Kategori: Psikoloji

  • Yalan söyleme

    Yalan söyleme

    Yalan Söyleme

    Yalan söyleme, kişinin karşısındaki kişiyi yanıltmak amacı ile gerçeğin bilinçli, kasıtlı olarak değiştirilmesi, çarpıtılmasıdır. Bu durumda yalan söylemek karşındaki kişiyi yanıltma amacı gütmeli ve bilinçli olmalıdır. Örneğin geçen yaz tatilde yaşadıklarımı yanlış hatırlamam nedeni ile söylediğim şeyler yalan değildir. Çünkü anlatım hatalarım bilinçli yapılmış hatalar değildir ve amacım da karşımdaki kişiyi yanıltmak değildir.

    Yalan söylemek

    Çocuklarda Yalan Söyleme

    Çocuklarda bilinç ve düşünce gelimi zamanla oluşmaktadır. Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine önemli çalışmaları bulunan Piaget düşünce gelişimini şöyle sıralamıştır:

    • 0-18 ay duyusal motor dönem
    • 18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem: bu d
    • 6 yaş -12 yaş somut işlem dönemi
    • 12 yaş ve üzeri soyut işlem, bilişssel dönem

    Yukarıda da görüldüğü gibi henüz bilişsel seviyeye ulaşmamış bir çocuk gerçeğin ne olduğunu, hayal yada masalın ne olduğunu bilmez. Bunun kesin ayrımını, gerçeğin kesin sınırlarını bilemez. Gerçek nerede biterhayal nerede başlar bunların ayrımını yapamaz.Bunları yapamadığı için çocukların yalan söylemesi davranışından bahsedilemez.Çocuk yaşadığı, gördüğü veya bildiği bir şeyi yanlış söylüyorsa bu onun patolojik olarak yalan söyleme davranışına sahip olduğunugöstermez.Gerçekle hayali olanı ayırt edemediği içindir. Amacı sizi kandırmak değildir. Bazen de gerçeği farkli şekilde ifade etmeyi bir oyun olarak görür. Bu durumdan da çok eğlenir.

    Yetişkinlerde Yalan Söyleme

    Mental seviyesi normal, bilinci yerinde olan kişilerin gerçeği çarpıtarak, karşısındakini yanıltmak amacı ile söyledikleri sözler yalan söyleme dir.Zeka seviyesi düşük, demans hastası, unuttuğu için yapılan hatalar yalan değildir. Patolojik yalan söylemek sık sık ihtiyacı olmadığı durumlarda da yalana başvurmadır. Psikiyatride kişilik bozukluklarında yalan söyleyen kişiler ile sık karşılaşılmaktadır. Sürekli yalan söylerler, ne konuda ne söylediklerini unuturlar inanılmaz, güvenilmez kişilerdir.

    Hangi durumlar yalan söylemeyi artmaktadır?

    • Kişilik bozukluklarının bazı türleri, narsizm, histerik tipler, asosyal tipler, borderline kişilik bozukluğu
    • Sanrısal bozukluklar
    • Çevrelerinden sosyal destek almak, kabul görme ihtiyacı
    • Geçmiş yaşantıların acılarını azaltma ihtiyacı
    • Kendine olan güvenin azlığı

    Öğrenme davranışı olarak yalan söyleme. Anne-baba yakınlarında yalan söyleyen birinin olması öğrenilmiş bir davranış olarak yalan söylemeyi geliştirebilmektedir.

    Bu gibi kişilerde psikoterapi davranışlar değişiminde yardımcı olabilir.

    0

  • Korku, fobi

    Korku, fobi

    Çocuklar da Korku, fobi

    Çocuklar da korku, fobi gelişimin bir parçasıdır. Korkular aynı zamanda içgüdüseldir. Her çocuk hemen her döneminde bu korkuları yaşayabilmektedir. Çocuklar da korku, fobi gelişimi, Piaget’e göre insan gelişiminin belirli dönemleri vardır. Her bir dönem bir gelişim aşamasını ve düşünme sistemine sahiptir. Her çocuk bu sistemle düşünür ve gelişir.

    Çocuklar da korku, fobi

    0-18 ay devinimsel dönem

    18 ay-6 yaş somut işlem öncesi dönem

    6 yaş-12 yaş somut işlem dönemidir.

    Çocuklar da korku, fobi Çocuklar anne karnından itibaren güvenli bir ortamda büyümeye başlar. Doğumla bu güvenli ortam bozulmaya başlar. Dış dünya ile doğrudan bir temas vardır. Gün geçtikçe, büyüdükçe kendisini koruyan anne, baba bir parça ondan uzaklaşmakta, yeni bilgiler, yeni deneyimlerle karşı karşıya kalmaktadır. Her yeni bilgi ve deneyim bir dengesizlik halidir. Ve çocuk bunlarla savaşmak ve içselleştirmek ve sağlıklı bir uyum sağlamak zorundadır. İşte bebeklikten başlayarak her deneyim süreci çocuklarda korku, fobi yaşantısının temelini oluşturmaktadır.

