Kategori: Psikoloji

  • İLİŞKİLER VE BAŞKALARI NE DER?

    “Mahmud ile Yezida birbirine düşman Müslüman ve Yezidi köylerinin gençleridir ve birbirlerine sevdalıdırlar. İki genç evlenmek için umutsuzca çareler ararlar. Mahmud dilek ağacının yanında, Yezida’nın saçlarına kırk gün boyunca birer tane örgü yapar; kırkıncı gün kırkıncı örgü tamamlanır. Yezida ile Mahmud kaçmaya karar verirler. Bu arada, köyün ağası Havvas Ağa Mahmud’un, köyün ileri gelenlerinden biri olan Teyfo Ağanın kızıyla evlenmesini ister. Teyfo Ağa’nın kızı Güllüşah, Mahmud’a deli gibi âşıktır, uğruna kendini asmaya bile kalkmıştır fakat Mahmud bu evliliği kabul etmez. Mahmud dilek ağacına yeşil mendil bağlarken Yezidi köyünde görülmüştür. Yezidiler tarafından öldürülmüş, ağaca yeşil mendil bağlayan eli kesilmiş, köye hudut yapılmıştır. Irmağın kenarında dolaşırken Yezida, sevgilisinin kesik eliyle karşılaşır. Çıldırır, kendini parçalar. Ölüm dairesini çizer ve kendini hapseder. Günlerce kimseyle konuşmaz Yezida, ta ki Mahmud’un anası Eyşan Ana gelene kadar. Yezida cesedinin Mahmud’un yanına gömülmesini istemektedir ama buna bile izin yoktur. Diğer dokuz kardeşi hala namuslarını temizlemekten bahsetmektedirler. Babası Miro Ağa kızını görmeye bile gelmemiştir. Yezida her gün saçının bir örüğünü çözer, kırk gün sonunda kırkıncı örüğünü de çözer ve kendini ölüme teslim eder. Oyun biter.”(Mungan, 1995).

    Etrafımıza, yaşama baktığımızda Murathan Mungan’ın bu mitolojik hikayesine ne kadar rastlıyoruz? Kıyısından köşesinden de olsa, hepimizin bir şekilde böyle bir yaşam hikayesine denk gelmişliği, duymuşluğu vardır sanıyorum. Bir şekilde toplumsal baskının duygusal/ romantik ilişkiler üzerindeki etkisine…

    Bu hikaye akıllara şu soruyu getiriyor… Bizler duygusal ilişkilerimizi yaşarken ya da evlilik kararı alırken ne kadar kendi irademiz ve kendi isteklerimiz doğrultusunda ne kadar aile ve arkadaşlarımızın etkisi altında kalarak kararlar veriyoruz? Verdiğimiz kararın, ailemizin, arkadaşlarımızın, sevdiklerimizin görüşlerinden bağımsız olması mümkün müdür?

    Aslında yüzyıllardır, romantik ilişkileri ailenin desteklemesi veya karşı çıkması diye bir gündem bulunmakta. 

    Aile, arkadaşlar çocuğunun romantik ilişkisine karşı çıkarsa bu ilişki zamana az mı dayanır yoksa çok mu? Ya da aile, arkadaşlar bu ilişkiyi onaylarsa, ilişkiden alınan doyumun artması ve ilişkinin süreklilik kazanması olası mıdır?

    Literatürde yapılan çalışmalar, ilişkilerin sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmadığını göstermektedir. Romantik ilişkilerin devam ve kalıcılığında, partnerin ailesinin kişinin kendisinden hoşlanmasının, kişinin ailesinin partnerden hoşlanmasının ve çiftlerin birbirlerinin ailelerinden hoşlanıyor olmalarının yanı sıra kardeşlerin ilişkiyi nasıl değerlendirdiklerinin etkisi olduğu görülmektedir (Can, 2009). 

    Duygusal ilişkiler konusunda yapılan araştırmalar, ilişkilerin nasıl başladığı, geliştiği ve sonlandığı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bununla birlikte, incelenen literatürde sosyal bağlamın etkisini dikkate alarak yapılan çalışmaların oldukça az sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Bu az sayıda çalışmanın da gösterdiği gibi ilişkiler sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmamaktadır. 

    Yıllar önce Ridley ve Avery (1979) sosyal bağlamın etkilerinin dikkate alınmaması durumunu “kavramsal körlük” olarak tanımlamışlardır. Bugün hala yakın ilişkilerde sosyal ağ etkilerinin göz ardı edildiği yönünde tartışmalar devam etmektedir (örneğin, Parks ve Eggert, 1991; Surra, 1988).

    Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ailenin, arkadaşların, toplumun ilişkiye yönelik yorumları, görüşleri karşısında, ilişki zamana az mı dayanır çok mu?

  • KENDİMİZİ TANIMAMIZA EN ÇOK HİZMET EDENLERDEN BİRİ BİR BAŞKASI ÇOĞU KEZ

    Sevmediğimizi dile getirdiğimiz, çok kızgın olduğumuz, çoğu kez görmeye bile tahammülümüzün olmadığı bir başkası…

    O başkası ki aslında kendimiz;
    O başkasında görüp sinirlenip, hatta bazen değiştirmeye çalıştığımız ki kendimizde yana yakıla saklayıp, görmemek için binbir takla attığımız…

    Düşünün ki partner ilişkilerinizde “narsist” diye tanımladığınız kişilere çekiliyorsunuz… Ve her seferinde “nereden buldum bu ukala, çok bilmişi?” diyor, ilişkilerde kalmakta zorlanıyorsunuz… Acaba siz kendi içinizde bir parçanız olan narsist tarafınızı ne kadar görüyor, benliğinizde yer almasına ne kadar izin veriyorsunuz? Sizi yaşamda tutan, okumanıza, meslek sahibi olmanıza ve yaşamda var olmanıza yardımcı olan bu tarafınızı ne kadar sahipleniyorsunuz?

    Başkasında görüp beğenmediğimiz, aslında kendimizde olan ve var gücümüzle bastırıp görmezden geldiğimizdir. 

    Danışanlarımla çalışırken, 27-40 yaş arası yaşamda işi, duruşu, mesleği olan birçok kişinin partner ilişkilerinde zorluklar yaşadığını görüyorum… Çoğunlukla onları hiç “görmeyen”, onlara hiç değer vermeyen, sevmeyen ve saygı duymayan kişilerin karşılarına çıktığından ve kendilerini ne kadar değersiz hissettiklerinden bahsediyorlar. Partnerlerini değiştirmeye çalışıp, kendilerini görünür hale getirmeye çalışırken de bir dolu incinmişlik yaşıyor ve aslında ilişkilere küsüyorlar. Kendilerinin kendilerini ne kadar “gördüklerini”, kendilerinin kendilerini “ne kadar sevdiklerini” sorduğumda ise malesef duyduğum, aslında kendilerini görüp sevmedikleri oluyor. 

    Kişi kendini görmezse, başkası görsün ister…

    Kişi kendini sevmezse, başkası sevsin ister…

  • Çift Terapisi

    Çift Terapisi

    Çift ve ilişki terapisi her zaman merak edilen , ihtiyaç duyulan ancak ne yazık ki,diğer psikolojik danışmanlık hizmetlerine göre talep edilme durumu son ana bırakılan bir süreç. Terapist olarak ilişkiyi biz kurmuyoruz, iki farklı kültürden gelen bireylerin sağlıklı iliskiyi kurmalarına yardımcı oluyoruz. İlişkiye ve evliliğe bir kurum olarak bakarsak; temel gereksinimleri karşılanmadığı Zaman batma riskinin olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz. 

    Ne zaman destek alınmalı?

    Birlikte olmayı istediğiniz kişi ile evlenmeyi beklememeli , tam aksine ilişkinizde kırılma noktalarını görmek adına Psikolojik Danışmanlık hizmetine başvurmalısınız. Yapılarınızı be hayata bakışınızı objektif bir şekilde görme olanağı doğacak. Mutluluğunuz için kılavuz aramak yerine köyü görmek, kontrolü size verecektir. 

    Psikolojik Danışmanlık hizmeti kimlerden alınır ? 

    Destek alacağınız uzmanın psikolojik danışmanlık,psikoloji ve psikiyatri lisans eğitiminden sonra Evlilik ve İlişki Terapisi eğitimine sahip olması gerekiyor.Bu belgeleri sorunuz!

    Psikolojik Danışmanlık süreci nasıl ilerliyor? 

    Görüşme süresi ortalama 90 dakikadır. Sürece çiftler aynı anda alınır,ilgili test ve envanterler uygulanır ve Uzman süreci belirleyerek acil yapılacakları sunar. Her 2 tarafın aktif olması gerekir; çünkü süreç aktif ev alıştırmalarını içerir. 

    Çift ve İlişki Terapisi Ne Zaman Olmaz? 

