Kategori: Psikoloji

  • Çocuğumla Kaliteli Vakit Geçirmekten Anladıklarım…

    Çocuğumla Kaliteli Vakit Geçirmekten Anladıklarım…

    Hayat hızlıca geçiyor ve bir koşuşturma halinde bir yerden diğerine savruluyoruz. Bu koşuşturma içinde belkide bizim varlığımıza en çok ihtiyaç duyan çocuklarımız. Onlara ayırıcağımız zamanın onların hayatlarına katacağı değer çok büyük. Benim bugün yazacaklarım bu değerli anları kolaylaştıracak ipuçları..

    Çocuğunuzla her iletişime geçtiğinizde bunun ‘biricik’ fırsatlar olduğunu unutmayın. Çocuğunuz bulunduğu yaşa tekrar geri gelmeyecek ve zaman geriye dönmeyecek. Onun size sunduklarının, düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının farkında olun. Tarafsızca, yargısızca size sunduklarını kabullenin ve onun gözünden dünyaya bakmaya çalışın. Birazdan yapılacak işler, günün sizi yoran stresi geride kalsın. Çocuğunuz ve yaptıkları dışında aklınıza gelen dikkatinizi dağıtacak fikirlere kapılıp gitmeyin. Yaratıcılıkları, hayalleri ve size sunduklarının ne kadar değerli olduklarını fark edin. Onu izleyin. O anı ve yaptıklarınızı değerli kılın. Değerli kıldıkça ve anlaşıldığını hissetikçe iletişiminizin kalitesi artacak. Onu ve sizi zorlayan konularda daha kolay çözümler üretmeye başlayacaksınız. Onu yargısızca ve tarafsızca anlamanız her davranışına izin vereceğiniz anlamı taşımaz. Sizin ona verdiğiniz değeri gösterir. Bu iletişim fırsatlarını iple çekmeye ve ondan keyif almaya çalışın. Başka zamanda yapılacaklar sadece o anınızı zehirler. Gelecekte yapılacaklar ne ise zamanı gelince yapılacaklar. Yemek yerken ağzınızdaki lokmalara odaklandıkça aldığınız haz uzar. Onunla iletişimin eşsiz bir yemek olduğunu düşünerek tadını çıkarın. Çocuğunuzun varlığına bu değeri verin. Çok uzun süreler olması gerekmez. Ama o anın sadece kabullendiğiniz, izlediğiniz, yargılamadığınız ve öğüt vermediğiniz bir an olması önemlidir. Benim kaliteli vakit geçirmeden anladığım budur.. Kalın sağlıcakla..

  • Uzak Diye Bir Yer Yok…

    Uzak Diye Bir Yer Yok…

    İnsan bazı sözcüklerin tam anlamını bazen yaşayarak bazen hissederek bazen ise görerek öğreniyor. Mesela özlem mesela ayrılık mesela uzaklık…Hepimizin hayatında bir özlem bir ayrılık bir uzaklık yaşanmıştır. Özlemi ele alalım önce. Özlem, bir şeyden uzak olmak ve ona kavuşma isteği. O anda orada, yanında olma isteği. Ayrılık? Kavuşmanın diyalektiği olabilir mi? Aslına bakacak olursak bu bir masayı ayakta tutan dört önemli ayak. Mutluluk ise dantelli masa örtüsü.

    Uzaktayken, ayrılık yaşarken özlemle tanışır insan. Özlem duygusunu tadar. Hani Orhan Veli’nin dediği gibi “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimerinse kifayetsiz olduğunu. Bu derde düşmeden önce” İnsan ayrılığı, özlemi, kavuşmayı bu denli bilmezdi uzağa gitmeden önce!

    Uzak! Uzak diye bir var mı gerçekten? Aynı şehirde, aynı ülkede aynı kıtada hatta aynı gezegende olduğumuz sürece uzak dediğin neresi? Sınırı var mı? Hepimiz tek bir gökyüzü altında toplanmadık mı? Uzak nedir öyleyse hiç gidilemeyen hiç varılamayan mı? Kilometreler, dağlar, denizler bizi sevdiklerimizden dostlarımızdan ayırabilir mi? “Sevdiğimiz biri ile olmak istiyorsak zaten orada değil miyizdir? ” diyor Richard Bach. Uzak diye bir yer yok elbette. Hele günümüzde hele şu Milenyum çağında. Elimizde cep telefonları, bilgisayarlar, tabletler, facebook, whatsapp, viber, v.b varken yıkarız dağları denizleri kilometreleri…Tabi ki burada aslolan yürek uzaklığı.. Yüreğinden hissedersen mesafe yoktur. Taa uzaklardan bir e-posta, bir küçük günaydın mesajı ya da bir telefon sesi içimizi ıstmaz mı?

    Yaşam bu. Her daim hareket halinde. Herakleitos’un da dediği gibi “Her şey akar!” Madem ki aynı nehir bir kere daha giremeyeceksek o halde özlem, ayrılık ve uzaklık da sona erecektir evrenin devinimiyle. Bir ayrılık bir uzaklık…Ve sen, ben ve biz kavuşacağız. Masa örneğimde olduğu gibi dört yanı dört ayrı ayak dört ayrı duygu: Ayrılık, uzaklık, özlem ve kavuşmak..

    “Bahaneyi bir kenara bırakmalı insanlar, çünkü mesafeler dokunmaya engeldir sevmeye değil” diyor Leo Buscaglia. Ne de güzel diyor. Uzak sevdirir. Uzak özletir. Uzak bağlatır. İnsan uzaklaştıkça özler. Toprak sudan uzaklaştıkça çatlamaz mı hasretten? İnsan uzaklaştıkça sever. Yok öyle gözden ırak olan gönülden de uzak olur deyimine sığınmak. Gönül inadına daha da koynuna giriyor geceleri uzakta olanların. Efsane aşkların sebebi değil midir uzaklık. Mesafeler sevgiyi yok etmez çoğaltır. Bazen aynı anda telefonlara sarılırsınız, bazen de mesajlar çekersiniz sevdiğinize. Bu özel anlara şaşırır işte düşüncenin gücü dersiniz. Bunun tek açıklaması; seviyorsunuzdur, seviliyorsunuzdur. Sevdikleriniz sizden kilometrelerce uzakta olsa da yalnız değilsinizdir. Sizi düşündüğünden emin olduğunuz dostlarınız, sevdiğiniz varsa asla güçsüz değilsiniz uzaklarda. Gönüle dokunmayı bildikten sonra, ister on adım ötede ol ister deniz ötesinde. Sevgi mesafe ile orantılı değildir, ne kadar içtenlik taşıdığı ile orantılıdır. Farklı şehirlerde, farklı ülkelerde de olsanız farklı farklı hayatlarda yaşasanız, bazen sıkıntılara çareler ararsınız, sevinçlere kutlamalar yaparsınız ayrı ayrı şehirlerde… Onun ne hissettiğini biliyorsunuzdur. Radyoda hasret dolu bir şarkı çalar siz şarkıyı değil dostunuzu dinlersiniz. Keşke sende gelebilseydin ile başlayan buluşmalar anlatılır saatlerce sonra biraz hayıflanılır beraberce. Bir anda fark edersiniz ki oradadır. Zaten hep yanı başınızda. Onun şehrine ait kültürel faaliyetleri araştırırsınız internet sayfalarında. Birlikte programlar yaparsınız gerçekleşmeyeceğini bilseniz de hayal kurmakta parayla değil ya kardeşim deyip gülüşürsünüz telefonda…

