Kategori: Psikoloji

  • Çocukta Zeka

    Çocukta Zeka

    Çocuğum çok zeki diye sevinmeli miyim?

    Zeka başka bir adıyla zihin güçü zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyum sağlama ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Başka bir deyişle zeka, zihnin birçok yeteneğinin uyumlu çalışması sonucu ortaya çıkan bir yetenekler birleşimidir. Zeka öğrenme, algılama, yargılama, hafıza, düşünme, çözümleme, sosyal iletişim gibi bir çok işlemlerde belirleyici rol almaktadır. Kelime anlamı Arapçada pırıltı, ateşin parlamasıdır.

    Zeka gelişimi bebeğin doğumu ile başlar ve hayatın ileriki dönemine kadar gelişir. Yaşamın ilk 4-5 yılı zeka gelişiminde önemli yere sahiptir. Zekanın belirleyicileri, genetik kalıtım (ırsiyet) ve çevresel faktörler olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler içerisinde eğitim, arkadaş ortamı, yaşadığı yer vs. sayılabilir.

    Zeka, çocuk gelişiminde ve çevresiyle uyum içinde yaşamasında önemli role sahiptir. Akademik başarının sağlanmasıyla beraber sağlıklı insan ilişkilerinin kurulmasında da zekanın payı büyüktür.

    Zeka aynı zamanda insanın karşılaşacağı problemleri aşabilmesinde de başrol alır. Sağlıklı bir zekaya sahip insanların psikiyatrik hastalıklara yakalanma riski düşük, yakalanan insanlarda hastalıktan kurtulma oranı ise yüksek bulunmuştur.

    Zeka değerlendirmesi klinik gözlem ve zeka testleriyle yapılmaktadır. Çocuklarda yaş ilerledikçe zeka testlerinin yanılma payı azalıyor ve objektifliği artıyor. Zeka testlerinin sonuçları IQ puanı olarak yansır. 90-120 normal sınırlarda zeka olarak kabul ediliyor ve toplum ortalamasını yansıtıyor.

    Kabaca 90 altındaki IQ puanı zeka geriliğine, 120 üzerindeki puanlarsa üstün zekaya işaret eder. Genellikle bütün toplumlarda üstün zekalıların oranı aynıdır ve toplumun yaklaşık %3’ünü oluştururlar.

    Çocuğun üstün zekalı olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğun üstün zekalı olduğu yaşamın ilk yıllarında belli olmaya başlar ve ilerleyen yaşlarda belirginleşir. Üstün zekalı çocukların ilk özellikleri gelişim basamaklarını erken geçmeleri ve öğrenme ve taklit becerilerinin iyi olmalarıdır. Örneğin bir çocuğun erken dönemde ismine yanıt vermesi, konuşmasının erken olması, yüzleri ayırt edebilmesi gibi özellikler o çocuğun üstün zekalı olabileceğine işarettir. Bu çocuklar etrafını keşfetmeye erken başlarlar ve keşfettikleri şeyleri amacına yönelik kullanabilirler. İleri yaşlarda çocuğun erken öğrenmesi, öğrenmeye ilgili olması, öğrendiklerini unutmamaları, öğrendikleri bilgileri diğer öğrendikleriyle ilişkilendirebilmeleri beklenilir. Yüksek zekaya sahip çocuğun neden sonuç ilişkisini daha kolay kavraması, ayrıntılara dikkat etmesi ve bu özelliği sebebiyle hayatlarında yenilikler keşfetmesi sıklıkla müşahede edilir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurması, yaşıtları içerisinde liderlik yapması, kendisinden yaşça büyük çocuklarla iletişim kurması gibi özellikler de çocuğun üstün zekalı olabileceğini düşündürür. Üstün zekalı çocuklar 3 yaşına kadar kavramları öğrenebilir, akıcı ve kapsamlı konuşabilir, gördüğü şeyleri ayrıntılı olarak anlatabilir ve hatta uzunca olan şiirleri ezberleyebilirler. Okuma yazma öğrenmeleri okul öncesinde olur ve ikinci bir dilde konuşmayı öğrenebilirler. Üstün zekalı çocukların yaşıtlarına göre sık soru sordukları ve sorularına ayrıntılı ve kapsamlı cevap almak istedikleri bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda duyguları ayırt etme yeteneği, soyut düşünebilme ve empati kabiliyeti erken gelişebilir. Üstün zekalı çocuklar kardeşleri ve arkadaşlarından seçilirler ve bu onların aile ve toplum içindeki farklı muamele görmelerine yol açabilir.

    Anne babalar üstün zekalı çocuklarına nasıl davranmalılar, nasıl bir yol izlemeliler?

    Üstün zekalı çocuklar aileleri ve çevreleri tarafından fark edildiği zamandan itibaren farklı muamele görebilirler ve bu da onların duygusal olarak yıpratabilir. Ailelerin bu çocuklardan beklentileri de yüksek olmaktadır ve bu beklenti çocuklarda aşırı kaygıya ve endişeye yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki üstün zekalı çocuk üstün özelliklere sahip makine değildir. Onların üstün olabilecekleri özellikleri yanında zayıf olabilecekleri yönleri de olabilir. Ayrıca her çocuk gibi onların da çocukluklarını yaşamaya, eğlenmeye ve sevgiye ihtiyaçları var. Bu çocuklar üzerindeki aşırı baskı ve yüksek beklentiler çocukların sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmelerini engeller. Özellikle mükemmeliyetçi ve memnuniyetsiz ebeveyn profili bu çocukların sağlıklı gelişimine engel teşkil eder. Bu sebeple çocuğun var olan başarıları alkışlanmalı daha fazla başarı için çocuk zorlanmamalıdır. Bunun yerine motive edici yöntemler kullanılması çocuğun kaygısını azaltır ve başarısını artırabilir. Aşırı iltifat, övgü bu çocukların egolarını aşırı kabarmasına ve bu sebeple kibirli, bencil ve narsistik (kendini beğenmiş) olmalarına yol açabilir. Çok yüksek tempoda ve uzun süren eğitim bu çocukların sosyal gelişimine mani olabilir. Bu sebeple çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, arkadaş ilişkisine ve etrafındaki kişilerle iletişim kurmasına imkan tanınmalı, hatta bunlar için teşvik edilmeliler.

    Üstün zekalı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse yeteneklerini geliştirme imkanı bulamadıkları gibi var olan kabiliyetlerinde körelme riski de bulunmaktadır. Bu riskle karşılaşmamak ve yeteneklerinin atıl duruma düşmemesi için çocukların erken keşfedilmeye ihtiyaçları vardır. Erken tanılama, çocuğun yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını arttıracak; böylece de yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır.

    Üstün zekalı çocukların tanılanmasında, ebeveyn-öğretmen ortak çalışmasının sağlanması gerekir; bu ortak çalışma, keşfedilmenin erken ve doğru yapılmasını sağlamanın yanında, bu çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açılardan gelişmelerinde de önemli katkılar sağlar.

    Üstün zekalı çocukların yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik verilecek eğitimin yanı sıra, kendilerine uygun imkanların sağlanmasına da ihtiyaçları vardır. Örneğin okul öncesinde üstün zekalı bir çocuğun yeteneklerini geliştirebilmesine ortam ve imkan sağlamanın yollarından biri de onun anaokuluna gitmesini sağlamaktır. Çocuk, anaokulunda yeteneklerini gösterebileceği, zihinsel ve fiziksel gücünü ortaya koyabileceği çeşitli etkinlikler ve imkanlarla karşılaşır.

    Üstün zekalı çocuklar, farklı yaş gruplarındanve farklı sınıflara devam eden, kendileriyle benzer özelliklere ve yeteneklere sahip çocuklarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar; bu nedenle onlara, okullarındaki sınıf ve kulüp çalışmalarına katılma imkanları sağlanmalıdır. Ayrıca bu çocuklar, daha fazla bilgiye ulaşabilmek için kaynak çeşitliliğine ihtiyaç duyarlar. Bu çeşitliği sağlayabilmek için bilgisayar, kütüphane ve çeşitli atölyelere ihtiyaç duyulmaktadır.

    Üstün zekalı çocuklar, sürekli aynı faaliyetlerde bulunmaktan hoşlanmazlar ve bu konuda tepkilerini sık-sık dile getirirler. Bu nedenle onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri ve geliştirebilecekleri farklı etkinliklerle ilgilenmeye ihtiyaçları vardır. Ailelerin bu farklılıkları sağlamaları konusunda duyarlı davranmaları, ellerindeki bütün imkanları seferber etmeleri gerekir.

    Üstün zekalı çocuklar, okuldaki derslerini fazla çaba harcamaksızın takip edebildikleri için, öğrenim hayatları boyunca uzun süreli, düzenli ve planlı ders çalışma alışkanlığı kazanamazlar. Bu nedenle, onların eğitim yaşantılarının başından itibaren düzenli ve planlı çalışma alışkanlığını kazanma konusunda rehberliğe ihtiyaçları vardır.

