Kategori: Psikoloji

  • Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon Belirtileri ve Depresyon Tedavisi

    Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur.
    En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi
    duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez
    olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk
    duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini
    düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını
    yitirmiş gibi hissedebilir. Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini
    toplayamama ve unutkanlıktır.

    Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik
    şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız
    kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.

    Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam
    tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama,
    uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde
    aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun
    sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.

    DEPRESYON TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):
    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1-Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygu durum,
    Depresyonda ki kişilerde gün boyu devam eden bir çökkünlük, umutsuzluk ve mutsuzluk hissederler. Bu
    çökkün hissetme hali günün başında daha azken günün ilerleyen saatlerinde daha da artar. Yemek
    yemek, yürümek, duş almak, makyaj yapmak gibi rutin şeyleri dahi yapma isteği ortadan kalkabilir.

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamama. Depresyonda ki kişiler daha eskiden zevk aldıkları
    şeylerden zevk alamaz hale gelirler. Sosyal olarak içene kapanıklıkla birlikte her zaman görüştüğü
    kişilerle görüşme konuşma gibi aktivitelerden uzaklaşabilirler.

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı, normalde yediklerinden daha fazla ya da daha az yemek yemeye başlarlar.

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması, özellikle yataktan
    çıkmama isteği, ya da yataktan çıktıktan sonra yeniden yatağa dönme isteği görülebilir. Kendilerini sanki
    enerjileri çekilmiş gibi hissederler.

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması, günlük davranışlarında ya da okul
    iş gibi rutin aktivitelerde yavaşlama ya da gerileme yaşarlar. Başladıkları işi tamamlamakta güçlük
    çekerler.

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması, yaşadıklarını içinden hiç bir şey
    yapma isteğinin gelmemesi durumu olarak tanımlarlar

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması, kendilerini
    değersiz, yetersiz, sevilemez, çirkin, bakımsız ve beğenilmeyi hak etmeyen kişiler olarak
    tanımlayabilirler. Bunun yanı sıra geçmişlerinde yaşadıkalrı olaylara karşı kendilerini sıklıkla suçlar ve
    eleştirirler. Gelecekle ilgili bir belirsizlik ya da gelecek planlarının olmaması durumu söz konusu olabilir.

    8- Hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması ya da karasızlık. Bir işe, kitaba ya da konuya odaklanmakta güçlük çekme, dikkat dağınıklığı,
    okuduğunu anlamama, tekrara tekrar okuma, düşünmekte zorluk çekme gibi belirtiler sergilerler.

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması. Yoğun bir şekilde olama da intihar etmeyi düşünme yada intihar girişimleri olabilir.

    10- kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya hakkında olumsuz düşüncelere sahiptirler. Yaşadıkları
    olayları geçmeyecek, kalıcı ve kendilerinden kaynaklı olarak değerlendirirler.

    B- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması. Kişinin yaşadığı semptomlar iş okul gibi temel
    aktivitelerde zorlanmaya ya da aksamaya yol açabilir.

    C- yukarıda ki belirtilerin en az 2 sini en az 2 yıl süre ile yaşayanlarda depresyonun hafif düzeyde ama
    uzun dönemli şekli olan distiminin varlığından söz edilir.

    Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili
    sorumluluklarını yapmasına engel olur.

    Sözü edilen tüm bu belirtilerin hepsinin aynı anda olması gerekmez. Bazen depresyon bu belirtilerin bir
    kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden
    kişiye değişebilir.

    Bunun yanı sıra bir çok psikolojik soruna ek olarak (örneğin; panik atak, sosyal fobi, cinsel işlev
    bozuklukları, evlilik sorunları, yakın birinin kaybı vb) depresyon ortaya çıkabilmektedir

    DEPRESYON NEDENLERİ
    Depresyonun nedenleri ile ilgili bir çok farklı teorik açıklama bulunmaktadır. Medikal açıklamalar
    beyindeki bazı nörokimyasal maddelerin (örneğin serotonin) düzensizliğinden kaynaklandığını öne
    sürmekte bu nedenle anti depresan ilaç önermektedirler.

