Kategori: Psikoloji

  • ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    ACILI SEKS – VAJİNİSMUS

    Vajinismus istemsiz kasılma veya vajinan içine bir nesnenin girilmesiyle (tampon, parmak, penis, 

    spekulum), “aşk kasları” adını verdiğimiz pelvik taban kaslarının refleks sonucu kasılmasıdır. Aşk 

    kaslarının kasılması rahatsızlıktan kaynaklanan acı, yanma ve ağrıya neden olur. Vajinismus birincil 

    (yani yaşam boyu) ya da ikincil (normal cinsel fonksiyondan sonra meydana gelen) olabilir. Ayrıca 

    genel (tüm durumlarda ve herhangi bir nesne ile oluşabilir) ya da durumsal (partner ya da 

    partnerlerle olan bazı durumlarda veya tam tersi cinsel ilişkiyle değil de tampon veya spekulum 

    takılırken de) olabilir.

    Vajinismuslu kadınlar sık sık vajinalarının “çok küçük” olduğunu ve vajinalarının kapalı olması gerektiğini 

    düşünürler ve her cinsel ilişki deneyiminde acı ve ağrı duyarak eşlerini iterler. Oysa yaşadıkları sadece negatif bir 

    hipnoz halidir, bir hayaldir! Gerçek olan vajina çevresindeki aşk kaslarını kontrol etmeyi öğrenmeleridir.

    Cinsel ilişki sırasında yaşadığım ağrının vajinismus olduğunu nasıl anlarım?

    Vajinismus sorunu olan çift cinsel terapiste birkaç soru sorduktan sonra, terapist bu sorular üzerinden onlara en 

    doğru cevabı verecektir. Vajinismus ağrısı genellikle cinsel birleşme teşebbüsü (penetrasyon) ile oluşur. Bu 

    durum genellikle partnerinin penisini vajinaya sokmaya çalıştığı zaman başlar fakat her zaman değil. Ağrı 

    genellikle yanma veya parçalanma hissi yaratır. Kadınlar bu acıyı “Sanki partnerimin bir duvarıma çarpıyor!”, 

    “Sanki partnerimin penisi benim için fazla büyük!” ya da “Parçalanıyormuşum gibi hissediyorum!” diye tarif 

    ederler. Bu acı cinsel ilişki ilerledikçe gelişebilir veya gelişmez, yani dayanılmaz bir acı olmadığı zamanlarda olur. 

    Vajinismus kadınları genellikle tampon kullanırken ya da jinekolojik muayene olurken rahatsız olurlar fakat her 

    zaman değil.

    Ağrı kafamın içinde mi?

    Vajinismus öğrenilen bir reflekstir. Yani vajinismuslu bir kadın ağrılı bir cinsel deneyim ya da acı veren vajinaya 

    başka bir nesnenin girmesi teşebbüsü yaşadığında, aşk kasları dokunmaya veya girişe karşı kasılmayı öğrenir. 

    Sonradan herhangi biri veya kendisi vajinaya bir şey sokmaya çalıştığında, vajina ve aşk kasları kadının isteği 

    dışında gelişen refleks ile ağrıdan korunmak için kendini “kapatır” yanı kasar. Aşk kaslarındaki kasılma fark 

    edilebilir düzeyde bir ağrıya neden olur.

    Vajinismus ne kadar yaygındır?

    Vajinismus, oldukça yaygın olan bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus kadınları bu konuda utandıkları için 

    kimseye bir şey diyemezler. Böyle yapmak oldukça kötü bir seçimdir, çünkü vajinismus ister birkaç ayda ister 

    birkaç yılda fark edilsin, sonuçta tedavisi oldukça kolaydır. Vajinismus birçok kadının hayatının belli bir döneminde 

    olabilmektedir. Vajinismus, cinsel birleşme sırasında ağrı ve aşk kaslarındaki kasılma nedeniyle, partnerin 

    vajinaya hemen girememesi gibi hafif rahatsızlıklarla kendini gösterebilir. Yıllardır birlikte olan ve vajinismustan 

    dolayı hiç cinsel ilişki yaşamamış birçok çift vardır. Bu çiftler “üste boşalma şeklinde gebelik” (partnerin 

    spermleri vajina yoluna bırakılır ve yumurtanın döllenmesi sağlanır) yoluyla çocuk sahibi olmaktadır. Birçok 

    vajinismuslu kadınının oldukça aktif bir seks yaşamı vardır; sadece penis vajina birlikteliğini içeren cinsel birleşme 

    yoktur. Çiftler bazen bir şeyleri değiştirmeye çalışmadan ellerinde olanlarla yetinirler ve bundan mutlu olurlar.

    Vajinismus sorunum için ne yapmalıyım?