    Bazen özleminiz öyle sarar ki bedeninizi ona dokunmak, yüzüne doya doya bakmak istersiniz. İlk uçakla ya da ilk otobüsle ansızın çıkmak istersiniz karşısına.. İşte uzaklarda dostluk böyle bir şeydir. Onun kalbiyle hissetmeyi öğrenirsiniz, anılara gider, tekrarlarla yaşarsınız ayrı şehirlerin inadına… Çünkü dostluğun kilometre tanımadığını en iyi siz bilirsiniz. Vedalar canınızı sıkmasın. Yeni bir buluşma için, Merhaba demek için bir Hoşça kal gereklidir. HOŞÇAKAL!…

  • Kendi Terapistiniz Olun

    Kendi Terapistiniz Olun

    Kendi Terapistiniz Olmak İçin Önce Kendi İçinize Dönmeyi Öğrenmelisiniz işte size hayatınızı değiştirmeyi kolaylaştıracak alış veriş kuralları;

    Hediye Terapi

    Her tanıdığım ve ilişkimi geliştirmek istediğim kişiye hediye veririm. Bu hediye maddi değeriyle ölçülen bir hediye olmayacak bazen iltifat, cebimden çıkarttığım bir şeker, kişiyle paylaştığım bir şiir veya gözlerinin içine bakıp “İyi ki varsın” diyebileceğim soyut veya somut şeyler olabilir. Onların mutluluğu bana benim mutluluğum onlara geçerek katlanarak hayatımızı güzelleştirmeye devam eder.

    Farkındalıkların Terapinin Parçası

    İyi hissetmek bir seçim. Hayatıma giren her şey bir hediye. Duyduğum bir kuş sesi, bir gülücük, yağmur, içtiğim su gibi… Bütün bu hediyelerin farkındayım ve bunların bana nasip olmasını şükrederek karşılıyorum.

    Bunu Söyleyen Terapiste İhtiyaç Duymaz

    Seni seviyorum” sözü en değerli hediye. Sevgi sözcükleri yürekten gelmesi her şeyi ve herkesi daha olumlu hale getirir. Karşıma çıkan herkes sevgiyi hak ediyordur. Tüm hırçınlıklar, kavgalar, yetersizlikler sevgi eksikliğiyle su yüzüne çıkar ve ben severek iyi gelir ve daha da iyileştiririm.

    Nefes Terapisi

    Hayat bir alışveriş üzerine kuruludur. Aynı nefesimiz gibi. Kime ne kadar verdiğin ve kimden ne kadar aldığından ziyade verirken cömert olmak ve alırken de sevgiyle kabul etmek gerekir. Bu alışverişte kimseyi kıskanmıyor ve paylaşmanın hazzı ve mutluluğuyla bu alış verişin hesabını yapmıyorsun. Doğal, çabasız ve cömertçe kendinden vermiyorsun kendini veriyorsun.

    Şimdi rahat bir yere uzanın. Akıllı telefonlarınızdan youtube’a tıklayarak meditasyon müziklerinden birini açın. Gözlerinizi kapatıp bir süre müziğin içindeki sese kulak verin. Başlarda nefesinizde hiçbir değişiklik yapmadan soluk alış-verişinizi gözlemleyin. Farkındalığınızı birkaç dakika nefes üstünde tutup akış ile bütünleşin.
    Yavaş yavaş aldığınız nefes miktarını arttırın ihtiyaç hissettiğiniz enerjileri, mutluluk, güven, huzur, cesaret, yaşama sevinci, özgürlük ve her neye ihtiyacınız varsa onun size nefes kanalıyla verildiğini ve içinize çektiğinizi düşünün. Aynı şekilde verdiğiniz nefeste kullanıp tükettiğiniz, arttık biriktirmeyeceğiniz, içinizde son kullanma tarihi geçmiş duygu ve düşünceleri bırakın gitsin. Öfke, üzüntü, mutsuzluk vb ne varsa nefesle birlikte bırakın gitsin.

    10-15 dakikalık bir uygulama sonrası bazen uykunuz gelebilir. Ve rüya bile görebilirsiniz. İhtiyacınız varsa bir süre uyuyakalabilir. Veya gözünüzü 10’dan bire kadar sayarak açabilirsiniz. Şimdi içinizdeki yenilenmiş enerjiyi güle güle kullanabilirsiniz. Tekrar kirlendiğinizde artık ne yapacağınızı biliyorsunuz.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Anlam verilemeyen sıkıntılar

    Anlam verilemeyen sıkıntılar

    Gündelik bir hayat sürmektesinizdir kendi koşullarınızla ve herhangi bir sıkıntı yoktur.İş,sosyal,aşk,aile sizin için olması gerektiği gibidir.Kendinizi gerçekleştirme yolunda sizin belirdelidiğin hedeflerle ilerlersiniz.Dışardan bakıldığında özgüveniniz hissedilir.Aslında her şey kontrol altındadır ve kendinizi kontrol edebilmenin rahatlığı sosyal ilişkilerinizede yansır.Sürekli çalışsa bile kafanız rahattır.Kendi istediğiniz gerekli şeylerle ilgilenirsiniz,hayatınıza o kadar hakimsinizdir ki kontrol sizdedir ve hep bu şekilde ilerleyeceğini düşünürsünüz.

    Yaşantınızdan her şey istenilen gibi giderken birden farklı tepkiler aldığınızı hissedersiniz.İş yaşantısında anlamsız pürüzler başlar,dahil olunmayan durumlardan sorumlu tutulmaya başlanırsınız,ses tonları sertleşmiştir ve ifadeleri sanki önemsemiyormuş gibi olmuştur.Hisleriniz negatif bir şeyler olduğunu söyler .Ama öncelikle bu sadece bir histir,konuşulması anlamsız gelir çünkü sizin için bir sorun yoktur,her zamanki gibi davranıp her zamanki gibi konuşmaktayken problem nedir?
    Sorun yoksa o zaman bu his nerden çıkmaktadır.Hissin yoğunluğu netlik kazanmadığı sürece artmaya başlar.Dahil olmadıkları halde yaşantınız ve işleriniz ile ilgili yorumlar duyulur.Arada bir karmaşıklık var ama ipin ucu nereden çıkacak acaba diye düşünülmeye başlanır.Sadece yaşanıldığı yerde bırakamazsınız ,güç olur sizin için çünkü kontrol hep sizdeydi ve kontrol dışı bir şeyler olmaktadır.