    Psikolojik açıklamalarda ise kişinin kendisi, diğer insanlar ve dünyadaki olaylar hakkında yapmış olduğu
    yanlış ve akılcı olmayan otomatik düşünce ara inanç ve temel şemalardan kaynaklandığını öne
    sürmektedir. Geçmişinde, özellikle çocukluğunda olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaşmış ya da benlik
    saygısı (öz güveni) gelişmemiş ya da dünyayla başa çıkabilme becerisi yeterince gelişmemiş kişiler şimdi

    ki yaşamlarında olumsuz yaşam olaylarıyla karşılaştıklarında var olan sorunla baş edebilmekte güçlük
    çekmekte ve depresyona girmektedir. Basit bir benzetmeyle; oturduğunuz evin içi ne kadar güzel ve
    bakımlı olursa olsun evin temelleri sağlam değilse bir depremde bina yıkılacaktır. Bazlarının kolaylıkla
    aştığı ya da takmadıkları olayları eğer siz çok büyütüyorsanız ve bu yaşadığınız olay yaşamınız çok fazla
    etkiliyorsa depresyona yatkın bir kişiliğiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Örneğin yakın birinin kaybında (
    örneğin baba vefatında) ortalama altı aylık bir zamandan sonra kişinin acısının azalarak gerekir ancak
    aradan 6 aydan daha uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen kişi hala neredeyse ilk gün ki gibi bir acı ve
    depresif duygu durumu yaşıyorsa kişinin zorluklarla baş edebilme becerisinin düşük ve geçmişinde
    benliğinin (ego( yeterli düzeyde gelişmediğini düşünebiliriz.

    Herkesin depresyona girme nedeni birbirinden farklıdır. Ancak depresyona neden olan bazı genel
    durumlardan şöyledir;

    Birinci dereceden ailenizde depresyon yaşamış bir birey varsa depresyona yatkınlığınız olduğunu
    düşünebilirsiniz.

    Bir yakının kaybı, iş kaybı, şehir değiştirme
    Sağlık problemleri özellikle kanser yada kronik bir sağlık sorun
    Bazı ilaç veya uyuşturucuların kullanımı
    Doğum yapmak
    Aile, iş, okul sorunları
    Stresli bir ortamda çalışmak
    Maddi sorunlar.
    Başka bir psikolojik sorununuzun olması (örneğin panik atak, sosyal fobi vb)

    DEPRESYONUN TEDAVİSİ
    Kişiler çok farklı sebeplerden dolayı depresyona girebilirler. Depresyonun iki ana nedeni vardır; birincisi
    kişinin gündelik yaşamında var olan stres veri olaylar ikincisi ise kişinin geçmişine yaşadığı olumsuz
    deneyim ve yaşantılardır.

    Herkesin depresyona girme nedeninin farklı olduğu gibi çıkma şeklide farklı olacaktır. Ancak şuan için
    dünyada depresyon tedavisinde kullanılan en başarılı tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapi yöntemidir.
    Bu yöntemde psikolog kişiye olumsuz otomatik düşüncelerin doğasını, bu düşünceleri nasıl
    yakalayacağını, nasıl çürütüp yerine daha işlevsel ve sağlıklı yeni düşünceler koyacağını öğretir. Bunun
    yanı sıra psikolog kişinin otomatik düşüncelerini besleyen onları ve ortaya çıkartan geçmiş yaşam
    olaylarını tespit ederek geçmişte yaşanmış Travmatik, olumsuz olaylar üzerinde çalışarak kişinin
    yaşadığı olumsuz durumların bu güne yansıyan etkilerini ortadan kaldırır. Bilişsel davranışçı terapinin
    temel amacı kişiye kendi psikoloğu olmayı öğretmektir. Kişi terapi de yaşadığı sorunlarla nasıl başa
    çıkacağını öğrenir ve terapi psikolojik destek sürecinde öğrendiği beceri ve yöntemlerle yaşamının geri
    kalan bölümünde ortaya çıkan diğer sorunlarla aktif bir şekilde baş edebilme becerisi kazanmış olur.

