Kategori: Psikoloji

  • PANİK ATAK HİPNOZLA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ

    PANİK ATAK HİPNOZLA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ

    Heyecanınızı kontrol edemeyip beninizi kontrol altına almaya başladıysa, nefes alamıyor veya kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi hissediyorsanız, sinirleriniz boşalıyormuş gibi kendinizi aşırı kötü hissediyorsanız PANİK ATAK olabilirsiniz. Bağışıklık sistemi gibi sinir sistemi de çökebilir ve dışardan anlaşılan bir şey olmasa bile bu içerde bir deprem gibi yaşanır ve kişinin dengesini alt üst edebilir. Aşırı stres, duygusal sıkıntılar, tükenmişlik sendromu, aşırı mutsuzluk, güvensizlik, endişe bunlara neden olabilmektedir.

    Panik Atak Belirtileri

    Aniden gelişen korkular, kabin ritimsiz veya hızlı çalışması, terleme, ölecekmiş veya bayılacakmış gibi hissetmek, nefesin yetmemesi, boğulacakmış gibi hissetmek en belirgin fizyolojik özelliklerdendir. Kişi kendini aniden bir korku içinde bulur ve aşırı kalp çarpıntısı, terleme gibi bazı fizyolojik belirtiler gösterir. Yalnız kalmak istemez ve hemen bir doktora gitme ihtiyacı duyar.

    Panik Atak ve Sosyal Fobi Birbiriyle Karıştırılır

    Terleme, aşırı heyecanlanma, ortamdan kaçma, aşırı sıkılma, bedensel tepkilerini kontrol edememe durumu toplum önünde konuşmak durumunda kalan, sosyal ortamlara girmekten kaçınan, buna zorlandığında ise kendini aşırı kötü hissedenler aslında “Sosyal Fobi Sendromu” yaşarken. Panik atak geçiren nerde ne zaman nasıl olacağını kestirmediği ani bir duygusal boşalmayla bu durumu yaşar ve sosyal fobik’lere göre daha şiddetli yaşar. Sosyal fobisi tetiklenen doktor aramazken panik atak hastası doktora ihtiyaç duyar.

    Panik atağa sebep olabilecek diğer ihtimaller;

    • Taciz

    • Yaşamsal değişiklikler

    • Hastalık

    • İlişkiyle ilgili kaygılar

    • Epilepsi

    • Depresyon,

    • Aşırı kahve tüketimi,

    • Sevilen birinin ölmesi

    • İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler

    • Tiroid hastalığı,

    • Zihnin aşırı uyarılması

    • Kalp hastalıkları,

    • Vitamin yetersizliği,

    • Kan şekeri düşmesi,

    • Kapalı ortamlarda uzun süre kalmak

    • Uyuşturucu veya uyarıcı maddeler kullanmak

    Panik Atağı Neler Tetikler?

    Panik atak aşırı kaygılı bir zihinsel durum karşısında bedenin savunma sistemlerini harekete geçirmesi ile birlikte bedende oluşan anomaliler diyebiliriz. Mesela haberleri izlerken ölüm haberleri verilen birinin sizin tanıdığınız biriyle isim benzerliği olması bunu tetikleyebilir ve zamanla sadece haberleri izlerken birden bu durum atağa dönüşebilir. Bu durumda tetikleyici mekanizmanın deşifre edilmesi ve bilinçatının kayıtlarından temizlenmesi gerekir.

    Panik Atak İlaçsız Tedavi Olur Mu?

    Kişinin ataklara karşı tepkisinin şiddetine ve ihtiyacına göre ilaç başlanıp başlanmayacağına karar verilir. Başlangıçta ilaçlı tedavi faydalı olabilir. Daha sonra bu ilaçlara bağımlılık geliştirmemesi ve normal tepkilerine dönebilmesi için panik atak hastalarına hipnoterapiden yararlanabilir.

    Panik Atak Kimlerde Görülür?

    Her yaş ve kesimden panik hastası olabilir. Dünyada görülme sıklığı yaşamları boyunca her 100 kişiden 3-4 kişi panik hastalığına yakalanabilir. Kadınlarda bu oran erkeklere göre 3 kat fazladır. Ailede bu sorunu yaşayanlarda da bu oran artmaktadır. Konunun sadece psikolojik kaynaklı olduğunu söylemek mümkün değil. Genetik ve nörolojik bulguların mevcut hastalıkların yan etkisi olarak da çıkabildiğini göstermektedir.

    Panik Atakta Hipnoz En Etkili Çözümlerden Biridir

    Bilinçaltına ne öğrettiyseniz yüzeyde bunu yaşarsınız. Korkmak, üzülmek, sevinmek, takıntılar, mutsuzluklar, acılar hep öğretilmiştir. Bu durumda bilinçaltındaki bilgileri yeniden çerçevelemek suretiyle sağlık davranışı kodlayabiliriz . Bilinçaltında “öğrenilmiş çaresizlikleri” yeniden kodlayarak programladığımızda panik atak sorun olmaktan çıkıyor. Bu sorunun fizyolojik bir temeli olup olmadığını araştırmak ve doktorunuz da uygun görürse tamamlayıcı bir tedavi olarak hipnozdan yararlanılabilir.

    Panik Atak Hastalarının İyileşme Oranları Nedir?

    Durumunu kabul edip yardım alanlardan yola çıkarsak bu oran %80 diyebiliriz. İlaçla tedaviye kısa süre içinde cevap verebilir. Kalıcı bir tedavi psikoterapi veya hipnoterapi iyileşme oranını arttıracağı söylenebilir.   

