Kategori: Psikoloji

  • Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Zor İnsanlar Ve Onlarla Başa Çıkma Yöntemleri

    Kendi ve çevresindeki insanların hayatlarını zorlaştıran, yaşam kalitelerini düşüren, “eyvah yine o geldi” dedirten kişiler vardır hepimizin çevresinde. Ancak daha önemli olan ise bu kişi siz de olabilirsiniz. Bu makalede, zor insanlar ve onlarla başa çıkma yöntemleri anlatılacaktır.

    Bazı karakter özelliklerinin çok belirgin ya da katılaşmış olması, durumlara uyum sağlayamaması ve kendi ya da başkaları için ya da her iki taraf için bir ıstırap olmasına neden olan kişilik örgütlenmesine sahip olan insanlara zor insan diyoruz. Diğer bir ifade ile iletişim kurmakta zorlandığımız kişilerdir. Bu kişilerle birlikte olduğumuz zamanlar bizim için ıstırap olur ve yaşanmak istenmeyen anlardır.

    Geçmiş olumsuz yaşantıları, bilinçaltına atılan travmalar, model aldığı ve idolü olarak kabul ettiği kişinin de zor insan olması, kalıtsal olarak ya da sonradan gelişen kişilik bozuklukları insanın zor kişilik geliştirmesine neden olur.

    Zor insan tiplerini farklı şekillerde sınıflamak mümkündür. En sık olanları şöyle sıralayabiliriz:

    Agresifler, her şeyden şikâyet edenler hatta kendinden bile şikâyet edenler, her şeyi bilenler, mağdurlar, pasif agresifler, sürekli dalga geçip aşağılayanlar… Bunların sayılarını artırabiliriz.

    Zor insan tiplerine göre başa çıkma stratejileri geliştirilebilir. Ancak bu stratejilerin dayandığı temel düşünce ve yaklaşımları öncelikle belirlemek yerinde olacaktır. Bu temel düşünce ve yaklaşımlar için aşağıda belirtilen soruları sormanızı öneririz.

    1. Değer mi?

    • Sizi zorlayan insanın öncelikle sizin hayatınızda “değer”i nedir?
    • Sizin bu zor insanla başa çıkmak için harcayacağınız enerji bu insana değer mi?
    • Bu zorluklara karşı yaptıklarınız sonucunda siz ne elde edeceksiniz?
    • Bu elde edilen şey size ya da karşınızdaki insana olumlu bir katkı yapacak mı?
    1. Neden zorluk çıkardığını tanımlayın.

    • Bu kişi bana neden zorluk çıkartıyor?
    • Zorluk çıkardığının farkında mı?
    • Zorluk çıkarması maddi bir nedene mi bağlı?
    1. İlişkiniz nedir?

    • Bu kişi ile nasıl bir ilişkiniz var?
    • (İş, arkadaşlık, akraba…) İlişkinizin kesilmesi size ya da ona bir zarar verir mi?

    Bu sorulardan sonra aşağıda belirtilen temel davranışları yapmanızı öneririz.

    1. Sınırlarınızı belirleyin.

    Zor insanlar sınırları ihlal etmeyi genellikle severler. Özellikle narsisistik kişilik bozukluğuna bağlı bir zor insan tipi ile karşı karşıyaysanız sınır belirlemesi yapmanız gerekir. Kim olursa olsun herkese sınır koyabilirsiniz. Bu patronunuz da olabilir, eşiniz de, çocuğunuz da. Kişilerarası ilişki yönetiminin temeli sınırların belirlenmesinden geçer. Özellikle bu kişi zor bir kişiliğe sahip ise.

    1. Problemlere değil, çözüme odaklanın

    Sizi zorlayan insanlar, size yarattıkları problemleri genellikle kabul etmeyeceklerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu olan zor bir kişilik tipi ise karşınızdaki, sizi ve duygularınızı hiçe sayacaktır. Aslında kendisinde de duygu olmadığı için bu ona normal gelecektir. Bu tip insanlarla ilişkilerinizde kuralların, ilkelerin ve sınırların belirli olması sizi rahat ettirecektir.

    1. Kişiyi değil, davranışlarını konuşun.

    Zor kişiliğe sahip insanlarla iletişim kurmak ve sürdürmek bazen işkenceye dönüşür. Bu süreçte toptan olayları ve kişinin kendisini konuşmak ya da rahatsızlıklarınızın hepsini birden söylemek işe yaramaz. Böyle bir durumda, sadece bir davranışını konuşup işe başlamak daha etkili olacaktır.