    Etrafımda anlam veremediğim olaylar var.Neler oluyor? dediğimiz durumlar yaşanır hazırlıksız olduğumuz anlarda yaşantımızda.Birden afallarız kim nerden çekiyor belli değildir.Ben sadece işimi yapıyorum neden şimdi bana bağırdı?,onu hiç tanımam ki alıp veremediği nedir?,asla ben bir şey yapmadım ama neden ben suçluyum? vs… cümleleri söylenir bu anlarda.

    Var olan ne bir medical rahatsızlığım var ne de psikolojik kronik bir sorunum,ama son zamanlarda boyun ağrısı,midede yanmalar,titremelerim gibi semptomların oluşuyor ve ben nedenini bulamıyorum, denilen anlardır.
    Alarmlar açılır ve birden olanlar saçma gelir.Yani içinde bulunmadığınız bir yerin nasıl oluyorda birden çekirdeği oluvermişsiniz.İçgüdüsel olarak bir savunma gereksinimi vardır ama neye karşı ve ne için olacağına dair şablon yoktur.
    Birilerine anlatma ihtiyacı artar.Bunu doğuran sebep ise ‘acaba benim hatalı olduğum bir yer mi var?’ sorusudur.Sürekli, her an gözden geçirilir ve istenilmeyen halkadan çıkma için yanıtlar aranır.
    Olay anlatılır birden fazla kişiye ve;
    A:Ya Allah aşkına söyle daha ne yapayım,ben mi hatalıyım?
    B:Hayır sen gerekeni yapmışsın..
    A:Peki neden böyle oldu,ya ben kimseye bişey yapmadımki aksine oturup kalkmam bile..
    B:Ya senin birine bir şey yapmana gerek yok ki belli kıskanmış.
    (kıskanmak:A için çok garip gelir çünkü diloğu bile yoktur)
    A:Ya bu durum beni işimden alıkoyuyor ve yapamıyorum.Sinirlerim gerildi.
    B:Bunlar olacak hayatın boyunca,daha dur başlangıçtasın.
    A:Ama neden ne gerek var ya ben kimseye karışmıyorum ki..
    B:Yanılıyorsun en büyük hatayı yapıyorsun,insanların ulaşamadığı hayallerini yaşıyorsun.

    Evet bazen suçlanmak için hiç bir şey yapmanıza gerek kalmaz,insanlar içgüdüleri ile hareket etmeye başladıkları anda size olan taktirlerini,kendilerine olan öfkeleri ile birleştirip harekete geçerler.Siz sadece kendi hayatınızı kendi davranışlarınızla kontrol etmeye çalışırsın,başkalarını kontrol edemezsiniz.Kontrol etmeye çalıştığınız andada hayal kırıklığına uğrarsınız.Aslında size söylenen sözler kendilerine itiraf edemedikleri eksik yanlarıdır ve onlar için o kadar önemlidir ki bir anda hayatlarının çekirdeği olabilir.
    Aslında bu çekirdek ne kadar da şanslıdır!!!

  • Tik Bozukluğu

    Tik Bozukluğu

    Tik, birden ortaya çıkan, hızlı, yineleyici, ritmik olmayan,motor hareket ya da ses çıkarmadır. 

    Tikin oluşumunda Kuralci ve titiz ana, baba tutumlari denetleyici ve cocuktan performansinin uzerınde bir seyler bekleyen ana baba tutumlari etkilidir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. 

    Tiklerin sıklıkla çocuk ve ergen yaş dönemlerinde başlamakta, çoğunlukla anne, baba, öğretmen ve arkadaşların olumlu tutumu ile yerleşmeden kaybolmaktadır.

    Tikler çocuklar arasında sık görülür. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir.Özellikle 7-11 yaşları arasında daha fazladır. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha sık gözlenmektedir.

    • Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe,kafa sallama,ayak sallama,vurma,vs),
    • Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi,öksürme,ıslık çalma,vs)
    • Karmaşık motor tikler (Çömelme, Eğiilme,koklama, üzerine çeki düzen verme,El ve yüzün anlamlı hareketleri,Eşyalara ve insanlara dokunma,Parmakları ile sayma hareketi yapma vs)
    • Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs) 
      Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir.

    Tik bozukluğu olan çocuğun çevresi tarafından sürekli uyarılması ve yapma diyerek bu davranıştan rahatsız olunulduğunun hissettirlmesi çocukta güveni azaltacak ve strese girmesine sebep olacaktır.İletişimde olunan kişilerin bunun aksine destekleyici,çocuğun rahatlaması sağlayıcı, esnek ve çocuğun kendisini eksiklik duygusuna kapılmasını önleyici tutum geliştirilmelidir.

    Eğer tikler belirginse çocuğun özgüveni azalabilir ve çevreye karşı kendüşürüp, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilirler.Ayrıca yukarıda belirtilen nedenle anne, baba ile çocuğun arasında ilişki sorununa neden olabilir, ya da var olan sorunu artırabilir. Bu nedenlerle tedavi edilmesi uygun olur.

    Tourette Sendromu: Çocukluk veya en geç olarak ileri ergenlik döneminde başlar.Tekrarlayan, amaçsız, bir çok kas grubunu etkisi altına alan hareketlerdir.
    Bir veya daha fazla vokal tiklerdir· Haftalar ve aylar içinde semptomların yoğunluğu değişmemektedir (artma ve azalma).Bir yıldan daha uzun sürmektedir.Beraberinde “dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu” ve “takıntı hastalığı (obsesif kompulsif bozukluk)” sıklıkla bulunur.Devamında yetişkinlikte madde kullanımına kadar gitmektedir.Tikler uykuda belirgin olarak azalırken sıkıntı, stres, sıcak hava ve yorgunluk hallerinde artar. Belirtilerin hastalık süresince artıp azalması tipiktir.

    Tik bozuklarının gidişi genellikle iyidir. Erişkinlik dönemine geçerken şiddetleri azalır ya da kaybolurlar. Birlikte kronik bir hastalığın bulunması ve yetersiz aile desteği gidişi olumsuz yönde etkileyen etkenlerdendir. 

