Kategori: Psikoloji

  • Depresyon Nedir?

    Depresyon Nedir?

    Öz

    Depresyon kalıcı düşük ruh halinin düşük benlik saygısı ve önceleri zevk aldığı hiçbir şeyden zevk alamama ve ilgi kaybı ile nitelendirilen bir zihinsel bozukluktur. Araştırmalar hafif ve orta düzey depresyon için öncelik olarak psikoterapi önermesine rağmen, Türkiye’de şahsi tecrübeler aslında genellikle ilaç tedavisinin öncelik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Depresyon bir çok ruhsal ve fiziksel rahatsızlığın semptomu (hepatit, nörolojik bozukluklar vs.) olabileceği için makalede depresyonun ana semptomları ve tedavi aşaması adım-adım analizi olacaktır. Literatür incelemesi meta-analizlere, ve uluslararası ilgili kurumların araştırmaları gözden geçirilerek depresyon çeşitleri, sınıflandırılması, depresyonun ortaya çıkma sebepleri, genetik, ailesel ve çevresel faktörlerin araştırılması, komorbit olduğu durumlar ve tedavisinde kullanılan ilaçlar, nüks önleme, yönünde olacaktır. Çalışma, kanıta dayalı tıpta (Evidence Based Medicine) ruh sağlığı çalışanlarının depresyon hastalarına nasıl yaklaşılması gerektiğini, tedavi aşamalarının sırasını vs. içeren kılavuz niteliğinde hazırlanmıştır. 

    Giriş

    Depresyon Tarihi

    Daha Milattan önce Hipokrat depresyon hastalarına ‘Melankoli’ teşhisi koyuyor ve onları analiz ediyordu. Hipokrat’a göre beyin balgam ve safradan etkileniyor ve balgamdan etkilenen kişilerin sağlam yapıları olmasına karşılık safradan etkilenen kişiler melankoli (melan-siyah, chole-safra) hastalarına dönüşüyorlardı. Hipokrat’a göre dalak ve bağırsaklarda biriken toksin madde – yani safra beyni etkilediği için depresyon ortaya çıkıyor. Bu maddeleri oluşturan ana nedenlerin başında stres yaratan faktörler vardır.

    Efesli Soranusa ise Hipokratın teorisini daha da ilerleterek melankolinin ortaya çıkmasının başlıca nedenini kara öfkeye bağlamış, intihar üzerine odaklanmış ve günümüzde kullanılan lityum içerikli sular kullanarak melankoli hastalarını tedavi etmiştir.

    Kapadokyalı Aretaeus Milattan sonraki dönemler için bir az daha ileri gederek ‘Kronik Hastalıkların Nedenleri ve Semptomları’ adlı kitapında melankoli rahatsızlığını daha detaylı ele almış ve ilk defa mani ve melankoli arasında ilişki olduğunu ve madalyonun farklı yüzleri olduğunu ve ilaveten maninin her zaman melankolinin sonucu olmadığını belirtmiştir.

    Galen (M.S. 131-201) bu rahatsızlığı korku, hayattan memnun olamama, insanlardan nefret etmekle alakalandırmış ve genetik ve çevresel faktörlerin bu rahatsızlıkla yakından alakalı olabileceğine kanaat getirmiştir.

    Türk Dünyasından İbni Sina (M.S. 980-1037) ruhla beyni ilişkilendirmiş ve ruhta oluşan bir bozukluğun beyni etkilediğini ileri sürmüştür. Aynı zamanda vücutta oluşan farklı sıvıların farklı oranda dengesizliğinin altını çizerek modern tıptaki nörotransmitter varsayımlarının öncüsü olmuştur.

    İshak İbni İbram melankoliyi sperm bozukluğu, doğum öncesi genetik faktörlerle uyku-uyanıklık döngüsünün bozulmasıyla, zihnin aşırı yüklenmesi ile alakalandırıyor.

    Ortaçağ Avrupa’da durgunluk dönemi olmuş ve ruhsal hastalıkların tanrının gazabı ve ya şeytani güçlerin egemenliği ile alakalandırılmıştır. Bu inançlar Andreas Vesalıus’un (1514-1564) anatomik çalışmaları ile değişmeye başlar, Emil Kreplin’in mani-depresif psikozu ‘dementia praecox’ yani şizofreniden ayırması ve depresyona semptom olarak değil rahatsızlık olarak bakması ile biter. 

    Depresyonun Sınıflandırılması

    DSM-V (American Psychiatric Association, 2013)

    1. Majör depresif bozukluk

    • Hafif

    • Orta

    • Şiddetli – Melankolik

    • Şiddetli – Psikotik Depresyon

    • Tekrarlayan majör depresif bozukluk

    • Atipik Depresyon

    1. Distimik bozukluk

    2. Yıkıcı duygu durumu düzenleyememe bozukluğu

    3. Premenstrüel disforik bozukluk

    4. Madde / İlaç kaynaklı depresif bozukluk

    5. Başka medikal duruma bağımlı depresif bozukluk

    6. Diğer belirtilen depresif bozukluk

    7. Tanımlanamamış depresif bozukluk

    ICD-10 (World Health Organisation, 1992)

    1. Hafif depresif atak; somatik sendrom eşlik eden/etmeyen

    2. Orta şiddetli atak; somatik sendrom eşlik eden/etmeyen

    3. Şiddetli depresif atak; psikotik özellikler gösteren/göstermeyen

    4. Tekrarlayan (rekürrent) depresif bozukluk

    5. Şimdiki depresif atak; hafif, orta, şiddetli, şiddetli ve psikotik belirtilerle

    6. Başka duygu durum bozuklukları

    7. Başka tek duygu durum bozukluğu

    8. Karma afektif bozukluk

    9. Başka duygu durumu bozukluğu

    10. Rekürrent kısa depresif bozukluk

    11. Başka sınıflandırılmış/belirlenmiş duygu durumu bozukluğu

    12. İnatçı duygu durum bozukluğu

    13. Siklotomi

    14. Distimi

    15. Diğer inatçı duygu durum bozuklukları

    16. Belirlenmemiş inatçı duygu durum bozukluğu

    1. Majör Depresyon

    1. Hafif – Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma eşlik eden aşağıdaki yeddi semptomdan ikisi daha eşlik etmesi gerekir (neredeyse her gün)

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    1. Orta – Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma eşlik eden aşağıdaki yeddi semptomdan dördünün daha eşlik etmesi gerekir (neredeyse her gün)

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    1. Şiddetli (Melankolik Depresyon)– Düşük ruh hali, üzüntü hissi (ağlayarak ve ya ağlamadan)

    Önceden zevk alınan şeylerden zevk alamamak

    Yukardaki iki semptoma aşağıdaki tüm semptomlar eşlik eder(neredeyse her gün).

    Uyku bozukluğu

    İştah değişikliği

    Yorgunluk

    Tahrik olma

    Odaklanmada zorlanmak ve ya günlük basit problemleri çözememek

    Kendini suçlu hissetmek ve(ya) yetersiz hissetme

    Kişinin çevresindeki tüm aktivitelere karşı zevkinin tamamen kayıp olması; çevresindeki olayla ve kişilere karşı tepkilerinin azalması; aşırı şekilde belirgin ve acı verecek kadar ağır depresif ruh hali; motor faaliyetlerinde yavaşlama; tahrik olma (agitasyon); yeme ve uyku düzeninde belirgin bozulma; ve semptomların günlük değişmesi; suçluluk duygusu aşırı hatta psikotik olacak kadar fazla olabilir. Genelde melankoli depresyon teşhisi konulması için geçmişte yukarıda sayılan semptomların olması ve tedaviye olumlu cevap vermesi önemli unsurdur. Kişin genelde hastaneye yatırılması gerekir. Aile öykülerine bakıldığında melankoli teşhisi almış kişi(ler)in aile bireylerinde çoğu zaman rastlanır bir durumdur.

    1. Psikotik belirtileri olan şiddetli depresyon – şiddetli depresyon semptomlarının yansıra hasta durağan, hareketsiz davranışlar sergiler, sessizdir, gıda ve sıvılara karşı negatif ve ya değişik bir tavır sergiler ve kendine hakim olamaz. Bu kişilerin akut ölüm riski fazladır ve uzun süre yatılı kalma olasılıkları yüksektir çünkü bu tip hastalara özel bakım gerekebiliyor, örneğin tüple besleme gibi. Psikotik belirtisi olan depresyon hastaları halüsinasyon ve delüzyonlar sergilemenin yanı sıra bu belirtileri ruh hallerine de yansıtırlar, örneğin hasta iflas edeceğine inanır ve bu yüzden çöküntü yaşar; ve ya kanser olduğuna ve öleceğine inanır; kendini aşırı günahkar ve ya suçlu hisseder; cin, şeytan olduğuna inanır ve bunun üzüntüsü ile kendini üzer; başaklarına zarar verebileceğine inanır, dünyada olan kötülük ve negatif olaylardan kendini sorumlu tutar vs. Hastanın sergilediği halüsinasyonlar genelde onu aşağılayıcı, küçük düşürücü ve suçlayıcıdır.