    1. Affedin.

    Zor kişiliğe sahip insanlar size maddi ve manevi zararlar vermiş olabilir. Eğer bu kişilerle ilişkinizi bir nedenden dolayı sürdürmek zorunda iseniz geçmişte olanları affedin. Affetmeden bu kişi ile baş etmek çok daha zor olacaktır. Zor kişiliğe sahip insanlar genellikle kırklı yaşlardan sonra göreceli olarak biraz esneyebilirler. Kişiliklerindeki katılıklar biraz da olsa yumuşayabilir. Böyle kişiler varsa hayatınızda geçmişte olanları affetmek sizin yükünüzü azaltacaktır.

    1. Yardım alın

    Eğer bildiğiniz tüm yöntemleri denediniz ve hala bu kişi ile baş etmekte zorlanıyorsanız ve hayatınızda bir nedenden dolayı olmak zorunda ise mutlaka bir uzmandan yardım alın. Sorunun içindeki insan sorunun çözümüne genellikle çok uzaktır.

    Uzm.Psk.Erdal Usluer

  • Mevsimsel Depresyonun Nedenleri ?

    Mevsimsel Depresyonun Nedenleri ?

    Kalıtım yani genetik faktörler de hormonal etkenlerin dışında mevsimsel depresyon oluşumuna neden olan önemli bir etken olarak gösteriliyor. Ana baba ya da büyük anne, büyük baba gibi yakın akrabalarında mevsimsel depresyon öyküsü olan kişilerin bu tür depresyona girme oranının diğer birçok biyolojik hastalıkta olduğu gibi daha yüksek olduğu açıklanıyor. Yapılan bir araştırma da bu oran 7 de bir olarak saptanmıştır.

    Kronik hastalıkların kişinin yaşam enerjisini ve yaşam kalitesini engellemesi de kaygı ve öfke gibi olumsuz duygularla sürekli iç içe olmak bakımından hormonlarda ki değişikliklerle birleştiğinde mevsimsel depresyon riski oluşturmaktadır.

    iğer önemli bir etken de bazı kişilik özellikleri olarak açıklanıyor. İçe kapalı, herkesi hoşnut etmeye çalışan, öfke kızgınlık gibi olumsuz duygularını ifade etmekte çekingen davranan, gücenirler, kırılırlar düşüncesiyle olumsuz tepkilerini gösteremeyen kişilerin olumsuz duygularıyla baş etmekte güçlük çekmesinin depresyona zemin hazırladığı düşünülmektedir

  • Mevsim Depresyonunda Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Mevsim Depresyonunda Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Tedbirler Neler Olacaktır ?

    Mevsimsel depresyonunun önüne geçebilmek ya da belirtilerinin etkisini azaltmak konusu ise sürekli tartışılan bir konu olarak önemini sürdürüyor. Korunma açısından yapılabilecek bazı davranışları uygulamak birçok insan üzerinde olumlu etki sağlamaktadır.
    Bunlar;

    • Kişinin güneş ışığıyla temasının artırılması,
    • Çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının üst düzeyde karşılanması,
    • Çalışma ve dinlenme ortamında ısı ayarının kontrol altında tutulması, çok sıcak ya da çok soğuktan kaçınılması,
    • Uyku saatlerine mümkün olduğunca dikkat edilmesi ve uyku kalitesini etkileyecek alkol v.b uyaranlardan kaçınılması.
    • Sabah saatlerinde yapılacak spor, yürüyüş gibi aktivitelere zaman ayrılması,
    • Beslenme ve dinlenme zamanlarına dikkat edilmesi,
    • Karamsarlığı çoğaltabilecek müziklerden kaçınılarak canlı, ritmli ve dinlenirken de gevşemeye katkısı olacak müzikler seçilmesi,
    • Canlı renkler kullanılmasına özen gösterilmesi.
    • Kişinin dinlendiği, eğlendiği, keyif aldığı uğraşlarına devam etmeye zaman ayırması ve yapılacak günlük işleri biriktirmemeye dikkat etmesi.

    Bütün bunlara dikkat edilmesine rağmen belirtilerin devam etmesi ya da artması olasılığı göz önünde bulundurulmalı bu durumda mutlaka profesyonel destek için bir uzmandan yardım alınmalıdır.

    Yukarıda sıralanan tedbirlerin ilaç tedavisinin yanında uygulanmasının da toparlanma sürecine katkı sağlayacağı akılda tutulmalıdır.

  • Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Çocuklar, Aile İçi Eğitim ve İletişim – 1

    Hepimizin bildiği üzere gerek artık pazarlama gerek hissettiğimiz mecburiyet sebebiyle çocuklarımızın en iyi, en etkin kurumlarda eğitim görmesini istiyoruz. Tabi ki eğitimi en etkin kurumlardan almak; bütün öğrenciler için faydalı olacaktır; ancak unutmamamız gereken bir eğitim daha var. O da aile içi eğitim. Bu yazımda aile içinde çocuklarımızın kişiliklerine ve süregelen eğitim süreçlerine nasıl pozitif destek olabileceğimizden bahsedeceğim.

    Bilindiği üzere eğitim kaynakları bize birçok şeyi yazılı, işitsel ve görsel olarak sunar. Sunulan verileri işlemek ise öğrencinin de dahil olmasıyla gelişen bir süreçtir. Aile ise farklıdır. Ailede bir şeyin nasıl yapılacağını söylemek gün boyu okulda aldığı standart eğitimden farklı bir şey sunmaz. Onun için söyleyerek değil örnek teşkil ederek ve doğru davranışları sergileyerek yani çocuğumuza neyin nasıl yapılacağını göstererek mesajımızı iletmeliyiz. Kendimizin dahi durduğu noktalar ile ilgili konuşursak çocuklarımız bu durumu er ya da geç fark edecek ve ona göre söylediklerinizi “hayalî” olarak değerlendirecektir. Bu şekilde ilerleyen süreçten sonra ebeveynler olarak söylediklerimizin değersizleşmesi kaçınılmaz olur.

    Başka bir konu ise takdirdir. Gelişme gördüğümüz ilerleme gördüğümüz her alanda takdirimizi veya aferinimizi eksik etmememiz gerekir. Yaptığım birçok görüşmede fark ettiğim üzere ebeveynler aferin demenin şımarıklığa sebep olacağını ve çocuklarının ilerlemeyeceğini bu noktada kalacağını düşünür. Aksine aferin veya takdir çocuğu daha iyisine sevk eden bir tavır olup eksikliği çocuğun mevcut noktada durmasına ve ilerleyen süreçte tekrar başladığı noktaya dönmesine sebep olur. Bunun yanı sıra çocuklarımızın güven ve özsaygısının da eksik kalmasına yol açabilir. Çünkü çocuğun emeği sözel olarak dahi ödüllendirilmemiş hatta fark edilmemiştir. Asıl konu aferin demek ya da dememek değildir, nedenini belirterek takdir etmektir. Bu durum bizim neyi onayladığımızı gösterdiği gibi çocuklarımızın emeğinin karşılığı olduğunun da işaretidir.

    Diğer bir konu ise hata yapmasına izin etmektir. Birçok ebeveyn hata yapmasına katlanamaz durumdadır ve önlem almak üzere davranışlarda bulunmaktadır. Bu durum çocukların kendi başlarına karar verme süreçlerini zorlaştıracağı gibi onun yerine düşünen ve harekete geçenlere bağımlı kalmasına yol açacaktır. Sonucu ne olursa olsun verilen sorumluluklar çocukların o işleri zamanla daha iyi yapmasını sağladığı gibi karar alma ve özgüven konularında da kendilerini geliştirmede destekçi olacaktır. Ek olarak başarısız sonuçların olması gerekir ki hata görülebilsin ve bir dahaki sefere hatanın farkında olarak ilerlenebilsin. Unutmayalım ki çocuklarımız her geçen gün yeni şeyler deneyimliyor ve yaşamda almaları gereken inisiyatifler de bu oranda hatta bu oranın katları olacak şekilde artıyor. Bu süreçte bizim yapmamız gereken işleri halletmek değil onlara işleri en sağlıklı şekilde hallettirmek olmalıdır.

    Aile içi eğitim ve iletişim süreçleri tabi ki bu kadar az değil. Bu konudaki farklı yaklaşım fikir ve görüşleri yeri geldikçe ilerleterek yazacağım. Şimdilik bir virgül koyarak yazıma son veriyorum.

    Sevgi ve saygıyla ….

  • EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    EVLİLİĞİ MİTLER BİTİRİYOR!

    Mit; bilimsel verilere dayanmayan, gerçekliği kanıtlanamayan, toplumun geneline mal edilen düşünce, inanış ve alışkanlıklar bütünüdür. Örneğin; “eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez” düşüncesi evliliğe ait bir mittir. Bu düşünce gerçekçi olmayan bir düşünce ve inanışı yansıtır.

