Kategori: Psikoloji

  • OKUL FOBİSİ

    OKUL FOBİSİ

    Okul Fobisi

    Çocuklar açıklamasını yapamadıkları bu korkuyu bastıramazlar; aile çocuğunu okula götürmeye çalışırken, çocuk korkudan direnç gösterir. Ebeveynler de ikilem yaşarlar; hem çocuklarının okula gitmesini derslerden geri kalmamasını isterler, hem de çocuğun yoğun okul korkusu onları endişelendirir. Bu endişe çocuk tarafından da gözlemlenir ve artarak devam eden bir döngü halini alır. Okul fobisi yaşayan çocuklar, hayatlarının kontrolünü kaybetme korkusu yaşarlar. Okul dışında kontrolü sağlar, öngörülebilirliği olur ve böylece kendini huzurlu hisseder. Okuldan beklentisinin ne olduğunu bilmediği için okul ortamı tehdit gibi algılanabilir ve çocuk sınıfta kendini güvende hissetmez. Okulla ilgili bir durumdan korkabilir; okulda başka çocuk(lar) tarafından kendisiyle alay edilmesi, öğretmenle olan ilişkisi ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşayabilir. Ailelerin çocuklarına doğru yaklaşımda bulunması, çocukların bu korkusunu kısa süre içinde yenmesini sağlayacaktır.

    Okul fobisinin temelinde çoğu zaman ayrılık anksiyetesi yatar, özelikle küçük çocuklar anneden ya da bağlandığı kişiden (güvenli insan) ya da evden (güvenli ortam) okul aracılığıyla uzaklaştırılmak korkusu yaşıyorsa, ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuk, her zaman anneden ayrılırken sorun yaşıyorsa, okul fobisi değil ayrılık anksiyetesi vardır. Ayrılık anksiyetesi gibi, sosyal anksiyete de okula gitmemek için neden olabilir. Sosyal fobi yaşayan çocuk, diğer çocuklar ya da öğretmeni tarafından kabul edilmeyeceği korkusunu yaşar. Bu çocuklarda iletişim becerileri diğer çocuklara göre zayıftır. Nerede, nasıl davranacaklarını çok iyi bilemezler ve bu yüzden diğer çocuklarla iletişim kuramazlar ve kendilerini yalnız hissederler. Performans anksiyetesi ve özgüven eksikliğinin de, okul fobisi oluşmasında önemli rolü vardır. Performans anksiyetesinde, okulun beklentilerine cevap verememek çocukta korku oluşturur. İlerleyen sınıflarda çocuğun başarısının önemi artar. Test sonucuna göre çocuk yargılanır. Bu da okula gitmek istemeyecek kadar korku oluşturabilir. Okul fobisi için tek bir neden belirtilemez.

    Çocuğun kişilik yapısı, ailenin yaklaşımı (özellikle de anne-çocuk ilişkisi), okuldan kaynaklanan
    faktörler birer etkendir
    Okul fobisinin gelişmesinin genellikle 3 sebebi vardır. Birincisi; okul çağı olgunluğu henüz gelmemiş, fiziksel ve bilişsel olarak okul çağına hazır olmayan çocuğun okula başlaması , ikincisi ; Aşırı korunmuş veya şımartılmış çocuğun ilk kez toplum kuralları ve özel olma özelliğini kaybetmesi ile savaşması, üçüncüsü ; çocuğun duygusal bir sorun yaşıyor olması (boşanma, anne veya babada depresyon, çocukta depresyon, yas, travma , kaygı vb. ) İlk neden bir uzman tarafından uygulanan okul olgunluğu testleri ile control edilebilir. Ancak anne veya babanın okul çağına kadar aşırı koruyucu davranmış olması çocuğun okulda tanıdığı, güvendiği bir yetişkin olmadan koşuşturan çocuklar içinde tek kalabilmesi çocuğa korkunç gözükebilir ve bunu destek almadan çözmek zaman alabilir. Okul çağına kadar korumacı bir tutumla yetiştirilen çocuk tanımadığı kalabalık bir ortamda , kontrolsüz hareket eden ve ona destek olamayacak diğer çocuklar ile kalmayı red edebilir. Bu çocukların genelde yetişkinler ile daha iyi anlaştığı söylenir çünkü yetişkinler onlara zarar vermez ve onların istedikleri gibi oynar. Yani koşarak onlara çarpmazlar veya ellerindeki oyuncağı almazlar. Aşırı şımartılan, her istediği olan veya her şeye uzun uzun onu ikna etmeler sonucunda razı olmaya alışmış bir çocuk, okula başladığı zaman ona yetişkinlerin davrandığı gibi davranılmayan veya evdeki kadar özel hissettirlmediği bir ortamda kalmayı red edebilir. Bu süreçte okul ile evin paralel ilerlemesi en sağlıklı olandır. Evde de çocuğa artık küçük sorumluluklar verilmeli, her istediğinin olamayacağı anlatılmalı ve aşırı korunmacı davranılmamalıdır. Durum duygusal bir durumdan kaynaklanıyor ise bir uzmana başvurup desteklenmelidir. Okul fobisi gelişen çocuk anlaşılmaz ve ugun bir şekilde ona eşlik edilmez ise duygusal bir sorun yaşaması ve davranış problemi geliştirmesine neden olurken, akademik başarısızlığı da ilerleyen süreçte beraberinde getirebilir.

    Eğer aile çocuğum okula neşeyle gidiyordu her şey yolundaydı ve birden okula gitmek istemedi diyor ise bu durum çocuğun duygusal bir sorun yaşadığına isaret olabilir. Bir uzmana başvurup oyun terapisi yöntemi ile çocuğunuzun duygusal sorunun keşfedilmesini sağlayabilirsiniz.
    Çocuklar sorunlarını yetişkinler gibi anlatamadıkları için oyun ile anlatırlar ve bu oyun bir uzman tarafından yorumlanarak yine oyun terapisi ile oyun yolu ile çözümlenebilir.

    Uzman Psk., Zehra Orgun

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık insanoğlunun en doğal ve evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Bu nedenle sevginin olduğu her yerde kıskançlığın var olduğunu söyleyebiliriz.  Ne zaman bu duygu kişiyi ve kişiler arasındaki ilişkiyi rahatsız etmeye başlarsa, o zaman sevgiyi koruyan kollayan bir duygu olmaktan çıkar ve zamanla sevgiye  ve dolayısıyla da kişiye zarar vermeye başlar. Her kişi hayatının belli bir döneminde kıskançlık duygusunu yaşamıştır ya da yaşamaya devam ediyordur; anne-babayı kıskanma, kardeşi, arkadaşı ve daha ileriki dönemde de mutlaka partneri kıskanma duygusu yaşanır ve yaşanması da çok doğaldır.

