Kategori: Psikoloji

  • Stres – Kaygı – Öğrenci

    Stres – Kaygı – Öğrenci

    O şimdi çok stresli dokunmayın sınavı var!

    Stressiz olmuyor ama fazla stres de dengeleri bozuyor

    Neden hep yumurta kapıya gelince harekete geçme alışkanlığımız var ki sanki.. Son anlar olmasaydı hiçbir işimi bitiremezdim diyordu bir arkadaşım. Bir an önce liseyi bitirip üniversiteli olma hayaline çok az bir zaman kaldı. Ancak küçük bir sorun çıkabilir! Ya sınavda kendimi gösteremez istediğim başarıyı elde edemezsem. Bunu düşünürken bir yandan harcadığınız emeğin karşılığını görememe… bir yandan yakınlarınızın yüz ifadesi.. bir yandan bir sürü arkadaşınız bir üniversiteye devam ederken sizin bir yıl daha belirsizliği yaşamanız.. üff bunlar çok ürkütücü ve siz bu durumu düşünmek bile istemiyorsunuz.

    Her ne kadar sonuçlarından kaçamasanız bile kaçındığınız sonun başına gelmesini önleyebilirsiniz.

    Diyojen takdiği

    Ünlü yunanlı filozof diyojen bir fıçıda yaşar ve kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Sokaktaki vatandaşla en asil soylu hükümdarın onun gözünde fark yaratacak bir etkisi yoktur.. Bir gün hükümdarın biri yanından geçerken durur ve onunla konuşmak ister.. seni onurlandıracağım bir ihsan ister misin diye sorar? Diyoje kendinden emin “Gölge etme başka ihsan istemem”. Bu günlerde aileler fırıl fırıl çocukların peşinde dolanıyor.. ve onlara “senin için daha ne yapabilirim” diye aslında bir tür farkında olmadan baskı yapıyor.. Eğer bu süre içinde onları kendinizden uzak tutar ve onların elektriğine kendinizi kaptırmazsanız. Odağınızı yapmak istediklerinize daha kolay kilitlersiniz.. Bazen bu durumlarda yarı bunalım takılmak..kendini odaya hapsetmek..göze daha az görünmek ve görünmek durumunda kaldığı ortamlardan hızla sıvışmak iyi bir takdik olsa gerek..

    Kaygının kaynağını kesmek

    Kaygı bir tür duygu ve o duyguyu besleyen hormanlar var.. Bunları harekete geçiren ise sınavın yaklaşması ya da gireceğiniz sınavın sonuçları değil..! Bu sonuçları düşünerek en olumsuzuna odaklanmanız.. bunu o kadar sık ve düzenli yaptıktan sonra böyle olacağını varsayan düşüncelerinizden kendinizi alıkoyamamanız.. ve düşündükçe kendinizi kötü hissetmeniz..ve mevcut potansiyelinizi kullanamayacak problemler yaşamaya başlamanızdandır… Kaygının kaynağı düşünceler.. Düşüncelerle beslenir. Günde ortalama 60 bin düşünce geçermiş aklımızdan ve bunların büyük bir kısmı negatif düşünceler olduğu söylenir.. Çok defa kişi bunun farkında değildir..hatta kendisine sorsanız hiç de olumsuz düşünmüyordur.. ama içten içe yaşadığı “acaba”lar.. onu yiyip bitirir.. bazen iştahı, uykusu bazen çalışma düzeni bazen bildiklerini unutması ve nihayetinde emeklerinin karşılığı olmayan istenmeyen sonuçları doğurur.. Düşüncelerin iyisi kötüsü olmaz ama düşüncelerin kalitelisi kalitesizi olabilir.. kaygı üreten kalitesiz düşünceler bir süre sonra öğrenme performansınızı olumsuz etkileyecek düzeye gelir.. Bu durumdan sonra ne kadar çalıştığınızın bir önemi yoktur. Bu çalışmalarınızın gerçekci değerini ne kadar yansıtacaksınız bu önemlidir.

    Yeterince hazır değilseniz

    Kaygılanmakta haklısınız çünkü kaygılanmanızı gerektirecek haklı nedenleriniz var. Yine de alacağınız yok. Yani kaygılanarak puanınızı yükseltebilecek durumda değilsiniz. Zamanlamasından dolayı treni bu sefer kaçırmış olabilirsiniz.

    Bilgi düzeyiniz iyi ancak becerilerinizden şüphe ediyorsanız;

    Performans öyle bir şey ki bilmek yetmiyor bilgilerinizi gösterebilecek duygusal ve zihinsel hazırlığınızı da tamamlamış olmanız gerekiyor.. Bir sporcunun teknik becerilere hakim maçta bu becerileri kullanacak duygusal bir zafiyet gösterirse beceri düzeyinde hak etmediği sonuçlara katlanmak durumunda kalacaktır.. Halbuki öğrenciler kendilerini o kadar çok yapacakları ya da yapmayacakları şeylere odaklıyorlar ki kendilerini almış oldukları duygusal ve zihinsel yaradan sızan hayat güçleri günden güne tüketip daha stresli hale getiriyor… Sonra nerede hata yaptım diye kendilerine haksızlık yapacak yanlış yerlerde çözüm arıyorlar..

    Bunlara Zamanım yok!

    Günde kaç km tempolu yürüyüş yapıyorsunuz? Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz ve bitince hangisine başlayacaksınız. Bulmaca çözüyor musunuz? Kendinizle her gün yarım saat bir odada sessiz ve zihniniz rolantiye alacak mod ta çalıştırıyor musunuz (Bir tür meditasyon) müzik dinleyip dans ediyor musunuz. Sabahları yarım saat erken kalkıp günü planlıyor ve gün sonunda yaptıklarınızı değerlendirecek 15 dakika kendinizle “değerlendirme toplantısı yapıyor musunuz? Sınavda istediğiniz puanı aldığınızda kazandığınız okulda okuyup bitirdiğinizde neleri başaracağınızı her gün hayal gücünüzü de zenginleştirerek kurguluyor bunu canlandırıyor musunuz? Kendisini zevkle dinlediğiniz bir büyüğünüzle fırsat buldukça kendinizi sıkıştırmadan rahat rahat dinliyor musunuz? Hikaye veya roman okuyor ve kendinizi motive edecek araçlardan yararlanıyor musunuz? Bir günlük tutup mevcut rotanısı bir seyir defteri mantığı içinde kayda geçiriyor ve kendinizi denetliyor musunuz? Yatmadan önce yorgunluktan sızıyor musunuz yoksa belirli bir dinlenme moduna sokup rahat bir uyku mu çekiyor sunuz?

    Birçoğu bu ve buna benzeri sorularımda vaktinin olmadığını söylüyor! Evet yata yata ders çalışın demiyorum ama elinizden geleni ardınıza koymamanız işin gerekini gerektiği gibi yapmanızı engelleyecek ve yukarıdaki şeylerden bazılarına ihtiyaç duyuyor ama bunu kendinizden mahrum ediyorsanız. Bu kaygınızı azaltacak ilacı almaya vaktim yok gibi bir mazeretle sonuçlarına katlanmak durumunda kalabilirsiniz!

    Nasihatler İşe Yaramaz!

    Bu günlerde sık sık duyacağınız “heyecanlanma”, “Kendine güven”, “Sınav kişiliğini ölçmüyor bilginizi ölçüyor”, “Bu sınav her şey değil kazanamazsan da biz seni seviyoruz” ifadelerini büyükler sıkça yineliyor olabilirler.. Peki sizi rahatlatıyor mu?

