellikle, olayları istemeden abartılı v e çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür dü şünce biçimlerinizi fark edin ve yerin e dah a mantıklı olan ları yerleştirin. ken di k endinize, “Eyvah , her şey mahv oldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dü nyan ın son u değil ve bun a şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış h ale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşün ceyi de zihnin izden geçirerek deneyin. Öfken izin han gidüşün ceyle arttığın ı ya da azaldığını görün. Farkında olmadan çok sık kullan dığımız ve bizi kızgınlık duygu ların a h azırlayan, “asla” ya da “h er zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da
    “Her zaman h aksızlığa u ğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke du ygunu zda h aklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koydu ğunuz için problemin çözümüne de k atkıda bulunmaz. Mantık öfkeyi yener, çünkü öfk e h aklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mant ık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğin izi hissettiğinizde mantığınıza sığının. K en dinize “ Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş v e çıkışların dan bazılarını yaşadığınızı düşünü n. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu dah a den geli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır. Öfkeli insanlar her şeyi t alepkar bir şekilde ist erler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, v b. için de böyle. H erkesin bu değerlere ihtiyacı v ardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın v e öfkeli insanlar, bunları t alep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları en gellenme duygusun a, o da öfk eye dön er.. Bu in sanlar, düşün celeri üzerin de çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu t alepkàr özelliklerinin farkına varmalı v e “beklentileri”ni, “ arzular”a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için , “Ban a v erilmeli” ya da “Benim olmalı” demek
    yerine, “Ban a verilmesini ister dim.” diye dü şünmen in dah a sağlık lı oldu ğunu görmelidirler. Problemi çözme Bazen öfke duygularımız yaşamımızdak i gerçek v e kaçınılmaz sorunlardan k ayn aklan ıyor olabilir. Kızgınlık duygu ları böyle zamanlarda bu zorluklar k arşısın da yaşan an doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştir emeyeceğimizi ar aştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları ar aştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için u ğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir. Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca h emen ulaşamıyor sanız, k endinizicezalandırmayın . Dah a iyi iletişim Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönün de davranma eğilimin dedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ; Yavaşlayıp gösterdiğin iz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklın ıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yav aşlayın v e asıl söylemek istediğinizidüşün ün. Ayn ı anda k arşın ızdakin in de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap v ermeyin. Öfkenizin altın da ne yattığını da an lamaya çalışın . İn san ın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerin e söylen enlerin altın da yatan ı bulmaya, asıl söylenmek isteneni din lemeye çalışın. Ya da belk i o ortamdan bir az uzaklaşıp rah atlamak isteyebilirsin iz. Ama ken dinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasın a izin v ermeyin. Sükún etinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir f elak ete dönü şmesini engelleyecektir.

    İletişim yöntemleri;
    • A tılganlık (kendini ifade etme) – Size gereksinimlerin izi v e meşru hakların ızı k abul edilir yollarla ifade etme becerisin i öğretir.
    • Dinleme – İletişim kan allarınızı açık t utmanızı sağlar.
    • Tartışma – İki insan arasın daki çatışmayı fik ir birliğin e v ararak çözme sürecidir.
    • Eleştirme – Yapıcı eleştiri yapabilme ve alabilme becerisidir.
    • Y ansıtma – Kişinin, davran ışının k abu l edilemez oldu ğunu algılama sorumlulu ğunu alma becerisidir. Tanımlan dıktan sonra, kabul edilemez olan davran ış özel olarak açıklanır. Dur um somut ve açık olarak if ade edilir.
    • Övme – Diğer kişinin savunmacı dav ranma şan sın ı azaltır. Mizah kullan ın Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunlu ğunun azalmasın a yardımcı olabilir. Her şeyden ön ce daha den geli bir bakış açısı sağlar.Birine öfkelenip de belli sıf atlarla etiket ler takmaya başladığın ızda, bir an durun v e o in sanın gerçekten o “ şey” ya da “öyle” oldu ğunu düşü nün. Bu sah neyi gözünüzün önün e getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “ odun kaf alı” gibi sıfatlarla saldırdığın ızda, o kişiyi gerçekten bir mu şmulaymış ya da odun dan bir kaf ası v armış gibi hayal edin ve gün delik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önün e getirin. Eğer karşınızdaki in san ı benzettiğiniz şeyin n e olduğunu düşün erek k afan ızda gerçekten öyleymiş gibi bir r esim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasın da yaşanılan du ygularla, öfk enin bir arada bulunması mümkün değildir.
    Öfkesi çok yoğun olan kişinin davran ışlarının altın dak i temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfk eli insanlar kendilerinin ahlaken hak lı v e doğru olduklarına in anırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan h er türlü olay/ durum,
    onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Ken dilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini dü şünürler. Belki başka in san lar sıkıntı çek ebilirler ama onlar değil! Kendin izde de buna benzer bir duyguyu yak alarsanız, ken dinizi tüm dünyanın sahibi gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünü zde eğildiğini, eteğinizi öptü ğünü düşün ün. Bu h ayali görüntülere n e kadar ayrıntı koyar san ız, n e k adar talepkar olduğunu zu ve ne kadar mantık dışı davr andığın ızı o k adar iyi an layacaksın ız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğu nu da fark edecek siniz. Mizah kullanırken iki n oktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisin iz. İkincisi de mizah kullan ayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizah a başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlık sız öfke ifadesinin bir başka yoludur. Çevrenizi değiştirmek ; Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “ şeylerin” yakın çevremizde oldu ğunu f ark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesin e yık ılır ki dü ştüğünüz tuzağa ve o tuzağı t emsil eden in san lar a karşı öfke ile k avrulursunu z. Biraz ar a verin . Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatler de, sadece k endiniz için kullan acağın ız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir ann e, eve geldiğin de k endisine ayır acağı bir 15 dakik alık süre olur sa, çocuklarının ist eklerine, parlamadan daha iyi yan ıt verebilir.

    Önerilerimizi Gerçek Hayattan Örneklendirelim:
    Zamanlama: Eğer sev diğiniz kişiyle belli k onuları belli saatler de konuşuyorsanız ve bu k onuşmalar da h ep t artışma ile sonu çlanıyorsa, bu tür konuları k onuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikk atsiz oluyor sunuzdur ya da bu sadece bir alışkan lık h alin e gelmiştir.
    Kaçınma: Eğer çocuğun uzun odasın daki dağınıklık odanın önünden h er geçişte “k afanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı k apatın. Sizi öfkelen diren şeylere bakmaktan k endinizi alık oyun. “Ama, öfkelenmemem için çocu ğumun odasını temiz tutması ger ekir.” demeyin. K onu şu an da bu değil. Kon u kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.
    Alternatifler bulun: Eğer h er hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmaya giderken yoldaki trafiksizi engellenmişlik ve öfke duyguları için de bırakıyorsa, bunu çözmeyi iş edinin. Elinize bir harit a alıp aynı yere f arklı, belk i dah a u zun ama daha rahat, manzaralı, h oş bir yoldan gitmeyi ya da evden dah a erken/geç çıkmayı deneyin. Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz? Eğer öfkenizin, k ontrolünüz dışın a çıktığını düşünü yorsanız, ev ve iş h ayatınızın ön emli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun dan ışmanlığına başvurabilir siniz. Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelen direcek olaylar olacaktır. Yaşam h er zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla v e diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır. Bunu değiştir emezsiniz. Ama bu olaylar ın sizi etkileme biçimini değiştir ebilirsin iz. Kızgınlık v e öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz

  • BİLİMSEL ONAYLI REÇETE: TATİL

    BİLİMSEL ONAYLI REÇETE: TATİL

    Faydaları bilimsel olarak onaylanan tatil, iyi plan yapılmadığında çiftler arasında kavgadan istifaya kadar birçok soruna neden oluyor. Psikiyatrist Dr. Zeynep Pınar çeşitli öneriler sunuyor: İlk iş gününe toplantı koymayın, rahat giysiler giyin,    tatilin son gününü evde geçirin, diyete hemen başlamayın, tatili ikiye bölün…

    Şehir kaosu, iş sorumluluklarının birikmesi, valizler dolusu kirli çamaşır, kurumuş çiçekler, boşalmış buzdolabı, birikmiş faturalar, değişen uyku düzeni ve alınmış kilolar… Ruh ve beden sağlığını koruduğu bilimsel olarak da kanıtlanan tatil, iyi planlanmadığında depresyona neden olabiliyor. 

