Kategori: Psikoloji

  • ERKEN BOŞALMA

    ERKEN BOŞALMA

    Erkeklerde sık görülen cinsel sorunların başında erken boşalma sorunu karşımıza çıkmaktır. Erken boşalma problemi adından anlaşıldığı gibi ilişki esnasında kısa sürede boşalmak değil , boşalma kontrolünü sağlayamamaktır. Boşalma zamanları farklılık göstermektedir. Bazen ilişki başlamadan, bazen ön sevişme esnasında bazen de birleşmenin ilk hareketlerinde gerçekleşmektedir. Erkeklerin ilişkilerinde problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Erkeğin cinsel ilişki süresini denetleyememesi kontrole alamaması sadece ilişki esnasında değil gün içerinde de erkeğe rahatsızlık vermektedir. Sağlıklı bir erkekte boşalma kontrolü erkeğin elindedir. Sağlıklı cinsel yaşam kontrolün uzun sürdüğü saatlerce boşalmadan kalmak ve ilişkiyi uzun süre yaşamak değil uyarılmanın ve haz duygusunun yüksek olduğu anlarda boşalmadan ilişkiye devam etmektir. Yine sağlıklı cinsel ilişki 5 dakıka ve ya 30 dk sürer demek anlamsızdır. Erkekler bazen kısa sürede boşalma isteyebilirler bazen ise uzun süren bir ilişki yaşamak isterler. Kontrolü sağlayabildiğiniz sürece zaman sizin için bir problem olmayacaktır. Ama erken boşalma problemini yaşayan kişiler maalesef ki zaman kontrolünü ayarlayamazlar bu durum hem kendilerini hem de partnerlerini mutsuz kılar.

    Erken boşalma yaşları da kişiden kişiye farklılık gösterir . Bazı erkeklerde yaşadıkları ilk cinsel ilişki de erken boşalma başlarken bazı erkeklerde ise yıllar sonra meydana gelebilmektedir.

    Erken boşalmanın sebeplerine baktığımız da ise birçok neden karşımıza çıkmaktadır. Stresli bir yaşam , düzensiz cinsel ilişki, gençlik dönemlerinde yapılan mastürbasyon, cinsel ilişkide erkeğin performansının önemine yönelik toplum tarafından oluşturulmuş beklentilerdir bunların dışında ise karşımıza çıkan sebepler ise seyrek cinsel ilişkiye girme , yapılan gündelik işlerin hızlı yapılması, stres korku , kaygı durumları, partnerin isteksizliği,cinsel ilişkiye dair kötü deneyimlerdir.Bunların tamamı psikolojiktir tabi ki erken boşalmanın nedeni fizyolojikte olabilir.

    Erken boşalma çözümüne geçmeden önce çözüm amaçlı hatalardan bahsetmek gerekirse ; bitkisel ilaçlar, spreyler , alkol kullanmak, sürekli mastürbasyon, iğneler , haplar…vs saymakla bitmeyecek para tuzakları bunlar hem derdinize çözüm olmayacak hem de penisin duyarsızlığını artırarak çözüm sürecinizi daha da uzatmanıza neden olacaktır

    Erken boşalma çözümü adı altında ilk yapmanız gereken olumsuz başarısız cinsel deneyimlerinizi düşünmek o anları tekrar tekrar düşünerek yaşamak yerine onların üzerine bugünden itibaren kocaman bir çarpı atarak bundan sonra her gece yatağa geçtiğiniz de tamamen kontrolün sizde olduğu partneriniz ve sizin mutlu bir cinsel ilişki yaşadığınızı baştan sona hayal etmenizi öneriyorum. Erken boşalma sorunu karşısında partnerinizin de desteği çok önemlidir. Birbirlerine destek olan çiftlerde sonuç almanın daha hızlı olduğu da aşikardır. Ama partnerinizin bu konuda size destek olmaması da bu sorunu aşamayacağınız anlamına gelmemektedir.

    Erken boşalma sorununuz karşısında kaderim bu deyip kenara çekilmek veya kulaktan dolma bilgilerle yöntemler uygulayıp umudunuzun iyice kırılmasına neden olmadan bir uzman desteğine başvurmalısınız. Cinsel yaşam sağlığımızın ve evliliğimizin yaşamımızın olmazsa olmazıdır. Önünüzde ki uzun yıllar sağlıklı bir cinsel ilişki yaşama imkanlarına kapılarınızı erken yaşlarda kapatmadan uzman desteği almaktan çekinmeyiniz.

    Bu sorunu yaşayan tek kişi sen değilsin ve sorunların karşısında da yalnız değilsin.

    Sağlıklı günler diliyorum.

  • CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    CİNSEL YAŞAMDA İLETİŞİMİN ÖNEMİ

    Cinsel yaşamda iletişim konusu eşler arası iletişim konusundan ayrı bir başlıkta ele almamın nedeni eşler maalesef ki iletişim kurallarını cinsel yaşam dışındaki her alanda kullanıyorlar. Cinsel yaşam da yaşanan birçok problemin başında iletişimsizlik yatıyor. Bu duruma en güzel örnek ise bir terapiste giden yaşlı bir çiftin hikayesidir.

    Terapist önce bayanla konuşur ve bayan ; ‘eşim evlendiğimizden bu zamana kadar ilişkiye girdiğimizde eşim kulağıma üflüyor ‘ diye belirtir. Bunun nedenini soran terapist ‘ eşimin hoşuna gidiyor bende o mutlu oluyor diye bir şey söylemiyorum ‘cevabını verir. Bu durumu merak eden terapist erkekle konuştuğu seansta ise eşinizin cinsel ilişki sırasında kulağına üfleme nedeninizi öğrenmek istiyorum der ve beyefendi ‘ benim hoşuma gitmiyor ama eşim mutlu olduğu için kulağına üflüyorum ‘ der bu örnekten anlaşıldığı üzere çiftler neyden hoşlanıp neyden hoşlanmadığını dile getirmediği sürece uzun yıllar boyunca istemedikleri davranışları yaşamak zorunda kalıyorlar. Sağlıklı bir cinsel yaşam sağlıklı bir iletişimden geçer. Eşlerinizi cinsel yaşamınıza dair keşfe çıkmalı hangi durumlardan hoşlanıp hangi durumlardan rahatsız olduğunuzu açıkça dile getirmelisiniz. Siz duygularınızı rahatsız olduğunuz durumları veya hoşlandığınız durumları dile getirmezseniz eşiniz anlamaz ve istenmeyen mutsuz bir cinsel yaşam uzun yıllar boyunca kabusunuz olarak kalır.