    Mitler; sadece evliliklerde yoktur. Genel olarak yaşamın her alanında sıkça karşımıza çıkarlar. Ama ben bugün mitlerin evliliğe bakan yönünü ele almak istiyorum. Çünkü kişilerin evliliğe dair mitleri, evlilikte sorunlar yaşanmasına ve toplumun temel taşı olan aile kurumunun parçalanmasına yol açmaktadır.

    Evlilikle ilgili kişilerin düşünce, inanış ve tercihleri olması doğaldır. Bu düşünceler ve inanışların oluşmasında yetişme ortamı ve eğitim düzeyi etkilidir. Sorun şu ki; kişinin tercihlerini yansıtan mitlerin, zorunluluk olarak algılanması ve karşıdaki kişilerin bu zorunluluğa göre davranmasının beklenmesi.Yukarıda verilen örnekte, ‘eşini seven insan, onun her dediğini yapar, onu hiç üzmez’ mitine sahip olan bir kişi; bu inanışa göre hareket edecek ve eşinden tercih etmediği bir davranış gördüğünde eşini suçlayacak ve eşinin kendisini yeteri kadar sevmediğini düşünecektedir.

    Böyle bir mit ne kadar gerçekçidir?

    Bu mite sahip kişinin eşi için evlilik ne kadar zordur?

    Evliliğe dair yaygın olan bazı mit örnekleri vermek istiyorum.

    “Eşini seven biri onu üzmez. Onun her dediğini yapar.

    Bu mit gerçekçi olmayan bir düşüncedir. Bir insan eşini ne kadar severse sevsin, arada sırada onun tercih etmediği davranışları yapabilir. Her komutu yerine getiren, her denileni yapan olsa olsa bir makine olur. Bir insanın her zaman eşinin her dediğini yapması mümkün değildir.

    “Kişi evliliğinde mutluysa, arkadaşa ihtiyaç duymaz.”

    İnsan evliliğinde kendini mutlu hissetse bile, arkadaşın yeri ayrıdır. Bir eş, arkadaşın yerini tutamaz. Eşle paylaşım ayrıdır, arkadaşla paylaşım ayrıdır.

    “Çocuk sahibi olmak evlilikteki sorunları bitirir.”

    Gerçekçi olmayan bir düşünce tarzı daha. Çiftler aralarında sorun yaşıyorlarsa, sorunları çözmeye çalışmadan sadece bebek sahibi olarak sorunların çözümünü beklemek doğru değildir. Aksine sorunlar devam ederken bebek sahibi olmak sorunların daha da çoğalmasına yol açabilir.

    “Tartışmaların yaşandığı bir evlilik kötüdür.”

    İnsanın olduğu yerde, tartışma ve çatışmaların yaşanması doğaldır. Tartışmasız veya sorunsuz hiçbir evlilik yoktur. Tam tersine bir evlilikte sorun yoksa, o evlilikte ciddi sorunların varlığından endişe etmek gerekir. Önemli olan sorunsuz bir evlilik temenni etmek değil, sorunları sağlıklı bir şekilde çözebilmek için çabalamaktır.

    “Evde yemeği kadın pişirmelidir.”

    Böyle bir zorunluluk yoktur. Evde yemeği kimin pişirip pişirmeyeceği eşler arasındaki işbirliğine göre değişebilir. Kadının pişirmesi bir zorunluluk değil, tercihtir. Yemeği bazen kadın, bazen erkek pişirebilir.

    Özetle, vurgulamak istediğim nokta; evlilikte kişinin sahip olduğu inanışlar %100 mutlak doğrular değildir. Mutlak doğru olmayan her şey değişebilir. O yüzden gerçekçi olmayan inanışları bir zorunluluk olarak algılamaktan vazgeçip esnek bir bakış açısı geliştirmek gerekir. Aksi halde evliliklerde sorunların yaşanması kaçınılmazdır.

    Yazımı şu sözlerle noktalamak istiyorum.

    “Eşler bir makasın iki tarafı gibi olmalıdır. Araya giren tüm olumsuzlukları kesebilmelidirler.”

  • DEPRESYON TEHLİKESİ ARTIYOR!

    DEPRESYON TEHLİKESİ ARTIYOR!

    DEPRESYON TEHLİKESİ ARTIYOR!

    Depresyon; son yıllarda daha sık duyduğumuz, bazen bizi bazen de yakınımızı etkileyen birebir tanıklık ettiğimiz en önemli psikolojik hastalıklardan biridir.