    KALBİ YORUYOR

    Psikyatrist&Psikoterapist Dr. Zeynep Pınar, “Kişinin tatil yapamadığı her yılın kalp krizi riskini arttırdığı tespit edilmiş. Tatile çıkamayanlarda iş performansı düşerken öfkenin de arttığı gözlersiniz” dedi. Pınar, tek başına tatil depresyonu önlemese de ilaç ve terapiden sonra tatil önerebileceğini belirtti. 

    YARATICI OLUN, KENDİNİZİ ŞAŞIRTIN

    Tatilin keyfine varmak için planlı yapılmasını tavsiye eden Pınar, “Tatilde alışkanlıklarının  esiri olanlar mutlu olamıyorlar. Tatil deyince aklımıza deniz, güneş, bronzlaşmak  geliyor. Oysa zihnimizi dinlendirmenin yolu onu durdurmak ya da rutin içinde yaşamak değil şaşırtmaktır. Tatil için yaratıcı planlar yapın. Örneğin, yaz tatilinizi bir merakınızı hobiye dönüştürecek uğraşlarla geçirebilirsiniz” dedi.

    İLİŞKİDEKİ SORUNLAR SU YÜZÜNE ÇIKIYOR
    Dr. Zeynep Pınar, “Günlük yaşam rutininizde ötelediğiniz problemleriniz tatilde su yüzüne çıkabilir. Eve tatil, bayram sonrası kavga ederek dönen pek çok çift ile karşılaşıyoruz. Tatile çıkmadan önce iyi bir plan yapın. İstek, ihtiyaç ve hayallerinizde çok farklılıklar varsa ayrı tatile çıkmak daha iyi fikir olabilir” dedi. 
    Dr. Zeynep Pınar’ın önerileri:
    -Sizi tatilde rahat bırakmayan yakınlarınız varsa iş bölümü yapın, kendinize ait saati bildirin ve bu saati kendinize ayırın. 
    -Sürekli yiyip içtiklerimizi sağlıklı olup olmadığını tartmayın. Doğru beslenmedeki yüzde 15 hata payının bir kısmını tatilde kullanın.
    -İşi arkanızda bırakın.
    -İşe uzun ara verip ardından biriken sorumluluklarla başa çıkmakta zorlananlar için tatili senede üç veya dört parçaya bölmek iyi bir fikirdir.
    -İlk iş gününüzde rahat kıyafetler giyin. 
    -Tatil dönüşü birkaç günü evde geçirmek hem çocuklar hem de yetişkinler için yumuşak bir geçiş olur.

  • Mutlu Evliliğin Sırrı

    Mutlu Evliliğin Sırrı

    Evliliğinizde veya ilişkilerinizde sorunlar mı var? Zaman zaman kendinizi mahkeme salonunda boşanırken mi hayal ediyorsunuz? Her tartışmanız büyüyüp alevleniyor ve her ikinizi de yakıyor mu? Sorunsuz veya tartışmasız bir ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir. “Evlilik nedir?” “Mutlu evliliğin sırları nelerdir?” “Evlilikte sıkça görülen sorunlara ve tartışmalara hangi gözlükle bakılmalıdır?” “Evliliklerdeki sorunları ve tartışmaları sertleştirip, yumuşatan faktörler nelerdir?” İşte tüm bu soruların yanıtı ve çözüm önerileri…

    EVLİLİK BİRLİKTE YAŞAM SÖZLEŞMESİDİR…

    Evlilik farklı aile yaşantılarından ve kültürlerden gelen iki insanın aynı mekânı ve zamanı artık birlikte paylaşmaya başlamasıyla oluşan sosyal bir kadın ve erkek ilişkisidir. Bu açıdan bakıldığında evlilik bir kadın ve bir erkek arasında yapılan bir birlikte yaşam sözleşmesidir. Toplum düzeni, eşlerin ve doğacak çocukların bakım ve yetiştirilmesi yönünden evlilik ilişkileri üzerinde devletin de kontrol yetkisi bulunmaktadır. Evlilik ilişkilerinin düzeni ve yürütülmesinde evliliğe taraf olan karı ve koca bütünüyle serbest değillerdir. Toplumsal kurallar, kanunlar, din ve törenin şekillendirdiği toplum da bir taraf olarak söz ve kontrol sahibidir. İnsan yaşamının doğumdan sonraki ikinci yaşam dönemi olarak kabul edilen evlilik erkek ve kadın için önemli, ailenin de başlangıcı sayılan toplumsal ve kişisel bir olaydır.

    MUTLU EVLİLİKLERİN SIRRI…

    Evlilik ilişkisi; sevgi, saygı, paylaşma ve hoşgörü ile yürütülürse mutluluğun, başarı ile yürütülemez ise de mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri olabilmektedir. Çünkü sabır, sadakat, koşulsuz sevmek, samimiyet, tutku ve saygı olursa mutlu bir birliktelik ve sağlıklı bir seks hayatı olur.

    EVLİLİKLERDE EN SIK GÖRÜLEN SORUNLAR VE TARTIŞMA BAŞLIKLARI…

    Evliliklerde sorunların olması ve buna bağlı olarak tartışmaların yaşanması olağan ve doğal bir durumdur. Tartışmalar evliliğin canlı olduğunun göstergeleridir. Evliliklerde iletişim sorunları, ekonomik nedenler, eşin işsiz kalması, aile büyükleri ile aynı evde oturma, eşler arasındaki cinsel sorunlar, akraba ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişler, mesleki durumlar, sorun çözmede kullanılan hatalı yollar, çocukların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, din, mezhep ya da kültür farkları, alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük, eşin evi terk etmesi ya da başka biriyle yaşamaya başlaması, aldatma, dayak ve küçük düşürücü davranış ve hareketler, iş kolik bir eşe sahip olma, eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması, aşırı kıskançlık veya eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayıramaması gibi konular evliliklerde en sık görülen sorunlar ve tartışma başlıklarıdır.

    SİYAH GÖZLÜK YERİNE PEMBE GÖZLÜK TAKMAK GEREKİYOR…

    Evli çiftler bazen yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirebilirler ve onlara siyah bir gözlükle bakabilirler, ümitsizlik ve çaresizlikle evliliklerini boşanma sürecine sokabilirler veya mutsuzluğa mahkûm edebilirler; bazen de bu sorunları yumuşatabilirler ve onlara pembe bir gözlükle bakabilirler, ümit ve mutluluk duygularıyla evliliklerini keyifli bir sürece sokabilirler. Bu nedenle çiftlerin evliliklerinde siyah gözlük yerine pembe gözlük takmaları gerekiyor. ‘Peki, bu nasıl olabilir?’ Bu sorunun pek çok yanıtı bulunmakla beraber en önemli yanıtlarından biri çiftin birlikte paylaşımlarının olmasıdır.

    ÇİFT OLARAK BİRLİKTE DUŞ ALIN, BİRLİKTE YATIN, BAŞ BAŞA SOHBET EDİN VE SEKS YAPIN!

