Kategori: Psikoloji

  • Bir Gün…

    Bir Gün…

    Bir Gün…

    Hep verdik, veriyoruz. Çünkü bize küçükken vermeyi, paylaşmayı, verdikçe çoğalacağı öğretildi.

    Ve bir gün…

    Büyüdük.

    Yine verdik. Hayatımıza dahil olmak istediler izin verdik. Sonra defa şans istediler, o şansların heba olacağını bilmemize rağmen yine verdik. Kırıldık fakat kırmadık, canımız yandı yakamadık ve her defasında darbe yedik.

    Sonra anladık ki bazı şeyler, bazı kişilere bazen boşunadır.

    Ne kadar anlatırsan o kadar kafan karışır. Ne kadar konuşursan konuş bir o kadar anlaşılmazsın. Hatta üstüne üstlük yanlış anlaşılırsın.

    İşte, bazen bazı insanlara karşı çığlık çığlığa susmak lazım!

    Sevmeyi, değer vermeyi bilmeyen, kötü olmayı tercih eden ve öğrenmek istemeyen insanlara sevmeyi öğretme!

    Yoksa bu hikayenin sonunda sen ‘sevmeyi’ unutursun.

    İşin özü ne mi?

    Bir gün…

    Sevgiyle çoğalır her sevgi.

  • Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat Ertelemeye Gelmez!

    Hayat, ertelediğimiz her ne ise onu bekleyecek kadar uzun değildir. Ertelediklerimizin zamansız gitmesi durumunu yaşadığımızda pişmanlıklarla baş başa kalmış oluruz. Pişmanlıkların hiçbir çaresi yoktur. Her bir ‘keşke’ anlamını yitirir. Ev, okul, iş, aşk hayatında ve arkadaşlık ilişkilerinde uzun lafın kısası hayatının her anında ertelenen hatta ve hatta ertelenmeyi bekleyen birçok şey vardır.

    “Evi sonra temizlerim. Sınava sonra çalışırım. Babamla ya da annemle sonra konuşurum. Ona hissettiğim duyguları sonra söylerim. Onu sonra ararım… ” Aslında sonradan anlarsın ki nereden başlaman gerektiğini bilemediğin bir sürü ‘sonra’ olmuş. Bu yüzden, erteleme! Hayatını er-te-le-me!

    Özellikle sevdiğin insanlara, onları sevdiğini söylemeyi erteleme! ‘Sevgi’ ertelenemeyecek kadar eşsiz bir duygu… Sev ve söyle! Kaybedecek olsan da söyle, şayet sonucu olumsuz olursa da pişman olma! En azından ‘keşke’ dememiş olursun. Sevdiklerini ara, onlarla konuş. Çünkü hayat kısa ve ölüm ne yazık ki yaş tanımıyor. Zamana karşı koymaya çalışmak, akıntıya kürek çekmek gibidir. İş işten geçmeden, keşkeler dün olmadan, bugünler geçmiş olmadan başla!

    Sevgiyle,

  • 4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin

    4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin

    4 Adımda Psikolojinizi Düzeltin​

    Yaz ayının başlarındayız. Havanın olumlu etkisi sayesinde dışarı çıkmak için nedenlerimiz arttı. Uzmanlar mevsim değişimlerinin, insanların fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde doğrudan etkisi olduğu görüşündeler. Bahar ve yaz ayları bildiğiniz üzere alerjisi olan insanlar üzerinde de doğrudan etkilidir. Vücudumuzdaki hormonal ve fizyolojik değişiklikler mevsimsel depresyonları beraberinde getirebiliyor. Dahası, tedavi edilmeyen depresyon bu aylarında etkisini daha şiddetli gösteriyor. Yazın henüz başındayken depresyon ile nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek ister misiniz? Psikolog Tuba Dadaşoğlu ile yaz depresyonu ile nasıl başa çıkacağımızı konuştuğumuz, kendimizi daha enerjik ve dinamik hissetmek için neler yapmamız gerektiği ile ilgili bilgilendirici bir söyleşi yaptık. Keyifli okumalar dilerim.

    Depresyon nedir?
    Evet, gerçekten de depresyon nedir? Farkındaysanız artık herkes “Depresyondayım!” diyor.Aslında depresyonun en temel anlamı; isteksizlik hali, hayattan zevk alamamak ve hiçbir şey yapmama isteğidir. Aslına bakacak olursak depresyon; bir beyin hastalığıdır. Yani hem vücudu, hem düşünceleri hem de duygu durumunu etkiler.

