Kategori: Psikoloji

  • Ergenlik ve Aile

    Ergenlik ve Aile

    Aile içi iletişim hepimiz için önemli ve ihtiyaç duyduğumuz bir kavramdır. Anne ve babanın, bebeği ile iletişimi onu dünyaya getirmeye karar verdiği an ile başlar.

    0-6 yaş dönemin de aileye olan bağlılık çocuk tarafından en yoğun düzeydedir. Bu dönemde ve ergenlik dönemin de yaşananlar çocuğun kişisel gelişimine ve yetişkinlik dönemine en etki eden dönemlerdir . Anne-baba ile kurulan güvenli ve güvensiz bağlanma türleri bu dönemde gelişim gösterir.

    İlkokul döneminin başlaması ile , çocuk ebeveynlerinden sonra güven duyduğu ve öğretileri olduğuna inandığı öğretmenini tanır. Ailenin çocuğunu teslim ettiği öğretmene karşı bir bağlılık başlar. Bazen çocuklar, ebeveyni ve öğretmeni arasında çatışmalar yaşarlar. ” Hayır anne sen doğru anlatamadın, öğretmenim öyle değil, böyle anlatıyor ” yada ” yarın ödevimi yapmazsam, öğretmenim üzülür ” gibi söylemlerle ailesi gibi güven duyduğu öğretmenine karşı sorumluluk alır. Ergenlik döneminin başlaması ile çocuğun, sosyal çevreye karşı farkındalığı artar ve yaş ilerledikçe sosyal yaşam da güven duyacağı ilişkiler geliştirir. Bu döneme kadar yaşanan sorunlar sadece anne-baba ile paylaşılırken, daha sonra hem anne-baba ve ek olarak arkadaş çevresi ile paylaşımlar artar.

    Bu süreçlere kadar;

    Duygusal, güven ve sevgi ortamını sağlayan , çocuğunun yaşadıklarını kabul eden, , çocuğunun yaşantısına saygı gösteren,olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurarak açıklamalarda bulunan, sınırları anlatan ebeveynler bizlere ”uyumlanmış bir aile” yaklaşımını yansıtır ve maalesef ki çok azımızın uyumlanmış bir ailesi vardır.

    Kaygılı, güvensiz, hayatın zorluklarına karşılık yaşamış olduğu stresi çocuğun suçu gibi çocuğa yansıtmak, dinlememek, kalabalık önünde azarlamak, eleştirmek gibi durumlara maruz kalmış bir çocuk yaşı ilerlediğinde ,

    ” ben küçükken ailem çok meşguldü, duygusal bağımız gelişmedi ” mesajı alır…

    15 yaşındaki bir ergenin yaşamış olduğu sorunlarını sadece kendi yaşında ki akranları ile konuşması, onlardan duygusal destek alması ve etrafında güven duyulacak insanlara sahip olması tabiki çok güzeldir. Ancak insanın yaşı kaç olursa olsun duygusal desteği ve koşulsuz kabulü her zaman ailesin de arar. Bu durumu karşılayamayan, duygusal olarak bağ kuramayan ailelerin çocuklarında yanlış arkadaşlıklar,alkol ve madde kullanımı, akademik başarısızlık, depresyon, kaygı bozuklukları,yeme bozuklukları ve şizofreniye kadar gidebilecek patolojiler meydana gelebilir.

    Eğer çocuklarınıza sadece ev ödevlerini düzenli yapmasını,odasını toplu tutmasını ve ev işlerine yardım etme gibi sorumluluklar yüklemek, çocuklarınızın sizden uzaklaşarak sadece akranları ile fazla ilişki kurma, aile içi çatışma,geç saatlere kadar dışarıda kalma isteği, fazla para harcama isteği gibi patoloji belirtileri karşımıza çıkmaktadır.

  • Otizm ve Beslenme

    Otizm ve Beslenme

    İnsan vücudun da beslenme çok önemli. Sağlıklı olabilmek ise besinlerden geçer. Beslenme sadece kilo kontrolü değildir. Cildimiz ve bağırsaklarımız vücudumuzda ki en büyük organlardır. Vücudumuzda ki bağırsak bir futbol sahası büyüklüğündedir. Peki neden bu kadar büyük bağırsaklar? Vücudumuzda bulunan bağışıklık sisteminin %70 i bağırsakta bulunuyor.

    Doğal olmayan besinler , insanlara doğal besinmiş gibi veriliyor. Hücreler sağlam değil ise , doğru düzgün beslenilmiyorsa , güçlenmiyorsa vücut toparlanmıyor ve hastalıklar gelişiyor. (Son yıllarda kanserin ve otizmin patlamasına sebep ) Bu sebeple beslenme tıbbının iyi bilinmesine gerek duyduklarını söylüyorlar ve şöyle devam ediyorlar.

    Beslenme ana rahminde başlıyor. Planlı yapılan hamileliklerde en az 6 ay önce anne ve babanın kendine bakmaları gerektiğini söylüyor Karatay .

    OTİZMDE beslenme ana rahminde başlar ve sağlıklı beslenme ile düzelir. 18. Yy. otizm 100 milyonda bir görülürken , bugün 88 çocukta 1 görülmektedir ve bu durumun genetikle açıklanamayacağını söylüyor, Aktaş .

    Otizmde normal doğum çok önemli. Çocuk probiyotiklerini normal doğum esnasında annesinden alıyor . ( Yani probiyotik tanımını vurgularsak insan vücudunda ki önemi bakımından Probiyotik: sindirim sisteminde yaşayan mikroorganizmalardır, sağlıklı bir sindirim sisteminin olmazsa olmazlarıdır ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir) Çocuğun doğumundan belirli bir süre önce, annenin probiyotik yapısı değişmeye başlıyor ve çocuk doğum kanalından geçerken bu probiyotikleri alıyor ve tüm vücut koruma kalkanı gibi probiyotiklerle kaplanıyor. İlk gıdası olan bu sağlıklı probiyotikleri çocuk yutuyor ve çocuğun bronşlarından gidiyor ve dolayısıyla çocuk probiyotiklerle doğuyor.

    Ancak sezeryan ile doğum olursa, probiyotik olmadan doğum oluyor. Şu açıklamada çok ilginç ki 80 li yıllarda sezeryan doğum %7 lerdeyken bugün % 51,8 ve hatta % 80 lere kadar oranın çıkması da yapılan araştırmalarda saptanmış.

    Otizmi anne sütü ile beslenmemek, karbonhidratlarla beslemekte çok tetikleyici bir unsur.

    Otizm de ağır metal zehirlenmesi, gluten riski şekere karşı tahammülsüzlük , süte karşı tahammülsüzlük var. Bu çocuklara beslenme tedavisi verilmesi gerektiğinin her türlü altını çiziyorlar. Beslenme tedavisi ile normal hayat sürmeleri sağlanabilir.

    Otizim ailesi, öncelikle çocuğun glutene karşı hassasiyeti olması gerektiğini bilmesi gerekir. Otizmli çocuklar glutensiz beslenmeli, tüm buğday ürünleri ( arpa, çavdar ) hayatından çıkartılmalı. Her türlü ekmek, makarna, şehriye, bulgur, yarma ( TABİ BUNLARIN DOĞAL OLANLARI BİLE DAHİL !!! ) çocuğun hayatından çıkartılmalı.