    SAĞLIKLI İLETİŞİMİ NASIL ELDE EDEBİLİRİZ ?

    Sağlıklı iletişimi elde etmenin yolu duygularımızı doğru yaşamaktan geçer. Duygularımız ise üç şekilde yaşanır.

    1-GÜNLÜK

    Duygularımızı günlük doğru bir iletişim diliyle dile getirmeliyiz. Sinirlendiğimiz öfke duyduğumuz veya mutlu olduğumuz bir durumu 10 gün sonra dile getirmek hesaplaşmak yerine duygularımızı kime yönelikse o kişiyle ve yaşandığı zamanda dile getirmeliyiz. Örnek vermek gerekirse eşinizle yaşadığınız cinsel ilişki de eşiniz hoşlanmadığınız bir yaklaşımda bulundu veya istemediğiniz bir sözcük kullandı bunu huzurunuz bozulmasın diye içinize atıp günler sonra bunun hesabını sormamalısınız. Veya hiçbir zaman söylememezlik yapmamalısınız çünkü siz hoşlanmadığınızı dile getirmezseniz eşiniz bu durumu anlayamaz ve aynı rahatsız eden durum defalarca tekrarlanabilir.

    2- İFADE EDEREK

    Duygularımızı doğru zamanda yaşamak önemli olduğu kadar ifade etme şeklimizde çok önemlidir. İki tür ifade etme şekli vardır bunlar; ben dili ve sen dilidir. Sen dili ; suçlayıcı kırıcı , alaycı bir olumsuz iletişim dilidir. Sen dilinde vermek istediğimiz mesaj alıcıya ulaşmaz ve karşı tarafın savunma mekanizmalarını harekete geçirir ve tartışma ortamı ulaşır. Ben dili ise ; değer veren, olumlu, dinleyen sevecen bir iletişim dilidir. Ben dilini kullandığımızda vermek istediğimiz mesaj karşı tarafa olumlu bir şekilde ulaşır ve istenmeyen kırıcı davranışlar oluşmaz. Örnek vermek gerekirse hayatım ben ilişki esnasında yaptığın sert davranışlardan dolayı kendimi değersiz hissediyorum gibi yani ben dilini rahatsız olduğumuz durumu ve nasıl hissetiğimizi dile getirmeliyiz.

    3-DAVRANIŞA DÖKEREK

    Son olarak ise duyguları davranışa dökme yöntemini kullanmalıyız. Duygumuzu günlük yaşadık ifade de ettik ama hala rahatlamadık. Bu nokta da yapmamız gereken duygumuzu davranışa dökmektir. Çünkü duygumuzu günlük yaşamamız içimize atmamamız gerekiyordu. Bu nedenle rahatlamak için davranışa dökmeliyiz.

    Bunu da şu şekilde yapabiliriz;

    • Koltuk yumruklayabiliriz,
    • Bağırarak şarkı söyleyebiliriz,
    • Otobüsü kaçırmış gibi koşabiliriz ,
    • Yorganı üstümüze çekerek ağlayabiliriz…

    vb örnekleri çoğaltabiliriz.

    Bu davranışlar hem bizi rahatlatacaktır hem de duygularımızın birikmemesini sağlayacaktır.

  • ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    ENDİŞELENMEYİN YUVA YIKILMAZ EV ARKADAŞLIĞI BİTER

    Son yılların sık rastlanılan problemlerinden birisi de yuva ve ev arkadaşlığı kavramlarının birbirlerinin yerine kullanılmasıdır. Bu Türkçenin bir yanlış kullanımı değil bunlar yaşadığımız hayatı farklı görüyor olmamızdan kaynaklanan yanlışlardır.

    İlk olarak yuva ve ev arkadaşlığı nedir desek ?

    Yuva eşlerin ve çocukların içinde huzur bulduğu ayrı kalındığı takdirde özlem çekildiği , okul ve ya iş çıkışlarında hızlı bir şekilde varılmak istenen temeli saygı, sevgi ve güvene dayanan uyum içinde yaşanan bir sistemdir. Ev arkadaşlığı ise ; kişilerin birbirini anlamadığı , aynı dili konuşamadığı , paylaşımın olmadığı karşılıklı doyum ve menfaatler üzerine kurulmuş bir sistemdir.

    Öyleyse şimdi bir düşünelim evliliklerimizi gerçekten evliliğimiz bir yuva mı yoksa ev arkadaşlığı mıdır ?

    Birçok kişinin hocam evliliklerimizi aslında yuva sanıyormuşuz ama ev arkadaşlığı yaşıyormuşuz dediğinizi duyar gibiyim. Evet siz ve sizin gibi milyonlarca kişi eşleriyle sadece ev arkadaşlığı yaşıyor .

    Evliliklerimizin yuva olarak değil de ev arkadaşlığı olmasının nedenlerine baktığımız da ilk baştan yani eşimizi seçerken hatalar yaptığımız göze çarpıyor. Bir bakıyoruz ki danışmanlık sürecinde hanımefendi yada beyefendi kendilerinde olmayan yada taşıyamayacakları özelliklere sahip kişileri zamanında eş olarak seçmişler. Hemen aklımıza kötü özellikler gelmesin bayan ilkokul mezunudur ama üniversite mezunu eş isteyip evlenmiştir, çiftlerden biri romantik olmadığı halde romantik bir kişiyle evlenmiştir yada sorumluluk sahibi değildir eşlerden biri prensipli sorumluluk sahibi bir kişiyle evlenmiştir veya dış görünümüne önem vermeyen bir kişidir gayet bakımlı bir eşle evlenmiştir bunun gibi binlerce çift insan eşini seçerken ilk yapması gereken kendini tanıması ve daha sonra bir erkekte veya kadından neler beklediğini tanımalı ve son olarak da ben bu kişiyi taşıyabilir miyim diye sorgulamalıdır.

