Kategori: Psikoloji

  • Etkili İletişim Nedir?

    Etkili İletişim Nedir?

    Etkili İletişim Nedir?

    “İnsanlar konuşa konuş anlaşırlar” atasözümüz kişiler arası iletişimin önemini vurgular. İletişim, karşımızdaki kişilerle çok yönlü bir mesaj alışverişidir. Bu mesajlar sözlü olabileceği gibi, sözel olmayan biçimlerde de karşımızdakilere iletilebilir. Mesajlarımızı karşımızdakilere iletirken mimiklerimiz, jestlerimiz, diğer bir deyişle, vücut dilimiz, iletişimimizin çok önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

    Araştırmalar verilmek istenen mesajın % 65’inin sözel olmayan yollarla( beden dili, mimikler vb.), % 35’inin ise sözel biçimde iletildiğini göstermektedir.

    Etkili İletişim İçin Neler Gereklidir?

    Etkili İletişimin İçin;

    1- Saygı Duymak: Karşımızdaki kişilere saygı duymak onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.

    2- Doğal Davranabilmek: Abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.

    3-Empati:İletişimin belki de en önemli öğesidir. Bir anlamda, dış dünyayı karşımızdaki kişinin penceresinden görmeye çalışmaktır. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimi güçlü kılar.

    4-Etkin Dinleme: İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolu ve bedeniyle yaptıklarını da dikkat eder, çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, sesin tonu gibi sessiz mesajlar kullanarak da, iletişim kurulur. Etkin dinleme dinleyenin, anlatılanı yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu yüzden bu yöntem en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir

    İletişim sadece konuşmak değildir. İletişim aynı zamanda;

    • Neyi,
    • Ne zaman,
    • Nerede,
    • Nasıl, söyleyeceğini bilmek,
    • Olayları basite indirgeyerek sunabilmek,
    • Akıcı bir dille ve karşınızdaki kişiyle göz kontağı kurarak konuşabilmek,
    • Dikkati yoğunlaştırabilmek ve karşınızdaki kişinin verilen mesajı anlayıp anlamadığını kontrol edebilmektir.

    Etkili iletişimin temelinde bireyin kendisini tanıması, kendi değerlerinin ve tutumlarının farkında olması ve kendine güven yatar. İyi bir iletişimci ipuçlarını anında görür (jestler, mimikler, beden duruşu) ve onları gerçekçi olarak değerlendirir. Etkili iletişim için etkin dinleme, tepki verme, olumlu yaklaşım ve ben dili kavramları önem taşımaktadır.

  • İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    İletişim Engelleri Nelerdir?

    Çocuklarla ebeveynlerin kurmuş oldukları iletişim bazen sağlıklı iletişimi zorlayan engellerle dolu olabilmektedir. Bazı örnekler verecek olursak;

    1. Sıklıkla Emir Cümleleri Kurmak;

    Yaşantımızı gözden geçirerek kurduğumuz emir cümlelerini yakalamaya çalışalım. “Kalk, yüzünü yıka, sütünü bitir, dişlerini fırçala, ağzın doluyken konuşma, ödevini bitir, televizyonu kapa, büyüklerinle konuşurken sesini yükseltme, öğretmenini dinle…….” gibi uzayan emir sözcüklerini yakalamamız zor olmayacaktır. Adeta askerlik eğitiminin hepimizin bildiği “yat!-kalk!-sürün!” kalıbı gibi sürekli emir veren insanlar haline gelebiliriz. Oysa askerlikteki itaat hayati önem taşıdığı için asker yat emrinden sonra kalk emri gelene kadar başka bir davranıma geçmemek durumundadır. Peki, acaba bizim istediğimiz şey evimizi asker ocağına çevirip, nizami askerler yaratmak mıdır? Tabiî ki değil. Çocuklarımızın korkudan söyleneni yapmasını değil kendisi için gerekli olanı düşünmesine ve bulmasına yardımcı olmalıyız.