    2. Tekrarlayan majör depresif bozukluk – tedaviye olumlu cevap verdikten sonra tekrarlayan depresyonlara rekürent yani tekrarlayan depresyonlar deniyor. Tekrarlayan depresyon hafif, orta, şiddetli ola bileceği gibi psikotik de olabiliyor. Örneğin tedaviden önce şiddetli depresyonu olan kişi tekrarlayan depresyonda orta, hafif hatta psikotik semptomlarla tekrarlama yaşayabilir.

    3. Atipik depresyon – belirli özellikleri biyolojik semptomlar içermesidir, örneğin aşır yemek yeme ve ya uyuma isteği, duygu durumun geçici olarak her hangi bir pozitif olay karşılığında neşeli hissetmek; kilo almak vs. gibi semptomlar sergilerler. Tedavisinde Monoamine oxidese inhibitör (MAOIs) kullanımı tricyclic anti-depresanlara göre daha çok tercih olunuyor (Quitkin et al 1987)

    4. Rekürent-tekrarlayan kısa depresyon – kısa süreli, geçici ama ağır semptomlardan oluşan depresyon türü 2-7 gün devam eder ve bu durum sık-sık tekrarlar. Angst & Stabl (1992)’a göre tekrarlayan depresyonlar kaygı bozukluğu peridolarıyla yakından alakalı olabilir. Majör depresyon (Distemik) depresyonla komorbittir ve aralarında geçiş çok sık rastlanan bir durumdur (Angst, 2007).

    2. Distimik bozukluk

    Tekrarlayan orta dereceli depresyon – orta ve düşük derecede olan depresyondur. Diğer türlerden farklı kılan özelliği en az 2 yıl sürmüş olması ve sanki kronik hal almış olmasıdır. Orta şiddetli bu durumla kişiler yaşamağı benimserler ve sanki mizaçları öyleymiş gibi algılarlar ve algılanırlar. Majör depresyonun birkaç özelliğini taşırlar: pesimist düşünceler, düşük benlik saygısı, düşük enerji, sinirlilik (irratabilite) ve verimliliğin azalması. Bozukluk farmakolojik tedaviye olumlu yanıt vermektedir.

     

    3. Mevsimsel Affektif Bozukluk

    Mevsimsel Affektif Bozukluğu olan kişiler bulutlu havaların yoğun olduğu ve güneş ışığının kısıtlı olduğu sonbahar ve kış aylarında depresif  olabiliyorlar. Bu dönemde kişiler aşırı uyku ve yemek isteği hissederler. Kişilerin ruh halleri düşük olur ve aşırı yorgun hissederler. Mevsimsel Affektif Bozukluk kuzey iklimlerinde  ve daha genç insanlarda daha sık görülür. Tedavisi sabahları erken saatlerden güneş ışığına maruz kalmaktır. Bazı hipotez ve uygulamalara göre parlak suni ışığa maruz bırakılma terapisi de belirtilerin hafiflemesine yardımcı olabiliyor.

    İnsancıl yaklaşım (person centred care)

    National İnstitute for Health and Care Excellence (NİCE, 2009) depresyon hastaları için hastaya özel bakım kılavuzu geliştirmiş ve bu kılavuza göre hastanın tedavi ve bakımı kişinin şahsi ihtiyaçları doğrultusunda olması gerekiyor. Kılavuza göre hasta hekim ilişkisinde işbirliği çok önemlidir ve bu süreçte hastanın özel ihtiyaçları, kültürü, dili, dini, fiziksel, duyusal durumları, engelleri dikkate alınmalı, hastanın karar vere bilmemesi durumunda Türk Psikologlar derneğinin etik kuralları çerçevesinde ailesi ve ya bakıcıları ile işbirliğine gidilmelidir (TPD, 2004), gerektikçe aile ve bakıcılarına gerekli bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Temel Öncelikler

    Değerlendirme – depresyon hastalarına temel adım durumu değerlendirmek olacaktır, burada kişinin yalnız semptomlarını değil, fonksiyonel yetersizliklerini ve (ya) engellerini de göz önünde bulundurmalıyız (NİCE, 2009)

    Müdahale – kişi ruh sağlığı çalışanı tarafından psikolojik ve psikososyal destek almalı, rahatsızlığın seyri, süresi hakkında bilgilenmelidir. Bunun yanı sıra kişi intensif süpervizyon alması, tedavinin etkililiğini sürekli gözden geçirtmesi için ruh sağlığı çalışanı ile işbirliği içerisinde olması ve hastalığı ile ilgili kendini sürekli geliştirmekle uğraşması öneriliyor.

    Durumu analiz etme- ruh sağlığı çalışanı depresyonun geçmişi olup olmadığına emin olmak için genelde aşağıdaki 2 soruyu sorar:

    1. geçen ay kendinizi üzgün, halsiz, hissettiniz mi, ve ya depresif, umutsuz?

    2. Geçen ay yaptığınız herşey size sıradan, anlamsız geldi mi, yaptıklarınızdan zevk almadığınızın farkına vardınız mı?

    Tedavi aşamaları

    İlaçsız tedavi

    Kişinin ihtiyaçları doğrultusunda hafif ve ya orta şiddetli depresyon için Bilişsel Davranışçı Terapi öneriliyor. Bunun yanı sıra yapılandırılmış fiziksel grup aktivitesi programı da hafif ve orta şiddetli depresyon için uygun tedavi şeklidir.

    İlaç Tedavisi

    NİCE (2009) hafif ve orta şiddetli depresyon için ilaç tedavisi önermiyor, çünkü risk fayda oranı kıyaslandığında risk oranı yüksektir. Ama ilaç tedavisi aşağıdaki durumlarda tercih oluna bilir:

    • geçmiş orta ve ya şiddetli depresyon öyküsü varsa

    • en az 2 yıl süren depresif durumu varsa

    • diğer müdahalelere rağmen ısrarla devam eden depresyonu varsa

    Orta ve Şiddetli depresyon için tedavi

    Orta ve şiddetli depresyon için antidepresan ve yoğunlaştırılmış psikolojik müdahale gerekir (BDT ve ya IPT) (NICE, 2009)

    Tedavinin devam ettirilmesi ve nüks önleme

    Kişi antidepresan tedavisinden yarar gördüğü taktirde atakların ortadan kalkmasından 6 ay sonra ilaçları doktor kontrolünde azaltarak kesebilir. Kişiye ilaçların en az 6 ay kullanması gerektiği anlatılmalı, ilaçların bağımlılık yapmadığı ve nüksü önlemesi adına sürdürülmesi izah olunmalıdır.

    Nüksü önlemek için psikolojik müdahale

    Eğer kişi antidepresan kullanmasına rağmen depresyon nüks ettiyse ve ya nüks etme ihtimali yüksekse ve ilaç kullanmaması gereken bir durum varsa kişiye aşağıdaki müdahaleler önerilmelidir:

    • kişiye özel BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) – antidepresan tedavi almalarına rağmen hastalık nüks etmişse ve ya tedaviye rağmen semptomlardan bazıları ve ya hepsi devam ediyorsa

    • Mindfullness (farkındalık)- temelli bilişsel davranışçı terapi – rahatsızlıktan kurtulan ama geçmişte tekrarlayan (3-4 defa) depresyon öyküsü varsa

    Depresyon için kademeli bakım modeli

    Müdahale odak noktası

    Müdahale niteliği

    Adım 4: Ağır ve karmaşık depresyon; hayati tehlike; ağır şekilde kendini ihmal etme

    İlaç, yüksek yoğunluklu psikolojik müdahale, elektrokonvulzif terapi, kriz yönetme hizmeti, birkaç müdahele şeklini birleştirmek, çok yönlü ve yatılı bakım

    Adım 3: sürekli devam eden depresif semptomlar/ orta ve az müdahalelere cevap vermeyen tedavi, orta ve ya şiddetli depresyon

    İlaç, yüksek yoğunluklu psikolojik müdahale, birkaç müdahale şeklini birleştirmek, işbirlikçi bakım, daha fazla değerlendirme ve müdahale için sevk etmek

    Adım 2: devam etmekte olan orta ve ya hafif depresyon;

    Psikolojik müdahale, gerektiğinde ilaç tedavisi, daha fazla değerlendirme ve müdahale için sevk etmek

    Adım 1: Depresyonla ilgili tüm bilinen ve şüpheli durumlar

    Değerlendirme, destek, psiko-eğitim, aktif gözlemleme, gereken müdahaleler yapılması için sevk etmek

    (NİCE Guidline, 2009)

    Risk Değerlendirmesi ve gözlemlemesi

    Eğer kişinin kendine ve ya başkalarına zarar verme ihtimali varsa acil psikiyatriste yönlendirilmeli ve müdahale edilmelidir. Hastanın kendine ve yakınlarına hastalığı ve risklerini anlatmak son derece önemlidir. Hastanın yakınları ve ya bakıcısı kişinin duygularının değişmesi, umutsuz ve olumsuz düşüncelerinin, intiharla alakalı düşüncelerinin farkında olmalılar, gerekli durumlarda ilgili kurumları aramaları anlatılmalıdır. Bu özellikle ilaca yeni başlanılan dönemlerde ve ya ilaç değişikliği olduğu sürelerde çok önemlidir.