    Gluten intoleransı testlerle maalesef anlaşılamıyor diyorlar, çünkü kan tahlili ile bunun teşhisini koymak mümkün değilmiş. Ancak doktorlar ya da evde sizler gluten intoleransını anlayabilirsiniz. Nasıl mı ?

    Klasik gluten intolerası tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bağırsak problemi, Karın ağrıları, ishal yada kabızlık, eklem ağrıları, ağızda aftlar, tekrarlayan kansızlık, gelişim geriliği gibi sorunlar tipik belirtileridir.

    Ama non çölyak, gluten intoleransında bambaşka belirtiler ortaya çıkıyor. Diyabet, romatizma, cilt dökülmesi olarak bu hastalıklar ortaya çıkıyor.

    Otizmli çocukların tamamı gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir. Bu hastalara glutensiz diyet uygulanmalıdır ancak tam tersine verilen diyetlerde tahıllı diyetler verilmektedir.

    Glutensiz beslenmeye karşı bu çocuklarda süte ( laktoza ) karşıda bir tahammülsüzlük çok görülür. Laktozsuz ürünlere geçilmelidir ve süt ürünleri olmamalıdır.

    Ağır metal zehirlenmesi bu çocuklarda çok yaygındır. Çünkü bu çocukların bağırsak duvarı bozulduğu için ağır metalarla karşı zehirlenme görülür. Neden? Bağırsak duvarı bozuk olduğu zaman, her şey içeri girmeye başlar, vücudu koruyan bir duvar yok, probiyotikler yok dolayısıyla bu çocuklara ağır metal testleri yapılmalıdır. Bu testler yapıldıktan sonra zehirlenmeye uygun, tedavi doktorlar tarafından düzenlenmelidir.

    Bunun yanında bu çocuklarda, probiyotik yoksunluğu yaşamaktadırlar. Bol fermente gıdalar tüketilmelidir. Bunlar nedir? yani ev turşusu, ev sirkesi, evde yapılan kefir bunlar çok mühimdir. Ev yoğurdu önerilmez, neden ? Unutmayın süt ürünleri olmayacaktı…

    Bunların yanında D vitamini de bakılmalıdır bu çocukların. D vitamini seviyesi 100’ ün üstüne çıkarılmalıdır. Bol yağ ile beslenmelidirler. Zeytin yağı, tereyağ, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi kıymetli proteinler verilmesi gerekir.

    İnsan vücudun da beslenme çok önemli. Sağlıklı olabilmek ise besinlerden geçer. Beslenme sadece kilo kontrolü değildir. Cildimiz ve bağırsaklarımız vücudumuzda ki en büyük organlardır. Vücudumuzda ki bağırsak bir futbol sahası büyüklüğündedir. Peki neden bu kadar büyük bağırsaklar? Vücudumuzda bulunan bağışıklık sisteminin %70 i bağırsakta bulunuyor.

    Doğal olmayan besinler , insanlara doğal besinmiş gibi veriliyor. Hücreler sağlam değil ise , doğru düzgün beslenilmiyorsa , güçlenmiyorsa vücut toparlanmıyor ve hastalıklar gelişiyor. (Son yıllarda kanserin ve otizmin patlamasına sebep ) Bu sebeple beslenme tıbbının iyi bilinmesine gerek duyduklarını söylüyorlar ve şöyle devam ediyorlar.

    Beslenme ana rahminde başlıyor. Planlı yapılan hamileliklerde en az 6 ay önce anne ve babanın kendine bakmaları gerektiğini söylüyor Karatay .

    OTİZMDE beslenme ana rahminde başlar ve sağlıklı beslenme ile düzelir. 18. Yy. otizm 100 milyonda bir görülürken , bugün 88 çocukta 1 görülmektedir ve bu durumun genetikle açıklanamayacağını söylüyor, Aktaş .

    Otizmde normal doğum çok önemli. Çocuk probiyotiklerini normal doğum esnasında annesinden alıyor . ( Yani probiyotik tanımını vurgularsak insan vücudunda ki önemi bakımından Probiyotik: sindirim sisteminde yaşayan mikroorganizmalardır, sağlıklı bir sindirim sisteminin olmazsa olmazlarıdır ve bağışıklık fonksiyonları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir) Çocuğun doğumundan belirli bir süre önce, annenin probiyotik yapısı değişmeye başlıyor ve çocuk doğum kanalından geçerken bu probiyotikleri alıyor ve tüm vücut koruma kalkanı gibi probiyotiklerle kaplanıyor. İlk gıdası olan bu sağlıklı probiyotikleri çocuk yutuyor ve çocuğun bronşlarından gidiyor ve dolayısıyla çocuk probiyotiklerle doğuyor.

    Ancak sezeryan ile doğum olursa, probiyotik olmadan doğum oluyor. Şu açıklamada çok ilginç ki 80 li yıllarda sezeryan doğum %7 lerdeyken bugün % 51,8 ve hatta % 80 lere kadar oranın çıkması da yapılan araştırmalarda saptanmış.

    Otizmi anne sütü ile beslenmemek, karbonhidratlarla beslemekte çok tetikleyici bir unsur.

    Otizm de ağır metal zehirlenmesi, gluten riski şekere karşı tahammülsüzlük , süte karşı tahammülsüzlük var. Bu çocuklara beslenme tedavisi verilmesi gerektiğinin her türlü altını çiziyorlar. Beslenme tedavisi ile normal hayat sürmeleri sağlanabilir.

    Otizim ailesi, öncelikle çocuğun glutene karşı hassasiyeti olması gerektiğini bilmesi gerekir. Otizmli çocuklar glutensiz beslenmeli, tüm buğday ürünleri ( arpa, çavdar ) hayatından çıkartılmalı. Her türlü ekmek, makarna, şehriye, bulgur, yarma ( TABİ BUNLARIN DOĞAL OLANLARI BİLE DAHİL !!! ) çocuğun hayatından çıkartılmalı.

    Gluten intoleransı testlerle maalesef anlaşılamıyor diyorlar, çünkü kan tahlili ile bunun teşhisini koymak mümkün değilmiş. Ancak doktorlar ya da evde sizler gluten intoleransını anlayabilirsiniz. Nasıl mı ?

    Klasik gluten intolerası tipik belirtilerle ortaya çıkıyor. Bağırsak problemi, Karın ağrıları, ishal yada kabızlık, eklem ağrıları, ağızda aftlar, tekrarlayan kansızlık, gelişim geriliği gibi sorunlar tipik belirtileridir.

    Ama non çölyak, gluten intoleransında bambaşka belirtiler ortaya çıkıyor. Diyabet, romatizma, cilt dökülmesi olarak bu hastalıklar ortaya çıkıyor.

    Otizmli çocukların tamamı gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir. Bu hastalara glutensiz diyet uygulanmalıdır ancak tam tersine verilen diyetlerde tahıllı diyetler verilmektedir.

    Glutensiz beslenmeye karşı bu çocuklarda süte ( laktoza ) karşıda bir tahammülsüzlük çok görülür. Laktozsuz ürünlere geçilmelidir ve süt ürünleri olmamalıdır.