    Korkular zamanla biçim değiştirir. Bebekken yabancıdan, basit bir sesten korkma ile başlayan korkular zamanla bilişsel gelişim ve öğrenme ile biçim değiştirir daha sofistike olmaya başlar. Karanlıktan korkma, yalnızlıktan korkma zamanla ruhsal yapılardan korkma gibi daha soyut boyutlara ulaşmaktadır.

    Birçok psikoterapiste göre ergenlik ve yetişkinlik çağında yaşanan ruhsal sorunların temelinde bebeklik ve çocukluk çağında yaşanmış ve çözülememiş korkular yatmaktadır.

    Bazı konularda sürekli korku yaşamak, uyum ve çözüm üretememek fobi gelişine neden olmaktadır. Fobiler yaşanılan korkuların patolojik biçim almış halidir. Çözülmemiş, kriz halini almış korkulardır.

    Korkularda basit tepkiler verilirken fobilerde çok yoğun ve şiddetli tepkiler verir. Bu tepkileri şöyle sıralayabiliriz:

    • Çarpıntı
    • Yüz kızarması
    • Titreme
    • Terleme
    • Ağız kurluğu
    • Baş dönmesi
    • Denge sorunu
    • Bulunduğu ortamdan kaçma hissi

    Nefes alıp vermede dengesizlik, nefes darlığı gibi tepkiler verilir. Fobik tepkiler arttıkça ruhsal sorunlar ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle fobik davranışlarda artış, kontrol edilemeyen tepkiler ortaya çıkıyorsa, fobik korkulardan dolayı sosyal ve iş hayatı kısıtlanmaya başlanmış ise mutlaka birçocuk ergenruhsağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Zamanında çözülmeyen korkular çocuk, ergen ve yetişkinlerin yaşamında büyük hasarlar oluşturabilir.

  • Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel Öğrenme Güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi: herhangi bir çocuğu zekasının normalin üstün de ya da normal olmasına rağmen okuma, yazma , konuşma, dinleme ve matematik alanlarının en az birinde beklenenden düşük performans göstermesidir. Düşük zeka seviyesine sahip kişilerdeki performans düşüklüğü bu gruba girmez. Çünkü bura toplam başarıda bir düşüş vardır. Ayrıca çocuğun bu tanıyı alabilmesi için yaşına uygun eğitim almış olması gerekir. Yani akranlarının rahatlıkla gerçekleştirebildiği bir performansı kendisini yapamamasıdır.

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nelerdir?

    • Okuma Güçlüğü: diğer çocuklar gibi düzgün akıcı, anlaşılır okuyamazlar. Takılırlar,harf atlarlar, harflerin yerlerini değiştirirler, hızlı, akıcı okuyamazlar, hecelerler, ses uyumunda bozukluklar ortaya çıkar.
    • Yazma Güçlüğü.: okuma alanında ortaya çıkan sorunlar yazma alanında da kendisini gösterir. Yazıları yazım hatalarıyla doludur. Harfleri yanlış yazma, ters yazma, rakamları ters yazma, okunaksız yazma, kelimeler arasında boşluk bırakmama, kelimeyi bütün halinde değilde hecelere bölerek yazma, birbirlerine benzeyen harfleri karıştırma m-n,ı-i,d-t,b-m gibi harfleri birbirlerin yerine kullanma çok sık olarak gözlenen yazım yanlışlarıdır.
    • Aritmetik Bozukluğu: matematik alanında yaşanan güçlüktür. Matematikle ilgili kavramları anlamada zorluktur. Terimler, semboller zor anlaşılır. Bunlar kullanılırken hatalar yapılır. Matematik ile ilgili hesaplamalar yaparken sık hata yapılır.
    • Öğrenme Bozukluğu: zekasına ve yaşına uygun olarak kolay öğrenemez ya da öğrendikleri kalıcı olamaz.
    • Anlama Yetersizliği:

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi çeşitleri nasıl oluşur, nasıl fark edilir?

    Genetik faktörler, norolojik faktörler, beyin hasarları bu bozukluğa yol açabilir.

    Gelişim geriliği gösterirler. Motor devinimsel hareketlerde gecikme vardır. Konuşma gelişimi yavaş ya da geridir. Sözcük ve cümleleri doğru kullanamazlar. Kelime dağarcığı sınırlıdır. Ayakkabılarını ters giyme, ayakkabılarını bağlamada zorluklar sık görülür. Soyut kavramları öğrenmede sorun yaşarlar. Renkleri zor öğrenmek gibi. Yön tayini sorunu vardır. Sağ ve sollarını sık karıştırırlar. Zık kavramlar karıştırılır.