    Bütün bunların yanında unutulmamıdır ki üstün zekalı çocuklarda da çeşitli psikiyatrik problemlerle karşılaşabilir. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi nice dahi insanlar öğrenme güçlükleri, konuşma zorlukları, dikkat problemleri vs. gibi birçok psikiyatrik hastalıklara maruz kalmışlar. Bu sebeple üstün zekalı çocukların da iyi bir aile ve öğretmen gözleminde olmaları ve gerektiğinde uzman yardımı almaları gerekmektedir.

  • Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Çocuklarda Özenti ve Hayranlık

    Özenti ve hayranlık bazı çocuklarda hiç görülmeyen eğilimler iken, bazı gençlerde bariz etkileri oluyor. Pedagojik açıdan baktığımızda bu durumu nasıl değerlendirilmeli. Yani çocuğun bu tarz eğilimleri ve istekleri bir kişilik problemine işaret eder mi?

    İlk önce bilinmesi gerekiyor ki özenti, imrenme gibi özellikler çocuk psikolojisinin bir parçasıdır ve karakterin oluşması, davranışların şekillenmesi ve ahlak gelişimi açısından çok önemlidir. Özenti ve hayranlık bir nevi taklittir ve bu beceriye sahip olabilmek normal psikososyal gelişim açısından değerlidir. Önemli olan çocuğun kimlere ve hangi özelliklerine karşı özenmeleridir. Yani çocuk iyi şeylere de imrenebildikleri gibi tam aksi kötü veya değersiz şeylere de imrenebilirler. Çocuklar taklit becerileri gelişirken ilk olarak yakın çevresindekileri (anne, baba vs) taklit etmeye başlar ve onlara hayranlık duyarlar. ‘Büyüyünce babam gibi güçlü olacağım’, ‘Ben de annem gibi güzel olacağım’ gibi sözleri veya düşünceleri çocukluk döneminde sık şahit oluruz. Daha sonra çocuk etrafını keşfettikçe ve öncelikleri değiştikçe özendikleri insanlar ve özellikler değişir. Hayranlık ve özentinin derecesi önem taşımaktadır. Yani çocuk, hayran olduğu insanı birebir taklit ediyor veya bu hayranlık çocuğun sorumluluklarını yapmasına engel teşkil ediyorsa burada hastalık boyutunda hayranlıktan söz edilebilinir. Bunun bir diğer adı fanatizmdir. Soruda da belirtildiği gibi bazı çocuklarda özenme az görülürken bazıları daha çok etkileniyor. Burada belirleyici bazı faktörler de bulunmaktadır. Çocuğun kişilik yapısı, aile ve çevresinin yönlendirmeleri, çocuğun zeka düzeyi, yargılama becerileri vs. gibi. Özellikle bağımlı kişilik özelliği gösteren çocuklarda özenti ve hayranlık hastalık boyutuna kadar ulaşabilir. Aynı zamanda anne ve babasıyla özleşemeyen çocuklar başka figürlere aşırı hayranlık duyabilirler. Yargılama ve karar verme becerileri zayıf olan çocuklarda işin kolayına kaçarak çevresindeki ünlü ve beğenilen birini taklit etme yolunu seçebilir. Hayal gücü güçlü olan veya gerçeği değerlendirme kabiliyeti zayıf olan çocuklarda risk altındadırlar. Özenti ve hayranlıkları hastalık boyutunda olan çocuklarda birçok psikiyatrik hastalık görülme sıklığı da artmaktadır.

    Erken yaşlara inmesi hatta ergenlik öncesi dönemde bile görülmesi nasıl yorumlanabilir? Teknolojik gelişmelerin, internetin vs. etkisinden söz edilebilir mi?

    Çocukların teknolojinin etkisinde kalması özenti ve hayranlığın erken gelişmesine değil başkaların özenme ve hayranlık duymaya yol açtığını düşünüyorum. Çünkü bir çocuğun taklit becerisinin gelişmesinin dış uyaranların direk etkisi altındadır. Yani taklit ettiği şeyi ne kadar sık görür ve duyarsa o kadar çok taklit eder veya imrenir. Eğer çocuklar anne ve babasıyla değil de TV veya bilgisayar diğer nesnelerle zaman geçirirse orada gördüklerini taklit eder ve hayranlık duyarlar. Maalesef birçok aile çocuklarını medya ve internetin olumsuz etkilerinden koruyamamaktadır. Bu sebeple çocuklar popüler kültürün etkisinde daha fazla kalmaktadırlar. Bu kültürün ülkemizde ve dünyadaki hayali ve gerçek temsilcilerinin hayatları, davranış ve söylemleri çocukların sağlıklı gelişimde olumsuz örnekler oluşturabilmektedir. Aynı zamanda ebeveynlerin de teknolojinin etkisinde kalarak çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenmedikleri veya yanlış yaklaşımda bulundukları da bir gerçektir.

    Böylesi durumlarda ailenin tavrı ne olmalı? Hoş karşılamadıkları isteklerini çocuklarına nasıl aktarmalılar?

    Aileler çocuklarıyla sık ve yakından ilgilenmeliler. Çocuklarına iyi örnekler sunmalı kötü ve yanlış örneklerden uzak tutmalılar. Bu sebeple izledikleri ve takip ettikleri şeylerin içeriğine hakim olmalılar, sürelerini yaşına uygun sınırlamalılar ve olumsuz durumları engellemeliler. Hayran duydukları insanların olumlu yönleri öne çıkarıp olumsuz olabilecek yönlerini çocuklarına anlatmalılar. Çocuğun aşırı isteklerini karşılamamalılar çünkü bu çocuklarda doyumsuzluk oluşturabilir. Çocukların gerçek ihtiyaçlarını göstermek ve hayatta onlara hedef belirlemek ebeveynlerin en önemli görevleridir. Eğer çocuklarda hastalık boyutunda hayranlık ve özenti varsa ve aileler bununla baş edemiyorsa bir uzmana danışmaları gerekmektedir.

  • DEPRESYON NEDİR?

    DEPRESYON NEDİR?

    Depresyon kendisini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz,
    perişan, dertli, zavallı, çaresiz, boşluktaymış gibi hissetme, sinirli, asabi, düş kırıklığına uğramış, çökkün,
    cinsel istekte azalma, iştah kaybı … vb. şeklinde tanımladığı ve bunun yanında eskiden zevk aldığı
    şeylerden zevk almama severek yaptığı işlere karşı bir ilgisizliğin olması.

    Ancak bu yukarıdaki saydığımız özelliklerin; bir kayıp, ağır hastalık, deprem, ayrılık vb. durumlarda bir
    süre olması normal kabul edilebilir. Çoğu zaman bir sevgiliden ayırılındığında da benzer duygular
    içerisine gireriz.

    Mutsuzluğun adete zirveye çıktığı kişinin kendini sürekli üzüntü veren düşüncelerle meşgul ettiği görülür.
    Kişide bazen bu duygular dayanılmaz hale gelebileceği gibi, bazende kişiliğinin bir parçası olarak da
    görebilir.

    Her gün yataktan kalkarken zorlanma o günün zor, anlamsız geçeceğini düşünmeye başlama, gün
    içerisinde ki yapılan etkinliklerde (iş, ev toparlama, temizlik, yemek vb.) bile yapmak istememe ve sıkıcı
    bulunmaya başlanması. Çabuk sinirlenme ve sosyal ilişkilerde kötüye gitme, arkadaşalrının sürekli sana
    ne oldu böyle değildin sen demeye başlanması ve aile içinde huzursuzlukların olmasıdır.

    Kişi geçmişinden dolayı kendini suçlar, şu anı da mutsuz, anlamsız kötü giden başarısız bir dönem
    olarak görür. Gelecekle ilgili olarak da karamsar bir tablosu vardır. Olumsuz duygular içerisindedir,
    geleceğine umutla bakmaz.

    Bir süre sonra karamsarlık, mutsuzluk, hayattan keyif almama kişiyi o kadar bunaltmaya başalr ki ölsem
    de artık kurtulsam, yaşamak çok zor diye düşünmeye başlar ve genelde intihar planları olur.

    Aslında tedavi olduktan sonra ben ne kadar saçma düşünmüşüm diyecektir bir çok kişi.

    Konuşma, düşünme de bir yavaşlama olabileceği gibi bir unutkanlık, dikkat konstrasyon bozukluğu,
    okuduğu şeyleri anlamakta güçlük çekmeler olabilir.

    Bunların yanında bedensel yakınmalar yani vücudun bir yerlerinde ağrı ya da sindirim sistemi şikayetleri
    de olabilir. Somatizasyon bozuklukları genelde kronik depresiflerde sık görülür.

    Depresyonda uykusuzluk, fazla uyuma, iştah kapanması yada aşırı yemek yeme, cinsel bozukluklar
    ortaya çıkarabilir.