    İyi haber, vajinismusun %100 tedavisi var; istemsiz kasılan aşk kaslarını ve daralan vajinayı nasıl kontrol edip 

    rahatlanacağını öğrenmenin basit bir yolu var. Kötü haber ise; bu bir gecede olabilecek mucizevî bir şey değil, 

    birkaç gün ya da birkaç hafta boyunca “aşk oyunları” adını verdiğimiz basit egzersizleri (Kegel egzersizleri, 

    sevişme, mastürbasyon, parmak egzersizleri, vb.) yapmak gerekiyor. Ne kadar süre egzersiz yapılacağı; 

    egzersizlere ne kadar sağdık kalındığına ve vajinismus probleminin ne kadar süredir olduğuna bağlıdır. Bu 

    egzersizler yapıldığı süre boyunca, cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Birkaç gün belki de birkaç hafta cinsel ilişkide 

    bulunulmayacağını çiftin bilmesi gerekiyor. Hazır olamadan teşebbüs edilen her cinsel ilişki deneyimi; kadının 

    daha çok acı çekmesine, olumsuz aşk kası reflekslerinin aşırı artmasına ve vajinismustan kurtulma sürenin 

    uzamasına yol açar. Yine de oral seks veya sevişme gibi çiftin zevk alabileceği diğer her şeyler yapılabilir.

    Aşk oyunlarını nasıl oynarım?

    Kegel egzersizlerini yaparak işe başlamak gerekiyor. Kegel egzersizleri aşk kaslarının kasılıp gevşetilmesi 

    yoluyla, onları çalıştırmayı ve aşk kasları adı verilen bu kaslar üzerinde iradeyi kontrolü amaçlar. Kegel 

    egzersizleri birçok açıdan faydalıdır. Hem vajina kasları üzerinde kadının kontrollü olmasını sağlar, hem orgazm 

    şiddetini arttırır, hem de vajinayı toparlar. Kegel egzersizlerini düzenli olarak yapmak gerekiyor. Şimdi hem Kegel 

    egzersizlerinin hem de parmak egzersizlerinin nasıl yapıldığına bakalım:

    “Hangi kas gruplarınızı çalıştırmanız gerektiğini öğrenmek için öncelikle idrarınızı yaparken idrarı yarıda kesin ve 

    hangi kasları kullandığınıza dikkat edin. Bu sırada karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin. 

    Vajinanızın içinde bir kalem var ve onu düşürmek istemiyormuş gibi hayal edin ve bu sırada kasılan kaslarınız aşk 

    kaslarınızdır. Veya vajinanızın içine işaret ve orta parmaklarınızı yerleştirin ve parmaklarınızı sıkıştırmaya çalışın. 

    Bu esnasında çalışan kaslarınız aşk kaslarınızdır. Her birim egzersiz esnasında aşk kaslarınızı 5–10 saniye 

    süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5–10 kez uygulayın. Bu birim egzersizi günde 

    5–10 kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Egzersizler esnasında normal 

    nefes alıp vermeye ve yalnızca aşk kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz. Kegel egzersizleri adını 

    verdiğimiz bu egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulanabilirsiniz. Asla dışarıdan bu 

    egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu egzersizleri her gün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin. 

    Bu şekilde aşk kaslarınız üzerinde istemli bir denetim sağlayabilirsiniz…”

    Bir süre sonra, bu egzersizler önce bir parmak ile başlayıp sonra üç parmağa kadar çıkıp, parmaklar vajinaya 

    sokularak yapılmalıdır. Bu sırada tırnakların kesilmiş olması ve kayganlaştırıcı olarak da bebe yağının 

    kullanılması gerekmektedir. Neden parmaklar? Acıma durumunda, kadının kolayca hareket ettirebileceği en kolay 

    şey parmaklarıdır. Eşlerin parmaklarını kullanıp kullanamayacaklarını kadınlar bazen merak ederler fakat 

    eşlerinizin parmaklarını kullanması tam anlamıyla kadınların kontrolünde olmadığı için bir süre beklenmelidir. İlk 

    önce kadınlar kendileri yapmalıdır. Böylece kadın, eşini ağrı ile ilişkilendirmemiş olur. Çoğu kadın bu egzersizleri 

    doğal esneklik sağlayan suyun bulunduğu bir küvette yapmaktan veya egzersizler sırasında mastürbasyon 

    yapmaktan zevk alır.

    Cinsel ilişki yaşayabilmek için ne kadar süre egzersiz yapmak zorundayım?