    2. Gözdağı Vererek Konuşma Biçimi;

    “Okulunu bitirmezsen sana para mara yok”,” ödevini bitiremezsen televizyonu unut” ,”sütünü içmezsen cüce kalırsın”, “terliksiz dolaşırsan hastalanırsın” gibi. Bazen işimizi kolaylaştırmak için bir davranışı bitirmesini koşula bağlayabilir ya da gözdağı vererek korkutarak istediğimiz davranışı yapmasını sağlayabiliriz. Televizyon izlemesini istemediğimiz halde onu şarta bağlayarak daha da çekici hale getirebiliriz. Ayrıca korku, boyun eğme, itaat etme davranışı yaratabilir ya da“deneme” isteğini tetikleyebilir. Gücenme, kızgınlık, öfke ve düşmanlık duygularının oluşmasına neden olabilir.

    3. Sürekli Öğüt Verme, Çözüm Önerileri Getirme;

    “Senin yerinde olsam plan yaparak çalışırdım”, “sütünü bitirdiğinde boyun uzayacak”,”bak sana bir öneri vereyim” gibi cümleler kurabiliriz ve bu konuşma biçiminin çok yararlı yapıcı olduğuna inanırız. Öncelikle düşünmemiz gereken söylediğimiz şeylere acaba benim mi ihtiyacım var sorusunu cevaplamak sonrada istenmeden verilen öğütlerin, yardımın yararlı olmadığını gözlemleyebilmektir. Aksi takdirde bu yaklaşım anneye babaya bağımlı çocuklar yaratabilmektedir. Ayrıca kendi çözüm yollarını oluşturmasına katkı sağlamayacaktır.

    4. Sıklıkla Yargılamak, Eleştirmek;

    “Sen zaten tembelin tekisin”,”zaten başarsaydın şaşardım”,“yine mi bitiremedin” gibi cümleler kurmak yetersiz, aptal hissetme duygularına neden olabilir. Çocuğun olumsuz bir yargıya hedef olma ya da azarlanma korkusuyla iletişimi kesmesine yol açabilir ya da çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılayabilir (Ben kötüyüm!) ya da karşılık verebilir0(Siz de daha mükemmel değilsiniz!).

    Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

    5. Çocuğu Sürekli Övmek

    İstendik davranışı yapması durumunda çocuk yerli yersiz her ortamda övülebilir. “Çok güzel……..”, “Bence harika bir iş yapıyorsun…..”Bu durumda çocuk ailesinin beklentilerinin çok yüksek olduğunu düşünebilir ya da kaygı hissedebilir.

    Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun kendilik algısına uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlık yaratır. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünebilirler. Ayrıca övgü başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırabilir ya da aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.

    6. Ad takmak, alay etmek:

    “Koca bebek….”, “Hadi bakalım Süpermen”, “Geri zekalı”, “Hadi sende sulu göz”, gibi cümleler kurmak çocuğun gelişiminde değerli hissetmesine yol açmaz. Sevilmediği kanısının oluşmasına yol açabilir, kendilik gelişiminde olumsuz etkileri olabilir. “Aşkım, Sevgilim ”gibi sevgiliye söylenecek sözlerin söylenmesi anne ya da babayla ilişkisinin sınırlarını belirlemesinde, cinsel normlarının oluşumunda sıkıntılar yaşamasına neden olabilir.

    7. Sürekli Soru Sormak, Sınamak, Sorgulamak:0

    “Neden?….Kim?…..Sen ne yaptın?……Nasıl?…..”

    Soruları cevaplama genellikle eleştiri veya zorunlu çözüm getirdiğinden çocuklar genellikle hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir veya yalan söyler

    Sorular genellikle soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk korku ve endişeye kapılabilir

    Ailenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu, gözden kaçırabilir.

    Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

  • Sürecinde Ebeveynlere İletişim Önerileri

    Sürecinde Ebeveynlere İletişim Önerileri

    Sürecinde Ebeveynlere İletişim Önerileri

    Sınava yolculukta Sınava anne ve babaların dikkatine;

    •Sınavdan önceki yıl üniversite içerikli konuşmaların sıklığı artırdığınız oluyor mu?

    •Sınava hazırlanan başka öğrenciler ve ailelerle ilgili örnekler veriyor musunuz?

    •Farklı konuda bir sohbet ederken konu sınava geliyor mu?

    •“Bu yıl sınav yılın, bir soru bir sorudur seni kaç kişinin önüne geçirir biraz daha test çözmeye çalış” dediğiniz oluyor mu?…

    •“Hastalanmamaya çalış bu yıl spor yapmasan da olur seneye istediğini yaparsın’’ önerisinde bulunuyor musunuz?

    Bu tarz ifadeler çocuğunuzun kaygısının artmasına yol açabilecektir.Bu ifadeler yerine,

    •Bu yıl yaşayacağın önemli bir deneyim var ve biz ailen olarak her zaman olduğu gibi yanındayız ve elimizden geldiğince sana destek olmaya çalışacağız

    •Bu süreçte yorgunluk, bıkkınlık hissettiğin zamanlar olabilir, kendine, arkadaşlarına, hobilerine zaman ayırmaya da çalışmalısın

    •Kendini başkalarıyla kıyaslama, deneme sonuçları sana rehberlik etsin başkalarıyla kendini kıyaslamana değil

    •“Sağlığın ve mutluluğun her şeyden daha önemli, bu sınavın sonucu sana olan sevgimizi değiştirmeyecek, bizim için her zaman çok önemlisin”

    İfadelerini yeri geldikçe kullanmak ise kaygısını yönetmesine yardımcı olabilecektir. Yolunuz açık olsun. Kolaylıklar diliyorum.

  • Yeniden! Bir Kez Daha Yeniden

    Yeniden! Bir Kez Daha Yeniden

    Yeniden! Bir Kez Daha Yeniden

    Herkesin hayata bir geliş amacı olduğuna inanmışımdır. İnsanların hayatlarına iz bırakabilmek ve bu yolculukta yoldaş olmak isteği ile işte buradayım! Zaman belki yaşadıklarımızı alıp götürecek fakat dokunduğumuz hayatlarda parmak izimiz her daim kalacak.

    Sen bir yazarsın, ne yazarsan yaz! Serbestsin…

    Ya da nasıl oynarsan oyna…

    Lütfen, bir şeyi unutma!

    Bu hikaye için tek bir şansın var şu hayatta!

    Hepimiz hayatımızda mutlu, mutsuz veya telaşlı vakitler geçiriyoruz. Hepimizin tek beklediği şey anlaşılmak adına…

    Bazen seni anlamayacaklar, bazen yanlış anlayacaklar, bazen de anladıklarını sanacaklar…

    Ve ben şimdi diyorum ki, birbirimizi tanımıyoruz fakat dertlerimizin devası olamayacağımızı nereden bilebiliriz?

    Hadi gel! Bir ilki gerçekleştirip birbirimizin dermanı olalım.

    Böğürtlen lekesini en iyi böğürtlen yaprağı çıkarırmış… Yani asıl mesele hikmeti görebilmekte.

    Umarım;

    Yazdığımız hikaye hep korusun bizi, korusun hakkımızı, canımızı, sevdiklerimizi, beni, sizi, korusun tüm kötülerden ve kötülüklerden!

    Ve bizlerin içindeki ‘iyiliği’…

  • Mutlu ve Güçlü Bir Hayat İçin…

    Mutlu ve Güçlü Bir Hayat İçin…

    Mutlu ve Güçlü Bir Hayat İçin…

    Zaman zaman kendini yapayalnız hissediyor olabilirsin.