    Bahar ve yaz depresyonu hakkında bilgi verebilir misiniz?
    Toplumumuzda daha çok  bahar ve yaz depresyonu olarak bilinen şey, esasen mevsimsel duygulanım bozukluğudur. Her yılın aynı zamanlarında tekrar eden bir depresyon türüdür. Bu süreçte kişiler kendilerini daha çok sömürülmüş ve karamsar hissederler. Bahar depresyonu hastalığı ile yapılan en büyük yanlışlıklardan biri de, bu hastalığı kısa süreli bir moral bozukluğu sanıp, insanların bu durumu ciddiye almamasıdır. Eğer doğru zamanda doğru adım atılmazsa bu hastalık giderek ağırlaşıp sürekli bir depresyon haline de gelebilir.

    Peki, yaz depresyonunun belirtileri nelerdir?
    Kişide gözle görülür derecede enerji düşüşü başlar ve ilgi kaybı azalır, suçluluk duyguları artar, odaklanamama durumu başlar, yoğun bir şekilde ölüm veya intihar fikirleri ortaya çıkar. Duygusal anlamda bir çökkünlük yaşarlar ve her şeye üzülürler. Ağlamalar artar, bu bazen bir neden olmadan da ortaya çıkar. Uyku düzenleri bozulur, hiçbir şeyden zevk alamaz hale gelirler ve kendilerini sürekli yorgun hissederler.

    Bahar ve yaz depresyonunda en çok kimler risk altında?
    Bahar depresyonu, genetik olarak depresyona yatkınlığı olan kişilerde daha fazla görülüyor.Bir de geçmişte depresyon geçirmiş kişilerde daha sık şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin; dışa dönük ve ikili ilişkilerinde iletişimi daha kuvvetli olan kişilerde depresyon daha az görülürken, içe dönük ve ikili ilişkilerinde iletişimi zayıf olan kişilerde bu hastalık daha sık ortaya çıkıyor. Buna ek olarak; mükemmeliyetçi yapıya sahip kişiler birçok konuda esneklik gösteremediği için beklentilerinin altında bir durum sergilediği zaman daha sık depresif belirtiler yaşıyor ve böylece mevsimsel değişimlerde daha fazla hassasiyet gösteriyorlar.

    Depresyon başlamadan önce anlamak mümkün müdür? Depresyonun ön belirtileri var mı?
    Hepimiz hayatımızda üzülüyoruz, yıpranıyoruz, stresli anlar ya da zamanlar geçiriyoruz fakat her duygunun olduğu gibi bu duygularında belli bir zamanı olmalı. Buna örnek verecek olursak; ilişkimizle ya da aile yaşantımızla ilgili zorlu bir süreçten geçiyorsak üzülmemiz, uykularımızın kaçması hatta stres düzeyimizin artması normal olabilir.

    Depresyon döneminde farklı olarak yaşanan durum ise; hayatımızda olumlu gelişmeler olmasına karşı içimizde hissettiğimiz koskoca bir boşluk hissi, bunalım ve hüznün devam etmesidir.Yani önceden sizi mutlu eden, keyif veren şeyler artık eski tadı vermiyorsa depresyondasınız demektir. Tabii kişiler çoğu zaman yaşadığının depresyon mu yoksa günlük hayatın bir parçası mı olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyorlar. Eğer bir olay karşısında normalden farklı tepkiler verdiğinizi düşünüyorsanız ve çevrenizdekilerden de bu konuda sorular geliyorsa bir uzmandan destek almanızı öneriyorum. Çünkü uzun süre tedavi edilmeyen depresyon kişiyi intihara kadar sürükleyebiliyor.

    4 adımda depresyon ile başa çıkmak için neler yapmamız gerektiğini bizimle paylaşabilir misiniz?
    Öncelikli olarak “Artık geçmişin yükünden kurtulve hafifle!” diyerek konuya başlamak istiyorum. Geçmişe dair unutmadığımız ve unutmak istemediğimiz her şey bizim ruh sağlığımızı olumsuz şekilde etkiler. Yaşadıklarımızı tabii ki tamamen unutmaktan bahsetmiyorum. Zaten bu, mümkün de değil; fakat geçmişi bugünümüzde yaşatarak kendimize en büyük zararı yine kendimiz vermiş oluyoruz. Eğer geçmişi affedip yolumuza devam etmeyi tercih edersek inanın bana bambaşka bir noktada göreceğiz kendimizi.