    Ailenin Sıklığını, şiddetini arttırıcı ya da azaltıcı etkenler olup olmadığını, birlikte başka fiziksel belirti bulunup bulunmadığını gözlemesi ve pedagoga danışılması gerekmektedir.Stres yaratıcı durumlar belirlenip,bunların yerine kaygı ile başa çıkma yolları geliştirilmelidir. Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir

  • Evlilik Öncesi Sendrom

    Evlilik Öncesi Sendrom

    Çocukluktan beri kurulan peri kızı güzelliğindeki hayalleri içeren an sonunda geldi…hep neşe ve güzellik barındıran hayallerin sonunda çıkan bu stres ve soru işaretleri de nedir?Yıllardır evet olan yanıt ‘hayır’ a mı dönüşüyor?

    Çocuklukta evcilikle başlar ,toplumun, birlikteliği anlamlı kılan kuruma yüklediği anlam.Kızlar arasında oynanan bu oyun okulun başlaması ile heyecan içerir ve karşı cinse duyulan ilgi ile beyne taşınır,bu ilgi daha da içsel ve platoniktir.Ergenlikle somut çiçekleri açar ve kimi zaman gizli gizli buluşmalar,sinemaya gitmeler ve düzenlenen gezilerle ismini alır :‘çıkmak’…

    Lise ve üniversitede gelişen meslek kavramı ile beraber farklı bir boyuta geçer çıkmak,birlikteliğe dönüşür ,’eş’ kelimesi özelleşir ve gelecek planları konuşulmaya başlanır en güzel yanlarıyla.kendi koşulları dahilinde evliliğe doğru yaklaşılır,aileler bazen karşı çıkar ve diretilir.Çıkan sonuç :’onsuz ölürüm’…

    Bir müddet sonra her şey netleşir ve tatlıya bağlanır.Aileler tanışır;işte o an :kız istemenin hemen ardından gelişen davranışlar eleştirilmeye başlanır.Çünkü artık uğraşılacak bir şey kalmamıştır.Bir gün önceki istek dolu heyecan yerini yavaş yavaş ‘acaba’lara vermeye hazırlanır…

    Netlik, heyecanın yerine soru işaretlerini ve bastıran mantığı getirir.
    Hazırlık süreçlerinde bundan önce birlikte savaşan çift artık birbiriyle savaşmaya başlar.
    İşte evlilik öncesi sendrom başlamıştır…

    Acaba daha iyisi var mıdır şimdi her sabah onunla kalkacağım ama buna hazır mıyım?Ya sürekli nerede olduğumu sorması..beni hep takip edecek sanırım(bundan öncede aynısını yapıyordu ama o zaman değer vermiş oluyordu)..mmm peki istediğim saatte dışarı çıkabilecek miyim?ona hep hesap mı vereceğim?(sevgiliyken de haber veriliyordu)..Hem ben annemsiz yapamam,onun düşüncelerini alır mı acaba,ona yakın bir ev bakmalıyız…İstediğim yerde olsun düğünüm kesinlikle, ben bir kere evleneceğim,bunu bile düşünmüyorL…

    Bu süreçte sizi yoran ve midenizde yanmalara ,uykunuzun kaçmasına sebep olan stres,yapılan işler değil yukarıdaki soru işaretleridir.Emin olamama hissi ve istenilenlerin evliliğe uygun olup olmaması duru mudur.Şu an yaptığınız tüm somut hazırlıklar hayallerinizin ürünü heyecanla beklediğiniz anlardır yanında getirdiği soru işaretleri ise bunların önüne geçmeye başlar…Tüm bunlarla nasıl başa çıkabilir ve özel günü hep gülerek anabilirsiniz…

    Öncelikle bu kararsızlık anlarını yaşamanız çok normal ve olması gereken bir durumdur. ….Hayatınızda bir değişim yapıyorsunuz ve etkilenmelisiniz. Rol değiştiriyorsunuz..bu kadar kolay olmamalı Ancak sağlıklı yanıtlar bularak da süreci en sağlıklı şekilde tamamlamalısınız… o kutsal günü her andığınızda suratınızın ekşimesini eminim ki istemezsiniz..Bunun için;

    Evlilik kararı ilk yetişkinliğin tamamlandığı olgunluk döneminde verilmelidir ve bilinmelidir ki kültürü, aile yaşantısı,eğitimi,sosyal yaşantısı ve ilgileri farklı iki ayrı bireyevlenmektedir.Amacınız müstakbel eşinizi kendiniz gibi yapmaya çalışmak ya da o mutlu olsun diye kendinizden vazgeçmekse,yanıldığınız ilk noktadır.Bu evlilik sandığınız kadar uzun sürmeyebilir.Bu kararı alana kadar farklı yönleriniz size çekici geldi ve hep onları anlattınız,tek bir karakter olmaya çalışmanız ilerleyen süreçlerde yeni bir farklı karakter aramaya yöneltebilir,dikkat!

    Kendisine ait özellikleri olan iki kümenin birleştiğini düşünün.ortak bir kesişim kümesi vardır,evlilikte tıpkı bu gibi olmalı,ortak alanları pekiştirmek ve karşı tarafın kararı ne olursa olsun eleştirmemek,kendi doğrunuzu söylemek ama yinede destek olmak.
    Destek,evliliğin en büyük yapı taşıdır ve dinamiğini korur.Birliktelik kaarrı alındığından itibaren korunmalıdır ve bu durumlar da Saygının somutlaştırıldığı anlardandır.Gidilen kuaför anımsanmaz;ancak kuaföre giderken destek vermeyişiniz her yemekte salata gibi önünüzde yer alır

    Somut olarak da gözlendiği gibi herkesten ayrı bir ev kuruyorsun ve buranın maddi –manevi anahtarı sadece eşlerde olmalı,duvarın rengini her gün siz göreceksiniz bu rengi belirleyen illaki anneniz olmamalı.Ebeveynlere bağımlı olmak hala evlilik olgunluğuna gelmediğinizin göstergesidir; ki dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de budur:sınırların belirlenmesi.

    Karı-koca sınırınız belirli olmadığı sürece evlilikteki dinamik sürekli dışarıya akar ve sorunlar başlar.

    Medeni durumunuz değiştiği gibi; kısmen de olsa yaşamınızda ve davranışlarınızda değişiklikler olacak.Artık tek değilsiniz ve aynı olmadığınız içinde mjuhakkak uzlaşamadığınız noktalar olacak.Problem uzlaşamamak değil,bu uzlaşazlığı çözmek;sanırım evliliğe anlam kazandıran ve devam etmesini sağlayan noktada burası.Evlilik ile gelecek olan değişim ve sorumluluklara hazır mısınız?