    Duymak hoşunuza gidebilir ama sizi rahlatmayacaktır. Peki sizin gerçekten rahatlamaya mı ihtiyacınız var? Bazılarının tam tersine kaygısını heyecanlandırıp kendisini sıkıştırmaya ihtiyacı var ama bazılarının gerçekten kendini rahatlatmaya ihtiyacı var. Merak ettiğim şu kendinizi nasıl gerdiğinizi biliyoruz. Peki rahatlatmak için ne yapıyorsunuz? Bu durumda tek bir çözüm olmadığı gibi önerilen çözümlerde öğrencinin nezdinde “biz bunları biliyoruz” şeklinde tepki veriliyor. O zaman soruyorum “ne olsaydı kendinizi daha rahat hissederdiniz ve bu sınavda sınanmaktan dolayı yaşayacağınız kaygıyı yaşamazdınız” Diye. Verilen cevaplarda kişinin yapmadığı ve yapması gereken durumlar ortaya çıkıyor. İşte bunları ertelemeden ve normal rutin hayatınızın içine alarak yapın. Bunları yapmayarak kaygıya daha fazla zemin hazırlamış ve virüs gibi gittikçe baş edilemeyecek konuma gelişmesine neden olabilirsiniz diyorum.

    Eğlenceli olmayan işleri daha eğlenceli hale getirmenin bir yolu olmalı?

    Neden hep büyüklerden bekliyorsunuz. Büyükler hayatı çok ciddiye alıyor ve sizi de kendilerine benzetiyorlar. Sanki hiç öğrenci olmamışlarda.. ya da sizin öğrenim hayatınız mükemmel olsun diye acımasız bir gardiyan gibi çalılıyorlar..!

    Yapmanız gereken şey hem yapmak zorunda olduğunuz bir şeyse genellikle eğlenceli görülmez.. peki daha eğlenceli olması için bu zorunlulukları nasıl yapardınız diye bir soru sorsam alacağım yanıtı merak ediyorum? Komik ya da saçma bulmadan bunları söyleyin.. biliyorum önceleri tuhaf geliyor ama önce belirleyin..ve bunları yazın..

    Şimdi eğlenceli tarafına geldik..! Niye yapmıyoruz?

    Acı çekmeyeceğim diye eziyet çekmeniz gerekmez!

    Güzel şeyler bazen zor oluyor. Bazen sıkıntı çekmeniz ve rahatınızdan fedakarlık yapmanız gerekiyor. Açlık olmasaydı yenilen yemeklerin çoğu zevkli olmayabilirdi.. Mesela doğum bir anne için çok acı verecek bir deneyim ve bu acıya katlanırken onu motive eden bebek hayatının en güzel şeyi olduğunu düşünebiliyor.. O kadar çok acı çektiği halde bebeği kucağına aldıktan sonra doğum sancısından bahseden bir anne hiç tanımadım..? Doğumunuza az kaldı .. Gülümseyin..

    Aynanın karşısında … “az kaldı” deyip aynı anda gülümseyebilirseniz.. stresinizle dost olabilirsiniz… Yoksa düşmanınız olmasını mı istersiniz..?

    O zaman ne duruyorsunuz.. GÜLÜMSEYİN..

    ADİL MAVİŞ

  • Çocuklarda Özgüven

    Çocuklarda Özgüven

    Çocuklarda Özgüven Gelişimini Desteklemek

    Özgüven, bir kişinin kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip olması, kendisini yeterli algılaması, yeteneklerinin, kişisel özelliklerinin ve sınırlarının farkında olması ve bunları kabul etmesi anlamına gelmektedir. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren yaşadığımız tüm deneyimler, ailemizden aldığımız tepkiler, anne- babalarımızın, öğretmen ve arkadaşlarımızın bizimle ilgili yorumları özgüven gelişimi üzerinde etkili olmaktadır.
    Tüm anne babalar çocuklarının özgüvenli bireyler olmalarını isterler. Çünkü özgüven, çocukların sorunlarla baş etme becerilerini, okul başarılarını ve sosyal ilişkilerini olumlu etkilemektedir.  

    Çocukların daha özgüvenli olmalarına yardımcı olmak için:

    -Öncelikle anne babalar çocukla ilgili net ve tutarlı sınırlar oluşturmalıdır. Tutarsız ve belirsiz sınırlar içinde büyüyen çocuklar, başka sosyal ortamlarda zorlanabilirler ve net sınırlarla karşılaştıklarında bunu sevilmemek olarak yorumlayabilirler. Bu da özgüvenlerini olumsuz etkilemektedir. Konulan kuralların sebebinin çocuğa açıklanması çocuğun kendisini değerli hissetmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca çocuğa sunulan seçenekler aracılığıyla, karar vermesi ve sınırlarla ilgili söz sahibi olması sağlanmalıdır.
    -Anne babalar çocuklarını olumlu ve olumsuz tüm özellikleri ile olduğu gibi kabul etmelidir. Çocuğu kabul etmek için ona şartlar koymamalıdır (Başarılı olmak vb.). 
    -Çocuğun fikirlerini içinden geldiği gibi anlatmasına izin verilmeli, anlattıkları eleştirmeden sonuna kadar dinlenilmelidir.  
    -Çocuğun tek başına yapabildiği davranışların sayısını arttırılmalı (uyku, yemek yeme, tuvalet temizliği, giyinme vb.), bu davranışlar teşvik edilmelidir. Çocuğun kendi başına yapabileceği şeyler anne babası tarafından yapılmamalıdır.
    -Ebeveynler çocukları ile ilgili çok yüksek beklentiler içerisinde olmamalıdır. Çünkü çocuğun becerilerini aşan yüksek beklentiler çocukta yetersizlik duyguları oluşmasına ve çocuğun başaramayacağını düşünüp denemekten vazgeçmesine sebep olmaktadır.
    -Çocukla birebir vakit geçirmek de özgüven gelişimi için oldukça önemlidir. Anne babalar, kısa süre de olsa çocukla her gün oyun oynamaya çalışmalıdır.
    -Anne babalar çocuklarına olan sevgilerini açıkça göstermekten çekinmemelidir. 
    -Çocuğun başarılarına değil, çabasına ve çocuktaki gelişmeye odaklanmak da özgüven gelişimi için önemlidir. Ebeveynler başarısız olsa bile çocuğun çabasını görmeli ve tebrik etmelidir. Bu onun bir sonraki denemede daha fazla çaba sarf etmesine yardımcı olacaktır.
    -Çocuğa kendi problemlerini kendisi çözmesi için fırsat tanınmalıdır. Yaşadığı sorunla ilgili ne yapması gerektiğini söylemeden önce, çocuğun bu konudaki fikri sorulmalı ve problem çözme becerilerini kullanması sağlanmalıdır. 
    -Çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir.
    -Anne babalar çocuklarının çeşitli sosyal ortamlara girmesini ağlamalı, ancak burada nasıl davranması gerektiği ile ilgili yönlendirici olmamalıdır. Farklı sosyal ortamları deneyimlemesi, çocuğun sosyal becerilerinin gelişmesine katkı sağlayacaktır.
    -Çocuğun yeteneğinin olduğu düşünülen ve sevdiği herhangi bir alanda (bir müzik aleti çalmak, herhangi bir sporda kendini geliştirmek vb.) kendini geliştirmesi için desteklenmesi de özgüven gelişimine katkı sağlayacaktır. 
    -Ebeveynler çocuğun hatalarına karşı anlayışlı bir tutumla yaklaşmalı, herkesin hata yapabileceği vurgulayarak çocukla konuşmalıdır.   

  • ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    ÇOCUKLARDA OKUL KORKUSU

    Çeşitli sebeplerden dolayı çocuklar zaman zaman okula gitmek istemeyebilirler. Okul korkusu veya okul reddi çocuğun yoğun bir endişe ile okula gitmek istememesi veya tüm gün okulda kalmakta zorlanmasıdır. Okul günlerinde ortaya çıkan fiziksel yakınmalar, ağlama ve öfke patlamaları vb. davranışlar okul korkusunun belirtileri olarak sıralanabilir. Çocuklar sıklıkla okula gitmemek için karın ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, baş ağrısı gibi durumlardan şikâyet edebilirler. Çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtiler ortadan kalkabilmektedir. Okul korkusu yaşayan çocuklar okulda kaygı yaratabilecek durumları zihinlerinde büyüttükleri ve bu durumlarla baş edebilmekle ilgili kendi becerilerini küçümsedikleri için okula gitmeyi reddederler.
    Okul korkusunun nedenleri:
    1.Anne-babadan ayrılmakta zorlanma, ayrılık kaygısı. Çoğunlukla evde, ailesiyle vakit geçiren, ebeveynlerinden ayrılmayı daha önce deneyimlememiş olan çocuklar dışarıdaki dünyayı tehlikeli algılayabilir ve bu sebeple okula gitmekten korkabilirler.
    2.Anne-baba tarafından terk edilme korkusu,
    3.Aşırı koruyucu ebeveynler tarafından yetiştirilme. Bu çocuklar ebeveynleri tarafından korunmaya alışmış oldukları için kendilerini bu konuda yetersiz hissedebilirler. Ebeveynleri yanlarında yokken kendilerini savunmasız hissettikleri için okuldan korkabilirler. 
    4.Ebeveynlerin çocuktan ayrılmakla ilgili kaygıları, 
    5.Sosyal beceri eksikliği, çocuğun sosyal ortamlarda nasıl davranacağını bilememesi ve bununla ilgili kaygı duyması,
    6.Başarısız olma korkusu. Özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü,  konuşma bozukluğu ve zihinsel geriliği olan çocuklarda, çocuk belli bir alanda yetersizlik yaşadığı ve yaşıtlarına kıyasla zor öğrendiği için okula gitmek istemeyebilir.
    7.Evdeki sınırların belirsiz, muğlak olması, 
    8.Okul kurallarına uyum sağlamakta zorlanma, 
    9.Öğretmenin sert tutumu, okulda öğretmen tarafından fiziksel ya da sözlü şiddete maruz kalma, çocuğa kapasitesini aşan görevler, ödevler verilmesi,
    10.Arkadaşlık ilişkilerindeki sorunlar, arkadaşları tarafından alay edilme, akran zorbalığına maruz kalma,
    11.Çocuğun yaşamında önemli değişimler olması; okul ya da sınıf değişikliği, taşınma, kardeşinin dünyaya gelmesi, sevdiği birinin kaybı, kazalar, hastalıklar vb.
    12.Evde kalan kardeşini kıskanma, 
    13.Aile içi çatışmalar, iletişim sorunları, boşanma, aile üyelerinden birinin hastalığı ya da kaybı.
    Okul korkusu olan çocuk bu durumları tehdit olarak algılar ve kontrol edemediği bir kaygı yaşar. Okul korkusu çeşitli sebeplerle ortaya çıkabildiği için öncelikle çocuğun okula gitmek istememesinin sebebi belirlenmeli ve ona göre bir çözüm yolu izlenmelidir. 
    Okul korkusu yaşayan çocuğa yardımcı olmak için:
    1.Öncelikle anne babalar çocuklarının fiziksel yakınmalarının organik bir sebebi olup olmadığından emin olmalıdır.
    2.Çocuğu okulda gerçekten rahatsız edebilecek bir durumun olup olmadığı araştırılmalıdır. Akran zorbalığına maruz kalan çocuklar daha önce okulla ilgili kaygı yaşamamış olsalar da okula gitmek istemeyebilirler. Çocukla kabul edici bir tutumla konuşularak ve okulla işbirliği kurularak böyle bir durumun varlığı sorgulanmalıdır.
    3.Çocuğun okul dışında da ebeveynlerinden ayrılmayı deneyimlemesi sağlanmalıdır. Çocuğun ebeveynlerinden bağımsız olarak, kendi başına yapabildiği davranışları övülmeli, çocuk bu davranışlara teşvik edilmeli.
    4.Kararlı ve sakin bir şekilde çocuğun okula her gün kısa bir süre de olsa gitmesi sağlanmalı ve çocuğun okulda geçirdiği süre yavaş yavaş arttırılarak okulda kendisini güvende hissetmesine yardımcı olunmalıdır. Çocuğun okuldaki rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeni ile işbirliği içinde olunmalıdır.
    5.Çocuğun okul korkusunu kendi kontrolü dışında yaşadığı unutulmamalıdır. Bu sebeple ebeveynler çocuğu eleştirmemeli, okulla ilgili aşırı baskı yapmamalı, çocuğu cezalandırmamalı ve tehdit etmemelidir. Okula neden gitmesi gerektiği çocuğa sakin bir şekilde anlatılmalıdır.
    6.Çocukla okul korkusu hakkında onu yargılamadan konuşulmalı. Ebeveynler çocuğa “Bundan korkulur mu?” diyerek çocuğun korkusunu küçümsememeli. “Okula gitmekten gerçekten korktuğunu anlıyorum” vb. sözlerle çocuğun duygularını anladığını ve kabul ettiğini çocuğa göstermelidir.
    7.Eğer anne baba da çocuğun okula gitmesi ile ilgili kaygılıysa, çocuk da böyle hissedecektir. Bu sebeple ebeveynler kendi kaygıları ile ilgili özeleştiride bulunmalı ve bunların çözümü için gerektiğinde bir uzmandan destek almalıdır.

  • FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    FİLİAL TERAPİ NEDİR?

    Çocuklar duygu ve düşüncelerini, ihtiyaçlarını ve yaşadıkları sorunları oyun yoluyla ifade ederler. Bu sebeple çocuk için önemli bir ihtiyaç olan oyun aracılığıyla çocukların iç dünyaları hakkında bilgi edinilebilir.
    Filial Terapi, anne babalara oyun aracılığıyla çocukları ile kurdukları duygusal bağı güçlendirmeleri, aralarındaki ilişkiyi geliştirmeleri konusunda yardımcı olan ve çocuktaki olumsuz davranışların azaltılmasına katkı sağlayan bir yöntemdir. 
    Filial Terapi, Çocuk Merkezli Oyun Terapisi’nin anne babalarla uygulanan farklı bir şeklidir. Filial terapi ebeveynlerin çocuklarının duygularını daha iyi anlamalarına, çocuklarıyla iletişimlerini geliştirmelerine, ebeveyn olarak kendilerine daha fazla güvenmelerine yardımcı olmaktadır.
    Filial terapide anne babalar çocukları ile oynarken kullanacakları bazı becerileri öğrenirler. Çocukları ile daha etkili iletişim kurmak için yansıtma, empatik dinleme, cesaretlendirme,  sınır koyma ve seçenek sunma gibi konularda bilgi sahibi olurlar. Bu becerileri kazandıktan sonra haftada bir çocuklarıyla 30 dakikalık özel oyun zamanları geçirirler ve bu süre boyunca soruna değil çocuğa odaklanırlar. Terapist tarafından verilen geribildirimler sayesinde, ebeveyn olarak eksik oldukları yönlerini fark ederler ve bu yönlerini nasıl geliştireceklerini öğrenirler. Bunlara ek olarak oyun seanslarının anlamı terapist tarafından yorumlanır ve ebeveynler çocuklarının duygularını daha iyi anlamış olur. 
    Filial terapide çocuklar anne babaları tarafından koşulsuz kabul gördüklerini hissederler. Bu sayede özgüvenleri artar, kendi duygularının daha fazla farkında olmaya başlarlar, duygularını ve düşüncelerini uygun şekilde ifade etmeyi öğrenirler, problem çözme becerileri gelişir, sorunlu davranışları azalır ve daha fazla sorumluluk alırlar. 

  • ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    ÇOCUKLARI PSİKOLOG GÖRÜŞMESİNE GETİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Çocuklarını psikolog görüşmesine götüren anne babalar bu durumu çocuğa nasıl açıklamaları gerektiği konusunda zorlanabilirler. Çocuğu psikolog görüşmesine getirmeden önce yapılacak uygun açıklama, çocuğun bu yeni ortamda kaygısının azaltılmasına yardımcı olacağından oldukça önemlidir.
    Çocuğa yapılacak açıklama çocuğun yaş düzeyine uygun olmalıdır. Çocuğa “Doktora sağlık kontrolüne gidiyoruz”, “Bir arkadaşıma gidiyoruz” gibi açıklamalar yapmak yanlıştır. Çocuğa gidilecek yerle ilgili yalan söylenmemelidir. Suçlayıcı olmayan bir dille görüşmeye gitmelerinin gerçek sebebi açıklanmalı ve onun gibi benzer sorunlar yaşayan başka çocuklarla da çalışan bir uzmana gidildiği anlatılmalıdır. 
    Okul öncesi bir çocuğa: “Seninle konuşmak ve oynamak için bir yere gideceğiz. Buradaki abla ile istediğin gibi konuşabilirsin ve oynayabilirsin” gibi bir açıklama yapmak yeterli olacaktır.
    Okul çağındaki bir çocuğa: “Seninle bir psikoloğa/terapiste gideceğiz. Her çocuk zaman zaman bazı sıkıntılar yaşayabilir, psikologlar da seninkine benzer sorunlar yaşayan çocuklara yardımcı olurlar. Psikolog bize yalnız uyuyamaman/ korkuların/arkadaşlarınla daha iyi anlaşman vb. konusunda yardımcı olacak.” gibi bir açıklama yapılabilir.
    Eğer çocuk ergenlik dönemindeyse, çocuğun görüşmeye gelmek istemesi de önem taşımaktadır. Çocuk görüşme konusunda zorlanmamalı, psikologla yalnız da konuşabileceği ve neden destek alınması gerektiği çocuğa onu eleştirmeden anlatılmalıdır. “Sorunlarımızla ilgili destek almak için bir psikologdan yardım almak istiyorum. Seni daha iyi anlamak ve kendini daha rahat hissetmen için terapist seninle yalnız da konuşacaktır. Eğer sen de istersen randevu alıp, görüşmeye gidebiliriz. ” gibi bir açıklama yapılabilir.
    İlk görüşmeye gelirken hem anne hem de babanın çocukla birlikte merkeze geliyor olması, aile dinamikleri hakkında daha fazla bilgi edinilmesi açısından önemlidir. Ancak çocuğun kendisini kötü hissetmemesi için küçük kardeşlerin odaya alınması tercih edilmemektedir. Bunlara ek olarak psikoloğun anne ve baba ile yalnız görüşmek isteyeceği durumlar için, görevli ile yalnız kalmak istemeyen çocuklarda çocuğun yanında bekleme odasında bekleyebilecek bir tanıdığın da getirilmesi önerilmektedir.
    Görüşmelere zamanında gelinmesi çok önemlidir. Çocukların kendilerini daha rahat hissetmeleri ve gerekli formların doldurulması için yaklaşık 15 dakika önceden merkeze gelinmesi faydalı olacaktır. Görüşmeye geç kalınması gibi bir durum olduğunda psikoloğunuzla kalan zaman kadar görüşme yapılabilir veya görüşme başka bir tarihe ertelenebilir. Seansa gelemeyeceğiniz bir durum olduğunda bir gün önceden arayarak merkezimize haber verebilirsiniz. 
    Psikoloğun çocuğunuza bir test uygulamaya karar vermesi durumunda, çocuğun kendi performansını gösterebilmesi için yeterince uyumuş olması, aç ve yorgun olmaması gerekmektedir. Ayrıca çocuğa “Sana test yapılacak” gibi kaygı verici bir açıklama yapmak yerine “Seninle bir çalışma yapılacak” denmesi daha uygundur.

  • Aldanmak Ve Aldatmak

    Aldanmak Ve Aldatmak

    ALDATMA ALDATILMA SORUNU VE ÇİFT TERAPİSİ

    Eşe duyulan ve özel hissedilen duygu ve davranışları fiziksel veya duygusal olarak bir başkasına hissetmek ve bunu bilinçli bir şekilde geliştirmek ilişkinin gücünü zayıflatır ve parallel güçler bir ilişkiyi özel yapan şeyleri bitirebilir. Bunun gizli bir şekilde birden fazla sürmesi de sadakatsizliği doğurur.

    Aldatılmayı tam olarak tanımlayan ortak bir tanım yoktur. Bununla birlikte aldatılmışlık duygusunu oluşturan kriterler baz alınarak aldatmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini söyleyebiliriz.

    Neden Aldatıldım?

    Birbirlerini özgürleştiren kişilerden çok birbirlerine bağımlı kişilerde aldatma sorunu daha çok görülür. Bağımlı kişiler sorununun zaman içinde büyümesine neden olur ilişki sürecinde çözemeyen ve ilişkisini de bitiremeyen kişi aldatmaya meyilli hale gelir ve bunu şartları oluştuğunda da gerçekleştirir.

    Evliliklerde Aldatılma

    Evlilikte yaşanan sorunlar ve zamanla bu sorunların kronikleşmesi aldatmayla sonuçlanır. Sorunlar gayrı meşru tutumların gerekçelerini vicdanında meşrulaştırmaya başlar. İşte aile içinde görülen sorunlardan bazıları;

    • Karşı tarafın özgürlük alanını kısıtlamak ve baskın tutum ve davranışlar.

    • Sorumluluğu paylaşmamak. Sorun olduğunda karşı tarafı suçlamak.

    • Cinsel isteksizlik veya tatminsizlik

    • Aşırı bencillik ve karşı tarafın ihtiyaçlarını göz ardı eden davranışları sürekli hale getirmek.

    • Gerçekten istediği için değil zorunda kaldığı için evlenmiş olmak.

    • Güç düşkünlüğü.

    • Dikkati ilişkiye değil çocuklara verip ilişkisini besleyen şeyleri kesmek.

    • İlişki içinde karakterlerin uyuşmaması ve psikolojik sorunların ilerlemesi.

    • Anne ve babası ayrı yaşayan ve güvensiz bir aile ortamında büyümüş olmak.

    Evli Erkek Neden Aldatır?

    Aile ve çift terapilerinde karşılaştığım vak’alardan yola çıkarak en yaygın karşılaştığım durumlar. “Cinsel tatminsizlik ve macera duyguları”. Sosyoekonomik düzeyin yükselmesi evdeki sorunlardan ve sorumluluklardan kaçış olarak da değerlendirebilirim. Evli erkek bir yandan mevcut düzenini (çocuklar, ev düzeni, akraba ve müşterek dostlukları) bozmak istemez ve bunu riske etmeyeceği kişi ve kişilerle aldatmayı seçer.

    Erkekler, kadınların hamilelik, doğum sonrası ve depresyon durumlarında, beklediği ilgi ve cinselliği göremediğinden aldatma kayabilir.

    Aldatan kişi yakalanmadığı sürece davranışa devam eder, sonuçlarını hep düşünür aslında; ama içsel çatışmayı da aşamaz.

    İlişkileri Bitirmek Neden Zordur?

    Bütün korkuların temelinde “kaybetme korkusu” yatar. Kaybedeceğini anlayan kişi bazen kendini kaybeder ve kendisi olmaktan çıkar. Özgüven eksikliği, yalnız kalma korkusu, değersizlik, intikam almak vb. duygular evliliği bitirmektense kendini ve ilişki içinde olduğu kişiyi bitirmeye doğru gider.

    Aldatma Riskinin Gerçekleşebileceği Dönem

    Hamilelik, doğum sonrası depresyon ve çocuğun doğumu ile birlikte erkeğin ilgi odağından çıkması erkeğin fıtratında var olan cinsel dürtü atakları aldatma sürecine daha kolay sürükler.