    Okul hayatlarında başarıları düşüktür. Özellikle yazılı performansları sözel performanslarına göre daha düşüktür.

    Nasıl Tedavi Edilmelidir?

    Özel öğrenme güçlüğü, Disleksi, bir çok çocukta tek başına görülmez. Ek bazı problemler de görülür. İşitsel ve görsel dikkat eksikliği, hiperaktivite gibi bozukluklarla birlikte görülme sıkılığı çok yüksektir.

    Ancak temel destek özel eğitimdir. Bu çocukların eksikliklerinin iyi belirlenip, eksik alana yönelik eğitim planlaması gerekir. eksikliklerin yanında güçlü performans gösterdikleri ya da gösterebilecekleri alanlar belirlenmeli , bu alanlar vurgulanmalı ve teşvik edilmelidir.Özel eğitimsüreci de kolay değildir.motivasyon en önemli unsurların başında gelmektedir. Bu öğrenciler de değişimin kalıcı olması hemen olmamaktadır. Sabırla uzun süre çalışmak gerekir. Başarı adım adım çalışarak zamanla gelmektedir. Bunun için psikiyatrist, psikolog,öğrenci,özel eğitim öğretmeni, ailenin sabırlı işbirliği gerekir.

  • Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Yaşadıklarından Öğrendiğin Bir Şey Var!

    Zaman zaman kendini yapayalnız hissediyor olabilirsin. Bugün üzüldüğün tonlarca şeylere yarın gülüp geçersin. Bazen hepimiz büyük darbeler alırız ve geçmeyecek diye düşünürüz. Fakat bu yaşadıklarımızı iki farklı şekilde düşünebiliriz. İlki; en zayıf olduğun noktadan sınanıyor ve güçlendirilmeye çalışılıyor olabilirsin. İkincisi ise; tecrübe en iyi öğretmendir. Seni düşürmeye çalışanlar da olacak, yerden kaldırıp yürümene yardım etmeye çalışanlar da…

    Evren harika bir yer. Adalet çok büyük bir nizam. Harika bir gezegende yaşıyoruz. Hepimiz hayatta bir şey öğreniyoruz. Kötülerden ‘iyi’ olmayı, savaşçılardan ‘yaşamın anlamını’, öfkeli insanlardan ‘gülümsemenin gücünü’… Ve bir gün, bu adaleti şaşmayan teraziyi kavradığında, hayatta hiç ama hiç bir şeyi takmamayı ve mutluluğun yüreğindeki huzur olduğunu anlayacaksın.

    Unutma, senin dışında kimse mutluluğunu elinden alamaz! Hayatın içinde gizli kalmış o kadar güzellik var ki… Bu güzelliklere ada kısacık yaşamını. Sev kendini! Sev ki mutlu ol, mutlu yaşa ve mutlu öl! Son olarak diyorum ki, bugünün bitişi yarının en güzel başlangıcı olsun. Kendini sevdiğin, gülmeyi seçtiğin ve yalnızken de eğlenebildiğin güzel günlere sevgili dostum…

    Sevgiyle,
     

  • Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun Terapisi

    Oyun terapisi: 3-11 yaş arası çocuklara uygulanır ve çocuğun oyunla kendini doğal yoldan dışa vurmasını temel alır. Nasıl ki yetişkin bireyler kendilerini konuşarak ifade edip, duygularını dışa vuruyorlarsa, çocuklar için de oyun duygu ve sıkıntılarını dışa vurma aracıdır. Oyun terapisi ile simgeler çocuğun iç dünyasını yansıtma araçlarıdır. Oyuncaklar çocuklardaki korku, kaygı, fantezi, suçluluk duygusu gibi duygularını aktarabildikleri araçlar haline gelir. Yönlendirilmiş veya yönlendirilmemiş şekilde uygulanan oyun terapisinde çocuk yaşadığı problemlerin üzerinde çalışma şansı elde eder. Oyun Terapisi nin amacı çocuğun daha az acı çekmesini sağlamak, travma ve fobileriyle baş etmesini (boşanma, hastalık, başarısızlık korkusu, istismar vb. durumlar için), hayata uyum sağlamasını kolaylaştırmaktır. Terapi sürecinde terapist çocuğu dinler ve anlaşılmış hissetmesini sağlayarak daha güvenli bir çerçeve oluşturur. Terapi çocukların kendilerinin olduğu gibi kabul edildikleri ve korundukları yerdir. Oyun terapisti çocuğa davranışlarıyla ilgili sık sık bilgi verir ve davranışlarıyla ilgili ona saygı duyduğunu hissettirir.