    Depresyon bir çok alanı etkileyen işlevsellik kaybı oluşturan ve tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    DEPRESYONDA MIYIM? YOKSA SADECE BİRAZ DEPRESİF Mİ HİSSEDİYORUM?

    Hemen hemen herkes hayatlarının bir döneminde kendini en az birkaç kere kendini hüzünlü ya da

    kederli hissettiği bir dönem geçirmiştir. Genelde üzüntü, mutsuzluk, keder, isteksizlik hayatımızın bir
    parçasıdır. Hayatımızın çeşitli dönemlerinde bir kayıp ya da ani hayat değişikliklerinde benzer olumsuz
    duygular yaşarız ancak önemli olan bu duyguların hayatımızı sürekli olarak etkilememesi ve kalıcı
    olmaması önemlidir.

    Bir kişinin depresyonda olduğunu söyleyebilmemiz için en az 15 günlük süre boyunca kendini gün boyu
    sürekli olarak mutsuz, hüzünlü mutsuz hissetmesi gerekir. Bu durum hem iş hayatını hem etkinliklerini
    de olumsuz etkilemesi gerekir.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR

    Kişinin kendini üzgün, kederli, hüzünlü, kasvetli, neşesiz, canı sıkkın, morali bozuk, mutsuz, acınacak
    halde, perişan zavallı, dertli, çaresiz boşluktaymış gibi, sinirli, asabi, hayal kırıklığına uğramış hissetmesi

    Çaresizlik duyguları
    Karamsarlık ve umutsuzluk
    Enerji düzeyinde azalma
    Düşüncelerini belli bir konuya yoğunlaştırma da zorluk
    İştahsızlık
    Uykuya dalmada zorluk
    İlgi kaybı
    Etkinliklere başlamada zorluk çekme
    Her zamankinden daha üzüntülü olma
    Öznel ajitasyon duygusu
    Düşüncelerin yavaşlaması
    Karar vermekte güçlük çekme
    Sabah erken uyanma
    İntihar düşünceleri veya tasarıları
    Kilo kaybı
    Ağlamaklı olma
    Davranışlarda yavaşlama
    Sinirlenme durumunda artış
    Kendini hiçbir zaman düzelmeyecek gibi hissetme
    Uyku bozuklukları
    Sürekli acınma
    Başlanmış bir etkinliği bitirmede zorluk
    Ağlayamama – kabızlık
    Duygularını gösterememe

    Değersizlik düşünceleriyle uğraşıp durma
    Lipidoda azalma
    Sıkıntı atakları
    Suçluluk düşünceleriyle uğraşma
    Her zamankinden daha fazla yakınma
    Herhangi bir tür sanrı
    Hastalığı için başkalarını suçlama
    İntihar düşünceleri olmaksızın ölme isteği
    Takıntıların ortaya çıkması
    Bulunduğu bedene ve mekana yabancılaşma hissi
    Günahkar olduğu düşünceleriyle upraşıp durma
    DEPRESYONDAKİ İNSANLARIN YAPTIĞI BİLİŞSEL (DÜŞÜNCE) ÇARPITMALARI

    Depresyondaki insanlar kendi benlikleri ve hayatlarıyla ilgili yanlış düşünce çarpıtmaları yaptıkları
    görülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır.

    Keyfi Çıkarsamalar: herhangi bir kanıt yokken yada eldeki kanıtlar tersini gösterdiği halde olumsuz
    düşünmeye devam etme.

    Aşırı Genelleme: tek bir olaydan yola çıkarak genellemeler yapma ve bu çıkarsamaları yeni yaşanan
    durumları yorumlarken yerli yersiz kullanma.

    Kişiselleştirme: herhangi bir bağlantı olmamasına rağmen gelişen olaylardan kendini sorumlu tutma

    Seçici dikkat: olaylardaki olumsuz yanları ön plana çıkarma ve tüm yaşantıyı bu çerçeveden
    değerlendirme. Olumlu yönleri görmeme

    Ya Hep Ya Hiç şeklinde Düşünme: yaşanan tüm deneyimleri olası iki uçtan birine özellikle de olumsuz
    yana yükleme yani en kötü senaryoyu yazmaya odaklanma.

    Olumsuz düşünme şekli ve hiçbir dayanağı olmayan düşünceler içinde gezinme, yapılan bilişsel hatalarla
    depresyonu daha güçlendirmektedir. Kişi fark etmeden bilişsel hatalara düşer ve olumsuz düşünce
    yapısı belirginleşir ve artar.

  • VAJİNİSMUS NEDİR?

    VAJİNİSMUS NEDİR?

    Kısaca vajinal kasların kişinin iradesinin dışında olarak cinsel birleşme esnasında istemsiz bir şekilde
    kasılarak cinsel birleşmeyi imkansız hale getiren cinsel bir problemdir. Bunu gözümüze bir şey sokmak
    istesek ani bir şekilde vücudumuz tepki verir ve gözlerimiz kapanır, aynı durum vajina da da söz
    konusudur. Vajinal kaslar ile kişinin bedenide senkronize olur ve penis girişini bir tehlike korku yada acı
    duyulacak bir nesne olarak algılar ve ilişkiyi engeller. Ülkemizde kadınlarda görülen en yaygın cinsel
    işlev bozukluklardan biridir. Cinsel terapiye sürecinde de %99 çözülen bir sorundur. Ortalama 8-12
    seansta çözülür.

    Vajinusmusta cinsel terapi sürecinde önce çiftler sonra ayrı ayrı bir değerlendirme sürecine girilir, daha
    sonra bir tedavi planı oluşturulur bu tedavi sürecinde genelde bilişsel cinsel düzenlemeler, cinsel
    egsersizler, aşk oyunları vb. davranışsal ödevler verilir. Bu süreçte en sağlıklı çözüm terapiye çiftlerin
    beraber katılmasıdır.

    Cinsel terapi ile çiftler sadece vajınusmusu çözmezler sağlıklı ve güzel bir cinselliği yaşamayı, aşk
    oyunlarını kendi bedenlerini tanımayı, partnerinin bedenini tanımak için önemli bir süreçtir.

    Zamanı az olan danışanlar için yoğunlaştırılmış cinsel terapi ile 3-4 gün de bu sorun çözülebilir.

    Eğer vajinusmusu çiftler sağlıksız bir şekilde çözerse ilerde bir çok kadının yaşadığı gibi cinsel
    isteksizliğe neden olabilmektedir.

    Ülkemiz dışındaki cinsel terapi litaratürünü incelediğimizde vajinismus şu şekilde tanımlanmaktadır;
    vajinanın girişindeki kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmenin ağrılı ve acılı yada birleşmenin
    imkânsız olarak algılanmasına vajinismus denir.

    Aslında Türk toplumunda kadınların vajinusmus olması kadar doğal bir şey yoktur. Düşünün ki
    küçüklüğünüzden itibaren size “sürekli bacağını kapat, açma, ört, ilke gece acıyacak, kanayacak, çok
    canın yanar, kanlar seller götürecek” yanında ki erkek çocuğuna bak bu çok canlar yakacak vb. dünya
    kadar efsane ile büyüyen bir kadın olun, düğün yapılıyor damat ve gelin orta da herkes sizin az sonra ne
    yapacağınızı biliyor ve konuşuyorlar, erkek tarafı acaba yapabilecek mi kalkacak mı iner mi? Bir sürü
    soru işareti ve bu panikle hemen yapmak isteyen bir koca, çünkü inecek korkusu var, kızın vajinası hazır
    değil kuru bir yere sokulmaya çalışılan bir penis hemen kızın kafasında ki efsaneler canlanıyor evet
    acıyacak, kanayacak, yırtılıacak korkuları devreye giriyor ve beyin haklı olarak tüm sistemi kapatıyor ve
    vajinayı korumaya alıyor. bir de kız tarafı acaba bakire mi kan gelecek mi korkuları ekleniyor. Bu kadar
    sağlıksız cinsel bilgilendirme ile vajinusmusta olunur, erken de boşalınır, ereksiyon sorunları da olur,
    cinsel isteksizlikte olur. Ve maalesef evlilikler de yıkılır.

    VAJİNİSMUSUN BELİRTİLERİ

    Belirtiler çoğunlukla ilk deneyim ile kendini göstermektedir.

    İlişki öncesinde duyulan yoğun heyecan belirtileri endişe, korku, kaygı, tedirginlik vb duygular. Acıyacak,
    zarar görecek, yırtılacak, kanayacak ve durmayacak düşünceleri…
    İlişki esnasında yaşanan aşırı heyecan, titreme, kasılma gibi fiziksel ve duygusal bir takım tepkiler.
    Bütün bedeni eşe karşı kapatma ve eşi itme davranışı (çiftler tarafından kilitlenme diye adlandırılır)
    İlişki sonrasında ise cinsel istek ve duygusal tatminde görülen azalma, Suçluluk, kişinin kendine
    beslemeye başladığı nefret duygusu, hayal kırıklığı…

    VAJİNİSMUSUN SINIFLANDIRILMASI

    DSM-IV’ te ( Amerikan Psikiyatri kurumunun kabul ettiği psikolojik hastalıklar ile alakalı tanı ölçütleri
    kitabı ) vajinismus bir cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırılmıştır ve cinsel ağrı bozukluklarının alt
    kategorisine dahil edilmiştir.