    Depresyon, üzüntü duygusu ile özdeşleşse de üzüntüden farklıdır. Üzüntü hissettiğimiz duygulardan biridir. Depresyon ise duygu, davranış ve düşünce boyutu olan bir hastalıktır. Depresyonun 3 farklı boyutu vardır:

    1. Duygu boyutu: Depresyonda olan kişi genel olarak karamsardır. Geleceğe dair ümitsizlik hissi vardır. Mutsuzluk, çaresizlik, değersizlik, öfke, suçluluk (daha çok kendine yönelik) gibi duygular depresyondaki kişiye eşlik eden diğer duygulardır.

    2. Davranış boyutu: Kişide genel bir hareketsizlik söz konusudur. Sürekli uyuma isteği veya uyuyamama durumu, yemek yemeyi reddetme veya aşırı yemek yeme, madde kullanımı veya kullanımda artış, konuşmak istememe, yorgunluk, halsizlik gibi davranışlar görülür.

    3. Bilişsel boyutu: Kişinin düşünceleri karışık ve dağınıktır. Odaklanma ve konsantrasyon sorunu yaşar. Kişi, kendini değersiz, yaşamı anlamsız gören düşüncelere sahiptir. Kişinin; ‘Hayat anlamsız, yaşanmaya değmez, her şey çok kötü, kimse beni sevmiyor, ben işe yaramaz biriyim vb.’ negatif ve genelleyici düşünceleri yaygındır.

    Depresyon Nelere Yol Açar?

    Depresyon pek çok olumsuz sonucun ortaya çıkmasına yol açar. Kişinin kendini sosyal hayattan ve iş yaşamından geri çekmesine, psikolojik, bedensel ve sosyal olarak yıpranmasına, bununla birlikte enerji kaybı yaşamasına neden olur.

    Who (Dünya Sağlık Örgütü) : Depresyon 2030’a kadar küresel bir kriz olacak!

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tüm dünyadaki hastalıkların değişen sıklığı ile ilgili periyodik olarak istatistiksel analizler yayınlamaktadır. Ayrıca yeni hastalıkların gelişim sıklığına bakarak ilerleyen yıllarda ne gibi sağlık sorunlarının beklendiğini açıklamaktadır. En son yayınlanan rapora göre en sık görülecek hastalık kalp damar hastalıkları ve ikinci sırada depresyon bulunmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinin ruh sağlığının bozuk olduğunu, her yıl 900 bin kişinin intihar ettiğini, ruh sağlığı ciddi anlamda bozuk olan her 4 kişiden 3’ünün hiçbir tedavi almadığını ve 2030 yılına kadar depresyonun küresel bir kriz olacağını açıkladı.

    Rapora göre, az ve orta gelirli ülkelerde 100 bin kişiye bir uzman düşerken, zengin ülkelerde 2 bin kişiye bir uzman düşmektedir. Yoksul ülkelerde ruh sağlığı için kişi başı 2 dolar harcanırken, yüksek gelirli ülkelerde 50 dolar harcanmaktadır.

    Depresyon İş Gücü Kaybına yol Açmaktadır

    Depresyon, kişinin kendisini ve yakınlarını etkilediği gibi çalıştığı işyerindeki verimini de etkilemektedir. Depresyonun kişide oluşturduğu isteksizlik, hareketsizlik, karamsarlık, motivasyon eksikliği, enerji kaybı ve iş verimindeki düşüş sonucunda önümüzdeki yıllarda kamuda da özel sektörde de ciddi iş kayıplarının yaşanması öngörülmektedir. Ciddi bir hastalık olan depresyon şu anda iş gücü kaybı sıralamasında 5. Sıradadır.

    Depresyonun sık görülen hastalıklara eklenmesi ile oluşacak fiziksel, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik zararlar, önleyici tedbirlerin alınması gereğini ortaya çıkarmaktadır.

    Depresyon İman Zayıflığı Mıdır?

    Bazı kişiler depresyonun iman zayıflığından kaynaklandığını iddia etmektedirler. Bu iddiaya Mevlana’nın şu tespiti ile cevap vermekte fayda olduğunu düşünüyorum. Mevlana’ya göre; kalp, tecelligah-ı ilahi deryasının sahilidir. O deryadan kalbe devamlı dalgalar gelir. Bunlar ışık dalgaları gibi değişik şekil ve boydadır. Bu dalgaların geldiği yere göre kişide oluşturduğu bir tesir vardır. Bu dalgaların bir kısmı Allah’ın ‘Basıt’ isminden gelir ve kalpte oluşturduğu etki ferahlıktır. Kişi bu dalganın tesiriyle inşirah duyar. Başka bir dalga ise Allah’ın ‘Kabz’ isminden gelir ve kalpte sıkıntı, daralma ve bunalmaya sebep olur.