    Kaygının eşlik ettiği Depresyon

    Depresyon hastalığına eşlik eden endişe durumu varsa öncelikle depresyon tedavi yapılmalı ve ardından anksiyete tedavisine geçilmelidir. Eğer anksiyete bozukluğu ve türlerine eşlik eden depresyon varsa o zaman ilk olarak anksiyete tedavi edilir.

    Uyku Hijyeni

    Depresyon tedavisine ek olarak hastaya ‘Uyku hijyeni’ önerilmelidir (NİCE, 2009)

    • Düzenli uyuma ve uyanma saatleri edinmek

    • Gece uyumadan önce aşırı yemek yemek, sigara içmek ve alkol kullanmaktan kaçınmak

    • Rahat uyuyabilmek için uygun ortam yaratmak

    • Düzenli fiziksel egzersiz yapmak

    Yöntem

    Objektifler ve Literatür değerlendirmesi aşamasında cevaplanacak sorular

    Literatür değerlendirmesinin amacı duygudurum bozukluğu ve ona eşlik eden rahatsızlıklar hakkında bilgi aktarmak, dünyaca kullanılan kılavuzlarda tedavi aşamasına nasıl yaklaşıldığına kanıt getirmek ve Türkiye’de tedavi için uygulanan ve önerilen yanlış inançlara açıklık getirmek hedefleniyor.

    1. Depresyon nedir?

    2. Geçerli kılavuzlarda önerilen depresyonun tedavi aşamaları nelerdir?

    3. Depresyon için önerilen kanıta dayalı tedavi yöntemi Türkiye’de kullanılmamasının oluşturabileceği hasarlar neler ola bilir?

    Metodolojik Yaklaşım

    Uluslararası güncel ve önemli makalelerin, Birleşmiş Krallıkta ve dünyada kabul görmüş kurumların araştırma ve kılavuzları intensif şekilde araştırılarak, yazarın tıp ve klinik psikoloji alanında eğitimine dayanarak sistematik inceleme yapılmış. Bunun için 2016 yılına kadar yayınlanmış güncel ve önemli araştırmalar seçilerek katına dayalı kılavuz (evidence based guidline) doğrultusunda benzer kılavuz hazırlanmıştır.

    Yukarıdaki sorulara cevap bulmak için 127 ilgili makale Psychoinfo (Ebsco), Medline (National Library of Medicine) ve Embase vasıtasıyla okunarak ve literatür taraması yapılarak uygun olan ve olmayan makale ve kılavuzlar gözden geçirilip derlendi. Bunun için en son Amerikan Psikiyatri Derneği (2010), British Association for Psychopharmacology (2016), National İnstitute Health and Excellence (2009)’ın ilgili kılavuz ve makaleleri gözden geçirilerek kullanılmasına karar verildi. İlaveten dünyaca bilinen ve ruh sağlığı alanında kullanılan psikiyatri el kitapları da kullanıldı (Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al., Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns). Bunun için kitapların yayın tarihinin eski olmamasına özen gösterildi. Yukarıdaki derlemeye ek olarak araştırmacıların bibliyografik kaynakçaları da gelecek araştırmalara ışık olması için kullanıldı. Makaleler arasında dahil etme kriteri olarak Tablo 1’e kaynaklar ilave edilirken, diğer tüm makaleler dahil edilmedi. Depresyonun tarihi için psikiyatri elkitapları özellikle (Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al., Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns). kullanıldı. Depresyon hakkında tanı kriterileri için DSM-V ve ICD-10 kullanıldı ve tanı kriterleri onlara uygun bir şekilde derlendi ve giriş kısmına ilave edildi. Akabinde Amerikan Psikiyatri Derneği (2010), British Association for Psychopharmacology (2016), National İnstitute Health and Excellence (2009)’a göre hastalara yaklaşma ve tedavi şekli ve öneriler ilave edilerek çalışma sonlandırıldı.

    Amerikan Psikiyatri Derneği (2010)

    British Association for Psychopharmacology (2016)

    National İnstitute Health and Excellence (2009)

    Companion to Psychiatric Studies by Johnstone et al.,

    Oxford Psychiatry by Cowen, Harrison & Burns

    Kaynakçada ismi geçen bibliyografik makaleler

    Dsm –V

    ICD-10

    Table 1

    Tartışma

    Depresyon bozukluğu hastaların hayat kalitesini olumsuz yönden etkileyen bazen kısa süreli, bazen ise uzun süren kronik bir durumdur. Rahatsızlık insanların hayat kalitesini düşürdüğü için tedavi aşamasındaki yaklaşım onları yeniden topluma kazandırmak, hayat kalitelerini yükseltmek ve mümkün olduğunca tedavinin yan etkilerinden korumak şeklinde planlanmalıdır. O yüzden tedavi aşamasında dünyaca bilinen ve kullanılan kılavuzları seçerek örnek teşkil etmesi için kullanıldı.

    Burada ruh sağlığı çalışanlarına psikoterapinin önemi aktarılarak, bazı durumlar için ilaç tedavisine başlanmadan önce yarar ve zarar oranını kıyaslamaları, gerekmedikçe hastaları ilaçlarla tedavi etmek yerine psikoterapiye yönlendirmeleri için hem danışanları, hem de ruh sağlığı çalışanlarını bilinçlendirmek amaçlı yazılmıştır.

     

     

    Kaynakça

    Angst J and Stabl M (1992) Efficacy of moclobemide in different patient groups: A

    meta-analysis of studies. Psychopharmacology 106(Suppl): S109–S113.

    Angst J, Gamma A, Benazzi F, et al. (2007) Melancholia and atypical depression in

    the Zurich study: Epidemiology, clinical characteristics, course,

    comorbidity and personality. Acta Psychiatr Scand 115(Suppl 433): 72–84.

    BAP guidline. Journal of Psychopharmacology 2015, 29(5) 459-525

    Cowen P., Harrison P. & Burns T. (2012). Oxford Psychiatry. Oxford

    University Press. Oxford DOI: 10.1093/med/9780199605613.001.0001

    Ghaemi, S. N. (2013). Bipolar Spectrum: A Review of the Concept and a Vision for

    the Future. Psychiatry Investigation, 10(3), 218–224.

    http://doi.org/10.4306/pi.2013.10.3.218

    Ghaemi, S. N., Ko, J. Y. & Goodwin, F. K. 2001. The bipolar spectrum and the

    antidepressant view of the world. J Psychiatr Pract, 7, 287-97.

    Johnstone E. C., Owens D. C., Lawrie S. M., McIntosh A. I., Sharpe M. (2010).

    Companion to Psychiatric Studies. Toronto, Elsevier.

    Keck, P. E., Jr., Mcelroy, S. L., Havens, J. R., Altshuler, L. L., Nolen, W. A., Frye,

    M. A., Suppes, T., Denicoff, K. D., Kupka, R., Leverich, G. S., Rush, A. J. &

    Post, R. M. 2003. Psychosis in bipolar disorder: phenomenology and

    impact on morbidity and course of illness. Compr Psychiatry, 44, 263-

    269.

    National Institute for Health and Clinical Excellence (NICE) (2009) Clinical

    Guideline 90. Depression in adults: The treatment and management of

    depression in adults (update): full guideline. Available at:

    http://www.nice.org.uk/guidance/cg90/chapter/1-guidance (accessed 9

    February 2015).

    Quitkin FM, Rabkin JD, Markowitz JM, et al. (1987) Use of pattern analysis to

    identify true drug response. A replication. Arch Gen Psychiatry 44: 259–264.

    Türk Psikologlar Derneği, 2004. Türk Psikologlar derneği etik yönetmeliği

    World Health Organization (1992) The ICD-10 Classification of Mental and

    Behavioural Disorders – Clinical Descriptions and Diagnostic Guidelines.

    Geneva: World Health Organization.