    Vajinaya iki parmak almak problemin süresine ve egzersizlerin zamanında yapılmasına bağlı olarak günler veya 

    haftalarca sürebilir. Ağrı çekmeden, birkaç dakika boyunca kadın vajinasına iki parmağı sokabiliyorsa veya eşinin 

    iki parmağını alabiliyorsa, cinsel ilişkiye girmenin zamanı gelmiş demektir. İlk birkaç dakika kadının üstte olduğu 

    bir cinsel ilişki pozisyonu denenmelidir, böylece kontrol onun elinde olacaktır. Sanki bir bağırsak hareketiymiş gibi 

    kadın eşinin penisini vajinasına yerleştirerek ve bunu dışarı iterek deneyebilir. Bu aynı zamanda kasları dışarı 

    itmek ve daraltmaktır. Acı verdiği takdirde kadın durmalı, aşk kaslarını kasıp, sonra rahatlatmalıdır. Vajinanın 

    içindeki penisi birkaç dakika kımıldatmadan içerde tutmak hiç de fena bir fikir değildir. Bunu başarıyla yaptıktan 

    sonra kadın bir iki kez hareket ettirebilir böylece kontrolü eline almış olur. Bunu yapmadan önce kadın eşiyle 

    konuşmalıdır. Acı çekilmediği takdirde, bir sonraki sefer çift istediği her şeyi yapabilir.

    Aşk oyunlarını oynadığımda vajinismustan kurtulma şansım nedir?

    Gayet basit olan aşk oyunları başarıyla oynandığında ve cinsel travma öyküsünden kurtulunduğunda %100 başarı 

    beklenmektedir. Açıkçası kâbuslar görme ve eski travmatik görüntülerin göz önüne gelmesi, cinsel saldırı ve 

    kötüye kullanma gibi rahatsızlıkla varsa bunların cinsel terapist tarafında ele alınması gerekir. Eğer kızlık zarında 

    veya vajinada bir anormallik varsa, vulvar bezlerinin enfeksiyon kapması, inflamasyondan kaynaklanan 

    problemler nedeniyle acı çekiliyorsa egzersizler işe yaramayacaktır. Bu durumda önce bir jinekolog tarafından 

    organik sorunların tedavisinin yapılması gerekir.

  • PSİKOTERAPİ

    PSİKOTERAPİ

    Psikoterapi, bireylerin ruhsal yaşamlarında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh 

    sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Ruhsal bozukluklarından 

    dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, bireylerin kendilerini 

    tanımalarını sağlamak, iç çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri 

    azaltmak, ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi 

    diyoruz. Bir başka deyişle psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme 

    gücü yetersiz kalan kişilere, belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman 

    kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmet süreci olarak tanımlanıyor. Diğer bir değişle ise 

    psikoterapi, zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak 

    yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.

    PSİKOTERAPİST VE DANIŞAN…

    Yaşamda kaçınılmaz olan başarısızlıklarla, çelişkilerle ve düş kırıklıklarıyla baş etmek için psikoterapötik 

    uygulamalar büyük bir başarıyla kullanılıyor. Bu uygulamalarda psikoterapi yapan kişiye“psikoterapist” ve ondan 

    terapi alan geçen kişiye “danışan” adı veriliyor. Terapi mesleğinin etik ve ahlaki kuralları gereği, terapist 

    danışanıyla sosyal bir arkadaşlık yapamadığı gibi, para almadan terapi de yapamıyor. Terapist, danışanıyla 

    ilişkisinin çerçevesini belirliyor, ona göre ilkeli davranıyor ve danışanlarıyla sosyal değil, terapötik bir ilişki 

    kuruyor. Bu ilişki sırasında psikoterapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları soruyor:

    1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu 

    kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?

    2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?

    3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?

    İLK GÖRÜŞME…

    İlk seansta terapist ve danışan bir araya geliyor ve birbirlerini tanımaya yönelik ilk adımları atıyorlar. Bu adımlar, 

    aynı zamanda psikoterapi süreci devam ettiği takdirde, kurulacak olan bağın da temelini oluşturuyor. İlk seansın 

    gidişatını belirleyen, danışanın o an oradaki ihtiyacı oluyor. Bu nedenle, terapist tamamen danışanın açtığı 

    yoldan onunla birlikte ilerliyor. Bazen ilk görüşme yoğun duygu aktarımı içinde geçebileceği gibi bazen duyguların 

    daha geri planda tutulduğu bir bilgi alma ve terapi süreci hakkında bilgi verme şeklinde geçebiliyor. Terapist 

    danışanı görüşme odasına aldıktan sonra öncelikle kısa bir form üzerinde onunla ilgili bazı kişisel bilgileri (yaşı, 

    eğitimi, aile bilgileri, telefon numarası, vb.) not ediyor. Ardından görüşmeye başlanıyor. İlk görüşmede, danışanı 

    yardım arayışına yönlendiren sorunların ya da konuların neler olduğu üzerinde durmak önemli oluyor. İlk 

    görüşmede terapist danışanın kimlik bilgilerini öğrendikten sonra, “Şimdi sizi yardım istemeye getiren 

    nedir?”, “Size nasıl yardım edeceğimi düşünüyorsunuz?”, “Sizi buraya getiren nedir?”, “Sizi 

    dinliyorum…” gibi bir cümleyle görüşmeyi başlatıyor, danışanın sıkıntılarını ve kendi öyküsünü, kendi diliyle 

    anlatmasına olanak veriyor. Ancak, ihtiyaç duyduğu ya da açıklanması gereken konuları açmaya çalışıyor. İlk 

    görüşmenin ilk 30 dakikası genellikle danışanın kendini anlatmasıyla geçiyo ve son 15 dakika terapist konuşuyor. 