    Bu dalgaların farklı şekilde tecelli etmelerinin amacı, kişinin tek düze yaşamasını engellemektir. Örneğin kişi hep ‘Basıt’ isminin tecellesiyle ve ihsanlarla karşılaşsa, bunun güzelliğini fark edebilir mi? Ferahlığın oluşturduğu durumu hissedebilmesi için ara sıra sıkıntı halini yaşaması gerekir. Çünkü her şey ancak zıddıyla bilinir.

    Bütün bu açıklamalar ışığında kişinin duygu durumunda değişmeler olması doğaldır, sıkıntı durumunun uzun sürmesi, kişinin uygun müdahaleden yoksun olması ile açıklanabilir, iman zayıflığı ile değil.

    Depresyonla İlgili Ne Yapılmalı?

    Depresyon ortaya çıktıktan sonra iki şekilde tedavi edilmektedir.

    1. İlaç Tedavisi: ilaç tedavisinde depresyonda olan hastaya antidepresan ilaçlar verilmekte, hastanın bu ilaçları en az 6 ay kullanması istenmektedir. İlacın erken kesilmesi ile birlikte depresyonun nüksetme ihtimali artmaktadır. İlaç terapiye göre depresyonun daha hızlı iyileşmesine yardımcı olmaktadır ama bazen tek başına kullanılması yeterli olmamaktadır. Çünkü ilaç ile kişinin hormonlarına müdahale edilmekte, yaşadığı duygu durumu dengelenmeye çalışılmakta ama davranış ve düşünce boyuna müdahale yetersiz kalmaktadır.

    2. Psikoterapi: Psikoterapi ile kişinin depresif duygu durumunu ortaya çıkaran ve sürdüren olumsuz ve işlevsiz otomatik düşüncelerin giderilmesi hedeflenmektedir. Terapist, işlevsiz düşüncelerin etkisinden kurtulan kişiye, işlevsel ve pozitif düşünme becerisi kazandırmaya yardımcı olmaktadır. Ayrıca davranış ve düşünceleri değiştirmeye yönelik öğrenilen becerilerin ev ödevleriyle desteklenmesini sağlamaktadır. Ev ödevleri ve fiziksel aktiviteler terapinin olmazsa olmazıdır.

    İlaç mı? Psikoterapi mi?

    En çok sorulan sorulardan biri de tedavide hangisinin daha etkin olduğudur. Bununla ilgili ülkeden ülkeye, hatta aynı ülkede uzmandan uzmana farklılar görülmektedir. Örneğin Amerika’da depresyon tedavisinde ilaç ve psikoterapi birlikte uygulanmaktadır. İngiltere’de ise farklı bir uygulama söz konusudur. İngiltere’de hafif ve orta düzey depresyonun başlangıç tedavisinde ilaç tedavisi yoktur. Psikoterapi tedavisi uygulanır. Psikoterapi ile depresyonun ilerlemesi engellenemediğinde ilaç ve psikoterapi birlikte uygulanır. Ülkemizde ise bu konu ile ilgili yaklaşım, uzmanların insiyatifine ve hastanın tercihine bırakılmıştır.

    Genel görüş ise, ileri düzey depresyonda intiharı ve ortaya çıkabilecek diğer zararları önleme adına ilaç tedavisinin gerekli olduğudur. Ancak hafif ve orta düzey depresyonda psikoterapinin ilaç tedavisine benzer sonuçlar verdiği, yan etkilerinin olmaması sebebiyle avantajlı olduğu ve hastalığın nüksetme ihtimalinin ilaç tedavisine göre daha seyrek görüldüğü belirtilmiştir. Avrupa’da yapılan bir araştırmaya göre depresyonun nüksetme oranı sadece ilaç tedavisi uygulanan hastalarda %80 gibi yüksek bir oran iken, terapi uygulanan hastalarda %20-30 arasında görülmektedir. Bu sonuç depresyon tedavisinin ilaç kullanılarak sağlansa bile terapi ile de desteklenmesi gereğini ortaya koymuştur.

    Özetlemek gerekirse, bilişsel davranışçı terapi ile kişinin işlevsiz düşüncelerine ve davranışlarına müdahale edilerek sağlıklı düşünce ve davranış edinmesine yönelik beceri kazandırılmakta, böylece hastalığın nüksetme ihtimali azalmaktadır. Kronik depresyon tedavisinde ise ilaç tedavisi ile psikoterapinin birlikte uygulanması önerilmektedir.