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BİLİNÇALTINA İSTEMEYİ ÖĞRETEBİLİR MİSİNİZ

    BİLİNÇALTINA İSTEMEYİ ÖĞRETEBİLİR MİSİNİZ

    Dişiniz ağrıdığında dişinizin tedavisiyle ilgilenmezsiniz. Bir an önce bu ağrıdan kurtulmak istersiniz. Doktorun iyi olması dişinizin tedavi edilip iyileşebileceği hiç umurunuzda olmaz. Biran önce bu ağrıdan kurtulayım başka bir şey istemiyorum dersiniz. Dikkatiniz o kadar çok sorun ile meşgul olur ki soruna çözüm olabilecek hiçbir şeyi dikkate almazsınız. İşte ben de en çok bu nokta zorlanıyorum. Başka birine nasıl istekte bulunacağını anlatırken kişinin hem sıkıntıda olması hem de bu ruh halinde mantıklı düşünmekte ve davranmakta zorluk çekmesi dinleme anlama ve uygulama yeteneklerini bloke ediyor.

    Durumuna Razı Olmak Kader Durumundan Seçim Yapabilmek Kısmet!

    Elinizde pek çok seçim varken bunlardan hiçbirine irade etmemek “kadercilik” var olan şartlarda seçim yapabilmek cesareti göstermek ve harekete geçmek “olumlu düşünmek”. Bunu sistemleştirip içgüdüsel olarak inançlarını hedeflerine “upgrade” edebilmek ve kısmetine sahip çıkabilmek kendinden vazgeçmemektir.

    İnanç Yasası

    Yer çekiminin dini imanı yoktur aynı bunun gibi, toprağın veya mesleğin kutsalı da yoktur. Su insan vücuduna girerken kişinin dinine göre farklı bir etkiyle girmez. Bunun gibi “dua”, “sevgi”, “cesaret”, “korku”, “heyecan” gibi insan ile birlikte anılan değerler de hiristiyanlaştırılamaz veya Yahudi, Müslüman gibi inanç kaynaklarıyla etiketlenemez. İnanç zihinsel kabul ile ilişkilidir ve inancın dini olmaz ama dinin inancı olabilir.

    Sandığınızın aksine inandığınız şeyler gerçekleşmez. İnandığınız ve bilinçaltı düzeyde kabul gören zihinsel ve düşünsel dilekler gerçekleşir.

    Düşünce ve inançların etkileşimi sonucunda duygularınız, önsezileriniz, inançlarınız, davranışlarınız devreye girer arzu bilinçaltının frekansıyla buluştuğunda yüreğinizdeki umutlarınız algı dünyanızda somutlaşmaya başlar. Çok küçük yaşlarda yoksulluk ve yoksunluk içinde yetişen ve daha sonra servete ve öne kavuşanlarla yapılan röportajlarda şu andaki parlak dönemleriyle ilgili geçmişte hiçbir belirti olmamasına rağmen kişinin hayal kurmaktan vazgeçmediğini ve bunların gerçekleşeceğine şüphe etmeden inandıklarını hatta çevreleriyle paylaştıklarında alay edildikleri halde bundan hiç vaz geçmediklerine şahit olursunuz.

    Ne Ekersen Onu Biçersin

    Bilinçaltınız boş bir sayfa gibidir. İyi ya da kötü değildir. Oraya ne yazar, ne çizerseniz onu ortaya çıkartır kalemi alıp kendi kendine çizim yapan bir sayfa olamayacağına göre orada şekillenen her çizgide mutlaka sizin katkınız vardır sürekli aynı çizgide seyreden kalem (düşünceler, duygular, inançlar ve tutumlar) zamanla bilinçaltında kalıpları, şablonları oluşturur. Bu şablonlar iyi veya kötü olarak yorumlayacağınız sonuçları gerçekleştirirler.

    Bilinçaltınız etki-tepki prensibine göre çalışır bir başka değişle ne ekersen onu biçersin. Mesela tehlikeli bir işte çalışıyorsunuz bu işte yapabileceğiniz bir hata ciddi yaralanma sonuçlarını doğurabilir. Bir süre sonra yaptığınız işi yapan bir meslektaşınızın yaralandığını öğrendiğinizde “acaba benim de başıma gelebilir mi” diye düşünmeye başlarsınız kısa bir süre sonra siz de bir kaza geçirirsiniz ve sonra “bunun böyle olacağı içime doğmuştu” dersiniz. Yaralanma riski siz o işi yaparken değişmemiştir ama sizin yaralanabilme ihtimalini düşünmeniz ve bundan kaygılanmanız bilinçaltı ayarlarında yaralanmanıza neden olan süreci başlatmıştır. Bir söz var “Korktuğum ne varsa başıma geliyor” diye.. Ben de soruyorum acaba başına gelmesini istemediğin şeye olan korkun mu olayları aleyhine çeviriyor ve risk gerçekleştiğinde korkunu da kendini gerçekleştirmiş oluyor?

    Her şey başlangıçta iyi niyetle yaratıldı ve bir şeyi iyileştirmek için en önemli kazanım iyi niyet ve samimiyet ile birlikte öz’e dönüş yapmak olacaktır.

    Doğru İnanç Yoktur İnandığınız Doğrular Vardır.

    Siz Ne kadar inanırsanız o size o kadar doğru gelir. Artık öyle davranır ve inandığınız gibi yaşamaya başlarsınız. Eğer nazar boncuğunun sizi kem gözlerden koruduğuna inanırsanız korur mu? Evet korur..Eşiniz sizden önce ölürse onsuz yaşayamayacağınıza inanırsanız ölür müsünüz? Evet beklenenden daha erken hasta olabilir ve ölebilirsiniz. İnançlar hissettiğiniz şeyleri genellemeye götürür ve bir sonuca bağlar. Bu değişmediği sürece artık bu keyif yada keder fark etmez kaderiniz olur.

