Kategori: Psikoloji

  • ÇİFT – AİLE TERAPİSİ

    ÇİFT – AİLE TERAPİSİ

    Toplumun en küçük birimi ve temel taşı olan aile, bireylerin psikogelişim süreçlerinin ve ruhsal

    sağlıklılık ya da sağlıksızlık hallerinin belirleyicisidir. İnsanın ihtiyaçlarını karşılayabileceği doğal

    ve güvenli yer kendi ailesidir.

    Ailenin tanımı üzerinde henüz bir anlaşmaya ulaşılamamıştır. Aileye yaklaşımda en sık kullanılan

    sistemik bakış açısına göre; aile bir geçmişi paylaşan, duygusal bağı olan, bireysel aile üyelerinin

    ve ailenin bütününün ihtiyaçlarını karşılamak için stratejiler planlayan bireylerden oluşmuş

    kompleks bir yapı olarak tanımlanır.

    Aile fonksiyonlarını yerine getiren ve üyelerine doyum sağlayan ailelere sağlıklı aile denir.

    Duyguları paylaşma

    Bireysel farklılıkları kabullenme

    İlgi ve sevgi duygularının gelişimi

    İşbirliği

    Mizah duygusu

    Yaşamı sürdürmek ve güvenlik için temel ihtiyaçların karşılanması

    Problem çözme

    Geniş bir felsefi düşünce

    Taahhüt

    Takdir etme

    İletişim

    Birlikte zaman geçirme

    Maneviyat

    Başa çıkma becerileri

    Aile fonksiyonlarının birkaç farklı bölümlerinin yeterince yerine getirilememesi nedeni ile sağlıksız

    aileler oluşabilir.

    Ailenin gücünü, aile içi iletişim belirler. Günümüz koşullarında, gelişen teknoloji, sosyoekonomik

    sorunlar vs nedeni ile iletişime yeterli önem verilemeyebilmektedir.

    Humphyres (1998) sağlıklı ve sağlıksız ailenin iletişim kalıplarını tanımlamıştır.

    Aktif dinleme

    Yargılamama

    Özgür bırakma

    Empati

    Eşitleme

    Açık olma

    Hazırlıklı olma

    Tutarlılık

    Yargılama

    Denetleme

    Üstünlük taslama

    Katılık

    Nötralize etme

    Zıtlık içeren mesajlar

    Çifte mesaj

    Fazla kabullenme/fazla eleştirme

    Kişiselleştirme

    Günah keçisi yapma

    Hedef değiştirme

    Üçgenleme

    Mitler

    Sırlar

    Aile içinde krize neden olan her durum, profesyonel yardım gerektirebilir. Evliliğin ilk yılı, doğum

    sonrası dönem, çocukların ergenlik dönemi, çocukların evden ayrılma süreçleri, emeklilik dönemi

    aile içi krize aday dönemlerdir. En sık başvuru nedenlerinden biri, eşlerden birinin evlilik dışı

    ilişkisinin olması ve diğer eşin bunu öğrenmesi sonucu yaşanan krizdir. Bireyler arasında iletişimin

    bozulduğu, çatışmaların yoğunlaştığı, kişilerin kendilerini mutsuz olarak ifade etmeye başladıkları

    her durumda, dışarıdan uzman bir gözün yardımı ile ilişkiyi gözden geçirmek, ilişkinin yeniden

    yapılanmasını sağlayıp, geri dönüşsüz sonuçları engelleyebilmek mümkündür.

    Ülkemizde pek nadir olmakla birlikte, dünyada birçok ülkede, çiftler evlenmezden önce ilişkileri ile

    ilgili danışmanlık almayı ve evliliklerine daha sağlıklı adımlar atmayı sıklıkla tercih etmektedirler.

    Ya da boşanmak üzere olan bir çift, ayrılma süreçlerini değerlendirmek için danışmanlık hizmeti

    almayı isteyebilmektedir.

    Çift/aile terapisinde, bu alandaki çeşitli kuramsal yaklaşımlardan faydalanılarak, aile ile ilgili bilgi

    toplanır, aile kalıpları incelenir. Bireylerin ilişki içindeki motivasyonları, ilişkiden beklentileri, kişilik

    ve davranış özellikleri ve bunun ilişki üzerine yansımaları, iletişim kalıpları, genogramları, ilişki

    içindeki koalüsyonları üzerinde çalışılır. Zaman zaman ödevler verilerek, ilişkideki aksak alanlar

    onarılmaya çalışılır.

  • TAKINTI HASTALIĞI

    TAKINTI HASTALIĞI

    Takıntı hastalığı olarak da bilinen OKB, tekrarlayan obsesyon ve/veya kompulsiyonlar ile

    karakterize, genellikle süreklilik gösteren, kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini bozan ruhsal bir

    hastalıktır.