  • İnfertilite(Kısırlık) Tanısı ve Tedavi Sürecinde Stresle Baş Etmede İzlenebilecek Yollar

    İnfertilite(Kısırlık) Tanısı ve Tedavi Sürecinde Stresle Baş Etmede İzlenebilecek Yollar

        Bunalmış, üzgün, yalnız hissetmeniz normal. Bu duyguları hissediyor olmanız infertiliteye neden olmaz. Ancak; olumsuz duygularınız yaşam kalitenizi düşürebilir ve tedavinizi daha az etkili kılabilir.
        Kendinize ağlamak, öfkeli olmak için izin verin. Duygularınızı yaşamak için kendinize gün içinde 30-40 dakikalık zaman ayırın.
        Eşinizin sizden daha farklı hissetmesine ya da farklı baş etme stratejileri kullanmasına izin verin.
        Eşiniz ile belirlediğiniz akşamlarda infertilite yada tedavi sürecine dair 20 dakikalık konuşma zamanları planlayın. Bu zamanlar dışında konuşmayın. Elbette ani gelişen, konuşmayı gerektiren durumlar olabilir;bu durumda koşullarınıza göre düzenleme yapın.
        Çift olarak ilişkinizi güncelleminize katkı sağlayacak aktiviteleri içeren ‘özenilmiş günler’ planlayın.
        Size nasıl destek olunmasını istediğinizi eşinizle paylaşın. Siz söylemek durumunda kalmadan anlaşılmasını beklemeyin. Bu sizi beklediğiniz sonuca götürmeyecektir.
        Nasıl düşünüyorsak öyle hissederiz. Olumsuz düşüncelerin sizi tuzağa düşürmesine izin vermeyin. ‘Asla çocuk sahibi olamayacağım.’ yerine Sonucun ne olacağını bilmiyoruz;ancak bir uzman eşliğinde tedavi görüyor ve bizim için iyi ve uygun olan bir şey yapıyoruz.’ demek gibi.
        Yazmak farkında olmadığınız duygu ve düşüncelerinizi görmenizi sağlayabilir ve alternatif bir çözüm yolu olabilir.
        Belirsizlik en büyük stres kaynaklarından biridir. Güvenebileceğiniz kaynaklardan infertilite ve yardımcı üreme teknikleri ile ilgili bilgi alın. Kendinizi bilgi kirliliğinden koruyun.
        Daha önceki yaşamsal krizlerle nasıl baş ettiniz? Kaynaklarınızı gözden geçirin. O zaman ne yardımcı olmuştu? Ne işe yaramıştı?
        Egzersiz, spor, yüzme gibi aktivitelerin fiziksel gerginliği aldığı bilinmektedir. Şeker ve kafeine dikkat ederek; düzenli beslenme, uyku düzenine özen gösterme sağlıklı bir yaşam için önemli bir adım olacaktır.
        Gergin hissettiğinizde doğru nefes alabilmek gevşemek için önemli bir yöntemdir. (Sakince nefes al, diyaframa yolla, yavaşça geri bırak).
        Aile ve arkadaşlarınızla sürece dair ne kadar bilgi paylaşacağınıza eşinizle birlikte karar verin. Konuşacağınız ortamın duygularınızı rahatça ifade edeceğiniz bir ortam olmasını ve tüm aile için uygun bir zaman olmasını göz önünde bulundurun. Onları sizi nasıl destekleyebilecekleri konusunda bilgilendirin.Tedavi sürecindeki aşamalar, test sonuçları veya süreç içerisindeki gelişmeleri onların size sormasındansa, siz onlara açıklayana kadar beklemelerini rica edin.
        İnfertilite hayatın bir döneminde ortaya çıkabilen dünyada yedi milyondan fazla insanda görülen ve her sekiz çiftten birinin yaşadığı; bir yaşam sorunudur;ancak hayatın tamamı bu dönemden ibaret değildir. 

  • İnfertiliteyle İlgili Mitler ve Yanlış Bilinenler

    İnfertiliteyle İlgili Mitler ve Yanlış Bilinenler

    Mit: Her şey senin kafanda! Rahat olmadığın için hamile kalamıyorsun!
    Gerçek: İnfertilite üreme sistemi ile ilgili tıbbi bir durumdur. Rahatlatıcı etkinlikler yaşam kalitenizi yükseltmekte size yardımcı olacaktır. Stres ya da olumsuz duygular infertilitenin sebebi değildir; ancak infertilite strese neden olabilir.

    Mit: Eğer evlat edinirseniz hamile kalırsın.
    Gerçek: Bu çiftlerin duyduğu en can sıkıcı mitlerden biridir.Evlat edinme çiftler için kötü bir son anlamı taşıyabiliyor. İkinci olarak; yapılan çalışmalar bunun doğru olmadığını söylüyor. Evlat edinen çiftlerle edinmeyenlerin arasında biyolojik çocuğa sahip olma oranı bakımından bir fark yoktur.

    Mit: Neden denemeyi bırakıp evlat edinmiyorsun? Sonuçta anne-babaya ihtiyacı olan bir sürü bebek var.
    Gerçek: Birçok kişi için evlat edinme infertiliteye umutlu bir çözümdür. Bununla birlikte çoğu insan öncelikli olarak infertilite tedavisini tercih eder. Ek olarak son dönemde evlat edinme seçenekleri daha zaman alıcı prosedürler gerektirebilmektedir; ancak tercih ederseniz bir bebeği ya da daha büyük yaşta bir çocuğu evlat edinmeniz mümkündür.

    Mit: Belki de siz ikiniz bir şeyi yanlış yapıyorsunuz.
    Gerçek: İnfertilite tıbbi bir durumdur; cinsellikle ilgili bir sorun değildir.

    Mit: Eşim benden ayrılabilir.
    Gerçek: İnfertilite krizi ile mücadele eden çiftlerin büyük bir çoğunluğu bu süreçte birbirleriyle ilgili ilişkilerini derinleştirecek birçok yeni yol öğrenebiliyorlar.

    Mit: Belki de bu Allah’ın size anne baba olamayacağınızı söyleme yoludur.
    Gerçek: İnfertiliteyle mücadele ederken bunu duymak özellikle zordur. Bunun tıbbi bir durum olduğunu diğerlerine açıklamak can sıkıcı olabilir.

    Mit: Bu ay infertilite tedavime ara veremem. Bu ay benim beklediğim ay olacak.
    Gerçek: Periyotlar tedavinizi ve ebeveynlik hedeflerinizi yeniden değerlendirmek için önemlidir. Tedavide süreklilik önemlidir; ama bazen bir mola sonraki adımlar için gerekli dinlenmeyi ve yenilenmeyi sağlayabilir.

    Mit: Çok fazla soru sorarsam sorun çıkaran biri olduğumu düşünebilirler.
    Gerçek: Hekim ve hasta olarak ekip olmak önemlidir. Tedavinin uygunluğu ile ilgili bilgi almaktan, doktorunuza soru sormaktan korkmayın. 

    Mit: İnfertilite yüzünden işime, sevdiğim şeylere ve arkadaşlarıma ilgimi kaybedeceğim. Her şey alt üst olacak. Kimse beni anlamayacak. Hayatım asla aynı olmayacak.
    Gerçek: İnfertilite bir yaşam krizidir. Hayatınızın tüm alanlarında bir dalgalanma meydana gelebilir. Bu durum sizin benlik saygınızı etkileyebilir ve bu sebeple kendinize dair başarısızlık hissediyor olabilirsiniz. Bu bir süreçtir. Bu süreç boyunca; sürecin işleyişi ve seçeneklerle ilgili kapsamlı bilgi edinin. Destek alabileceğiniz kaynaklara yönelin.

  • İnfertilite(Kısırlık)

    İnfertilite(Kısırlık)