    Ağır metal zehirlenmesi bu çocuklarda çok yaygındır. Çünkü bu çocukların bağırsak duvarı bozulduğu için ağır metalarla karşı zehirlenme görülür. Neden? Bağırsak duvarı bozuk olduğu zaman, her şey içeri girmeye başlar, vücudu koruyan bir duvar yok, probiyotikler yok dolayısıyla bu çocuklara ağır metal testleri yapılmalıdır. Bu testler yapıldıktan sonra zehirlenmeye uygun, tedavi doktorlar tarafından düzenlenmelidir.

    Bunun yanında bu çocuklarda, probiyotik yoksunluğu yaşamaktadırlar. Bol fermente gıdalar tüketilmelidir. Bunlar nedir? yani ev turşusu, ev sirkesi, evde yapılan kefir bunlar çok mühimdir. Ev yoğurdu önerilmez, neden ? Unutmayın süt ürünleri olmayacaktı…

    Bunların yanında D vitamini de bakılmalıdır bu çocukların. D vitamini seviyesi 100’ ün üstüne çıkarılmalıdır. Bol yağ ile beslenmelidirler. Zeytin yağı, tereyağ, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi kıymetli proteinler verilmesi gerekir.

    Bu çocuklar işlenmiş gıdalardan, kesinlikle ve kesinlikle uzak durmalıdırlar. Tüm konuşulanlar çok ilginç ve bu bölümde çok ilginç ki… Şeker yememelidirler. Şeker yedikçe

    vücutta ‘candida mantarı’ gelişir. Şimdi vücutta probiyotik yok ve candida mantarı geliştiği zaman ve üstüne şeker de yediği zaman çocuğun vücudunda alkol oluşmasına sebebiyet verir. Candida mantarı, şekeri alkole bırakır ve çocukta bir keyif hali oluşur. Çünkü kanda alkol vardır. Dolayısıyla çok tehlikelidir ve kesinlikle yedirilmelidir.

    Otizmde anneler, glutensiz, laktozsuz , süt ve süt ürünleri olmayan, makarna , pilav olmayan , bol yağlı, bol ev sirkesi, ev turşusu içeren ve işlenmiş gıda olman diyetlerle beslenmelidir diyor , Aktaş.

    Hamile kalacak annelerin öncelikli olarak; kilo vermesi lazım, beslenmesine dikkat etmesi, D vitaminlerini yükseltmesi ve magnezyumlarını kontrol ettirmelidirler diye belirtiyor, Karatay .

    Bu bilgilerin hızlı bir şekilde birbirimiz ile paylaşmamız çok mühim ve kıymetli. Öğrendiğimiz bilgileri sadece kendi iyiliğimize dokunabilecek noktaları ile öğrenmemeli ve öğrendiklerimizi başkaların sağlığı ve faydası için paylaşmalıyız. Bazı anneler ile bu sohbetleri yaptığım zaman bana bir gününüzü anlatın, çocuğunuz ne yer ne içer dediğimde bazen dehşete kapılıyorum . Sabahları patates kızartmaların olduğu bir kahvaltı yada sadece cips yenmiş bir akşam yemeği , mide bulantısını kesmek için verilen bardaklarca süt … bunun yanında eğitime çok açık bir çocuk ama yediklerinden tıkanmış bir vücuda sahip, engellerle dolu.

    Bu çocuklar işlenmiş gıdalardan, kesinlikle ve kesinlikle uzak durmalıdırlar. Tüm konuşulanlar çok ilginç ve bu bölümde çok ilginç ki… Şeker yememelidirler. Şeker yedikçe

    vücutta ‘candida mantarı’ gelişir. Şimdi vücutta probiyotik yok ve candida mantarı geliştiği zaman ve üstüne şeker de yediği zaman çocuğun vücudunda alkol oluşmasına sebebiyet verir. Candida mantarı, şekeri alkole bırakır ve çocukta bir keyif hali oluşur. Çünkü kanda alkol vardır. Dolayısıyla çok tehlikelidir ve kesinlikle yedirilmelidir.

    Otizmde anneler, glutensiz, laktozsuz , süt ve süt ürünleri olmayan, makarna , pilav olmayan , bol yağlı, bol ev sirkesi, ev turşusu içeren ve işlenmiş gıda olman diyetlerle beslenmelidir diyor , Aktaş.

    Hamile kalacak annelerin öncelikli olarak; kilo vermesi lazım, beslenmesine dikkat etmesi, D vitaminlerini yükseltmesi ve magnezyumlarını kontrol ettirmelidirler diye belirtiyor, Karatay .

    Bu bilgilerin hızlı bir şekilde birbirimiz ile paylaşmamız çok mühim ve kıymetli. Öğrendiğimiz bilgileri sadece kendi iyiliğimize dokunabilecek noktaları ile öğrenmemeli ve öğrendiklerimizi başkaların sağlığı ve faydası için paylaşmalıyız. Bazı anneler ile bu sohbetleri yaptığım zaman bana bir gününüzü anlatın, çocuğunuz ne yer ne içer dediğimde bazen dehşete kapılıyorum . Sabahları patates kızartmaların olduğu bir kahvaltı yada sadece cips yenmiş bir akşam yemeği , mide bulantısını kesmek için verilen bardaklarca süt … bunun yanında eğitime çok açık bir çocuk ama yediklerinden tıkanmış bir vücuda sahip, engellerle dolu.

  • Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Çocuğunu Dudağından Öpme! Ona Aşkım Deme!

    Gittiği her davette çocuklarını yanından ayırmayan eski futbolcu David Beckham Tanzaya‘ya gittiği tatilde kızı Harper’ı dudağından öptü ve sosyal medyada bunu övünerek paylaştı.

    Kız çocuğuna bebek elbisesi örmesiyle gündeme gelen örnek babanın bu fotoğrafı sosyal medyada 2
    milyon beğeni aldı.

    Tanzaya ‘ya tatile giden baba onca psikolog, pedagog, psikolojik danışmanın ailelere verdiği cinsel
    eğitimin beraberinde istismar ve mahremiyet eğitimini de tek fotoğrafla özetledi.

    Bu sağlıklı bir sevgi ifadesi biçimi değil!

    Geçtiğimiz ay da Harper ‘ın doğum günü partisinde Victoria kızını dudağından öperken sosyal medyada
    bir fotoğraf paylaşmıştı. Ancak yapılan tüm eleştirilere rağmen iki ünlü de hala sessizliğini koruyor.
    Çocuklarda sevginin ifade biçimi bu olmamalı.

    Çocuklar Vücuduna Aldığı Her Dokunuşu Kodluyor!

    Şu kötü dünyada sizin içiniz fesatlaşmış, kendi çocuğum istediğim gibi severim demeyin!

    Çocuklar henüz dokuz aylıkken vücuduna aldığı her dokunuşu kodlamaya başlıyor.

    Hele ki dudaklar beyinde en çok nöron sayısına sahip bölgelerden biri olduğu için bu durum keşfedilen
    duygunun kalıcı olmasına da neden oluyor.