    Terapist danışanın hayatı, neler yaptığı, nerede ve kimlerle yaşadığı ve sorununun ne olduğuyla ilgili fikir sahibi 

    oluyor. Terapist danışanın anlattıklarının ne olduğu ile olduğu kadar, bunu nasıl anlattığı ile de ilgili oluyor. Neleri 

    önemsediğini, neleri seçtiğini, nelerin neleri çağrıştırdığını dikkatle takip ediyor. Bazen bir görüşmenin başında 

    danışanın söylediği bir şeyi, seansın sonuna doğru neden getirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla, sürecin takibi, 

    terapistin satır aralarını doğru okumasını sağlanıyor.

    ÇOCUKLUĞUN KORKULARI…

    Danışan yardım amacıyla terapiste başvurduğunda yalnızca sorunlarını değil, çocukluğunu, korkularını, 

    endişelerini, kişisel tarihini ve yılların ürünü olan kişiliğinin parçalarını odaya getiriyor ve bunlar çok değerli 

    malzeme olarak analiz ediliyor. Terapist, bunlara saygı duyuyor ve önce anlamaya çalışıyor. Örneğin; ayrılık 

    acısı, terk edilme korkusu, öfkeyle kendine zarar verme gibi şikâyetlerin ne demek olduğunu herkes bilir ama 

    bunların her kişi için anlamı farklıdır. Bu bağlamda çaresi de kişiden kişiye değişir. Ancak, danışanların çoğunda 

    psikolojik sorunların herkes tarafından aynı şekilde yaşandığı ve çözümlerinin de aynı olduğu izlenimi yaygındır. 

    Bu izlenim terapi sürecinde, ilk seanstan itibaren hazır çözümler beklenmesine yol açıyor. Oysa yaşanılan 

    deneyimler kişiye özeldir. Bu nedenle, terapistin danışanın yaşadıklarını tamamen onun bakış açısından 

    anlamaya gayret etmesi, gerekirse sorunu tanımlaması ve farkındalık uyandırma üzerinde çalışması gerekiyor. 

    Terapistin ilk amacı danışana yardımcı olup olamayacağına dair fikir sahibi olmak ve onun neden terapiyle 

    ilgilendiğini anlamak oluyor. Böylece terapist danışana terapi sürecinde nasıl bir süreç izleneceğine dair kısa bir 

    bilgilendirme yapıyor ve onu değerlendirme görüşmelerine davet ediyor ve ilk seans sona eriyor.

    DAHA İLK BAŞTA BİRÇOK SORU BELİRİYOR…

    Terapi için başvuran danışanın zihninde “Nasıl bir terapist ile karşılaşacağım?”, “Bir yabancıya kendimi 

    açmak nasıl olacak?”, “Beni anlayacak mı?”, “Güven duyabilecek miyim?”, “Nasıl bir yöntem 

    izleyeceğiz?”, “Neyi, nasıl anlatacağım, nereden başlayacağım?”, “Anlattıklarım gizli kalacak mı?”, “İlk 

    seansta sorunlarımın çözümüne geçebilecek miyiz?” veya “Devam edip etmemeye nasıl karar 

    vereceğim?” gibi birçok soru beliriyor. İlk görüşmenin sonunda terapist danışanın bu sorularına duruşuyla, 

    anlattıklarına yaklaşımıyla yanıt veriyor ve danışanı rahatlatıyor.

    HER ŞEY RANDEVU ALMAYLA BAŞLIYOR…

    Terapötik ilişki daha randevu alma sırasında başlıyor. Hatta birçok danışan daha randevu almadan önce belirli bir 

    duygusal beklenti ve yüklenme içine giriyor. Terapisti birisi önermiş oluyor, önerirken bir şeyler söylüyor, 

    danışanın terapiyle veya terapistle ilgili fantezileri, ön kabulleri oluyor, vb.

    “SİZ” DİYE HİTAP EDİLİYOR…

    Görüşmelerde danışanın bağımsız ve eşit bir kişiliği olduğunun hissettirilmesi önem taşıyor, bu nedenle ona hep 

    “siz” diye hitap ediliyor. İlk görüşmede duygusal gereksinimlerin arkasında neler yattığı henüz belli olmadığı için 

    karşılanmıyor ama ifade edilmesi için teşvik ediliyor. Çünkü dinamik bir görüşmede her zaman iki boyut birlikte ele 

    alınıyor; olaylar ve duygular. Olaylar belirtilmeden duyguların, duygular belirtilmeden de olayların fazla bir 

    anlamı olmuyor.

  • BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    BUZDAĞININ ALTINDA KALAN GERÇEKLER: Eşimden soğudum diyenler OKUSUN

    Yaşamdan örnek:

     65 yaşında baba anlatıyor: Kanser hastasıyım günlerim sayılı, iki kızım yanımda, ilk eşimden olan 

    bugün 38 yaşında olan oğlumu 35 senedir görmüyorum. Aramak sormak istiyorum hiç aklımdan 

    çıkmıyor  ama ona bir kez daha zarar verir miyim  diye korktum; size sormaya geldim.

    İlk eşim mahallede komşu kızıydı. 5 küçük kız kardeşim ve annem eve gelen gelini her akşam bana 

    kötülediler. Gençtim acemiydim oğlum 1 yaşında iken boşandım. Kısa zaman sonra tekrar evlendim. 

    Belirli aralıklarla eve aldığım oğlumu koynumda yatırdım, yokluğunda özledim. Biraz sert mizaçlı ikinci 

    eşimi önce uyardım, sonra gözdağı verdim nafile. Eve gelince suskun kedi gibi buluyordum oğlumu, 

    bir kez vücudunda çimdik izi buldum, bir günde iki gözünün altını mor halkalar halinde buldum.3 

    yaşında  ki  oğlum susuyordu . Boşandığım annesine onu hangi yüzle verecektim. Bir hafta iş yerine 

    götürerek oğluma kendim baktım. İkincisinden ikiz kızım olmuştu. Ben onu yere çarpmak istiyordum 

    ama kızlarımı emzirirken görüp aklım başıma geliyordu. 

    Soğuk iş yerinden sıcak evimize oğlum gitmek istemiyor ikinci eşimi görünce korku ile yaprak gibi 

    titriyordu. Göz altındaki morlukların sarı yeşile dönmesi iki haftayı aldı. Komşular görmüştü söylediler 

    duvara çarptığı oğlum bir müddet baygın kalmıştı. Kontrolümü kaybettim karımın saçlarını yola yola 

    dövdüm, yalvardı, yemin etti, pes etti, oğlumdan özür dilettim, başka bir yerde iş gösterilmişti bana, 

    çocuğu evde bırakıp gittim. İşim erken bitmişti sessizce evin bahçesine girdim, oğlum evin yukarıda 

    korkuluksuz  terasında yürüyor, karımda aşağıda kollarını açmış “atla oğlum” deyip bağırıyordu, 

    çocuğu durdurdum. Götürüp annesine bir daha onu görmemek üzere bıraktım. Ömrüm boyunca 

    oğlumun korkmuş kocaman gözleri, yastığımda beni hiç yalnız bırakmadı.

    Oğlumdan öğrendiklerimiz: 

    5 yaşında iken anneannemin kapısına gelen ve anneannemi silahı ile korkutan jandarma beynimde 

    asla silinmedi. Annem derki, o günden sonra 12 yaşına kadar ara ara yatağımı ıslatmışım. Bugün panik 

    atak ve kaygı bozukluğu hastasıyım. Beyin travması geçirdiğim için duvarlara çarpıldığımı 

    hatırlamıyorum. 3 yaşındayken sadece düğüne giderken beni yanına almayan annemin beni tamamen 

    terk ettiği korkusuna kapılışımı asla unutmuyorum. Babamı affettim, çünkü çocukluğunu öğrendim. 

    Babama yaşıt olan ve bana babalık yapan dayıları nehirde gölde balık avlarken, 5 kız çocuğundan 

    sonra dünyaya gelmiş ve sokağa bırakmadan büyütülmüş ve kişiliği zayıf gelişmiş babam, ne annemi, 

    ne beni, ne de kendini ömrü boyunca korumayı beceremedi. Duyduklarım hayatımı yöneten annesi 

    ve kardeşlerinden sonra üvey anne onu bir ömür ezmiş ve büyümüştü. Bu adamı tanıyorum ama 

    benim babam değil!!!

  • Psikolojik Danışmanlık

    Psikolojik Danışmanlık

    Gündelik yaşam içerisinde kendimizle, arkadaşlarımızla, karşı cinslerimizle ve eninde sonunda yaşam hedefimizle olan ilişkilerimizde her zaman çatışmalar,sorunlar ve zorluklar ile karşılaşırız.

    Sağlıklı kişi sorunsuz kişi değildir, sorun ortaya çıktığında bununla baş etme gücüne sahip kişidir. 

  • Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocuk ve Ergen Terapisi

    Çocukluk ve ergenlik kendine has olarak belirgin şekilde çocuğun ve ergenin hızla değişim gösterdiği dönemlerdir. Fiziksel, sosyal, psikolojik, bilişsel açılardan hızla geçişler içermektedir. Bu dönem değişikliklerine uyum sağlamakta ve çevresel faktörler ile ilişki kurmada ve başa çıkmada bir takım güçlükler görülebilmektedir. Çocuk psikoloğunun ilk amacı bu süreçlerde destek olmaktır. Ardından başa çıkmada zorlandığı alanlarda sorunun çözümü için hem çocuk/ergene hem de ailesine yardımcı olmaktır. En önemli nokta hem çocuklar için hem de ergenler için kendi içlerinde bulunan güçlü yanların keşfidir. İşte terapi de kendi içlerinde bulunan bu güçlü yanları keşfetmelerini sağlamaktadır. Burada terapiste düşen en büyük görev de olumlu-şartsız-kabul süreci ve güven ilişkisidir.

    Çocuk Terapisi 

    Çocukluk dönemi kişilik gelişiminin oluşmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde öğrenilen davranışlar yetişkinlikte kişinin, karakterini, bilişsel yapısını, öz-güvenini, sosyalleşmesini, alışkanlıklarını, davranışlarını, tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Çocukluk kişilik gelişiminin en önemli kısmıdır. Bu sürece bir de, bu dönemde yaşanan, çevresel, psikolojik faktörler etkilenebilmektedir. Bu sebepledir ki, çocukluk dönemi patolojileri, çocuk psikologları tarafından, terapi ile çalışılmaktadır. İçinde bulunduğu süreci en sağlıklı şekilde atlatabilmesi, yetişkinlik yıllarında kalıcı bir takım patolojilerin oluşmaması ve ileride karşılaştığı durumlarda başa çıkma yollarını içselleştirmesi amaçlanmaktdır.
    Çocukluk dönemine ilişkin belirgin bazı davranış değişiklikleri bulunmaktadır. Çocukluk sürecinde gerek çevresel faktörlerin etkisi, gerek içsel sebeplerden dolayı davranış problemleri meydana gelebilmektedir.

    Davranış değişikliğine sebep olabilecek çevresel faktörleri şu şekilde sayabiliriz; aile içi şiddet, boşanma sürecinde olan ebeveynler, yakın birinin kaybı, v.b. Çocuklukta karşılaşılan davranış değişikliklerini de sıralamak gerekirse; alt ıslatma, parmak emme, kreş uyum problemleri, vurma, atma, içe kapanıklık-olağan dışı durgunluk, yaygın korkular, fobiler şeklinde sayılabilmektedir. 
    Bu dönem ile çalışılan en etkili terapi yöntemi oyun terapisidir.

    Ergen Terapisi

    Ergenlik kişiliğin oluşumu için önemli bir süreçtir. Mevzu kişiliğimiz olunca da onun oturması da çalkantılar, çatışmalar, uyum ve uyumsuzluklar yaratmaktadır. İnsan gelişiminin en önemli dönemi olduğundan bu dönem hem kendine has hem de kişiye özgü benzerlikler ve büyük farklılıklar göstermektedir. Bu dönemin temel karakteristik özelliklerinden birisi büyük bir değişimdir. Öyle ki bazen kişi kendi değişimini dahi yakalayamamaktadır. Kendisindeki hızlı değişime uymaya çalışmak bir çatışma yaratmaktadır. Terapinin özgül amaçlarından biri bu noktada kişinin kendindeki değişimi farketmesini sağlamaktır. Bir diğer karakteristik özelliği ise Kimliktir. Kişi kendisi olmaya başlamaktadır ve bir kimliğe bürünmektedir. Onu bekleyen realist hedeflere karşılık duygularını içeren maneviyat da sürece dahil olmuştur. Bunun sonucunda kişi duygusal değişiklikler, adaptasyon problemleri ve içe kapanma yaşayabilmektedir. Terapi bu noktada onun kendi gücünü keşfetmesine yönelik dinamiklere odaklanmaktadır. Aşağıda bu dönemde kişiyi etkileyebilecek çevresel faktörler ile bu döneme ilişkin sorunlar kategorize edilmektedir.

    Aile İçi

    • Uyuşmazlıklar ve çatışmalar,
    • Otorite çatışmaları,
    • Kardeş ilişkileri,
    • Ergenlikte yaşanan bir kayıp,
    • Ergenlikte aile bireylerinin boşanması,

    Kişisel

    • Cinsel ve bedensel gelişim,
    • Kimlik karmaşası,
    • Benlik algısı, 
    • Duygusal gelişim,
    • İlgi alanlarının belirlenmesi,
    • Cinsel kimlik,
    • Okul uyumu.

    Çevresel/Sosyal

    • Okul uyumu,
    • Otorite sorunları,
    • Arkadaş ilişkileri,
    • Öğretmen ilişkileri,
    • Meslek seçimi,
    • Sınav kaygısı,
    • Sınavlara hazırlanmada eğitim koçluğu programı.