    İkinci olarak: O kafayı değiştir!
    İnanın ne düşünüyorsak ya da ne hissediyorsak o şekilde de davranırız. Yani düşünceler duyguları, duygularda davranışlarımızı etkiler. Ben diyorum ki işe olumsuz düşüncelerimizi değiştirmekle başlayalım. Çünkü olumsuz duygular bizi düşünsel ve fiziksel olarak da olumsuz etkiler. Olumsuz bir duygu durumu içerisindeyken moralimiz daha da bozulur. Moralimizin bozulması ise çoğunlukla yapıcı bir durum değil tam tersine yıkıcı bir durumdur.

    Bir diğeri:Kendinle ilgilen!
    Depresyonun üstesinden gelmek için kendimize dikkat etmemiz gerekmektedir. Tabii bu da sağlıklı bir yaşam tarzını takip etmek, stresle başa çıkabilmeyi öğrenebilmek, sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek ve gün içinde bize iyi gelecek aktivitelerde bulunmaktır. Ruh sağlığımızda yaşadığımız sorunlar şüphesiz bedenimize de yansır. Hareketsizlik ve bununla beraber sürekli düşünme hali bedenimizi yorabilir.

    Olmazsa olmazı ve sonuncusu: Sevdiklerinize zaman ayırın!
    Depresyonla gelen isteksizlik ve yorgunluk hali ilişkilerimizi de etkileyebilir. Yapılan araştırmalara göre, sosyal ilişkilerin iyileştirici bir gücü olduğu ispatlanmıştır. Uzun süredir ihmal ettiğiniz bir arkadaşınızı arayıp onunla görüşmek, hatta bir kahve içip sohbet etmek inanın size iyi gelecektir.Ve en önemlisi, önceden yaptığınız ve sizi iyi hissettiren şeyleri içinizden gelmese bile yapmaya çalışmak en etkili olacak yöntemlerden biridir. Depresyonunuz hemen bitmese bile, keyifli aktivitelerle uğraştığınız için kendinizi günden güne daha enerjik ve daha iyimser hissedeceksiniz.

    Bir uzmandan ne zaman yardım alınmalı?
    Eğer depresyonunuzun zamanla daha kötüye gittiğini düşünüyorsanız, bir uzmandan destek almanızı tavsiye ediyorum. Yardım alıyor olmak sizin zayıf olduğunuz anlamına gelmemeli. Depresyondayken negatif düşüncelerle boğuşmak kendimizi bulmamızı daha da zorlaştırabilir, fakat unutmamanız gereken önemli bir nokta var, depresyon tedavi edilebilir ve kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz! Ancak önemli olan 4 adımı uygulamaktan asla vazgeçmeyin. Profesyonel destek alıyor olsanız bile, bu ipuçları kendinizi daha iyi hissetmenizi ve iyileşmenizi hızlandırmada yardımcı olacaktır.

  • Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve konuşma bozukluğu bir çok çocuğun gelişim döneminde gözlenen bir olgudur. Bebeklikte başlayan konuşma gelişimi bazı çocuklarda akranlarına göre yeteri kadar gelişme göstermeme, dil ve konuşma alanında sapmaları ifade etmek için kullanılır.

    Dil ve Konuşma Bozukluğu

    Dil ve konuşma bozukluğu nedir?

    a-Gelişimsel dil geriliği: bu bozukluk türünde dil henüz kazanım aşamasın da iken yetersizlik gözlenir. Çocuğun yeterli kelime hazinesi yoktur. Her çocuğun yaşına uygun kelime hazinesi olması gerekir. Bazı çocuklarda kelime sayısı akranlarına göre çok azdır. 3 yaşına gelmiş hala 10-20 kelime sayısına sahip çocuklar vardır. Dil ve konuşma bozukluğu sorunun önemli bir kısmını oluştururlar. İşitme kaybı, mental sorunlar, öğrenme sorunları, uyaran yoksunluğu, sürekli tv ve bilgsayarla vakit geçirme, arkadaş sayısının az olması dil geriliğinin oluşmasında önemli bir etkendir.