    Birlikte duş alarak, birlikte aynı yatakta uyuyarak, birlikte baş başa sohbet ederek, sevişip, düzenli seks yaparak birbirlerine olan tutkularını ifade eden çiftler, evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara pembe gözlükle bakarlar, bu sorunları yumuşatırlar ve zamanla çözebilirler. Ancak birbirlerine olan tutkularını ifade edemeyen ya da saklamayı tercih eden, birlikte duş almayan, birlikte yatıp uyumayan, her defasında partnerlerini cinsellikle cezalandıran, baş başa sohbet etmeyen çiftler ise evliliklerinde karşılaştıkları sorunlara ve tartışmalara siyah gözlükle bakarlar, bu sorunları sertleştirirler ve zamanla kendilerini mutsuzluğa mahkûm ederler. Oysa uzun süreli ilişkilerde cinsel tutkuyu sürdürmenin şifresi, duygusal açıdan karşıdaki insanla bütünleşirken kendin olarak kalabilme yeteneğidir. Bu tür bir kendini geliştirmenin dört ana bileşeni oluyor, bunlar; ‘açık iletişim kurma, partnere dokunma, suçlamak yerine sorumluluk alma ve endişelerin üzerine gitme’ şeklinde sıralanabilir.

    HORLAMANIN %100 TEDAVİSİ VAR, KADER DEĞİL!

    Evlilik içi tartışmalar sonucu oluşan küslüklerin dışında, çiftlerin ayrı yataklarda yatmalarına sebebiyet veren önemli bir faktör partnerlerden birinin diğerini rahatsız edebilecek derecedeki horultularıdır.Horlama faktörü çiftin ayrı yatmasına, yorgun ve öfkeli olmalarına, cinsel soğukluğa ve birbirlerine olan tahammüllerinin azalmasına neden olabileceği gibi, çifti birbirinden ve yaşayacakları güzel zevklerden mahrum da bırakabilir. Ama asıl önemlisi yaşadıkları sorunları ve tartışmaları sertleştirir ve bunlara siyah gözlükle bakmalarına yol açabilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun çift horlamanın tedavisi için bir hekime başvurmalıdır. Çünkü horlamanın %100 tedavisi vardır, kader değildir.

  • KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    KİŞİLİK BOZUKLUKLARI İLE NASIL BAŞEDİLİR?

    Kişilik bozukukları; kişilerin sosyal ve kişisel yaşamını önemli ölçüde etkileyen bozulmuş davranış ve düşünce kalıplarıyla karakterize olan zihinsel bozukluklar kümesidir. Kişilik bozuklukları bireylerin iç ve dış dünyalarında sıkıntıya yol açarı, işlevselliklerini kısıtlar. Kişinin dengesini alt-üst eder. Kişilik özelliklerinin, kişilerin davranışlarının kişilik bozukluğu olarak yorumlanabilmesi için kişide ciddi uyum problemlerine yol açması ve işlevselliklerini önemli ölçüde kısıtlama/bozulması gerekmektedir.

    Kişilik bozukluğu tanısı konmuş bir kişi duygulanım konusunda normal kişilerden çok farklıdır. Örneğin ileride değineceğimiz Borderline Kişilik Bozukluğu na sahip birinin duygulanım yoğunluğu, sıklığı, değişkenliği normal kişilerden farklıdır. BKB ye sahip biri bir gün hiç neden yokken sizden nefret ederse yahut size aşırı öfkeli davranıp, ertesi gün yine bir neden yokken ya da çok küçük bir sebepten ötürü size dünyanın tüm sevgisini gösterirse buna şaşmamak gerekir. Öfke, cinsel istek gibi dürtülerini kontrol etmede güçlük yaşar. Normal bir insan öfkelendiğinde ya da cinsel arzu duyduğunda uygun yeri ve zamanı bekler, kendini kontrol edebilirken KB olan biri bu kontrolden yoksundur. Hiç ummadığınız bir anda önemsiz bir şey için son derece yıkıcı öfke nöbetleri geçirebilir. Bu nedenle sosyal beceriden yoksundurlar. Sosyal ortamlarında huzursuzluk yarattıkları ve kendilerini huzursuz hissettikleri için yalnız kalırlar.

    Genel Özellikler

    • KB karşı içgörü yoktur (Hiç bir sorunun kendilerinin yaratmadığı düşüncesi) Sorununasıl nedeninin farkında değillerdir.
    • Çoğunun kişiler arası ilişki sorunları bulunur
    • İlk görüşmede saptamak güçtür
    • Dirençli, tedavisi güç ve sorunların çözümü için de engel oluşturabilirler.
    • Çocuklukta şekillenir
    • 20’li yaşların başlarında yerleşir
    • Bazıları organik nedenli (travma) olabilir
    • Bazıları daha biyolojik / genetik olabilir Ör. Şizotipal, Antisosyal ve Borderline gibi

    Epidemiyoloji

    Ülkemizde kişilik bozukluklarının yaygınlığı ile ilgili araştırmalar yapılmamıştır. ABD ve diğer bazı ülkelerde yapılan araştırmalarda, kişilik bozukluklarının yaygınlığı %10- 30 arasında bildirilmektedir. Sınırda (borderline)

    kişilik örgütlenmesine ise genel nüfus içinde rastlanma oranı %20-30’dur. Psikiyatrik başvurusu olanlarda ise %40 oranında rastlanır.

    DSM-IV’de Küme Organizasyonu

    1) A Kümesi: tuhaf ya da ekzantrik yapı, yalnız kalmaya eğilimli, şüpheci ayrıca sınırda bir özellik göstermektedir

    – Paranoid, Şizoid, Şizotipal

    2) B Kümesi: dramatik, duygusal, düzensiz, kararsız, dürtüsel, empati yeteneğinden yoksun sınırda bir özellik göstermektedir

    – Antisosyal, Borderline, Histrionik, Narsisistik

    3) C Kümesi: anksiyeteli, korkulu, mükemmeliyetçi, nevrotiktir.

    – Kaçıngan (Çekingen),Obsesif, Bağımlı

    A KÜMESİ

    1- Paranoid KB

    Temel özelliği, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp, sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk içinde olmalarıdır. Prevalansının; genel toplumda %0,5- 2,5 arasında, yataklı psikiyatri kurumlarında % 10-30 arasında ve ayaktan psikiyatrik tedavi kurumlarında % 2-10 arasında olduğu bildirilmiştir.

    • Genel olarak genç erişkinlik döneminde başlar ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme tipik özellikleridir. Aşağıdakilerden en az dördünün olması gerekmektedir.
    • Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır.
    • Haksız yere eşinin sadakatsızlığı ile ilgili kuşkulara kapılır.
    • Dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır. Arkadaş toplantısına davet edilen biri zorla davet edildiğini, ayıp olmasın diye çağırıldığını düşünür.
    • Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan başkalarınasır vermek istemez.
    • Kimsenin samimiyetine güvenmediği herkesten şüphe ettiği için yakın arkadaşı da yoktur.
    • Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır.
    • Sürekli kin besler.Tesadüfen karşılaştığı bir arkadaşının onu görmemesini kendisine yönelik bir hakaret olarak algılar ve sinirlenebilir, içten içe kin besler.
    • Karakterine ve itibarına saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ve karşı saldırıda bulunur.
    • Şaka kaldıramaz, alıngandır hemen alınır ve hemen savunmaya geçer.

    2-Şizoid KB

    Şizoid kişilik bozukluğu genel özellikleri sosyal ilişki kurmaktan kaçınma ve yalnızlığı tercih etme, duygusal nötrlük, donukluk, insanlara, çevresinde olan bitene kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Öyle ki aile fertleri ile bile aralarında mesafe vardır ve diğer insanlar tarafından tuhaf ve soğuk bulunurlar. Strese tepki olarak kısa psikozlar geçirebilirler. Ancak eşlik eden depresyon, anksiyete ve madde kullanımı benzeri bir durum olursa psikiyatriste başvururlar. Prevelans tam bilinmemekle birlikte genel toplumun %7,5 kadarının etkilendiği düşünülmektedir. Erkeklerde iki kat daha fazla görüldüğünü belirten çalışmalar vardır. Şizofreni veya şizotipal kişilik bozukluğu olanların akrabalarında şizoid kişilik bozukluğu prevelansı daha yüksek olabilir.