    Aldatma Çeşitleri

    Aldatma mutlaka fiziksel olmayabilir, duygusal ve zihinsel aldatmak da ilişkiye zarar verir. Günümüz şartlarında 4 çeşit aldatma yolu izlenir;

    Sanal Aldatma:

    Birinin evine izinsiz girmeniz mümkün değilken bilgisayarda açılan bir pencereden rahatlıkla duygularının içine sızabilir ve zihinsel konuşmalarınızı mevcut ilişkinizi hiç riske atmadığınızı düşünerek karşı taraf izin verdiği ölçüde ilerletebilirsiniz. Okuduğunuz romandaki bir karaktere aşık olmak gibi ancak bundan farklı duygularınıza karşılık bulabilir ve bunu karşılıklı istediğiniz noktaya sürükleyebilirsiniz.

    Duygusal Aldatma:

    Evliliğindeki mutsuzluk ve hak ettiği değeri göremediğini düşünmek zihnin sınırları kaldırarak hayal kurmasına ve ihtiyaç duyduğu duyguları başkalarıyla yaşamaya başlamasına neden olur. Fiziksel olarak gerçekleştirememiş olsa bile bulduğu bu kaynak onu duygusal olarak tatmin edecek en azından daha iyi hissetmesini kolaylaştıracaktır. Kadınlar bu yolu erkeklere göre daha çok tercih ederler.

    Cinsel Aldatma:

    Mükemmel bir cinsel ilişkiniz olsa bile farklılık veya daha fazla tatmin olma arzusu başka birlikteliklere göz kırpar. Elde etmek, hırs, özgürlük, özgüven gibi duygular bu yolla kendini gerçekleştirir. Yasak olması ise cazibesini daha da arttırır. Her gün elinin altında olandan ziyade kısıtlı anlarda görebileceği ve hissedebileceği haz daha yüksek bir tatmin duygusu verir. Erkekler bu tür ilişkilerinde duyguyu ön plana çıkarmadan cinsel ilişkiye girerken kadınlar cinsel ilişkiye girdiği kişiye bağlanmaya başlar.

    Flörtözlük :

    Görüntüde bir adı yok. Hoşlanmayla başlayan ama ifadeye dönüşmemiş ve bir anlamda oynaşma olarak değerlendirilebilecek davranışları kapsar. Somut bir şey olmadığı için çoğu bunu aldatma olarak Kabul etmez.

    Bir Aldatma Vak’asında Evlilik Terapisti (Cift Terapisti) Ne Yapar?

    Aldatılma vakasında duygusal ve tepkisel kararlarla ilişkiyi bitirmek aceleci ve sağlıksız bir karar olabilir. Sorun ayrılmayla bitmez bazen daha da artar. Aldatılmış olma duygusunun kırkı bir türlü bitmez, yeni bir ilişkiye olan güven bazen yıllarca gelmez. Yetersizlik, güvensizlik ve değersizlik duygusu da zamanla kendini onaramaz. Dost ve akrabaların samimi ama amatör görüşleri de mevcut duruma kaliteli bir çözüm oluşturmaz.

    Evlilik Terapistinden 10 Puanlık Öneriler?

    1. Bir evlilik terapisti birinin isteği diğerinin sürüklenmesi ile gerçekleşirse çok işe yaramaz. Siz artık bir taraf oldunuz mevcut sorunuza 3. Bir gözle bakılması ve değerlendirilmesini istiyorsunuz bunun için de iki tarafın güvenebileceği bir uzman arayışına girebilirsiniz.

    2. Aldatan kişi bunu inkar ediyor veya bunu bir sorun olarak görmüyorsa bu durumda evlilik terapistinin de yapabileceği pek bir şey yoktur. Bu risk gerçekleştiyse ve bir pişmanlık veya durumu düzeltmek konusunda samimi bir çaba yoksa yapılabilecek şeyler bir çift olarak azalır ve siz terapi programına yalnız devam etmek durumunda kalabilirsiniz.

    3. Hissettiklerinizi kendinize saklamak ya da bu hislerinizden yola çıkıp karşı tarafı suçlamak ve hesap sormak yapabileceğiniz en zararlı şeydir.

    4. Durumu daha konuşmadan veya uzlaşma fırsatlarını değerlendirmeden 3. Şahıslarla paylaşırsanız bu durumu her iki taraf için daha da çıkılmaz hale getirebilirsiniz.

    5. Her sorun bir fırsattır’ diye bir söz var. Tabi bu durumu bir fırsat olarak görememenizi anlayabilirim. Bununla birlikte bundan ne öğrendiğinize odaklanmanız için bence yine de bir fırsattır ve siz bu fırsatı kaçırırsanız bir süre sonra “Bu tür şeyler niye hep benim başıma geliyor?” Demek durumunda kalabilirsiniz. Aldatılan kişi, her zaman suçu kendinde aramamalıdır.

    6. Nerede hata yaptım sorusunu kendinize sorsanız bile kendinizi bu sorularla bitirip değersizleştirmeniz de doğru değildir. Aldatılma mutlaka evliliğiniz ile ilgili olmayabilir hatta %100 eşinizin özelliklerinden (yetiştirilme tarzı, anlayışı, değer yargıları vb.) özelliklerinden kaynaklanabilir.

    7. İşin hukuk boyutuna taşınması ve gerekçeye “Aldatıldığınızın Yazılması” boşanmak için yeterli bir nedendir. Bunu ispatlamanız durumunda cezai olarak, hem aldatan hem de buna neden olan kişiye (3.kişiye)yasalarca ceza öngörülmektedir.

    8. Aldatma sonrası yaşanan duygusal ve fiziksel sıkıntılar destek almanızı gerektirebilir. Bunu kendi başınıza çözmeye çalışmak, alkol almak, uyku ilaçları veya alık rahatlık veren desteklerden yararlanmak daha büyük sorunlara davetiye çıkartır.

    9. Aldatan kişi olarak pişmanlık ve samimi bir özür dilediyseniz ve ilişkinize tekrar bir fırsat tanıdıysanız belki uzun bir süre güveni tekrar kazanmak için sabretmeniz gerekecek. Nerede olduğunuz, telefonunuzun kurcalanması, araştırılmanız ve davranışlarınızın tutarlılığının takip edilmesi kaçınılmazdır.

    10. Bu durumlar evliliğinizin ve kişiliğinizin zayıf taraflarını tanımanızı ve onları geliştirmek için fırsat yaratabileceğini düşünerek durumu kestirip atmak yerine sakinleştikten sonra bir süre düşünün. Ama hep aynı şeyleri düşünüyor ve bunu yapmaktan kendinizi alamıyorsanız bir terapist’den yardım alın.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Özgüven

    Özgüven

    Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,

    Geriye kalan et ve kemiksin.

    Gül düşünür, gülistan olursun,

    Diken düşünür, dikenlik olursun”

    MEVLANA

    ÇOCUK VE ERGENLERDE ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ

    Çocuk ve ergenlerde özgüven eksikliği aile ilişkilerinden okul başarısına, sosyal hayattan gelecekte inşa edilecek kariyere kadar pek çok önemli konuyu olumsuz yönde etkileyen bir durumdur. Özgüven eksikliği çocuk yaşta ortaya çıktığı gibi çocukluktan yetişkinliğe geçişin en önemli basamağı olan ergenlik aşamasında da ortaya çıkmaya başlayabilir. Günümüzde pek çok ebeveynin korkulu rüyası olan bu durum aslına bakıldığında çocuğun genetik yapısı ve çevresel etkenlerle birlikte anne babaların bilinçsiz hatalı davranışlarıyla da büyük ölçüde şekillenmektedir. Özgüven eksikliği tedavisi de bu nedenle konunun uzmanı bir psikoloğun, çocuğun ve ailenin ortak ve disiplinli çalışması sonucu mümkün olabilmektedir.