    Ergenlikte karşılaşılan bazı davranış problemleri

    • Madde kullanımı/bağımlılığı,
    • Anksiyte,
    • Depresyon,
    • İntihar girişimleri,
    • Sosyal fobi
    • İçe kapanma,
    • Beslenme ve uyku problemleri,
    • Öfke ve saldırganlık,
    • Çekingenlik,
    • Saldırganlık.
  • OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

    OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

    Evham, endişe ve takıntılar günlük hayatımızı etkileyecek ve yaşam kalitemizi bozacak boyutta ise, OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK ’tan şüphelenmekte haklısınız.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

    Obsesyonlar: Kişinin zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir.

    Kompulsiyon: Obsesyonların sebep olduğu sıkıntı ve huzursuzluk hissini azaltmak ya da ortadan kaldırmak için yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

    OKB herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir.

    Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma, başkasına zarar vermekten korkma, hata yapmaktan korkma, rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma, ayıp veya günah şeyler düşünmekten korkma, düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı, onay alma çabası (tamam değil mi?).

    Yaygın Kompulsiyon Belirtileri:

    Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama, el sıkışmayı veya kapı koluna dokunmayı reddetme, kapı kilidini, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme, iş yaparken içinden sürekli sayı sayma, sürekli bir şeyleri belirli bir biçimde düzenleme, genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere veya düşüncelere takılıp kalma, belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama, İşleri belirli bir sayıda yapma, değeri olmayan şeyleri toplama ve ya biriktirme,

    Hipnoterapi ve diğer psikoterapi yöntemleri ile soruna çözüm bulmak için ilgili uzmanlardan yardım almak gereklidir.

  • PANİK ATAK

    PANİK ATAK

    Kontrolünü kaybedeceği hissi ile birlikte göğüste ağrı ya da kalp çarpıntısı, bayılacakmış gibi olma hissi, nefes almada güçlük ya da boğulma hissi, sıcak basmaları ya da üşüme, titreme ve sarsılma gibi belirtilerle ortaya çıkan Yoğun panik ve korku nöbetleridir.

    Panik atak çoğunlukla aniden ve uyarısız bir şekilde meydana gelir. Panik ataklar genel olarak 10 dakika içerisinde en yüksek seviyeye ulaşır ve nadiren bir saatten fazla sürer. Fakat bu kısa zaman içerisinde korku o kadar şiddetli olur ki öleceğinizi ya da kontrolünüzü tamamen kaybedeceğinizi düşünürsünüz.

  • DEPRESYON çözümsüz değildir….

    DEPRESYON çözümsüz değildir….

    Ümidininiz mi kayboldu yaşamdan keyif almıyor musunuz? Bu durum çözümsüz değildir. Yeter ki ruhsal destek alabileceği bir uzman ile buluşun!…

    Depresyon için önemli belirtiler:

    • Önceden yapılan işlerden ve aktivitelerden zevk almamak,
    • Gençlerde duygu değişiklikleri görülmesi, çabuk sinirlenmek,
    • Her gün sürekli kendini üzgün hissetmek, çökkünlük hali,
    • Ve (çok uyuma, uyku arasında sık sık uyanma, uykusuzluk çekme ya da az uyuma),
    • Bir işe motive olamamak, dikkatin çabuk dağılması, huzursuzluk
    • Kendini işe yaramaz, değeri olmayan biri olarak görmek, ölmeyi düşünmek,
    • Vücudun işlevlerinin azalması, cinsel isteksizlik, yorgunluk hisleri,
    • Geçmişi ve geleceği düşündüğünde karamsar olmak, yaptıklarından kendini sorumlu tutmak,
    • İntihar etmeyi düşünmek ve planlamak,

    Kişi yaşamının herhangi bir anında kendisi için önemli bir kayıp (sevdiği bir insan, önemli bir iş ya da yaşam hedefi vb) yaşadığında yukarıdaki belirtilerin hepsini ya da bir kaçını yaşayabilir. Kendisini bir depresyon içinde bulabilir.