    • Ailenin bir parçası değilmiş gibi davranır; yakın ilişkiye girmez ve yakın ilişkilerden zevk almaz. Aile içinde tek başlarına vakit geçirirler. Sürekli odalarındadırlar. Evde olup bitenle, gelen gidenle pek ilgilenmezler. Ailece yapılan aktivitelere katılamaya isteksizdirler.
    • Çoğunlukla tek bir etkinlikte bulunmayı tercih eder. Her zaman tek başlarına yapabilecekleri tek bir etkinlikle uğraşırlar. Felsefe, matematik ve kitap okumak gibi falzadan insan gerektirmeyen etkinliklere ilgi duyarlar.
    • Cinsel deneyim yaşamaya karşı oldukça ilgisizdir. Cinsel istek duymalarında bir sorun yoktur. Cinsel deneyim yaşamak istememelerin sebebi sevgili ya da flört dönemlerinin fazlasıyla aktivite ve sorumluluk gerektirmesidir. Sorumluluk ve duygusal yakınlıktan uzak kalmak, sevgiliyle vakit geçirme, sinemaya gitme, yemek yeme gibi aktivitelerden kurtulmak için cinsel yaşamdan kaçarlar. Bunun yerine iç dünyalarına yönelirler.
    • Çok az etkinlikten zevk alır. İkinci kişiler gerektirmeyecek, tek başlarına yapabilecekleri aktivitelerden hoşlanırlar. Sinemya gitmektense evde yatağa uzanıp düşünmeyi yeğlerler.
    • Yakın arkadaşı ve sırdaşı yoktur. Yakın arkadaş, birlikte vakit geçirmek olduğundan ne işte ne okulda yakın arkadaş/ları yoktur.
    • Övgü ve eleştirilere karşı ilgisiz kalır. Kendileri hakkında insanların ne dediğinin bir önemi yoktur. Yapılan iyi ya da kötü yorumlara kayıtsız kalırlar.
    • Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze bir duygulanım gösterir. Şizoid Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler aşırı neşeli ya da çökkün olmazlar. Tekdüze bir duygulanım sergilerler. Ekstrem tepkiler vermezler; sinirlenmek kavga etmek gibi. Olana bitene tepkisiz kalabilirler. Bu dünyada değil gibilerdir.

    3-Şizotipal KB

    Genel özelliklerinin başında yakın ilişkilerde birden bire rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girme yetisinde azalma ile belirli, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin yanı sıra algısal ve bilişsel çarpıklıkların ve alışılagelenin dışında davranışların olduğu yaygın bir örüntünün olmasıdır. Toplumda prevelansı %3 oranındadır. Bazen saatler süren psikotik epizodlar yaşayabilirler. Seyrek de olsa şizofreni ve ya psikotik bir bozukluk gelişebilir.

    • Referans fikirlere sahiptirler. Kendilerinden bağımsız olayları kendilerine mal ederler, kendileriyle bağlantılı olduklarını düşünüp çeşitli olay ve nesneleri buna delil olarak sunarlar. Harfler ve rakamlardan manalar çıkarıp inançlarına delil olarak gösterebilirler.
    • Davranışı etkileyen, kültürü ile uyumlu olmayan acayip inanışlar, büyüsel düşüncelere sahiptirler. Yaratıcı ile görüştüklerini, yaratıcının kendisi ya da peygamber olduklarını iddia edebilirler.
    • Olağandışı algısal yaşantılar, bedensel yanılsamalara sahiptirler. Halüsinasyon ve algı yanılmaları çok görülür. Damarlarında karıncaların dolaştığını, yüzünde ya da vücudunun belli bölgelerinde yaralar çıktığını, olağanüstü varlıkları görüklerini ya da ona dokunduklarını iddia edebilirler. Çoğu zaman bu algısal yaşantılar referans fikirleri destekleyici nitelik taşırlar. Aksine inandırılmaları nerdeyse imkansızdır.
    • Acayip düşünüş ve konuşma biçimine sahiptirler. Doğru düzgün diyolog kuramazlar. Dört tip iletişim yöntemleri vardır: Çerçevesel, aşırı ayrıntılı, basmakalıp ve mecazi. Konuşurken ya çok genel hatlarıyla konuşrlar asıl konuya değinmezler bile (çerçevesel) ya gerekli gereksiz herşeyi anlatıp asıl düşüncelerini söylemezler ya da her şeye ilgili ilgisiz basmakalıp deyimler, atasözleri ile karşılık verip mistik bir hava katmaya çalışırlar. Diyalogun sonunda asıl düşüncelerini ifade etmedikleri halde, ettiklerini ve karşı tarafın da onayladığını düşünürler.
    • Kuşkuculuk ya da paranoid düşünceler görülebilir. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kimseler Paranoid Kişilik Bozukluğu özellikleri gösterebilirler. Hiçkimseye ve hiçbirşeye itimat etmez, güvenmezler.
    • Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım yaşarlar. Yerinde olmayan duygusal tepkiler verebilirler. Bir yakınının cenazesinde kahkalar atabilir ya da çok normal bir yoruma öfkelenebilirler.
    • Acayip, kendine özgü davranış veya görünümleri vardır. Genel olarak insanların giyim tarzları karakterlerini, kimliklerini yansıtır. Şizotipal Kişilik Bozukluğuna sahip kişiler bunun dışında kalırlar. Uzun siyah saçlarla pierrcing takıp metalci gibi giyinip çok dindar sohbetlere girebilirler. Ayrıca, genel moda algısına aykırı giyinmeyi, acayip kombinasyonlar yapmayı, kendilerine has olmayı severler.Altına eşofman giyerken üstüne klasik bir bluz giymek buna iyi bir örnektir. Diğer bir örnek ise, mevsime ve duruma uygun giyinmemektir. Kış günü şortla dolaşırken yaz günü kabanla dolaşabilirler.
    • Yakın arkadaş ve sırdaşları yoktur. Yakın arkadaş veya sırdaşlarının olmaması Şizoid Kişilik Bozukluğu sahibi kimselerde de görülür ancak Şizotipal KB ile farkı, Şizoidler yakınlıktan bir süre sonra rahatsız olurken Şizotipaller yakınlık ve sosyalleşmeye karşı duyarsızdırlar. Aldırmazlar.
    • Azalmayan aşırı toplumsal anksiyete, paranoid korkuları vardır. Toplum içinde paranoid düşüncelerinden dolayı sürekli korku içindedirler. Her an bir tehlike gelecek hissine kapıldıkları için diken üstünde olurlar. Bu korkuları birlikte oldukları kişileri tanımalarıyla doğru orantılı değildir. Ne kadar tanısalar da paranoid korkuları peşlerini bırakmadıkları için bir türlü rahat hissedemezler. Bu nedenle genelde sosyal ortamlarda bulunmaktan kaçınırlar.

    B KÜMESİ

    1- Borderline Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile dürtülerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Toplumda görülme sıklığı %2-3 iken psikiyatri kliniklerindeki kişilik bozukluğu vakalarının %30-60’ını oluştururlar. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür.

    • Gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme durumu varrdır. Terk edilmeden aşırı korktukları için sevdiklerini ellerinde tutmanın çeşitli yollarını denerler. İntihar girişimleri, intihar tehditler, duygu sömürüsü gibi aşırı hareketler bu tip davranışlara örnektir.
    • Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkileri vardır. Kendisine bir kere iyilik etmiş birini gözünde ilahlaştırırken aynı kişiden dolayı uğranan bir hayal kırılıklığı kişiden nefret edilmesine yerin dibine sokulmasına neden olabilir.
    • Kimlik karmaşası: belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu yaşayabilirler. Kendilerini tanımada sıkıntı yaşarlar. Sevip sevmediği şeyler herzaman değişiklik gösterir. Hayata dair, kendilerine, geleceklerine dair düşünce, davranış ve inanç sistemleri sürekli değişir. Her zaman birbirine zıt arzuları, beğenileri vardır. Aldıkları bir eşyayı bir gün çok beğenirken bir hafta sonra hiç beğenmeyip çöpe atabilirler.
    • Kendine zarar verme olasığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik gösterirler. Sınırsız para harcama, geri ödeyemeyeceğini bildiği halde borca girerek alışveriş yapma, çok hızlı araba kullanma, rastgele, riskli olabilecek cinsel birliktelik yaşama, alkol kullanımını kontrol edememe ya da çılgın gibi yemek yeme bu davranış kalıbına örnektir.
    • Yineleyen özkıyımla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar. Duygusal olarak incitildiği zaman intikam alma amaçlı ya da hissedilen boşluk duygusundan kurtulma amaçlı yapılan davranışlardır. Vücudunun çeşitli bölgelerine faça atma, sigara söndürme, intihar girişimleri gibi davranışlar göz korkutma niteliği taşır.
    • Duygudurumda belirgin tepkiselliğe bağlı instabilite. Küçük olaylara karşı aşırı ve değişken tepki gösterme. Alışveriş listesindeki bir ürünü almayı unuttu diye eşine aşırı derecede öfkelenebilir. Çok çabuk ve basit nedenler için sıkıntı, bunaltı hissedebilirler.
    • Kendini sürekli boşlukta hissetme. Kimlik bütünlüğünü sağlayamadıkları, kendilerini iyi tanıyamadıklarından sürekli bir boşluk ve yalnızlık hissi içidedirler.
    • Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe. Öfke kontrolünde problem yaşarlar. Sık sık ve basit şeyler için bile öfke patalamaları yaşayabilirler. Bu durum çevresindekiler için çok yıkıcı olabilir.
    • Stresle ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosiyatif semptomlar. Dışlanma, terk edilme ve ya sevilen birini kaybetme korkusundan kaynaklanan strese ilişkin paranoid düşüncelere sahip olabilirler. Uygun dozda ilaç tedavisi ile kurtulunabilir.

    2- Histirionik Kişilik Bozukluğu

    Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliği, bu kişilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmalarıdır. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-3, psikiyatri kliniklerinde ise: %10-15’tir.

    Histrionik kişilik bozukluğu olan kişiler her zaman ilgi odağı olmak isterler. Bir ortamda onlar dışında birşey veya kişi ile meşgul olunduğunda rahatsız olurlar ve bunu dile getirirler. ilgi çekmek için herşeyi yapabilirler. Tanıdıklarının bulunduğu ortamlarda sürekli konuşmak yeterliyken yabancı bir ortamda ya da durumda dikkat odağı olabilmek için örneğin kavga ya da ağız dalaşı çıkarabilirler. Yüksek sesle konuşup kahkahalar atmak da yöntemlerinden bazılarıdır.

    • Başkalarıyla olan etkileşimleri çoğu zaman uygunsuz biçimde cinsel yönden ayartıcı ya da baştan çıkarıcı davranışlarla belirlidir. Sürekli flört halindediler. Ses tonu ya da vücut dili ile her an flört halindedirler. Bu konuda seçici olmazlar. Evli ya da ciddi bir ilişki sahibi olsalar bile yalnız kaldıklarında ilgi odağı olmak için gelişigüzel flörtleşirler; kısa süreli ilişki yaşarlar.
    • Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergilerler. Duyguları çok oynarbaşlıdır. Ağlarken gülebilir ya da gülerken birden ağlayabilirler.
    • İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel görünümlerini kullanırlar. Fiziksel görünüm onların en etkili silahıdır. Dikkat çekici renkler, modeller giyerler. Derin dekolteleri, uzun yırtmaçlı elbiseleri dikkatleri toplamak için kullanırlar.
    • Aşırı bir düzeyde, başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimleri vardır. Diyalog kurarken amaçları gerçekten sohbet etmek değil ilgiyi üzerlerine çekmektir. Flörtöz, şuh bir ses tonu ile olaylara tamamiyle yüzeysel yorum yaparlar. İçerikten yoksun olarak diyalog kurarlar, ayrıntılı bir yorumdan ziyade “ne güzel, harika, çok kötü” gibi ifadeler kullanırlar.
    • Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartma ile gösterirler. üzerlerine sinen yapmacık kokuyu hemen alırsınız. Yeni tanıştığı birinden ayrılırken kırk yıllık dostundan ayrılıyormuş gibi abartılı tutum sergilerler. Basit sorunlarını anlatırken dünyanın sonuymuş gibi davranabilirler.
    • Telkine yatkındırlar, başkalarından ya da olaylardan kolay etkilenirler. Kim ne derse onu yapmak, herkesi mutlu etmek isterler. Burada amaç insnların istediğini yapıp yine üzerlerindeki ilgiyi sürdürmektir.
    • İlişkilerinin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünürler. Yeni tanıştıkları birine sarılmak, öpmek gibi fiziksel temasta hiç çekinmeden bulunabilirler.

    3-Narsistik Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6’dır.

    Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisstik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamama temel özellikleridir. Benlik saygıları kolay zedelenebilir. Yaygınlığı %2-6 olarak bilinmektedir. Bu tanıyı alanların %50-75’i erkektir.

    • Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler).
    • Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar.
    • Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar. Mesela birçok insanla aynı ismi paylaşmasına rağmen sadece onun isminin ne kadar özel ve güzel olduğuna inanabilir. Kendisine aşıktır. Sahip oldukları arkadaş çevresinden memnun değildirler. Arkadaşlarının onlar için yeteri kadar fedakarlık yapmadığını, ilgi göstermediğini düşünürler. Eşinin çabası onu tatmin etmez.
    • Çok beğenilmek isterler. Her ortamda sadece kendilerinin en iyi, en güzel olduğunu düşünür ve saygı göstermede sürekli emek, iyilik, övgü isterler.
    • Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Kendilerine özel muamele isterler. Beklenti gerçekleşmediğinde yaşadıkları hayal kırıklığı çevrelerindekilere öfke olarak döner.
    • Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kulanırlar. Egolarını tatmin etmek için insanlara yaklaşıp onları bir süre manevi olarak sömürdükten sonra ilişkide bulundukları insanlara ihtiyaçları kalmayınca onlardan uzaklaşırlar.
    • Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdirler. Ben merkezci tutumlarından dolayı diğer insanları anlama becerileri yoktur. bu nedenle kişiler arası ilişkilerde çok sıkıntı yaşarlar.
    • Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar.
    • Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler. İnsanlara tepeden bakma tutumlarıyla bulundukları ortamda hemen mimlenir insanların antipatisini kazanırlar.

    4-Antisosyal Kişilik Bozukluğu

    Antisosyal kişilik bozukluğu 15 yaşından beri süregelen ve yetişkinlikte devam eden, yaygın olarak birçok davranışı ile toplumsal yasalara ters düşen, suç sayılan davranışlar gösteren kişiler bu tanıya girerler.Bu kişiler çocukluk çağında da yalancılık, hırsızlık, evden kaçma, kavgacılık davranışı göstermiş kişilerdir.Çocukluk çağında davranım bozukluğu tanısı alan bu kişilere 18 yaşından sonra antisososyal kişilik bozukluğu tanısı konur.Yetişkin yaşta da süren antisosyal davranışlar nedeniyle bu kişiler sık sıkyasal problemler yaşarlar, tutuklanırlar. Gördükleri cezalardan, deneyimlerden ders almazlar. Vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.