    b- Artükülasyon bozukluğu: halk arasında pelteklik olarak da bilinir. Gelişimsel dil de olduğu gibi, her harfinde söylenme yaşı vardır. /B/ için söylenme yaşı 2 iken,/ s/harfi için 4 yaş olarak beklenir.Harfleri doğru söyleyememedir. Her harfin kelimin başında, orasında ve sonunda doğru olarak söylenmesi gerekir. Çocuklar hedef harf (fonem) için olgunluk çağına eriştikleri halde doğru söyleyemiyorlarsa artikülasyon bozukluğu var demektir. Terapilere 4 yaşından itibaren başlanır.

    c- Kekemelik: yetişkin populasyon da en sık görülen dil ve konuşma bozukluğu dur. Konuşurken takılma, duraklama ve uzatmalar olarak bilinir. Bir diğer adı akıcı konuşma bozukluğudur. Konuşmanın çok hızlı olması da bir konuşma bozukluğudur.

    d-Afazi: nüfusun yaşlanması ile birlikte görülme sıklığı da artmaktadır. Beyin felci ya da inme sonucunda konuşma, anlama,okuma, yazma yetilerinden her hangi birinin ya da bir kaçının bozulması olarak bilinir. Hastalarının çoğunun yaşlı olması, ek birçok sağlık sorunları yaşamaları terapiyi güçleştirmekle birlikte başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Terapi süresi genellikle 2 yılı aşmaktadır.

    e- Ses bozuklukları: Sesin perdesinde, şiddetinde, kalitesinde bozulmalardır. Bozulma bu üç parametrede aynı anda görülebilir. Ya da bu üç parametreden herhangi birinde gözlenebilir. Bu bozukluğa genellikle kişinin sesini yanlış kullanması, sigara gibi etmenler yol açar. Ancak küçük bir grupta doğuştan getirilen hastalıklar da yol açabilir.

  • Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel Eğitim

    Özel eğitimnormal eğitimden fayda görmeyen kişilerin eğitimi için kullanılan bir terimdir. Dünya da ve ülkemizde yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkelerin gelişmişliği artıkçaözel eğitimhizmetleri de artmaktadır.

    Özel Eğitim

    Bu alandaki eğitim hizmetlerini iki grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta mental davranışsal, işitsel, gelişimsel açıdan yetersizliği bulunanlara uygulanan eğitim olarak toplayabiliriz. İkinci grupta ise zeka ve yetenek bakımından üstün performans gösteren kişilere verilen eğitim olarak toplayabiliriz.

    Ülkemizde en yaygın olarak verilen eğitim 1. Grupta toplanan yetersizliklerden dolayı verilen eğitimdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz

    • Mental yetersizlik. Zeka puanı 90 puanın altında olan kişilere verilen eğitim
    • Özel öğrenme güçlüğü olan kişilere verilen eğitim. Bu kişilerin zekaları normaldir ancak bazı alanlarda öğrenme becerileri akranlarına göre zayıftır.
    • Yaygın gelişimsel geriliği olanlar. Bunlar tipik ya da A tipik otizm tanısı almış olan kişiler
    • İşitsel yoksunluğu olan kişiler. İşitme cihazı ya da koklear implant kullanıcıları.
    • Dil ve konuşma bozukluğu olanlar
    • Gelişimsel, anatomik bozukluğu olanlar
    • Görme engelliler
    • Davranışsal bozukluğu olanlar

    Özel eğitimin bir başka alanı ise bir yeteneğinin normalin üzerinde olmasıdır.

    • Üstün zekalılar eğitimi. Bu kişilerin zekası IQ 130 ve üzeri olanları içine almaktadır.
    • Resim, müzik, satranç gibi bir alanda normal insanlara göre çok büyük bir yeteneğe sahip olanlar da farklı bir eğitim almalıdırlar.

    Özel eğitimi kimler vermektedir. Personel olarak bu alan için uzman elaman yetiştiren üniversiteler vardır.Özel eğitimöğretmenliği, işitme engelliler öğretmenliği, üstün zekalılar öğretmenliği, psikolog, fizyoterapist, dik ve konuşma terapisti,odyolog, çocuk gelişimi uzmanı gibi meslek elemanları ve uzmanlar eğitim verme becerisine ve yetkinliğine sahip kişilerdir.

    Özel eğitim kurumsal olarak nerelerde verilmektedir?