    -Ana tanı kriteri; “vajinanın dış üçte birindeki kaslarda, tekrarlayan yada sürekli, istem dışı ve cinsel
    ilişkiye engel olan spazmın” olmasıdır.

    -Vajinal kas spazmı, kolaylıkla gözlemlenebilir ve bazı vakalarda ağrıya sebep olacak kadar şiddetli yada
    uzun süreli olarak tanımlanır.

    -Vajinismus her ne kadar bir cinsel ağrı bozukluğu olarak kabul ediliyor olsa da, tanısı için ağrının
    gerçekleşmesi gerekli değildir.

    –Uluslararası Ağrı – Ağrı Sınıflandırma Çalışmaları Birliği; vajinismusu boyutsal ağrı bozuklukları
    kategorisine dahil etmektedir.

    GÖRÜLME SIKLIĞI

    Yurt dışında yapılan klinik çalışma ve vaka raporlamaların bu durumun görülme sıklığının %12 ile % 17
    arasında değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Ülkelerde görülme sıklığı kültürel ve bireylerin psikososyal
    yaşantılarıyla alakalıdır.

    Ülkemizde ise görülme sıklığı oldukça yüksektir. Cinsel terapi hizmeti veren özel ve resmi kurumlara
    başvuran kadınların %60 ının vajinismus şikayeti ile başvurduğu görülmektedir. Bu duruma tedavi
    arayışına girmeyen kadınlarıda dahil edebiliriz. vajinismusun bir diger özelliği ise bir kaçınma ve erteleme
    problemi olmasıdır. Genel itibari ile tedaviden kaçınılmaktadır. Neden olarak ise cinsellik kavramının ve
    cinsel sorunların konuşulması ayıp, günah, yasak, utanç verici olarak değerlendirilmesidir.

    VAJİNİSMUSUN ÇEŞİTLERİ

    Vajinismusun Primer,sekonder ve atipik olmak üzere iki tiplemesi vardır.

    Primer: Kısaca vajinismusu çoğu zaman psişik kökenli cinsel birleşme esnasında kişinin iradesinde
    bağımsız vajinal kasların kasılarak birleşmenin imkansız olması durumu diye tanımlanır. İstem dışı
    yaşanılan bu durum ilk seferde hafif ve orta düzeyde yaşanır ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı ve
    acılıdır. Bu durum Primer Vajinismus diye adlandırılır. Bu durumda kişi hayatında hiçbir şekilde cinsel
    deneyim yaşamamıştır. En büyük neden psikolojik kökenli kaygı ve korkulardır.

    Seconder: Daha öncesinde hiç vajinismus belirtileri yaşamamış daha sonra bir takım travmatik yaşantılar
    neticesine ( doğum, düşük, kürtaj, travmatik jinekolojik muayne vb) bağlı geliştirilen ve nadir görülen
    duruma ise Sekonder Vajinismus denilmektedir.

    Atipik vajinismus ise nedeni tam olarak bilinmeyen psişik ve organik nedenlerin hiçbirini barındırmayan
    vajinismus tiplemesidir. Vaka öyküsüne bakıldığında aile ve kültürel dinamiklerde herhangi bir tuhaflık
    yoktur. Bireyin eğitim düzeyim son derece yüksektir. Kişinin samimi söylemlerine dayanarak alınan
    öyküsünde vajinismus karşımıza bilinmeyen bir nedenden ötürü çıkmaktadır.

    VAJİNİSMUSUN NEDENLERİ

    Herkesin bir öyküsü vardır sözünden yola çıkarak düşündüğümüzde vaka örneklemeleri bize şunu
    gösterir ki her vajinismus vakası kendine özgü bir takım nedenlere sahiptir. Alınan vaka öykülerinde ve
    örneklemelerinde aşağıda sıraladığımız yaygın nedenler görülmektedir.

    En büyük neden cinsel bilgi ve cinsel eğitim eksikliği ve bunun getirisi olarak yanlış öğrenme ve bilişsel
    çarpıtmalar.
    Psişik yani psikolojik kökenli kaygılar
    Abartılmış ilk gece hikayeleri: Genel olarak akran gruplarının ya da abla, hala, teyze gibi otoritelerin
    kendi aralarında yapmış oldukları cinsel yaşantılara konuşmalara kişinin direkt ya da dolaylı şekilde
    muhatap olması şeklinde olur. İlk geceye dahil bu konuşmaların içeriği genellikle kulaktan dolma ve
    yanlış abartılmış bilgilerdir.(çok acırmış, sabaha kadar kanama durmamış, zor yetiştirmişler, hastaneye
    kilitlenmiş vaziyette götürmüşler vb şeklinde) bilinç ve bilinç dışının en direkt olarak bilgiye maruz kalması
    ve koşulsuz kabullenmesi sonucunca geliştirilen bir takım psikoanatomik tepkiler.
    Kültürel alt kodların beslemiş olduğu kızlık zarı algısı. Kızlık zarının korunması gereken çok değerli bir
    şey olduğu ve bunun neticesi olarak zarın aşırı önemsenip kutsallaştırılması. Bu problemin ortaya
    çıkmasında etkin olan nedenlerden biridir.
    Baskıcı ve otoriter bir aile yapısı.
    Cinsellik kavramının konuşulmadığı ötelendiği, ayıp ve yasaklandığı ortamlarda yetişme.
    Cinselliğin kötü ve pis olduğu öğretilen bir ortamda yetişmek
    Travmatik cinsel yaşantılar ( taciz, tecavüz, cinsel şiddet, ensest vb.)

    Ödipal çatışma yada ödipal kompleks
    İlk geceye dair geliştirilmiş korkular
    Takıntılı (obsesif) borderline kişilik yapılanmaları
    Hamile kalma korkusu
    Pasif, bağımlı, aşırı tolere edici ve anlaşışlı bir eş tiplemesi
    Çocukluk döneminde kişiyi yanlış bilişsel yapılandırılmaya ve öğrenmeye maruz kılan en direkt telkinler (
    Doğru otur, bacaklarını kapat, eteğini ört vb )
    Cinsel mitler ( cinsellik hakkında bilinen tecrübeye dayanmayan kulaktan dolma yanlış bilgiler )
    Ağrılı ve acılı deney imlenen jinekolojik muayene
    Aşırı katı dini ve ahlak kuralların yaygın olduğu toplumsal yaşantı.
    Bazı enfeksiyonik durum ve anormalliklerde vajinismusa yol açmaktadır.

    Yukarıda ki nedenlere baktığımızda vajinismusa neden olan faktörlerin psiko, sosyokültürel nedenlere
    alakalı olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni cinsellik kavramının sürekli toplumumuzda ayıplanması
    ötelenmesi, yadsınmış, tabu haline getirilmiş olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkemizde cinsellik
    kavramının yeterli, sağlıklı aynı zamanda bilgilendirici bir cinsel eğitimin verilmemesi var olan cinsel
    eğitimin ise okullarda fen ve biyoloji kitaplarında yazan birkaç yüzeysel bilgiden ibaret olması cinsel
    problemlerin gün geçtikce daha da arttığını yapılan vaka çalışmaları bizlere göstermektedir.

    İLK DENEYİM, İLKE GECE

    Vajinismuslu kadınlar öncesinde herhangi bir cinsel birleşme yaşamadığı için genel itibarıyla bu sorunla
    yüzleşme, düğün sonrası yaşanan: halk arasında gerdek gecesi yada ilk gece diye bilinen zamanda
    yaşanır. İlk gecede yaşanılan başarısız deneyimin bir takım faktörlerden kaynaklandığı düşünülür: düğün
    stresi, yorgunluk, deneyimsizlik, heyecan vb. ve sorun daha sonrasında kendiliğinden çözüleceği
    düşünülerek ertelenir. Fakat bu durum süreklilik kazanmaya ve olduğu yerde saymaya başlayınca, evde
    eşi ile bu sorunu sürekli tartışmaya başlar. kadın partnerde kendisinde bir eksiklik olduğu düşüncesi
    oluşmaya başlar. üzüntü, sıkıntı, gerginlik, suçluluk, değersizlik, her şeyin daha da kötüye gideceği
    düşüncesi ortaya çıkmaya başlar. Erkek Partnerde ise durum farklı değildir. Eşinin kendini istemediği,
    sevilmediği, reddedildiği, becereksiz bir şey yapamadığı düşüncesi yaygın olarak görülmektedir. Buna
    bağlı olarak da erkek öfke ve kırılganlık, kızgınlık duyguları yaşamaya başlar. Eşler arasında doğal
    olarak kavgalar sorunlar artmaya başlar.