    Aldatma,şiddet ve eşlerden en az birinin destek almak istememesi durumunda süreç sonlanır. Psikolojik danışmanlık sürecinde gönüllülük ön koşuldur ve aldatma evlilik dinamiğini dışa aktarırken şiddetin mantıklı bir açıklaması yoktur.

  • Temizlik Hastalığı

    Temizlik Hastalığı

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen HASTALIK HASTALĞI inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabu bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar… İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?

    • Evi çok sık mı temizliyorsun?

    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?

    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce;

    Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Kişisel Tecrübelerim

    Bana gelen OKB hastalar genellikle pek çok tedavi görmüş ve bu süreçte uzun zaman kaybetmiş olduğunu gözlemliyorum. Hastanın moral durumu, tedavi olma arzusu, güven duygusu ve benimle uyuma geçme oranına göre tedaviye ne kadar sürede cevap vereceğini birkaç seansta anlayabilirim.

    Bilişsel davranışçı terapilerin yanı sıra hipnoterapi ve EMDR tekniklerinden yararlanıyorum.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    NASIL YAKLAŞMALIYIZ…Tırnak yeme çocuklarda ve yetişkinlerde sıkça görülen bir problemdir. Tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarında başlar ve her üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu durum genellikle ergenlik çağına kadar sürebilir ve ergenlik çağında ortalama her iki çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülebilir.

    Çocuklar sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kaldığında veya herhangi bir olumsuz durum yaşadığında genellikle ellerini ağızlarına götürürler ve yaşadıkları stresli durumu bu şekilde ifade etmeye çalışırlar. Çocuklar bu yolla huzursuzluklarını, sorunlarını bastırmaya, görmezden gelmeye ya da gidermeye çalışabilirler. Dikkat edildiği zaman huzursuzluğun ya da stresin olduğu durumlarda eller kendiliğinden ağıza gider ve tırnaklar yenmeye başlanır.

    Tırnak yeme davranışı genellikle 3-4 yaşlarında görülür. Daha küçük yaşlarda olan çocuklarda nadiren yaşanan bir durumdur. Tırnak yeme davranışı; aşırı baskı gören, sık sık çatışmanın yaşandığı aile ortamında yetişen, sürekli eleştiriye maruz kalan, yeterince ilgi göremeyen, sevgi ortamından yoksun büyüyen, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan, kaygı ve korkuları yoğun şekilde yaşayan çocuklarda sıklıkla görülmektedir. Tırnak yeme konusunda yapılabilecek en etkili yöntem özellikle küçük yaşlarda bu davranışı görmezden gelmeye çalışmaktır.

    Okul öncesi dönemde tırnak yeme (0-6 yaş arası dönem): Bu dönem çocukların kişilik, karakter ve davranışlarının şekillenmeye başladığı dönemdir. O nedenle bu dönemde elde edilen davranışların veya alışkanlıkların kalıcı olma olasılığı yüksektir.  Bu dönemde çocuklar kendilerini baskı altında hissettiği, gergin olduğu, kaygı yaşadığı durumlarda ellerini hemen ağızlarına götürürler. Genellikle bunu gören anneler “elini ağzından çek!” uyarısını yaparlar. Sıkıntı, kaygı giderilmek yerine pekiştirilir ve tırnakların ya da tırnak etlerinin yenmesine neden olur. Ailede, yakın çevrede veya gittiği kreşte bu davranışı alışkanlık haline getirmiş bireyler var ise, çocukların her türlü olumlu, olumsuz davranışları taklit ettikleri düşünülürse de tırnak yeme davranışını taklit ederler ve bu şekilde de tırnak yemeye başlamış olurlar.
    Okul döneminde tırnak yeme: Bu dönem çocukları, okula ilk başladıklarında aşırı kaygı, stres, arkadaş bulmada zorluk, okuma- yazma öğrenmeye çalışma, okul sorumlulukları, okul kurallarını öğrenme ve bunlara uyma, öğretmenlerin çocuk üzerindeki baskısı ya da olumsuz tavırları, mükemmelliyetçi anne-baba tutumları gibi bir sürü problemle karşı karşıya kalırlar ve bu nedenlerle tırnak yemeye başlarlar.

    Tırnak yeme davranışını ortadan kaldırmak ve oluşmaması için neler yapmak gerekir?