    Çocuklarda özgüven eksikliği vakaların çoğunda çocuğun kendi şartlarından ziyade ebeveynlerin yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Özellikle henüz okul çağına adım atmayan çocukların hayatlarının büyük bir kısmı aile ortamında geçmektedir ve bu durum ev içindeki yaşantının çocuğu özgüven gelişimi konusunda olumlu ya da olumsuz geniş ölçüde etkilemesine neden olmaktadır. Çocukta sağlıklı ve sağlam bir özgüvenin oluşması için yapılması gereken en önemli şey çocuğa makul ölçüde sorumluluk vermektir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu sorumluluk bir oyunun ya da kurgunun içine yerleştirilerek verilebilecek olsa da çocuğun aldığı sorumluluğun bir oyun olmadığını hissetmesi son derece önemlidir. Çocuk hiç sorumluluk yüklenmemesi halinde olduğu gibi aldığı sorumlulukların takip edilmemesi ve ciddiye alınmaması durumunda da özgüven eksikliği geliştirebilir. Ancak söz konusu takip de çocuğu her an göz hapsinde tutarak değil, ona fazla hissettirmeden eylemlerini mümkün olduğunca uzaktan izleyerek ve ancak gerçekten ihtiyaç duyduğu durumlarda yardım edilerek yapılmalıdır. Sürekli kontrol edilen bir çocuk kendisine güvenildiği duygusunu tadamayacak ve dolayısıyla bir şeyler başarabilmenin verdiği güveni yaşamayacaktır.

    Ergenlikte özgüven eksikliği çocuk yaşta görülen özgüven eksikliğine nazaran daha uzun bir çözüm süreci gerektirebilir. Bunun nedeni çocuk yaşta görülmeyen güvensizliğin çocukluktan yetişkinliğe geçerken ne sebeple ortaya çıktığının saptanmasının daha incelikle bir çalışma gerektirmesidir. Ancak yine alanında yetkin bir uzman tarafından uygulanan özgüven eksikliği terapisi ve tüm tarafların samimi işbirliğiyle sorunun üstesinden gelinmemesi için hiçbir sebep yoktur.

    Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek İşte 8 Öneri

    1. Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmeli.

    2. Yaptığı işe sonuç alıncaya kadar desteklemek ama müdahale etmemek gerekir.

    3. Onların sözlerini kesmeden dinlemek gerekir.

    4. Risk almaları gereken durumlarda onları desteklemelisiniz.

    5. Olumlu davranışlarını övmek olumsuz olanlardan ders çıkarmaları için teşvik edici olmak bunun yanında yapıcı eleştirilerde bulunmak dürüst ve samimi olmak

    6. Başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi yeteneklerine dikkat çekmek.

    7. Ortamlarda kendini ifade edebilmesi için teşvik edilmesi.

    8. Hikayelerden çok etkilenirler. Başarı hikayeleri onlarlar paylaşılmalı belki yatarken bir hikayeyi yüksek sesle okumayı alışkanlık haline getirilmesi.

    Sonuç olarak ; Özgüvenli olmak öğrenilerek zamanla geliştirilebilen bir duygu, davranış ve inanç halidir. Bu kaynaklardan çocuklarınızı besleyecek geliştirebilir ve özgüven duygusunu hedeflere programlamayı öğretebilirsiniz. Hipnozla özgüven geliştirmek ve hedeflediğiniz şeyleri güvenle başarıya götürmek mümkündür.Birkaç seanslık çalışma çocuğunuzun özgüvenine balans ayarı yapacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Uykusuzluk

    Uykusuzluk

    UYKUSUZLUK İNSOMNİA

    İnsomnia; kişinin uykuya dalmakta ya da ideal uyku süresini kesintisiz olarak doldurmakta güçlük çektiği, bu sebeple günlük hayatının, sosyal ilişkilerinin, okul veya iş başarısının çoğu zaman sekteye uğradığı ve verimliliğinin düştüğü bir uyku bozukluğu çeşididir. Bu bozukluk tıpta hem başlı başına bir hastalık, hem de başka rahatsızlıkların belirtisi olabilecek bir semptom gözüyle ele alınır. Düşük uyku kalitesi başta depresyon ve anksiyete olmak üzere pek çok rahatsızlığın bir getirisi olabileceği gibi kişide stres seviyesinin yükselmesiyle ya da başka nedenlerle ortaya çıkıp bu tarz rahatsızlıklara yakalanılmasının sebebini de oluşturabilir. Uykusuzluk her yaşta ortaya çıkabilir, ancak en sık orta yaş ve üstündeki kişilerde görülür.

    İnsomnianın kısa ve uzun dönemli olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır. Kısa dönemli uykusuzluk olarak bilinen tür en fazla bir ay sürerken uzun dönemli uykusuzluk 4 haftayı geçen vakalarda söz konusudur. İnsomnianın belirtileri ve neden olabileceği problemler arasında uyanıkken yapılan eylemlerde aksamalar, gün içinde yorgunluk ve halsizlik, hafıza güçlüğü, depresyon, çabuk ve sık öfkelenme ile kalp krizi ve trafik kazası risklerinde artış sayılabilir. Rahatsızlığı uzun dönemli ve kısa dönemlinin yanında birincil ve ikincil olarak kategorilendirmek de mümkündür. Sekonder insomnia olarak da bilinen ikincil insomnia hastalığın en yaygın türü olup herhangi bir tıbbi, psikolojik ya da çevresel nedenin sonucu olarak ortaya çıkar. İkincil insomnia tedavisi söz konusu olduğunda yapılması gereken şey bu nedenin tespit edilmesi ve nedene yönelik sorun çözme yöntemlerinin uygulanmasıdır. Birincil insomnia ise daha nadir görülmekle birlikte yukarıda bahsettiğimiz başlıca sebeplerden hiç birine dayandırılamaz ve bu nedenle tedavi süreci daha uzun ve zorludur. Bahsettiğimiz tüm uykusuzluk türleri depresyon, fiziksel acı, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi diğer rahatsızlıklara yol açabilirler.

    Türkiye’nin Uyku Haritası

    Yapılan araştırmadan çıkan sonuca göre, 3 kişiden biri uykuda horluyor. Erkeklerde yüzde 7, kadınlarda yüzde 4 de uyku apnesi var. Bunun anlamı uykuda kısa süreliğine solunum duruyor ve bunun da tedavi edilmesi gerekiyor.

    Hangi Bölgelerde Hangi Uyku Sorunları Daha Fazla

    Uykuda solunum düzensizliği ve uyku apnesi en fazla Güneydoğu illerinde ve Batı’da görülüyor. Uyurgezerliğin daha fazla olduğu bölge ise Doğu Anadolu..

    “Huzursuz bacak sendromu” adı verilen uykuda bacaklarda uyuşma ve hareketlilik Akdeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz de görülüyor.

    En Fazla Uykusuzluk Şikayetleri Büyükşehirlerde Görülüyor

    Vardiyalı çalışmaların daha yoğun olduğu illerde Kocaeli, Manisa, Gaziantep, Denizli gibi şehirlerde de uyku bozuklukları fazlalaşıyor.

    Uykusuzluk tedavisi için doktor kontrolünde kullanılan uyku ilaçlarının ve diğer sakinleştirici ilaçların etkisi ne kadar önemliyse, işin uzmanı bir kişiyle birlikte yürütülen terapiler de o derece kritiktir. Bütün sinir hastalıklarında verimli uyku alışkanlığı zarar görmüştür. Bunun uzun sürmesi nörolojik ve psikiyatrik başka sorunlara davetiye çıkartır. Bazı hastanelerin Uyku Merkezleri bu sorunları iyileştirmek için çalışır.  