    Evlilik öncesinde hazır olmadığınızı düşünüyorsanız ve endişeleriniz var ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin.Evlilik sürecinde alacağınız destekten daha da etkili olacaktır bireysel olarak almanız.Bunlara rağmen kararınız evet ise, sadece evliliğe hazırlıkta çıkartılan sorunlar var ise ;nikah masasını yemek masası gibi kullanmayacaksınız.Bu günün özel olduğunu oranın ihtişamı değil fotoğraf karelerindeki imajınız gösterecektir.Sevgiliniz sadece orada eşiniz olmayacak bundan sonraki yaşantınızda eşiniz olacak.

    Evlilikte bu süreç ile karşılaşılan dialoglar;
    Düğünden 10 yıl sonra Arkadaş ortamında piknikte eşler arasında bir uzlaşmazlık olmuştur ve tarışma başlar.
    A:Benim hiç bir istediğim olmuyor zaten,sürekli böylesin.(Etraftakilerden ses çıkaz ve kendilerince tıp demişlerdir)
    B:Neyim sürekli böyle,bencil miyim ben..
    A:Evet her şeyi sen bilirsin,siz bilirsiniz,yıllarcada böyle oldu…Düğünümde bile mutlu edemedin beni,istemediğim bir yerde evlendim.
    B:Hıh döndük dolaştık yine geldik.10 yıldır 10000 defa konuştuk,geri dönebiliyor muyuz,dönsekte o zaman bu koşullarımız var mıydı,vardı da ben mi yapmadım.
    A:Ben bir kere evlendim,ah ahhh…
    B:Tamam sus konuşmayalım yoksa kalbini kırıcam..
    SONUÇ :Eşler arası soğuma,konuşmama..
    Duygular :Gerginlik,öfke…
    Gerçek :Sihirli bir değneğin olmaması.Hayal kırıklığına sebep olacak beklentinin devam etmesi…
    SORU :Önemli olan eşinizle evlenmeniz mi?Yoksa Nasıl evlendiğiniz mi?

    Bu dialoğun devam etmesi sonu eşler duygusal olarak uzaklaşacaktır ve arkadaşız dedikleri role bürünecektir.Duygusallığın olmaması ve ilgi görmenin de ihtiyaç olduğu düşünülürse eğer;bu ilgi 3.bir kişide aranmaya başlanacaktır.Rolünüz ne olursa olsun hiç kimse sürekli eleştirilek ve yetersiz bulunak istemez.Bu olduğu anda savunma mekanızmaları ortaya çıkar..Duygular varsa arada öfkeye dönüşür tartışma olur,halen devam ediyorsa bu durum kaçınaya ve konuşmamaya başlar,hala devam ediyorsa evden uzaklaşmalarla ortak paylaşım azalır ve önemsenip değerli olduğunu düşündüğü durumlar aranır…

    Eşinizin ödül olarak ne yaptığını değil;eşinizi ÖDÜL olarak görebildiğiniz sürece evlilik canlı kalacaktır…

    Önemli olan sizin için düğün sabahından itibaren beraber uyanabilmek ise;
    Merak etmeyin düğününüzü sizin kadar hatırlayan olmayacak.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    ”yeni bir şehre geldim ve ciddi alisma problemleri yasiyorum yaklasik 1 aydir dahada siddetlendi ve fiziki problemlerde basladi nefes alamiyorum yani aldigim soluk bana yetmiyor surekli pencereyi acip nefes almak istiyorum sanki kalbimin ustunde cok buyuk bi agirlik var ve geceleri uykumu bolen bi olecegim korkusu bazen delirecegimi bile dusunuyorum konusmak istemiyorum surekli icerde kalmaktan yasama dair tum bagim kopuyo sanki koca evrende tek basimayim”

    ”5 senedir panik atak hastasıyım belirtıleri nefes alamama kalp çarpıntısı terleme eklem agrıları bir yanıp bir donma vesvese ellerde ve bacaklarda uyuşma hissi düşücek gibi olma yani bayılıcak gibi olma agız kurulugu ölüm korkusu uykusuzluk uyurken panikle kalkma herseyden korkma kalbe igne ve bıcak saplanması vs daha uzar gider yani bu ben senin yerinde olsam bir pisikologa giderdim ben öyle yaptım artık hastalıgımla arkadas gibi olduk bana ne oldugunu bildigim için artık kendimi kontrol edebiliyorum ”
    (forum sayfasından)

    PANİK ATAK anında öldüğünü, ve kontrolünü kaybettiğini söyleyeniniz var mı;yoksa beyniniz şaka mı yapıyor?

    Panik atak insanı hem duygusal yönde hem de bedensel anlamda aşırı derecede zorlayan bir yaşantıdır.

    Kişinin yaşam kalitesini azaltan Panik Atak ,her insanı yaşantısı boyunca en az 1 kez ziyaret eder.Aniden ve belirti olmadan gelen semptomların meydana gelmesiyle ,yoğun bir şekilde yaşama ilişkin endişelerin oluşması Panik Atağı getirir.
    Panik Atak yaşayan kişi Kalp krizi geçirdiğini düşünür;ancak yapılan tıbbi açıklamada Kalp krizi görünmemektedir.Bu somut sonuç kişiye yeterli gelmez ;çünkü bu sefer de ‘ya kalp krizi geçirirsem’ düşüncesi yerleşir.

    Ataklar Ne kadar sürer?

    Atak başladığında belirtilerin en yoğun yaşandığı süre 10 dakikadır. Sağlık kuruluşlarına gitmeye çalışsanız bile vardığınızda geçmiş olacaktır.Panik Atak fizyolojik değil psikolojik bir rahatsızlıktır. Çok az bir kesin bu durumu yardım almadan atlatmaktadır.Çoğunluk ise zaman kaybetmeden bir hastaneye gitmektedir.Çünkü yaşanan durum,sanki hayatın biteceğinin habercisidir.Yoğun yaşanan bu kaygı ile ilgili yanlış yorumlamalar yapılması Panik bozukluğun sürekliliğini arttırmaktadır.

    Panik Atak anında neler yaşanır;

    1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması 
    2- Terleme 
    3- Titreme yâda sarsılma 
    4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları 
    5- Soluğun kesilmesi 
    6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi 
    7- Bulantı ya da karın ağrısı 
    8- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma 
    9- Derealizasyon (gerçek dışılık duygular) ya da deparsonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma) 
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu 
    11- Ölüm korkusu 
    12- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalaşma duyumları) 
    13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları dır.
    Bu durumdan artık kurtulmak istiyorum diyorsanız; inanın hiçbir engel yok.