    Anne ya da baba çocuğunu dudağından öpüp ona gülümsediğinde çocuk bunu ‘’iyi, keyifli’’ ya da ‘’kötü,
    yanlış ‘’ şeklinde şemalarla zihnine kodluyor. Anne ve babası onun her şeyi ilk olarak öğrendiği mutlak
    doğru, çocuk aksini asla düşünmüyor, yanlış olabileceğini aklına bile getirmiyor.

    Bu durum çocuk için normalleşirse başkası yaptığında neden yanlış olsun ki?

    Küçük yaşta anne –babası tarafından öpülen çocuk ‘’dudaktan öpme davranışı –keyif duygusu‘’ olarak
    davranış –duygu eşleştirip bilinçaltına bunu gönderir. İlerleyen zamanlarda yabancı bir kişi ile karşılaşsa
    bile bu davranışın yaratacağı duyguyu bilir ve ona karşı ‘’hayır diyebilme’’ olasılığı düşer. Aksine
    çocuğunuz sizi dudağınızdan öpmek istediğinde ona ‘’hayır’’ diyerek, hayır diyebilmeyi öğretmelisiniz.
    Vücudumuzda özel bölgeler olduğunu, o özel bölgeleri yalnızca özel alanlarda açabileceğimizi, izin
    almadan dokunamayacağımız yerler olduğunu çocuklarınıza mutlaka öğretin.

    Çocuğunuzu sevme biçiminiz onun gelecekteki cinsel yaşamını etkiliyor!

    Belki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız ama çocuğunuzun bedenine yaptığınız dokunuşlar çocuğunuzun

    ilerde cinsel hayatını bile etkileyebiliyor. Çocuğunuzun bezini değiştirirken hunharca bacaklarını sıkarak
    sevmeniz, ısırmanız, hatta yalamanız çocuğunuzda ilerleyen dönemlerde cinsel dürtü bozukluğu, cinsel
    saplantılar vb. cinsel anomalik davranışlar olmasına neden oluyor. Cinsel hayatında bilinçaltında
    göndermiş olduğu o mutluluk kodlarını cinsel partnerinde arıyor. Tıpkı küçükken sizin onun bacaklarını
    ısırıp, sıkarken yaşadığı heyecanı arıyor. Örneğin; bacaklarının arasını açıp kocaman kafanızla küçücük
    çocuğa gülerek onu ısırmanız ve tekrar keyif aldığınızı belirten gülmeler, kahkahalar çocukta bu
    öpüşlerin –olumlu – keyif verici – istendik olduğunu şifreler ile bilinçaltına kodluyor. İletişimin dil ile bile
    olmadığı her şeyi ağzına alarak tanımaya çalıştığı oral dönemde çocuğu ağzından, poposundan öpmek
    onun erken yaşta uyarılmasına ve gelecekte onun cinsel dürtü bozuklukları yaşamasına neden olabilir.

    O küçükken çok ufaktı siz oldukça iri ve güçlüydüydüz. Çocuk artık yetişkin olduğunda sizin ona
    uyguladığınız gücü tek kişide bulamayınca saplantılı cinsel bir hayat karşımıza çıkabiliyor. Cinsel gelişim
    ile ilgili birçok tedavi bu yüzden psikanalizle çözümleniyor çünkü bilinçaltı bizim için önemli bir veri
    kaynağı.

    Ne Yapmalıyız?

    Mahremiyet eğitimi her çocuk doğduğunda başlar.

    Çocuğunuza özel bir alan belirleyin. Özel bölgelerini kaşımak açıp bakmak istediğinde o alana sizin
    kontrolünüzde gitmesine izin verin.

    Odanıza izin alarak girmesi gerektiğini öğretin.

    Tuvaletin kapısını kapalı tutması gerektiğini öğretin.

    Çocuğun özel alanlarına dokunmayın. (Ağızdan öpülmez çünkü ordan yemek yenir. vb sözleri ritim ile
    oyun haline getirebilirsiniz.)

    Cinsel organlarını asla oyun objesi yapmayın. Erkek anneler çocuğun altını değiştirirken sevdiklerinin
    yanında cinsel objeyle oynayarak gülmeyin. Çocuk her dokunuşu kodluyor.

    Çocuğa ait özel bir mekan tanımlayın. Kıyafetlerini sürekli aynı yerde özel olarak değiştirin.

    Ebeveynlerinden kardeşlerinden mutlaka yatağını ayırın.

    Hayır demeyi öğretin. Örneğin; tanımadığın birisi gelip sana ‘’Yüzmeye gidelim mi derse hayır
    demelisin.’’ vb. dışardan gelebilecek tehlikelere karşı çocuğunuzu koruyun.

    Sizinle her türlü sırrını paylaşabilmesi ve kafasındaki cinsel meraktan kaynaklı sorularını sorabilmesi için
    empatik olun. Unutmayın istismarcılar onları tehdit ediyor olabilir ya da çocuğunuzla sırdaşlık yapıyor
    olabilirler.

    Çocuğunuza inanın. Size olayı anlatırsa ona inanmayacağınızı düşünüyor olabilir.

    Çocuğunuza her daim sizin yanınızda güvende olacağına dair teminat verin ve ona inanın.

    İnanın çocuklar bu konuda asla yalan söylemezler.

    Keyifle kalın.

  • Okul Korkusu

    Okul Korkusu

    Okul Korkusu Nedir?

    Okul korkusu aslında çocukların annelerinden veya bakım veren bir kimseden ayrılmak istememesinden kaynaklanır. Çocukların ailelerinden ilk defa ayrılacakları zaman olan 5-7 yaşlar arasında sıklıkla gözlenilen bir durumdur. Genel olarak %4-5 gibi bir oranda bu duruma rastlanır. Kız ve erkek çocuklarında nerdeyse aynı oranda görülmekle birlikte yaş ilerledikçe bu korku da azalmaya başlayacaktır. Ergenlik dönemlerinde ise kızlarda daha sık görülür.

    Ayrılık kaygısı yaşayan çocuklar bağlandığı kişiden ayrılmaya karşı aşırı biçimde kaygı duyar ve korkar. Okula ilk başlanıldığı dönemlerde bu korku belirginleşir. Korkunun hafifletilmesi ve bu durumun ilerlememesi için Konya Pedagog alanında çalışmalar yapan uzmanlarımızla irtibata geçebilirsiniz.

    Ayrılma durumunda sıklıkla ağlama, bağırma, anneye yapışma ve ayrılmak istememe, okula gitmek istememe, geceleri uyku problemleri, iştah problemleri görülebilir. Bunların yanında kusma, mide bulantısı, baş ya da karın ağrısı gibi fizyolojik rahatsızlıklar da görülebilir.

    Okul Korkusunun Nedenleri

    Okula başlama hem aile hem çocuk için kritik bir dönemdir. Farklı bir ortama alışma, farklı kuralları benimseme ve bu kurallara uyma zorunluluğu okula başlayan çocuklar için alışılması kolay bir durum değildir.

    Okul korkusunun sebebi genellikle anne ya da anne yerindeki bakım veren kişiden ayrılma korkusudur. Bu çocukların bulunduğu aileler ise genellikle bağımlı ailelerdir.

    Bu çocuklar genellikle, ebeveynlerin her ikisine ya da birine aşırı şekilde bağımlıdır, her dediği yapılarak yetiştirilmiştir ve diğer insanlardan da bunu talep eder.