    • 15 yaşından beri devam eden bir biçimde, başkalarının haklarını saymama ve başkalarının haklarına tecavüz etme davranışları gösterirler. Genel popülasyonda erkeklerde %3, kadınlarda %1 oranında görülür.
    • Tutuklanmaları için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunur, yasalara ve toplumsal davranış biçimlerine ayak uyduramaz ve saygı göstermezler. Hırsızlık, yankesicilik, gasp, şiddet gibi hukuki problemlere yol açan işler yaparlar. Sıklıkla hapse girip çıkarlar.
    • Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkalarını aldatma ile belirli dürüst olmayan tutumlar gösterirler. Sadece eğlenmek için sürekli yalan söylerler, olduklarından başka biri gibi tanıtırlar kendilerini. Yalanları ortaya çıktığında hiç mahcubiyet hissetmezler, aksine eğlenirler ve bu tutumlarına devam ederler. Daha önce de belirttiğim gibi, vicdan azabı çekmemeleri başlıca özellikleridir.
    • Dürtüsel olurlar ve gelecek için tasarılar yapmazlar. Canları ne istiyorsa onu yapmak isterler.İstedikleri şeyin yasalara, normlara ya da kültüre uygunluğunu önemsemezler. Uzun vadeli dolandırıcılık ya da intikam dışında gelecek planları yapmazlar.
    • Yineleyen kavga, dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere, sinirlilik ve saldırganlık gösterirler. Çok kolay sinirlenip kavga çıkarabilirler. Hiç tanımadığı birine basit bir nedenden dolayı hayati zarlar verebilirler.
    • Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık gösterirler. Yaptıkları işlerin soncunu düşünmezler. Hayati risk taşıyan davranışlarda kolayca bulunabilirler, aşırı süratle araba kullanmak gibi.
    • Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülüklerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belirli olmak üzere, sürekli bir sorumsuzluk gösterirler. Ev kiralarını, faturalarını, taksit ya da borçlarını ödemezler. Birinden alışveriş için borç almış olsa bile onu asla geri ödemez. Ailesi varsa ilgilenmez. Kendine yaşar.
    • Başkasına zarar vermiş, kötü davranmış ya da başkasından bir şey çalmış olmasına karşın, ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile belirli olmak üzere, vicdan azabı çekmezler. Tecavüzden yakalanan birinin öfkeyle tecavüz ettiği kişinin onu kışkırttığını, öyle açık giyindiği için hak ettiğini ya da onun da istediğini ileri sürerek kendini haklı çıkarmaya çalışabilir.

    C KÜMESİ

    1-Çekingen Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri, yetersizlik duyguları ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık ile sosyal ketlenmedir. Genel popülasyonda %0,5-1 arasında, psikiyatri kliniklerinde %10 oranında görülür.

    • Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla çok fazla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınırlar. Bu kişiler gerekli sunumları yapmaktan, konferansa gitmek ve ya konuşma yapmaktan kaçınırlar.
    • Sevildiklerinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemezler. Bu nedenle arkadaş çevreleri kısıtlıdır.
    • Mahcup olacakları ya da alay konusu olacakları korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterirler. Herkesn yanında gerçek karakterlerini gösteremezler. Bu nedenle aynı kişi hakkında farklı kişilerden uç yorumlar alabilirsiniz. Yakın çevresi kişinin çok geveze, dışa dönük şen şakrak olduğunu söylerkeniş arkadaşları aynı kişinin çekingen, utangaç ve kendi halinde biri olduğunu söyleyebilir.
    • Toplumsal durumlarda eleştirilecekleri ya da dışlanacakları üzerine kafa yorarlar. Bin düşünüp bir söylemeye bile cesaret edemezler bu yüzden.
    • Yetersizlik duyguları yüzünden, yeni kişilerle aynı ortamda bulundukları durumlarda ketlenirler. Bu nedenle yeni kişilerle tanışma imkanı olan durumlara hiç girmemeyi tercih ederler.
    • Kendilerini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak ya da başkalarından aşağı görürler. İnsanlar tarafından hep aşağılanacakları korkusuyla ikili ilişkilerde hep donuk davranırlar. Bu nedenle dışlanacaklarına ililşkin kehanetlerini gerçekleşmiş görürler.
    • Mahcup olabileceklerinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemezler.

    2-Bağımlı Kişilik Bozukluğu

    Temel özelliği, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde aşırı bir kendisine bakılma gereksinmesinin olmasıdır. Ruh sağlığı kliniklerinde en sık karşılaşılan kişilik bozukluğudur. Ancak çoğunlukla, bağımlı kişilik bozukluğu nedeniyle değil, başka birinci eksen sorunları için başvururlar.

    • Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazlarsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çekerler. Birşey alacakken başkalarının fikirleri kendi fikirlerinden önemlidir. İhtiyaçları varken bile, fikir almazlarsa, kendi başlarına alışverişte zorlanırlar.
    • Yaşamlarının çoğu önemli alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyarlar. Davranışlarının sorumluluğundan kaçmak için sürekli tavsiye alırlar, aldıkları tavsiye doğrultusunda hareket edip sonuçtan tavsiye aldıkları kişileri sorumlu tutarlar.
    • Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla, başkalarıyla aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çekerler.
    • Doğru yapıp yapmadıklarına ya da yeteneklerine ilişkin korkularından ötürü, tasarıları başlatma ya dakendi başlarına iş yapma zorlukları vardır.
    • Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için, hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar, aşırıya giderler.
    • Kendilerine bakamayacaklarına ilişkin aşırı korkuları nedeniyle, tek başına kaldıklarında kendilerini rahatsız ya da çaresiz hissederler.
    • Yakın bir ilişkileri sonlandığında, bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girerler. Yakın bir ilişki içinde oldukları insanlarla bağları koptuğunda büyük yıkım yaşamış gibi görünseler de kısa sürede bağlanacak başka biri için arayışa geçerler ve bulurlar.
    • Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı korkuları üzerine, gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorarlar.

    3-Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

    Temel özellikleri düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu nedenle işlevsellikleri önemli ölçüde kısıtlanır. Genel popülasyonda %1, psikiyatri kliniklerinde %3-10 oranında rastlanır.

    • Yapılan etkinliğin asıl amacını unutturacak derecede ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp dururlar.
    • İşin bitirilmesini zorlaştıran bir mükemmeliyetçilik gösterirler (örneğin; kendisine özgü aşırı katı ölçütler karşılanmadığı için bir tasarıyı tamamlayamazlar). İşkoliktirler. Boş vakitlerinde dahi iş veya yapılması gereken herhangi bir şey vardır ve hiçbir zaman boş vakitlerini eğlenerek geçirmek istemezler. Eğlenceye vakit ayıramayacak kadar yoğun olduklarını, yapılacak tamamlanacak bir çok proje olduğunu düşündükleri için zorlamayla bile olsa iş dışı bir aktivitede bulunduklarında huzursuz olurlar.
    • Boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından yoksun kalacak derecede kendilerini işe ya da üretkenliğe adarlar (bu durum ekonomik gereksinimleri ile açıklanamaz). Bir projeyi bitirmek için günlerce odasından çıkmayan, günlük ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan kişiler bu tipe örnektir.
    • Ahlak, doğruluk ya da değerler gibi konularda vicdanının sesini aşırı dinler ve esneklik göstermezler (bu durum kültürel ya da dinsel özdeşim ile açıklanamaz). Sadece kendi davranışlarında değil bulundukları çevreden insanların da ahlaki, kültürel ve hukuki kurallara kendileri gibi uymasını beklerler. Aksi halde öfkelenirler. Veznede kuyruğa girmeyen birini gördüklerinde tartışırlar, kırmızıda geçen birini görünce laf atıp huzursuzluk çıkarabilirler.
    • Özel bir değeri olmasa bile eskimiş ya da değersiz şeyleri elden çıkaramazlar. Antikacı gibidirler. İleride lazım olur diyerek eskimis hiçbir şeyi elden çıkaramazlar. Giysi, defter, kitap ya da bozulmuş herhengi bir şey her zaman onlar için ileride lazım olur’dur.
    • Başkaları, tam olarak kendisinin yaptığı gibi yapmayı kabul etmedikçe, görev dağılımı yapmak ya da başkalarıyla birlikte çalışmak istemezler.Herşeyin yapılışında belli bir kural olduğunu düşünürler. Diğerleri farklı yolla yaptığında huzursuz olurlar. Örneğin kahve yapımında bile belirledikleri ya da sevdikleri sıra dışına çıkılınca huzursuz olurlar.
    • Para harcama konusunda hem kendilerine hem de başkalarına karşı cimri davranırlar; para, gelecekte ortaya çıkabilecek felaketler için biriktirilmesi gereken bir şey olarak görülür. Makul olanı gerektiğinde harcayıp kalanını kötü günlere biriktirmektir fakat OKKB li kişiler gerektiğinde dahi harcamaktan kaçınır mümkün olsa kazandıkları tüm parayı biriktirirler. Mecburi harcamalarında bile huzursuz olurlar.