  • İntiharlara Tedbir Alınabilir mi?

    İntiharlara Tedbir Alınabilir mi?

    Her çağda olduğu gibi günümüz de de intihar olgusu önemli bir sorundur. Bu sorunun çözümü için farklı meslek disiplinleri araştırmalar yapsa da aile ve toplumsal yapıda güçlü bireyler yetiştirmek ve yaşama sevincini çoğaltmak önemli tedbir oluşturacaktır.

    Ailelerin yapması gereken;

    • Yaşlı ve çocuklara zaman ayırmak,
    • Evde dinlenme sürecinin ve keyifli zaman paylaşımının olmasına özen göstermek,
    • Çocukların özgüvenli, benlik saygısı olan, inançlı ve yaşama saygılı büyümelerine önem vermek,
    • Ebeveyn ve akrabalarla ilişkilerin kurulacağı ziyaretler e fırsat yaratmak,
    • Çocukların kültürel bütünlüğü olan bireyler olmalarına özen göstermek.
    • Aile içi iletişime dikkat etmek, iletişim engellerini belirlemek, ortadan kaldırmaya çalışmak.
    • Aile içinde eğlenceli zaman paylaşımına fırsat yaratmak,
    • Ailedeki bireyleri önemseyerek dinlemeye vakit ayırmak

    Toplumsal olarak yapılması gerekenler; insan insana ilişkileri çoğaltmaktan geçiyor.
    Öz değerlere sahip olunması ancak o değerlerle karşılaşmak, özümsemek sonucu olacaktır. Eskiden 3-4 hane bir arada olur evlerin kapıları hayat denen ortak alana açılırmış hayat kapısı açıldığında, 3-4 evin çocukları birlikte oynar, kadınları birlikte iş yaparmış. Bu durum zamanla sokak, mahalle paylaşımına dönüştü. Kaldırımda oturan yaşlılarımız vardı. Şimdi ise siteler var. Hatta kimi ailelerde, tripleks evlerde herkes kendi odasına çekilip kendi bilgisayarına, televizyonuna bakıyor.

    Ortak paylaşım alanları, sosyal etkinlikler, geleneksel ziyaretler, aile yemekleri özetle insan ilişkileri ve öz değerler geliştirilmeli çoğaltılmalıdır.

    Belediyelerin yaptıracağı ışık havuzları, su havuzları sohbet edip paylaşımların çoğaltılacağı oturma banklarının mahallelere sitelere yerleştirilmesi, oyun parkları gibi yaşam parklarının da önemsenmesi yaralı olacaktır. Yürüyüş alanlarının düzenlenmesi, oturulabilir yeşil alanların korunması önemlidir.

    Engellilerin, yaşlıların ve gençlerin kolektif zaman geçirecekleri spor alanları, söyleşi alanları, etkinlik alanları büyük mahallelerde özellikle yapılandırılabilir.

    Devlet Hastanesi, Ergen danışmanlık merkezi, Rehberlik Birimlerinden yararlanmak önemsenmelidir. Koruyucu Ruh sağlığı çalışmalarından, kişisel gelişim birimlerinden, Meslek edindirme kurslarından, oluşturulabilecek hobi bahçelerinden yararlanılabilir. Kişisel gelişim, stresle baş etme yollarının öğrenilmesi, nitelikli iletişim eğitimlerinden yararlanılması yaşama sevincini desteklemek ve geliştirmek adına yapılabilecek önemli adımlardır.

    Unutulmamalı ki; İnsan insana ilişkilerde, yalnızca karşımızdakini değil kendimizi de onarır, çoğaltırız.

  • İntihar Olgusu ve Belirtiler

    İntihar Olgusu ve Belirtiler

    İntihar olgusu; İçeriğinde kişinin çaresizlik, çözümsüzlük yaşadığı sorunlar karşısında başka seçenekleri göremediği yoğun umutsuzluk ve çöküntü hissettikleri bir süreçte gerçekleştirdikleri bir tür şiddet içerir.