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    ÇOCUĞA SINIR KOYMA- ÖDÜL VE CEZA KULANIMI

    Çocuklar dünyayı keşfetmek isterler. Bunu yaparken kendi davranışları ve başkalarının tepkilerini gözlemlerler. Davranışlarının sonuçlarından yola çıkarak nasıl davranmanın uygun olduğunu öğrenirler. Anne babalar tarafından konulan sınırlar, çocuğa henüz hiç tanımadığı dünyadaki güvenebileceği yol göstericilerdir. 
    Sınır koymak belli bir amacı olan, mantıklı kurallar belirlemek, bu kuralların sebebini çocuğa açıklamak ve bu kuralları tutarlı bir şekilde uygulamak demektir. Sınır koymak, çocuk için güven içinde hareket edebileceği alanı belirler. Çocuklar fiziksel ve duygusal sınırlarını bildiğinde kendilerini daha güvende hissederler. Sınırlar istenilen davranışların kazanılmasına, çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesine, sorumluluk sahibi olmasına yardımcı olur.
    Sınırlar çocuğun topluma uyumunu kolaylaştırmaktadır. Sınırsız bir ortamda büyüyen çocuk, kendisini güvende hissetmez. Başkalarından onay alma ve destek ihtiyacı daha fazla olur. Kendi sınırlarının nerede biteceğini bilmediği için başkalarının sınırlarını zorlayan, rahatsızlık veren, sorumluluk almakta zorlanan, özgüvensiz ve doyumsuz bir kişi olabilir. 
    Çok katı sınırların olduğu ailelerde ise çocuğun kişiliği bastırılır. Çocuk korku ve öfke hissedebilir. Bu sebeple sınırların gerektiğinde esnetilebilir olması önemlidir.
    Ödül ve Ceza Kullanımı
    Belirli bir davranışın çocuk tarafından doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesi, o davranışın ardından ailenin ne tepki verdiğine bağlıdır. 
    Ödül vermek çocuğun olumlu davranışını fark etmek ve ona olumlu geribildirim vermek demektir. En iyi ödüllendirme yöntemi maddi ödüller vermek yerine kullanılabilecek duygusal ve sosyal ödüllerdir. Çocuğun olumlu davranışını alkışlamak, kafasını okşamak, olumlu sözler söylemek ve gülümsemek ödül olarak kullanılabilir. Ödül istenen davranışın hemen ardından gelmeli ve bu davranışı pekiştirmelidir. Çocuğun olumsuz davranışlarının vurgulanması ve eleştirilmesi yerine, olumlu davranışlarına odaklanmak, çocuğun olumsuz davranışlarının azalmasına yardımcı olacaktır. 
    Ödül, çocuğa bir şey yapması için önceden önerildiğinde yanlış kullanılmış olur; “Ödevini bitirirsen sana çikolata veririm” demek gibi. Böyle bir tutum çocuğa ödev yapmanın onun için faydalı olduğunu ve onun sorumluluğu olduğunu öğretmez. Ödev çikolata için yapılan, çikolatadan daha az değerli bir şey halini alır. Ayrıca bu durum, bir dahaki sefere çocuğun ailesinden daha fazla şey talep etmesine de sebep olacaktır. Çocuğa çok fazla ödül vermek de doğru değildir. Bu verilen ödülün etkisini azaltacaktır.
    Çocuklar yanlış bir davranışta bulunduklarında ve bir kurala karşı geldiklerinde suçluluk duygusu hissederler. Anne babalarının sevgisini kaybetmekten korkarlar. Yaptığı davranışın sonucuna katlanması, çocuğun hissettiği suçluluk duygusunun azaltır. Yanlış bir davranışta bulunduğunda, çocuğa uygulanan yaptırım, genellikle çocuğa cezalı olduğu şeklinde sunulur. Ancak ceza kelimesi çocukta anne babasının kendisinden intikam alması, ona çok kızgın olması, onu sevmemesi gibi bir algı yaratabilir. Bu sebeple çocuğa cezalı olduğunu söylemek yerine, davranışının sonucuna katlandığını açıklamak daha doğru olacaktır. 
    Çocuğun olumsuz davranışı tekrar yapması durumunda aynı yaptırımla karşılaşması gerekmektedir. Uygulanan yaptırım çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Çocuğu oyun, etkinlik, televizyon gibi bazı şeylerden mahrum bırakmak ve mola vermek olumsuz davranışın sonucu olarak kullanılabilir. Ancak bu yaptırım istenmeyen davranışın hemen ardından verilmeli ve o davranışla ilgili olmalıdır. 
    Çocuğa ağır cezalar vermek, özellikle fiziksel cezalar, utanç ve umutsuzluk duygularına sebep olur. Aynı zamanda bu yolla anne baba, çocuğa şiddet kullanmakla ilgili olumsuz örnek olmuş olur
    Anne babalar sınır koyarken nelere dikkat etmeli?
    1.Belli bir amacı olan, net ve tutarlı sınırlar belirleyin. 
    2.Çocuğa beklenilen davranışı açık bir dille anlatın.
    3.Çocuğa konulan kuralın sebebini açıklayın. Sınırın sebebinin açıklanması inatlaşma ve çatışmaları azaltır. Kendisine açıklama yapılan çocuk anne babası tarafından önemsendiğini hisseder.
    4.Olumsuz davranışın sebebinin ne olabileceğini araştırın. 
    5.Çocuğa, onun neye ihtiyacı olduğunu, ne hissettiğini, ne istediğini anladığınızı ifade edin. 
    6.Çocuk kendisinden beklenilen davranışı gösterdiğinde, başarısız da olsa, çabasını tebrik edin. Olumlu davranışları övün, teşvik edin.
    7.Çocuğa sunulan seçimler arasından tercih hakkı verin. Böylece çocuğun daha değerli hissetmesini sağlarsınız. 
    8.Sınır koyarken sakin kalın, öfkeye kapılmayın. Çocukla net, kararlı ve kibar bir dille konuşun.
    9.Sınır koyarken çocuğa gereğinden uzun açıklamalar yapmayın. Aynı cümleleri çocuğa tekrar tekrar söylemeyin. Bir kere söyleyin ve uygulayın.
    10.Anne-baba olarak sınırlar hakkında ortak bir tutum izleyin, tutarlı olun. Birinizin hayır dediğine diğeriniz evet demesin. 
    11.Olumsuz davranış hakkında uzun konuşmalar yapmayın, olumsuz davranışa odaklanmayın. 
    12.Çocuğa şart koşmayın, onunla pazarlık yapmayın.
    13.Çocuğa yaş ve beceri düzeyine uygun sorumluluklar verin. 
    14.Çocuklar taklit ederek öğrenirler. Kendi davranışlarınızla ona olumlu model olun. 
    15.Çocuğun istediği şey makul bir istekse hemen “Hayır” demeyin. Çocuğun isteklerinin çoğuna “Hayır” demek çatışmaları arttıracaktır. Bu sebeple “Hayır” dediğiniz şeyleri gözden geçirin ve olabildiğince azaltmaya çalışın. 
    Olumsuz davranışın sebebini bulmak önemlidir. Çocuklar kendilerini üzen ya da kızdıran bazı durumlara maruz kaldıklarında, duygusal bir ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında (Örneğin; yeterli ilgiyi görmediklerinde), nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerinde uygun olmayan davranışlarda bulunurlar. Bu sebeple çocuklar olumsuz davranışlarda bulunduğunda, hemen bir ceza vermek yerine çocuğun böyle davranmasının sebebinin ne olabileceği üzerinde düşünmekte fayda vardır. Anne babalar çocuğun neye ihtiyacı olduğu, neyin canını sıktığı ya da nasıl davranması gerektiğini bilip bilmediği üzerinde düşünmelidir. 
    En önemli disiplin aracının çocukla kurulan olumlu ilişki olduğu unutulmamalıdır. Ebeveyn ve çocuk arasında sağlam bir ilişki olduğunda, anne babanın çocuğa sınırları öğretmesi de daha kolay olacaktır.

  • ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    ÇOCUK VE YAS SÜRECİ

    Sevilen bir kişinin kaybı ve yas süreci çoğu kişinin hakkında konuşmakta zorlandığı bir konudur. Çocuklar da yetişkinler gibi sevdikleri bir kişiyi kaybettiklerinde bir yas süreci içerisine girerler. Çocukların kayba yükledikleri anlam, kaybı yaşadıkları yaş dönemine göre değişiklik gösterir. Çocuk kaybı ne kadar küçük bir yaşta yaşadıysa, ölümü anlamlandırması da o kadar zor alacaktır. 