    *İnsanlar niçin kıskançlık duygusu yaşarlar?

    Kıskançlığın temelinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusu yattığı gibi sevgiyi paylaşmama, paylaşmaya alışkın olmama, dışlanmışlık hissi, yalnız kalmaktan korkma gibi duyguları da içinde barındırır. Kendini dışlanmış hissetme duygusu kıskançlığı tetikleyen duygulardan birisidir. Kıskançlık bazı insanlar tarafından yanlış ve yaşanmaması gereken bir duygu olarak değerlendirilebilir; fakat oldukça doğal ve dozunda olduğunda faydalı bir duygudur.

    * Bu duygu nasıl aşılır?

    Kıskançlık konusuna ılımlı ve dikkatli yaklaşmak gerekir. Kişi basit kıskançlık duyguları ile kendi kendisine mücadele edebilir ve tedavi edebilir. Kişi kıskançlık hissettiği andaki düşüncelerini inceleyerek, ifade ettiği duygunun ardında yatan iç konuşmaları yakalayarak, kıskançlık duygusundan önce gelen duyguyu ortaya çıkarmayı başarabilir. Kıskançlık duygusunun nedeni araştırılmalıdır. Haklı mı haksız mı olduğu, bu duygunun ardında yatan temel duygunun ne olduğu incelenmelidir.İleriki boyutlardaki kıskançlık psikolojik rahatsızlıklara yol açabilmektedir; çünkü kişi her an aşırı stres altında yaşamaktadır ve bir süre sonra bununla baş edemeyeceği durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu aşamada mutlaka psikolojik bir destek alması önemlidir….

  • Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Psikolojik sorunlarla mücadele hayaletlerle baş etmeye benzer. Yarattığı sorunlar gerçek bu kaynağı kökünden tespit edip yok etmede ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Yatak ıslatma sorunu okul çağında çözemeyen hatta askerlik, evlenme yaşına gelip çaresiz kalanlar var. Hipnoterapi bildiğim en etkili çözüm yolu olmuştur.

    Her anne-baba çocuklarının belirli yaş aralıklarında çaresizce yatak ıslatma sorununda alternatif çözümleri aramaya başlar. Kimisi etkili bir yöntem uygulayıp çocuğuyla doğru iletişimi kurabilir ve bunu sonlandırabilir… Kimisi ise çocuğuyla bir türlü doğru frekansa geçemez ve bu sorun devam eder, durur… Bir sorunumuz olduğunda öncelikle bu nedir? Neden ortaya çıkmıştır? Odak noktamızı sorunun çözümünden çok, sorunun kaynağına odaklamalıyız. Ve sonrasında durum psikolojik mi, fiziksel mi… Bunu ayırt etmeliyiz…

    Yatak Islatma Nedir?

    Bu duruma tıp dilinde ‘enurezis’ adı verilir. Bu durumun kaynaklanması için iki çeşit sebep vardır. Bunlar;

    • Fiziksel Sebepler

    • Psikolojik Sebepler

    Günlük hayatta çoğu anne, bebeği bu davranışı sergilemesin diye uğraşır. Genetik olarak mesanelerinin kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanabilen çocuklar, gündüzleri genellikle 2 yaş civarında alt ıslatmama durumunu kabullenir. Fakat geceleri görülen rüyalar, karanlıkta kendini güvensiz hissetme, uykudan uyanamama gibi durumlar çocukların gece vaktinde yataklarını ıslatmasının sebeplerinden başlıcalarıdır. Bu durumun ise çocuk 4-5 yaşına geldiğinde ortadan kalkmış olması gerekir. Çocuklarda bu tarz sorunların yaşanmasında aslında birçok etmen vardır.

    • Ruhsal gerginliklerin oluştuğu durumlar,

    • Ebeveynlerin tuvalet eğitimde gösterdiği hatalı davranışlar,

    • Derin uyku,

    • Psikolojik nedenler bunlardan sadece birkaçıdır.

    Çözümler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümler olarak sizlere birazdan vereceğim tavsiyeleri lütfen çocuklarınıza uygulayın. Fakat uygularken bir o kadar da dikkatli olun. Çünkü bu davranışlarınız çocuğunuz ile aranızda kuracağınız ilişkiyi daha da güçlendirecek , karşılıklı empati kurmanızı sağlayacaktır.

    Ruhsal gerginliklerin oluşturduğu durumlar

    Çocuklarımızın yaşı küçük olduğu için duygusallığını önemsemememiz, aslında yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımız özellikle bizde ,ebeveynlerinden, ilgiyi yoğun bir şekilde bekler. Çocuğumuzun yanında olmamız ona iyi geldiğimiz anlamında değildir. Birlikte geçirdiğimiz vakitleri kaliteli kılmalı, onunla oyunlar oynamalı, sevgimizi, şefkatimizi doyasıya hissettirmeliyiz. Aksi halde hayatınıza evcil hayvan veya bir çocuk daha eklemek istediğinizde bu onun için ters tepecek, sorunlar yaşamasına sebep olacaktır.

    Ebeveynlerin Tuvalet Eğitiminde Gösterdiği Hatalı Davranışlar

    Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim çocuk kaç yaşında olursa olsun oldukça mühimdir.Vereceğimiz eğitimlerin zamanının ayarlanması gerekir. Bazı davranışların çocuklarımıza kazandırılması gerekenler erken veya geç bir şekilde değil, tam zamanında uygulanmalıdır. Erken kazandırılmaya çalışılan davranış geri tepecektir. Bundan dolayı en önemli etken, zamandır. Bu hususlara dikkat edilmelidir. En ideal zamanlardan biri çocuğumuz 2,5 yaşındayken olacaktır. Tabii herkes aynı olmadığından dolayı öncelikle çocuğumuzun bu sürece hazır olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir.

    Psikolojik Nedenler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerde en çok bu konu üzerinde durmamız gerekir. Çünkü çocuğumuzun yaşadığı herhangi bir duygusal ve psikolojik sorun günlük hayatına yansıyacaktır. Hatta belki ileriki yaşlarında bile üstünde etki bırakacaktır. Bu durum gerek altlarını ıslatarak gerek tırnak yiyerek gerek parmak emerek kendini göstermeye başlayacaktır. Psikolojik nedenlerin çözümleri zaman ister. Sabretmeli ve bu süreçte çocuklarımıza her zaman ‘Seni seviyorum’ demeliyiz…

    Derin Uyku

    Geceleri alt ıslatma durumunun yaşanmaması için bazı ebeveynler çocuklarını belirli saatlerde uyandırarak tuvalete götürmeye çalışırlar. Fakat bu sarf ettikleri çabada bile çocuklarının uyanmadığını çoğu zaman belirtirler. Bu durum aşırı yorgunluktanda sık sık kaynaklanan derin uyku probleminden kaynaklanmaktadır. Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerin neredeyse en basiti uyku problemi için yapacağınız uyku programı yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin Tutumu

    • Uyku yönetimi anne-baba yönetiminde olmalıdır.

    • Çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeliyiz.

    • Yaklaşımımız, daima sevgi ve şefkat dolu olmalıdır.

    • Birkaç defa yapılan alt ıslatma tarzında ki hatalar yargılanmamalıdır. Herşey uygulanmasına rağmen düzelme olmazsa bir doktora başvurulabilir. Tüm önlemler alındığında ise hiçbir sorun kalmayacaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Psikodrama ..

    Psikodrama ..

    Psikodrama başka bir tanımla bir tür dramatizasyondan ya da başka bir ifade ile spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal geliştirme tedavi yaklaşımıdır. Ortada yazılı her hangi bir metin yoktur: bir spontan tiyatro sergileyerek izleyenleri eğlendirmek ya da eğitmek de amaç değildir. Sahnede görülen spontan tiyatro, gerek oyuncuların gerekse izleyenlerin ruhsal yönden gelişmelerini iyileşmelerini amaçlayan karmaşık bir sürecin, ancak su yüzündeki bölümüdür. Psikodrama’da her şey mümkündür. Buradaki ‘’her şey’’ in altını çizmek isterim. Kişiler psikodrama sahnesine geçmiş de yaşadıkları bir takım olayları getirebilecekleri gibi geleceğe ilişkin hayallerini, rüyalarını, hatta deja-vu yaşantılarını ya da halüsinasyonlarını da getirebilirler. Ne tür olursa olsun, geçirdiğimiz bir iç yaşantıyı psikodrama sahnesinde tekrar yaşama şansımız vardır. Bir takım yaşantıların psikodrama sahnesinde tekrarlanması, iyileştirici / tedavi edici işleve sahiptir. Moreno’nun bu işlevle ilgili görüşü de ilginçtir. Ona göre ‘’İkinci kez yaşanan her gerçek, birinciden kurtuluştur.’’ Belki şöyle dersek daha belirgin olabilir; eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrolümüz altına alabiliriz. Yani ilk kez yaşadığımız bazı olaylar, bizi kontrollerine alabilir; fakat biz bu olayları Psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak, bu durumda biz onları kontrolümüz altına alırız. Bir çocuk, havlayarak kendisini korkutan bir köpeği yalnız kaldığında taklit ederek korkusunu hafifletmeye çalışır. Muhtemelen eski çağlarda ilkel insanlar da böyleydi; kendilerini korkutan doğa olaylarını ve hayvanların davranışlarını, dans ederek ya da benzeri yollarla tekrarlıyor, onlar karşısında duydukları kaygıyı denetim altına almaya çalışıyorlardı. Kuramsal bir takım temellere oturtulmuş, çeşitli tekniklerle bezenmiş Psikodrama’da ise, sistematik bir ‘’yeniden yaşama’’ etkinliği söz konusudur. Psikodrama yöneticilerinin organize ettikleri bu etkinliklerin kişilerin katarsis sağlamalarına bir takım ağırlıklarından kurtulmalarına yardımcı olur. Psikodrama’da bilinen belli teknikler vardır; yönetici duruma göre bunları kullanır. Ancak Psikodrama’da yöneticiler, bilinen tekniklerle sınırlı kalmak zorunda değildir, bir psikodrama yöneticisi, gerektiğinde yaratıcılığını kullanarak, bilinenlerin dışında bir takım etkinlikler, teknikler üretebilir, uygulayabilir. Psikodrama’da rol kavramı/kuramı çok önemli bir yere sahiptir. Moreno’ya göre roller ben’den çıkmaz, ben, rollerden çıkar. Yine Moreno’ya göre rol, kişiler arası bir yaşantıdır, sosyal yaşantının ayrılmaz bir parçasıdır; hatta sosyal yaşam rollerden ibarettir.

    Psikodrama insanlar arası ilişkiler zemininde ruhsal olguların geliştiğini, ve ancak bu ve benzeri ilişkiler ağı içinde daha uygun yollarda gelişebileceğini kabul eden ve çalışma alanını yalnız klinik içinde bırakmayıp insanların ve toplulukların bulunduğu her yöne yayan çağdaş akımların tipik bir örneğidir. 

    Günümüzde pek çok kuram geçerliliğini yitirmesine rağmen psikodrama, etkinlik ve güncelliğini korumaktadır. Sosyometri toplulukların iç dinamiklerini anlama ve araştırma yöntemi olarak varlığını sürdürürken psikodrama içinde de kullanım alanları bulmaktadır. Freud’un son dönemlerine yetişen Moreno onu insanı kısıtlı bir laboratuvarın içine sokmakla eleştirir ve kendisinin bizzat onların yaşamına katılarak, gözleyerek, yaşayarak ve yaşarken düzelterek önemli bir farklılık getirdiğini söyler. Moreno’nun grup psikoterapisi bir süre sonra psikanalistleri etkilemiş ve psikanalitik grup psikoterapisi gelişmeye başlamıştır. Daha sonra bu oluşum grup analizi olarak adlandırılmıştır.