    İzmirde çalışan çok sayıda psikolog bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşadığınız sorunları NLP, hipnoz
    vb yöntemlerle çözebileceğini iddia eden çok sayıda alandan olmayan kişi bulunmaktadır. Depresyon
    tedavisi ya da yaşadığınız başka bir psikolojik sorun için destek alırken, gittiğiniz kişinin psikolog olup
    olmadığını mutlaka sorgulayın. Bir çok danışanın yaptığı şey arama motorlarına izmirde psikolog, ya da
    izmir’de psikolog arıyorum vb anahtar kelimeler girerek ilk gördükleri siteye girip sitede adı geçen kişiden
    randevu almak oluyor. Yaşadığınız sorun için başvurduğunuz kişinin mutlaka psikolog olması

    gerekmektedir. Ancak bu da yeterli olmamaktadır. 4 yıllık psikoloji lisans eğitimi alan kişilere psikolog
    ünvanı verilmektedir. Ancak psikolog ünvanına sahip kişiler psikoloji hakkında genel bir bilgi ve
    donananıma sahiptirler. terapi yapabilmek için psikoloji alanda yüksek lisans yapmak gerekmemektedir.
    Bu nedenle psikolojik destek alırken başvurduğunuz kişinin uzman psikolog olup olmadığına dikkat
    edilmesi gerekmektedir. Bu durum doktorlarda da aynıdır. Pratisyen hekim her konuda az bir bilgiye
    sahiptir. Ama ciddi bir sorun için pratisyen hekime değil uzman bir doktora başvurulur. Bu nedenle kalp,
    göz, psikiyatri gibi özel uzmanlık alanları vardır.

    Depresyon ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın depresyon tedavisi olan bir psikolojik problemdir. Birkaç
    seanslık psikolojik destek ve psikoterapi ile bu sorundan yaşam boyu kurtulma şansınız bulunmaktadır.

    Eğer tedavi görmezseniz, uzun süre depresyonda kalabilirsiniz. Depresyon geri dönebilir ve daha kötü
    olabilir. Eğer gerekli yardımı alırsanız, birkaç hafta içinde iyileşmeye başlayabilirsiniz.

    Ek olarak depresyon, panik atak, sosyal fobi, aile ve çift sorunları, cinsel sorunlar gibi diğer psikolojik
    sorunlarla birlikte de sıklıkla görülmektedir.

    DEPRESYONLA BAŞ EDERKEN
    Spor yapın spor vücudun zinde ve sağlıklı kalmasında yarar sağlar ve enerji düzeyinizi yükseltir.
    Fazla yalnız kalmayın, arkadaşlarınızla, ailenizle zaman geçirin
    İş, okul gibi alanlarda zorlandığınızda çevrenizden destek isteyin
    Alkolden uzak durun
    Yediklerinize dikkat edin
    8 saatten fazla uyumayın, yataktan çıkmak için çaba gösterin
    Sosyal aktiviteleri için kendinize fırsat yaratın
    Problemlerle başa çıkmak için yeni ve daha iyi yollar öğrenin.
    Mutlu olduğunuz zamanları hayal edin
    Gelecek planları yapın.
    Kişisel yardım kitapları okuyun (ama kişisel gelişim değil)

  • İnsanlar Neden Aldatır?

    İnsanlar Neden Aldatır?

    Aldatma günümüz ilişkilerinde en sık karşılaşılan ve ilişkiye en fazla zarar veren durumların başında
    gelmektedir. Yaygın görüş erkeklerin daha fazla aldattığı yönünde olmakla birlikte aslında kadınlarda
    erkekler kadar aldatmaktadır.