    Genel olarak önceden tahmin edilmeyen tetiksel bir davranış ya da anlık bir tutum değildir. İntihar eğilimi bir süreci kapsamakta ve bazı belirtiler vermektedir;

    • Ümitsizlik,
    • Sürekli yalnız kalma, toplumdan uzaklaşma aileden kendini soyutlama, içe kapanma
    • “Ölsem de kurtulsam.” gibi üstü kapalı imalar,
    • Açıkça kendimi öldürürüm tehditleri,
    • Nedensiz ağlama, öfke patlamaları,
    • İlgi ve isteklerde azalma, depresyonda olma,
    • Sürekli halsizlik bıkkınlık, aşırı yorgun hissetme,
    • Kendini değersiz görme,
    • Geçmişte yaptıkları ya da yapamadıkları ile ilgili pişmanlık ifadeleri
    • Bir yere gidiyormuş gibi vedalaşmalar belirti olarak dikkate alınmalıdır.
    • Önceden denenmiş intihar girişimi de dikkate alınması gereken bir durumdur.

    Unutulmamalıdır ki; bazı durumlarda intihar girişimi, hiçbir belirtisi olmaksızın da ortaya çıkabilir.

  • İntihar Nedir?

    İntihar Nedir?

    Bir olayın çözülmesi için nedeninin bulunup ortadan kaldırılması gereklidir.
    Oysa çağlar boyunca değişik açılardan yorumlanmış ve üzerinde çalışılmış bir kavramdır intihar. Farklı boyutlarıyla günümüzde de en çok araştırılan konulardan biri olma özelliğine sahiptir.

    • Tıbbi boyutları
    • Sosyal boyutları

    Hukuksal ve Psikolojik boyutları ile üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır.

    • İntihar girişimi – Ruhsal Hastalık İlişkisi
    • İntihar Girişimi – Psikoloji ilişkisi
    • İntihar Girişimi – Biyolojik Etkiler
    • İntihar Girişimi – Mevsimlerle İlişkisi
    • İntihar Girişimi – Ayla, Güneşle, Bulutlarla ilişkisi araştırılmaktadır.

    Dünyada intihar girişimlerinde artış olduğu saptanmıştır. Bu konularda Dünya Sağlık Örgütü önderliğinde ciddi araştırmalar bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

    Suicid – İntihar – Öz kıyım nasıl adlandırılırsa adlandırılsın tanımı kendini öldürmeğe yönelmek eylemidir. İnsana ait olan bu kavram yani intihar tıbbi olarak önlenebilir bir ölüm nedeni olarak tanımlanmaktadır. İntihar eylemini arttıracak durumların engellenmesi konusunda temel destekler sağlanmalıdır.

    Bunlar;

    • Sosyal Destek,Tıbbi yardım, Aile Desteği
    • Psikolojik Destek /Kendi baş etme yollarıyla buluşmasına yönelik psikoterapi, sosyal uğraşlar ve benzeri desteklerdir.
  • İntihar Düşünceleri ve Destek

    İntihar Düşünceleri ve Destek

    Öncelikler yapılması gereken şey profesyonel destek almak, toparlanır diye beklemek yerine toparlanma sürecini hızlandırmaktır. Bu noktada özellikle gençlerin arkadaşları tarafından kendilerine söylenen intihar edeceği yolundaki ifadelerini sır olarak saklamamalıdır. Bilmeliler ki çoğu zaman olumsuz ruh halinden çıktıklarında, intihar düşüncelerinin yersiz ve gereksiz olduğunu söylemektedirler.

    Bu karışık dönemde sır saklamak adına arkadaşlarının sıkıntısını söylediklerini aileleriyle ya da öğretmenleriyle paylaşmak daha koruyucu ve gereklidir.

    Kendinde intihar ile ilgili düşünceler olan kişi;

    •Mutlaka yardım alması gerektiğini, toparlanmak için destek ihtiyacını, kendisine ve yakınlarına ifade etmelidir.
    •İçinde bulunduğu ortamı değiştirmeli, açık havada çevredeki güzelliklere odaklanmalıdır.
    •Geçmişte hayatın kendisine gösterdiği şansları hatırlamaya çalışmalı, gelecekte de yeni güzel kazanımların yaşıyorken karşısına çıkacağını düşünmelidir.
    • En kısa sürede aile ya da arkadaşlarından birisiyle buluşmalı, yalnız kalmamaya özen göstermelidir.
    •Bu düşüncelere bir kez bile kapılmışsa tıbbi yardım almayı ertelememelidir.
    •Pozitif yaklaşımlar, keyif aldığı zaman dilimlerini çoğaltmak, yaşam sevincini arttırmak yolunda daha çok zaman ve çaba harcamalıdır.
    •Kişisel gelişiminde ve soruları konusunda çevresinde model aldığı, iletişim kurduğu, öğretmen, akraba, akran olarak yardım alacağı kim var diye gözden geçirmelidir.