    Gerçeğin aksiyonla yeniden keşfedilmesi olan psikodrama kaynağını insandaki üç önemli temel özellikten alır. Bunlar: Eylem, yaratıcılık ve spontanlıktır. İnsan eyleme dönük bir varlıktır. Hareketsiz bir yasamdan söz etmek mümkün değildir. Bu eylem ihtiyacının doyurulabilmesi eylemin yeterli ve uygun olmasına bağlıdır, bu ise insanın yaratıcılığı ve bu yaratıcılığın sergilemesine olanak tanıyan spontanlığı sayesinde gerçekleştirilir. Spontanlık yeni ya da eski durumlara kişinin yeni ve uygun tepkiler verebilme halidir. Spontanlık ve yaratıcılık arasındaki ilişki Moreno’nun şu benzetmesinde anlamını bulur : “Eğer kişi spontan ise ve yaratıcı değilse, bu samuray kılıcı taşıyan bir köylüye benzer; kılıcı kullanmasını bilmediği için kendini bile kesebilir. Eğer kişi yaratıcı ama spontan değilse, bu kılıcı olmayan bir samuray savaşçısına benzer; kılıç olmadığı zaman bildikleri bir isine yaramaz”. Psikodrama, insanin yaratıcılığının ve spontanlığının sınırlarını yakalamasını ve ulaşılan bu noktada eylem ihtiyacını karşılamasını hedefler. Psikodrama grup psikoterapileri içinde belki de uygulama alanı en gelişmiş olan grup psikoterapisidir. Tedaviden eğitime, endüstri psikolojisinden tiyatroya uzanan geniş bir yelpaze içinde kendine kendine uygulama alanları bulur. Doğası gereği hızlıdır. Birçok önemli çalışmanın bir kaç saatin içine sığdığına tanık olunur. İnsanın üç temel ilişki kurma biçimi olan empati, tele ve tranferans, tüm ilişkilerde varlığını gösterir. Tele: İnsanlar arası kaynaşma yani Moreno’nun sosyalizasyon yaratıcı iş birliği, “sevgi ve beraberliktir” Ancak kapsamlı bir ilişki biçimi olarak karşılıklı gerçek nedenlere dayalı mücadele de bu tür ilişki içine alınmalıdır. Moreno, iki ya da daha fazla insan arasında ki ilişki biçimine tele süreci adını verir.Tele bir an için karşılıklı olarak diğer kişinin iç dünyasını ve o anda kendisini nasıl hissettiğini, duruma göre de onun içinde bulunduğu yaşam koşullarını kendi içinde yaşaya bilmektir. Böylece tele tek yönlü bir empati değil, iç dünyaların karşılaşmasıdır. Psikodrama sağlıksız ilişki kurma biçimi olan tranferansların çözümlenmesini (Transferans: Tam olarak gerçeğe dayanmayan bir kişiler arası ilişki biçimidir. Bir insan duygusal aktarım yoluyla diğer bir insanla ilişki içine girdiğinde, bu kişi artık onun için kendi gerçeği olan bir kişi değil, daha çok diğerinin bilinç dışı istek ve anılarının taşıyıcısı olarak görünür.buna transferaz denir.) buna karşılık olarak sağlıklı ilişki kurma biçimleri olan tele ve empatinin geliştirilmesini hedefler. Bütün bunları gerçekleştirirken sayısız ısınma tekniklerinden ve yardımcı tekniklerden ve vazgeçilmez olan üç temel teknikten yararlanır

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor.

    Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.
    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur.

    PROBLEM ÇÖZMEDE ANNE-BABANIN ETKİSİ

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    • Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.
    • Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.
    • Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.
    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘
    ’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”,
    “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”,
    “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”,
    “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”,
    “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”,
    “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”,

    “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz),
    “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman
    mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    ASLA AMA ASLA ÇOCUK ADINA
    SORUNU SİZ ÇÖZMEYİN.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır.
    Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup
    “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    • Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.
    • Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.
    • Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ONLARA BALIK VERMEK YERİNE,
    BALIK TUTMAYI ÖĞRETMEK

    • Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.
    • Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. 

    UNUTMAYIN, SORUN ÇÖZEBİLEN ÇOCUK MUTLU ÇOCUKTUR.
     

  • Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Regresyon Geçmişin Kötü Anılarını Temizlemek Mümkün Mü?

    Geçmişi unutmak isteyenler geleceklerinde geçmişte öğrenmedikleri dersleri hayatlarında bir daha yaşamak zorunda kalırlar. Geçmişi unutmaya çalışmak bankadaki birikimlerinizden vazgeçmek gibidir. Vazgeçmek ise geçici sorunları kalıcı yapar. Geçmişi unutmadan olumsuz hatıralarını temizlemenin yolu regresyondur.

    Sizce regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün müdür? Öncelikle regresyon psikolojide bazı kabul edilmeyen davranışlara karşı geliştirilen koruyucu dürtüler olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda kişinin geçmiş veya çocukluk dönemindeki davranışlarını tekrarlaması durumu olarakta bilinmektedir.

    Regresyon Nedenleri

    Çocuklar ve ergenler bebeksi davranışları çoğu zaman sergileyebilir ve bu gelişimlerinin doğal bir süreci olarak görülebilir.. Özellikle ilgi odanın dışına çıkması durumunda çocuklar sırf ilgi çekmek için bazı gerileme davranışları sergileyebilirler. Aynı zamanda geçirilen bazı rahatsızlıklar da gerilemeye neden olabilir. Bu rahatsızlıklar:

    • Nörolojik durumlar,

    • Azheimer

    • Tümör

    • Parkinson hastalığı olarak sıralanabilir. Ayrıca kişi eğer aşırı stres altında kalmışsa ve kaygı travmaları yaşıyorsa geçmişte çevresine yansıttığı kişilik bozukluklarını tekrardan sergilemesi oldukça doğaldır.

    Tedavi Nasıldır?

    Psikolojik bir tedavidir. Özellikle çocuklarda gösterilen gerileme davranışlarına normal bir parça olarak sezinlendiğinden dolayı bu konunun üstünde fazla durulmaz. Ama bu rahatsızlıkta yaş ayrımı yoktur. Hem psikoterapi hem de ilaç tedavisiyle birlikte bu süreç devam ettirilir. Peki ya regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Benim cevabım evet olacaktır. Birçok psikolojik rahatsızlıkta kullanılan tedavi metodlarından biride budur. Geçmişe dön, kötü anıları sil. Geçmişe dön, eskiden kötü gözüken ve beyinde yer eden anıyı normal bir hale getirerek sun. Aslında gerçekten bu tarz rahatsızlıklarda bu mümkündür.

    Kişinin geçmişinde yaşadığı travma, travmanın gerçekleştiğinde içinde bulunduğu ortama, düşünce yapısına ve özellikle de yaşına göre değişiklik gösterir. Yaşımız, önemli bir etken gibi gözükmüyor olsa bile aslında tetikleyen en büyük sebeptir. Çünkü zaman ilerledikçe, biz değişiriz. Korkularımız değişir. Bakış açılarımız değişir. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü? Aslında geçmişte sergilediğimiz bu gibi durumlar tipik olarak kabul edilebilir ve sorumlusu olarak o an ki korkularımız gösterilebilir. Kaygı korkusu içinde bulunan bir kişinin tırnaklarını yemeye başlaması veya kaybetme korkusu olan birinin saçlarını kıvırmaya başlaması bunlara örnek olarak gösterilebilir.