    Bugün üzüldüğün tonlarca şeye yarın gülüp geçeceksin, unutma! Bazen hepimiz büyük darbeler alırız ve geçmeyecek diye düşünürüz.

    Fakat bu yaşadıklarımızı iki farklı şekilde düşünebiliriz. İlki; en zayıf olduğun noktadan sınanıyor ve güçlendirilmeye çalışılıyor olabilirsin.

    İkincisi ise; tecrübe en iyi öğretmendir.

    Seni düşürmeye çalışanlar da olacak, yerden kaldırıp yürümene yardım etmeye çalışanlar da…

    Evren harika bir yer. Adalet çok büyük bir nizam.

    Harika bir gezegende yaşıyoruz. Hepimiz hayatta bir şeyler öğreniyoruz. Kötülerden ‘iyi’ olmayı, savaşçılardan ‘yaşamın anlamını’, öfkeli insanlardan ‘gülümsemenin gücünü’

    Ve bir gün, bu adaleti şaşmayan teraziyi kavradığında, hayatta hiç ama hiçbir şeyi takmamayı ve mutluluğun yüreğindeki huzur olduğunu anlayacaksın.

    Unutma, senin dışında kimse mutluluğunu elinden alamaz!

    Hayatın içinde gizli kalmış o kadar güzellik var ki…

    Buna ada kısacık yaşamını… Sev kendini! Sev ki, mutlu ol, mutlu yaşa ve mutlu öl.

    Bugünün bitişi yarının en güzel başlangıcı olsun! Kendini sevdiğin, gülmeyi seçtiğin ve yalnızken de eğlenebildiğin güzel günlere sevgili dostum…

  • Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Haklı mı Olmak İstiyorsun Yoksa Mutlu mu?

    Biliyorum bazen öyle anlar oluyor ki yalnızca anlatmak istiyorsun. Mağduriyetini, hayal kırıklıklarını, hüzünlerini ve yaşamış olduğun tüm olumsuzlukları…

    Ve karşı taraftan beklediğin tek kelime şu oluyor;

    “Haklısın!”

    Zaten başımıza ne geliyorsa egomuzun sesini dinlememizden gelmiyor mu?

    Hem biliyor musun, onun da duymak istediği tek kelime var;

    “Haklıyım!”

    İlişkilerimizde amaç mutlu olmak ise yapılan en büyük yanlış haklı olmaya çalışmaktır.

    Maalesef haklı olmak ve dediğimizi yaptırmış olmak mutluluk getirmiyor. Yani bir taraf yenilmiş ve sen kazanmışsın. Çoğu zaman sevdiğin, eşin, dostun, çocuğun kaybetmiş ve sen haklısın!

    Bir de her şeyi karşıdan beklemekte adet olmuş.

    “O bana bir adım atsın, ben ona koşarım! ”

    Ne çok duymuşuzdur bu cümleyi.

    Ne saçma ve ne komik değil mi?

    Eğer mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmekse istediğimiz, haklı olduğunun ve ‘ilk’ adımı atanın ne önemi olabilir ki?

    İlk adımı sen at, ama bu adımı da karşı taraf için bir fedakarlık olarak görme!

    Sen intikam yerine devam etmeyi seç!

    İnan bana kazanan sen olacaksın!

    Geçmişe takılıp kalmak yerine ‘an’da kalmayı seç!

    Haklı olmayı unut! Mutlu olmayı seç!

    Ama sen “Yok, Tuba ben ‘haklı olmak istiyorum’” diyorsan, tamam sustum, sen haklısın…

  • İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    İnsanların Seni Yormasına İzin Verme!

    Ne yazık ki hepimizin ortak derdi.İnsanların bizi yormasına izin veriyoruz.