    Hangi Rahatsızlıklar Panik Atak getirir

    Yaşamda stresin büyük bir yer kaplaması en temel unsurdur.Depresyon içerisinde ve sonrasında Panik Atak geçirilmesi oldukça normaldir.Yine yaygın anksiyete bozukluğu, alkol ve madde kullanımı da Panik Atak gelişimine yol açıyor.Yakın çevreden ölüm haberinin alınması da sosyal çevrenin etkisini göstermektedir.Panik atak anındaki aşırı performans,doktorların açıklamasına göre kalbi yormalktadır ve var olan kalp krizinin yaşanma olasılığı artmaktadır.Bu anlamda Panik Atak tedavisi gerekmektedir.
    Panik Atak 6/8 haftalık bir süreci kapsamaktadır.
    · Nefesinizi kontrol altına alın
    -Günün değişik zamanlarında, bir dakikada kaç kez yaptığınızı saptayınız. Bir kişi istirahat anında dakikada ortalama 10-12 kez soluk alıp vermektedir. Eğer kişi bundan daha fazla sayıda soluk alıp veriyorsa, bu sayı mutlaka azaltılmalıdır.
    “-Yavaş solunum tekniği (Panik atağın ilk belirtilerini farkettiğinizde)
    1. istirahat durumuna geçiniz.
    2. Nefesinizi tutup, 10’a kadar sayınız.
    3. 10’a geldiğiniz zaman nefes verip, kendinize “rahatla, gevşe” komutunu veriniz.
    4. 3 saniye nefes alınız, ardından 3 saniye nefes veriniz ve nefes alıp vermeyi bu tempoyla sürdürünüz. Böylece dakikada 10 solunum yapmış olacaksınız. Her nefes verişte “rahatla, gevşe” komutunu tekrarlayınız.
    5. Her 1 dakika sonunda, 10 saniye boyunca nefesinizi tutup, daha sonra 3’er saniyelik döngülerle solunumunuza devam ediniz.
    6. Panik atağı hafifleyinceye ya da ortadan kalkıncaya kadar bu alıştırmaya devam ediniz.
    Bunları yaptığınız zaman, belirtiler 1-2 dakika içinde hafifleyecek ve panik atağını yaşamayacaksınız. Yavaş solunum tekniği uygulayarak, panik ataklarınızı her zaman kontrol altına alabilirsiniz
    · Aşamalı üzerine gitme
    Daha çok Agorafobiye eşlik eden Panik Atak’da gözlenen “yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık ortamlara girememe” gibi durum ve davranışlarla ilgili aşamalı alıştırmalar yapmak ve panik belirtileri azalıncaya kadar o ortamda kalmak, yani alıştırmaları tekrarlamak temeline dayanır.

    · Gevşeme Egzersizleri Önemli…
    Panik Atak anında beden kendini korumak adına kaslarda gerginlik oluşturur.Kas gerginliği işlevsel olmayan ölüm,çıldırma ve kontrol kaybı düşüncelerinin yoğunlaştığı anda beliren bir belirir ki Panik Atağı tetikler.Gevşeme egzersizlerinin öğrenilmesi rahatlamayı sağlarken tetikleyen unsurları da azaltacaktır.

    · Kognitif (Bilişsel) Yaklaşım
    Bilişsel tedavi; panik atağı öncesinde, sırasında ve sonrasında akıldan geçen ve panik atağı ile ilişkilendirilen bu yanlış yorum ve varsayımların, mantıklı düşünülerek düzeltilmesi temeline dayanır
    En etkin psikoterapi yaklaşımıdır.Panik Atak yaşayan kişilerde, işlevsel olmayan düşünceler ve varsayımlar oluşmaktadır.Var olan bu varsayımlar ve otomatik düşünceler atak yaşanmasabile her an yaşanmasına karşın kişinin tetikte olmasını sağlamaktadır.
    Tetikteki bekleyiş kaygı düzeyini arttırdığı gibi kişinin yaşantısını eskisi gibi sürdürememesine sebep olur.Kişi Panik Yaşama ihtimalinin olduğu yerlerden ve kalabalıktan kaçınmaya başlar.Her kaçınma aslında Panik Atak için olumsuz bir pekiştireçtir.Bunun sonucunda da oluşan kısır döngü hayatı yaşanmaz hale getirecektir. 
    Kişi en basitinden delireceğini ve öleceği kaygısını dile getirir.Somut kanıtlar arandığında ise bu güne kadar hiç bunların olmadığını belirtir.
    Panik Bozukluğu olanların unutmaması gerekenler…

    · Panik bozukluğu bir kalp rahatsızlığı değildir ve mental durumların kullanımını engellemez.
    · Hiçbir zaman ölüme yol açmaz;çünkü panik atak esnasında normal nefesimizin iki katı nefes alınır ve bu daha yorucudur.Bunun yerine yavaş ve derin nefes alınması daha etkili olacaktır.
    · Panik atağı sırasında insanların öldüklerine, delirdiklerine ya da kontrol dışı davranışlarda bulunduklarına ilişkin destekleyen bir kanıt yoktur. 
    · İlaç tedavisi panik atakları azaltmak için etkilidir ama sadece ilaç yeterli değildir. Bunun yanında eğer psikoterapi alırsanız sorunla başa çıkmayı öğrenmiş olursunuz. Tedavi içerisinde bile atakları yaşamaya devam edebilirsiniz, ama nasıl engelleyebileceğinizi öğrenmiş olduğunuzdan daha hafif atlatacaksınızdır. 
    Panik Atak çözülmeyecek bir problem değildir…

  • Suça Sürüklenen Çocuk

    Suça Sürüklenen Çocuk

    Neden ‘suça sürüklenen çocuk’ hiç düşündünüz mü?

    Çocuk denilince akla gelen hep masumluktur,akıllarda çocuk hep suçtan uzak ve temizdir.

    Bu düşünce bazen çelişkiye düşer.Çocukların sebep olduğu suçlar ,gözümüzde onları bir anda canavarlaştırır.Şaşkın yüz ifademiz beliriverir.Bizim onlara yüklediğimiz anlamlar bunlar değildir.Hadi canım,Allah Allah,Ne günlere kaldık,Tabii normal …ardından kurduğumuz yargılayıcı cümlelerdir.Onları ve yaptıklarını anlamak güçtür.
    Kamu malına zarar verme ,hırsızlık,yaralama gibi mahkemeye intikal edilen suçlar ,çocuklara suça sürüklenen çocuk sıfatını getirmektedir.
    Denildiği gibi;suça sürüklenen çocuk….
    Burada suçlanan onlar;ancak onların da suçlaması gerekenler var.
    Neden suça sürüklenen çocuk hiç düşündünüz mü?Yaşantılarını hiç merak etiniz mi ve görebildiniz mi?