    Evliliklerin olmazsa olmazı denge ve uyumdur.

    Ev arkadaşlığının nedenlerinden bir diğeri de beklentilerdir. Çiftler son yıllarda medyanın da etkisiyle bir aşk ideolojisine kapılmış evliliklerinden maximum düzeyde bir beklenti içine girmişlerdir. Beklenti düzeyi yüksek olduğundan dolayı da eşlerinin mutluluk için attıkları küçük adımları göremez olmuşlardır. İnsan doğası gereği atmış olduğu küçük adımlar takdir edilmedikçe adımları atmaya devam etmeyecek ve ya bir diğer ihtimal o adımları takdir gördüğü başka kişilere atmaya başlayacaktır. Evliliklerimizden beklentimizi azalttığımız zaman mutlulukta beraberinde gelecektir.

    Çiftler neden yuva olmayı beceremiyor çünkü çiftler birbirinin dilini anlamıyor aynı evin için adeta erkek Fransızca kadın Almanca konuşuyor. Birbirlerini anlamıyorlar dertlerini , sıkıntılarını, mutluluklarını dile getiremiyorlar. İnsanın temel ihtiyaçlarına baktığımızda ise anlaşılmak göze çarpmaktadır. Eşlerinizin ihtiyacı olan şey aynı fikirde olmanız aynı kararları almanız değil onu anladığınızı hissettirmeniz ve onun kararına saygı duyarak reddetmenizdir. Sizler bir elmanın iki yarısı değilsiniz sizler farklısınız giyiminiz, kuşamınız, aile yapılarınız ve her şeyden önce cinsiyetleriniz farklı bu yüzden aynı dili konuşamamanız normaldir. Ancak birbirinizin dilini öğrenmeli ve birbirinizi anladığınızı hissettirmelisiniz.

    Son olarak ise görüyoruz ki evlilikler menfaatler üzerine kuruluyor. Her şey en baştan isteniyor. İyi bir iş, güzel bir ev , lüx bir araba, kusursuz bir düğün ailelerinde desteği ile birçoğu çiftlere daha evlenirken sunuluyor. Bu nedenle çiftler de iki durum karşımıza çıkıyor.

    Birincisi birçok şeyi elde eden çiftlerin tek bir yumruk olarak mücadele ederek kazanarak elde etmeleri gereken bir amaç oluşmuyor ve evlilik bireysel olarak çiftlere heyecan vermiyor ikincisi ise çiftler elde etmeleri gereken şeyleri kolay elde ettikleri için sabretmeyi öğrenemiyorlar.

    Birbirlerine karşı isteklerinde sabırsız davranıyorlar ve eş olduklarını unutarak tıp kı bir ev arkadaşı gibi evin kurallarına uymaları için baskı yapıyorlar. Birbirlerini asıl ihtiyaçları olan sevgi, saygı , güven noktalarında beslemek yerine belirli görevleri yerine getirip ilişkileri adına her şeyi yaptıklarını düşünüyorlar.

    Erkeğin bütün gün çalışması , lüx bir yaşam sağlaması ,eşini çocuklarını kimseye muhtaç ettirmemesi

    Kadının ise ; ev işlerini kusursuz yapması lezzetli yemekler hazırlaması, çocukların öz bakımıyla ilgilenmesi gibi görevlerin yerine gelmesini yuva olmak adına yeterli olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple ise kadın veya erkek sevgi ve güven noktasında beslenemedikleri için başka kişilere yönelmeye başlamaktadırlar.

    Bu şekilde ki yaşam biçiminde meydana gelen aldatmalarda yıkılan biten yuva değil maalesef ki ev arkadaşlığıdır.

  • EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    EVLİLİKTE BENCİLLİĞE DİKKAT

    Bencillik var oluşumuzla birlikte ortaya çıkmaktadır. İnsanlar doğdukları an itibariyle bencillik duygusuna sahiptirler. Herkese muhtaç bir şekilde yaşamını devam ettiren bebekler ve çocuklar etrafındaki insanların ilgisinin merkezinde olmak için ne gerekiyorsa yaparlar. Ama zamanla çocukluk döneminden sıyrılma ile bencillik duygumuzdan da kademe kademe uzaklaşmaya başlıyoruz. Fakat yaşı ilerlediği halde duygusal gelişimi geri kalmış bireyler ben merkezli davranışlar sergileyerek diğer bireyler tarafından bencil olarak nitelendirilmekten kurtulamıyorlar.

    Bencillik sadece ihtiyaçlarının diğer insanlardan daha çok ve önemli olduğunu düşünmek değil , aynı zamanda kendilerini diğer insanlardan daha önemli ve daha üstün görmektir.

    Peki bencillik birey ilişkilerinde hem kendine hem karşısındaki kişiye nasıl zarar vermektedir?

    Bencil kişilik yapısına sahip bireyler kendi nazarında daima haklı olduklarını savunurlar ve kurdukları ilişkilerde kendi menfaatlerini daima ön planda tutarlar. Kendilerinden taviz vermeye tahammül edemezler. Ama kendilerinin diğer bireyler tarafından anlaşılması gerektiğini vurgularlar. Bencil kişilerde empati kuramama belirgindir.

    Bencillik evlilik hayatına nasıl zarar vermektedir?