    • Peki ya neden?
    • Zaten yeterince zor hayatımız varken bunu neden yapıyoruz kendimize?
    • Bizi ‘yormaktan’ başka hiç bir işe yaramayan insanlara neden “Hayır!” diyemiyoruz?
    • Vekendimize yok yere eziyet ediyoruz?
    • Ömür denen kısacık yolculukta, yanımızda durması gereken kişileri sırtımızda kambur olarak taşıyoruz.Neden hepimiz sırtımıza taşıyamayacağımızdan daha fazla yükü alıp taşımaya çalışıyoruz?
    • Mecbur olduğundan mı?
    • Kıramadığından mı?
    • Kıyamadığından mı?
    • Eğer bunlardan biriyse, neden aynı istikrarı, aynı başarıyı kendimizde gösteremiyoruz?

    Boşver artık!Sana kendini iyi hissettiren insanları bul!İlaç niyetine…Kimseyi değiştiremezsin bu birinci kural, asla unutma!Kendine güven!Yüreğinin güzelliğine, hayata, düzene, nizama ve her şeyin yaratıcısı olan O’na..!Sonra mı?Korkmadan ilerle!Göreceksin ki, olaylar önüne tek tek gelmeye başlayacak.

    Ve sen!

    Şükredeceksin..

    İnan bana senden önce, dikişini nakışına ayarlayan biri var.

    Ve sen! O’ nu çok iyi biliyorsun…

  • Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm, Dil ve Konuşma Terapisi

    Otizm Nedir?
    Otizm, dil ve konuşma terapisi, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir nöro-gelişimsel bozukluktur.Çok sık olarak konuşma geriliği şikayeti ile dil ve konuşma terapisi ne başvururlar. Günümüzde, otizme neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte kimi araştırmacılara göre beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı sanılmakta, kimi araştırmacılara göre ise genetik olduğundan kuşkulanılmakta ve bu konularda çok sayıda araştırma yapılmaktadır. Çevresel faktörlerin (ailesel özellikler, çevre kirliliği ve kimyasal maddeler gibi) otizmi tetiklediği düşünülmekle birlikte, henüz bu konuda bilimsel dayanak mevcut değildir. Otizm günümüzde en sık rastlanan ve giderek artan gelişimsel yetersizliklerden biridir. Dünyada otizmin görülme sıklığının 110’da 1 olduğu ve erkeklerdeki yaygınlığının kızlardan 3-4 kat fazla olduğu bildirilmektedir.

    Otizm ve dil terapisi

    Otizm Bozukluğunda Şüphelenilmesi Gereken Davranışlar:

    Otizm, dil ve konuşma terapisi geriliği nedeniyle için başvuru yapmalarının en temel sebebi, otizmli çocuklarda en göze çarpan semptom, konuşmanın olmayışı ya da son derece sınırlı olmasıdır. Bu durumun bir iletişim bozukluğu olarak tanımlanması, eşlik eden belirtiler hakkında daha fazla bilgiyi gerektirir.

    Otizm, dil ve konuşma terapisi ihtiyacı en fazla olan gruptur. Otizm sosyal etkileşimde kısıtlılık, iletişim becerilerinde yetersizlik ve tekrarlayıcı hareketlerle kendisini gösteren bir bozukluktur. Konuşma gecikmesi olan çocuklarda aşağıda sıralanan belirtiler varsa otizmden şüphelenmeli ve hemen bir uzmanına başvurmalısınız;

    • Göz teması yoksa veya kısıtlıysa
    • Çocuğunuz gülümsemeye yanıt vermiyorsa
    • Onunla konuştuğunuzda yüzünüze bakmıyorsa veya bunu nadiren yapıyorsa
    • Adını çağırdığınızda adına bakmıyorsa
    • Çocuğunuz işaret ettiğiniz yere bakmıyorsa
    • İlgilendiği şeyi işaret ederek veya size göstererek paylaşmıyorsa
    • Sizinle veya diğer çocuklarla oynamak yerine kendi başına zaman geçirmeyi tercih ediyorsa
    • Sizin davranışlarınızı taklit etmiyorsa
    • İşaret ettiğiniz nesnelere bakmıyorsa
    • Sallanma, kendi etrafında dönme şeklinde hareketleri varsa