    NEDENLERİ

    Kişilik bozuklukları multifaktörlüdür. Sosyoekonomik durum- genetik- aile- biyolojik rahatsızlıklar gibi birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Doğum öncesi, sırası ve sonrası meydana gelen merkezi sinir sistemi bozuklukları, ebeveynlerin çocuk yetiştirirken takındıkları tutum, kültürel ve sosyal faktörler, beyin rahatszlıkları, biyolojik faktörler ve bilinçaltında yatan birçok sebepten ve bunların etkileşiminden ötürü kişilerde kişilik bozukluğu gözlenebilmektedir. Dikkat eksikliği olan çocukarda antisosyal kb görülme ihtimali yüksektir. Aynı şekilde, çok ağır, baskıcı bir tutum sergileyen ailelerde aşırı uysal, çekingen kb, düzensiz, aile yapısı oturmamış/boşanmış ailelerin çocuklarında antisosyal kb gelişebilir.

    TEDAVİ

    Kişilik Bozuklukları tedavi yöntemleri çok çeşitlidir. Farmoterapi, psikoterapi, grup ya da aile terapisi, bireysel terapi en tercih edilen metodlardır. Fakat en etkili olan medikal tedavi ile paralel ilerleyecek olan psikoterapidir.

    ŞEYMA KOÇAK

    Teşekkürler Şeyma; kişilik bozukluğu, kişinin kültürüne göre beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, sürekli bir iç yaşantı ve davranış örüntüsüdür. Kişi esnek değildir; inatçı bir şekilde davranış ve düşünceyi tekrar eder. Ergenlik yada genç erişkinlikte başlar, zamanla kalıcı olur, insan ilişkileri bozuk, iş ve eğitim başarısı düşük, evliliğini sürdürebilme ihtimali düşük, psikiyatrik, bedensel hastalık ve kazalara yatkınlık, alkol ve madde bağımlılığı ve KRONİK MUTSUZLUK hayatında hüküm sürer.

    Kişilik bozukluğu ile başetmek için küçük öneriler:

    Paranoid KB: Patronunuz veya yakınınızsa, ona asla şaka yapmayın, ayrıntılı sohbete girmeyin, daima saygı ölçüsü içersisinde olup, iletişimi kesmeyin. Asla yalan söylemeyin, doğru anlaşıldığınızdan emin olun, şüpheleri ile başedemiyorsanız psikiyatrik yardım alın.

    Şizoid KB: Nasılsa içe kapanık deyip, kendi haline bırakmayın, ama onu sosyal biri haline getirmeye asla çalışmayın, onu lider ya da müdür yapmaya çalışmayın. Çok zeki ise çok iyi bir uzman olabilir. Psikotik belirtiler gösterirse psikiyatrik yardım alın.

    Şizotipal KB: Patronunuz olma ihtimali biraz düşük, sıradışı farklı kişilerden hoşlanıyorsanız, eşinizse yada aileden biri ise modanın öncüsünün onlar olduğunu bilir. Hayatınızda fallara, medyumlara yer varsa, çok renkliliği ve farklılığı ile mutlu olmaya çalışın.

    Borderline KB: Kendisini de, çevresindekileri de bir yere çarpar, bir yere çıkarır, duygulanımı dalgalıdır. Sizin özgüveniniz sağlam ve başkalarının onayı ile çok ilgilenmiyorsanız sorun olmaz. Kendisi zaman zaman çok acı çektiği için, intihar söylemini dikkate alın.

    Histriyonik KB: Eşinizse; onu siz seçtiniz, gündelik hayatınızı renklendiren minik gösteriler izliyorum deyip içinizden gülün. Paranoid özellikleriniz varsa ve kıskançsanız ondan uzak durun. Flörtöz özellikleri sizi aldatacağı anlamına gelmez ama siz buna dayanabili rmisiniz? iyice düşünün. Fazla empatik davranırsanız, duygusal gösterileri sizi yorar tükenirsiniz.

    Narsistik KB: Bu kişi ile ya efendi köle ilişkisi kurun yada kaçın. Anlaşılmayı beklemeyin (hakikaten ayna nöronları çalışmıyor). Saygı göstermeyip, saygı beklerler. Sevgi gösterdikleri zaman, sizden istedikleri yada bekledikleri daha büyük bir şey için böyle davranabilirler. Ayna nöronların görevi şöyle; biri karşınızda ağlarsa sizinde ağlayasanız gelir, birinin öfkesi yada sıkıntısı sizede bulaşır. Empati noksanlığı olan Antisosyal KB veya Narsistik KB sizi anlamasını bekleyerek yorulmayın, onlara kızmakla bile enerjinizi harcamayın, kendi haklarınızı koruyun, (onlarında hakkını çiğnemeden). Zekaları iyi ise sizinle iyi ilişkiler kurabilmek için geri adım atabilirler. Narsistler iyi bir zekaya sahiplerse lider, yönetici, müdür vs. konumunda olurlar. Eşinizse işiniz zor, bir antisosyalle evliyseniz herkes sizin çektiğiniz sıkıntıyı anlar ama bir Narsistle evli iseniz “dışı sizi içi beni yakar” atasözü onlar için söylenmiştir. Hem hayatınızı köle gibi yaşayıp hemde tüm sosyal çevrenizce suçlanmaya dayanabilmek için hayli güçlü olmanız gerekiyor, iyi bir avcı olan Antisosyal ve Narsistler, çekingen ve bağımlı karekterler eş olarak seçip, kendilerine benzeyen Antisosyal ve Narsist sevgililer edinebilirler.

    Mütevaziliğinizi kesinlikle enayilik olarak değerlendireceklerdir. Sağlıklı insan olmak için “iyi insan değil, normal insan, olmalısınız. Gerektiği kadar evet ve hayır’ı kullanın. Kendi bedenini, benliğini, ekonomisini koruyan kollayan biri olmanız ruh sağlığınızın geleceği için yararlıdır. Kısacası HAYATIMIZIN ve GELECEĞİMİZİN YÖNETİMİNİ KİMSEYE VERMEYİN. Narsist, babanız, kocanız, patronunuz, hocanız, oğlunuz olsada, haklarınızı, ekonominizi, paranızı korumada kararlı olun, yumuşak karnınızı göstermeyin, kullanırlar.

    Antisosyal KB olanı herkes tanır. Kaldırımınızı bile değiştirirsiniz. Beyaz yakalı antisosyaller daha çok can yakar. Kolayca gösterdikleri gözlerinin beyazları onları ele verir. Asla korkmayın uygunsa UZLAŞIN, mesafeli olun, sınırlarınızı çizin, sizde gözlerinizin beyazını gerekirse gösterin. Korkunuzu gözlerinizde görürlerse isteklerinde sınır tanımazlar. ASLA TESLİM olmayın. İşi nereye götüreceklerini asla tahmin edemezsiniz zihinleri zira çok farklı çalışıyor.