    Bunu iki açıdan ele almak gerekiyor. Bencil insan nasıl mutlu oluyor kendisini nasıl tatmin ettiriyor.ve de eşinin kişiliğine benliğine nasıl zarar veriyor. Evlilik bencil insanlara bir anda verilen sihirli bir lamba gibidir. Nasıl ki lamba dan çıkan cin lamba sahibinin her dediğini yerine getiriyor itaat ediyor. Bencil birey içinde eş tıpkı bir cin gibi eşinin bütün ihtiyaçlarını karşılayarak onu zahmetten kurtaracak , ona hizmet edecek ve lamba cini gibi onun isteklerini asla sorgulamayacaktır. Bütün bunları yaparken eş karşısındaki kişiden hiçbir talep de bulunmayacak , olur olmaz isteklerde bulunup eşini bunaltmayacak fedakar olmaya sürekli devam edecektir. Bu tarz eşler bencil kişiler için bulunmaz hint kumaşıdır. Bu şartlarda sıradan bir insanın böyle bir eşi kabul etmesi ve bir ömür boyu tahammül etmesi mucize gibi bir şeydir.

    Varsayalım ki böyle bir eşi kabul ederek iyi bir eş uyumlu bir eş olmuyoruz. Aksine eşimize büyük zarar veriyoruz çünkü; eşimiz hiçbir zaman bu şekilde davrandığımızda kendi hatalarını görmeyecek ve asla kendi bencilliğinin farkında olmayacaktır. Böylece eş ömür boyu kendisine hizmet edilmesine,itaat edilmesine alışarak tembelliği iyice pekişecektir.

    Evlilik kurumunun devamlılığı adına da eşlerin evliliklerde daima fedakar olması toplumda bireylere empoze edilmektedir. Bu durum ise bencil eşlerin işine gelmekte eşinin sürekli fedakarlık yapmasını beklemekte ve yaptığı fedakarlığı aslında bir zorunlulukmuş gibi eşine yansıtarak zamanla evliliği çıkmaz bir yola sokarlar. Bu davranışlar zamanla eşler arasında sinir stres öfke veya tam tersi bir suskunluk yaratma ve evlilik iki taraf içinde cehenneme dönüşmeye başlamaktadır.

    Çünkü evlilik bir kişiye hayatının geri kalanında hizmet etmek , kendini ona adamak değildir. Evlilik bir hayat paylaşımıdır. Hiç kimse evleneyim ve birine köle olayım diye hayal kurmaz yada bunu yaşamak istemez . insanlar mutluluklarını pekiştirmek için evlenirler. Bu niyetle evliliğe başlarken eşlerden birinin yada her ikisinde bencillikleri devreye girerde birbirlerine hükmetmeye başlarsa evlilik tahammül edilemez bir hal alacaktır.

    Erkekler ve kadınların bencillikleri evliliklerde aynı şekilde görülmez. Çünkü erkek ve kadının kişilik yapılarının farklı olmasından dolayı evlilikte ki sorumlulukları ve beklentileri farklıdır. Kadınlarda duygusal ihtiyaç ön planda iken erkeklerde fiziksel ihtiyaç ön plandadır.

    Eşler ise bu neden den dolayı birbirlerinin beklentilerine karşı duyarlı olmalıdır. Duyarlı olunmadığı takdir de eşinize eşiniz olduğu aitlik duygusunu hissetirmemiş olursunuz.. sadece kendi beklentilerinizin karşılanması gerektiğini bekleyip biz karşımızdaki kişiye hiçbir değer göstermezsek evliliğimiz de bencilce davranmış oluruz. Sorunlarımız da kendimizi daima haklı görmek çözüm için hiçbir çaba sarf etmeyip karşımızdan çözüm beklemekte bencilliğin başka şeklidir. Onun için ilişkilerimizde daima empati kurmayı başarmalıyız.

    Eğer ki kendimizi karşımızda ki insanların yerine koyup onların beklentilerini de anlamaya çalışırsak bencilliğimizden sıyrılıp birlikte güzel günler geçireceğimiz ilişkilerde yaşam sürmeye devam edeceğiz.

  • Erken Evlilik Üzerine

    Erken Evlilik Üzerine

    ERKEN YAŞTA EVLİLİK SEBEBLERİ

    Geçmişte ülkemizde problem olarak görülen fakat ortaya çıkarılıp tartışmaya açılmayan hatta bir problem olarak görülmeyen evlilik ve aile sorunları son yıllarda gittikçe artmasıyla göz ardı edilemeyen ertelenemeyen bir problem halini almıştır.

    Evlilik karşılıklı cinsel doyumun sağlanmasını, birlikteliği, dayanışmayı ama bunlardan en önemlisi neslin devamını sağlayan bir ilişki biçimidir.

    Evliliğin her toplumda taşıdığı önem ve kutsallık hemen hemen aynıdır.

    Evlilik yaşı sadece ülkeler arasında değil aynı ülkede farklı bölgelerde de değişkenlik göstermektedir. Günümüzde Amerika’da evlilik yaşı 25 ve üzeri iken Türkiye’de 20’li yaşların altında evlilikler görülmektedir. Türkiye ‘ de erken yaşta yapılan evliliklerin oranı oldukça yüksektir. Erken evlilik: En az biri 18 yaşından küçük olan iki kişinin yasal ya da resmi olmayan bir şekilde evlilik bağıyla birleşmesi anlamına gelir.

    Türkiye’deki en önemli toplumsal sorunlardan bir tanesi çocuk evlilikleridir. Erken evliliklerin nedenleri ve görülme sıklığı bölgeden bölgeye toplumdan topluma durumdan duruma göre değişiklikler göstermektedir. Fakat bu evliliklerin temelini oluşturan belirli etmenler vardır.

    Bunlar ;

    • Yoksulluk,
    • Gelenek ve görenekler,
    • Ataerkil bir aile yapısına sahip olmamız,
    • Ülkemizde ki eğitimin yetersiz ve niteliksiz olması,
    • İşsizlik

    Başlıca nedenleridir.

    Ülke gündeminde medyada erken evlilik , çocuk gelin sorunlarına yer verilmiyor olsa da erken yaşta evlilik kaçınılmaz bir sorunumuzdur. Kız çocukları günümüzde halen para karşılığı babaları hatta dedeleri yaşında ki kişilerle evlendiriliyor. Evlilik yaşının küçük tutulması genelde ekonomik durumla doğrudan ilişkilidir.. Çünkü özellikle tarım kesiminde kadının başta gelen vazifelerinden biri, tez zamanda tarlada işçi olabilecek çok sayıda çocuk dünyaya getirmektir. Ayrıca “beşik nişanı” ve çok yakın akraba ile evlenmeler (aile mülkünün dağılmaması nedeniyle) yaygın olarak görülmektedir.Yapılan araştırmalar, bugün, Türkiye’de, her üç evli kadından birinin çocuk evliliği yaptığını göstermektedir.