    Okul korkusu yaşayan çocuğun küçük bir kardeşi varsa onu kıskanabilir ve annesiyle kardeşinin evde beraber kalmasını istemediği için okula gitmek istemeyebilir.

    Anaokuluna veya kreşe giden çocuklar okul korkusunu çoğunlukla daha az yaşamakta ve daha az sorunlu atlatmaktadırlar.

    Okul Korkusu Hangi Çocuklarda Daha Çok Görülür?

    • Yoğun kaygılı, evhamlı anne babaların çocuklarında,

    • Aşırı bağımlı ebeveyn-çocuk ilişkilerinde,

    • Daha önce annesinden hiç ayrılmamış, geceleri anne babasıyla beraber uyuyan çocuklarda,

    • 5 ve 7 yaş arası çocuklarda,

    • Yeni kardeşi doğan çocuklarda,

    • Babası olmayan ya da babasından uzak kalan çocuklarda,

    • Çocukların sağlık problemleriyle aşırı ilgilenen ve ufak sorunları bile büyüten aşırı koruyucu anne babaların çocuklarında,

    • Anne ya da babasında fiziksel rahatsızlık bulunan çocuklarda daha çok görülmektedir.

    Okul Korkusuyla Baş Etme Yolları

    • Çocuğunuz fiziksel şikâyetlerde bulunuyorsa gerçekten bir sorun olup olmadığını anlamak için bunu kontrol ettirmeniz önemlidir.

    • Aileler çocuğun okula gitmesi konusunda tutarlı olmalı ve taviz vermemelidir. Düzenli olarak okula gitmesi sağlanmalıdır.

    • Okula hazırlık aşamasında gerekli eşyaların alınması çocukla birlikte güzel bir aktivite fırsatı olarak değerlendirilmelidir.

    • Çocuklara neden okula gitmesi gerektiği anlatılmalı, çocuğun kafasındaki soru işaretleri giderilmelidir.

    • Öncelikle anne babalar sakin olmaya çalışmalıdır. Çocuklarının kaygılanacaklarını düşünürlerse bu kendi davranışlarına yansıyabilir. Ailelerin, kendi kaygılarını çocuklarına hissettirecek davranışlardan ve sözlerden özellikle uzak durması çok önemlidir.

    • Çocuklara okul hayatıyla ilgili güzel ve ilgisini çekebilecek hikâye ve anılar anlatılması çocuğun kafasında da okulla ilgili olumlu bir imaj yaratacaktır. Anne babalar kendi okul geçmişlerinden de bahsedebilir.

    • Ayrılma kaygısı taşıyan çocukları öncesinde hazırlamak ve bağımsızlığa alıştırmaya çalışmak gerekir. Aileler okul öncesinde bununla ilgili ufak hazırlıklar yapabilir. Tek başına dışarı çıktığı zamanlarda ona ufak ödüller verilebilir.

    • Çocuklarla korkuları hakkında konuşulmalıdır. Anne-babalar korkuları görmezden gelmek yerine korkularının sebeplerini anlamaya çalışmalıdır. Çocuğun korkularını ciddiye almalı, alay etmekten kaçınılmalıdır.

    • Korkularını hafifletmek için çocukların kafalarındaki sorular cevaplandırılmalıdır.

    • O okuldayken anne baba nerede olacağını çocuğa anlatmalı, öğretmenle iletişim kurmasını teşvik etmelidir.

    • Duygu ve düşüncelerinin ciddiye alındığını gören çocuk önemli olduğunu hissedecektir.

    • Çocukların kendi yaşıtlarıyla etkileşim içinde olmasına fırsat verilmeli, gerekli imkânlar oluşturulmalıdır.

    • Öğretmenin önemli rolü bakımından, öğretmenle iş birliği yapılması süreci hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Öğretmen ile çocuk arasındaki ilişki çocuğun okula uyumunun, okulda kendini rahat ve güvende hissetmesinin, başarısının, sınıf arkadaşlarıyla olan etkileşiminin,  önemli bir belirleyicisidir.

    Okul korkusu, çocukların okula gitmek istememesini belirtir fakat bunun altında çok farklı sebepler de bulunabilir. Özellikle uzun süre devam eden okul korkusu veya okul reddi aileler tarafından gözden kaçırılmamalıdır. Bunun için bir pedagog, psikolojik danışman, psikologdan destek alınması çocuklarda bu kaygı ve korkunun yerleşmesinin önüne geçecektir.

  • ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    ÇOCUKLARDA ALT ISLATMA

    Genellikle çocuklar, mesane kaslarının kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanırlar. Geceleri bu durum farklıdır. Geceleri çiş kontrolü 3,5-4,5 yaşlarında kazanırlar. Bu zamana kadar çocuklar geceleri alt ıslatabilirler. 4 yaş ve üzerinde alt ıslatmanın devam etmesi durumu ise enürezis olarak adlandırılır. Çünkü 4 yaşındaki bir çocuk gece ve gündüz idrarını tutabilecek olgunluğa erişmiştir. Çocuklarda çok sık karşılaşılan bir durumdur.

    Alt ıslatma genellikle genetik kaynaklı olmaktadır. Araştırmalara göre 5 yaşındaki çocukların %25’inde alt ıslatma problemiyle karşılaşılmıştır. Yaşla birlikte düzelme olduğu da gözlenmiştir.

    Alt ıslatmanın olası biyolojik ve psikolojik sebepleri ise şunlardır:

    Biyolojik/Fizyolojik Sebepler

    • Gelişimsel olarak çocuğun mesane kapasitesi büyük olmayabilir.

    • Kas kontrolü gecikmiş olabilir.

    • Böbrek ya da idrar yolu enfeksiyonları

    • Şeker hastalığı

    • Hormonal dengesizlikler

    • Uyku problemleri

    Psikososyal Sebepler

    • Erken tuvalet eğitime başlama ve ebeveynlerin aşırı baskıcı tutumu

    • Ailede sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü

    • Aşırı sevgi ve hoşgörülü aile tutumunun çocukta bebeksi kalma isteğini oluşturması

    • Yetersiz ilgi

    • Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi, kıskançlık

    • Boşanma

    • Okul korkusu

    • Kayıp veya yas gibi durumlar alt ıslatmayı tetikleyebilir.

    Psikolojik kaynaklı alt ıslatma çoğu zaman tırnak yeme, parmak emme gibi gerileme davranışlarıyla birlikte görülebilmektedir.

    Alt ıslatma iki biçimde görülür:

    • Birincil Enürezis: Sinir ve kas kontrolünün gelişimindeki aksaklıktan kaynaklıdır. Doğumdan itibaren devam edebilir. Davranışsal sebeplerle oluşmaz. Kalıtsal faktörlerin çok etkili olduğu bilinmektedir. Anne veya baba çocukluk döneminde alt ıslatma sorunu yaşamışsa çocuklarında bu durumun görülme olasılığı % 50lere kadar çıkabilmektedir. Alt ıslatma sorununun büyük kısmını birincil enürezis oluşturur(%75-80). Birincil enürezis zamanla kaybolur ve çocuklar tuvalet kontrolünde akranlarının seviyesine erişebilirler.