    Anne-babalar çocuklarının hangi durumlarda ellerini ağzına soktuğunu, tırnaklarını yediğini gözlemlemeli, kaygı yaratan durumları tespit etmeli ve bu durumların oluşmamasını sağlamaya çalışmalıdır.
    Çocuğu azarlamak, tehdit etmek, korkutmak, ceza vermek gibi baskıcı tutumlar davranışın yok olmaması veya pekişmemesi için etkili yöntemler değildir. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin oluşmasına neden olabilir.
    Küçük çocuklar izledikleri korku ve şiddet içeren çizgi filmlerden çok çabuk etkilenmekte ve onları zihinlerinde yaşatmaktadırlar. Bu nedenle ebeveynler çocuklarının ne izlediğini bilmeli ve sıkıntı yaratacak durumlar varsa bu tip çizgi filmleri izletmemeye gayret göstermelidirler.
    Çocuk tırnak yemeye başladığında ve ebeveyni bu durumu fark ettiğinde onu uyarmak ya da elini ağzından çekmek yerine ilgisini başka bir yöne çekmeye gayret etmelidir. Örneğin; onunla sohbet etmeye başlamalı ya da ağzını oyalaması için sakız, kraker veya havuç gibi sert bir meyve vermeyi tercih etmelidir.
    Tırnaklar olabildiğince düzenli kesilmeli ve çocuğa tırnak bakımını nasıl yapacağı, neden yapması gerektiği öğretilmeli, bakımını kendisinin yapması teşvik edilmelidir.
    Anne- babalar bütün uğraşlarına rağmen problemi çözemiyorlarsa profesyonel bir destek almaktan çekinmemelidirler. Çünkü bir uzmandan destek almak hem kendilerini hem de çocuklarını rahatlatacak bir durumdur. Problemler çözülmedikçe aile ilişkileri de gerilir ve yaşanan sıkıntılar büyüyerek ilerler. Önemli olan yaşanan sorunun çok büyümeden ve ileri yaşlara taşınmadan çözümünü sağlamaktır.

  • Hayat bir kumardır

    Hayat bir kumardır

    Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır!

    “Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır.” diyor Sabahattin Ali. 

    Hayat bir kumardır, çünkü kumarda her elin sadece bir kez oynanabildiği gibi her dakika sadece bir kez yaşanabilir hayatta, başa alınmaz, tekrar yaşanmaz

    Hayat bir kumardır, kumara benzer çünkü sonu belli değildir, attığınız adımda kaybedip kaybetmeyeceğiniz belli değildir, hep oyunun sonunu beklemek gerekir!

    Peki bu oyunun sonu gelse ve siz tam da şimdi olduğunuz yerde ölseniz … Toprağın altına girmeden ne söylerdiniz kendinize?

     Nelerden pişmanlık duyardınız? Neler için “iyi ki yapmışsın!” derdiniz? 

    Söylesenize şimdi tam da şimdi her şey bitse bir kere oynanan bu oyunu kazanmış mı kaybetmiş mi hissederdiniz?

  • “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    “YETERİNCE İYİ ANNE” OLABİLMEK

    Doğum yapmaya hazırlanan, yeni doğum yapan ve bebeklerini büyütmekte olan ebeveynlerin, özellikle de annelerin temel endişesi bu dönemde çocukları için “mükemmel” olanı sunup sunamadıklarıyla ilişkilidir. Halbuki anneler de babalar da kendi yeterliklerince iyi anne ve babadırlar. Winnicott 1949 yılında  “Good Enough Mother”- Yeterince İyi Annelik kavramıyla, bebeğin “katlanabileceği kadar” ve “geçici” yetersizlikler gösterebilen annelerden bahsetmektedir. Annelik işlevlerinden tutma (holding), annenin bebeği koruyup, desteklemesidir. Yeni doğan bebek kendi kendini organize edebilecek durumda değildir. Bu sebeple, annenin bebeği “tutması”, bebeğin alanını belirlemesi açısından önemlidir. Diğer önemli bir annelik işlevi ise, ele almaktır (handling). Bebekle bedensel temas kurup, bebeğe güvende olduğu hissini vermesidir annenin. Bunların yanı sıra, annenin ayna rolü vardır. Bebek annesine bakınca kendini görür. Bebeğin yüzü buruşursa, annenin yüzü de buruşur. Bebeğin yüzü gülerse, annenin yüzü de güler. Bebeğin annesinin yüzüne baktığında nasıl göründüğü, orada ne gördüğü ile bağlantılıdır. Anne, bebeğe kendisini yansıtır.  Anne yansıtamadığında ise, çocuk huzursuz, aşırı hareketli, saldırgan olur ki annenin dikkati çocuğa yönelebilsin diye. Aynı zamanda annenin, bebeğine bakım verebilmesi için öncelikle bebeğiyle özdeşim kurması gerektiğine vurgu yapar Winnicott. Bu süreç için de gebelik en iyi prova dönemidir. Bu sayede anne bebeğinin neye ihtiyacı olduğunu, bebeğinin neden ağladığını anlayabilir hale gelecektir. Bebeğinin kaygılarını, isteklerini algılayabilen anne, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik uygun nesneler sunar. Bebek bu sayede öncelikle “tümgüçlülük” denilen, “her istediğim istediğim anda gerçekleşiyor” deneyimini yaşar, daha sonra da annenin bebeğe “katlanabileceği” yoksunluklar yaşatmaya başlamasıyla birlikte bebek tümgüçlülükten gerçekliğe yönelmeye başlar ve tüm isteklerinin ve ihtiyaçlarının tam da o anda karşılanamayabileceği gerçeğiyle tanışır ve tümgüçlülükten vazgeçiş süreci başlar … Anne ile bebek arasında oluşan ilişkinin bağımlılığından ise anneyi “baba” kurtarır…