    Obsesyon (takınıtı); kişinin isteği dışında ısrarlı ve zorlayıcı bir şekilde aklına gelen, kişide kaygı

    ve huzursuzluk yaratan, yineleyici özellikteki düşünce, dürtü ya da imgeler olarak tanımlanır. Kişi,

    genellikle obsesyonunun mantıksız olduğunun farkındadır, ancak zihninden atamaz.

    Kompulsiyon (zorlantı); kişinin, obsesyonlarının yarattığı sıkıntıyı azaltmak için yapmak zorunda

    hissettiği, mantıksız olduğunu bildiği, tekrarlayıcı törensel davranışlar ya da düşüncelerdir.

    Kirlenme/bulaşma obsesyonu

    Emin olamama/kuşku duyma obsesyonu

    Düzen/simetri obsesyonu

    Dini obsesyon

    Cinsel obsesyon

    Şiddet/saldırganlık obsesyonu

    Temizlik kompulsiyonu

    Kontrol kompulsiyonu

    Sayma kompulsiyonu

    Dokunma kompulsiyonu

    Düzenleme kompulsiyonu

    Biriktirme ve saklama kompulsiyonu

    En çok rastlanan takıntı, kirlenme/bulaşma (kişinin bedeninin ve giysilerinin kir, mikrop, kimyasal

    madde, deterjan, idrar, gaita ve diğer beden salgıları ile bulaşacağına ilişkin) obsesyonu ve

    temizlenme kompülsiyonudur (defalarca elini, vücudunu, kıyafetlerini yıkama, sürekli evini

    temizleme gibi). Aşırı el yıkama, bazen derinin tamamen tahrip olmasına dahi yol açabilir; kişi

    gününün büyük bir kısmını bulaşma korkusuyla dışarı çıkmayıp kendini izole ederek evde

    geçirebilir.

    Sıklıkla rastlanılan bir diğer takıntı, emin olamama (ocak açık mı?, kapı kilitli mi?, her şey yerli

    yerinde mi? hata yaptım mı?) obsesyonu ve kontrol kompülsiyonudur. Bu kuşku ve kontroller

    yaşamın birçok alanında kendini gösterebilirler. Kişi, kapının kilitli olup olmadığını kontrol etmek

    için defalarca evine dönebilir, ışığın açık kalıp kalmadığını kontrol için defalarca yataktan kalkabilir

    veya verilen bir işi hatasız yapıp yapmadığından emin olmak adına yüzlerce kez kontrol edebilir,

    bazı sözlerin söylendiğinden emin olmak için defalarca tekrar edebilir.

    OKB’nin toplumda % 2-3 oranında görüldüğü bildirilmiştir. Genellikle ergenlik döneminde ve 20-30

    yaşlar arasında başlamakla birlikte herhangi bir yaşta da ortaya çıkabilir. Erkeklerde daha erken

    yaşlarda başlamasına rağmen, kadınlarda daha sık görülür.

    Her insanın takıntılı bazı düşünce ve davranışları olabilir. Bunların hastalık sayılabilmesi için,

    kişinin günlük yaşamını, işlevselliğini etkileyecek hatta bozacak kadar şiddetli olmaları gerekir.

    Genetik: Ailesinde OKB olan kişilerde daha sık görülmektedir.

    Beyin işlevlerinde ve serotonin işlevinde bozulma

    Çocukluk çağı travmaları: Özellikle cinsel istismara uğrayan çocuklarda, önemli bir stresörün

    ardından kişide OKB ortaya çıkması sık görülen bir durumdur.

    Kişilik özellikleri: Obsesif kişilik özellikleri (kuralcı, titiz, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi) belirgin olan

    bireyler, hastalığa da yatkın olan bireylerdir.

    OKB, kişinin işlevselliğini bozan, yaşam kalitesini düşüren, kronikleşebilen bir hastalıktır. Mutlaka

    uygun sürede tedavi edilmesi gerekir.

    İlaç Tedavisi: Özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar öncelikle tercih edilir. Etkinin

    başlaması için 2 hafta gerekmekle birlikte obsesif semptomlarda düzelmenin başlaması 3 ayı

    bulur. Hastalık semptomlarının direncinden dolayı, tedavinin en az iki yıl sürdürülmesi önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapi: Bilişsel tedavi ile obsesyonların neden olduğu sorumluluk algısı azaltılır.

    Davranışçı terapi ile kişinin obsesyonları tetiklenir ve kompulsiyonları engellenir. Kişi desensitize

    edilir. Hem hastalığın tedavisinde, hem de nükslerin önlenmesinde bilişsel-davranışçı terapi

    önemlidir. Bazen tek başına, bazen de ilaç tedavisi ile birlikte uygulanır.