    Oyun Terapisi

    Oyun terapisi, çocuğun takıldığı gelişim aşamasında gerekli iyileşmeyi sağlayarak bir sonraki gelişim aşamasına geçmesine ve iç dengesini kurmasına yardımcı olur. Oyun terapisi, endişe, korku, takıntı, düşük özgüven, çekingenlik, dürtüsellik, saldırganlık, topluma-okula uyum sorunu, davranış problemleri, uyku- yeme-tuvalet sorunları için uzmanların sıkça kullandığı bir terapi tekniğidir. Oyun terapisi, cinsel davranışlarla aşırı meşgul olan, fiziksel nedeni olmayan mide bulantıları veya baş ağrılarından şikayet eden, içe dönüklük ve mutsuzluk belirtileri gösteren, arkadaş edinmekte güçlük çeken, yaşıtları veya kardeşleriyle sıkça kavga eden, başkalarına zorbalık eden veya başkaları tarafından zorbalık gören, kendini savunamayan, özellikle de oyun oynamayan ve oynamasını bilmeyen çocuklar için kullanılan ideal bir yöntemdir.

    Oyun Terapisi nedir?

    Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların kendilerini ve ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel terapi türüne “oyun terapisi” denir. Oyun terapisi, çocukların bilişsel ve sosyal becerilerini, duygu ve düşüncelerini oyun ile ortaya koymalarını amaçlar. Oyun terapisti ise çocuğun ortaya koyduğu oyun dünyasına onunla birlikte girerek, çocuğun oyun dilini konuşur. Terapi sürecinin sonunda çocukların yaşadıkları duygusal sıkıntıları gidermeleri ve sağlıklı gelişimlerine ulaşmaları hedeflenir. Özellikle çocuklarda görülen ruhsal rahatsızlıkların ve davranış bozukluklarının, bu alanda eğitim almış uzmanlarca, oyun ya da oyuncaklar yolu ile tedavi edilmesi ve iyileştirilmesidir

    Hangi durumlarda oyun terapisi önerilir?

    • Davranış Problemleri
    • Dikkat Eksikliği ve Aşırı Hiperaktivite Bozukluğu
    • Depresyon
    • Öfke Kontrolü Problemleri
    • Özgüven ve Benlik Gelişimi
    • Korku ve Kaygılar
    • Takıntılar
    • Tikler
    • Tırnak Yeme – Parmak Emme – Saç Yolma gibi davranışlar
    • Kardeş Kıskançlığı
    • Kayıp- Yas- Travmalar
    • Beslenme Problemleri
    • Alt Islatma
    • Dışkı Kaçırma
    • Anne Baba Boşanma Sürecinin Etkileri
    • Aile İçi Şiddet
    • Sosyal İçe Kapanma
    • Cinsel / Fiziksel / Duygusal İstismar Travmaları

    FİLİAL TERAPİ

    Filial terapinin amacı aile ve çocuk arasındaki ilişkinin yapısını terapötik bir çerçevede yeniden oluşturmaktır. Bu teknikte aileye çocuk odaklı bir psikoeğitim verilerek çocuğun duygusal, davranışsal ve sosyal problemlerini zamanla kendi içerisinde de ele alması öğretilir. Filial terapide amaç sadece varolan problemi çözmek değildir. Amaçlanan çocuğun kendini güvenli bir aile ilişkisi içerisinde bulması, duygularını tanıması ve bunu ailesiyle güvenle paylaşır hale gelmesini sağlamaktır.

  • Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm Ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizm ve Dil Konuşma Terapileri

    Otizmdoğuştan gelebilen ya da yaşamın ilk 3 yaşına kadar edinilen bir nörolojik- gelişimsel bir bozukluktur. Otizmi neyin neden olduğu, hangi etmenlerin bu sorunu ortaya çıkardığı konusundan bilim dünyası henüz karar verememiştir. Kesin sebebi bilinmemekle birlikte çok güçlü genetik bir yatkınlığın olduğu bilinmektedir. Bazı araştırmaların sonuçlarına göre ise beyinin bazı yapılarını ya da fonksiyonlarını etkileyen sinirsel yapıların, otizmin ortaya çıkmasında etkili olabileceği düşünülmektedir.

    Bir anne baba için en önemli soru şudur sanırım. Çocuğumun otizmli olduğunu nasıl anlayabilirim?

    Otizm çok geniş bir belirti ve şiddet derecesinde ortaya çıkmaktadır.

    Bunların en önemlileri ise,

    • Otizmesahip çocukların göz teması kuramıyorsa ya da son derece sınırlı bir anda göz teması kuruyor, hemen gözlerini kaçırıyorsa,
    • Sizin yaptığınız komik şeylere, ya da mimik hareketlerine gülümseme ile tepki vermiyorsa,
    • Seslendiğinizde dönüp bakmıyorsa,
    • Kendi çevresinde sık dönüyorsa,
    • Kendi başına kalmayı tercih ediyor, diğer akranlarına ilgi göstermiyor, onlarla oynamıyorsa,
    • Onunla iletişim kurduğunuzda size ilgi göstermiyor, karşısında biri varmış gibi davranmıyorsa

    Otizm

    Çocuğunuzda otizm olabilir. Bunun için vakit geçirmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmanız gerekir. Erken teşhis, tedavi ve rehabilitasyon otizmli çocuğun geleceğini çok önemli oranda etkileyebilir.