  • Marshmallow Testi (4-5 yaş grubu testi)

    Marshmallow Testi (4-5 yaş grubu testi)

    1960 lı yıllarda akademisyenler tarafından nispeten az incelenmiş bir konuydu bu. İrade.
    Psikologlar bu tür konuları “kendine -hakim -olma “diye adlandırdıkları şeyin bir boyutu olduğunu
    düşünürlerdi.
    İrade üzerine o yıllarda yapılan bir sosyal psikoloji deneyinde Stanfordlu bilim insanları 4 yaşlarındaki bir
    grup çocuğu “irade açısından ” teste tabii tuttular.?? Bir odaya götürülen çocuklara, aralarında şekerlemelerin de bulunduğu lezzetli yiyecekler ikram
    edildi.Onlara bu konuda bir anlaşma yapma şansı verildi.Dilerlerse hemen bir şekerleme yiyebilirlerdi.
    Ancak birkaç dakika bekledikleri takdirde iki tane yiyebilirlerdi.Araştırmacı odayı terk ettiğinde bazı
    çocuklar şekerlemelerin cazibesine dayanamayıp araştırmacı odadan çıkar çıkmaz bir tane yedi.
    Yaklaşık %30′ u sadece kendini tutabilmeyi başardı ve araştırmacı odaya geldiğinde iki tane şekerleme
    yeme hakkı kazandı. ????

    Çift taraflı aynadan bilim insanları ikinci şekerlemeyi hak eden iradesine hakim olmayı başaran çocukları
    kaydetti .Yıllar sonra deneye katılan tüm çocukları arayıp buldular, artık liseye gidiyorlardı.
    Dört yaşında iken ödül için bekleyen çocukların notları ,”önemli sorunlarla başa çıkabilme becerileri”,
    arkadaşlık sürdürme yetenekleri diğer çocuklara oranla ortalama 210 puan yüksek olduğu kaydedildi.
    Okul öncesi yaşlarda bir şekerlemenin cazibesine kapılmamayı başaran çocuklar ; hem sınıfa
    zamanında yetişiyor ,hem de arkadaşlıklar kurup akran baskısına direnmeyi diğerlerine oranla daha iyi
    başarıyordu.
    Bu deneyden hareketle okul öncesi dönemde “kendine hakim olma” becerisi geliştirecek etkinlikler
    çoğaltılması kanaatindeyim.
    Arzularımızı ertelemenin yollarını bulduğumuz zaman ancak gerçek başarıyı elde edeceğiz.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR & OYUN ve EMDR TERAPİSİ & HİPNOZ

    Çocuk ve Ergenlikte Başlıca Görülebilen Sorunlar:

    Alt ıslatma (enürezis),
    Altına kaçırma (enkopresiz),
    tırnak yeme,
    kardeş kıskançlığı,
    kleptomani (çalma davranışı),
    öfke kontrol problemi,
    dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu,
    çocuk ve ergen cinselliği,
    kaygı bozuklukları
    konsantrasyon güçlüğü, sınav kaygısı vs. gibi durumlar “Çocuk ve Ergen Psikoterapisi” dahilinde ele
    alınabilmektedir.
    Çocukların Psikolojik Görüşmelerinde Nelere Dikkat Edilmektedir?Özellikle çocuklarda gelişimsel,
    zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.
    Çocuklar için psikolojik görüşmeye gelinirken anne, baba ve bakım veren diğer anneanne, babaanne,
    dadı ve bakıcı gibi kişilerinde seansa gelmesi önerilmektedir.Çocuklara yönelik gelişim testleri, zeka
    testleri ve diğer birçok psikolojik testlerin yanı sıra resim çizme, hikaye anlatma, EMDR terapisi, oyun
    terapisi, hipnoz ile bilinçaltı analitik yaklaşımlar gibi birçok tanı ve tedavi yöntemi kullanılmaktadır.
    Özellikle çocuklarda gelişimsel, zekasal ve psikopatolojik durumlara bakılmaktadır.

    Çocuk Değerlendirme Testleri

    1) Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE)

    2) Gesell Gelişim Figürleri Testi

    3) Peabody Resim Kelime Tanıma Testi

    4) Bender Gestalt Görsel Motor Algı Testi

    5) D2 Dikkat Testi

    6) Goodenough Harris Bir İnsan Çiz Testi

    7) Frostig Gelişimsel-Görsel Algı Testi

    8) Benton Görsel Bellek Testi

    9) Kelime Söyleyiş Testi

    10) Metropolitan Okul Olgunluğu Testi

    11) Catell 2-A Zeka Testi

    12) Catel 3-A Zeka Testi

    13) Porteus Labirentleri Testi

    14) Frankfurter Dikkat Testi

    15) Rorschach testi (hem yetişkinler hem çocuklar için)

    ÇOCUKLARDA PROBLEM DAVRANIŞLAR

    Çocuklarda problem davranış çoğu zaman aile de bir panik havası oluşturur. Çocuk niye durduk yere
    altını ıslattı, niye durduk yere öfke patlamaları, hırçınlıklar, dersleri birden niye düştü, niye bana daha
    düşkün oldu, yalnız uyumak istememeye başladı, aşırı oyun oynuyor, vurmaya başladı, okulda sorun
    çıkmaya başladı, ağlamaları arttı, başarısız olmaya başladı, doyumsuz, ilgisizliği arttı, niye söz dinlemiyor
    vb… ailenin şikâyetleri olmaya başladığında ne yapacak. Aslında çocukların bu tepkileri bir yardım
    çağrısı olabilmektedir.

    Hiçbir çocuk “benim babam annemi dövüyor ve bundan çok etkilendim”, “benim amcam beni taciz etti bu
    yüzden darmadağın oldum” ya da “öğretmenim beni aşağıladı beni değersiz hissettirdi bu nedenle
    kendimi kötü hissediyorum” demez… Çocuklar bunları nasıl ifade eder altını ıslatarak, korkarak ve
    annesini yanında isteyerek, öfke patlamaları yaparak, hırçınlık vb. şeklinde ortaya çıkmaya başlar.
    Çocukların kendilerini en iyi ifade ettikleri dertlerini sıkıntılarını ifade ettikleri yer oyun ve resimlerdir.

    Aileler bu gibi durumlarda ne yapabilirler. İlk başta çocukta problem davranış olarak belirtilen davranış
    nasıl ortaya çıktı, bu davranışlarını devam ettiren ikincil kazançları var mı? Eğer sürekli var olan bir
    durum ise ve bu davranışı her yerde yapıyorsa bu konuyla ilgili bir sorun olabilir. Yani benim çocuğum
    hiperaktif diye düşünüyorsa bu hiperaktivite okulda, evde her yerde olmalı. Ancak sadece tek bir yerde
    yapılıyorsa bu davranış orda bu davranışını pekiştiren olaylar vardır. Problem davranışları ve çocuğun
    yardım çağrısını iyi ayırt etmek gerekiyor. Çocukta birden oluşan davranış değişiklikleri, şiddete yönelik
    davranışlar, içine kapanma ya da aniden aşırı hareketlenme, tuvalet alışkanlığı gelişen bir çocuğun altını
    ıslatmaya başlaması, okula gitmek istememe vb. durumlar bir yardım çağrısıdır. Hemen destek almanız
    çocuğunuzun ruh sağlığı ve geleceği için önemlidir.

    Çocukluk Depresyonu

    Depresyonu yetişkinlere göre daha farklı şekilde yaşayan çocuklar, düşüncelerini kelimelerle ifade etmek
    yerine başka şekilde dile getirir. Depresyona giren bir çocuk ya da bir derdi bir sıkıntısı olduğun da
    çocuklar bunu resimlerinde koyu renkler, hüzünlü temalar (ağlayan ay, ağlayan güneş, ya da hayvanlar
    çizerler, bu çocuklar aynı zamanda yapraksız, dalsız meyvesiz ağaçlar, siyah ve kırmızı rengi de çok
    fazla kullanarak mutsuzluğunu, derdini depresif durumları ile ilgili ipuçları vermeye başlar. Çocuklar
    resimlerde kendilerini, ailelerini bir öcü, koyu renkle ya da yaratık gibi çizerler. Baba desteği olmayan bir
    çocuk el veya ayakları çizmezler. Yani depresyon, çocuğun okulda başarısızlık, sevilen birinin yitirilmesi,
    hastalık, taciz, kaza, anne baba ayrılığı ya da aile içi şiddet gibi yoğun bir stresle karşılaşması
    durumunda ortaya çıkabilen, keder ya da tedirginlik seklinde kendini gösteren duygu durum
    bozukluğudur. Tabiî ki bazı sorunlarla karşılaşacak çocuk bir süre yas tepkilerinin olması normaldir.
    Ancak çocukla iyi ilgilenip onunla oyun oynanmazsa ve bu durumla baş edemezse terapi desteği
    çocuğun hayatını kolaylaştırır.