    Her iki tedavi biçiminin birlikte uygulandığı hastalarda % 90 oranlarında iyileşme görülür.

  • PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    PANİK ATAK – PANİK BOZUKLUK

    Panik atak, kendi başına bir hastalık değil, belirtiler kümesidir. Kaygı bozuklukları ile ortaya

    çıkabildiği gibi, diğer ruhsal bozukluklarda (depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, madde

    kullanım bozuklukları) ve bazı fiziksel hastalık durumlarında (kalp, solunum, denge, mide-
    bağırsak ile ilgili hastalıklar) ortaya çıkabilir.

    Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden en az dördünün

    ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur.

    Çarpıntı

    Terleme

    Titreme ya da sarsılma

    Nefesin daralması ya da boğuluyor gibi olma hissi

    Nefesin tıkandığı hissi

    Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

    Bulantı ya da karın ağrısı

    Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma

    Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması

    Uyuşmalar

    Çevresine (derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma (depersonalizasyon)

    Kontrolünü yitirme ya da ‘çıldırma’ korkusu

    Ölüm korkusu

    Panik atak, sıklıkla 10 dakikalık süreçte hızla artan belirtiler ile birdenbire başlar. Şiddetli korku,

    ölüm ve yok olma hissi baskındır. Hastalar konfüze hissedebilirler ve konsantre olmakta

    zorlanırlar. Fiziksel olarak; çarpıntı, dispne(zor nefes alma) ve terleme görülür. Atak genellikle 20-

    30 dakika sürer, nadiren bir saati geçer. Belirtiler çabucak ya da yavaşça kaybolabilir. Hastalar,

    kalp krizinden ölmek üzere olduklarını söyleyerek acil servislere başvururlar. Yapılan

    muayenelerde ve laboratuar incelemelerinde bir şey bulunmaz. Genellikle sakinleştirici yapılarak

    evlerine gönderilirler.

    Bu durum, kişinin dingin ya da kaygılı olduğu bir durumda birden ortaya çıkabilir. Ayrıca kültüre

    özgü belirtiler; kulak çınlaması, boyun ağrısı, baş ağrısı, istemsiz çığlık atma ya da ağlama,

    görülebilir.

    Panik bozukluk, panik atakların en az birinden sonra kişinin, aşağıdakilerden en az birini, en az bir

    ay süre ile yaşamasıdır:

    Başka panik atakların olacağı ya da bunların olası sonuçları ile ilgili sürekli kaygı duyma (beklenti

    anksiyetesi)

    Panik atakların kötü sonuçlara yol açabileceği (çıldırma, felç olma, ölüm) inancı ile sürekli üzüntü

    duyma

    Ataklara ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak, uyum bozukluğuyla giden davranış

    değişiklikleri gösterme. Örneğin; spor yapmaktan ya da tanıdık, bildik olmayan durumlardan

    kaçınma, işe gitmeme, yanında sürekli su taşıma, sürekli tansiyonunu ölçme gibi

    Agorafobi; hastaların panik atağın geleceğini düşündükleri yerlere yalnız başlarına gidememe

    halidir. Panik bozukluk hastalarının %60 ında görülür. Hastalar yalnız başına evde kalamaz,

    sokağa çıkamaz, toplu taşım araçlarına, asansöre binemez, kalabalık yerlere giremezler.

    Klinikte sık görülen panik bozukluğunun toplum sıklığı % 3-4 civarındadır. Sıklıkla 20’li yaşlarda

    başlamakla birlikte, yaşamın herhangi bir döneminde de başlayabilir. Kadınlarda, erkeklere göre

    2-3 kat fazla görülür.

    Beyindeki heyecan ve duygusal yaşantıları düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal

    çalışması sonucu panik bozukluk görülmektedir.

    Kaygı duyma, zaman zaman her insanın hissettiği, yaşamı sürdürmek için gerekli olan temel

    duygulardan biridir. Kaygı hissedildiğinde görülebilen baş dönmesi, çarpıntı, nefes alma güçlüğü,

    titreme gibi bedensel belirtiler; panik atak esnasında yanlış yorumlanır. Örneğin çarpıntının

    olması, muhtemel bir kalp krizinin habercisi gibi yorumlanır.

    Yaşam kalitesini belirgin olarak bozan panik bozukluk, psikiyatri pratiğinde belki de, en kolay

    tedavi edilebilen hastalıktır. İlaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapiden sadece biri ya da her ikisi

    birlikte uygulanabilir. Her iki yöntemi birlikte uygulamak daha etkin olup, nüksleri de

    engelleyecektir.