    Genel olarak regresyon tedavisi bilindiği üzere hipnoz ile yapılır. Ve oldukça da meşhurdur. Hipnoz ise psikoloji ve tıp konularında alanında uzman bir doktor istemektedir. Aksi takdirde geçmişe dönüldüğünde, süreç iyi bir şekilde kontrol edilmez ise hastanın içinden çıkılmaz bir duruma girmesi kaçınılmaz olacaktır. Hastadan istenilen bu alışkanlığın kazanılmasında hangi ortamda bulunduğunu eksiksiz bir biçimde anlatmasıdır. Ortamda ki koku dahi oldukça önem arz etmektedir. Bu yöntemi kullanmak isteyen her hastanın öncelikle kontrolleri yapılır. Birkaç seans sonrasında hipnoz yöntemine başvurulur. Hastanın bünyesi kaldıramayacak şekilde zayıf ise hipnoz öncesinde yapılan seanslarda ruh halinin gardının alınması sağlanmaya çalışılır. Regresyon geçmişin kötü anıları aslında sadece gerginlik anında ortaya çıkan bir tür sinirsel göstergelerdir. Ve bunu yenmek, ortadan kaldırmak için birçok seçenek vardır. Regresyon geçmişin kötü anılarını temizlemek mümkün mü değil mi? Sorusuna cevabınızı almış bulunmaktasınız.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İletişimde Savaşma Seviş Dönemi

    İletişimde Savaşma Seviş Dönemi

    Herhangi bir olay, kişi ya da durum karşısında “tepki” göstermek durumunda kalırsanız

    yandınız. Ama şunu da unutmamak gerekir ki herhangi bir olay, kişi ya da durum

    karşısında verilecek bir “karşılık” vardır. Yani tepki göstermeden karşılık vermek bizi bir

    adım öne geçirecektir iletişimde.

    İletişimde en çok üzerinde durulması gereken noktalardan biri de “akıl-dil uyumu”… Hani

    bizde bir deyim vardır: “Söylediğini kulağın duyuyor mu?” Aslında söylenmek istenen

    “Söylediklerini aklın süzgecinden geçirdin mi?” değil midir?

    Akıl-dil uyumu konusunda sorun yaşayan biri her türlü tehlikeye maruz kalabilecek bir

    ortama sahiptir. Akıl-dil uyumu bir anlamda antivirüs programları işlevini üstlenirler. Ve bir

    antivürüs programına sahip olmayan beyinler düşünce virüsleri ile mücadele edemezler

    çok kısa bir zaman içinde beyinleri infilak eder.

    Öğrenme bir anlamda kişinin bildikleri şeylerden bilmedikleri şeylere doğru gitme süreci ise

    akıl-dil uyumu zaman içerisinde öğrenilir. Akıl-dil uyumunu yakalamanın en iyi yolu da

    kıyaslama yöntemidir. Hayat o kadar karmaşık bir yapıya sahip ki mümkün olduğunca bu

    karmaşıklıkları anlamak ve herkesin anlayabilmesi için de mümkün olduğunca

    basitleştirmek zorundayız. Basitleştirirken bayağılaştırmamaya da dikkat etmeliyiz.

    Eğitimin amaçlarından biri de zihni açmaktır. Bir kişinin zihni de motive olmadığı sürece

    açılmaz. Bir kişiyi motive etmenin birçok yolu vardır ama temelde tek bir prensibe

    dayandırılır. “Beklentileri yükseltmek…” Beklentileri düşük seviyede tutmak bir anlamda

    ilkelliğe, basitliğe de davetiye çıkarmaktır.

    Bazen dilimizin ucuna geliveren sözcükleri kullanma şanssızlığına uğrarız. Dilimizin ucuna

    geliveren sözcüklerden uzak durmalıyız. Dilimizin ucuna geliveren sözcükler bir anlamda

    bizim en ilkel ve basit tarafımızdır. Hayatımız boyunca en çok pişmanlık duyacağımız

    konuşmayı yapmış oluruz.

    İletişimde mümkün olduğunca hızlı empati kurmak gerekir. Yalnız empatiyle sempatiyi de

    birbiriyle karıştırmamak gerekir. Karşımızdaki kişiyle birlikte oturup ağlarsak çok sempatik

    bir insanızdır. Karşımızdaki kişinin ağlamasını durdurabiliyorsak ya da bu ağlamayı

    avantajlı hale çevirebiliyorsak empatinin ne demek olduğunu anlamışız demektir.

    En büyük zafer savaşmadan düşmanı alt etmektir, derler. Bize, çevremize ve

    toplumumuza yansıyacak olumsuzlukları savaşmadan avantaja çevirmek için iletişim

    içinde olduğumuz insanların nasıl bir yapıya sahip olduğunu çok iyi tanımamız gerekir.

    Bazı insanlar çok sinirliyken o insanlara yaklaşamazsınız, bazıları ise ne kadar yakın

    durursanız o kadar çözüme yakınsınızdır.

    Peki, tüm bunları nasıl takip edeceğiz? Harekete mi geçmeli? Bir adım geriye mi çekilmeli?

    Karşımızdakinin gözünün içine mi bakmalı? Ayaklarına mı bakmalı… Bütün bunları ayrıntılı

    bir şekilde tecrübe etmeye çalışmak bizi delirtebilir. Peki ne yapmalı?

    Genellemeler, öğrenmenin en önemli yollarından biridir. Mesela iletişimde üç tip insan

    vardır: Uyumlu insan, zor insan, korkak insan. Bunun üçüne karşı da aynı karşılıkları

    veremeyiz. Tepkileri çok değişik olacaktır. Ona göre yöntemler geliştirmeliyiz. Ama Bu

    insanları nasıl anlayacağız. Tabi ki birikimlerimizden, tecrübelerimizden yararlanacağız.

    Ama bizim demek istediğimiz burada önemli oluyor. Tecrübelerden yararlanırken

    genellemelerin kurbanı olmayacağız. Toparlayacak olursak, ne kadar sorunla karşılaşırsak

    karşılaşalım o kadar da değişik çözüm vardır. Ve durumlar karşısında konum belirlemek

    en güzel sonucu almamıza yardımcı olacaktır.

    Bruce Lee’nin dövüş sanatına çok farklı ve önemli bir yaklaşım getirdiğini çoğumuz bilir.

    Ona göre dövüşün ilk prensibi rakibine karşı koymamaktır, bunun yerine, onunla birlikte

    hareket etmek ve enerjisini yeniden yönlendirmektir. Üç tip insan vardır: Zor insan, Uyumlu

    insan, korkak insan… İletişim kurmada en zor insan “zor insan”dır. Zor insanların sürekli

    olarak “Neden?” diye sormalarından rahatsız olmamaya başladığım an benim de onlardan

    biri olduğumu anladığım andır. Asıl zor olan korkak insanlarla iletişim kurmaktır. Yüzünüze

    karşı, ha, evet, tabi ki gibi davranırken bir de bakarsınız ki arkanızdan bıçaklanmışsınızdır.

    Tek yapmamız gereken onları gizlendikleri delikten çıkarmaktır. İletişimdeki bütün

    alternatifleri çok iyi değerlendirip olumlu bir yaklaşım geliştirecekleri konusunda temkinli

    yaklaşmaktır.