    Kamuya ya da özel girişimcilere ait özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ülkemizde en çok hizmet veren kuruluşlardır. Bunun yanında belli bir engele uzmanlaşmış terapi merkezleri, dil ve konuşma terapi merkezleri, otizm merkezleri, dikkat eksikliği ve hiper aktivite terapi merkezleri, bu alanda büyük hizmetler vermektedir.

  • Ders Başarısızlığı

    Ders Başarısızlığı

    Ders Başarısızlığı

    Ders başarısızlığı Günümüzde pek öğrencinin sorundur. Kimi hiç çalışmadığı için derslerini başaramaz, kimi çalıştığı halde derslerini başaramaz, kimi de başardığını düşündüğü halde öğretmeni ya da anne babasını mutlu edemez.

    Ders Başarısızlığı

    Ders başarısızlığıyada ders başarısı için ne yapmak gerekir. Nasıl başarılı olunur. Bazı öğrenciler neden sürekli başarısızdır? Bunların sonucun pek çok nedeni vardır. Bir öğrencinin başarılı olabilmesi için herhangi bir ders için örneğin matematik ya da 7. Sınıf tüm dersleri için iyi bir değerlendirme yapması gerekir. Bazen her ders için ayrı bir değerlendirme yapması gerekebilir.

    Bir öğrenci tüm derslerden ve matematik, Türkçe, İngilizce gibi bir dersten başarısız ise ve bu geçmişte de böyle ise öncelikle yapılaması gereken şey IQ testi. Zeka testi yapılarak genel bir zeka sorunu mu var yoksa özel öğrenme güçlüğü mü var onun tespit edilmesi gerekir. Yapılan test sonucunda her hangi bir alanda yetersizlik ortaya çıkmış ise o takdirde çıkan eksikliğe yöneliközel eğitimya da destek eğitim gerekir. Böyle durumlarda öğrenci ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamıyordur.

    IQ testi sonucu normal bulunmuş ise, dikkat eksikliği, kaygı bozukluğu gibi psikolojik faktörlerin elenmesi gerekir. Öğrencinin konuya dikkatini verememesi, yüksek kaygı, öğretmeni dinlese bile ya da konuyu okusa, çalışsa bile anlamamasına yol açmaktadır ki benim 20 yıllık tecrübemde böyle çok öğrenci ile karşılaştım. Düzenli olarak derse gelmesine ve ders çalışmasına karşın başarılı olamamaktadır.

    Sınav kaygısıders başarısızlığı sonucuna yol açan bir başka faktördür. Öğrenci çok iyi bilmesine karşın bildiklerini kaygı nedeniyle sınavda ortaya koyamamaktadır. Bu durum dapsikoterapiiyi bir yardımcı olabilir. Ayrıca öğretmenlerin de öğrenciyi değerlendirirken yalnızca sınav puanı ile değerlendirmemesi gerekir. Geniş bir değerlendirme skalası performansı düşük öğrenciler için de motivasyon kaynağı olacaktır.

    Tüm bunların dışında da ders başarısızlığı gösteren öğrencilerimiz vardır. Bu grupta ki öğrenciler nasıl çalışacaklarını bilememektedirler. Öğrenci rehber öğretmen ve veli birlikteliği ile stratejik bir çalışma palanı hazırlanarak başarı kolaylıkla arttırılabilir. Bura velilere önemli görevler düşmektedir. Çocuklarını koşulsuz koruyucu, kabullenici ve sevgi dolu yaklaşım onları kazanmada büyük yarar sağlayacaktır.

  • Ergenlik  Bunalımı

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik bunalımı: ergenlik dönemi, insan hayatının en karmaşık, ne bunalımlı dönemidir. İnsanın 14-24 yaş aralığını kapsayan bu dönemde ergenler bir çok sorunla karşılaşırlar ve verecekleri bir çok karar gelecek hayatlarını radikal bir şekilde etkileyecektir. Ne var ki bir çok ergen nasıl bir karar vereceği konusunda en ufak bir bilgisi dahi yoktur. Bu nedenle ergenlik bunalımı yaşarlar.

    Ergenlik Bunalımı

    Ergenlik dönemi insan hayatının kavşağıdır.Ergenlerin kendileri, eğitim ve iş hayatları ile ilgili hızlı karar vermesi gereken bir çok konu vardır. Ergen bu dönemde ailesinden ve toplumdan bağımsız ve özgür olmak istemekte, ancak aile ve toplum ergenin bireyselleşmemi için yoğun baskı uygulamaktadır. Ergen birey olmakta, toplumsal olmak arasında bir seçim yapmakta zorlanmaktadır. Bu baskı ve gerginlik ergendeergenlik bunalımıolarak ortaya çıkmaktadır.