    Kadın ve erkek bir çocuk dünyaya getirmiş;fakat bundan önce maddi koşulları isteklerini karşılayamayacak düzeyde olmasına karşın ortalama en az 3 çocuk daha dünyaya getirmiş ve bundan sonra getirmeyeceği de düşük bir olasılık.Aile maddi sıkıntılar çekmekte ve çocuk sürekli döneminin gereği özenti davranışları göstermektedir.Ebeveynler istekleri karşılayamadığı gibi,toplumsal bir aile modelini oluşturmak adına anne,baba rollerinden tamamen uzaktır.
    İkamet edilen yere bakındığında ise;2 odalıdır ve kendilerini birey olarak hissedebilecekleri,kendilerine özgü odaları bulunmamaktadır,anlayacağınız ilk özgüven adımları başlamadan sonlandırılmıştır.Buna bir de ebeveynlerin aynı odada kalması eklenirse cinsel kimlik bozukluklarının ve suçluluk inançlarının temelleri atılmaktadır.
    Bulunduğu çevrede model alacağı kişilerinde suç işliyor olması ‘suç’ kavramını normalleştirmekte ve değer yargısı olmaktan çıkarmaktadır.Onlar artık, suç işlemekten çekinmezler ise varlardır.

    Çocukların tek isteğidir kabul görmek ve ödüllendirilmek .Her bireyin de isteği kendini gerçekleştirmektir ve onlara sunulan koşullarda bunlardır.Herkes kendisini ait olduğu çevrede sunulan koşullar dahilinde gerçekleştirmeye çalışır.
    Bu durumların varlığı geçmişte çocuk olan büyüklerinde içselleştirmelerine sebep olmakta ve onlarda problem çözme becerisini zayıf olanlara şiddet uygulamakla ve madde kullanımı ile sağlamaktadır.
    Aile içerisinde şiddetin olması öfke ve intikam duygularını beraberinde getirir.Çocukta içsel çatışmalara neden olur ve güven duygusunu zedeler.Çocuk öfkesini başkalarına uygulayacağı saldırganca davranışlarda gidermeye çalışır;çünkü aşağılanmıştır ve güçlü olduğunu kendisine ve çevresine kanıtlamaya çalışacaktır.Bu kısır döngüde ;onların geleceğini ailelerinde,ailelerinin çocukluğunu da onlarda görebilirsiniz.Görüldüğü gibi model almak bir hayata bedeldir.
    Ailenin maddi durumu iyi olmadığından psikolojik ihtiyaçlar göze dahi gelmemektedir.Maddi gelir elde etmek adına çok erken yaşta çalışmaya başlatılan çocuk için okul sürecinin devamı söz konusu dahi değildir;çünkü buna ilişkin bir model yoktur.Hırsızlık yapan bir çevrede de çocuğun okumasını beklemek,hayal kırıklığıdır.Erken yaşta alınan maddi sorumluluk çocukluk dönemlerinin aç kalmasını sağlar.Çocuk olamadan birey olan kişi ise yaşantısı boyunca bu dönemlere takılı kalır.Bunların sonucunda ise normal olan, gelecekte Psikolojik sorunlar ve bozukluklar yaşamasıdır.

    Bakıldığında bu çevrede çocuk olabilmek;saldırgan,risk almaktan kaçınmayan,aşağılanan,kendisini yeterli göstermek için onlar gibi davranan,olumsuz davranışları pekiştirilen,içi boş bir özgüvene sahip olmak demektir.
    Suç sadece somut bir göstergedir ve topluma gösterdikleri bir yardım çağrısıdır.Çocuk suç işlemez,çocuğa suç işletilir.
    Onlar için suç değil suça sürüklenen nedenler önemlidir.Hangi suç olursa olsun aslında hep dokunulmamış çocuk ruhları vardır.Tek istekleri Çocuk olmaktır.
     

  • HİPNOTİK DİL KALIPLARI

    HİPNOTİK DİL KALIPLARI

    Birilerini dinlerken büyülendiğiniz hiç oldu mu? Kelimeler vurgu, tonlama ve dizilişi itibariyle karşımızdaki kişiye “Hipnoz Etkisi” yapar. Bu etkiyi çıkartan sisteme “Hipnotik Dil Kalıpları” diyoruz.

    Hipnoz karşımızdaki kişinin algıları üzerinde manüpulatif bir etki bırakma sanatıdır.

    “Hipnotik Dil Kalıpları”nın amacı; Konuşmanın amacı sürecinde kişide hayranlık bırakmak bilincin desteğini alarak bilinçaltında isteğin davranışa yönelmesini tetikleyecek mekanizmayı harekete geçirmektir.

    Hipnotik Dil Kalıpları Eğitimini iki günde veriyorum; Birinci gününde teorik ikinci gününde pratik teknikleri, mesleğinde kariyer yapmak isteyen ve iletişimde kendini geliştirmek isteyen her bireyin öğrenmesini öneriyorum.

    İşte eğitimin sırlı içeriği;

    Bilinçaltı Dil Ve Hipnoz

    • Kelimelerle değil duygularla düşünürüz.

    • Algı filitrelerimiz deneyimlerimizi şablonlandırır.

    • Şablonu (ezberi) bozmak ve yeniden yapılandırmak

    Algılarla Oynamak Ve Hipnotik Etki

    • Hipnoz Nedir. Süreç ve Deneyimler

    • Çerçeveleme yöntemi

    • Sonuç odaklı düşünme

    • Algının oluşumu ve değişimi

    • Eleştiriyi yönetebilme

    • Niyet ve niyeti algılama

    • Empati, sempati ve yeniden çerçeveleme

    Değerler Ve Kriterler Sistemi

    • Anlamlandırma Hipnotik etki

    • Gerçeği algılama Hipnotik Etki

    • Değerler ve Kriterlerin Oluşumunda Hipnoz

    İnançlar Ve Beklentiler

    • İnanç Sistemi ve İnancın Gücü

    • Kısıtlayıcı İnançlar

    • Beklentiler

    • Beklentilerin İnanç Sistemi İçindeki Yeri

    İnancın Anatomisi

    • İnanç-Dil ilişkisi

    • Neden-Sonuç

    • İnancın Yapılanmasında Dilin Rolü

    • Kısıtlayıcı İnançlardan Kurtulma

    • Sözsüz İletişim ve İletişim Sihirbazlığı

    Düşünce Virüsleri Ve İnanç Değişimi

    • Düşünce Virüsleri

    • Mantık ve Referanslar

    • İnanç Yapılanması

    • Meta Yapıya Ulaşmak

    Hipnotik Dil Kalıpları Ve Satış

    • Dil Kalıpları Nasıl Bu kadar İşe Yarıyor?

    • Genel İletişim Kalıplarını Hipnotik Dil Kalıplarına Çevirmek?

    • Uygulama ve Deneyim Paylaşımı

    • Kendi Bilinçaltımıza Hipnotik Dili yerleştirmek

    • Öğrenme ve uygulama kaynaklarını tanımak ve kullanmak

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    KEDİ VE KÖPEK FOBİSİ

    Hayvan fobisi nedir?