    Yine ülkemizde bazı aileler, çocuk yaşta evliliğin kız ve ailesinin namusunu koruduğuna, aklının cinselliğe tam ermeden bekaretinin bozulmadan evlendirilmesiyle kız çocuklarının namusunun korunduğuna inanılması gibi bir durumda söz konusudur. Ayrıca toplum tarafından söylenmiş sözler “kız beşikte çeyizi sandıkta” gibi deyişler, kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin gerekliliğinin nasıl topluma empoze edildiği gözler önüne serilmektedir.

    Ayrıca Küçük yaşta yapılan evlilikle kocaya itaatin ve yeni yuvaya uyumun daha kolay sağlanacağına inanılmaktadır. Erkek aileleri de kendilerine uyumu daha kolay olsun diye mümkün olduğunca küçük yaşta gelin almak istemektedirler. Bir başka bakış açısı ise Kız çocuklarının bir an önce bir erkeğin himayesine sokulmasıyla, gelebilecek cinsel taciz ve şiddetten korunabileceği sanılmaktadır. Ayrıca, bu evliliklerin genç kızların karşı cinsle evlilik dışı ilişkiye girmelerine ve hamile kalmalarına engel olacağı kanaati yaygın bir düşünce olarak görülmektedir.

    Aileler kızlarının namusunun korunmasında kimseye güvenmemekte bu nedenle ancak bir erkeğin himayesine girdiği zaman aile rahatlatmaktadır. Aslında kızının namusunun korunması yükünden kurtulmaktadır. Artık kızından kendisinin sorumlu olmayacağını onun bir kocası olduğu ve bütün kızına dair bütün sorumluluğun ona ait olduğunu hissetme duygusu aileye huzur vermektedir.

    Eğitim seviyesi ve ekonomik düzeyi düşük ailelerde kız çocuklarının yanı sıra erkek çocuklarının bir iş sahibi olmasını eğitim almasını daha çok istemelerinden dolayı kız çocuklarının eğitimini yarıda keserek zorla evlendirme eğilimlerine sık rastlanmaktadır.

    Erken yaşta evliliklerin büyük çoğunluğu görücü usulü veya ailenin kararı zorlama yoluyla olsa da bazı durumlarda çocukların kendi isteklerine dayalı evliliklerde görülmektedir. Bu durumlara bakacak olursak ; aile içi şiddetli geçimsizlik çocuğu da o ailede bunalıma sokmakta çocuk ise kurtuluşu evlilikte aramaktadır.

    Ayrıca son yıllarda sıkça rastlanılan bir başka durum ise çocuklarımızın facebook , twitter veya arkadaş sitelerinden kişilerle tanışarak kendilerine sunulan vaadlerle kandırılıp kendilerinden yaşça büyük kişilerle kaçma yoluyla evlendiğinde göze çarpmaktadır. Birçoğu ikinci hatta üçüncü eş (kuma) olarak götürülmektedir. Erken yaşta yapılan evliliklerin genelinde kız çocukları kendilerinden yaşça büyük kişilerle evlendiği de saptanmıştır

  • Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri

    Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri

    Televizyon hayatımız da yeri çok fazla olan ve bize en çok zararı veren bir teknolojidir. Maalesef ki günümüzün çocukları da televizyon başında yetiştirilmektedir.

    Çizgi filmler ; çalışan anne babalar için bir kurtuluş haline gelmiş çocuk akşamları yeter ki bize eziyet etmesin bizimle oyun oynamak istemesin diye kısaca çocuktan kurtulma aracı haline dönüşmüştür.

    Televizyon kanallarına baktığımız da ise günün bir çok saatinde çizgi filmler yayınlanmakta hatta tam gün çizgi film yayını yapan kanallar da mevcuttur. Çünkü günümüz de en çok izleyici potansiyeli çocuklardır.

    Anneler ev işi mi yapacak babalar bilgisayarla mı uğraşacak eve misafir mi gelecek…vs durumların hepsinde çocuğun engel oluşturmaması için çocuk çizgi filmle kandırılmaktadır. Çocuklara baktığımızda son derece keyifli zaman geçirdiğini gözlemleyebiliyoruz.

    Çocukların keyif aldığını ve zarar vermediği anne babalarda durumdan oldukça hoşnut oluyorlar . çocukların durumdan hoşnut olması malesefki onların zarar görmediği anlamına gelmiyor özelliklede 5 yaşına kadar çocuklar anne baba kontorulunde kanallar ve belirli programlar ızlemelidirler 5 yaşa kadar çocuklar gördükleri ve duydukları her şeyi gerçek olarak algılarlar.

    Çizgi filmlerden gördükleri dünyayı gerçek hayat olarak düşünürler ve gördükleri davranışları kendi yaşamlarında hızlı bir şekilde uygulamaya geçirirler. Hatta da daha ilerisi onlarla arkadaş olduklarına inanarak onlarla konuşurlar anlatırlar onlardan cevap alamadığı takdir de ise küsme veya duygusal anlamda bir yıkılma yaşayabilirler. Anne babasının cümlelerinden daha çok pepenin callionun cümlelerinden bahsederek konuşmayı öğrenirler. Görüldüğü üzere çizgi filmler sadece çizgi film olarak kalmamakta çocuk yetiştirme üzerinde anne babadan neredeyse daha etkili hale geçebilmektedir. Bu durumların yaşanmaması için ne kadar yorucu bir iş yaşamınız ev yaşamınız olsa da çocuklarınızla nitelikli zaman geçirmelisiniz oyunlar oynamalı çocuğun yaratıcılığını geliştirmelisiniz. Çocuklarınızın çizgi filmlerle dolu bir çocukluk dönemi hatırlamaması için oyunlar oynamalı gezip dolaşmalı parklara götürülmeli çocuklara doğayı hayvanları öğretmelisiniz ancak o zaman çocukluk dönemine dair hatırlayabileceği güzel anılara sahip olabilir. Çocuklarınız televizyon karşısında ki geçireceği zaman sınırlı ve sizinle birlikte olmalıdır.