    Otizm ve dil konuşma terapileri

    Otizmli çocuklar, bir çok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunların başında sosyal ilişkiler, akademik hayatlarında sorunlar yaşamaktadırlar. Ancak en büyük sorunu ve dil ve konuşma alanında yaşamaktadırlar. Bu sorunlar neredeyse dilin tüm unsurlarını içerebilmektedir. Hiç konuşmanın gelişmemesi, yeterli kelime sayısına sahip olamama, kelime tekrarı(ekolali), harf bozukluğu(artikülasyon) bozukluğu gibi dil ve konuşma sorunları yaşayabilir. Hatta sık çığlık atan, bağıran otistik çocuklarda ses kısıklığı gibi problemler ortaya çıkabilir

    Dil ve konuşma terapi süreci:

    Otizmli çocuklarla dil ve konuşma terapisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu nedenle dil ve konuşma terapistinin otizmli çocuklarla çalışma konusundan mutlaka deneyimli olmalıdır. Aile, çocuk psikiyatrı, özel eğitim uzmanı ile güçlü bir iletişim kurularak dil gelişiminde başarı yakalanabilir.

    Dil ve konuşma gelişimi için hangi teknikleri kullanıyor:

    Öncelikle otizmli çocuğun dikkatini arttırıcı, ses ve konuşma becerisini arttırıcı teknikler kullanıyoruz. Ses üretimini arttırıcı teknikler ile larengeal masaj teknikleri kullanılıyor. Çıkarılmayan her bir harfin çıkarılması için kullanılan PROMP Tekniği, Doğal konuşmanın desteklenmesi, resimli kartlar, basit oyuncaklar ile kelime kazanımını artıran teknikleri kullanıyoruz.

  • Her Seçim Bir Vazgeçiştir

    Her Seçim Bir Vazgeçiştir

    Her Seçim Bir Vazgeçiştir

    Bilmek ayrıdır, fark etmek ayrı… Bazen bilirsin ve sana normal gelir. Bir gün fark edersin… Böylece hem bilirsin, hem de eyleme geçersin. Örneğin; sigara sağlığa zararlıdır, bunu hepimiz biliriz. Bazıları gerçek zararını ‘net’ görebilmiştir içmemeyi tercih eder. Bazıları ise bu gerçeği bilir fakat “Amaan uzun süredir içiyorum bir şey olmadı, olursa da nasip der geçerim” der.

    Tabii hep söyledim, söylüyorum, ısrarla da arkasında duruyorum. Her seçim bir vazgeçiştir.

    Seçtiğin her ne ise ona karşılık seçmediğin her şeyi kaybetmeyi göze almışsın demektir.

    Uzun süredir düşünüyorum, gözlemliyorum, teraziye koyuyorum… Her insan ama her insan yaşadığımız şu hayatta bir diğer yarısını bulmanın peşinde, çabasında…

    Fakat apaçık bir gerçek var ki aslında yaşadığımız kısacık ömrümüzde ‘TEK’ olarak geldik, tek olarak gideceğiz.

    Ya farkındayız ya da değiliz ama TEK’iz. Tek başınasın her yerde, her anda… Evde, işte, okulda, dışarıda, sosyal çevrede, nerede olursan ol. Bizi anlayan ya da anlamayan… Konuştuğumuz ya da konuşamadığımız… İçimizde saklı gizli ne varsa açtığımız ya da açamadığımız…

    Anlatabildiğimiz, anlatamadığımız, anlatmaya çalıştığımız ya da anlatmaya çalışıp da anlaşılamadığımız…

    Ne varsa artık…

    Diyorum ki; gerçek sevgi anlatmaya çalışmamalı. Bazen karşındaki o içindeki sır perdesini açabilmeli, konuşamadığın, içine ok gibi saplanmış olan çığlık çığlığa sustuklarını dinleyebilmeli… Bazen sen anlatmadan seni dinleyebilmeli… Bazen bir bakışıyla, sana huzuru vermeli. Bazen o bakışıyla içindeki huzursuzluğu yok etmeli. Bazen varlığı bile şükür sebebin olmalı. Yani sen gibi olmalı, seni tamamlamaya çalışmamalı, senin diğer yanın gibi olmalı… TEK olmalı.. Diğer yarını aramaktan vazgeç, TEK olabileceğin kişiyi bul!

    Yani demek istediğim, herkes her şeyi biliyor ama uygulamadan bilmek hiçbir işe yaramayacak.