    Kedi, köpek, yılan, örümcek, fare, kuş gibi hayvanlara karşı duyulan mantıksız, orantısız korkuya denir. Kişi korktuğu bir hayvanla karşılaştığında aşırı kaygı duyar, saldırıya uğrayacağına ya da bir şekilde zarar göreceğine inanır. Hastalanacak, bayılacak, boğulacak hatta hayatını kaybedecekmiş gibi hisseder. Nefes alışverişi değişir, çarpıntı, sıcak basması, soğuk terleme gibi şikayetler ortaya çıkar. Yaşadığı bu yoğun endişe yüzünden hayvandan mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya çalışır, hatta bu kaçış sırasında kendini tehlikeye atabilir.

    Örneğin, köpekten kaçmak için hızla seyreden trafikte yola inebilir. Böyle bir panik halini bir daha yaşamamak için de kaçınma davranışında bulunur. Hayvanla karşılaşacağını düşündüğü ortamlara girmemek için aşırı tedbirler alır. Hayvan fobisinde her zaman korku ön planda değil. Bazen iğrenme duygusu daha baskın olabilir. Örneğin hamam böceği gördükten sonra kişi rahat edemez, yerini değiştirir, vücudunda birdenbire kaşınma belirebilir.

    Hayvan fobisi neden ortaya çıkıyor?

    Tarih öncesi dönemde insanlar kendilerini korumak için yılan, örümcek veya tehlikeli hayvanlardan kaçınmak zorundaydı. Yüzyıllar boyunca bu korku ve kaçınmanın, insanın genetik yapısına kodlandığı düşünülüyor. Daha önce yaşanmış bir travmatik olay hayvan fobisine yol açabilir. Örneğin çocuklukta bir hayvanın saldırısına uğramak, yoğun sıkıntı yaratan bir durum yaşamak fobiyi ortaya çıkarabilir. Ya da çevresindeki büyüklerin bir hayvandan aşırı derecede iğrendiğini gören bir çocukta fobi gelişebilir. Bazı hayvanlarla ilgili olumsuz hikayeler dinlemek, filmlerde ilgili durumları seyretmek de fobiye zemin hazırlayabilir. Öte yandan psikanalitik kurama göre, bilinç dışı korkular ve istekler, yasaklar nedeniyle bilinç düzeyine çıkmakta zorlanırsa, bu durum kendini bir hayvan fobisi şeklinde gösterebilir.

    Hayvan korkusu toplumda çok sık görülen bir sorun mu?

    Aslında kent yaşamı ve doğal ortamlardan uzak yaşamamız bizi hayvanlardan uzaklaştırdı. Özellikle şehrin eski yerleşim bölgelerindeki doğal bitki ve hayvanlar neredeyse ortadan kalktı. Yeşil alanlarda ise çevre kirliliği, iklim değişiklikleri nedeniyle yine doğal yaşamın dengesi bozuldu. Artık ev hayvanları dışında daha az sayıda hayvanla karşılaşıyoruz, ancak bu durum fobileri ortadan kaldırmıyor. Yüzeye çıkmayan korkular içten içe sürüyor. Hatta alışık olmadığımız hayvanlarla birdenbire karşılaşmak ani ve şiddetli bir korku yaratabiliyor.

    Genellikle tatil ortamları ve yazlıklarda bu korkular su yüzüne çıkıyor. Kedi-köpek gibi evlerde beslenen hayvanlara karşı da fobi görülebiliyor. Bu da hem apartman yaşamında hem de dost -arkadaş ziyaretleri sırasında sorun yaratabiliyor. Hayvan fobisi toplumda en sık görülen fobidir, diyebiliriz.

    Kişi ne zaman tedaviye başvurmalı?

    Tüm fobilerde olduğu gibi günlük yaşamda bir bozulma varsa kişinin günlük rutinlerini yaşamayı zorlaştırıyor ve endişenin yarattığı aşırı gerginlikler varsa kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Çoğu kişi bunu iyileştirmek için ne yapacağını bilmez. Doktor tedavileri uzun ve ilaca dayalı olduğu için kabul etmek istemez. Zamanla çözümü olamayacağına inandığı için konforundan mahrum kalmak ve mutsuzluğunu kronikleştirmesi pahasına hayvan korkusunu sineye çekerek tedavi olmadan yaşamayı tercih eder.

    Hayvan Fobisinde Psikolojik Destek Mutlaka Gerekli

    Önce korkulan hayvana ait fotoğraflar, filmler, maketler kullanılır. Daha sonra kişiye korktuğu hayvanla karşılaştığında korkusuyla mücadele etmek için gevşeme ve nefes egzersizleri öğretilir. Nefes çalışması, yavaş ve derin şekilde nefes alıp vererek yapılıyor.

    Gevşeme teknikleri ise vücuttaki bazı ana kas gruplarını önce yavaş yavaş kasıp sonra gevşetmek esasına dayanıyor. Yardımcı yöntemlerden biri de, korkulan durumu hayali olarak yaşama ve onunla başa çıkmadır. Bu aşamadan sonra eğer mümkünse, kişiye korktuğu havyan kapalı bir kutu içinde gösterilir. Daha sonra ona dokunması hedeflenir. Bu çalışma genellikle daha çok örümcek, hamam böceği, sinek gibi küçük hayvanlar için yapılabilir.

    Hayvan Fobisinde İlaç Tedavisine ne Zaman Gerek Duyulur?

    Hayvan fobileri çok şiddetliyse, genellikle kişide başka bir anksiyete, panik bozukluk, depresyon gibi bir soruna rastlıyoruz. Böyle ek bir ruhsal sorun saptamışsak ilaç tedavisi gerekli. Tedavide bazı antidepresan ilaçlar ve sakinleştiricilerden yararlanıyoruz.

    Tedavi Ne Kadar Sürer?

    Eğer başka bir ruhsal sorun yoksa bazen tek seans bile yeterli olabilir. Bu fobinin altında travmatik durumların çıkması daha uzun süreli terapi ve tedavi gerektirebiliyor.

    Hayvan Fobisi Zamanla Geçer Mi?

    Zihinde var olan kaygılı düşünce kendini tekrar ettikçe korkunuz da pekişir. Bu durumda zaman ne kadar çok geçerse sorun o kadar depreşir. Nadiren zaman içinde etkisi azalabilir ancak çoğunlukla bu korku yaşam konforunu tehdit edip çekilmez hal alır. Bu korkuyu tamamen iyileştirecek ilaç yok. Hipnoterapi, EFT ve EMDR gibi tekniklerle birlikte birkaç seansta hayvan fobisi tamamen yok edilebilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.