    ÇEKİNGEN öğrencinizse daha çok tahtaya kaldırın, eşinizse onun yerine yapamadıklarını yapmayın. Çocukluk travmaları da olabilen çekingenlerin yaralarını; iyi bir aşk, güzel bir evlilik ve ebeveyn olmak sarar. Zekası iyi ise verimli olur başarısını ortaya çıkarabilirsiniz.

    Bağımlı KB; sorumluluk vermek için yönlendirin. Sürekli sizden onay beklerler, önce onlara sorun genellikle doğru kararı vermişlerdir siz onların kararını onaylayarak kendilerine güvenmelerini destekleyin.

    Obsesif kombulsif KB; olanlar çevrenizde ise size sürekli ebeveynlerinizi hatırlatırlar. Mükemmelliyetçilikleri ile sıkılabilirsiniz ama etrafınızda çekildiklerinden ne kadar yükünüzü hafiflettiklerine şaşarsınız. Ayrıntılarla uğraşırken ANA HATLARI gözden kaçırırlar. Siz onlara uyup ayrıntıda boğulmayın problemelere geniş açı ile yukardan bakın.

  • Panik Atak Nedir?

    Panik Atak Nedir?

    Aniden  gelen  endişe hissi ile beraber, şiddetli anksiyetenin  ve korkunun da eşlik ettiği periyotlardır.  Ataklar genellikle 5-10 dakikalık süreçte  hızlıca yaşanır. Fakat  saatlerce sürmüş hissi uyandıran atak insanların hayatını mahveder. Panik  Atak kişilerin yaşamlarını olumsuz  etkileyen, yaşama sevincinçlerini yok eden, attığınız her adımda verdiğiniz her kararda sizi gölge gibi  arkanızdan takip eden yaşamınızı  kısıtlayan,  dünyayı dar edendir.

    PANİK ATAK ESNASINDA YAŞANANLAR:

     Panik atak esnasında yaşananlar hasta için çok gerçekçidir ve korkutucudur. Her ne kadar belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterse de; 

    Vücudumuzda İlk atak beklenmedik bir anda  çarpıntı ile birlikte kalp atışlarının hızlanması ile göğüsün sıkışması ve göğüs ağrısı ile  başlar.Göğsünde sıkışma daralma hissi yaşanır. O anki endişeyle insan vücudun da sıcak basması,  soğuk soğuk terlemeler görülür. Kişiler genellikle bu esnada eyvah kalp krizi geçiriyorum  diye korku yaşarlar,  hızlı ve derin nefes alma veya nefes alamama hissi, nefes darlığı, boğuluyormuş gibi olma, soluğun kesilmesi, boğazda yumru hissi, ölüm korkusu, el ve ayak parmak uçlarında uyuşma gibi fiziksel belirtilerle birlikte kontürolu kaybetme ya da çıldıracak gibi olup aklını kaybetme ve çıldırma  korkusu yaşar, gerçekle bağlantının kopması, benliğinden ayrılıyormuş gibi olma, evden çıkamama korkusu toplum içinde bayılma korkusu gibi birçok korkuyu atak esnasında yaşar. 

    Bunları  yaşayan kişi çoğu zaman hastanelerin acil bölümlerini ziyaret eder. Hastaya yapılan tetkiklerden sonra ‘hiçbir şeyi’ olmadığı söylenir. Bu durum kişide dahada korku yaratır. Etrafında ki kişiler tarafından  ’’ hastalık hastasısın hastanelere de gidiyorsun hiç birşey yok, bir şey çıkmıyor’’ diye söylemlere maruz kalır. 

    Yaşadığı şeyden korkarak acaba bir daha olacakmıyım diye beklemeye başlayarak ve bir daha olmasından korkarak yaşamaya devam etmeye çalışır. Başka doktorlara gidilir, check-up yaptırılır ve bir şey çıkmaz. 

    Hastanın morali çok bozulur. Acil ziyaretlerinden birinde panik atak teşhisi konana kadar bu kısır döngü devam eder.

    Bir Bakışta Panik Bozukluk Belirtileri Şunlardır:

    1- Kalp çarpıntısı, artan nabız

    2- Nefes alıp vermede zorlanma

    3- Göğüs bölgesinde ağrı, sıkışma hissi

    4- Titreme

    5- Boğuluyormuş gibi hissetme

    6- Bulunulan ortamdan kopma, gerçek dışı hissetme

    7- Terleme

    8- Mide bulantısı

    9- Baş dönmesi, gözlerin kararması, bayılma

    10-Sıcak veya soğuk ter basması

    11-Parmak uçlarında uyuşma veya karıncalanma

    12-Ölüm korkusu

    13-Kontrolü kaybetme korkusu, delirme korkusu

    14-Kaçma isteği 

    Panik Atak da  bu belirtilerden en az  4 ya da daha fazlası bulunur.

  • Psikanalitik Psikoterapi nedir?

    Psikanalitik Psikoterapi nedir?

    Terapi arayışı içinde olmayı son derece olumlu bir şey olarak adlandırır, hayata olan inancın ve umudun, aynı zamanda sağlığın bir göstergesi olarak yorumlarız. Psikanalitik psikoterapi, bireyleri kökenleri geçmişe dayanan, fazlasıyla zorlayıcı ve tekrar eden davranış kalıplarına bağlı kalmaktan kurtarır. Geçmişte bireylere duygusal ve fiziksel olarak zarar vermiş durumlara bir cevap olarak savunmalar oluşur. Maalesef yıllar içinde, bu davranış kalıpları, duygusal olarak bizi besleyen ilişkiler yaşama yetimizi, özgürlüğümüzü ve gelişimimizi kısıtlayan yükler haline gelebilir.

    Kişisel hikâyenizi mümkün olduğunca dürüst ve açık bir şekilde ifade etmeniz psikanalitik psikoterapide son derece faydalı olacaktır. Terapistiniz ilk olarak size iç görü edinmenizde yardımcı olur. Terapi sürecinde, hayatınızı sözlere döktüğünüzde anlarsınız ki, ona başka bir anlam katmış olursunuz. Ve geçmişi daha farklı değerlendirebilirsiniz. Terapide, geçmişi nasıl anlamlandırdığınız değerlendirilir, aynı zamanda geçmişi farklı değerlendirdiğinizde yaşamı algılayış ve yorumlayışınız da bununla paralel olarak değişecektir. Terapinin amacı bir yerde bir suçlu bulmak değil, anlamak ve affetmektir. Ve bu affetme süreci, sadece başkalarına yönelik değil, çoğu zaman kendimizi affetmemize yöneliktir.

    Danışanlarımız, aşağıda sıralanan nedenlerden ötürü Psikanalitik Psikoterapiyi tercih ederler:

    • Duraksayan ve ilerleyemeyen ilişkilerine, yaşamlarındaki özel bir duruma ya da işlerindeki bir olumsuzluğa yapıcı bir yanıt bulma,

    • Yakınlarıyla paylaşamayacağı duygu ve düşüncelerini hiç çekinmeden paylaşabilecekleri güvenli bir alan bulma,

    • Kendilerini tarafsız olarak dinleyebilecek birisiyle konuşma,

    • İlişkilerinde tekrarlayan davranış kalıpları nedeniyle bir kısır döngüye dönüşen durumlar hakkında ya da başarılı olma potansiyellerini aslında kendilerinin engelledikleri konusunda içgörü edinme

    • Kendileriyle ilgili olumsuz düşünceler ve duygularla mücadele etmek için yardım alma

    • Yalnızlık, izolasyon ve yabancılaşma duygusu ile başa çıkma