    Eğer ki çizgi izleniyorsa çizgi, film sadece izlenmemeli çocuğunuzla sorgulayarak izlemelisiniz.

    • Pepe şimdi ne yapıyor ?
    • Callionun canlı olduğunu düşünüyor musun?…

    Vb gibi çocuğumuzu cevabını dinledikten sonra ise onun cevabını tamamen reddetmeden açıklayarak olabilecekleri gerçekçi olmayan yönlerini açıklamalısınız.

    Çocukluk dönemi geçiştirilebilinecek yada çocuğun sadece bedensel olarak geliştiği bir dönem değildir. İler ki yaşlarda çocuğunuzun sahip olacağı kişiliğin de %70 de çocukluk döneminde oluşmaktadır çocuklarımızın sağlıklı bir kişilik yapısına sahip olabilmeleri için anne babalarımızın bu konularda hassas olması gerekiyor. Eğer ki çocuğumuzda televizyon tablet internet bağımlılığı gözlemliyor veya davranış bozukluklarına rastlıyorsanız bir uzmana başvurmakta geç kalmayınız.

  • ANNE MİSİN?

    ANNE MİSİN?

    Merhabalar, ilk yazımızın konusu tabi ki Annelik…

    Annelik, kişinin tüm hayatının, iç dünyasının değişmesini ve yeni tercübeler kazanmasını sağlar. Bebeğin fiziksel olarak doğması gibi annenin de psikolojik olarak doğması gerekir. Annenin bu doğumu aslında onun yeni kimliğidir. Nasıl hepimiz farklı karakterlere sahipsek işte bu yeni kimliğimiz de farklı bir şekilde ortaya çıkıyor ve bu da biraz zaman alıyor.

    Anne olmak her kadının zihin dünyasında gerçekleştirdiği emekle, bu emeğin derin ve özel bir deneyim alanı olan anneliğin zihin yapısına yol açmasıyla başarılır. Anneliğin zihin yapısı doğumhanede bebek ilk ağladığı zaman oluşmaz. Bebeğin gerçek doğumundan önceki ve sonraki aylarda çoğalan emeklerle yavaş yavaş ortaya çıkar. Bu içsel dünyanın aşamalarını fark etmek önemlidir. Unutmamalısınız ki anne olmaya hazırlanırken, hayatınızda hiçbir şeye benzemeyen bir deneyim ile karşılaşabilirsiniz.

    Taze bir anne olarak söyleyebilirim ki; korktum, hayal ettim, umut ettim. Bunlar da hislerimi ve yaptığım işleri etkiledi. Bebeğim doğduğu zaman bazı değerlerimi tekrar düşünme fırsatı buldum (İlk zamanlar çok yorucu olan bu yeni hayata alışırken nasıl fırsat buldun derseniz o fırsatı siz kendiniz yaratmak zorundasınız ☺ ). Sonra gördüm ki tercihlerim ve zevklerim de değişmeye başladı. Şaşırtıcı belki ama bazen geçmişteki ilişkilerimi gözden geçirip değerlendirme fırsatı buldum. Böylece annelik zihin yapım oluşmaya başladı. Bebeğimi büyütmek, oyun oynamak,uyutmak, beslemek ve en önemlisi hayatımıza yeni giren o minicik elleri olan pamuk insanı sevmek …

    Bu oluşan zihin yapımız bizim için neyin en önemli olduğunu, neye karşı duyarlı olduğumuzu, neyi hoş neyi heyecanlı neyi korkutucu bulduğumuzu belirliyor.

    • Peki bu zihin yapısı kayboluyor mu?

    Hayır, hiçbir zaman kaybolmuyor. Bazen özellikle de bebeğimiz kendi ihtiyaçlarını karşılamaya başladığında değişiyor ama ihtiyaç anında tekrar ortaya çıkıveriyor. Mesela tehlikeli bir durum sezdiğimiz an hemen annelik zihin yapımız devreye giriyor. Yani İlk başlarda fazlaca yaygın ama daha sonra seçilmiş durumlarda devreye giriyor diyebiliriz.

    Annelik ile değişiyoruz ve bir daha asla bebeğimizden önceki kişi olamıyoruz. Bunu ben değil araştırmalar söylüyor o yüzden inanın derim ☺

    • Şimdi ne mi yapalım?

    Hadi anne olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu bir kez daha düşünelim ve her anın değerini bilelim; çünkü dünyanın en güzel şeyi şu an sizinle…

    Evet zor, kolay değil kabul ediyorum ama değmez mi?

    Biz hep sizinleyiz! Zorlandığınız an bizimle iletişime geçebilirsiniz. Hayattan zevk almaya kaldığımız yerden beraber devam ederiz.

  • İYİMSER MİSİN KÖTÜMSER Mİ?

    İYİMSER MİSİN KÖTÜMSER Mİ?

    Genel bir tanım ile başlamak gerekirse iyimserlik, olayların iyi gideceğine, kötümserlik ise her şeyin kötü sonuçlanacağına olan inanıştır. İyimser kişiler olumsuz olaylardan daha az etkilenirken, moralini, motivasyonunu kolay kolay kaybetmez ve etrafına da pozitif enerji yayarlar.

    Kötümserlerise tam tersi, her şeyin en kötüsünü düşünür ve depresyona daha kolay girer.

    • Sizin etrafınızda hangisinden çokça var?
    • Peki sizi etkisi altına almayı başardı mı?

    Kötümser insan; Tatilim hiç güzel gitmiyor; çünkü çok kiloluyum ve kıyafetlerim kötü duruyor.” diye düşünürken, iyimser insan; “Göbeğim olabilir ama benimde gözlerim çok güzel ve burası harika bir yer!” diye düşünür.

    Peki iyimser insan olmak için neler yapabiliriz?