    Otizmli Çocuklarda Dil Konuşma Terapisi

    Konuşma gecikmesiile ilgili “4 yaşa kadar beklenmesi gerektiği” düşüncesi ek engeli olamayan çocuklar için geçerli olan bir kuraldır. Eğer bir çocukta işitsel, zihinsel, fiziksel ya da davranışsal bir sorun varsa dil ve konuşma terapisine olabildiğince erken başlanması gerekmektedir. otizm tanısı almış çocukların bir an önce dil ve konuşma terapisi ne başlamaları gerekmektedir.

    Otizm de karşılaşılan sorunlardan en önemlisi otizmli bireyin sosyal iletişimidir. Maalesef otizmli çocuklarda dil ve konuşma terapisi alanında gözlenen dil geriliği bazen aileler bazen de uzmanlar tarafından ihmal edilmektedir. Dil ve konuşma terapisi ne geç başlanması çocuğun muhtemel dil kazancının düşmesine yol açmaktadır.Dil ve konuşma terapistleri, otizmli bireylerle çalışırken alanda geliştirilmiş bilimsel dayanaklı uygulamaları kullanmaktadırlar.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul korkusunedir, nasıl oluşur?

    Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusu, Bir çok çocuğun eğitim hayatı boyunca yaşadığı bir sorundur. Ülkemizde her yıl milyonlarca çocuk eğitime başlamaktadır.

    Okul korkusubir çocuğun anaokuluna, ilk okula başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Peki bu korkuya ne sebep olmaktadır. Okul her çocuğun hayatın da önemli bir yer tutmaktadır. Okul korkusunun oluşmasına nenden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    Çocuğun ailesi ve çevresi bebekliğinden itibaren okul hakkın da bilgiler, hikayeler anlatarak, onun bilinç altında olumsuz bir çok okul korkusu imgesinin oluşmasına neden olmaktadır. Çocuk daha okula başlamadan zihninde devasa bir okul algısı oluşmaktadır. Oluşan bu algının da gerçek okul yaşantısı ile hiçbir ilintisi yoktur.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okula başlayacak olan çocuğun daha önce kendi sınırlı sosyal çevresinden hiç ayrılmamış olmasıdır. Çocuk okula başlamakla yeni, çok karmaşık ve kalabalık bir ortama girmektedir. Burada yeni tanıştığı kişiler daha önce tanıştığı ve karşılaştığı kişilere hiç benzememektedirler. Kendi akranı olan 25-30 çocuk ile birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır.

    Okul ile birlikte yeni bir otorite ortaya çıkmaktadır. Öğretmen ve müdür. Bir çok ailede otorite kısmen veya çocuk da iken, okul ile birlikte otorite tamamen öğretmene, okul müdürüne geçmektedir. Çocuk arkadaşları arasında sıradan bir bireydir. Herhangi bir şeyi istemesi, ağlaması herkes gibi tepki görmekte ve şok yaşayarak okul korkusunun oluşmasına neden olmaktadır.

    Okul korkusunun oluşmasına etken bir başka faktör ise, okul ile birlikte kendisinden daha önce hiç istenmeyen performansın istenmesidir. Bu performans beklentisi akademik beceriler ile ilgilidir. Oyuna, eğlenceye, tv, bilgisayar izlemeye alışan çocuktan bir anda yazı yazmasını, aritmetik kavramları anlayıp bunları başarılı bir şekilde ifade etmesini istenmektedir. Bu şok ile bir çok çocuk daokul korkusuortaya çıkmaktadır.

    Aileler okul korkusunu aşmak için ne yapabilirler?

    Okul korkusunun oluşmaması için yapılabilecek en büyük çalışma daha en baştan olumsuz deneyimleri onların yanında paylaşmamak olacaktır. Yani çocuğumuzun zihninde, bilinç altındaokul korkusuile ilgili olumsuz bir algı oluşmayacaktır.