    Ergen hayatının 14-25 yaş dönemi özgür, özgün bir kişilik geliştirmesi için en hayati dönemdir. Bu dönemde alacağı kararlar tüm hayatını etkileyecektir. Çünkü özgün olmak diğerlerinden bağımsız ve farklı olmayı gerektirmektedir. Bu da toplumu ve aileyi karşısına almayı onlarla savaşmayı gerektirmektedir. Aile ve toplumla savaş gerginlik oluşturmaktadır. Gerginliğin sonucu ergenlik döneminin bunalımı ile kendisini göstermektedir. Ancak şunu bilmeliyiz ki insan ve toplum hayatında bu tür kriz ve gerginlikler olmadan sağlıklı bir gelişim olması mümkün değildir. Her gelişim, büyüme ve kazanımın bir bedeli vardır. Bireysel ve özgür olanın bedeli de ergenlik dönemi bunalımı dır.

    Eğitim hayatı ergenlik döneminde şekillenmektedir. Hangi okula gideceğimize, hangi mesleğe sahip olacağımıza bu dönemde karar veririz. Gideceğimiz lise bize hangi üniversiteye ya da bölüme gidebileceğimiz konusunda güçlü bir ışık vermektedir. Gideceğimiz üniversite hangi mesleğe ne kadar sahip olabileceğimize, nasıl ve ne kadar kendimizi gerçekleştirebileceğimize yardımcı olacaktır. Buralarda verilen ya da verilemeyen bir kararergenlik bunalımıolarak karşımıza çıkmaktadır.

    Uzun süren çözülemeyen ergenlikdöneminde bunalımolarak karşımıza depresyon, anksiyete, intihar düşüncesi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Uzun süren ergenlik bunalımı sorunu varsa mutla psikoterapi yardımı alması gerekir. Zamanında terapi edilmeyen ergenlik sorunları ileride çözümü çok zor olan bir probleme dönüşebilir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu günümüzde pek çok çocuğun yaşadığı bir sorundur. Be bu sorun her geçen gün daha sık görülmektedir. Pek çok aile çocuklarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şüphesi ile uzmanlara başvurmaktadır.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

    Dikkat eksikliği nedir?  

    Dikkatinin  yeterli düzeyde olamaması ya da dikkatini  kontrollü bir şekilde sürdürememesidir.

    DSM 5’e göre  dikkat eksikliği  bulgular şöyle sıralanmıştır:

    1-Çoğu zaman ayrıntılara dikkat etmez ve sürekli hata yapar

    2-Dikkati sürdürmede sıkıntı yaşar

    3-Çoğu zaman dinlemezmiş gibi görünür,

    4-Verilen görevleri yerine getirme de güçlük çeker,

    5-Organizasyon sorunu yaşar,

    6-Yoğun düşünme, zihinsel faaliyet gerektiren işlerden kaçınma veya bu tip işleri yerine getirmede, bu işleri yapmaktan hoşlanmama,

    7-Çoğu zaman etkinlik ya da görev için alınmış eşyalarını kaybetme,

    8-Dikkatin dış uyaranlarla çok kolay dağılması,

    9-Günlük işleri yerine getirmede unutkanlık.

    Hiparaktivite Bozukluğu nedir?

    Aşırı ve kontrol edilmesi güç ve herhangi bir amacı olmayan davranışlardır.

    DSM 5’e göre  Hiperaktivite  bulgular şöyle sıralanmıştır:

    1-Durduğu yerde duramaz; her tarafı oynar,

    2-Uzun süre bir yerde oturamaz,

    3-Sürekli  hareket halindedir, koşar ya da tırmanır,

    4-Sessizce bir şeyle meşgul olmada sıkıntı yaşar,

    5-Motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketlidir

    6-Sürekli ve çok konuşur,

    Dürtüsel Davranışlar

    1-Karşıdaki kişi sorusunu, konuşmasını  bitirmeden cevabı verir,

    2-Beklenmesi gereken bir durum da sıra gerektiren bir işte sıkıntı yaşar.

    3- Sürekli başkalarının sözünü keser, araya girer.