    Aklımızdaki pozitif duygu ve düşüncelerin sayısını artırabiliriz. Bilimsel birçok deneye göre zihnindeki düşüncelerinin çoğu olumlu olanlar daha mutlu oluyorlar.

    Bugün mutluyum çünkü … Haydi bugün bir başlangıç yapalım ve hepimiz bu gece yatağımıza yatarken o gün içinde yaşadığımız olayları düşünerek mutluluk nedenlerimizi bulalım. 3 tane bile yeterli. Her gün bunu alışkanlık haline getirdiğimizde,gün içinde yaşadığımız üzücü olaylarla daha kolay başa çıkabildiğimizi ve çözümlerin nasıl kendiliğinden geldiğini görünce şaşıracaksınız. Bunu eşiniz ve çocuklarınızla oyun haline de getirebilirsiniz. Hemde bu arada gün içinde neler yaptıklarını da öğrenebilirsiniz ☺

    İnsanın kendi güçlü yönlerini keşfetmesi ve hayatında bu güçlü yönlerini daha çok kullanması gerekiyor.

    Ailemizle ve arkadaşlarımızla birlikte oynayabileceğimiz bir oyun daha.

    Sizin güçlü yönleriniz neler? Birlikte karar verebilirsiniz.

    Başkalarını yargılamak yerine insanların hayatlarına dahil olup ve aynı zamanda da kendi hayatımıza insanları dahil edebiliriz. Mutlu olmak istiyorsanız ,yapıcı olup sevgiyi hep ön planda tutun. Hem siz mutlu olun, hem de karşı tarafı mutlu edin. Kavga kavgayı doğurur.

    Hayatınızın anlamını bulmaya çalışın. Hayatın anlamı bir mevkiye gelmekle ya da bir şeye sahip olunca bulunmaz. İnsan gerçekten bir şeye bağlanıp ona inanırsa hayatının anlamını yakalar. Bazıları bu anlamı dinde ve ibadette bulur, bazıları kendini bilime adar. Anlamlı bir hayat, kimisi için iyi çocuklar yetiştirmek, kimisi için mesleğini hakkıyla yapmak olabilir.

    Bu anlam sayesinde insan hayattaki varoluşun nedenini anlar, hedefini netleştirir. Anlam insanın pusulasıdır.

    Sizin hedefiniz ne?

    Hedefi olan insanlar hayata tutunurlar. Sanıldığının aksine başarılı insanlar en zekiler arasından değil hayata en sıkı tutunanlar arasından çıkıyor.

    İşin püf noktası:

    Biz genelde hayata tersten bakmaya programlanmışız. Zannediyoruz ki mutlu olmak için önce başarılı, zengin ya da çok popüler olmak gerekiyor. Ama aslında doğru olan tam tersidir, eğer insan olumlu düşünür, sevgiye dayalı ilişkiler kurup anlamlı bir hayat yaşamaya başlarsa mutluluk o insanın peşini bırakmaz. Mutluluk insanın kendi tercihiyle elde edeceği bir zihin durumudur. İnsanın mutlu olması için önce mutlu olmayı seçmesi gerekir.

    Yeter ki ;

    • Şükretmeyi,
    • Affetmeyi,
    • İlişkileri sevgi üzerine kurmayı,
    • İhtiyacı olanlara yardım etmeyi
    • Hayattan zevk almayı

    Öğrenebilelim.

    İyimserlik de mutlu olmak da öğrenilebilir.

  • ÇOCUKLARIMIZ İLE BİRLİKTE EĞLENCELİ ZAMAN GEÇİRMEK

    ÇOCUKLARIMIZ İLE BİRLİKTE EĞLENCELİ ZAMAN GEÇİRMEK

    Anneler telaşlı. Hem ev kadını, hem anne hem de iş kadını.H epsinden bir parça ve hepsini mükemmel yapmak istemek,bir de kendimize vakit ayırmak…

    Şimdi öncelik sıramızı belirleme zamanı !

    Bruce D. Perry’nin yaptığı araştırmada normal bir şekilde ilgili ile büyüyen 3 yaşındaki çocuk ile ihmal edilen 3 yaşındaki bir çocuğun beyin fotoğrafları çekilerek beyin gelişimleri karşılaştırılmış ve sonuçlar çok çarpıcı.İlgi ile büyüyen normal bir çocuğun beyni daha büyük ve karanlık, boşluklar daha azken ihmal edilen çocuğun beyni neredeyse diğerin yarısı kadar olduğu gözlemleniyor.

    Genelde anneler hiçbir şeye vakit ayıramadıklarını söylerler. Çözüm basit aslında sizlere sunacağım birkaç öneri ile hem çocuğunuzla bir şeyler paylaşarak eğlenceli vakit geçirebilirsiniz. Hem çok yorulmadan kendinize ve çocuğunuza aynı anda vakit ayırmış olacaksınız.

    Peki ev temizliği?

    Tertemiz bir ev bazen harcanmış bir hayat olabiliyor. Tabi ki çocuğunuz içinde aynı şey geçerli. Bir çocuk danışanım ile görüştüğümde;

    Annenin mesleği nedir? diye sormuştum.

    Bana temizlikçi olduğunu söylemişti.

    Çünkü annesi hep evde temizlik yapıyordu. Aşırıya kaçmadan gerektiği kadar temizlik ,çocuklarımız ile daha fazla oyun ve eğlence.

    Çocuklarımız yetişkinleri kendilerine model alırlar. Bu bazen anne bazen baba, abla, abi, kuzen olabilir. Eğer sürekli televizyon izleyen biri varsa çocuklarımızda bunu örnek alacaktır. Eğer sizde çocuğunuzun çok fazla televizyon izlediğinden ya da bilgisayar başında saatlerce durmasından şikayetçi iseniz önce bir ev ortamınızı inceleyerek işe başlayabilirsiniz. Analiz edin o zaman göreceksiniz ki ev de bunu destekleyen bir şey var. Bunları değiştirebilirsiniz.

    • Çocuklarımızın ilgi alanlarını biliyor muyuz?
    • Nelere yeteneği var?
    • Bunu öğrenmek için küçük bir oyun oynayabilirsiniz?