    Okul başlamadan hazırlayıcı eğitim yapmak, okula bir hafta çocuğunuzla gitmeniz ve orada birlikte vakit geçirmeniz okul korkusunun oluşmaması için önemli bir adım olacaktır.

    Son olarak okul öğretmenlerinin ve idari yapının dengeli ve sevecen bir tutum takınmaları okul korkusunun oluşmaması için yardımcı olacaktır.

  • Sınav Kaygısı

    Sınav Kaygısı

    SINAV KAYGISI

    Sınav kaygısı, bir çok öğrenci için her şeyin bir nokta da düğümlendiğini düşündüğü, varlık ve yokluk sınırında kalmışlık hissidir.Bu sınav geçilecektir. Geçilmez ise her şeyini kaybedecek noktadır. Bu nedenlesınav kaygısıbir çok öğrencinin ve ailenin hayatını karartmaktadır.

    Sınav kaygısıyaşan kişiler sınava, derse konsantre olamazlar. Tek bir sınav hayatlarının odağında yer almaktadırlar. Kaygı belirtileri sınavdan önce başlamaktadır. Sınavın büyüklüğüne ve önemine göre günler ve haftalar öncesinden belirtileri başlamaktadır.

    sınav kaygısı

    Sınav kaygısıbelirtileri nelerdir?

    Günler öncesinden başlayan uykusuzluk, gece kabus görme, iştahsızlık, gerginlik, yerinde duramama, depresif ruh hali, konsantre olamama, sınav anında ellerde, ayaklarda titreme, huzursuzluk, okuduğunu anlayamama, kusma, bayılma görülebilmektedir.

    Sınav kaygısı neden oluşmaktadır?

    • Eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlar. Maalesef ülkemizde bir çok önemli kazanım tek bir sınava bağlanmaktadır. Lise geçiş sınavı, bursluluk sınavı, üniversite sınavı gibi. Bu kadar önemli sınavın yılda, bazen yaşamda bir kez olması, tekrarının olmaması öğrencilerde büyük bir gerilime yol açmaktadır.
    • Ailelerin tutumu. Bir çok aile eğitim konusunda çocuklarına çok büyük baskı yapmaktadırlar. Çocuklarından yapamayacakları kadar büyük başarı talepleri olmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için ise yoğun bir motivasyon süreci, çocuklarının kendi gerçek performanslarının dahi ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Ayrıca aileler çocuklarına “bu sınav çok önemli, kazanamazsan aç kalırsın” gibi gerçekle hiç ilişkisi olmayan cümleler kurarak yoğun bir kaygı yaşamalarına neden olmaktadırlar.
    • Bireysel faktörler. Bazı çocuklar bireysel olarak daha duyarlı, hassas, olayları gerçeğinden daha çok önemseyen ve abartan bir kişilik yapısına sahiptirler. Bu nedenle bazıları için basit, sıradan bir sınav onlar için ölüm kalım yarışına dönmektedir.

    Sınav kaygısı ile nasıl baş edilir?

    Kanımca burada en önemli nokta öğretmen ve ailelerin sınavın önemi notasında gerçekci olmaları gerekir.Okul hayatının başından beri sınav ve okul başarısı konusunda abartılı ve ısrarcı tutum, davranış ve sözlerden uzak durmaları gerekir. Bu sayede çocuklarımızın bilinç altında olumsuz düşünceler yerleşmemiş olur.

    Bir başka nokta sistematik ve bilinçli çalışma ders ve sınav başarısını arttıracaktır. Burada rehber ve danışman öğretmenlerden yardım alınabilir. Bu sayede çocuğumuzun okul başarısı artacağı için bir sonraki sınavadaha öz güvenli girecektir.

    Eğer bu kaygı patolojik bir boyutta ise yetkin bir ruh sağlığı hekiminden yardım almak yerinde olacaktır.