    İlaç tedavisinde, özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar kullanılır. 6-12 ay aralığında

    tedaviyi sürdürmek önemlidir. Semptomların kaybolmasının hemen ardından ‘iyi oldum’ düşüncesi

    ile tedaviyi kesmek, hızla semptomların geri gelmesine neden olabilir. Sadece panik atakların

    değil, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarının da ortadan kalkması önemlidir.

    Bilişsel-davranışçı terapide; hastanın panik atak ile ilgili yanlış bilgi ve yorumlamaları düzeltilir.

    Korkularının üstüne gitmesi için bir çizelge hazırlanarak, alıştırma ödevleri verilir.

  • Depresyon

    Depresyon

    Depresyon kısaca kişinin var olan stresini dışarı vurma şekli olarak açıklanabilir. Herkes bu durumu farklı şekillerde yaşayabileceği gibi çocuklar için de durum aynıdır. Dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, hiperaktivite veya farklı bedensel engeller depresyon ile birlikte görülen psikolojik sıkıntılar olarak düşünülebilir. Çocuk gelişiminin her bölümü farklı önem taşımaktadır. Çocukluk çağını ayırabileceğimiz,

    * Bebeklik,

    * Oyun dönemi,

    * Okul çağı ve

    * Ergenlik kendi içinde pek çok farklı özelliği barındırmaktadır.

    Bu dönemlerde yaşanacak sorunlar depresyonun ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Çocuklar kendi eksiklikleri ya da dış etkenlere bağlı olan sorunlar ile baş etmeye çalışırlarken depresyona girebilirler.

    Çocuklarda Depresyon Nasıl Fark Edilir?

    Toplumumuzda büyüklerin depresyona girmesi daha kabul edilebilir bir olguyken çocukların depresyona girme ihtimali göz ardı edilmektedir. 0-18 ay arasındaki anne ile bağlılık ilişkisi gelecek yıllar üzerinde oldukça etkili bir dönem olarak görülmektedir. Sağlıklı olarak gerçekleşen bağlanma bebeklerde ve çocuklarda psikolojik sorunların yaşanmasını engellese de sağlıklı olmayan bağlanmalar ciddi bir tehdit olarak algılanmalıdır. İhtiyaçları zamanında ve gerektiği gibi karşılanmayan bebekler ve sevgi açısından eksik kalanlar zaman içinde depresyona girebilirler.

    Anne kimliği ile kadın kimliği birbirine karışan kişilerde bu durumun yansımasına maruz kalacak çocukları zor günler bekliyor olabilir. Çocuklarda depresyon durumu,

    * Ağlama,

    * Uyku düzeninde bozukluk,

    * İştahsızlık,

    * Vücut ağrısı,

    * Tepkisizlik ve

    * Oyuncakları atma şeklinde görülebilir.

    Okul dönemine kadar olan bölüm sağlıklı bir bireyin gelişimi açısından son derece önemlidir.

    Depresyonun Her Yaş Döneminde Görülebileceği Unutulmamalıdır

    Okul başarısızlığı, adaptasyon problemleri, aktivitelere katılmama gibi sorunlar gösteren çocukların aileleri ile birlikte konusunda uzman olan kişilerden destek alması hayatlarını düzene sokacak en önemli gelişme olarak dikkat çekmektedir. Yeni kardeşin depresyona neden olabileceği de bilinen bir gerçekliktir. Çocuklardan hiçbir şeyin saklanmaması ve gelişmelerin paylaşılması sorunların ortadan kalkmasını sağlayacak en basit tedbir olarak uygulanabilir. Evde yaşanan tartışmalardan kendini sorumlu tutan çocuklar da depresyon belirtisi gösterebilir. Anne ve baba arasında disiplin farkı oluşu çocukta kaygı bozukluklarının yaşanmasına neden olurken bu duygu zaman içinde kendini depresyon olarak dışa vurmaya başlayabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Yeme Bozuklukları

    Yeme Bozuklukları

    Anneler için en önemli konu bebeklerinin ve çocuklarının her zaman en iyi şekilde beslenmelerinin sağlanabilmesidir. Yeme bozuklukları toplumumuzda sık görülen sorunlar arasında yer almaktadır. Annelerin endişesi hiçbir zaman son bulmazken genel olarak bebeklerin gelişimleri yeterli derecede olmaktadır. Çocuklara tanınacak kendi kendine yeme fırsatı bu tür sorunların önüne geçecektir. Özellikle Avrupalı anneler ile Türk anneler karşılaştırıldıklarında yemek yedirme alışkanlıkları arasındaki fark net bir şekilde görülebilmektedir. Oyunla yedirilen yemeğin ardından yemeğin kalması halinde de baskıcı bir tavır sergilenmektedir. Acıkan bebeğin yemek yiyerek doyması ve huzurlu hale gelmesi normal düzende işleyen karşılıklı bir kazanç sistemi oluşturacaktır.