    Nedenleri

    Kesin olarak nedenleri bilinmemekte birlikte, bu bozuklukla birlikteliği güçlü görülen durumlar şunlardır.

    a-Genetik faktörler

    b- DEHB’li kişilerin beyinlerinde bulunan neurotransmitterler maddelerin işlevlerinde bozulma

    c- Annenin gebeliği sürecinde alkol kullanımı, bazı ilaçların kullanımı, doğum sorunları ve gelişim gerilikleri,

    d- Travmalar  arasında gösterilmektedir.

    Görüldüğü üzere dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu semptomları çevremizde pek çok çocuk ve yetişkin insanda gördüğümüz belirtilerdir. Pek çok aile, öğretmen bu sorunlardan şikayetçidir. Tedavisi iki şekilde yapılmaktadır.

    A-ilaç tedavisi: bir çok hekim dikkat eksikliği ve hiperaktive bozukluğu için çeşitli ilaçlar önermektedir. Ancak ailelerin çoğu ilaca karşı gelmekte, ilaç dışı çözümler aramaktadır. Aslında hekimler de tek çare olarak ilaç önermemektedir. Ancak davranış terapisini bozacak bazı davranışların engellenmesi için ilaç önerilmektedir.

    B-Psikoterapi ve eğitim: tüm dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu durumlarında ilaç kullanılsın ya  da kullanılmasın sonuçta kullanılacak yöntem psikoterapi ve eğitimdir. Tedavinin kalıcılığını sağlamak, sosyal ve bireysel uyumu artırmak için psikoterapi ve eğitim önerilmektedir.

    • Bilişsel ve davranışsal psikoterapi
    • Aile,öğretmen, bakıcı, yakın sosyal çevrenin eğitimi
    • Dikkat eksikliğini azaltmak ve ortadan kaldırmak için dikkat geliştirme setleri ve faaliyetlerin artırılması
    • Sosyal uyumun artması için grup terapileri
    • İş uğraş terapileri ve etkinlikleri
    • Sportif faaliyetler, sosyal çalışmalar

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu sorunun ortadan kaldırılması için yalnızca psikoterapi ve eğitimden fayda beklemek biraz zordur. Uygun medikal ilaçlar ile birlikte yapılan terapinin en yüksek kazanç sağlayacağını düşünmekteyiz.

  • Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi

    Çocuğunuza tuvalet eğitimi kazandırmadan önce insan gelişimini iyi bilmemiz gerekir. alt ıslatma, büyük tuvaletini altına yapma, insan gelişiminin bir parçasıdır.Bebeklik ve ilk çocukluk döneminde alt ıslatılması, büyük tuvaletini altına yapma son derece normal bir davranıştır.

    Çocuklar büyüdükçe kaslarını kontrol etmeye başlar. Davranışlarının sonuçlarını görmeye, toplumsal olanlar ile toplum tarafından kabul edilmeyen davranışların ayrımını yapmaya başlar. Bu dönemde tuvalet eğitimini önem kazanmaya başlar. Aileler kendi çocukları için bir an önce tuvalet eğitimi kazansın isterler. Ancak her çocuk için tuvalet eğitimine başlama yaşı olarak standart bir değer, yaş belirlemek zor olmakla birlikte 2 yaş vesonrasında daha kolay bir kontrol kazanmaktadırlar.

    Tuvalet Eğitimi

    Tuvalet Eğitimi İçin Ne Yapmak Gerekir?

    Bir kere şunu çok iyi bilmeliyiz. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu eğitim için kesin bir yaş ve dönem belirlemek zordur. Ancak büyük, küçük tuvalet yapması, gündüz ve gece altına kaçırması olarak farklı kriterler belirlemek gerekir. Bir çocuk için genel olarak 3-4 yaş civarında gündüz tuvalet kontrolünü sağlaması normaldir. Gece tuvalet kontrolü için ise 5-6 yaşına kadar kazanmamış ise bir üroloğa gitmekte fayda vardır.

    Bazı Çocuklar Neden Tuvalet Kontrolü Sağlayamaz?