    Gelelim ikinci bölümümüze:

    Bazı sözler vardır ki hiçbir zaman hiçbir kişiye kullanmamamız gerekir.

    Gel buraya! 

     Sen anlamazsın!

    Çünkü kurallar böyle!

    Seni İlgilendirmez!

    Peki bu konuda ben ne yapayım!

     Sakin Ol!

    Senin derdin ne?

    Sen zaten hiç……….. ya da Sen zaten hep…….

    Ben sana söylemiştim.

    Bir daha söylemeyeceğim.

    Bunu senin iyiliğin için yapıyorum. 

     Neden mantıklı olmuyorsun?

    Şimdi bu sözler kaba hatlarıyla bakıldığında “Canım bunların da kullanılabileceği yerler

    vardır.” diye düşünülebilir.” ama emin olun ki bu sözleri hayatımızdan çıkarırsak hiçbir şey

    kaybetmiş olmayız. Hatta insanlarla olan iletişimimizde çığırlar açabiliriz. Bu sözler,

    iletişimin en ilkel şeklidir. Espri olsun diye kullanmak bilmiyorum bakış açımızı ne kadar

    değiştirir ama?… Beni hayatımda en çok rahatsız eden sözler bunlar oldu. Bu sözleri sizin

    kullanmamanız sorunu çözmüyor tabi ki. Bu sözleri kullanan kişilere karşı da değişik

    alternatifler geliştirmeliyiz.

    Bu konudaki yaklaşımlarımı aşağıda sıraladım:

    Şimdi soruyorum size: “Gel buraya!” değil de “Afedersiniz, sizinle bir dakika konuşmam

    gerekiyor.” desek otoritemizden ne kaybederiz söyleyin bana? Birisi bize böyle bir üslup

    kullanırsa da “Neden?” diye sormaz mıyız?

    Bir insana “Sen anlamazsın!” demek herhalde o insanı (o konuyla ilgili hiçbir şey anlamıyor

    olsa bile) can evinden vurmak demektir. Bunun yerine: “……….. bu konuyu anlamak biraz

    güç alabilir, açıklamaya çalışayım.” demek ortamı ne kadar yumuşatır ve pozitif hale

    getirir? Biri bize böyle bir cümle kurarsa: “Siz anlatın, ben anlayacağımdan eminim, bu

    konuda bir şeyler yapmak istiyorum.” deriz.

    “Çünkü kurallar böyle!” insanların en çok ifrit olduğu sözdür. Kuralın nedenini istemek

    iletişim içinde olduğunuz insanın en doğal hakkıdır. Bize böyle diyen birine de aynı

    yaklaşımı sergileriz.

    “Seni ilgilendirmez!” sözü suistimalin en ağır şeklidir. Bize biri böyle derse ilgilendirdiğini

    söyler ve nedenini açıklarız.

    İletişimde en çok kullanılan ve kullanılması da bir o kadar olumsuz sonuçlar doğuran bir

    başka cümle: “Peki, bu konuda ben ne yapayım?” Bunun yerine: “Üzgünüm gerçekten de

    size ne söyleyeceğimi ya da tavsiye edeceğimi bilimiyorum, keşke bilseydim. Yardım

    etmek isterdim fakat edemiyorum.” demek karşımızdakini rahatlatacaktır. Eğer biri bize

    böyle derse “Beni dinlemeni ve bana yardım etmeni istiyorum.” diyerek açıklamaya

    başlarız.

    “Sakin ol!” sözü sakin olma ihtimali olan birini de çileden çıkarmaya yeter. Bu söz yerine

    “Her şeyin düzeleceğini, sizinle konuşmasını söylemek, sorunun ne olduğunu öğrenmeye

    çalışmak en güzeli olacaktır. Biri size sakin ol, diyorsa ve siz de sakin değilseniz, en güzeli

    oradan ayrılmaktır.

    “Senin derdin ne?” sözü de çok kaba. Bunun yerine “Meselenin ne olduğunu öğrenmeye

    çalışmak daha güzel olacaktır. Biri bize böyle derse bunun bir dert olmadığını,

    konuşulması ve halledilmesi gereken bir konu olduğunu söylemek yetecektir.

    Genellemeler çoğu zaman ciddi sorunlar çıkarmaya neden olan yaklaşımlardır. En güzeli

    genellemelerden uzak durmaktır. Bir olumsuzluk genelde öyleyse bile çözüme

    kavuşturmak istiyorsak somutlaştırma yöntemini kullanmalıyız.

    “Bir daha söylemeyeceğim.” başından dürüstçe bir ifade olmadığını ortaya koyuyor zaten.

    Ciddi olmanın başka yolları da vardır. Söylediğiniz şeyin çok önemli olduğunu vurgulamak

    daha doğru olur.

    “Bunu senin iyiliğin için yapıyorum.” sözü gerçekten onun iyiliği için yapsak da çok rahatsız

    edici bir yaklaşımdır. Yaptığımız şey, zaten onun iyiliği içinse bunu söylemeye gerek

    yoktur. Karşımızdaki insan bunu anlamayacak biriyse, bu sözü söylesek de anlama ihtimali

    yoktur.

    “Neden mantıklı olmuyorsun.” sözü de iletişime ket vuran sözlerden biridir. Uzak durmak

    gerek.

    Yukarıda iletişim içinde olduğumuz insanlara karşı asla söylememiz gereken sözlerden ve

    böyle bir söz söylendiğinde nasıl hareket etmemiz gerektiğinden kısaca söz ettik.

    İletişimin anahtarı herkese, her olay karşısında aynı tavrı sergilememektir. Herkesi bir

    birey olarak değerlendirip ona göre yaklaşım sergilemek en güzelidir. İçtenlik ve samimiyet

    ise vazgeçilmezidir. Ve hepsinden önemlisi tökezleyeceğimiz yerde dans etmeyi bilmektir.

    Bundan sonra doktortakvimi.com ile birbirimize daha yakın olacağız… Anlayabilme ve

    anlatabilme adına sağlıcakla kalın…

  • OKULA BAŞLAMA

    OKULA BAŞLAMA

    Anne baba olduktan sonra heyecan dolu ilklerden birini yaşıyor bir çok aile bugünlerde.

    Çocuklarını ilk defa kreş, anaokulu veya ilkokul kapısına götürürken heyecanla atan minik kalbi

    kim bilir hangi duygularla çarpıyordur diye düşünmekte anne babalar. Acaba öğretmenini sevecek

    mi? Arkadaşları olacak mı? Derslerinde başarılı olacak mı? Diye çocuğumuzun ne hissettiğini ne

    düşündüğünü tahmin etmeye çalışırken bir taraftan tüm bu mevzunun aslında kendi endişemiz

    olduğunun farkına varmayabiliyoruz kimi zaman.. çünkü çocuk yalnızlık veya dışlanmak nedir

    bilmez.. öğretmenini sevmemenin belki de onu ömür boyu eğitim hayatından soğutacağını bilmez.