    Hayatta hiçbir şeyin bizim ona verdiğimiz anlamdan başka bir anlamı yoktur. (varsa da bu durum sizin sonuçlarınızı değiştirmeyecektir.) Eşinizin aldatması bütün eşlerin aldatabileceği inancını doğurabildiği gibi. En yakınınızdaki bir kişinin size yalan söylemesi bütün yakınlarınızın yalan söyleyebileceği vesvesesi ve inancı oluşturabilir. Bu durumda geçmişinizdeki deneyimlerin geleceğinizi şekillendirmesine izin vermiş olur olumsuz tecrübelerinizin kendini tekrar etme potansiyelini harekete geçirerek geleceğinizi ipotek altına alırsınız. Bu durumda inançlar ile ilgili şunları bilmek zorundasınız;

    1. İnançların hem yaratıcı hem de yok edici güçleri vardır. Bu gücün açığa çıkması sizin bilinçli/bilinçsiz seçimleriniz sonucudur.

    2. Çoğumuz inançlarımıza bilinçli olarak karar vermeyiz ancak sonuçlarını bilinçli değerlendirip bunu neden oluştuğunu anlamaya çalışırız.

    3. Ekseriya inançlarımız geçmişi yanlış yorumlayışımızdandır. Kendi yorumumuzu kendimiz eleştiremediğimiz için başkalarının yorumlarına karşı kendi inançlarımız ve doğrularımızı savunuruz.

    4. Bir kez bir inancı benimseyince onu gerçekmiş gibi düşünmeye başlar ve sadece bir bakış açısı olduğunu unuturuz.

    5. İnançlar gücünü geçmişten alır geçmiş yaşanmışlıkları genellemek suretiyle sadece kişisel tecrübelerinizle sınırlı yaşanmışlıkları doğru kabul eder, henüz sahip olmak için girişimde bulunmadığımız şeyler hakkında emin olmak ve referans yaratmak için hayal gücümüzü kullanabiliriz.

    Öğrenilmiş Sınırlar Çaresizliği Hudut Beller

    Ne zaman başınıza bir şey gelse, beyniniz iki soru sorar: Bu benim için haz mı (iyi mi) acı mı (kötü mü?) Şimdi acıdan kurtulup, zevk almak için ne yapmalıyım? Cevaplar genellemelere dayalıdır sizin acı ya da zevk verir diye oluşturduğunuz inançlarınızda. Negatif şartlanmalar pozitif bir transla temizlenir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • HİPNOZ ve SINAV KAYGISI

    HİPNOZ ve SINAV KAYGISI

    “Çalışıyorum ama dikkatimi veremiyorum”, “Zihnimden başarısız olabilme ihtimalini atamıyorum.” “Nefesim daralıyor, başım ağrıyor midem yanıyor,” “Sinirliyim, ellerim terliyor”, “gece rahat uyuyamıyorum.” “Herşeyi birbirine karıştıracakmışım gibi geliyor” ,“çok heyecanlanıyorum.” Diyorsa bir öğrenci kaygı virüsü bulaşmıştır diyebiliriz. Bu virüs temizlenmeden kişinin kapasitesini kullanabilmesi sınavda kullanabilmesi çok zorlaşır. Virüs bulaşmış bilgisayarların performansının düşmesi, kilitlenmesi veya komutalara saçma sapan yanıt vermesi gibi bir durum meydana gelir. Düşüncelerini olumlu düşünmeye yönlendiremeyen ve duygularına söz geçiremeyen öğrenci istemediği sonucu alacağını düşünen öğrenci alisine ve arkadaşına duyacağı mahcubiyeti düşünerek yaşamak ölüme gidiyormuş gibi gelir.

    Öğrencinin abartılı ve kontrolsüz heyecanına hipnoz kısa zamanda yüzünü güldürecek sonuçlar verir. Sorun bilgi değil bilginin aktarımında sistemin aşırı stresle yüklenmesi sonucu kilitlenmesi olduğu için bu stres kalktığında başarı da beraberinde gelir.

    Bazen Tek Bir Seans Yeterli Olabilmektedir!

    Sınavdan ne kadar önce çalışmaya başlanılırsa çalışma sürecinin verimliliği o kadar yüksek olur. Bununla birlikte sınavdan hemen önce yapılmış olan tek seanslık bir çalışma bile sınavın daha verimli geçmesini sağlayan sigorta gibidir. Bu sigorta sınavdan çıktıktan sonra “Nasıl böyle aptalca hata yaptım”, “Niye bildiğim şeye doğru yanıt veremedim” gibi suçluluk duygusunu arttıran durumları yaşamaktan koruyacaktır.

    Grup terapileri ve Okullarda Oluşan “Sınav Kaygısına Son” Programlarında da aşağıdaki konu başlıkları üzerine çalışmalar yapılmaktadır.

    • Öncesi ve sonrası ile sınav

    • Kaygı ve stresin mekanizması nasıl çalışıyor?

    • Konsantrasyon bozulduğunda ne yapabiliriz?

    • Dikkati daha da yoğunlaştırmak mümkün mü?

    • Motivasyon kaynaklarınızı tanıyın ve bu kaynaklarınızı özgürleştirin.

    • Önyargı arzu edilmeyen sonucu maçtan önce kabullenmek gibidir.

    • Hafızayı daha etkin kullanabilmek.

    • Sınav sırasında yapacaklarınızla nasıl fark yaratabilirsiniz?

    • Daha önce hiç duymadığınız stratejik taktikler.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • SİGARA HİPNOZLA NASIL BIRAKILABİLİR?

    SİGARA HİPNOZLA NASIL BIRAKILABİLİR?