    Yani çocuğunuz da oluşan ani değişimleri iyi gözlemlenmesi gerekmektedir. Çocuklar bu değişimleri
    oyunlarında, resimlerinde en iyi şekilde aktarır. Bunun yanında davranışsal değişimler ortaya çıkar
    yukarıda ki saydığımız gibi.

    ÇOCUKLA EMDR TERAPİSİ VE HİPNOZ

    Çocukla yapılan en etkili terapi yöntemlerinden birisi de emdr terapisidir bu terapi yöntemi bazen
    çocuğun yaşadığı travmayı ya da olumsuz olayı tamamen unutmasına ya da artık hiç rahatsız
    olmamasına neden nörobiyolojik bir tekniktir. Bu teknik küçük çocuklarla çalışırken oyun terapisi ile
    entegre edilerek çalışılması daha etkili olur.

    Hipnoz ise çocuğun konuşmadığı anlatmak istemediği durumlarda en etkili çalışılan yöntemlerden
    birisidir. Çocuğun transa alınarak baş etme sistemi güçlendirilir, telkin verilerek sorun çözülür ve olaylar
    trans altında daha etkili çalışılır değiştirilir. Bu yönteminde oyun terapisi ile birlikte kullanılması çocukla
    olan bağı güçlendirmektedir. Hem oyun terapisi ile birleştirilen emdr ve hipnoz çocuğa çift yönlü seans
    uygulanmış olur ve iyileşmesi hızlanır.

    ÇOCUKLA OYUN TERAPİSİ

    Oyun çocuk için kendini gerçek dünyaya hazırladığı, gelişimin en kritik destek kaynağıdır. Yetişkinler
    dertlerini sıkıntılarını anlatır, konuşur, duygularını ifade eder. Çocuklar ise dertlerini sıkıntılarını oyunda
    anlatarak rahatlar, prova eder ve oyun sayesinde baş ederler. Çocuklar oyun yoluyla hayatı prova eder.
    Oyun yoluyla duygu, düşünce ve travmalarını dışa vururlar. Oyun yoluyla baş etme becerisi geliştirir,
    sorunlarını olumlarlar. Oyun çocuğun kendini ifade etmesi, hayal ile gerçek arasında bir köprü çocuğun iç
    dünyasının dışavurumu, gizil enerjinin kullanılması, çocuğun sosyal ve ahlaki değerleri öğrendiği bir
    alandır.

    Bazen aileler ne yani 40 dakika oyun oynadı bu nasıl terapi diyebilmektedir. Oyun semboliktir. Aslında
    yetişkinlerde de her şey sembolik anlamla kodlanır. Çocuklar da dertlerini sıkıntılarını sembolik olarak
    anlatır. Oyunda travması ile yüzleştirir kendini, güçlenir ve iyileştirir. Bunu da ancak iyi bir oyun terapisti
    anlayabilir çözebilir.

    Örneğin ailenin kızımız okula gitmek istemiyor diye beş yaşında seansa getirilen bir kız çocuğunu oyun
    seansına aldığımda daha ilk seansta tacize uğradığını bu tacizin nasıl olduğunu anlatmaya başladı, ikinci
    seansta kim tarafından nerde olduğunu anlattı oyunda 3.4.5. seanslarda bu durumla baş etmeye
    güçlenmeye başladı ve kendini iyileştirdi.

    Yine oğlum bana çok vuruyor, öfke patlaması yaşıyor diye getirildi. 6 yaşında ki çocuk babasının ona ve
    annesine uyguladığı şiddet karşısında yaşadığı çaresizliği, babasına olan öfkesini o kadar güzel anlatıyor
    ki oyun terapisinde görünürde ne var aslında anneye patlıyor ama arkasında ne var babaya karşı
    çaresizliği, babasına öfkesi, zayıflığı var. Yani çocukların her davranışı aslında gizlenmiş bir sorunun
    ifadesidir. (bu bilgilerin çocukların ailelerinden izin alınarak paylaşılmaktadır.)

    Axline (1969) ; “İnsanın içinde kendini iyileştirme gücü vardır. Oyun terapisiyle çocuğun içindeki bu güç
    açığa çıkar. İyileştiren biz değilizdir, biz yalnızca vasıtayız”. Der.

    Çocuk oyunlarında, çocuğun dünyaya bakış açısının nasıl olduğunu, ne olmak istediğini, problemlerin
    neyle ilgili olduğunu anlaşılabilir. Oyunun, çocuğa getireceği önemli bir fonksiyon da geçmişte
    çözülmemiş problemler üzerinde çalışmak için bir fırsat sunması, kendine uygunluğuna göre sosyal
    etkileşimlere girmesi ve çeşitli roller denemesine olanak vermesidir.

    Oyunla Terapisin de çocuklar oyun oynama yöntemini, geçmiş ve gelecekle ilgili kaygılarını bastırmak ya
    da ifade etmek için kullanmaktadırlar. Oyun çocukların kendilerini ifade edebilmeleri için rahat ve güvenli
    bir yoldur. Çocuklar sözel olarak ifade edemedikleri duygularını oyun yoluyla ifade edebildiklerinden,
    terapist bu yolla çocuğu anlayabilmekte ve bir tedavi yöntemi oluşturabilmektedir.

    Çocuk korkularını, çelişkilerini ve saldırganlık duygularını oyun yoluyla ortaya dökmektedir. Oyunu aynı
    zamanda sorunlarını gizlemek, savunma mekanizmalarını geliştirmek için de kullanmaktadır Bu yolla
    çocuk stresini azaltarak, problemlerine bir çözüm arayışı içine girmektedir.

    Oyun terapisin de oyun yolu ile teşhis, tedavi ve yardım planı ile çocuğun çevresine yeni bir uyum
    sağlamasına yardım edilmektedir. Terapiye alınan çocukla birlikte anne-baba ile de ilişki kurulabilmekte
    ve anne babanın da yanlış tavırları düzeltilebilmektedir.

    Oyun terapisinde özel olarak hazırlanmış kukla ve oyuncaklar, hayali oyunlar, sanatsal etkinlikler, kum
    oyunları, hikaye anlatma tekniklerinden yararlanılmaktadır.

  • Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Çocuklarda Anneye Bağlanma ve Bağlanma Problemleri

    Biliyoruz ki bazı çocuklar bebeklikten itibaren kimi nesnelerle bağ kuruyor. Onlardan ayrı uyumama, yemek yememe, dışarıya çıkmama gibi tavırlar sergiliyorlar. Misal, bazı çocuklar annesinin tülbenti olmadan, onun kokusunu hissetmeden uyuyamıyordu. Bulamazlarsa saatlerce ağlıyordu. Pek çoğumuzun çevresinde benzer örnekleri görebiliyoruz. Peki bu davranışların sebebi nedir ve ne kadar olağan bir durumdur?

    Bebekler, ilk iletişimini anneleri ile kuruyorlar. Annenin çocuğu emzirmesi, kuçağına alması, altını temizlemesi, uyutması vb. faaliyetler sırasında anneyle çocuk arasında etkileşme ve bağlanma oluşuyor. Bu bağlanma temelde üçe ayrılır.

    Güvenli bağlanma: Bakıcı (anne) çocuğunun yanındayken çocuk rahattır ve etrafını keşfetmeye devam eder. Bakıcı yokken huzursuzdur ve ağlar. Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerin hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar.

    Kararsız/kaygılı bağlanma: Bakıcının uyarılarına ve mevcudiyetine aşırı ve tutarsız yanıtlar geliştirirler. Bu tarzda bağlanma gösterenler bakıcıya karşı kızgınlık duyarlar ve rahat keşif yapamazlar.

    Kaygılı/kaçınmacı bağlanma: Bu çocuklar bakıcıyla temas kurmaktan kaçınırlar ve dikkatlerini eşyalara, oyuncaklara yöneltirler. Bakıcı ortamda olmadığında ağlamazlar ve oyuna devam ederler.

    Bağlanma molelindeki bu farklılıklar karakter özellikleri ve ileride kurulacak iletişimde belirleyici rol oynar.

    Daha sonra etrafını keşfetmeye başlayan çocuklar eşyalarla (oyuncak) temas sağlarlar. Bu temas sırasında çocuklar; ilk önce eşyanın çıkardığı sese ve kokusuna göre bu eşyaları tanırlar ve bağlanırlar. Daha sonra eşyaların rengi, şekli, yumuşaklığı, boyutu vs. göre seçicilik gelişir.
     

    Dolayısıyla çocukların bakıcı ve eşyalarla kurduğu bu bağlanma yaşamlarının her bölümünde etkili olmaktadır. Bağlanmanın şekli ve süresi karakteristik farklılıklar gösterse de hemen her çocukta bağlanma olmaktadır. Bağlanma geliştikten bir süre sonra da çocuklarda alışkanlığa dönüşebilmektedir.