    • İkincil Enürezis: Bu grupta tuvalet kontrolü oluştuktan sonra gerileme söz konusudur. Çoğunlukla psikososyal temellidir. Çeşitli sebeplerle ruhsal gerginlik yaşayan çocuklarda ortaya çıkmaktadır.

    Ebeveynler Ne Yapmalı ve Çocuklara Nasıl Davranmalı?

    • Anne-babalar öncelikle çocuğu tıbbi bir muayeneden geçirerek sorunun kaynağını anlamaya yönelik adımlar atmalılar.

    • Sebepleri anlaşıldıktan sonra uzman birisinin desteğiyle psikolojik veya organik çözüm yollarına başvurulur.

    • İki yaşından önce çocukların kas kontrolü tam olarak gelişmediği için bu yaştan önce tuvalet eğitimi verilmemelidir.

    • Tuvalet eğitimi sırasında aileler çocuğa baskı yapmaktan kaçınmalıdır.

    • Altını ıslattığı zamanlarda onu utandırmamalı, kızmamalı ve cezalandırmamalıdırlar.

    • Ebeveynler endişelerini çocuğa yansıtmaktan kaçınmalıdır. Çocuğun tüm dikkati bu probleme çekilmemelidir.

    • Çok sulu gıdalar çocuğa kontrollü verilmelidir.

    • Çocukla sağlıklı bir iletişim kurulmalı, onun seviyesine inilerek bu durumu atlatacakları anlatılmalıdır.

    • Alt ıslatmadığı zamanlarda çocuk ödüllendirilmelidir.

    Bilinçsizce uygulanan yöntemler çocuğa zarar verebilmektedir. Yanlış bir müdahaleden kaçınmak için, çocuğunuzun bu süreci sağlıklı atlatabilmesi için bir uzman desteği almak önceliğiniz olmalıdır.

  • ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    ÇOCUKLARDA TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda:

    • Genellikle 3-4 yaşından sonra ortaya çıkan,

    • Erkeklere kıyasla kızlarda daha çok görüldüğü bilinen,

    • Özellikle ergenlikte sık karşılaşılan bir durumdur.

    Tırnak yeme davranışı bazı aileler için sorun olarak görülmemektedir. Oysaki ilerleyen zamanlarda bu davranış kronik bir hal alabilmektedir. Bu durumda çocuğun tırnak yapısı bozulmakta, kötü bir görüntüye sebep olmakta, arkadaşları ve çevresi tarafından hoş karşılanmamakta hatta alay edici sözler duymasına ve çocuğun sosyal yaşamında problemlere sebep olmaktadır.

    Tırnak yeme davranışının altındaki sebepleri anlamak çocuklara nasıl davranılacağını belirlemede ilk adımdır. Altında yatanda sebep büyük oranda psikolojik etkenlerdir. Gerginlik, öfke, ruhsal sıkıntı, kaygı, stres, dışa vurulamayan saldırganlık bunlardan bazılarıdır. Tırnak yeme davranışının olası diğer sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

    • Baskıcı anne-baba tutumları

    • Çocuğun sürekli eleştirilmesi, hor görülmesi, başkalarının örnek gösterilmesi, bakım verenleri tarafından yeterli sevgi ve ilgi görememesi

    • Baskıcı bir öğretmen tutumu

    • Ailede yaşanan tartışmalar, kavgalar

    • Kardeş kıskançlığı

    • Yaşıtlarıyla yaşadığı iletişim problemleri

    • Özgüven eksikliği

    • Önemli bir yaşam olayı (taşınma, ebeveynlerin boşanması, ebeveyn veya sevdiği birinin kaybı vs.)

    Bazı durumlarda ailesinde ve çevresinde tırnak yiyen birilerinin bulunması da çocuğa yanlış model olmakta ve çocuklar bunu taklit edebilmektedir.

    Tırnak yeme davranışı çocuklar için neden zararlıdır?

    • Tırnakların yenmesi mideye zarar verir ve mide ile ilgili fizyolojik problemleri tetikler.

    • Tırnak sert bir madde olduğu için dişlerin keskinliğini azaltır.

    • Tırnaklardaki mikroplar çocuklarda çeşitli hastalıklara yol açar.

    Bazen tırnak yeme davranışının yanında diş gıcırdatma, parmak emme, saç çekme ya da saç yolma gibi davranışlar da görülebilir. Bunlar çocuktaki kaygı ve gerginlik gibi duyguların habercisidir. Bu duygular çözülmediği, altta yatan sebeplere inilmediği sürece ileride çocukların kişilik yapısında yaralanmalara yol açabilmektedir. Aileler bu davranışlar karşısında tetikte olmalı ve çocuklarının gelişim dönemlerini sağlıklı geçirebilmeleri ve ruh sağlığı için gerekli durumlarda uzmanlardan yardım almalıdır. Ailenin bu olaya yaklaşım tarzı çocuk için belirleyici olmaktadır.

    Peki anne babalar çocuğunun tırnak yediğini fark ettiğinde neler yapmalıdır?

    3-4 yaşına kadar bu durum görmezden gelinebilir. Bu yaşlardan sonra devam ettiği görülürse:

    • Öncelikle bu davranışın nedenleri araştırılmalı, altta yatan sebepler irdelenmeli ve çözümler üretilmelidir. Bu konuda uygun bir çocuk terapistinden yardım almanız sizin ve çocuğunuz için faydalı olacaktır.

    • Çocuklara baskı yapılmamalıdır. Azarlanmamalı ve ceza verilmemelidir.

    • Çocuklar huzursuz, stresli ve kaygılı ortamlardan uzak tutulmalıdır. Varsa aile içindeki problemler çocuğa yansıtılmamalıdır.

    • Çocuklarının ellerini meşgul edecek başka uğraşlar bulunmalıdır. Tırnak yediğini fark ettiklerinde dikkatini dağıtacak aktivitelere yöneltmeyi deneyebilirler.

    • Aileler çocuklarıyla tırnak yemenin neden zararlı olduğunu, hoş bir davranış olmadığını, ellerinin bakımsız ve çirkin görünebileceğini nazikçe ve onun anlayacağı şekilde anlatmalıdır. Burada önemli olan yargılayıcı bir üslup kullanmadan çocuğunuzla diyaloğa geçmektir.

    • Çocuğunuzun bu davranışı sıklıkla hangi zamanlarda yaptığını gözlemlemeye, hangi etkenlerin tetikleyici olduğunu anlamaya çalışın. Bunu fark ederseniz önlemek için de fırsatınız olmuş olur.

    Ebeveynler bu süreçte sabırlı olmalı ve çocuklarına desteklerini her zaman hissettirmelidir.

    Bu durum kalıcı bir davranış problemine dönüşmeden bir uzmandan destek almaları çocukların geleceği, ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından son derece kritiktir.

  • Evliliğimi nasıl kurtarabilirim?

    Evliliğimi nasıl kurtarabilirim?

    Bireysel sorunlar, eski travmalar farklı kültürel geçmişlerVE iletişim sorunlarına birde yaşamın hız ve stresi eklendiğinde hemen her evliliği potansiyel olarak problemli kabul edebiliriz.