    Sigara içen kişiler hayatlarında en az bir kez bırakmayı düşünmüşlerdir. Bir kısmı en az bir kez bırakmaya teşebbüs etmiş ve bir kısmı da bırakmış ve bir süre sonra tekrar başlamıştır. Bir sigara tiryakisi en büyük yalanı kendisine söyler. “İstediğim zaman bırakabilirim ama istemiyorum”, “Sigara içmeyi seviyorum bırakmak istemiyorum”, Bağımlı olan insanlar bağımlılıklarının yarattığı tutkudan dolayı bunun bir aldatmaca olduğu ve bırakma isteklerini harekete geçirecek güçlerinin olmadığını bilmez. Fark ettiğinde ise pek çok zararı vücudu tahrip etmiş ve bunun hasarlarını daha öteye taşımayı göze alamadığı için gönülsüz zoraki bırakmak durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. Sigara bırakma merkezlerinde uygulanan yöntemler arasında; Akupunktur, ilaç, tiksindirici toz, bantlar, biorezonans, hipnoz, seminer vb yöntemler arasında hepsinin de kendine göre bağımlıya bir katkısı vardır. Bu yöntemlerin hiç biri kişinin niyeti samimi olmaması halinde %100 etkili olmaz. Ancak bu yöntemler bırakma hedefinde olan tiryakinin bu amacını gerçekleştirmesinde yardımcı olur.

    Sigarayı Bırakmada Hipnoz’un Etkisi Nedir?

    Kendi başına sigarayı bırakmaya çalışanlar %25 oranında muvaffak olurken. Yardımcı araçlardan veya terapi yöntemlerinden yararlananlar %66’ya kadar çıkmıştır. Bu yöntemler arasında sigarayı bırakmada en etkili yöntemin hipnoz olduğunu söyleyebiliriz. Kişinin sigara ile tatmin olma arzusunu kesintiye uğratıp bedensel ve duygusal arzuyu sigara dışında bir kaynaktan yararlanmasını sağlayarak bağımlılığın yarattığı direnç 3 gün içinde kırılır ve daha sonra kişinin kendi iradesini çok daha kolay uygulayabileceği yönergeler verilir. Bu çalışma hazırlık süreci ve bağımlılık derecesine göre 2 ila 4 seans sürebilmektedir.

    Hipnozla sigarayı bırakmada başka hangi araçlardan yararlanılır?

    Bilincin ve bilinçaltının hazırlanması en önemli süreçtir. Yani kişi hazır olduğunda bu fırsatı tamamen bırakarak değerlendirebilir. Bunu yanında metabolizmada ve duygular üzerindeki değişimler konusunda kişi bilinçlendirilir ve zihinsel ve duygusal arınma sürecine katkı sağlayan telkin ve ses frekanslarından yararlanılır. Ayrıca sigaranın tahrip ettiği organların hızla iyileşmesi için bitkisel kürler ve beslenme önerileri verilir. Ağır tiryakiler için sigarayı bırakmak hayatında olumlu bir devrimi de başlattığı için bu kişilere bırakma sonrası da psikolojik destek verilmesi gerekebilir.

    Sigarayı Bırakmada Hipnoz’un Herkese Yararı Var Mıdır?

    Bir hastaya önerilen ilacın ne kadar etkili olduğu hasta o ilaca başladıktan sonra belli olur. Bazıları hipnoz’a karşı dirençlidir ancak bu kişi sigarayı bırakamaz diye bir sonuç çıkarılmamalı. Telkinlerin etkisi yetersiz kaldığı durumlarda diğer disiplinlerden daha çok yararlanılabilir. Bunların başında ilaç tedavisi ve biyorezonans gelir. Bunun yanında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin Göğüs hastalıkları bölümlerine bağlı çalışan pek çok sigarayı bırakma merkezi vardır. Hükümet politikası da bunu önemseği için ayrıca telefonla danışmanlık hizmeti veren ALO 171’i kurmuştur.   

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • HİPNOZLA DOĞUM

    HİPNOZLA DOĞUM

    Günümüzde doğal doğum yerine sezeryan veya epidural anestezi yöntemlerini sadece acı çekemeyelim diye tercih eden annelerin sayısı artarken. Normal doğum sürecini destekleyen ve anne adaylarına ağrısız doğal doğum yapmaya hazırlayan bir yöntem olarak “hipnotik doğum” ilgi çekmektedir.

    Anne adayları doğuma kadar süreçte rutin kontrollerini bir kadın doğum uzmanı kontrolünde yaparken doğuma en doğal şekilde hazırlanmak üzere eğitimlere katılmakta bu eğitimlerde derin gevşeme, bilinçaltı iletişim, doğum nefesi, dalga yönetimi, hipnotik imgeleme zihin beden uyumu gibi eğitimler almakta doğum ile ilgili korkularını tahliye ederek bedenini doğuma hazırlayabilmektedir.

    Annenin Duygusal ve Zihinsel Durumu Anne Karnındaki Bebeği De Etkiler

    Nasıl ki bebek annenin beslendiği her şeyden nasipleniyorsa duygusal ve zihinsel durumlarından da etkilenerek daha anne karnında bilinçaltını bu verilerle depolamaya başlıyor. Annenin endişeleri, mutsuzlukları, güvensizlikleri, sıkıntıları ve söylemlerinden etkilenerek doğum sürecine ya daha stresli veya daha huzurlu girebiliyor. İşte bu noktada doğuma hazırlayan rehberin hipnozdan yararlanması arzu edilen sonucu oluşturmayı kolaylaştırıyor.

    Bilinçaltı bu negatif şartlandırmalardan arındırılarak doğuma hazırlanıyor ve çoğu psikolojik kökenli ağrı mekanizması doğum sürecinde farklı işliyor. Acılı bir süreci zevkli bir şekilde gerçekleştirebileceğini öğrenen anne bu özel anın pozitif etkilerini de bebeğine kodlamış oluyor.

    Hipnozla Doğumu Yapan Merkezler Var Mı?

    Doğum bir hastalık değildir buna rağmen doğumlar hastanede gerçekleştirilir. Doğum ameliyat olmadığı sürece doktorun işi değildir. Ancak bütün doğumlardan öncelikli bir kadın doğum uzmanı sorumludur. Bu konuda eğitimli hekim veya ebe sayısı maalesef yetersiz. Ancak hipnoz eğitimini doğum alanında kullanan uzmanlar ebe ve doğum uzmanlarıyla işbirliği yaparak annenin hipnotik doğum yapmasını sağlayabilirler.