    Çocukların kayba tepkileri nelerdir?

    Yakınlarını kaybeden çocuklar bu olaya farklı tepkiler verebilirler. Bazı çocuklar haberi duyduğunda ağlayabilir, bazıları saldırgan davranışlarda bulunabilir, bazı çocuklar ise bu habere hiç tepki vermeyebilir. Çocuğun verdiği tepkiye anlayışla yaklaşılmalı ve üzüntüsünü başka türlü ifade etmesi için çocuğa baskı yapılmamalıdır.
    -Kayıp haberini alan çocuğun oyununa devam etmesi, haberi duymamış ya da önemsemiyor gibi davranması sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu çocuk ölüm haberini ilk duyduğunda tam olarak ne olduğunu anlayamadığı için tepkisiz kalabilir. 
    -Bebeksi davranışlarda bulunabilirler. Örneğin; alt ıslatmaya, parmak emmeye, bebek gibi konuşmaya başlayabilirler. 
    -Ölüm haberini alan çocuk, kendisinin ya da anne babasının ölmesinden, hastalık ve kazalardan korkmaya başlayabilir. 
    -Çocukların kayba gösterdikleri tepkilerden biri de uyku problemleridir. Yatağına gitmek istememe, uykuya dalmakta güçlükler, uykudan sık sık uyanma,  uykuda ağlama gibi tepkiler verebilirler. Özellikle çocuğa ölümü uzun bir uyku benzetmesi ile anlatmak da, onun uykudan korkmasına sebep olabilir.  
    -Çocuklar bir yakınlarını kaybettiklerinde öfkeli tepkiler verebilirler. Çoğu zaman öfkelerini yakınlarındaki kişilere yönelik olarak ortaya koyarlar.
    -Çocuklar bu önemde daha içe dönük olabilirler ve yalnız kalmayı tercih edebilirler. 
    -Bazı çocuklar kaybın kendileri yüzünden olduğunu düşünüp suçluluk duyabilirler. 
    -Ölümle ilgili oyunlar oynayabilirler. 
    -Sebepsiz yere ağlayabilirler. 

    Çocuğa ölümle ilgili nasıl bir açıklama yapılmalı?

    Çocuğa ölümü anlatmak için kaybın üzerinden çok fazla zaman geçmesi beklenmemelidir. Kayıp haberi, çocuğun alışkın olduğu ve kendini güvende hissettiği bir yerde, güvendiği bir kişi tarafından verilmelidir. Çocuğa ölüm haberini vermeden önce “Sana üzücü bir haber vermem gerekiyor” vb. bir cümle ile onu hazırlamak uygun olacaktır.
    Yetişkinler çocuğa ölümü açıklarken gerçek ve somut bilgi vermeli ve çocuğun yaş düzeyine uygun bir dil kullanmalıdır. “Ölüm” kelimesi kullanılmalı, bunun yerine “Uzun bir uykuda”, “Uzaklarda” vb. açıklamalar yapılmamalıdır. Çünkü bu çocukta ölen kişinin geri geleceği düşüncesini oluşturabilir. Ölümün yaşamın sonu demek olduğu ve ölen kişinin geri dönmeyeceği çocuğa açıklanmalıdır. Çocuğa ölüm sebebi hakkında yanlış bilgi verilmemelidir. Çocuğa kayıp haberini veren yetişkin, açıklamayı yaptıktan sonra bir süre çocuğun yanında kalmalı, çocuğun anlatılanlardan ne anladığını kontrol etmek için onu dinlemeli,  duygu ve düşüncelerini anlatmasına ve soru sormasına fırsat tanımalıdır. 
    Çocuklara yapılan açıklamaya eklenmesi gereken önemli bir konu da ölümün çocuğun suçu olmadığı konusudur. Çocuğa kaybın onun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışla, bir sözü ya da bir düşüncesi ile ilgili olmadığı açıklanmalıdır. 
    Ölümle ilgili dini açıklamalar yapmak, eğer çocuğun bu konularda daha önceden hiçbir bilgisi yoksa uygun değildir. Bu tip açıklamalar çocuğun kafasını daha da karıştırabilir. Çocuğa dini bir açıklama yapmadan önce, çocuğun kullanılan dini terimlerin anlamını bildiğinden emin olmak gerekmektedir.   
    Çocuğa ölümle ilgili uygun açıklama yapılmış olsa da çocuk, ölen kişiyi görmek isteyebilir. Çocuğun ölümü anlamak için zamana ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar cenaze törenine katılmalı mı?

    Cenaze törenleri çocuğun kayıp hakkında konuşmasına ve durumu somutlaştırmasına katkı sağlar. Çoğu çocuk cenaze töreni ile ilgili oyunlar oynayarak, resimler çizerek, töreni başka kişilere anlatarak ölümü kendisi için anlamlandırmaya çalışır. Ancak çocuk cenaze törenine katılmak istemiyorsa ya da bundan korkuyorsa törene götürülmemelidir.

    Yas sürecindeki çocuğa yardımcı olmak için dikkat edilmesi gerekenler

    -Öncelikle çocuğa kaybı haber vermeyi geciktirmemek ve çocukla ölümle ilgili dürüst bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çocuğun sorularını sakince cevaplamak ve yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerekmektedir. Bu durumun çocuğun suçu olmadığı vurgulanmalıdır.
    -Çocuğun evdeki ve okuldaki günlük rutini mümkün olduğunca devam ettirilmelidir. Kayıp yaşayan çocuk dünyayı güvenli olmayan bir yer olarak algılayabilir. Günlük yaşamındaki pek çok şeyin değişmediğini görmek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olacaktır. Öğretmenlerini de kayıpla ilgili bilgilendirmek gerekmektedir.
    -Çocuğun ölüm, cenaze ile ilgili konuşmasına, oyunlar oynamasına ve resimler çizmesine izin verilmelidir.
    -Çocukların duygularını göstermelerine izin verilmelidir. Ebeveynler çocukların duygularını fark etmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuğu korumak için ebeveynlerin kendi duygularını gizlemeye çalışmasına gerek yoktur. Ebeveynler kayıpla ilgili kendi duygularından bahsetmeli ve çocuğu da duygularını anlatmaya teşvik etmelidir.
    -Çocuğun bu dönemde öfkeli olması normaldir. Çocuğun öfkesini kabul etmek, ancak başkalarına zarar vermeden, uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir.
    -Çocuklar ölen kişinin resimlerini görmek, onunla yaşamış oldukları olaylardan bahsetmek ihtiyacı anlayışla karşılanmalıdır. 
    -Kayıp yaşayan çocuklarda bazı korkular oluşabilir. Çocukla korkularıyla ilgili kabul edici bir tutumla konuşulmalıdır. Ebeveynler çocuğa gelecekte de onun yanında olacağı mesajını vermelidir.  
    -Alt ıslatma, parmak emme, yalnız uyuyamama gibi bebeksi tepkiler genellikle dönemsel olarak ortaya çıkarlar ve zamanla azalarak yok olurlar. Bu sebeple çocuktaki bu tip davranışlar eleştirilmemelidir. 
    -Bu dönemde anne babalarından ayrı kalmak çocukları endişelendirebilir. Bu sebeple kısa süreliğine de olsa kendi evleri dışında bir yerde bırakılmamaları gerekmektedir. 
    Kayıp yaşamış olan çocuğun gösterdiği tepkilerin şiddeti ve süresi de oldukça önemlidir. Kayıp yaşandıktan 2-3 ay sonra korkular, kâbuslar, uyku sorunları, aşırı hareketlilik, alt ıslatma vb. devam ediyorsa psikolojik destek almaya yönlendirilmelidir.