    Sevgiyle,
     

  • Hayatın Getirdiklerine Güven!

    Hayatın Getirdiklerine Güven!

    Hayatın Getirdiklerine Güven!

    Her insan, gelişi ile birlikte birçok şey getirir hayatımıza.Fakat o kişiyi tanımadan, deneyimlemeden, iyi mi kötü mü karar veremeyiz.

    Hepimizin hayatı gelgitlerle dolu. Zaman ise o kadar hızlı ki, ne olup bittiğini anlayabileceği bir vakit tanımıyor insana. Küçükler büyümek ister. Büyükler ise küçük olmak, hatta geçmişe dönmek ister.

    Peki, hayat bu kadar kısayken, bu değerli ömrümüze kimleri almalı, kimleri almamalıyız?

    Neler yapmalıyız?

    Bu sorular aklımızda dönüp dururken asla gerçek cevabı bulamayacağız. Deneyimlemeden öğrenemeyeceğiz, öğrenemeyeceksin, öğrenemeyeceğim. Bu bir gerçek.

    Tabii gerçek olan başka bir şey daha var:

    “Adalet!”

    Etrafımızdaki insanların, ailemizin, çevremizin, eşimizin, dostumuzun, çocuğumuzun kısacası sevdiklerimizin adaleti şaşabilirken, evrenin adaleti asla şaşmaz!

    Bu evrende öyle bir adalet var ki; bugünün hesabını diğer güne bırakmadan tecelli eden, “şaşmaz” bir terazi… Bu terazi, haklıyı haksızı, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü, insana dair hangi duygu varsa tüm hepsini dengeleyebilir.

    Danışanlarımdan, “kimseye güvenmiyorum!” cümlesini çok sık duyuyorum. Çevremden de “annene/babana bile güvenme” sözlerini yine aynı sıklıkla duyuyorum. Güven ya da güvenme, sev ya da sevme, kabul et ya da kabul etme ama şunu bil ki; insan her yaptığından sorumludur. Hatta düşündüklerimizden bile sorumluyuz. Her yaptığın, o bahsettiğim “şaşmaz” teraziye koyulup tartılıyor.

    Ve bir gün; “ben bunları hak edecek ne yaptım?” dediğinde, bil ki bir yerlerde birilerinin canını yakmışsın. Birilerinin kalbine ateşi koymuşsun. İnancını, güvenini yok etmişsin. Yani, birilerini derinden sarsmışsın…

    İşte hayat; öyle güzel bir denge üzerine kuruludur ki, kalp gözü açık olabilenler bunu görüp fark edebilir.

    En zor anında, her “pes ettim!” dediğin anda, hayata gülümseyebilmek ümidi ve daha güzel insanlarla buluşabilmeniz dileğiyle…

  • EVLİLİKTE VE AİLEDE ROLLER

    EVLİLİKTE VE AİLEDE ROLLER

    İlişkilerimizin flört dönemlerinde birbirimize roller yükleriz. Daha doğrusu her birimiz karakterimiz ve potansiyelimiz doğrultusunda ilişki içerisinde bir takım sorumluluklar alırız. Bu sorumluluklar her ilişkinin dinamiğine ve ilişkiyi yaşayan kişilerin karakterlerine göre değişkenlik gösterebilir. İlişki içerisinde kavgaları yatıştırma rolü bunlardan birisidir. İlişki içerisinde yaşanan tartışmalar, anlaşmazlıklar gayet normaldir. Bunların sebebinin aileden öğrendiğimiz bilgilerin karşı tarafınkilerle çatışması olduğunu söyleyebiliriz ki bu ilişki içerisinde güç savaşı kavramını doğurur. 
    İlişki içerisinde rollerden biride organizatörlüktür. Yapılacak aktivitelerin planlanması, eylemlerin seçilmesi gibi açıklayabiliriz.

    Sizde fark ettiniz değil mi şimdi aktivite planlarını hep bir tarafın yaptığını?