    Bunu ona farkettiren biz yetişkinleriz. Oysa tüm bu olumsuzluklardan sıyrılıp ona yaşabileceği

    durumlarda duygusal destek verirsek olası tüm zorlukları rahatlıkla aşabilecek ve yoluna devam

    edebilecektir. Unutmayın ki çocuğun ilk öğretmeni anne babasıdır. Ve çocuklar sorunlarla başetme

    becerilerini anne babalarından aldıkları duygusal ve davranışsal tepkilerle geliştirirler. Sorunlarla

    başedebilme becerisi çocuğun gelişmekte olan karakterinin bir uzantısıdır aynı zamanda… bu

    yazıda anne babaların çocuklarının okula başlama sürecine dair endişelerini ele almak istedim.

    Öncelikle okula başlama süreci. Bu konuda birçok yazı var birçok da öneri… çocuğu nasıl okula

    alıştırırız? Salya sümük ağlayan onlarca çocuk. Dönüp arkasını gitse vicdanı elvermeyen, kalsa

    öğretmenden azar işitecek onlarca anne babalar. Aslında mesele bu çocuk nasıl susacak (okula

    alışacak) değil bu yazının amacı da anne babalara küçük pratik bilgiler vermek değil. Mesele bu

    çocuk neden ağlıyor? Peki sorun nerde başlıyor? Cevap şu: sorun okul kapısında başlamıyor. Aşırı

    müdahale edilmiş çocuklar, her işleri çevresindekiler tarafından yapılmış çocuklar okul kapısından

    içeri kendi başına nasıl gireceğini bilemiyorlar. Daha yatağını ayıramamış çocuktan tek başına

    koskoca binaya girip ders almasını istiyoruz. İşte bu noktada ayrılık kaygısı gibi gözlemlenen

    yardım çığlıkları başlıyor. Çocuklarımızı büyütürken biraz daha cesaretli olmamız gerekiyor. Önce

    kendi başına çocuk ne kadarını yapabilir gözlemlemek önemli. Tabi ki beklentimiz çocuğun

    gelişimi ile paralel olmalı. Çocuğun içinde bulunduğu süreç gündemdeki konu ile başaçıkabilecek

    seviyede mi sakince değerlendirilmeli. Karşılaştırma yapılmamalı. Sonrasında yapabildiği noktaya

    kadar izleyip ‘yapmaya hazır olmadığı kadarında’ ona destek olmalı. Bakın burada yapamadığı

    demiyorum çünkü bir zaman sonra yapabilecektir muhtemelen. Sadece yapmaya hazır değildir.

    Nasıl destek olmalı işin sırrı burada başlıyor. Çocuklar ilk defa yaşayacağı şeylerde bilinmezliğin

    verdiği heyecanla farklı tepkiler gösterebilirler. Beyin de çünkü aynı tepkiyi veriyor. Daha doğrusu

    beyin önceden yaşadığı olaylarla tekrar karşılaştığında daha sakin tepki verebiliyor. Bu nedenle

    çocuğu ne ile karşılaşabileceğine dair hazırlamalı. Ben burda ona hikaye anlatmaktansa onun en

    çok neyi merak ettiğini sorardım. Buradan yola çıkmak çocuk için daha sağlıklı olacaktır.

    Devamındaysa nasıl hayal ettiğini öğrenebilirsiniz. Bakalım hayalleri ve gerçekler birbirine yakın

    mı? Çünkü yetişkinde olduğu gibi gerçekler ve idealler arasında bir farklılık varsa ve bu farklılık

    ulaşılmazsa kişi depresyona giriyor. Çocuk bu durumda hemen depresyona girmeyebilir. Ancak

    hayal kırıklığı yaşaması muhtemeldir ve mutsuz olabilir. Ve böylelikle çocuğa muhtemelen

    geçirebileceği bir günü örnek anlatılabilir. Ve en önemlisi takip. Günün nasıl geçti? Bu soru akşam

    saatlerinde çocuğa farklı yollarla sorulabilir aslında… asıl öğrenmek istediğimiz kaç sayfa ödevi

    olduğu değildir çünkü. Okulda ne yaşadı? Bir çok zaman da hiçbirşey yaşamamış olabilir ki

    temennimiz bu yönde. Ancak benim danışanlarıma önerdiğim bir konu var. anne babaların bu

    soruyu her gün sormalarını isterim ben. Hiçbir sorun olmadan geçebilir günler, aylar belki de

    yıllar.. ancak bir gün gerçekten bir sorun oluşursa anne baba olarak çocuğunuzda minimal de olsa

    bir farklılık sezeceksiniz. Hergün rutin olan tepkiden farklı bir tepki verecektir mutlaka. İşte belki

    de çocuğunuzun anlatmaya çekindiği ya da korktuğu, ya da çözemediği o konuyu yakalamış

    olursunuz. Yine tabiki çocuğun üzerine atlamıyoruz panter gibi. İzlemeye alın. ‘monitoring’ yani

    izleme ebeveynlikte çok önemli bir kavramdır. Ve buradaki amacımız çocuğun kendi yapabildiği

    noktaya kadar olan kısmı çözmesine müsaade etmek; hazır/yetersiz olduğu noktada ona destek

    çıkmak.

    Bu yazının içinde bu çocuk nasıl susacak önerileri bulamayacağınızı söylemiştim. Amacım çocuğu

    ağlatmamak zaten. Özetle çocuğun bireyselliğini hissetmesi önemli. Kendi yapabildiği işlerini

    kendisi tamamlamalı, organize olmalı, plan yapmalı, uygulamalı. Kendi zaten bir güce sahip

    olduğunu keşfetmeli ve ona bu fırsat verilmeli. İşte bu noktada bir başka yazının konusu olacak

    olan ‘özgüvenli çocuk’ yetiştirmiş oluyorsunuz. Ve özgüveni olan çocuk okula başlarken ağlamaz.

    Mutlu bir okul hayatı dilerim

  • Orgazm Olamama Anorgazmi Tedavisi

    Orgazm Olamama Anorgazmi Tedavisi

    Orgazm olamayan kadınlar erkek mutlu olsun diye orgazm taklidi yapıyor. Bir süre sonra bedensel boşalmanın gerçekleşmemesi gerginlik, sinirlilik, huzursuzluk, güvensizlik gibi kalıcı olumsuz etkileri hayatına taşıyor.