    Her Ağlama Açlık Belirtisi Olmayabilir

    Yaşanacak beslenme sorunlarının temelinde tıbbi sorunlar yer almaktadır. Yemek borusu ya da sindirim sisteminde var olan sorunlar tıbbın ilgi alanına girmektedir. Besin seçiminde yapılan yanlışlar gerekli bilinçlenme sağlandıktan sonra tamamen ortadan kalkacaktır. Beslenmeyle ilgili yanlış tutum ve davranışlar ise sorunun büyümesine ve çok zor çözüme kavuşmasına neden olabilir. Beslenme sorunları,

    * Yetersiz beslenme veya

    * Şişmanlık olarak ortaya çıkabilir.

    Doğru beslenmenin uygulanabilmesi için bebek, çocuk, ergen ya da yetişkin bireylerin acıktıkları zaman yemek yemeleri önerilmektedir. Yemek yenirken ilgiyi dağıtacak gürültü, oyun ve TV’den faydalanılmaması gerekmektedir. Bebeklerin kendi beslenmelerini yapmaları için özel kaşıklar ile beslenmeye teşvik edilmesi ve bunu yapamayacak olanlarınsa besinlere ellemesine izin verilmesi son derece önemlidir.

    Yemek Yeme Hızı Konusunda Çocuklara Baskıcı Tavır Uygulanmamalıdır

    Kandırarak yemek yedirmek çocuklar için son derece itici bir durumdur. Doğru yemek yeme hızı çocuklarınkidir ve büyüklerin onların hızına ayak uydurması önerilmektedir. Çocukların yiyebilecekleri kadar yemek ile baş başa bırakılması gerekmektedir. Dengeli beslenmeye önem verilmeli ancak çocuğun seçimlerine de değer verilmelidir. Yeterli beslenme konusunda tek sorumluluk annelerin değildir ve bu sorumluluğa çocukların da dâhil edilmesi gerekmektedir. Yemek yiyen çocuğu ödüllendirmek ve yemeyeni cezalandırmak sorunun giderek büyümesine zemin hazırlayacaktır. Yeme bozuklukları alınacak basit tedbirler eşliğinde ortadan kaldırılabilir. Bebekler ve çocuklar doyduklarını söyledikleri zaman onları dinlemek ve yeter miktarı ayarlayabilmelerine imkân tanımak gerekmektedir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Sınav Stresi

    Sınav Stresi

    Sınav stresi kişide sinirlilik ve gerginlik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durumda kişiler sık tuvalete gitme ihtiyacı duyar. Uykusuzluk ve halsizlik de sınav heyecanının neden olduğu sorunlar arasında sayılabilir. Etkili bir iletişim ile sınav kaygısı ortadan kaldırılabilmektedir. Özellikle içinde bulunulan eğitim sistemi öğrencilerin kendilerini her zaman sınava hazır hissetmelerini zorunlu kılmaktadır. Öğrenciden daha heyecanlı olacak bir aile sorunun büyük bir yumak olup çoğalmasına neden olacaktır. Kazanma veya kazanamama sorgusu heyecanı ve endişeyi artıracak en önemli söylemler arasında sayılabilir. Kontrol edilebilecek şeylere odaklanmak her zaman sınava girecek kişilere verilmesi gereken bir tavsiyedir.

    Sonuç Ne Olursa Olsun Demek Doğru Bir Yaklaşım Değildir

    Sınav önemli değil, sonuç ne olursa olsun tarzı telkinler özellikle sorumluluk duygusu yüksek olan çocuklarda olumsuz sonuçlar yaratmaktadır. Elinden gelenin en iyisini yapacağına eminim tarzı söylemler zaten sınava hazırlanan çocuklar üzerinde olumlu etkiler gösterecektir. Her 4 çocuktan birinin sınav kaygısı taşıması sorunun boyutlarının net bir şekilde ortaya konmasını sağlamaktadır. Kızların bu konuda daha duyarlı olduğu yapılan araştırmalar ile netlik kazanmıştır. Bu sorun,

    * Depresyon,

    * Mide bulantısı,

    * Bağırsak sisteminde bozukluklar ve

    * Alerji gibi fizyolojik sorunların ortaya çıkmasını da tetikleyebilir.

    Zihinsel rahatlama çalışmaları ile sınav kaygısından kurtulmak oldukça kolaydır. Bu aşamada sadece çocukların bilinçli olması yeterli değildir. Ailelerinde bu konuda evlatlarına destek olmaları şarttır.