    Bütün bu süreçleri korkusuz ve içgüdüsel gerçekleştirebilmek için kendi bilinçaltı ile iletişime geçmesini öğrenen her anne adayı “hipnotik doğum”dan yararlanabilir. Doğum sürecinde hipnoz uygulayan kişi doğumun kendisine karışmaz sadece anneye telkin verir. Üstelik bunu yapmayı kendi kendine de öğretebilir veya bir ses kaydı aracılığı ile doğum odasında dinleyerek doğum yapmasını sağlayabilir.

    Hipnotik Doğum İçin Kaç Seansa Katılmalıyım ?

    Doğuma 6 hafta kala 4 seanslık bir çalışma yeterli olur. Bu çalışmalar bilinç düzeyinde hazırlanmak üzere kişinin okumasını istediğimiz yayınlar var ve bu süreçte eşinde dahil olması mutlak surette katkısı olur.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    BU CİNSEL SORUNLARI YAŞIYORSANIZ HİPNOZ’UN BİR KATSI OLABİLİR

    1. ORGAZM OLAMAMA

    Zihinde başlayan sorunlar zihinden çözümlenmelidir. Orgazm olmaya direnen bir zihin bunu alışkanlık haline getirerek aslında orgazm olamamayı öğrenmiştir. Gerek kişinin kendini tanıması gerekse partnerinden beklentilerini karşılayamaması bu sorunu kronikleştirmiş olabilir.

    1. AŞIRI MASTURBASYON

    Karşı cins ile sağlıklı bir birliktelik gerçekleştiremeyen. Çoğunlukla içe kapanık kişilerde daha yaygın görünen kişilerde aşırı uyarılma ve ejekülasyon mastürbasyon ile gerçekleşmektedir. Zamanla bunu her zaman isteyen ve enerjisini dengeleyemeyen kişilerde sorun olur.

    1. ERKEN BOŞALMA

    Cinnsel ilişki kişinin kendi mutluluğu kadar karşısındaki kişinin de mutluluğuna hizmet eder. Bu ilişkide taraflardan birinin erken boşalması hedefe varmadan gücün tükenmesi sürecini doğurur ki bu da bir süre sonra karşı tarafta isteksizlik veya hayal kırıklığına neden olur.

    1. CİNSEL TAKINTILI DÜŞÜNCELER

    İstemediğiniz halde erotik hayaller kurmaktan kendini alıkoyamama. Gözünüzün her fırsatta karşınızdaki kişinin cinsel organlarına takılması. Cinsel içerikli rüyaların sıklığı. Sürekli uyarılmak ve günlük rutin işlere verimli bir konsantrasyon sağlayamamak cinsel takıntılı düşüncelerde görülen en yaygın sorunlardır.

    1. VAJİNİSMUS

    Kadınlarda ilk gece korkusu olarak ortaya çıkan, ancak evlendikten sonra aylar geçmesine rağmen ilişkiye girememe hali Türk toplumunda her 45 kadından birinde görülebilmektedir. Bu korku istemsiz kasılmalarla vajinayı kapatır ve zevkli olacak bir ilişkiyi acılı bir sürece dönüştürür. Mahremiyetinden dolayı bunu kendi içinde çözmeye çalışan çift bazen aradan yıllar geçtikten sonra bile bu durumun sonuçlarına razı olarak yaşamı sürdürür.

    1. AŞIRI İSTEK VEYA İSTEKSİZLİK

    İstek ve isteksizliğin uç noktaları tarafların ihtiyaçlarından fazla veya yetersiz oluşması halinde çiftlerde sorun yarabilir. Birin çok istekli olması diğerini yorabilecekken bir diğerinin isteksiz oluşu diğerini arayışlara sürükleyebilir. İlişki veya evlilik sadakatini tehlikeye atar.

    1. TACİZ KAYNAKLI KORKULAR

    Her taciz bir travmayı beraberinde getirir. Bu travmanın şiddeti karşı cinse olan güvensizliği doğurur ve kişinin kendine verdiği değeri değersizleştirir.

    1. İLİŞKİ KORKUSU

    Cinsellik konusunda tabularla yetişen bireyler ilişki öncesi yaşadıkları aşırı güvensizlik. Güzel bir ilişkinin başlamadan bitmesine neden olabilir.

    Cinsel terapilerde eşlerin birlikte katılması süreci daha verimli hale getirebilir ancak hipnoterapide böyle bir zorunluluk yoktur. Sorunun altında yatan nedenler tespit edilerek önce bilinç düzeyinde kişi bilinçlendirilir. Sonra çözümleri bilinçaltı düzeyde kişinin bilinçaltına yüklenir. Arzu edilen sonuç oluşuncaya kadar seanslar tekrar eder. Eğer bu sonucu oluşturan fizyolojik sebepler olduğundan şüpheleniliyorsa önce bunun patalojisi incelenmelidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    HİPNOZLA ZAYIFLAMAK MÜMKÜN MÜ ?

    Çoğu diyet formülü yetersiz olduğu veya iyi olmadığı için işe yaramaz değildir. Bu formülleri uygulayacak irade bir süre sonra yapamayacağını düşünüp yerleşik alışkanlıklarını bırakmadığı için aldığı kiloları veremez veya kilo almaya devam eder. Bu da diyeti yetersiz veya uygulamayı zor hale getirir.

    Hipnozun doğasında zorlama yoktur. Zamanla doğal olmayan şeylere alışkanlık oluşturur sonra da bu alışkanlıkların direncini kırmak için “diyet” gibi zorlamaya dayalı bir rejim uygularız. İstatistikler göstermiştir ki verilen kiloların %98’i tekrar geri alınmakta. Kilo verdime konusunda iddialı olan kurumlar bu kiloların tekrar alınmasını engelleyecek hiçbir garanti verememektedir.