    Doğru bir seçim, kişisel gelişimin yeterli olması, iyi bir iletişim becerisi, üstüne eşinizinde benzer konularda benzer frekansta olması, anababa evlilik rol modellerinin benzemesi gibi faktörler tam ya da uygun olsa bile (çok zor!!) çiftlerin sorun yaşamaları mümkündür.

    Bu nedenlerle sorun yaşayın ya da yaşamayın mutlaka çift olarak ya da bireysel olarak takıldığınız tıkandığınız her konuda geç olmadan “evlilik danışmanlığı” almanızı öneriyorum.

    Sorunlar ileri boyutlara taşındığında, sevgi ya da saygı azaldığında çözüm üretme şansı azalmaktadır. Bir takım pratik öneriler ve iletişim becerilerinin katkısı olmakla birlikte çözüm için “çift danışmanlığı” en hızlı ve pratik çözümü sağlamaktadır.

    Sorunları yok saymadan, suçlamadan ciddi bir özeleştiri ve empatiyle yaklaştığınızda eşinizi terapiye ikna etme şansınız artmaktadır. Evliliği ortak bir havuz kabul edip bu havuza toksik maddeler atmadan birlikte emek vererek çözülemeyecek sorun olmadığını vurgulamak istiyorum. Burada ki en büyük direncin, geçmiş ailenizi referans alarak yeni bir ilişkiye eski bir gözlükle bakmanız olduğunu söyleyebilirim.

  • Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Çocukta Kardeş Kıskançlığı

    Tüm çocuklardaki görülen bir durumdur. Kardeş kıskançlığı bir dereceye kadar normal kabul edilir. Önemli olan bu durumun derecesidir. Ona çocuk ilgiyle büyü ve bu ilgiye alışır. Yeni şartlar altında kendine bir kardeş geleceğini öğrenmek çocuk bilinçaltında eskisi kadar sevilmeyeceğini, ilginin azalacağı ya da tamamen kardeşine kayacağını düşünür. Bu durum ailenin çocuğa ve yeni gelecek bebeğe karşı söylemleri ile gelişir.

    Önemli olan büyük kardeşin bebeğe bir zarar verici davranışlarda bulunup bulunmadığıdır. Günümüzde kardeş kınkançlığı önlem alınmadığında oğlu derece üzücü hadiselere yol açabilmektedir.

    Anne ve babalar doğum öncesinde çocuklarına kardeş geleceğini mümkün olduğunca kendisine oyun arkadaşı ve hayattaki en büyük yardımcısı sadece temelinde anlatmaktır.

    Çocuk onun yerini alacak muhtemel bir tehdit olarak görmek yerine, birlikte oyun oynayacakları, birbirlerini çok sevecekleri hatta yaramazlıklarını birlikte yapıp daha az azar işitecekleri gibi bir çok sevimli düşünce ile kıskançlıktan vazgeçer ve yeni iç içtenlikle destekler.

    Bununla birlikte, doğumdan sonra da devam ettirmek çok önemlidir. Yeni doğan kardeşe yapılan söylem ve davranışlar asla abartılmamalı ve büyük kardeşe aynı şekilde muamele yapılmalıdır. Örneğin bebeğin karnı doyurulurken büyük kardeşe bir şeyler hazırlanmalı ve birlikte beslenmeleri sağlanmalıdır.

    Yemekten sonra anne ve babanın büyük kardeşe “haydi şimdi oyun vakti” söylemiyle küçük kardeşi sevdirmeye yöneltmek bebeğe dokunarak, severek oyun oynadığını düşünmesi çocuğun kıskançlık düşüncesini ortadan kaldırarak kardeşini sevmesini mümkün kılar

    Belirttiğimiz gibi bu problemin çözümü çocuğun yeni kardeşe olduğu algısını yönlendirmekten geçmektedir. Ancak bütün bu çabalara ve yönlendirmelere rağmen kıskançlık devam ediyorsa ve bu kıskançlığın derecesi gün geçtikçe artıyorsa derhal bir uzmandan destek alınmalıdır.

    Günümüzde bir kız çocuğu görülen ve sayısı onu geçen gün artan saldırganlık davranışı, çok ciddi sorunların yattığı bir durumdur. Unutulmamalıdır ki hiç bir çocuk kendiliğinden saldırgan olmaz. Yaşamında bu davranışı tetikleyen bir çok sebep olabilir.

    En basit örneği izlediği ya da maruz kaldığı şiddet içerikli yayınlarıyla. Bu ebeveynlerin izlemekte bulunanları dizilere maruz kalmasıyla de olabilir, kendi izlediği çizgi filmi gibi yayınlarla da olabilir. Aslı saldırganlık davranışını ortaya çıkaran sebeplerin arasında bu örnek en masum sebep bile olabilir.

    Ebeveynler tarafından sert cezalarla ve kurallarla karşılaşmak, anne babanın çocuğa karşı ilgisizliği, gelenekselleşmişme tarzlarından kaynaklanan şiddetin ve küfürünün iyi bir şey gibi lanse edilmesi, anne ya da babanın uzun süreli yokluğundan kaynaklanan güvenlik kaygısı ve arkadaş ortamında şiddetin kabul edilmesi gibi nedenler gösterilebilir.

    Tüm bu sebepler oldukça vahim durumlar ve çocukta yaratılmış travmatuvar boyutu tahmin edilenden çok daha fazla olabilir. Bu nedenle çocukta saldırganlık yaratan sebep veya ortadan kaldırılmalı ve çözümü için mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.

  • Çocuğum Çek Elini Burnundan Değil!

    Çocuğum Çek Elini Burnundan Değil!

    Neredeyse her yerde karşılaştığımız bir davranış ‘’burun karıştırma’’.
    Trafikte kırmızı ışıkta iken göz göze gelince ellerini burnundan çeken insanlar, ya da iş yerinde yoğun
    şekilde çalışmaya dalmışken kafamızı kaldırdığımızda iş arkadaşımızın burnunu kurcalarken yakalamak.
    Bu bir hastalık mıdır?
    Psikolojik olarak ne gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır?
    Çocuğumun sürekli eli burnunda, bu durum beni rahatsız ediyor.
    Gözümüze hoş görünmeyen bu davranış biçimini sırf ortadan kaldırmak için karşımızdaki çocuğa ya da
    kişilere kendi kafamıza göre birçok hastalık tanısı koyarız. Karşımızdaki bir kişi ise ‘’sende tik bozukluğu
    var ‘’ ya da karşımızdaki çocuk ise ‘’sen kötü çocuk olursun elini çekmezsen gibi.’’
    Eğer elini burnundan hiç çekmeme durumu varsa yani bu kompulsif sık tekrarlanan bir durum ise ve
    gerçekten elini kullanma işlevini bozma derecesinde ise ancak bir tür rahatsızlık olarak doktora
    başvurulabilir. Öncelikle çocuğun gideceği yer kulak burun boğaz bölümünden sinüslerinin kontrolü
    olacaktır. Burun mukozasındaki salgının kuruyup onu rahatsız etmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı
    kontrol edilmelidir. Burnumuzdaki tüycükler dışardaki kirli havanın süzülüp akciğerlerimize ulaşmasını
    sağlarken; soğuk havalarda havayı ılıtarak, sıcak havalarda ise nemlendirerek havanın akciğerlerimize
    ulaşmasını sağlarlar. Arada kuruması ve onu bir mendil yardımı ile almamız oldukça normaldir.
    Sadece bunu gözler önünde görüntü kirliliği oluşturarak yapmak insanlar için rahatsız edici bir durumdur.