  • Takıntı & Temizlik…

    Takıntı & Temizlik…

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen “HASTALIK HASTALIĞI” inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    TEMİZLİK HASTALIĞI

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabi bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar…

    İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?
    • Evi çok sık mı temizliyorsun?
    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?
    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce; Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Özellikle sabahları olan ağrı, fibromiyaljinin en tipik belirtisi. Ağrı boyun, sırt ve bel gibi tek bir bölgede veya tüm vücutta yaygın olarak hissedilebiliyor. Fibromiyalji ağrısı hastalar tarafından ‘zonklayıcı, derinden gelen ya da keskin’ gibi çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Ağrıya kaslarda yoğun yanmalar, seyirmeler ve katılık hissi eşlik edebiliyor.

    FİBROMİYALJİ TEDAVİSİNDE ALTERNATİF YAKLAŞIMLAR

    Fibromiyalji sendromu, şiddetli kas ağrıları, uyku bozuklukları, yorgunluk ve endişe hali, depresyon hali gibi semptomlar ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Genellikle yirmi ile kırk yaşları arasında gözlemlenmekte olan bu hastalığın kadınlarda görülme sıklığı ise, erkek bireylere oranla yedi kat daha fazladır. Fibromiyalji sendromuna neden olan unsurlar arasında ise uzun süreli stres, yoğun baskı altında kalma, fiziki ve/veya psikiyatrik, psikolojik travma unsurları sıralanabilmektedir. Fibromiyalji sendromu ile ortaya çıkan ağrılar, genellikle kendilerini vücuttaki lifli dokular üzerinde göstermektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Bulunan Bireylerin Şikayetleri

    Fibromiyalji sendromuna, günümüzde hala tam ve net olarak neyin ya da nelerin sebep olduğu bilinemese de, pek çok olumsuzluğun kaynağı olan yoğun stresin yanı sıra, fiziksel olarak bireyin kaslarını zorlaması, fiziksel bir burkulma ya da kırılma gibi etkenler fibromiyajli belirtilerinin şiddetini arttırabilir ve sendromu olumsuz bir şekilde güçlendirebilir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerin şikayetleri arasında sıklıkla baş ve alın, omuz, boyun ve ense, omuzlarda ve dirseklerde, kaburgalarda, karın ve sırt bölgeleri ile birlikte kalça ağrılarından, dokunmaya karşı hassasiyet durumundan ve sertlikler gibi unsurlar bulunmaktadır. Sendromdan kaynaklı ağrıların, bedenin geniş bir yüzdesine, yani belgesine vurabileceği gibi, kimi hastalar da ağrıların belirli bir bölgede yoğunlaştığını ya da şiddetini arttırdığını belirtmektedirler. El, ayak, kol ve bacaklarda uyuşma, karıncalanma gibi olumsuzlukların yanı sıra uyku düzensizliği ve uyuyamama hali de fibromiyalji sendromunun sık rastlanan belirtilerinden sayılabilmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Oluşur