    İnfertilite(Kısırlık) Tanı ve Tedavi Sürecinin Yaşamınızda Etkilediği Alanlar

    İnfertilite(kısırlık) bir yıl veya daha uzun süre korunmasız cinsel ilişki sonucunda gebeliğin oluşmaması olarak tanımlanır.İnfertilite çocuk sahibi olamamakla açıklanan, bir yaşam krizi olarakta tanımlanabilir. İnfertilite sürecinin uzun ve karmaşık bir süreç olabildiği; tıbbi boyutunun yanı sıra; ilişkisel, kültürel, sosyal ve psikolojik olarak da pek çok farklı boyutlarının olabildiği görülmüştür.İnfertilite tanı ve tedavisi; sadece bir kadın ya da erkeği bireysel olarak değil; çift olarak ilişkilerini ve işlevselliklerini de etkilemektedir.
    Ne zaman çocuk sahibi olacakları ile ilgili sorularla karşı karşıya kalmak; aile büyüklerinin torun sahibi olmaya dair istekleri, etrafta çocuk sahibi görece mutlu ailelerin bulunması diğerlerinden uzaklaşmayı ve böylelikle yalnız kalınan bir süreci bereberinde getirebilir. Çevredeki kişilerin çocuk sahibi olunamamasına ilişkin yorumları, tutum ve davranışları; çiftler üzerinde sosyal olarak damgalanmaya sebep olabilir. Böylelikle çiftler ne yaşadıklarını açıkça paylaşmaktan kaçınır bir hale gelebilirler. Bu nedenle; çiftlerde yüksek oranda stres ve anksiyete gözlenebilir.
    Çiftlerden biri diğerine oranla tedavi için harekete geçme, konuyla ilgili daha fazla konuşma, doktora gitme vs. gibi konulara karşı daha fazla eğilimli ise bu çift ilişkisinde baskı oluşturabilir. Çocuk sahibi olamamanın çiftlerden birine dayalı olarak ortaya çıktığı tespit edilmişse, tanıyı alan birey eşi tarafından terk edileceği endişesi yaşayabilir yada anne- baba olmayı kendisinin engellediği düşüncesiyle suçluluk hissedebilir. Çiftlerin cinselliğe yükledikleri anlam değişebilir ve zamanla sadece ‘tedavi için cinsellik’ gibi bir anlama dönüşebilir;gelecekte birlikte devam edip etmemeye yönelik bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalabilirler. İnfertilite çiftlerin hayatına fiziksel, psikolojik, sosyal ve maddi boyutlarda etki ederek pek çok alanda kayba sebep olabilir. Umutsuzluk ve çaresizlik gibi duyguları içerisinde barındırarak birey ya da çiftlerin aileye katılacak bir çocuğa dair hayallerini yitirmelerine sebep olabilmekte ve bir yas süreci başlatabilmektedir. Birey ya da çifte dair geçmişte çözümlenmemiş duygusal konular tetiklenebilmekte; bireyin benlik saygısına ve kimliğine zarar veren bir süreci başlatabilmektedir.Duygularını susturma, yokmuş gibi davranma; bunları takiben yeme ve uyku düzeninde bozulma, konsantrasyon güçlükleri gözlenebilir.Bu aşamada çiftlerden her ikisi de çaresizliğe ve kontrol kaybına bir cevap olarak ani öfke patlamaları, ağlama nöbetleri ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilirler.
    Tedavi prosedürünün gerekliliklerini izleme zorunluluğu iş hayatında zaman konusunda sıkıntılara sebep olabilmekte ve iş saatlerinde esneklik gerektirebilmektedir. Bireyler için çalışma ortamında bebek bekleyen arkadaşlarının olması da zorlayıcı olabilmektedir.
    Ekonomik kaynakları tedavi için kullanma; diğer alanlardaki harcamalara sınırlandırmalar getirme de bir diğer stres alanını oluşturabilir.
    Bazı kişiler dualarının karşlılıksız kaldığı ya da geçmişlerine yönelik anlamlı bir açıklama bulma arayışına girerek, cezalandırmayı gerektirecek hatalı davranışları düşünmeye yönelebilmekte yaptıkları şeyler nedeniyle cezalandırıldıkları şeklinde dini ya da spiritüel alanlarda kriz yaşayabilmektedir.

    İnfertilite Tanı ve Tedavi Sürecinde Psikososyal Destek

    İnfertilite tanısı ve tedavi sürecinin pek çok alana etkisi göz önünde bulundurulduğunda çift için zorlayıcı bir deneyime dönüşebildiği görülmektedir.İnfertilite tanısı çiftlerden sadece birine konmuş olsa dahi bu çiftlerin her ikisininde üstlenmesi ve birlikte götürmesi gereken bir süreçtir. Bu noktada tıbbi tedaviye ek olarak çiftin psikolojik destek alması; çiftin çocuk sahibi olamamayı nasıl tanımladıkları, alternatif bir tedavi yöntemine birey ve çift olarak nasıl baktıkları, karar süreçleri, bu durumun çift olarak ilişkilerine ne şekilde yansıdığına ilişkin değerlendirmelerin yapılabilmesinin yanı sıra; tanı ve tedavi sürecinin beraberinde getirdiği stresle baş etmede ve tedavi sürecinde psikolojik olarak dayanıklılıklarını arttırmada önemli bir yerde duracaktır. Bununla birlikte güvenilir kaynaklardan süreçle ilgili bilgi almak; bununla ilgili eğitim ve seminerlere katılmak sürece dair belirsizlik algısını azaltacak; benzer deneyimi yaşayan çiftlerle birarada olmak sosyal izolasyonu kırmaya yardımcı olacaktır.

  • ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARI ANLAMAK

    ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARI ANLAMAK

    Ergenlik dönemi, insanların yetişkinlikdönemine hazırladığı bir süreçtir.Çocuklar ergenlik dönemi içerisinde psikolojik ve fizyolojik değişimler yaşamaktadırlar.Bu değişimler çocukları için bazen başaçıkması zor bir sürece götürebilmektedir. Ergenlik dönemi yaklaşık 12 ile 20’li yaşlar arasını kapsamaktadır. Bazı çocuklar ergenlik dönemini erken başlayıp ya da geç bitirebilmektedir.Bunun nedeninin incelenmesi ve takip edilmesi gerkemektedir.
    Ergenlik döneminde var olan değişimlerin yoğunluğundan dolayı çocuklar bunları çözümlemekte zorlanmaktadırlar. Değişimlerin ilk sırasında fiziksel değişimler yer almaktadır. Çocuklar alışık oldukları bedenlerinin sürekli değişim içerisinde oldukları için bu değişimleri anlamakta ve vücut koordinasyonlarını kontrol etmekte zorlanırlar.

    Ergenlik Döneminde olan çocukların ortak özellikleri bakıcak olursak; ebeveynlerinin düşüncelerine karşı çıkmaları, kendi iç dünyasına çekilmeleri, akranları ile kendisini kıyaslamaları, dış görüşünü ile ilgili sorun arama ve kendini beğenmemesi, duygularının sürekli değişmesi, büyümeye ve geleceği dönük düşünceleri, riskli davranışların sergilenmesi, karşı cins tarafından beğenilme isteği, kendi düşüncelerinin kabul görme isteğidir.

    Ergenlik Döneminin Evreleri

    1. Erken Ergenlik Dönemi 

    Fizyolojik değişimlerin yoğun yaşandığı bir dönemdir. Çocukların boyları, kiloları ve ses tonlamalarında değişimler oluşmaya başlar. Cinsellik konusunda da farkındalıklarının arttığı ve belirtilerin değişimlerin gözlemlendiği bir dönemdir.

     2. Orta Ergenlik Dönemi 

    Çocukların fizyolojik gelişiminin büyük bir kısmının tamamlanmıştır. Psikolojik süreçlerinin değiştiği bir dönemdir. Çocuklar daha önceden anne ve babalararının düşünceleri önem taşımaktayken artık ergenlik döneminde kendi düşünceleri ön plandadır. Kendi duygu ve düşüncelerini hayatına uygulamaya çaşışırlar.Bazen kendi düşünceleriylede baş etmekte de zorlanabilirler. Önemli olan ergenlerin duygularını ve düşüncelerini fark etmenizdir. Bunun sonucunda ergenler kendi varlığının hissetmeye ve değer gördüklerini farkederler. Kendi benliklerinin önemli olduğu bir dönemde bulundukları için düşüncelerine zıt olan her düşünceyi reddederler. 
    Ergenlerin duygulanımları sürekli değişmektedir. Bir olaya önce gülerken bir saat sonra sinirlenebilmektedirler. Ani duygu iniş ve çıkışlar bulunmaktadır. Yapılması gerek ergenlerin ne hissettiklerini anladığınızı ve koşulsuz yanında olacağınızı fark ettirmektir. Çocuğunuz bu dönemde sizinle çatışma yaşayabilir. Bu noktada sizin bu çatışmaya karşılık vermek yerine ona karşı empati duymanız sağlamanız ve var olan çatışmayı engellemek için etkili ve sağlıklı bir iletişime geçmeniz gerekmektedir.Siz çocuğunuzu empai kurdukça çocuğunuzda zaman içerisinde empati kurmayı öğrenip sosyal ileşkilerini daha sağlıklı kurmaya başarabilecektir.
    Ergenler genellikler yaşamlarındaki sorunları çözümlemekte zorlanabilirler. Var olan sorunları dürtüsel veya aşırı duygusal yaklaşabilirler. Bu bağlamda  ergenlere çözüm yolları geliştirmek ve ona bu çözüm yollarını sunarak kendisinin uygulamasına bırakılmalıdır.