    Anorgazmi, kadınlarda orgazm olamama, ruhsal rahatlamaya erişememe, bedensel bütünlüğü rahat erdirememe durumudur.

    Bu durum psikolojik sorunlara yol açar. Özgüven eksikliği ile birlikte cinsellikten uzaklaşmaya neden olur.

    Kadın, anorgazmi ile birlikte, eşinden uzaklaşır, kendini kötü hisseder, kendine karşı gzli öfke doğurur, kendini ya da eşini suçlayarak sorunlar yaratır. Tüm bu duygu farklılıkları ise işte e sosyal hayatta başarısızlığa neden olur. Kontrolcü kişilerde kontrolü kaybetme güdüsü yaratır ve kendine güven problemi ortaya çıkarır.

    Anorgazmi Nedenleri Nelerdir

    • Anne babanın baskıcı olması

    • Partnerini sevmeme

    • Düzensiz bir aile hayatı

    • Ergenlik dönemindeki cinsel sorunlar

    • Ergenlikte meydana gelen fiziksel travmalar

    • Partner ile teninin uyuşmaması

    • Antidepresan ya da doğum kontrol hapının yan etkileri

    • Zararlı maddelerin kullanımı

    • Karşı cinsten hoşlanmama

    Tedavi Süreci Nasıldır?

    Orgazm olamama anorgazmi tedavisi, kişide bu soruna neden olan olgunun bulunası ile başlar. Süre ya da kişisel duruma bağlı olarak cinsel terapiler uygulanır. Bu terapiler sayesinde kesin sonuç alınır. Önce bireysel tedavi ile başlayan süreci, davranışsal ve bilişsel cinsel terapiler takip eder.

    Bu tedavi sürecinde kişinin cinselliğe bakış açısı incelenir, yetiştirilme tarzına bakışır ve sorun buradan kaynaklıysa farkındalık ve farklı bir bakış açısı kişiye kazandırılır. Cinsellik konusunda doğru bilgiler kadına verildikten sonra korkudan ya da baskıdan kaynaklı sorunlar ortadan kalkacaktır. Maketler ile birlikte kazanılmış yanlış davranışların neler olduğu aktarılır. Bu şekilde orgazm olamama anorgazmi tedavisi hız kazanır. Kişi psikolojik olarak nerede hata yaptığını ve nasıl düşünmesi gerektiğini öğrendiğinde tedavi sonuç vermeye başlar.

    Genital egzersizler ve davranışsal terapiler sayesinde orgazm olamama anorgazmi tedavisinin son aşamasına gelinir. Bu süreçte g noktası, vajina ile klitorisin olması gerektiği gibi kullanılması öğretilir. Gerek duyulursa kitaplar ve dvdler ile de destek sağlanır.

    Hipnoz Tedavisinin Önemi

    Bu aşamalardan önce ya da sonra hipoterapi yöntemi uygulanırsa kişi daha rahat bir sürece girer. Ruhsal ve bedensel yönden rahatlama ile psikolojinin şekillenmesi sağlanırken sadece öğrenmenin değil bütünlüğün oluşturulması sağlanır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Süper kadın sendromu

    Süper kadın sendromu

    Süper Kadın Sendromu ve Hızlı Boşanma

    Modern Çağın yarattığı en büyük sorunlardan birisi de maalesef ki ‘’Süper Kadın Sendromu’dur. Kadının iş dünyasına hızlı geçişi hızlıca artan rolleri de beraberinde getirmiştir. Bu geçiş ile müthiş rahatlık yaşayacağı düşünülen kadınlar aksine artan roller ve toplumun sürekli verdiği pekiştireçler ile daha mükemmel olmaya çalışırken kendilerini bu psikolojik rahatsızlık ve eksik bıraktıkları bir şey olduğunda yaşadıkları içsel huzursuzluk ile baş başa bulurlar.

    Buna neden olan şey de şüphesiz ki kadının hâlihazırda var olan yapışık rolleridir. Kadının yapması gereken sıkıcı ev işlerine, iyi anne modeline, iyi eş modeline, toplumun istediği hanımefendi rollerine ek olarak artık bir de modern kadın rolleri eklenmiştir. Makyajsız dışarıya çıkmayan, iyi giyinen, şık olan, bakımlı olan kariyer sahibi ve sosyal etkinliklerde de bir numara olan (toplumun yarattığı baskıyla olması gereken) bu kadın çok mutlu olması ve bütünlük duygusu yaşaması gerekirken aksine çok mutsuz ve sürekli olarak bir eksiklik tamamlanmamışlık duygusu hisseder.

    Görünen o ki Superman’in aksine Superwoman olmak pek de iç açıcı değil. Bu durumu neden erkekler değil de kadınlar yaşıyor ? Erkekler bunu kendileri istedikleri için o süper olma duygusu onlar için haz kaynağıdır. Ancak kadınlar bunu genelde toplumdan onay almak için yaparlar ve süper ego dinamikleri ile hareket ederler. Sürekli toplumun istediği mükemmel kadın olmak için çabalar yorulur, mükemmellik arzusu ile yanıp tutuşurlar. Bu mükemmellik sinyalleri her zaman açık olan kadınlar sürekli olumlu yönde eleştiri bekler ve bundan aldıkları olumlu onaylar ile yeni yeni uğraşlar ve yeni yeni aferinler ararlar.

    Bu uğraşları arasında mekik dokuyan kadın çoğu zaman dinlenmeyi de kendini dinlemeyi de unutur. Ve mükemmel olduğunu düşündüğü için de böyle bir hastalığa yakalanmış olabileceği de hiç aklına gelmez ki o hasta da olamaz. J Zaten hastalar ‘’benim süper kadın sendromum var galiba hocam?’’ diye gelmez hastalık yoğun anksiyete veya depresyon şikayetiyle ve yahut boşanmak üzereyken gelinen nokta olan çift terapisi esnasında ortaya çıkar.

    Mükemmeliyetçilik ile arasında kuvvetli bir korelasyon olan bu hastalık yüksek standart beklentisi nedeniyle zamanla eşe ve çocuklara yansıyarak aile içi iletişimi bozmaya başlar. Bu da boşanmaların sebeplerindendir diyebileceğimiz gibi ‘’Süper Kadın =Hızlı Boşanma’’ olgusu da oluşmaya başlamıştır diyebiliriz. Bu nedenle eşiniz ,anneniz veya böyle bir tanıdığınız varsa uygun yollar ile anlatarak kronikleşmeden mutlaka bir uzmandan yardım alması için cesaretlendirmelisiniz.

    Sağlıkla kalın.

    Uzman Psk. Fatma EFE