    İşte bu noktada etkilenmeye açık bilinçaltını doğru beslenmeye şartlandırmak ve fazla beslenmekten kaynaklanan yağ hücrelerinin yazılımlarını etkileyecek telkinlerle “içgüdüsel zayıflamak” mümkün.

    Herkes Hipnozla Zayıflayabilir Mi?

    Herkes her yöntemle zayıflayamayacağı malum. Hipnoz’a yatkın olanların bu yöntemden daha çok yararlanabileceğini söyleyebiliriz. Bu yönteme ne kadar yatkın olduğu 10 dakikalık bir test ile anlaşılır. Sonrası telkin seanslarına alınarak hangi beslenme alışkanlığını geliştirmesi gerekiyorsa ona şartlandırmak. Zaafları olan yiyeceklere karşı iştahsızlık yaratmak ve bunları yaparken açlık veya acı çekmeden hayatının normal rutinleri içinde gerçekleştirecek bir şartlandırmayı yerleştirmek hipnoz’un yaptığı/yaptırdığı işlerin bir kısmı. Sonrasında zaten mecburen zayıflıyor.

    Hipnoz İle Zayıflamayı Seçen Diyet Yapmıyor mu?

    Böyle bir şey yok. Giren kalori ile çıkan kalori arasındaki dengesizlik devam ettiği sürece hipnoz’da işe yaramaz. Ancak hipnotik etki altında zayıflayan kişi yeme alışkanlıklarını düzenlenirken diyet yapıyormuş gibi değil de içinden gelerek olması gerektiği gibi besleniyor.

    Mesela tatlıya zaafı olan kişinin canı tatlı çekmiyor. Çayı 2 şekerle içen kişiye iki şekerli çay fazla tatlı geliyor. Hareketi sevmeyen kişi yerinde duramıyor daha çok hareket etme ihtiyacı duyuyor. Bunun gibi hipnoz kişiyi zayıflatmıyor. Hipnozun etkilerinden yararlanarak kişinin davranışlarında kilo vermesini kolaylaştıracak yeni alışkanlıklar geliştiriyoruz.

    Kaç seans sürüyor ve bunun maliyetleri neler?

    Bir alışkanlığın oluşması normal koşullarda 21 gün sürer. 3 hafta içinde kişiyle 2 seanslık bir çalışma hedeflediği kilo verme sürecini programlamak için yeterlidir. Ancak sürecin uzun olması ve motivasyonun düşmemesi için toplam süreç içinde 3 haftada bir takip gerektirir. Mesela 3 haftada 6 seanslık bir çalışma ile belli bir disiplin kazanılmışken eğer mevcut kiloları vermek için 6 aylık bir hedef konulduysa bundan sonra her 3 haftada bir takip seanslarına katılarak ilave 7-8 seans daha gelmesi gerekebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • PSİKİYATRİST Mİ PSİKOLOG MU ?

    PSİKİYATRİST Mİ PSİKOLOG MU ?

    Psikiyatrist ile Psikologlar genelde karıştırılır. Psikiyatristler muayene sonunda hastalıklar çıkartmaya çalışır sonra da teşhis konulan hastalıklarla ilgili tedavi yöntemlerini kullanmaya başlar ve bunu genellikle ilaçlarla yapar. Psikolog Tıp doktoru değildir ve insanın içindeki mutsuzlukları teşhis ederek bu mutsuzlukların alternatif psikoteknik yöntemlerle çözümlemeye gider. Biri birinden daha iyi diye bir çıkarımda bulunmak doğru olmaz. Psikologlar bir tür danışmanlık ve rehberlik yaparken doktorlar bilincin direncini ilaçlarla kırmaya kimyasal yollarla değiştirmeye çalışır. Doktor insanın içindeki hastalığı teşhis ederek işe başlar psikolog insanın içindeki mutsuzluğu teşhis ederek kaynağını kurutmaya çalışır. Her ikisinin de insan doğasını anlama konusunda uzmanlaşmış ve onların ruh halleriyle iletişime geçebilmek konusunda yüksek bir uyum becerisine sahip olması gerekir. Uyuma giren hasta/danışan içinde bulunduğu durumdan daha kolay çıkabilirken. Diğerleri “Ben deli miyim”, “Benim bir sorunum yok benim dışımdaki herkes sorun” yaklaşımını sürdür ve bir anlama içinde bulunduğu şartların sorunlarını kronikleştirmeye başlar.

    Bir Psikolog Mu Psikiyatriste Mi Gitmeliyim Kararını Neye Göre Vermeliyim?

    İnsan kendi kendinin doktoru olmalıdır” Ancak doktor olsanız bile kendinize doktorluk yapmak konusunda yetersiz kaldığınız zamanlar olabilir. Bu durumda sağlığınızı kendinize emanet etmek yerine güvenebileceğiniz bir uzmanla yola devam etmelisiniz. Hassas ayarlarınıza dokunacak biri aynı zamanda çok güvenebileceğiniz biri olmalı ve her iki uzmanlık alanından da yararlanmalısınız. Öncelikle bir psikiyatriste gidip durumunuzla ilgili doktor gözüyle değerlendirilmesini sonra içinizden iyileşme sürecini başlatmak üzere bir psikologdan yardım almanızı öneririz. Önce bir psikoloğa gittiyseniz, psikoloğunuz ihtiyaç görmesi halinde de sizi zaten psikiyatrik muayeneye yönlendirecektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • TÜP BEBEK VE HAMİLELİKTE HİPNOZ

    TÜP BEBEK VE HAMİLELİKTE HİPNOZ

    “İsrail Soroka Üniversitesi’nde bir araştırma yapıldı. Araştırmanın başkanlığını yürüten Dr. Eliahu Levitas tüp bebek tedavisi gören 185 kadın bu araştırmaya gönüllü katılır. Tedavi sırasında yapılan rutin işlemlerin yanında hipnozdan faydalanan kadınların yüzde 28’i gebe kalırken, hipnoz seanslarına katılmayan diğer gruptaki kadınlarda bu oran% 14’de kalır.