  • İÇ SESİMİZ, İÇ SAATİMİZ

    İÇ SESİMİZ, İÇ SAATİMİZ

    İç sesimiz olduğu gibi iç saatimizde var. İç ses, yani  vicdanımız tartar durur, bu durum bizim sağlıklı normal bireyler olduğumuzu gösteririr. Kendini yaptıklarını bazen beğenmemek, vücudumuzun bazı kısımlarını beğenmemek, aşırıya kaçmamak kaydıyla normaldir. Tüm kusuru sürekli karşısında bulan ya vicdansız antisosyallerdir, yada şüpheci alıngan paranoidlerdir. Bedenini, benliğini aşırı beğenenler ise narksistlerdir ki bu empatisiz insanlar diğer insanlara hem tepeden bakarlar hem de saygı ve sevgiyi sonsuz isterler, kolaycada nankörlük yaparlar. Bazen iç sesiniz sizi yorar özgüveninizi zayıflatır, kafanızı karıştırır. Bu durumda karşınızda muhtemelen profesyonel bir beyaz yakalı yalancı vardır. Duygularınıza, düşüncelerinize, şüphelerimize kısacası kendinize güvenin içinize atmayıp sorun, cevap isteyin, kaçak güreşenle yüzleşin, onurunuzu kıran,sinirinizi bozan durumla yüzleşin. Karşı tarafın size sağladıklarından vazgeçmeye hazır olun. Zira siz susarsanız giderek artan tarzda ve sonsuz bir şekilde sizi enayi yerine koymaya devam edecek ve sizi eninde sonunda tüketecektir. 
    İç sesimiz gibi birde iç saatimiz var. Biz uyurken bile uyanık olan, onuda kurabiliyorsunuz, benim ki iyi çalışıyor, gece saat 03.00 da kalkacağım deyip saati kurduğumda, saat çalmadan uyanırım büyük olasılıkla, aynı şekilde bu iç saati sadece gece kalkmakla ilgili kurmayız. Hayatta öncede iç sesimizle planladıklarımız vardır bilinç altımıza işler, o yüzde kendi kendimizle konuşurken bile bilinç altımıza hep iyi şeyler söylemeliyiz ki kendimizi iyi şeyleri kovalıyor bulalım. Yoksa bilinç altı olumsuz mesajlarımıza göre bedenimizi kodlar.

  • İlk Çocuk mu Tek Çocuk mu Problemli?

    İlk Çocuk mu Tek Çocuk mu Problemli?

    Cevabı hemen söyleyeyim ilk çocuk. Tek çocukta zaten ilk çocuk değil mi? ilgili anne babanın tüm dikkatinin tek çocuk üzerinde toplanması, çocuğu bunalttığı gibi sağlıklı gelişimini engelliyor. Çocuğun şikayet de edemeyeceği anne babanın pozitif davranışları sebebiyle oluşan öfke ve kaygı uzun dönemde hastalıklara sebep olabiliyor. 
    Yaşamdan örnek: 24-25 yaşında yüksek eğitimli çok güzel bir kız. Eğitimi ona iyi gelir getiren iş sağlamış, kendisine layık bir erkek arkadaş,üstüne titreyen anne baba. İnsan yaşamdan başka ne ister dersiniz? Yüksek lisansını yurt dışında yapmış olan genç kızın, ana baba yanına Türkiye ye dönüşü kabusu olmuş. İnsanlar görmedikleri şeyleri aramazlar ama tatdığı şeyleri özlerler. Söz konusu ÖZGÜRLÜK ise ruhunuzda ki isyan dayanılmazdır. Bu güzel hanımın en çarpıcı sözü bu tür davranan anne babalara örnek olmalı diye yazıyorum “tabağımda ki yemeğin bile ne kadarını yiyeceğime asla ben karar veremiyorum, o kadar herşeyime karışıyorlar” Biyolojik babasından annesi ayrıldığında 2 yaşında olan danışanın, annesi tekrar evlenince onu büyüten babası ile tanışmış. Büyüten baba kızı öyle çok seviyor ki, çok genç yaşta olmasına rağmen kendi kanından bir çocuk istemiyor. Olurda onu daha çok seviyorum zannederde üzülür diye. Çok eğitimli, geliri yüksek anne baba ile üstüne titreyerek büyütülüyor. Günümüz koşullarında erkenden emekli olan genç anne babanın ‘akşam nerde kaldın? Nereye gidiyorsun? ‘ Sorularından ve kişilik sınırlarının çiğnenmesinden öyle bezmişti ki bunu ailesine söyleyemiyordu.
    Sonuç;  ona ailesine köpek almasını söylemişim, almış. 1,5 sene sonra ilacını kesmem için geri geldiğinde çoktan evlenmiş, tekrar özgürlüğüne kavuşmuş, eşine sınırlarını çizdirmemeyi başarmış, mutlu bir genç kadın olmuş. 1,5 senelik köpekleri anne babasına öyle ilaç olmuş ki kendiside hayli şaşırmış. Bende genç çiftin çok özledikleri köpek için annelerine her hafta sonu gidiyor olmalarına ve köpeği kendilerine istiyor olmalarına şaşırdım. Yeni önerim genç çifte kendilerine bir yavru köpek almaları oldu.
     Çocuklarımızın elinden kaşığını almayalım, sen dökersin beceriksiz mesajı alır özgüveni zedelenir. Çocuğun hangi saatte, ne yiyeceğine,nerede yiyeceğine anne baba karar verebilir ama ‘ne kadar’ yiyeceğine çocuk karar vermeli. Burnunu sıkıp ağzına dökmek hem çocuğun özgüvenine, hemde bedenine eziyet olur. Sonuçta bugün obezite tedavisi gören gençlerin sebebi bu tutumdur. İyi anne babanın tanımı; çocuğunu en iyi besleyen, en çok seven,en çok para bırakan, en çok okutan değil, KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLEN EVLAT YETİŞTİREN dir.