    3. Geç Ergenlik Dönemi

    Benliğin oluştuğu ve ergenlikten çıkıp yetişkinlik dönemine geçildiği bir dönemdir.Bu dönemde ergenler kendi yaşamlarına dönük kaygılar yoğunlaşır. Kaygıları, karşı cinsle olan duygusal yakınlaşması, mesleki seçimleri, yaşamını planlama ve şekillendirmesi, sosyal yaşamında varlığını, biricikliğini hissetmeye yöneliktir. Ebeveynleri ile yaşadıkları çatışmalar diğer evlere oranla daha azdır. Geç ergenlik evresinde kendini yetişkinlik dönemine hazırlar ve ergenlik dönemini sonlandırır.
    Ergenlik Döenimindeki Çocuklarla İletişim Kurulurken Dikkat Edilmesi Gerekenler
    Ergenlik dönemindeki çocuklarla baş edebilmek ve bu dönemi ergenlerin sağlıklı geçirebilmesi adına ebeveynlerin rolü oldukça önemlidir. Ebeveynler, çocuklarının yaşadıkları çatışmaları fark edip aslında neye ihtiyacı olduğunu anlaması gerekmektedir. Çocuğunuz her bir çatışmada size bir şey söylemeye çalıştığını unutmayınız. Onlarla kaliteli bir iletişimi oluşturmanız gerekmektedir. Kaliteli iletişimi sağladığınızda çocuğunuz sizin tarafınızdan anlaşıldığını hisseder ve sizden uzaklaşmak yerine size yakınlaşmaya başlayacaktır. Ergenler için anlaşıldığını hissetmek oldukça önem taşımaktadır. Onları yargılamadan dinlemek, anlattığı konuyu önemsemek ve ilginizin davranmak, dinlemeden yorum veya fikirlerinizi söylememek, etiketlemelerden uzak durmak, düşündüklerinin veya duygularının yanlış olduğunu dile getirmemek gerekmektedir.
    Çocuklarınıza bu dönemde yaşadığı sorunları sizinle rahatlıkla paylaşabilmesi için sağlıklı bir ilişki ve iletişim olması gerekmektedir. Sağlıklı bir iletişimin oluşması için ise iletişim engellerinin ortadan kaldırılmalıdır. Bu iletişim engelleri, yargılama, öğüt verme, akıl okuma, yatıştırma ve konuyu değiştirme olmak üzere toplam 5 taneden oluşmaktadır. Bu engellerin olmadığı bir iletişim sonucunda çocuğunuz dinlendiğini hissettirecektir.
    Ergenlik dönemindeki çocuklar kendilerini yetişkinlik dönemine hazırlamaktadır. Bu dönemin sağlıklı geçmesi çocuklarınızın yetişkinlik ve sonrasındaki dönemlerini nasıl geçireceğinin sinyallerini vermektedir.

  • ÇOCUKLARLA  ETKİLİ İLETİŞİM

    ÇOCUKLARLA ETKİLİ İLETİŞİM

        Çocukların psiko-sosyal gelişimleri ailesi ve çevresi ile şekillendiğinden çocukların yaşamına yön vermede anne ve babalarının rolü önmli bir yerde durmaktadır.Ebeveynlerin çocuklarına karşı iletişimleri ve tutumları oldukça önemlidir. Anne ve babalar bu noktada bilinçli davrandıkları zaman çocuklar sağlıklı bir sosyal çevre edinir ve sağlıklı bir hayat sürdürebilirler. Bu süreçte ebeveynlerin kendi ruh sağlığı da oldukça önem yeri bulunmaktadır.Sağlıklı bir toplum oluşumu için en önemli etken sağlıklı ailenin varolmasıdır. Sağlıklı aile, çiftler arasındaki ilişki ve ebeveyn ile çocuklar arasındaki ilişki ile sağlanmaktadır.İlişkiler bireylerin ruhsal ve fizyolojik sağlığını, sosyal yaşantısını önemli düzeyde etkilemektedir.
        İletişimin temelleri çocukların ilk yaşlarında başlamaktadır. Çocukların ilk yıllarında sosyal çevresi ailesi olmasından dolayı anne ve babaları ile kurduğu iletişimlerde dikkat edilmesi gerkemektedir.Bu dönemlerdiki iletişim gelecekteki sosyal çevresi ile kurulacak iletişimin habercisi olabilmektedir.Çocuklar çevresindeki bireylere karşı davranışlarını, iletişimlerini ebeveynlerinden ve öğretmenlerinden öğrendikleri deneyimler doğrultusunda şekillendirmektedir. Ebeveynlerinin kendi ruhsal süreçleri çocukları ile iletişimini yüksek düzeyde etkilemektedir. Çocuklar ile sağlıklı iletişimin oluşması için aile içerisindeki bireylerin birbirlerine karşı kararlarına , düşüncelerine saygı duyup değer vermesi ve bunu çocuklarına hissetirmesi gerekmektedir. Unutmayalım ki çocuklar da bir bireydir ve onlarda ailenin içerisinde var olmalıdır. Aile içerisinde bir karar alınırken ebeveynler,çocuklarının da fikirlerini almalıdır. Böylece çocuklar aile içerisindeki konumunu ve yerini zaman içerisinde oluşturmaya başlayacak, yetişkinlik dönemlerinde de aile içerisindeki konumunu, sürdürdüğü iletişimini sosyal çevresindeki konumu ile özdeşleştirip kendini toplum içerisinde de var etmeye çalışacaktır. Bu nedenle aile içerisinde çocuğunuzun konumunu oluşturmak için çocuğunuzla iletişim kurup dahil etmeniz gerekmektedir.
    İletişim Araçları ile Çocuklar
        Teknolojinin gelişimi ile birlikte paralel gelişmekte olan iletişim araçlarının kullanımı çocukların yaşamını son zamanlarda önemli düzeyde etkilemektedir.Çocukların iletişim araçlarını yanlış kullanması, o iletişim araçlarına yönelik zihinsel anlamlarının yanlış oluşmasından ve ebeveynlerin sınır koymamalarından kaynaklıdır.İletişim araçları çocukların yaşamlarını güçlendirici ve geliştirici etkiye sahipken çocukları gerileyici ve engelleyici, hazır bilginin saplanması sonucunda zihin tembelliği etkiside bulunmaktadır. Bu noktada ebeveynlerin tutum ve davranışları oldukça önemlidir. Çocuklarınıza sınırlar koyarak onların iletişim araçlarını nasıl kullanması gerektiğine karar verebilirsiniz.

    Çocuklar ile Etkili İletişim Nasıl Olmalıdır ?
        Çocuklar ile etkili iletişim sağlamanın belirli yolları bulunmaktadır.Bunlardan en önemlileri; çocuğunuzla EMPATİ kurabilmeli, onun varşığına saygı duymalı ve çocuğunuzu koşuılsuz kabul ettiğinizi hissetmesini sağlamaktır. Bu davranışları yapablen anne ve babalar çocukları ile sağlıklı iletişim kurabildiğini göstrmektedir. Sağlıklı iletişim kurabilen çocuklar anne ve babaları ile birlikte paylaşımlarda bulunurlar. En önemlisi bu noktada çocuklar kendini gerçekleştirmeyi ve kendi biricikliğini hissetmesini başlarlar. Öğrendiği bu iletişimi ise çocuk  model alıp sosyal çevresine hayatı boyunca uygulamaktadır..
              Çocuklarınızla iletişim kurarken onların bireysel özelliklerine, cinsiyetlerine, gelişimsel düzeyine göz önünde bulundurmalısınız.Onların anlayabileceği şekilde iletişim kurmak hem onların hemde sizin yaşamınızı kolaylaştıracaktır.
          Etkili iletişim için en önemli faktörlerden bir diğeri GÖZ TEMASI kurabilmektir.Çocuğunuz ile iletişim anında göz teması kurulması ile birlikte kendisinin anlaşıldığını hisseder ve sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.
         Çocuğunuzla iletişim anında konuşurken sözünün bitmesini beklemelisiniz.Böylece hem onun sözüne saygı duyulduğunu hisseder hemde insanlarla toplum içerisinde konuşurken, çocuğunuzda diğer kişilere saygı duymayı öğrenir.Unutmamalısınız ki çocuğunuz iletişimi ilk ebeveynleri ile kurar ve öğrenir.Siz çocuğunuzun sözünü dinlemeyi sağlamanız doğrultusunda çocuğunuzda çevresindeki insanları dinlemeyi öğrenecektir.
          İletişim kurulan ortam ve çevresindeki koşulların değişmesi iletişimin etkisinde önemli yeri bulunmaktadir.Çocuğunuz kendisini iletişim halindeyken rahat hissetmeli ve iyi ifade edebilmelidir.Konuşulan ortamın değişmesi çocuklarınızın kendisini ifade etmesini engelleye bilir.
             Çocuğunuzla iletişim esnasın konuşma hızınıza, beden dilinize, ses tonunuza, mimiklerinize ve duygularınıza dikkat etmelisiniz.Çocuklarınız bu faktörlerden etkilenip sizinle olan iletişiminde engellere yol açabilir.
    Yapılan İletişim Engelleri
          Çocuklar problem getirdiklerinde ebeveynleri doğrudan o probleme odaklanıp müdahale ederek çözüm yolları aramaktadır.Bu durum çocuk üzerinde bazı iletişim engellerinin oluşmasına neden olabilmektedir.Yetişkinlerin çocukları ile yaşadıkları bazı iletişim engelleri bulunmaktadır.Ebeveynler bunları bazı zamanlarda fark etmeden yaparlar ve çocukların bazen davranışlarının nedenlerini bulamazlar.Aslında fark etmeden yanlış mesajlarla çocukları ile iletişimlerinde engeller koymuşlardır.Bu engellerin bazıları şunlardan oluşmaktadır;
    Emir kipli cümlelerin kullanımı
    Var olan probleme yönelik çözümler bulma
    Konuya ilişkin ilgisizlik ve ciddiye almamak
    Göz temasında bulunmamak 
    İletişim alanında mesafeli durmak
    Jest ve mimiklerle imalarda bulunmak
    Vücut dilinin kullanımı(baş hareketleri, ayakların sallanması vb.)
    Ebeveynlerin kendileri ile yada çocuklarını sevdiği birşey ile tehdit etmek
    Analiz etmek ve sorgulamak
    Çocukların davranışlarını eleştirmek
       Ebevynleri tarafından dinlenmediğini veya anlaşılmadığını hisseden bir çocuk, çevresindeki insanlarla iletişime girmekte zorlanır,kaçınır veya kendini iletişime kapatmaktadır.En önemlisi çocuklarla sağlıklı iletişimi uygulayabilmek ve onlara bu iletişimi sağlamalarında yardımcı olabilmektir.Çocuklar bilgiye ve öğrenmeye açık olmalarından dolayı sadece anne ve babalarının bu konuda desteklerine ihtiyaçları vardır.Sağlıklı iletişime sahip çocuklar kendisinin ve karşısındaki insanın duygusuna, kararlarına saygı duyup iletişim esnasında kendinden emin ve kendini ifade etme noktasında sorun yaşamazlar.Bu durumun sağlanması sonucunda çocukların kendilerine olan güvenleri ve yaşamlarına duydukları saygının artmasına etkisi bulunmaktadır.
        