    Yeteneklerini, ilgi alanlarınızı birbiriniz ile paylaşacağınız sorular hazırlayıp, bu soruların cevaplarını kağıtlara yazabilirsiniz. Daha sonra bu kağıtları birbiriniz ile değiştirin. Her soru ayrı kağıtlarda olsun ki cevaplar daha dikkat çekici olsun. Aynı şeyleri sevmek zorunda değilsiniz ama onun sevdiği sanatçının şarkılarından bir cd yapıp ona verdiğiniz zaman onun nasıl mutlu olacağını göreceksiniz. Böylece onun mutlu olmasını sağlayarak hem birbirinizi daha yakından tanımış olacaksınız hem de vakit geçirmiş olacaksınız.

    Birlikte bir hobi edinebilirsiniz.

    • Yemek yapmak,
    • Spor yapmak,
    • Yürüyüş, yüzmek,
    • Kolye ya da bilezik yapmak,
    • Fotoğraf çekmek.

    Burada amaç hem birlikte olmak hem de aynı anda sevdiğiniz bir şeyi yaparak zaman geçirmek.

    Kısa bir günün özeti. Soru sormadan, eleştirmeden… Günün nasıl geçti? sorusunu gerçekten onu önemsediğiniz için sormayı deneyin. Acaba bugün benden gizli bir şey yaptı mı diye sorarsanız ve çocuğunuz bunu hissederse gerçekçi olmaz, size olan güveni yıkılabilir. Mesela o gün çocuğunuz kötü bir olay yaşamışsa onu eğlendirmek için kendi çocukluğunuzdan komik anılarınız ile anlatabilirsiniz. Böylece bir daha bir olay yaşadığında aklına ilk siz geleceksiniz ve önce size anlatacaktır.

    • Beraber bir aktiviteye başlayın.

    Bir yap-boz olabilir.

    Bu yap-boz bittikten sonra birbirinize bir tatlı yeme sözü verin.

    Ödülünüz olsun.

    O tatlıyı bir şeyi başarmanın verdiği haz ile yediğinizde daha lezzetli olduğunu göreceksiniz.

    Mesela bir gazete çıkartabilirsiniz. Evin haberlerini yazabilirsiniz. Günlüğün daha eğlenceli hali de denebilir. Resimlerinizi yapıştırabilirsiniz. Gittiğiniz yeri anlatabilirsiniz, analiz edebilirsiniz. Hem neler yaşadığınızı, neler hissettiğini paylaşmış olacaksınız hem de bunu eğlenceye çevireceksiniz.

    Her zaman faaliyet bulmaya da gerek yok. Çocuğunuz bazen yaratıcığı ile size zaten yön verecektir. Buna izin verin. Eminim fikirlerine çok şaşıracaksınız.

    Zamanla göreceksiniz ki birlikte geçirdiğiniz zamanların süresi daha uzun olmaya başlıyor ve televizyon izlemekten daha eğlenceli bir hal alıyor.

    Bu da mutlu ve bir arada aile demek değil mi zaten?

  • BENCİL ÇOCUKLAR MI YETİŞTİRİYORUZ?

    BENCİL ÇOCUKLAR MI YETİŞTİRİYORUZ?

    Çağın Vebası: Şımarıklığı özgüven zannetmek

    Çocuklarımıza cesaret vermek istiyoruz. Yapabilirsin, çocuk oyuncağı, kendine güven, sen çok başarılısın… Böylece ne isterlerse elde edebileceklerini mesajını veriyoruz. Her zaman en iyisini hak ettiklerini, herkesten üstün olduklarını onlara inandırıyoruz. Sonra çocuklarımızın hayattan beklentileri fazlalaşıyor. Çok para, ünlü olmak, çok başarılı olmak, çok çok çok…

    Hep fazlası, hep çokluk, hep bolluk.

    Bu çocuklar hep fazlasını istedikleri için bir üniversite yetmiyor. İki üniversite okumak arkasından yüksek lisans,doktora, dil eğitimi derken sonra hiçbirini gerçekleştiremez oluyorlar ; çünkü elindekilerinin kıymetini bilemeden kaybediyorlar.

    Kendilerine çok güvenen bu çocuklar iyi bir işe girmeyi hedefliyorlar ama eleştirilere açık olmadıkları için iş hayatında da başarısız ve mutsuz oluyorlar. Bu mutsuzluk beraberinde saldırganlığı getiriyor. Daha bencil, agresif ve depresif olabiliyorlar…

    Bana sorular geliyor; ‘ Mükemmel çocuk nasıl yetiştiririm?’ Ben de soruyorum.

    • Mükemmel ne demek?
    • Gerçekten Mükemmel çocuk mu istiyoruz?
    • Peki biz mükemmel miyiz?
    • Kime göre mükemmel olacak?

    Ne kadar karışık sorular değil mi? Cevabı da öyle. Hiç kimse mükemmel değil. Çocuklarımız da mükemmel olmak zorunda değiller. Onları her zaman seveceğimizi bilmeleri yeterli.

    Sen mükemmelsin, seni en iyi okullarda okuttum, hep başarılı oldun diye havalara sokulan çocuklar düştükleri zaman kalkamıyor ve acıları ile başa çıkamıyorlar. İlk engelde başarısızlık korkusu geliyor ve toparlanmaları daha uzun zaman alıyor.

    • Peki yanlışı nerede yapıyoruz?
    • Özgüvenli çocuk yetiştirmek isterken karşı tarafın duygularını mı atlıyoruz?

    Özgüvenli çocuk, iletişimlerinde çok iyidir, sadece kendilerine odaklanmaz. Başkalarına saygılı olmayı unutmazlar.

    Bencil bireyler ise hem güçlü hem zayıf yönlerine odaklanmak yerine sadece güçlü yönlerini görür ve karşı tarafın duygularına önem vermezler.

    Bizim çocuklarımız için asıl hedefimiz, onlara empati yeteneği ile saygılı iletişim başarısını kazandırırken, zayıf yönlerini geliştirmeye teşvik etmek olmalıdır.