    Neden Heyecanlandığınızı Bilmelisiniz

    Öğrenciler hangi sebeple heyecanlandıklarını iyi bilmelidir. Bu durum çözüme daha kolay ulaşılmasını sağlayacaktır. Sınav stresinin azaltılması için öğrencilerin gerekli hazırlıkları ideal bir şekilde tamamlaması gerekmektedir. Pozitif düşünceler ve başarmaya olan inanç kişinin sınav kaygısının yerini güvene bırakmasına neden olacaktır. Heyecandan kurtulmak isteyenlerin kendi kendini gevşetmeye çalışması ve ihtiyacı olduğu her anda bu tekniklere devam etmesi önerilmektedir. Stres ile ilgili olarak kesin tanımlamalar yapılamaması durumun ciddiye alınmamasına neden olmaktadır. Ancak sınav stresine engel olan kişilerin daha başarılı sonuçlar elde edeceği de kesindir. Stres bulunulan duruma göre sonuca olumlu ya da olumsuz etki yapabilir. Stresin neden olduğu konsantrasyon bozukluğu ve dikkat eksikliği sınava girecek olan kişiler için hiç iyi değildir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Panik Atak

    Panik Atak

    Genel anlamda günlük hayata dair kaygılardan kaynaklanan panik atak günümüzde yoğun olarak yaşanmaktadır. Yaşanan kaygılar ve korkular alt benliğe yerleşmekte ve ardından nöbetler halinde dışarıya çıkmaktadır. Pek çok kişi tarafından önemsiz bir durum gibi görülen nöbetler önlem alınmaması halinde ciddi sorunların yaşanmasına neden olabilir. Kendini bir hiç gibi hissedecek olan kişi kısır bir döngünün içine girerse buradan kurtulması daha zor olacaktır. Panik atak belli bir yaşta grubunda görülmemekle birlikte başlangıç yaşı 18 ve yukarısı olmaktadır. Tam anlamıyla tedavi edilemeyen panik ataklar ileride kişinin psikolojik açıdan büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olabilir.

    Panik Ataklar Günlük Hayatı Etkiler mi?

    5 ila 45 dakika arasında sürebilen ataklar günlük hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Sadece sosyal hayatı değil aynı zamanda da iş hayatını etkileyen sorun, psikolojik ya da fiziksel etmenlerden kaynaklanıyor olabilir.

    * Kaygı bozukluğu,

    * Madde kullanımı,

    * Tiroid bozukluğu,

    * Sosyal fobi,

    * Kontrolsüz ilaç kullanımı ve

    * Gizli şeker panik atak geçirilmesine neden olabilmektedir.

    Panik atak geçiren kişilerin ve yakınlarının öncelikle atak esnasında ne yapacağını çok iyi bilmesi gerekmektedir. Nöbet geldiğinde sakin kalabilmek ve bir yere oturmak çok önemlidir. Mümkünse uzanmak ve kendi kendine teselli vermek etkili bir yaklaşım olabilir. Bu süreç içinde kesinlikle alkol ve sigaradan uzak durmak gerekmektedir. Kişinin sorununun tespit edilebilmesi ve önlemlerin buna göre alınması önerilmektedir.

    Gerginlikten Kurtulma Terapileri

    Panik atak teşhisi konmuş kişilerde tedavi sürecine destek olarak nefes egzersizleri, refleksoloji, spor ve egzersiz, yüksek motivasyon uygulamaları da etki gösterecektir. Panik ataklarının oluşumunu etkileyecek ilaç tedavileri sadece hekimlerin uygun görmesi halinde kullanılabilir. Panik atakların ölüme neden olmayacağı bilinmelidir. Kişinin soruna neden olan kaynağı belirleyebilmesi tedavinin seyrini de tamamen olumluya çevirecektir. Panik atak hastaları kolaydan zora yapamadıkları aktivitelere karşı denemeye tabi tutulmalıdır. Zaman içinde gelişecek olan sağlık durumu kişinin kendi gayreti ile beklenen seviyeye gelecektir. Bu aşamada panik atak yaşayan kişinin ve çevresinin destekleyici rol oynaması son derece önemlidir. Bu sorun ile mücadele etmek için destek almaktan çekinmeyin.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Özgüven

    Özgüven

    Çocuğunuzun toplum içinde kendini iyi ifade etmesini istiyorsanız Ona mutlaka özgüven aşılamalısınız. Akademik açıdan okul hayatında başarının sırrı özgüvende saklıdır. Hakkını arayabilen ve toplumsal duyarlılığa sahip olan kişilerin mutlaka yeterli özgüvene sahip olması gerektiği bilinmelidir. Okula başlama yaşının her geçen sene daha erkene inmesi aile beklentilerinin de aynı oranda artmasına neden olmaktadır. Yoğun hayat temposuna ayak uydurabilmesi için çocukların sağlam bir sinire ve yeterli özgüvene sahip olması gerekmektedir. Öz farkındalık olarak açıklanabilecek olan ait olma duygusu çocuklarda özgüvenin sağlanması için en temel faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ailenin Sorunlara Yaklaşma Biçimi Nasıl Olmalıdır?