    Hindistan’da Andrade ve Srihari adlı iki doktor burun karıştırma konusunu daha yakından incelemiş ve
    insanlarından günde ortalama dört kere ellerini burunlarına götürdüğü sonucuna ulaşmışlardır. Belki
    kaşınıyor belki de temizleme ihtiyacını mendille değil, parmaklarıyla yapıyor. Ama çoğu insan dalgın
    olduğundan dolayı elinin altında olan burnuna parmağını sokuyor. Belki düşünürken belki bir şeye karar
    verirken.
    NE YAPMALIYIM?
    Çocuğun dalgın iken mi yoksa gerçekten bir sorun olduğu için mi bu davranışı tekrar ettiğini
    çözümlemelisiniz. Eğer ciddi bir kaşıntı var ise üst solunum yollarını kontrol için doktora başvurabilirsiniz.
    Eğer ciddi bir durum gözlemlemediyseniz onunla bu tür bir iletişim etkili olacaktır;
    Parmakla burun karıştırmak hoş görüntüsü olmayan bir davranıştır. Bazen daldığımda benim de elim
    burnuma gidebilir. O zaman beni uyarır mısın tuvalete ya da banyoya gidip temizleyeyim. Aynı şekilde
    ben de seni görürsem uyarırım. Anlaştık mı?
    Toplum içinde bu davranışı sergiliyorsa çocuğun davranışını üzerinden bir utanç duyarak ‘’yapma ,çek
    elini’’ şeklinde tepkiler yerine eline başka bir şey vererek onu oyalama yöntemini seçebilirsiniz. Elini
    meşgul edecek boyama kitabı, renkli kalemler ya da ses çıkaran parmak aktivitesi sağlayan oyuncaklar
    tercih edilebilir.

  • Ödül ve Ceza

    Ödül ve Ceza

    Davranışçı ekolün ortaya atmış olduğu ödül ve ceza yıllardır çocuklarda uygulanması tartışılan bir
    konudur.
    Çocuklarda istendik davranışların tekrar etmesi için davranıştan sonra çocuğa verilen ödüller o
    davranışın gerçekleşme olasılığını artıran pekiştireçlerdir.
    Çocukta istenmeyen davranışlarda ise verilen cezalar ile o davranış söndürülmeye çalışılır. Bu ekole
    göre karşımızdaki çocuğun davranışlarını onaylıyorsak ödüllerle pekiştirir, onaylamıyorsak ve ortadan
    kaldırmak istiyorsak cezalandırırız.
    Çocuk bu modelde her davranışına karşılık aldığı tepkileri zihninde kodlar ve davranış-tepki eşleştirerek
    bir süre sonra ‘’böyle yaparsam şunu elde edebilirim ancak şöyle yaparsam canım yanabilir ya da keyfim
    kaçabilir.’’ gibi düşünmeye başlar. Adeta verilen tepkilere dönük denklemler kurarak yaşamı boyunca
    herkese karşı onları kullanır.
    Burada yıllardır tartışılan şey ödül ya da cezanın verilmesi değil onun kim tarafından hangi aralıklarla
    verildiğidir. Anne için onay verilen –kabul edilen davranış bazen baba için kabul edilemez bir davranış
    olabiliyor. Bu gibi durumlarda çocuk annenin ödüllendirdiği babanın onaylamadığı davranış karşısında
    davranışın sorumluluğunu almamayı tercih ediyor ve dıştan denetimli bir çocuk haline geliyor.
    Oysa davranış sorumluluğu alınması gereken zihinsel bir sürecin sonucudur.
    Ne yapıyorum?
    Daha önce böyle yaptığımda sonuçlar ne oldu?
    Eğer bu davranışı sergilersem olası sonuçlar ne olur? şeklinde bir öngörü edinimi kazandırmak için
    çocuğa ne yapması konusunda değil nasıl yapması konusunda fikirler veriniz.
    Çocuk istenmedik bir davranış gerçekleştirdiğinde ‘’bunun kimin problemi olduğunu ‘’ iyi çözümlemeniz
    gerekiyor. Çocuğun odasında düzensiz şekilde ders çalışması onu motive edici bir unsur ise, bu durum
    onun için bir problem değildir. Ancak siz odaya girer ve bu düzensizliği problem olarak sahiplenir ve
    sonra ona düzenlemesi için belli komutlar verirseniz, çocuğa dıştan denetim odağı olmuş olursunuz.
    Ne zaman ki o odadaki düzensizlik çocuğu siz uyarmadan rahatsız edecek, işte o zaman çocuk
    davranışını sorgulamak durumunda kalacak ve kendi denetimi ile düzen konusunda belli kararlar
    alacaktır. Başarılı bireylerin içten denetimli, oto-kontrol ile davranışlarının sorumluluğunu alan kişilikler
    olduğu kaçınılmazdır.
    Çocuklar anne babalarının davranışlarını absorbe eden zihinsel illüzyonlardır.
    Eğer anne ve baba çocukta olmasını istediği kazanımları kendileri günlük yaşantılarında sergiler ve
    sosyal model figürleri olurlarsa çocuk kendi doğal gelişim sürecinde zaten o davranışı sergileyecektir.
    Ancak kendi yaptığınız bir şeyi çocuğa ‘’yapma’’ demek çocukta zihinsel karmaşalara yol açan bir
    durumdur. ‘’Şizofren olunmaz ,doğulur.’’ şeklinde her ne kadar bir söz söylenmişse de ‘’şizofrejenik
    mother ‘’ dediğimiz yani çocuğa sürekli zıt tepkiler veren anneler çocuğun gelecekte şizofren olmasına
    çevresel faktör olarak neden olabiliyor. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse ;
    Çocuğa kimsenin olmadığı zamanlarda verilen tepkiler ve ortamda başkaları var iken verilen tepkiler
    farklı ise bu çocukta davranışa karşı korku ,kaygı, kararsızlık hali ile sorumluluğunu almaktan kaçınma
    durumu sergilemesine neden olacaktır. Örneğin çocuğa kimsenin olmadığı ortamda; beslenme çantasına
    sandwiç koyarken ‘’sakın kimseye verme, iyice karnını doyur ‘’diyen bir anne ,ortamda misafirler var iken
    ‘’oğlum biraz da arkadaşına versene ,neden paylaşmıyorsun’’ şeklinde tepkiler verirse bu anne
    ‘’şizofrejenik mother ‘’olarak adlandırılabilir.
    Çocuklar mümkün olduğunca davranışının sorumluluğu verilmeli ve problemi sahiplenilmemelidir.
    Kendisi gelip problemi paylaştığında ise ‘’başka ne yapabilirsin?, biliyorum sen iyi düşünen birisin ,uygun
    bir çözüm yolu bulabilrsin?, peki başka ne yapabilirdin?’’ gibi tepkiler vererek pekiştirilen şey davranış
    değil ,çocuğun düşünme ve fikir üretme süreci olmalıdır.