    Genellikle fiziksel yaralanmalar ile birlikte, çeşitli ve farklı toksinlere maruz kalma, vücudun iç ya da dış bölgelerinde meydana gelen enfeksiyon benzeri faktörler fibromiyajli sendromunun başlamasına neden olan unsurlar olarak, net olmasa da büyük ölçüde kabul edilmektedir. Ancak, tam olarak fibromiyalji sendromunun başlangıcının sebebi kanıtlanamamıştır. Fibromiyalji sendromu, diğer pek çok olumsuzluk gibi, sadece fiziksel bir tahribata neden olmamakta, ek olarak hasta bireyin psikolojisini de olumsuz yönde etkilemektedir. Fibromiyalji sendromu bulunan bireylerde, değişken ruh hali, aşırı kaygılanma, güçlü bir öfke, nefret ya da yoğun bir üzüntü hali durumları da gözlemlenebilmektedir. Ancak, bu belirtilen psikolojik olumsuzlar, fibromiyalji sendromu yüzünden mi meydana çıkmakta yoksa bahsi geçen bu olumsuzluklar yüzünden ortaya fibromiyalji sendromu mu çıkmakta kanıtlanamamıştır. Yine de, bu sendromdan şikayetçi olan bireylerin psikolojik ve psikiyatrik alanda profesyonel bir destek alması kesinlikle tavsiye edilmekte, hatta sıklıkla hekimler tarafından şart koşulmaktadır.

    Fibromiyalji Sendromu Tanısı Nasıl Konulur?

    Fibromiyalji sendromu teşhisinin konulması, zorlu ve uzun bir süreci kapsamaktadır. Zira belirtilen rahatsızlığı teşhis etmek adına geliştirilmiş ya da üretilmiş hususi bir test ya da tıbbi bir uygulama bulunmamaktadır. Fibromiyalji teşhisi, “romatoloji” bölümü ve doktorları ile birlikte, rehabilitasyon ve fiziksel tıp uzmanlarına ek olarak dahiliye uzmanlarının birlikte incelemesi sonucu konulabilmektedir. Fibromiyalji sendromunu andıran Lupus hastalığı veya Artrit gibi benzer hastalık ve rahatsızlıkların da elenmesi gerekmektedir.

    Fibromiyalji Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?

    Fibromiyalji sendromu tanısı konulan bireylerin, fizik tedavi bölümü yani rehabilitasyon uzmanları ve romatoloji doktorlarının dahiliye uzmanları ile birlikte yürüttüğü tedavi sürecinden faydalanmaları gerekmektedir. Ayrıca, Fibromiyalji sendromunun neden olduğu, ya da fibromiyalji sendromuna neden olduğu düşünülmekte olan psikolojik ve psikiyatrik olumsuzlukların ve rahatsızlıkların da giderilmesi açısından, tedavi süreci öncesinde, tedavi süreci boyunca ve de tedavi süreci sonrasında psikoloji ve psikiyatri alanında uzman hekimlerden profesyonel bir yardım ve rehberlik almak, iyileşme sürecini büyük ölçüde hızlandıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Pedagog

    Pedagog;

     Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh Sağlığı Uzmanıdır! ?İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir.

    Pedagog; Çocuğunuzun zihinsel, Sosyal, Duygusal Gelişim ve Ruh  Sağlığı Uzmanıdır! “İyi anne baba olma sanatını doğuştan öğrenilen bir şey değildir. İyi anne baba olup çocuğunuzun gelişimini desteklemek, potansiyelini ortaya çıkarmak için Pedagogdan yardım almalısınız. Çünkü bazen onun için en iyi yapıyorum derken çocuğunuzun gelişimi engelliyor ve psikolojisine zarar veriyor olabilirsiniz.”

    Eski yunanca ve Latince de Pedagog: paidagogos’dan gelir. Anlamı çocukları, onlara eğitim vermekle görevli öğretmene götürmekle yükümlü köle. Oysa Pedagogu en iyi tanımlayacak kelime çocuk psikolojisi eğitmeni ya da çocuk psikologu olmalıydı. Çünkü Pedagog ne sadece bir Psikolog, ne sadece bir Eğitimci; buna Eğitim ve Psikolojisi uzmanı diyebiliriz.

    Peki, günümüzde pedagogun görevi nedir, ne zaman, neden pedagoga gidilmelidir? Bu konuda bütün anne babalara faydalı olacağını düşündüğüm bir kaç şeyi burada açıklamak istiyorum.

    Hiç kimse anne-baba olma sanatını doğuştan öğrenmiyor!

    Hiçbirimiz anne-baba okuluna giderek diploma aldıktan sonra çocuk sahibi olmuyoruz. Belki planlı, belki sürpriz bir şekilde; buna psikolojik olarak hazır olarak ya da olmadan anne-baba oluyoruz. Çevremizden gördüklerimizle, annemizin bizi yetiştirmesinden öğrendiklerimizle, doğru yanlış bildiklerimizle çocuklarımızı yetiştirmeye çalışıyoruz. Oysa çocuğunuzu yetiştirirken bir uzmandan destek almanız gerekir. Bu uzman da Pedagogtur.