    1. Gelişimsel sorunlar: bazı çocuklar diğer çocuklarla aynı yaşta olmalarına karşın aynı gelişim evresinde olmayabilirler. Örneğin her iki çocuk da 3 yaşında olmana karşın birisi gelişim olarak 6-9 ay daha geriden geliyordur.
    2. Mesane büyüklüğü yeterli büyüklükte değildir.
    3. Kas kontrolü yeterli düzeyde değildir.
    4. Öğrenme sorunları vardır.Çocuk bu öğrenmeyi gerçekleştirecek yeterli zeka seviyesine sahip değildir.
    5. Dikkatve farkındalık , motivasyon sorunu vardır.
    6. Hastalık ya da enfeksiyon olabilir

    Tuvalet Eğitimi Kazandırılırken Aileler NelereDikkat Etmelidir?

    a-Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuk bir öğrenmeyi aynı dönemde gerçekleştirmeyebilirler. Bunu bilerek eğitime başlayabilirler.

    b-Aileler bu eğitimi verirken kesinlikle baskıcı olmamalıdırlar. Yumuşak ve zamana yayarak eğitim vermelidirler.

    c-Çocukları altına kaçırdıkları durumlarda onları utandıracak söz ve eylemlerden kaçınmalıdırlar.

    d-sert, baskıcı ve fervi söz ve hareketlerden kaçınmalıdırlar.

    f-Çocuğunuzun tuvalet eğitimi kazanamaması fizyolojik bir sorundan yada bir hastalıktankaynaklanabilir. Bir uzmana gitmeniz gerekebilir.

  • işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    işitsel Dikkat, İşitsel Algı Eğitimi

    işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi, dikkatini sese, konuşmaya yöneltemeyen kişilere verilen eğitimdir. Bu kişiler konulanın yanında olsa dahi onları yeteri kadar dinleyemez, zeka problemleri olmadığı halde dinlediklerini anlamakta zorluk çekerler.

    İşitsel dikkat, işitsel algı eğitimi

    Niçin Böyle Olmaktadır?

    Çünkü bu kişiler yeteri kadar dinleyemezler. Dinliyormuş gibi yaparlar ya da hiç oralı olmazlar. Bu nedenle sürekli iletişim sorunu yaşarlar, eğitimde performanslarını ortaya koymada sorun yaşarlar, ana dillerini dahi kullanmada sorun yaşarlar, yönergeleri yerine getirmede sürekli sorun yaşarlar.

    İşitsel dikkat sorununu kimler yaşar?

    a-En başta işitme kayıplı bireyler. Zaten işitsel girdi zayıf olduğu için, sese yönelmekte, sesi takip etmekte ve algılamakta sorun yaşarlar. Kendi hallerinde, kendi dünyalarında yaşamak birazda kolaylarına gelmektedir. Herkes onları böyle kabul etmiştir ne de olsa. işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi, verilen grupların başında gelmektedirler. Ancak bu eğitimden fayda görmeleri için mutlaka işitme cihazı, koklear implant gibi cihaz kullanıyor olmaları gerekir.

    b- Konuşma problemi olanlar. Herhangi işitsel problemi olmadığı halde dil ve konuşma problemi olan bireylerde dil ve konuşma gelişimin sağlanmasında işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi son derece faydalı sonuçlar vermektedir.

    c-Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşayanlar. Dikkat eksikliği sorunu yaşayanlar da temel sorun dikkat olduğu için her şey gibi ses dikkat etmede de çok ciddi sorunlar vardır. Hiperaktif gurupta ise aşırı hareketlilik bir kişiye ya da duruma koopere olmayı zorlaştırmakta, bazen ise imkansızlaştırmaktadır.Bu grupta da işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi son derece başarılı sonuçlar vermektedir.

    d-Öğrenme sorunu yaşayanlar.

    e- Otizmli bireyler

    f- Çevresiyle iletişim sorunu yaşayanlar

    g- Ders ve sınavlarda performans sorunu yaşayanlar

    İşitsel dikkat, işitsel algı eğitimi nasıl verilmektedir?

    Bunun için geliştirilmiş bilgisayar programları vardır. Ülkemizde de kullanılmakta olan BERARD Metodu en bilinen bilgisayar tabanlı işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi programıdır. Bir çok çocuk ve aile bu metotdan fayda gördüğünü bildirmektedir

    Kitap temelli işitsel dikkat, işitsel algı eğitimi veren yayınlar vardır. Bu tip kitaplar son dönemde eğitim ve rehabilitasyon hayatımıza hızla katılmaktadır. Her iki sistemde de bireye kulağın ve işitmenin önemi vurgulanmaktadır.