    Çocukların bağlandığı figürler farklılıklar gösterebiliyor. Bu farklılık çocuğun bakıcısı, çevresi, yaşam deneyimleri ve çocuğun yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin annesiyle kaygılı yapıda bağlanma kuran çocuklarda geceleri annesine temas sağlayarak (saçını tutarak, elini tutarak) uyuma paterni geliştirirler. Bir başka örnek yeni alınmış, sürekli oynanan veya örnek alınan hayali kahramanların oyuncaklarıyla uyumak okul öncesi yaşlarda sık görülmektedir. Seçilen örneklerin farklılıkları rengine kokusuna yumuşaklılıkları ve sürekli maruziyetlerinden kaynaklanmaktadır.

    Bazen çok ileri yaşlara kadar devam edebiliyor bu bağlılık. Ve özellikle annenin sosyal yaşantısını olumsuz etkiliyor. Peki ailelerin, çocuğun bu bağımlığı karşısındaki tutumu ne olmalı?

    Aşırı bağlanma gösteren çocuklarda ileri yaşlarda özgüven eksikllikleri, ayrılık anksiyetesi, okul reddi, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, özgül fobiler gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Özellikle bakıcıyla (anne) patolojik bağlanma paterni gösteren çocuklarda yukarıda bahsedilen problemler sık görülmektedir. Buna ilaveten yapılan çalışmalarda okul öncesi dönemde bakıcı ve eşyalara aşırı bağlanma davranışı gösteren çocuklarda ileriki yaşantılarda alkol ve uyuşturucu madde kullanma riskinde artış görülmüştür. Ayrıca bu çocukların ileride aile yaşantılarında problemlerle karşılaşma oranı da yüksektir. Bütün bunlar göze alınarak çocuklarda küçük yaşlardan itibaren sağlıklı bağlanma geliştirmesi için çaba sarfetmek gerekiyor.

    Bu sebeple bakıcıya veya eşyalara (oyuncak) aşırı bağlanma engellenmelidir. Bu doğrultuda 3-4 yaşlarından itibaren çocukların çevresiyle daha çok iletişim kurması, yeni şeyler keşfetmesi ve hayatına yeni renkler katması sağlanmalıdır. Örneğin kulandığı eşyaları değiştirmek veya farklılaştırmak, annenin haricinde diğer insanlarla (özellikle yaşıtlarıyla) vakit geçirmesini sağlamak faydalı olabilmektedir.

    Eğer bu alışkanlıklar ileri yaşlara kadar devam ediyorsa ve çocuğun veya ailenin hayatında olunsuzluğa neden oluyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalı ve yardım alınmalıdır.

  • Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Çocuklara Alışkanlık Kazandırma

    Alışkanlık kazandırma sürecinde atılan adımlar nasıl olmalı?

    Çocuklarda alışkanlık kazanma taklide dayanır. Çocuk için en önemli taklit figürleri, anne-babadır. Bu sebeple anne-babaların davranışları çocuk tarafından en çok taklit edilen davranışlardır. Anne-babanın sık yaptığı davranışların çocuklar tarafından alışkanlık haline gelmesi olağandır. 

    Alışkanlıklar kazandırmak için en önemli yol, bu alışkanlıkların anne-baba tarafından yapılması ve devamlı olmasıdır. Bir diğer önemli bir husus da çocuğun bu alışkanlıkları yapabilme becerisine sahip olmasıdır. Ayrıca bu alışkanlıkların çocuğa sağlayacağı faydaları ve hayatına katacağı güzellikler de çocuğun anlayacağı şekilde anlatılmalıdır. Ayrıca bu alışkanlıklar o toplumda ve kültürde de yer edinmiş olmalıdır. Aksi halde bir süre sonra çocuklar bu alışkanlıkları sorgulamaya ve alternatifler üretmeye başlayabilir.

    Kitap okumayan bir çocuğa ne yapmalı?

    Kitap okuma alışkanlığı anne-babanın çocuğa daha küçük yaşlardan itibaren hikaye okumasıyla başlar, daha sonra çocukların resimli hikaye kitaplarından nesne ve kavramları öğrenmesiyle devam eder ve çocukların okumayı öğrendikten sonra bilgi kaynağı olarak kitabı kullanmalarıyla sonlanır. Kitap okuma konusunda kesinlikle zorlama olmamalı. Düzenli ve çocuğun sevebileceği konularda kitap okunması sağlanmalıdır. Anne-babaların çocuklarıyla beraber kitap okumak için bir zaman ayarlamaları faydalı olabilir. Yine evde kütüphane veya kitap dolabının olması çocukları kitap okuma konusunda heveslendirebilir. Kitap okunduktan sonra çocukların kitaptan öğrendikleri ve bunu hayatlarına nasıl yansıtabilecekleri sorgulanır. Ayrıca kitap okuduğu için çocuklar sevdiği şeylerle ödüllendirilir. Buna rağmen bazı çocuklar okumayı sevmiyorlarsa ve zorlanıyorsa bu çocuklarda okuma güçlüğü (disleksi) olabilir. Okuma güçlükleri genellikle çocuğun okuma eğitimi tamamlamasına rağmen okuma hızının yavaş olması, harfleri karıştırması ve kelimeleri bir kısmını uydurma veya yutmasıyla seyreden bozukluktur. Bu çocukların zekasında problem olmamakla beraber öğrenme şekilleri ve hafıza becerilerinde problem bulunmaktadır. Bu çocukların beyinleri görsel ve işitsel verileri farklı kodladığı için öğrenme de farklı olmaktadır. Yine dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda çabuk sıkıldıkları ve odaklanma problemleri yaşadıkları için sıklıkla okuma alışkanlığı kazanmakta zorlanırlar. Kitap okumanın ders çalışmaktan ayrı tutulması gerekiyor. Çünkü ders çalışmak bir sorumluluk, görev ise kitap okuma bir hobi veya faaliyet olarak değerlendirilir. Ayrıca ders çalışmak hayatın belli dönemlerinde gerekli iken kitap hayat boyu faydalı ve gereklidir.

  • HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    HİPNOZA DAİR MERAK EDİLENLER

    Hipnoz Nedir?
    Hipnoz, bakışla, sözle veya bazı yardımcı nesneler kullanılarak, telkin ile oluşturulan özel bir bilinç
    hâlidir. Bir başka deyişle bir trans hâlidir. Bu trans sırasında, kişi çevreden gelen tüm (ses, ışık, koku vb.)
    uyaranlara kendini kapatır veya aldırmazken, hipnoz yapan kişinin telkinlerini artmış bir dikkatle dinler,
    anlar ve gönüllü katılımla uygular.

    Hipnoterapi Nedir?
    Hipnoz aracılığı ile (hipnoz sırasında) uygulanan tedavilere verilen genel isimdir.

    Hipnoz bir uyku mudur?
    Hipnoz kesinlikle bir uyku hâli değildir. Dışarıdan bakıldığında, hipnozdaki kişi sanki derin ve huzurlu bir
    uykudaymış gibi görünür. Aynı yanlış gözlemi yapan İskoç Doktor James Braid 1840 yılında bu trans
    hâline, Eski Yunan’daki uyku tanrısı Hypnosis’tenesinlenerek hipnoz adını vermiştir. Çok kısa bir süre
    sonra bizzat Dr. Braid bu trans hâlinin uyku olmadığını fark etmiş ve hipnoz adının uygun olmadığını
    açıklamış olmasına karşın, bu yerleşmiş olduğu için hipnoz adının kullanımı devam edegelmiştir.

    Bir kişi, isteği dışında zorla ya da farkında olmaksızın hipnoza sokulabilir mi?
    Hayır! Bu mümkün değildir. Hipnoz kişinin gönüllü isteği ve katılımıyla gerçekleştirilen bir trans hâlidir.
    Hipnoz yapan kişi, hipnoza girmeyi gönüllü olarak kabul eden kişiye hipnoza girmesini sağlayacak bazı
    telkinler verir. Kişi bu telkinleri uygulayarak hipnoza girer. Hipnoza girmek istemeyen bir kişi kendisine
    söylenen telkinleri gerçekleştirmeyi reddedeceği için hipnoza girmez.

    Hipnozdaki kişi hipnoz yapanın tüm söylediklerini olduğu gibi kabul eder ve aynen uygular mı?

    Hayır!Hipnoz sırasında kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmaz. Hipnoz yapan kişinin söylediği her şeyi
    duyar, anlar, hatta yargılar. Yapması istenilen şey kişinin sosyal ve ahlâki değerlerine uygun değil ise
    kabul etmez, uygulamaz. Israr edilirse kişi hipnozdan çıkar.