    Embriyo Naklinde Hipnoz’un Katkısı

    Hamileliği embriyo transferi ile gerçekleştirecek olan anne adaylarına bu işlem stresli bir süreç içinde gerçekleştirilir. Hipnozun veya kişinin kendi kendine uyguladığı otohipnoz’un kişiyi sakinleştirmesi tüp bebek tedavisinin de başarılı sonuçlanmasına da olumlu etkilemektedir.

    Annenin Olumsuz Ruh Hali Tüp Bebek Tedavisini Olumsuz Etkileyebilir

    “HipnoFertility” (hipnotik Doğurganlık) ABD ve Kanada da binlerce anne adayına uygulanmaktadır. Olasılıklar üzerine kurulu bu işlemde hipnozun kullanılması hamileliği en az iki kat arttırdığı gözlemlenmiştir.

    Her geçen gün daha çok kadın, hipnozun doğumla sonuçlanan gebe kalma şanslarını arttırdığına inanıyor. Yapılan bazı araştırmalar da kadınların bu inancını destekler nitelikte.

    1993’ten bu yana anksiyete (kaygı) ve depresyon zihin beden uyumu ile çok ilişkili olduğu açıkça söylenebilir. Bu ilişkiyi kuvvetlendiren inanç, duygu, moral, motivasyon, telkin vb araçlardan yararlanmak konusunda hipnoz güzel bir araç olacaktır.

    Tüp bebek tedavisi görünürde teknik bir konu gibi dururken vücudun çok hassas ve kırılgan döllenme işini gerçekleştirmeye çalıştığını hatırlamak gerekir. Ortam, mahremiyetin korunması gibi endişelerin sebep olduğu stresle baş etmek zorlaşır.

    Hipnoz kişinin ihtiyaç duyduğu dinginliği en doğal sağlayan ve hiçbir zorlama gerektirmeyen doğal sistemiyle entegreli çalışır.

    Kendi Kendine Hipnoz Öğretilerek Mahremiyet Korunur

    Aslında her türlü hipnoz kendi kendine hipnoz olmakla birlikte. Hipnoz için mutlaka bir hipnozcunun olması gerektiğine inanılır. Başlangıçta rehberlik etmek ve hipnozu öğretmek için bu gerekli olsa bile aynı bir yabancı dili öğrendiğinizde konuşurken öğretmene ihtiyaç duymamanız gibi hipnoz da kişinin kendi kendine yapması öğrenilebilir bir sistemdir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocuklarda ve Gençlerde Depresyon belirtilerini anlama kılavuzu

    Çocukluk ve gençlik çağında depresif semptomlar çoğunlukla sadece melankolik bir temel duygu ve üzüntü, ilgisizlik, umutsuzluk, derin düşüncelere dalma veya amaçsızlık olarak ortaya çıkmayıp hastalık derecesinde iç huzursuzluğu veya agresyon gibi fiziksel semptomların arkasına gizlenebilirler. Ayrıca vakalar çoğunlukla ortaya çıkış şeklinde farklılık gösterip çocukluk ve gençlik çağındaki bir depresyonun semptomları yaşa ve gelişime bağlıdır. 

    Aynı zamanda “normal” gelişim çerçevesinde neyin sıra dışı olup olmadığını değerlendirmek de zor – özellikle zaten duygusal dalgalanmaların sıklıkla meydana geldiği ve davranışların değişebileceği buluğ çağında. 

    Küçük çocuklarda depresyon belirtileri (1 – 3 yaşları arasında)

    •    artan ağlamalar, üzgün görünüş 
    •    yüz ifadesi zayıf  
    •    artan hırçınlık, hassaslık 
    •    bozulan yeme alışkanlıkları 
    •    Uyku bozuklukları (uykuya dalmakta zorlanma, gece sık uyanma veya aşırı uyku ihtiyacı) 
    •    ebeveyne aşırı bağlılık, yalnız kalamama
    •    Öz uyarım davranışları: Vücudu sallama, aşırı parmak emme, jenital manipülasyon 
    •    İlgisizlik, oyun oynamak istememe ve oyun davaranışında dikkat çekici davranışlar (noksan hayal gücü)

    Depresif küçük çocuklar ayrıca çoğu zaman bir gelişim bozukluğu gösterirler. Yürümeyi geç öğrenirler, daha az ince ve kaba motor becerileri veya kognitif yetenekler geliştirirler ve daha yavaş gelişirler.

    Okul öncesi çağda depresyon belirtileri (3 – 6 yaşlar arası)

    •    üzgün yüz ifadesi
    •    azalan jestler ve mimikler, psikomotorik tutukluluğu, 
    •    kolay iritasyon, duyguları kolay değişebilir, dikkat çekecek derecede korkak 
    •    sevinç duyma yeteneğinde noksanlık
    •    Kayıtsızlık ve isteksizlik, içine kapanık davranış 
    •    motorik aktivitelere karşı azalmış ilgi 
    •    içsel huzursuzluk ve gerginlik kendini yetersiz/az iletişimli ve agresif davranışlarda gösteriyor
    •    Yeme ve uyku bozuklukları 

    Tipik “yetişkin” semptomlarının ilk ön seviyeleri görünebilir, örneğin kisenin onunla oynamak istemediğini, kimsenin onu sevmediğini ve kimsenin ona vakit ayıramadığını belirtmesi.