    Birinci çocuk denek değil!

    Birinci çocukta anne baba olmayı öğreniriz, ikinci çocukta daha tecrübeli oluruz deyip, ilk çocuğun gelişimini ve eğitimini tehlikeye atamayız. İyi anne ve baba olmayı öğrenmek için pedagogdan yardım almalısınız. Pedagog çocuk psikologu ve aile danışmanıdır. Sadece sorunları çözmek değil, sorunların oluşma ihtimalini ortadan kaldırmak için aile ile işbirliğine girerek çocuğunuzun sağlıklı gelişimine katkıda bulunmak için aileyi bilgilendirir. Pedagoga anne babanın çocuk “yetiştirme rehberi” de diyebiliriz.

    Pedagogun görevi; çocuğun ruhsal dünyasında her şey yolunda mı, anne babanın yaklaşımda bir sorun var mı, okulda evde durumlar nasıl? Bunları takip ve kontrol etmektir.

    Bu görev daha siz anne adayıyken başlar. Anne adayının, anneliğe psikolojik olarak hazır hissetmesi ve çocuk sağlığı konusunda bilgi alması için bir uzmanla düzenli görüşmesi; çocuk doğduktan sonra ise annenin psikolojik danışmanlık desteği almaya devam etmesi gerekir. Anne- babanın çocuklarını yetiştirme konusunda her dönemde destek alması çocuğun sağlıklı büyümesinde önemli rol oynuyor.

    Çocuklarınızın yiyecek, içecek, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal ihtiyaçları için ne yapıyorsunuz?

    Anne baba olarak çocuklarımız için her zaman en iyisini yapmak isteriz. Kendimiz yemeyip çocuklarımıza yediririz. Çocuğunuzun fiziksel ihtiyaçlarını karşılarken diğer gelişim alanları için neler yapıyorsunuz? Çocuğunuza bir kaç eğitici oyuncak almak, odasını süslemek yeterli mi, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi destekleyici oyunlar oynuyor musunuz? Çocuğunuza karşı yaklaşımınız, iletişiminiz nasıl? Çocuğunuzla fazla ilgili mi, çok mu ilgisizsiniz, bunu nasıl dengeliyorsunuz? Çocuğunuz limitlerini biliyor mu, bunu nasıl öğretiyorsunuz, yoksa çocuğunuz “hayır’ dan anlamıyor mu? Bu soruların cevabını yine Pedagogdan alabilirsiniz.

    Sizin çocuğunuz “ayrı bir dünya” ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: “Her yaramazlık yaptıktan sonra sabah akşam tok karna şu ilacı verin” gibi.

    Çocuğunuz hasta olunca doktora gidersiniz, doktor reçete yazar ve o ilaçları alarak tedavisini yaparsınız. Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi için vitaminli yiyecekleri bilir, onlarla beslersiniz; kaliteli, sağlıklı oyuncakları ve kıyafetleri tercih edersiniz; tüm sevgi ve ilginizi verirsiniz. Tüm bunları tek başınıza yapabilirsiniz. Fakat tek başınıza çocuğunuzun zihinsel, sosyal, duygusal gelişimini destekleyebileceğiniz, “sizin çocuğunuza özel yazılmış” ne bir kitap ne de bir ilaç yok. Mutlaka ki çocuk psikolojisi ve sağlığıyla ilgili kitaplar okumak size destek olacaktır. Fakat bunlar tek başına yeterli olamayacaktır. Hatta siz Pedagog bir anne olsanız bile objektif bir şekilde değerlendirilmeye ihtiyaç duyacaksınız.

    Unutmayın sizin çocuğunuz ayrı bir dünya. Farklı karakterlere sahip anne, baba, çocuğun biyolojik özellikleri, yaşadığınız küçük çevrenin özellikleri, sizin inandıklarınız, yaşadıklarınız, tüm bunlar çocuğunuzun dünyasını oluşturuyor ve bu dünyaya özel bir çocuk yetiştirme reçetesi yok: her yaramazlık yaptıktık tan sonra şu ilacı verin diye bir şey de yok.

    Çocuğunuzun içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre çocuğa yaklaşım farklılık gösterecektir. Bu nedenle Pedagog size hangi durumda ne yapmanız gerektiğini, o şartlara göre, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliğini dikkate alarak değerlendirecektir.

    Çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçları her yaşta farklılık gösterir.