    Hipnoza giren bir kişi istemediği hâlde sırlarını açıklar mı?
    Hipnozdaki kişinin bilinçli kontrolü ortadan kalkmadığı için istemediği sürece hiçbir sırrını söylemez, özel
    bilgileri vermez. Hipnozdaki kişi ancak, söyleyeceği şeylerin kendisi için (örneğin hastalığının tedavisinde
    işe yarayacağı şeklinde) yararlı olacağına inanır ve hipnoz yapan kişiye güvenirse sorulan sorulara
    yanıtlar verir.

    Hipnozdan “uyanamamak” mümkün müdür?
    Hipnoz bir uyku olmadığı için, uyanamamak diye bir şey olamaz. Hipnoz yapan hekim, terapi sonunda
    kişiye hipnozdan çıkacağı telkinini verdiği zaman kişi hipnozdan çıkarak gözlerini açar.

    Hipnoz nasıl oluşur? Hipnoza girmenin temel koşulları nelerdir?
    Hipnozun oluşmasında üç temel unsur vardır: Gönüllülük, konsantrasyon ve hayal gücü. Hipnoza
    başlanırken, kişi önce hipnoza girme konusunda gönüllü ve istekli olmalıdır. Gönüllü ve istekli olan kişi,
    hekimin kendisine söylediği (hipnoza giriş için verdiği) telkin cümlesine tüm dikkatini verir, yoğunlaşır.

    Sonra da söylenen telkinin içeriğini hayal ederek gerçekleştirir. Buradan da anlaşılabileceği gibi bir
    kişinin hipnoza girebilmesi için gönüllü olması, konsantrasyonunun ve hayal gücünün yeterli olması
    zorunludur. Veya bir başka deyişle isteksiz, gönülsüz olanlar ya da konsantrasyonu ve hayal gücü
    yetersiz olanlar hipnoza giremezler.

    Hipnozla geçmiş hayatlara veya geleceğe gitmek mümkün müdür?

    Kesinlikle hayır! Maâlesef en çok kötüye kullanılan sahalardan biri de budur. Belki kişinin kendi
    hayatındaki bazı bilinçdışına bastırılmış rahatsızlık verici hatıraları ortaya çıkarmakta kullanılabilirse de,
    bu çok özel ve kesinlikle uzmanlarca uygulanabilecek bir tekniktir. Önceki hayatlara ve hele geleceğe
    gitmek mümkün olsaydı, herkes Toto, Loto, Altılı Ganyan ve aklınıza gelebilecek her şeyi görüp zamanın
    akışını değiştirirdi! Böyle vaatlerle yaklaşan birin kesinlikle şarlatan veya kendisi psikiyatrik hasta olan
    birisi olduğunu düşünebilirsiniz.

  • Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuk Resim Testi Tahlili

    Çocuklardan resim çizmesini istediğimiz zamanlarda hemen hemen çoğunun çizdiği resimlerde evler,
    ağaçlar, bulutlar, kuşlar olması doğada aklın ve duyguların evrenselliğini bizlere sunar. Çocuklar bize
    sözel ve sözel olmayan birçok mesaj verirler. Resim testleri çocukların deneyimleri ve hayata bakış
    açısını, gizli duygularını yansıtan bilinçaltı mesajların somutlaştırılıp daha anlaşılabilir ve çözümlenebilir
    olduğu projektif testlerden biridir.
    Çocukların yaptığı resimler değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken çocuğun hangi gelişim
    döneminde olduğudur. Çünkü bizi korkutan bir figür, gelişimine göre oldukça normal bir karalama dahi
    olabilir. Boya kalemlerini ve kağıtları çocuğunuza verin, duygularını ve düşüncelerini rahatça ifade etmesi
    açısından onaylayıcı, tasdik edici mesajlarla dünya ile ve kendisi ile ilgili görüşlerini daha iyi anlayın.

    Karalama Evresi (2-4 Yaş)
    Bu dönemde çocuğun küçük kas gelişimi yavaş yavaş gelişmeye başladığından tamamen rastlantısal
    karalamalar yapacak ve bunlar bir anlam ifade etmeyecektir.Ancak çocuk 3 – 4 yaşlarına geldiğinde tek
    sıra halinde çizgiler, halkalar yapmaya başlayabilir.

    Şema Öncesi Dönem (4-7 Yaş)
    Artık çevresindeki insanlarla özdeşim kurmaya başlayan çocuk karalamalarını insan figürüne
    dönüştürmeye başlar.5 yaşlarındaki bir çocuk organların büyüklüğünü farklı ifade edebilir.6 yaşlarına
    doğru gözden sonra kaş, bıyık gibi detayları çizmeye başlar ve resimlerine konu bulabilir.
    Bu dönemde çocuk önem verdiği objeleri diğerlerine oranla daha büyük ebatlarda çizebilir.

    Şematik Dönem (7-9 Yaş)
    Çevresi ve insanlar hakkında bir görüşe sahip olan çocuk kadın ve erkek rolleri kafasına göre
    betimleyebilir. Gökyüzünü ve yeri bir çizgi ile ayırarak kendisini ekosistemde şema olarak bir yer bulur.
    Düşünceleri daha somut ve resimler tıpkı çocuğun anlattığı gibi açık ve belirgindir.

    Gerçeklik Dönemi ( 9-12 Yaş)
    Sizin de bildiğiniz gibi vücudumuzdaki her organımız altın oranla birbirine oranlanmıştır. Bu dönemdeki
    çocukta yaptığı resimlerdeki ağacı insana, insanı eve, kaşı göze oranlayabilir.

    RESİM PARÇALARININ YORUMLANMASI

    İnsan: Çizdiği insan cinsi özdeşim kurduğu karakteri ya da rolü belirtir. Çizilen insan sayısı çevre ile
    etkileşimi, sosyal ya da asosyal olması konusunda bize ipuçları verir.
    Kafa: Kocaman kafası olan bir insan çizmesi çok çalışkan olmayı arzulayan bir çocuğu simgeler. Başarıyı
    arzuladığının habercisi olan bu büyük oranda çizilmiş kafa çocuğun kendisini yetersiz görmesi anlamına
    da gelebilir.
    Ağız: Ağız resim çizimlerinde iletişim faktörüdür. Anormal derecede küçük ya da büyük çizilmiş bir ağız
    çocuğun konuşma problemi olduğunu hiç çizilmemiş bir ağız ise iletişime kapalı olduğunu belirtir.
    Göz: Çok büyük çizilmiş gözler çizen bir çocuk oldukça meraklı olabilir.
    Dişler: Doğada birçok canlı avını dişleri ile parçalar. Çok belirgin çizilmiş dişler bilinçaltımızda şiddet ve

    saldırganlıktır.
    Ayak: Bilinçaltımızda ayak güven duygusunu simgeler. Çok küçük belirsiz çizilen ayaklar kendine
    yeterince güven duymayan bir çocuğu simgeleyebilir. Sağa dönük ayaklar çocukların geçmişe dönük
    olduğunu ve çocukluk yıllarında kalma isteğini belirtir. Sola dönük ayaklar ise çocuğun geleceğe dönük
    hedef belirlemesi olarak ifade edilebilir.
    Burun: Çok büyük çizilen bir burun cinsel kimlik gelişiminin ağırlık kazandığı dönemi simgeler.
    Kulaklar: Normalden büyük çizilen kulaklar çocuğun etrafı tarafından sürekli eleştirildiğini belirtir.
    Çevresindeki sürekli dinleme ihtiyacından kaynaklı bir yansımadır.
    Çene: Köşeli ve geniş çizilen çene; başkalarından destek bekleyen güven bekleyen bir çocuğu simgeler.
    Boyun: Hiç çizilmemiş bir boyun çocuğun öfke kontrol problemi olabileceğini gereğinden fazla uzun
    çizilmiş bir boyun ise çocuğun sürekli dürtülerini bastırdığını gösterir.
    Kollar: Ebeveynleri tarafından yeterince ilgi görmemiş çocuklar kolları hiç çizmeyebilir.
    Cinsel Organ: Bu resim testinin belki de en önemli noktasıdır. Cinsel istismar vakalarında oldukça sık
    kullanılan bir teknik olması bundandır. Çocuktan cinsel organları çizmesini beklemeyiz ancak çizerse bu
    anne – babasını çıplak görmüş olabileceği ya da başka bir akran kardeşinin cinsel objesini çıplak halde
    gördüğü anlamları taşır.
    Aile: Aile bireylerinin çiziliş sırası en çok özdeşim kurulan karakteri simgeler. Ayrıca çocukların en çok
    hangisi üzerinde silgi kullandığı ise bize karaktere verdiği önem derecesini belirtir.
    Çatı: Mutlu evlerin çatıları kırmızı, mutsuz evlerin çatıları genellikle siyah olur.
    Kardeş: Kardeşin çizilmediği resimlerde genelde o kardeşe karşı bir kıskançlık duygusu olduğu anlaşılır.
    Hayvan: Vahşi hayvanlar çizen çocuk, hatalarını ve huzursuzluğunu o hayvana benzeterek somutlaştırır.
    Çok vahşi bir hayvan bir günahı bir hatayı simgeler.