    Küçük okul çocuklarında depresyon belirtileri (6 – yaklaşık 12 yaşları)

    •    sözlü olarak üzgün olduğunu bildirmesi
    •    düşünmede tutukluluk, konsantrasyon zorluğu ve hafıza bozukluğu 
    •    Okul başarılarında azalma 
    •    Gelecek korkusu, genel korkaklık 
    •    Ölçüsüz suçluluk duyguları ve yersiz öz eleştiri 
    •    psikomotorik tutukluluk 
    •    iştahsızlık
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları 
    •    intihar ile ilgili düşünceler 

    Bu yaşlardan itibaren tipik depresyon belirtileri ön plana çıkar. Çocuklar moralsiz, ümitsiz ve korkulu olurlar. 

    Buluğ ve gençlik çağında depresyon belirtileri (13 – 18 yaşları)

    Fiziksel semptomlar: 
    •    psikosomatik şikayetler (örneğin başağrıları)
    •    kilo kaybı
    •    Uyku ve uykuya dalma bozuklukları (çoğu zaman da aşırı uyku ihtiyacı)

    Ön planda ruhsal semptomlar bulunuyor:

    •    azalmış özgüven (kendinden şüphe etme) 
    •    Apati, korku, isteksizlik, konsantrasyon bozukluğu 
    •    Duygu dalgalanmaları 
    •    günün zamanına bağlı duygu dalgalanmaları 
    •    verim bozuklukları
    •    sosyal ve duygusal beklentilere yetememe duygusu 
    •    İzolasyon, sosyal geri çekilme tehlikesi 
    •    İntihar ile ilgili düşüncelerin, hatta denemelerin artışı 

    Çocukluk çağından kız ve erkek çocuklarının depresyon geçirme oranı aşağı yukarı aynı. Gençlik çağından itibaren genç kadınlar genç erkeklere kıyasla iki kat daha fazla olasılıkla depresyon geçirirler. Resmi olarak yetişkinlerle aynı tanı kriterleri geçerlidir (ICD-10), ancak depresyon semptomu olarak sayılan birçok belirti normal gençlik gelişmesinin parçası gibi görünüyor: fazlasıyla üzgün, gergin, içine kapanık, sıkılmış veya düşünceli olmak, çoğunlukla kendisinden ve tüm dünyadan memnun olmamak. Normal gelişim ile depresif semptomatiği arasındaki sınırlar akıcı – ve kesin tanının zorluğu da burada yatıyor. Depresyonun bu farklı görünüşleri çoğunlukla depresyonun gençlik çağında tespit edilememesine veya geç tespit edilmesine yol açabilir. 

    Depresyona ek olarak çocukluk ve gençlik çağında çoğunlukla ikincil (ruhsal veya davranışsal) hastalıklar (eşzamanlı hastalıklar) ortaya çıkıyor ve bunlar kesin bir tanıyı zorlaştırabilirler. Aşağıdaki eşzamanlı hastalıklar çocukluk ve gençlik çağında sıkça görülebilir:

    –          Anksiyete bozuklukları
    –          Somatoform rahatsızlıklar (Belirsiz bedensel rahatsızlıklar)
    –          Hiperkinetik bozukluklar (DEHB)

    Depresyonu tespit etmek

    Depresyonlarla başetmenin önemli bir adımı hastalığı tespit etmektir. Ancak hangi noktada normal davranışlar “olağandışı” davranışlara dönüşür? 

    Yaşa bağlı semptolar birkaç hafta veya ay boyunca değişme olmadan görülüyorsa, bir olasılıkla artık bunlar “normal” yaşa bağlı değişiklikler veya dıştan gelen bir zorluluğa (örneğin bir kayıp durumu) gösterilen geçici ve anlaşılır reaksiyonlar olmayabilir ve depresyon sözkonusu olabilir.  

    Dikkat çekici bir davranış sergileyen çocuklar ve gençlerle münkünse güven çerçevesinde sakin bir konuşma yapılmalı. Böyle bir konuşmadan sonra hala depresyon şüphesi varsa profesyonel yardım aramak gerekir. Tanıya depresiv semptomların sebebi olarak fiziksel rahatsızlıkların hariç bırakılması (örneğin guatr fonksiyon rahatsızlıkları) ve eşzamanlı psikyatrik rahatsızlıkların (örneğin anksiyete bozuklukları) araştırılması da dahil. Tecrübeli teşhis uzmanları ayrıca gençlerde sıkça görülen inkar eğilimi ve sahip olabilecekleri aşırı utanma duygusu ile ilgili de doğru yaklaşımı gösterme konusunda eğitimliler. 

    Akrabalar veya tanıdıklar aşağıdaki işaretleri gözlemlediklerinde profesyonel yardım gerekli olabilir: 

    •    Hobiler ve yaşlarına göre tipik aktivitelerle ilgilenmemeye başlama 
    •    Okuldaki başarılarının aşırı gerilemesi 
    •    Davranış ve görünümdeki aşırı değişimler 
    •    Evden kaçma 
    •    Alkol ve uyuşturucu istismarı 
    •    Kendini aileden ve/veya yaşıtlarından uzaklaştırma 

    Çocuklarda ve gençlerde depresyonun erken teşhisinin önemi 

    Bir depresyonun erken teşhisi çocukların ve gençlerin çektikleri acıları dindirmek açısından önemli. Depresif gençler kendilerini sevilmeyen kişiler olarak görürler ve daha az arkadaşları olur. Aynı zamanda hastalığa bağlı ve yaşa göre gelişimi yavaşlatan olumsuz etkiler (önceki gelişim aşamalarına geri düşme veya gelişim bozukluğu) de önlenebilir.  
    Ayrıca depresif çocukların ve gençlerin yetişkin olarak da depresyona veya başka bir ruhsal hastalığa yakalanma ve sosyal ve uyum sorunları yaşamaları riskleri daha büyüktür. Bu yüzden depresyona mümkün olduğu kadar erken teşhis konulması ve tedavi edilmesi önemlidir – ayrıca depresif çocukların er ya da geç intihar teşebbüsünde bulunmaları riski de daha yüksek. Bu durumda erken teşhis hayat kurtarır.