    Çocuklar ilk ilişkilerini aileleri ile kurmaktadır. Bu aşamada yaşanan sorunlar çocuğun bocalamasına neden olurken her istediği yapılan bir çocuk gerçek hayatta aradığını bulmakta zorlanacaktır. Çatışma ve zorluklarla nasıl baş edebileceğini ailesini rol model alarak belirleyen çocuklar bu alanda ne kadar iyi yetiştirilirse okul ve iş yaşamında da o kadar başarı sağlayabilmektedir. Ailenin desteği ile sağlanabilecek özgüven için öncelikle çocukların şartsız sevgiye ihtiyacı olduğu bilinmelidir. Başına ‘’ Ama ‘’ eklenmemiş bir sevgi bir çocuğun sadece ailesinde bulabileceği bir özelliktir. Çocuğa güvenmek ve Ona başarabileceği sorumluluklar yüklemek zaman içinde gelişmesini sağlayacaktır. Çocuğun anlattıklarını dikkatli, kesintisiz ve sorgulamadan dinlemek Ona kendini iyi hissettirecektir.

    Uyarılarınızı Tekrar Etmekten Sakın Kaçınmayın

    Kararlı bir şekilde kurallar koymak ve gerektiği zaman bunları tekrar etmek kuralsız bir yaşama oranla çok daha büyük avantajlar getirmektedir. Çocuğun ilgi alanına göre sınırlı riskler almasını desteklemek her şartta yanında olacağınızın kesin bir göstergesi olacaktır. Risklerle beraber yaşanacak yanlışlıklarda da çocuğun yanında ve tarafında yer almak ailelerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Hiçbir konuda kıyaslamaların yaşanmadığı bir ilişki öz değerlerin yükselmesine neden olacaktır. Hislerin gösterilerek yaşanması mış gibi yapmak zorunda kalınmaması çocuğun her türlü duruma hazırlıklı olmasını sağlayacaktır. Cesaret vermek ve her aşamada çocuğu yüreklendirmek hem en iyiye hem de ileriye gitmeye yarayacaktır. Günümüzün en popüler konularından biri olan empati çocuklara özgüven aşılanması konusunda da devreye girmekte ve büyük önem taşımaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Okul Başarısızlığı

    Okul Başarısızlığı

    Her aile çocuğunun okumasını, başarılı olmasını ve geçerli bir meslek sahibi olmasını istemektedir. Okul başarısızlığı ve zekâ arasında doğru orantılı bir ilişki yoktur. Eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlar çocukların bazen hiçbir sebebi olmadan da başarısız olmasına neden olmaktadır. Her aile çocuğunu en iyi şartlarda eğitebilmek için yeri geldiğinde maddi olanaklarının üstünde bir çaba sarf etse de sonuç her zaman istendiği gibi olamayabilir. Özellikle ilkokul döneminde sosyal faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması gerekirken sistem bunun tam tersine göre organize olmakta ve işlemektedir. Öğrenmenin en temel koşulu çocukların bulundukları yaşa uygun zekâ ve kavrama becerisine sahip olmasıdır. Okul başarısı için zihinsel olgunluğun tek başına yeterli olmadığı aileler tarafından mutlaka bilinmelidir.

    Normal Zekâ Seviyesine Sahip Çocuklarda da Başarısızlık Görülebilir

    Normal zekâ seviyesinde olmasına karşılık derslerinde başarısız olan çocukların sorunları ile ilgili olarak şu tespitler yapılabilir.

    * Dikkat eksikliği,

    * Depresyon,

    * Öğrenme bozukluğu,

    * Okul korkusu ve

    * Motivasyon sorunları çocukları akademik başarısını engelleyen sorunlar arasında sayılabilir.

    Çocuklarda okul başarısızlığının tek nedeni olabileceği gibi iç içe geçmiş farklı sebepleri de olabilir. Öncelikle ‘’ Başarı ‘’ kelimesinin her çocuk için farklı değerlendirilmesi gerektiğinin veli, okul yönetimi ve öğretmenler tarafından bilinmesi gerekmektedir. Başarı anne veya babanın beklentilerine göre planlanamaz. Çocuğunu sadece başarıya odaklamış ve farklı sonuçlara tahammül edemeyen veliler sorunun en baş kaynağı olarak değerlendirilebilir. Yapılan pek çok araştırma zekâ düzeyinin başarı ve başarısızlık üzerinde en temel faktör olmadığı konusunda birleşmektedir.