    Bunun temel sebebi bizim yerimize işleri yapan biri olduğunda kuzu kuzu uyum sağlamamız ve mutlu olmamızdır. Flört döneminde çok kolay ve kendiliğinden paylaşılan bu ufak roller evliliğe geçince çok ciddi savaşlara yol açabilir. Çünkü artık bir evin içerisindeyizdir ve yapılacak yığınla iş vardır. Hani her iş yerinde birilerine sürekli iş kitleyen ya da her işi yapmaya çalışan, kimseye rol vermeyen iki tip vardır ya işte evlenince de bireyler bu iki tipe dönüşürler. Birincisi sorumluluk almaya üşenen tipler ikincisi ise “en doğru benim geçmişten getirdiğim bilgiler” diyen ve bütün işleri yapan tiplerdir. Bu iki tip de aslında arızalıdır. Evlilikte bunun bir orta noktası bulunabilir. Örneğin evin muhasebesi para yönetimi konusunda herkes çok yetenekli olduğunu sanabilir fakat ne yazık ki durum böyle değildir. Bu rolün mutlaka bilen birisine bırakılması şarttır. Günümüzde artık yeni evlenmiş ve evde oturan çalışmayan insan bulmak zordur. Bunun sebebi ekonomik sebeplerdir. Artık üniversite okuma oranının da artmasıyla herkes kariyer konusuna önem vermektedir. Bundan dolayı evin rutin temizlik işlerinin bir tarafa yüklenmesi mümkün değildir. Fakat temizlik de aynı para yönetimi gibi yanlış yapıldığında tahribat bırakabilecek bir iştir. Bu yüzden özellikle hanımefendilerin bu konuda evde iş dağılımı yapılırken doğu yönetimi yapmaları gerekebilir. 

    Bazı insanlar doğuştan sorumluluk peşinde koşarlar bazıları ise sorumluluk almaktan çekinirler. Çekinen tipleri asla kaçan tiplerle karıştırmamak gerekir. Çekinen tiplerin geçmişte insiyatif kullandıklarında başlarını belaya soktukları ve sonrasında sorumluluk almaktan çekinen tiplere dönüştükleri ve ileriki yaşlarında bilinçaltından gelen kaçınma içgüdüsüyle sönük kaldıkları gözlemlenmiştir. O tiplere ne yapmaları gerektiğini söylediğiniz takdirde çok sadık birer askere dönüştüklerini görebilirsiniz.

    • Sorumluluktan kaçanlar için ne yapmak gerekir peki?

    Bu zor bir konudur fakat şöyle bir yol izlenebilir. Verilecek olan sorumluluğu kendisinin yaratmasına ve tanımlamasına olanak verip onların biraz narsistik yönünü okşarsanız onları da birer sadık askere dönüştürebilirsiniz. Bu tiplere sorabileceğiniz altın sorular arasında; “Sence burada ne yapmalıyız?” “Bir konuda senin önerine ihtiyacım var.” hatta abartarak “ Sen olmazsan ben bunu halledemem ki “ gibi ifadeler yer alabilir.

    Evliliklerdeki bir diğer rol sorunsalı ise mutfak görevleridir. Bir önceki paragrafta belirttiğimiz gibi artık iki tarafta çalıştığı için akşam eve gelinince yapılacak yemek bazı durumlarda çok büyük bir krize yol açabilir. Özellikle yeni evlenmiş bireylerden her biri o yaşlarına kadar eve geldiklerinde hazır sofra ve muhteşem anne yemekleriyle karşılaştıkları için yeni evlerinde hazır sofraya oturmak isterler. İşte bu durumda gerçekten bir yöneticiye ihtiyaç vardır. Bu konuda da yine iş bölümü olması gerekir fakat mutfak konusunda deneyimli birinin deneyimsiz birine ne yapması gerektiğini söylemesi ve iş bölümünü kolaylaştırması gerekir. Bilgili olan tarafa biraz fazla iş yükü kalabilir fakat zamanla yetiştireceği diğer eleman bilgilendikçe sorumluluk almaya başlayacak ve daha fazla iş yapmaya başlıyor olacaktır.

    Buraya kadar basit iş dağılımını gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Bundan sonrasında ise sahne arkasında kalan fakat aile dinamiklerinin temel direklerini oluşturan karı-koca rollerine göz atıyor olacağız. Güzel bir flört döneminden sonra evlenme kararı vererek düğününüzü yaptınız. Yediniz içtiniz. Eğlendiniz. Bir de üstüne balayı patlattınız. Değmeyin keyfinize. Balayı bitti. Evinize döndünüz. Tatil bitti. İşler başladı.

    • Şimdi ne olacak ? Ne mi olacak? Kararı veren sizdiniz. Şimdi “Ne olacak?” diye mi soruyorsunuz?