  • Aşırı Kontrolcü Ebeveyn

    Aşırı Kontrolcü Ebeveyn

    HER ŞEYİ BİLEN EBEVEYN?
    “Biz o yollardan geçtik.Biliriz!”
    Bu ayki yazımda konuyu seçmekte,belirlemekte zorlanıyordum ancak konu geldi beni buldu. Tabi uzun zamandır üzerinde düşündüğüm, sıklıkla duyduğum ve bence bulaşıcı bir hastalık gibi nesilden nesile aktardığımız bazı cümleleri tartışma kararı aldım bu yazımda. Bahsi geçen cümleler başlıktan da anlayacağınız üzere  yalnızca benim maruz kalmadığım,  çoğumuzun sıklıkla işittiği hatta bunları yaşamının ilerleyen dönemlerinde farkında olmadan kendinin sarfettiği cümlelerdir. Bir kısır döngüdür aslında. Her ne kadar şikayet etse de birey bir bakmış kendi de aynılarını söylemekte çocuklarına. Bu herkeste böyledir diyerek genelleme yapmak yanlış olacaktır. Ancak ülkemizde böyle bir aktarımın varlığınıda yadsıyamayız.
    Lafı çok uzatmadan nedir konu edilen söylemler ve kişiler arası ilişkileri özellikle ebeveyn-çocuk ilişkisini nasıl etkilemektedir. İncelemeye başlayalım…
    “Ben neler gördüm neler yaşadım.”
    “Senin yaşadığının aynılarını yaşadım.”
    “Ben insan sarrafıyım kimin ne olduğunu anlarım.”
    “Şimdi şöyle hissediyosun, böyle düşünüyosun.”
    “Dediğimi yapsaydın böyle olmayacaktı.”
    “Beni dinlesen hatasız yaşarsın.”
    “Anne Babalar her şeyi bilir. Dediğimizi yap!”
    Bu liste böyle uzar gider. Eminim sizler de okurken eklemeler yapacaksınız bu listeye. Hepsinin teması aslen “Biz o yollardan geçtik. Biliriz! Dediğimizi Yap” olarak çıkmaktadır. Değerli dostlar yaşamı eğer yol metaforu üzerinden değerlendirirsek, hepimiz doğumdan itibaren yola koyulmaktayız. Biraz felsefesine inecek olursak zaten yola koyulmaktan başka bir çaremiz de yoktur. Bir bilinmezliktir yol sonunun nereye çıktığını bilmediğimiz. Hatta başlangıçta yola da niye,kim tarafından çıktığımızı bilemediğimiz. Bildiğimiz salt gerçek o yola bizlerden önce çıkan bir kadın ile bir erkeğin cinsel birleşme sonucu bizi de yola çıkartabilmesidir. Tabi birçok farklı inanış biçimi bunu kendi düsturuna göre açıklamaktadır. Bireyler eğer herhangi bir inanış biçimini benimserse kısmen sorularına cevap bulabilir.Bu kısa felsefik bakış açısından sonra söylemlerimize dönecek olursak herkes bazı yollardan geçer. Kimi zaman benzer olsa da bu yollar, bireyin “biricikliğinden” dolayı farklı yaşanır hayatlar. 
    Ebeveynler tarafından düşülen genel yanılgı aşırı kontrolcü bir tutum sergileyerek, kendi yaptıkları hataları çocuklarının yapmamaları için öğütler vermektir. Tabi ki burada çoğu anne-baba tamamen içgüdüsel olarak çocuklarına zarar gelmesini veya üzülmesini engellemek için bu yola başvurmaktadır. Ancak söz konusu yaklaşım tarzı çocuklar tarafından “Öf anne! öf baba! yine mi sizi dinleyeceğim.” şeklinde tepkiler doğurmaktadır. Neden acaba diye durup düşünmek gereken nokta tam olarak budur. Çünkü yaklaşım bazı temel eksiklikler, yanlışlıklar içermektedir.
    Birinci problem çocuğunuzun “anlaşılma ihtiyacını” gideremezsiniz. Kendi deneyimlerinizden yola çıkmak zaman ve kişilik farklılıklarından dolayı karşı tarafa sadece didaktik yaklaşım olarak geçer. Oysa ki yalnızca dinlenmek ve anlaşılmak ister insanoğlu. Bu noktada tavsiyem çocuğumuzu anlamaya çalışmak ve öznel deneyimlerimizi kendimize saklayıp, gerektiği zamanlarda karşı taraf talep ettiğinde kullanmaktır. Herkesin deneyimi kendince önemli,anlamlı,değerlidir. Kısacası herkesin deneyimi kendinedir.
    İkincisi kişiye deneyimleme alanı bırakmazsınız ki bu da doğrudan kişinin gelişimini ketlemek, öğrenmesine engel olmak demektir. Aynı zamanda kişinin yaratıcılığına ve spontanlığına da zincir vurmaktır. Benim her zaman savunduğum ebeveynlerin yapması gereken en önemli şey; çocuklarını yetişkin, bağımsız ve sorumluluk sahibi birer birey olarak yaşama hazırlamaları gerekliliğidir.
    Toparlayacak olursak bahsettiğim söylemlerde kişinin söylediği anda kendini tatmin etme yoluna gittiği ancak karşı tarafa olumlu anlamda etki edemediğini söyleyebiliriz. Herkes yaşadığı hayatın değerli olduğunu,başkaları tarafından değerli bulunduğunu hissetmek ister. Bu sözlerin sarfedilme nedeni çoğu zaman kişinin kendini değerli hissetme ihtiyacından ve yukarıda bahsettiğimiz gibi koruma içgüdüsünden kaynaklanmaktadır. Kimseye “şunu söyleyin, şunu söylemeyin” dememekle birlikte söylediklerinizi neden söylediğinize ve karşı tarafa ne şekilde etki ettiğine dikkat edebilirsiniz diyerek yazımı noktalıyorum.
    Sevgilerimle…

     Uzm. Psk. Kaan Yavuz

  • İnsan neden şiddet uygular?

    İnsan neden şiddet uygular?