    Akademik Başarıyı Etkileyecek Faktörler Nelerdir?

    Başarısızlık teşhisinin konabilmesi için en az bir yıl boyunca hemen her dersten beklenen bilgi ve becerinin elde edilememesi ve bu durumun hiçbir aşamada telafi edilememesi anlaşılabilir. Çocuğun zekâsı, ailenin tutumu, eğitimi sistemi ve okul-öğretmen ikilemi çocuğun akademik başarısının ölçülmesi için etkili faktörler arasında yer almaktadır. Çocuğu üzerinde baskı kurmuş aileler kadar okulla hiçbir şekilde ilgilenmeyen aile tutumları da sorunlara neden olabilir. Okula uyum sorunu, okul korkusu, dikkat eksikliği, öğrenim bozukluğu, bedensel hastalıklar ve depresyon okul başarısızlığının nedenleri arasında önemli yer tutulmaktadır.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.

  • Klostrofobi

    Klostrofobi

    Kapalı alanlarda kalma korkusu olarak tanımlanabilen klostrofobi çocuk, ergen ya da yetişkin bireylerin kapalı, küçük ve karanlık alanlara girmesine engel olmaktadır. Bu tür alanlara girildiğinde nefessiz kalacaklarını ve boğulacaklarını düşünerek endişe krizi yaşayan kişiler genelde çocuk yaşlardan kalan bir travma yaşıyor olabilirler. Her 100 kişiden 10’unda görülen bu sorun insanların sosyal hayatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınlarda erkeklere oranla iki katı fazla görülen sağlık sorunu tedavi edilebilen bir durumdur. Kapalı alan korkusu olanlar genel olarak,

    * Asansöre binemez.

    * Yeraltı trenlerinde yolculuk edemez.

    * Kapalı tünellere giremez ve

    * Uçakla seyahat edemez.

    Boğazlı kazak giyememe, kravat takamama ve gömlek giyince daralma hissi yaşama bu hastalığa yakalananların maruz kaldıkları sorunlar arasında yer almaktadır.

    Uzman Gözüyle Tedavisi Zorunlu Olan Bir Sorun

    Geçer diye düşünülen ancak zaman içinde daha da artabilen semptomlar bu sorununun sosyal hayatı ciddi şekilde etkilemesi ile sonuçlanabilir. Asansöre binemeyen kişiler plazalarda işe giremez, metroya binemeyen kişiler işe geç kalır ve uçağa binemeyen kişiler dünyayı tanıma fırsatını elinden kaçırır. Tedavinin erken başlaması sürecin çok daha hızlı ve kolay bir şekilde sonuçlanmasını sağlayacaktır. Hastalığa dair belirtilerin sizde olduğunu düşünüyorsanız derhal bir uzmana danışmak zorundasınız. Klostrofobi belirtileri arasında,

    * Aşırı terleme,

    * Kalp atışlarında artış,

    * Boğulma hissine kapılma,

    * Dubarların üzerine geldiğini düşünme ve

    * Titreme sayılabilir.

    Çocukken ailesinden şiddet görenlerde daha sık görülen bu sorun psikoterapi yöntemi ile kolay bir şekilde atlatılabilir.

    Kapalı Alan Korkusunun En Sık Görüldüğü Yaşlar

    Çocukluğunda odaya kapatma cezası alanlarda ve evde tek başına bırakılanlarda 30’lu yaşlarda görülmeye başlayan sorun özellikle başlangıç seviyesinde bir uzman kontrolünde kısa sürede sonuca kavuşmaktadır. İleri seviye sorunlarda psikolojik tedavinin yanı sıra ilaç tedavisi de uygulanabilir. Kapalı alan korkusunu geçiştirerek veya ondan kaçarak hiçbir yere varılamayacağı bilinmelidir. Terapi esnasında korkular ile yüzleşme ve kaygılarla mücadele çalışmaları yapılarak hayatın her türlü durumda düzene girmesi amaçlanır. Sorunların üstüne gitmek ve yardım almak en doğru karar olacaktır. Kişinin günlük yaşamının kalitesini düşürecek olan klostrofobi sorunu gevşeme ve nefes egzersizleri eşliğinde ortadan kaldırılabilir.

    Ufuk Kılıç

    Bu yazının telif hakkıUfuk Kılıça aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Ufuk Kılıç ve ekibi olarak içinde bulunduğunuz durumun değerlendirilerek ileri düzeyde faydalanmak istiyorsanız memnuniyetle sorularınıza cevap verebiliriz. İsterseniz doktortakvimi üzerinden online randevu alabilirsiniz.