    Evlilik kurumundan size birer tane hediye geldi. İki ceket hemen incelemeye başladınız. Gıcır gıcır, mis gibi iki tane ceket. Biraz şaşkınlıktan sonra üzerinize denemeye karar verdiniz. Bir de baktınız ki üzerinize biraz büyük geldiler. Çiftlerden birinin aklına hemen dahice bir fikir geldi. “Sanırım yanlış denedik. Gel sen benimkini dene ben de seninkini deneyeyim. Yok bu da olmadı. Eee napalım terziye mi götürsek ? Aslında biraz beklesek mi? Belki biraz büyürüz. Bu ceket seneye senin üstüne oturur gibi. Markası neymiş acaba?” Derken bir baktınız ki kadın için olanında “karı” markası erkek için olanında ise “koca” markası var. İşte şimdi fark ettiniz bunlar sizin yeni rolleriniz. Sevgiliyken de vardı ceketleriniz. İkisinin de markası aynıydı “sevgili”. Şimdi yeni ceketleriniz var. Bu ceketlerin üzerinize büyük gelmesinin nedeni büyüyecek olmanız değil,“sevgili” ceketlerinizi tozlu dolaplarınıza kaldırıp unutmak yerine içlerine dikebilesiniz diye yer bırakılmış olmasıdır. Ne kadar da düşünceli kurummuş. İlişkinizde birkaç tane ceket giyiyor olacaksınız. Her aşama bir ceketi temsil ediyor olacak. Sevgili, karı-koca, anne-baba, dede-anneanne ceketleri olacak. Her üst aşamaya geçtiğinizde eskilerini dolaba kaldırırsanız ilişkinizin temel dinamiğini terk etmiş olursunuz. Bu da sizi birbirinizden uzaklaşmaya itebilir. İlişkinizdeki tutkuyu, aşkı, romantizmi canlı tutabilmek için her zaman ilişkinizin sevgililik zamanından yararlanmanız gerekir. 

    • Peki nedir bu karı-koca rolleri? Sorumlulukları nelerdir ? Ne iş yaparlar ?

    İşte bunların cevabı sizin geçmişten getirdiğiniz bilgilerle açıklanabilir. Şimdi bu yazıyı okurken evliliğiniz içerisinde kendinizi gözlemlemeye çalışın. Aynı anneniz ya da babanız gibi misiniz evlilik içerisinde? Neden acaba? Çünkü bu rolleri onlardan öğrendiniz ve kendi ilişki dinamiğinize ve kendi karakterinize göre şekillendirdiniz. Bir önceki paragraflarda bahsettiğimiz gibi evin rutin işleri konusunda eşit dağılım yapıp evin sorumluluğunun balansını iyi ayarlarsanız zaten geçmişten getirdiğiniz bilgileri kullanarak “karı-koca” rollerini çok rahat yerine getirebilirsiniz. Sadece sınırlarınızı belirleyin ve ilişkinizi yaşamak için üçüncü bir alan yaratın. Yani ilişkinizde eşit payda “BEN-SEN-BİZ” olsun. Gerisi kendiliğinden gelişir zaten. “Ben” ve “Sen” kısımlarını beslerken, doyururken yalnız kalalım. “Biz” kısmını beslerken ise mutlaka beraber olalım, yeterlidir. Birde başta yaptığınız gibi deneme amaçlı ya da kendinizinki eskimiş, diğerinizin ceketi elinizin altında bile olsa asla ve asla birbirinizin ceketlerini giymeyin. Yeni ceketleriniz hayırlı olsun. İçlerine sevgili ceketlerini yamalatmayı unutmayın.“BİZ” kısmını beslerken ona bolca ihtiyaç duyacaksınız.

  • Hiç Vazgeçtin Mi?

    Bazen yaşadığın bazı olayları unutmak istesen de unutamazsın. Yok sayamazsın, olmamış gibi davranamazsın. “Yeter artık unutmak istiyorum!” desen de olmaz bir türlü… Ne zamanı geri alabilirsin ne de yaşadıklarını unutacak bir güç bulabilirsin.

    “Affetsem mi?” dersin, affetsen bile kırılmıştır bir kere gönlünün kapıları. Ne yapsan nafile…

    Düşün bir bakalım.

    • Hiç ummadığın anda, ummadığın birinden ummadığın bir tepkiyle karşılaşınca affeder mi yüreğin?
    • Yoksa “Affettim, tamam, oldu bitti işte” deyip kendini mi kandırırsın?
    • Tamam, diyelim ki affettin. Peki ya yanlış yapanı sık sık affetmek onu kötü biri mi yapar?
    • Yoksa affetmek, “Cebimde taşlarım olsun” deyip biriktirmek midir sana yaşatılanları?
    • Ya da affedilene bir lütuf gibi “Seni affettim!” deyip, yine yeni ve yeniden şans mı vermektir?
    1. Bana unutmak mı, affetmek mi diye soracak olsan, vazgeçmek derim…
    2. Biliyorsun, vazgeçmek de bir seçimdir.
    3. Çünkü vazgeçersen bitmiştir.
    4. Çünkü vazgeçersen özgürsündür.
    5. Çünkü vazgeçersen, küllerinden yeniden doğabilirsin.
    6. Çünkü vazgeçersen, olumsuz gibi gözükse de aslında sen doğru olanı tercih etmişsindir.
    7. Dediğim gibi vazgeçmek bir seçimdir!
    8. Ancak gerektiği zaman ve ölçüsünde kullanıldığı zaman..
    9. Seçimlerin senin mutluluğundur.

    Unutma!

    Kimileri siyahla mutlu olur, kimileri beyazla…

    Sevgilerimle,