    Çocuklar bebeklik döneminde çok hızlı büyür ve haftalar bile önemlidir. Daha sonra gelişimleri yavaşlar ve her yaşta farklı bir psikolojik, biyolojik dönemin içindedir. Bu dönemin özelliklerini bilerek, çocuğunuzun ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Pedagog sizin çocuğunuza özel size “çocuğunuzu yetiştirme kılavuzluğu” yapar. Böylece çocuğunuza karşı tutum ve davranışlarınız doğru mu, değil mi bunu bilirsiniz ve bunun bilincinde kendine güvenen anne babalar olursunuz.

    Pedagoga gitme sıklığı çocuğun yaşına ve yaşadığı problemlerinin türüne göre değişir.

    0-15 yaşa kadar uzman bir Pedagogla senede bir kaç defa görüşmeniz çocuğunuzun en kritik dönemleri en az zararla atlatmasına yardımcı olur. Pedagoga gitme sıklığı çocuğunuzun yaşına, yaşadığı döneme göre değişir. 3-6 yaşta en az üç ayda bir gidebilirsiniz. Eğer çocuk kritik bir dönemdeyse ya da siz kritik bir dönemdeyseniz, o durumun özelliğine göre, o dönemi atlatana kadar daha sık gitmeniz gerekebilir.

    Anaokulu tek başına yeterli değil!

    Çocuğunuzun zihinsel, sosyal-duygusal gelişimi için sadece anaokuluna göndermeniz de yeterli değil. Çünkü anaokulunda neler yaşanıyor, evde neler yaşanıyor ve bu ikisi arasında kalan çocuğun psikolojisi nasıl, her şey evde de okulda da yolunda mı, yoksa size mi her şey yolunda gözüküyor? Yine tüm bu soruların cevabını ancak bir Pedagogdan alabilirsiniz. Pedagog çocuğunuzun bireysel özelliklerini dikkate alarak ne yapmanız hakkında sizi yönlendirir ve bir program uygular.

    Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gidilmeli.

    Pedagoga gitmek için çocuğunuzun sizin gözünüzde bir “sorun” yaşamasını, “psikolojisinin” bozulmasını beklemeyin. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi ve eğitimi için, çocuğunuzun gelişimsel ve bireysel özelliklerine uygun en sağlıklı tavsiyeleri alabileceğiniz uzman Pedagogdur. Nasıl ki her alanın bir danışmanı varsa, Pedagog da aile ve çocuk danışmanıdır. Çocuğunuzla ilgili her kararda, bu kararın çocuğunuz üzerinde duygusal, sosyal, ruhsal yönden nasıl bir etki yaratacağını Pedagoga danışmalısınız.

    Her ne kadar çocuklarınız için en iyisini yaptığınızı düşüncenizde, bazen onların adına aldığınız kararlar onların geleceğinde ciddi problemler yaratabiliyor. Örneğin çocuğunuzun yerine meslek seçmeniz: eğer bu çocuğunuzun sevmediği ve yeteneği olmadığı alansa başarısızlığa ve bu başarısızlık hayatının diğer alanlarını da olumuz etkilemesine neden oluyor. Oysa çocuğun kendi istediği, yetenekli olduğu mesleği seçmesine izin verilse; çocuk çok başarılı ve sağlıklı birey olarak toplumda yer alacaktır. Maalesef bu örnekleri günümüzde sık yaşıyoruz. Çocuklarınız adına aldığınız bu kararlar çocuğunuzun ruh sağlığı için tehlikeli boyutlara gelince “eyvah şimdi ne yapacağız” diye Psikiyatrı, Psikologu gezmek yerine, Pedagoga sorunu çözmek için değil, öncelikle sorunun ortaya çıkmasını önlemek için düzenli gitmelisiniz

    Pedagog; çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişim ve ruhsal sağlığı doktorudur.

    Şunu aklınızdan çıkarmayın nasıl ki çocuğunuzun ateşi çıkınca çocuk doktoruna götürüyorsanız, çocuğunuzun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimi ve sağlığı için de Pedagoga gitmelisiniz. Pedagog çocuğun dünyasında her şeyin yolunda olup olmadığını değerlendirip, bir sorun varsa bunu aşmak için neler yapılabileceğinizi anlatır. Kısaca Pedagog çocuğunuzun sosyal, duygusal, zihinsel gelişim ve ruh sağlığı uzmanıdır ve çocuğunuzun gelişimi desteklemeniz için size yardımcı olur.

    Anne baba olmaya karar verdiğinizde ya da anne baba olacağını öğrendiğinizden itibaren düzenli olarak Pedagogla görüşmeye başlamalısınız.