    Merhabalar. Bugun ki konumuz Şiddet. Öncelikle şiddetin tanımı ve çeşitleri ile başlayalım. Şiddet;karşıt durumda ya da görüşte olan kişiye karşı kaba kuvvet kullanma, sert davranma bunu fiziksel,cinsel,psikolojik  veya ekonomik açıdan gösteriyor olmaktır. Fiziksel şiddet, kişinin kaba kuvvetini başka bir bireyin üzerinde hissedilebilir ve etkilerinin gözlemlenebilir olması şeklinde kullanmasıdır. Psikolojik şiddet, kişinin karşı tarafı  sözsel ifadeler ile yıpratma,üzme ve kırma  davranışıdır.Ekonomik şiddet, kendisine maddi açıdan bağlı olan kişinin maddi ihtiyaçlarının görünmezden gelmesidir. Cinsel şiddet, karşı cinsi kendi rızası olmadan birliktelige zorlamak veya rızalı ilişki sırasında karşı tarafın istemediği  cinsel  davranış ve tutumlarda  bulunulmasıdır.  Yapılan araştırmalara göre insanların çoğu fiziksel ve psikolojik şiddet magduru!
    Genelde insanların hem fikir oldugu üzere şiddet gören taraf her zaman magdurdur, fakat öte yandan baktığımızda şiddet uygulayanda bir diger mağdurdur. Burada şiddeti önlemek için yapılması gereken öncelikli şey, şiddet uygulayanın patolojisini anlamaktır. Bu işe öncelikle onların büyüdügü aileden , yetiştigi ortamlardan ve buralardaki yanlış ve aksaklıklardan başlamalıyız .
    Şiddet aktarımsal bir şeydir. Şiddetin var oldugu bir evde yaşayan kişi şiddet uygulamayı o ev sayesinde  ögrenecektir ve çok büyük ihtimal ile bunu ileride kendi çevresine de yapacaktır. Bunu Bandura tarafından tanımlanan Sosyal Ögrenme Kuramı destekler niteliktedir.Bu kurama göre kişiler (özellikle çocuklar!) bir çok davranışı izleme ve model alma yolu ile ögrenir.Burada kişinin farkına varması gereken önemli bir nokta var; kişi sadece kendi davranışlarından degil sürekli muhatap oldugu ve kişiligini gelişimini etkiledigi bireylerden de sorumlu oluyor.
    Öte yandan burada aile dışı etkenlerde olabilir.Sizler evde birbirlerine fazlasıyla saygılı bireyler olabilirsiniz fakat buna ragmen çocuk şiddet uyguluyorsa burada çocugun muhatap oldugu arkadaş cevresi, televizyon programları varsa ipad telefon ve bunların içindeki uygulamaları sorgulamak gerekır. 
    Unutmayın, bu tarz durumlarda koydugunuz ilk tepki  ve sınır çok önemlidir. Size yıllarca şiddet uygulamış birini yıllar sonrabir uzmandan  yardım almaya ikna etmeniz zor olabilir. Fakat şiddeti ilk gördügünüz ve hissettiginiz an tepki ve sınırınızı net bir şekilde ifade ederseniz o insanı düzeltme imkanınız daha fazla olacaktır.

        Psk. Dilara Tahincioglu

  • Kaygı ile Baş Etme

    Kaygı ile Baş Etme

    Merhabalar..Bugün ki konumuz Kaygı ile baş etme.Öncelikle yazımıza korku ve kaygının farkları ile başlayalım.Kişi korku duyduğu konudaki tehdidi bilirken, bu durum kaygıda belirsizdir.Yani kişi korkuda tehlikenin kaynağını  bariz bilir iken kaygı da bu kaynak yoktur.Buna karşın son yıllarda araştırmacılar daha belirgin bir fark öne sürüyor.Bu araştırmacılara göre korku otonom sisteminin  ‘’savaş ve ya kaç’’ tepkisini etkinleştiren bir duygu iken kaygı daha dağınık ve nahoş olan duygu ve bilişlerin karmaşık bir şekilde bir araya gelmesi olarak yorumlanıyor.Kaygının  temel ve en belirgin özelligi insanı yetersizleştiren düzeydeki gerçek ve rasyonel olmayan  inanışlardır. Kişi üzüntüsünü kontrol etmeyi zor bulur.Kişi bir çok olay ve konuda aşırı üzüntü ve endişe duyar.
    *Kaygı ile baş etmek için bir çok yöntem ve terapi vardır. Öncelikle kişi kaygısının  çarpıtılmış ve abartılmış nedenini gerçege yaklaştırmalıdır.Kişiyi kaygıya sokan problemler ve durumlar belirlenmeli, bunları ortadan kaldıracak çalışmalar yapılmalıdır.Yani kişi öncelikle degiştirmek istedigi davranışı hedeflemelidir.
    *Kaygılar ve korkular en azdan en çoğa dogru derecelendirilmelidir.
    *Kaygı duyulan konu hakkında kişi kafasındaki kaygıyı netleştirmek için ‘çünkü’ kelimesine başvurabilir. Örnegin; ben şu an çok kaygılıyım çünkü birazdan benim için önemli olan bir mülakata girecegim. Diger yandan, kişi kendini ödüllendirmeyi bilmelidir. Örnegin, insanların önünde konuşmakta kaygı duyan bir kişi yaptıgı bir seminer sonrası kendisine ‘Kaygıma rağmen ben insanların önüne çıkabildim ve konuşabildim.Kendimle gurur duyuyorum’ diyebilmelidir.
    *Kişi kafasındaki olumsuz düşünceleri belirlemelidir. Kişi olumsuz düşüncelerini belirleyince bu düşüncenin hangi duygu ile (yetersizlik,değersizlik,çaresizlik) bir bağlantısı olduğunu anlar.Daha sonra bu duygu kendisine mi ait yoksa bir başkası tarafından mı ona empoze edilmiş buna bakar. Duygunuzu ne kadar çok spesifikleştirir ve  sesli söylerseniz (başkasına ya da kendinize) duygunuz o kadar çabuk boşalır.
    *Kişi kaygı yaratan negatif düşünce ve duygunun tüm avantaj ve dezavantajlarını gerçekçi bir şekilde listelemelidir.Kişi negatif düşüncelerini destekleyici deliller bulmalıdır.
    *Kendinize sorun; negatif düşüncem/olaylar gerçekleşirse ne olur,ardından daha iyi ve daha kötü ne olabilir,bunlar gerçekleşirse neler yapılabilir?
    *Bu standartı başkaları için de uygular mısınız bir de buna bakın. Yani sizin kaygı duydugunuz şeyi başkası size getirse onu ne kadar mantıklı bulurdunuz? 
    Öte yandan;fiziksel olarak gösterdiginiz tepkiler sizi psikolojik olarak da etkiler. Örnegin 1 dakika içinde hızlı nefesler alıp verin, kalbinizin de hızlı çarpmaya başladıgını ve endişeli hissetmeye başladıgınızı farkedersiniz. Bu nedenle kendimizi kaygılı hissettigimiz an fiziksel olarak da kendimizi gevşetecegiz. Bunu derin nefesler, açık hava yürüyüşleri sakin müzikler dinleyerek yapabiliriz..Faydalı gelmesi ümidiyle..

    Psk.Dilara Tahincioğlu

  • Medya İle Travmatize Olmak

    Medya İle Travmatize Olmak

    Medya İle Travmatize Olmak

    Medya yani basın-yayın günlük dilde radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik
    ve ya yazılı basın organlarını anlatmak için kullanılan bir terimdir. Günümüz dünyasında
    medya iletişim araçları bizler için önemli bir yerdedir.Çünkü bir çok yerel ve evrensel haberi
    medya yoluyla duyarız. Bu haberlerden bir çoğu da ne yazık bizlerde üzüntü ve travma
    yaratacak terör ve savaş haberleridir. Televizyon, gazete, dergi, radyo, ve sosyal mecralarda
    gördüğümüz ya da duyduğumuz haberler bizleri görsel ve işitsel açıdan olumlu ya da
    olumsuz etkiler.
     Buna ispat olarak; Bradford Üniversitesi’nden Doktor Pam Ramsden, 189 kişinin çeşitli olaylar karşısındaki tepkilerini incelemiştir. Dr. Ramsden araştırma sonucunda kimi sosyal medya kullanıcılarının ekranda şiddet içeren ya da rahatsız edici görüntüler izledikten sonra travma sonrası stres bozukluğu semptomları gösterdiğini ortaya koymuştur. ”Bu araştırma, ekrandaki kimi görüntüleri izleyenlerin, travma sonrası stres bozukluğu geçirdiğini belirtmiyor. Yapılan çalışma, kişilerde, travma sonrası stres bozukluğuna benzer ölçümler veren kimi belirtiler oluşabildiğini ortaya koyuyor”. Fakat bu durum kişiden kişiye göre de değişebiliyor. Kimisi günlerce aynı travmatik habere maruz kalsa bile olumsuz yönde etkilenmiyor. Öte yandan ilk kez terör saldırısı videosu izleyen başka biri saatlerce ağlayabiliyor.Bu durum kişinin direnç seviyesiyle ve geçmiş yaşamıyla alakalı bulunuyor.
    BBC dahil belli başlı yayın kuruluşları, kurumlarında çalışan gazetecileri şiddet veya
    rahatsız edici görüntüler içeren görüntüleri art arda izlemenin etkileri hakkında uyarıda
    bulunuyor ve olumsuz etkiler yaratabilecek görüntüler konusunda ön uyarılar yayımlıyor.
    Fakat sosyal medya maalesef ki bu koruyucudan yoksun.Bu nedenle bireyler nasıl bilinçli
    kullanıcı olunur bunu öğrenmelilerdir.Türkiye içinse gazetede yayınlanacak haber ve
    ifadelere dikkat etmeli bir kalıp sınırlaması getirmeliler. Medyada yayınlanan travmatik
    haberlere koruyucu uyarı getirilmelidir. Bu gazetelerin ilk sayfalarında bulunacak
    bir uyarı yazısı ile olabilir. Sosyal medyada da aynı şekilde rahatsız edici görüntüler gelişigüzel
    yayınlanmamalı, öncesinden mutlaka bir uyarı yazısı bulunmalıdır.

    Psk.Dilara Tahincioğlu