    İnsan psikolojisi hakkında bildiklerimiz hala sınırlı düzeyde olmasına ve insan davranışlarını etkileyen
    birden fazla neden olmasına rağmen, aldatmayla ilgili olarak yapılan bazı psikolojik açıklamalar
    bulunmaktadır.

    ALDATMANIN EVRİMSEL NEDENİ

    Evrimci psikologlara göre; hamilelik süresinin 9 ay olmasından yola çıkarak, bir kadının hayatı boyunca
    hamile kalıp çocuk sahibi olma şansının en fazla 20 olduğunu düşünüldüğünde ve biyolojik olarak 20
    çocuk yapmanın imkansıza yakın bir olasılık olduğu göz önüne alındığında, kadın çocuk yapacağı erkeği
    seçerken en güçlü, çocuğa ve kadına bakım verebilmeye en uygun erkekler arasından seçmek
    durumunda kalır. Yani kadının seçici davranma sorumluluğu bulunmaktadır. Hayvanlar dünyasında da
    durum genelde bu şekilde işler. Dişi hayvan, erkek hayvanlar arasında yapılan dövüşü kazanan erkekle
    birlikte olur yani en güçlüyü seçer.

    Erkeler de ise durum farklıdır. Bir erkek bir gün içerisinde birden fazla kadınla birlikte olabilir ve her
    ilişkide bir kadını hamile bırakma şansına sahiptir ancak diğer taraftan erkek, dünyaya gelecek olan
    çocuğun kendinden olduğunu tam olarak bilemez, doğacak olan çocuğun her zaman başka bir erkekten
    olma olasılığı bulunmaktadır. Erkek kendi sperminden dünyaya gelebilecek çocuk olasılığını arttırmak
    için spermini mümkün olduğunca çok kadına saçarak kendinden olan çocuk yapma olasılığını arttırır.

    Bio-evrimsel bu açıklamanın dışında, aldatmanın nedenine yönelik başka açıklamalarda bulunmaktadır.

    1-EŞLER ARASI SORUNLAR

    Aldatan kişilerin en sık dile getirdikleri gerekçe yaşadıkları ilişki de ki sorunlardır. İletişim sorunu yaşayan
    çiftler zamanla kavga etmeye, uzun süreler devam eden küslükler yaşamaya başlamaktadır. Bu süreçte
    kişiler iş ya da dış dünyaya daha fazla zaman ayırmakta ve gittikçe bir birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.
    Birlikte olduğu partneriyle kafa karışıklığı yaşayan kişi bazen bilinçli olarak bir başkasına yönelirken,
    bazen zaten etrafta olan biri ile daha fazla yakınlaşmakta ve bu da aldatmayı beraberinde getirmektedir.

    2- SIKILMAK

    Çiftler genellikle ilişkinin flört aşamasında çok fazla enerji harcamakta, karşı taraftaki kişiyi elde etmek
    için yoğun bir çaba göstermektedir. İlişkiye yeni bir heyecan katamayan kişiler başka bir partnere
    yönelerek yeni kişinin hayatına kattığı yenilik ve farklılıkların tadını çıkarmayı isteyebilir. Ünlü
    psikoterapist Yalom’un dediği gibi ‘’Her güzel kadının ardında, güzel bir kadınla sevişmekten sıkılmış
    adam vardır’’ ya da tam tersi

    3- EŞİ CEZALANDIRMA İSTEĞİ

    İkili ilişkilerde yaşanan sorunlarda bazen taraflardan biri, diğerini canını acıtacak ya da rahatsız edecek
    bir davranışta bulunabilir. Buna karşılık olarak diğer eş partnerine karşı yoğun bir öfke duymakta ve onu
    cezalandırmak amacıyla eşini aldatabilmektedir. Her ilişkide kişiyi kızdıran şeyler birbirinden farklıdır. Bir
    eş yeterince ilgi görmediği için aldatabilirken, bir başkası aldatıldığı zaman intikam almak için eşini
    aldatabilir.

    4-BAZI ÖZEL DÖNEMLER

    Yaşamın bazı dönemlerinde aldatma oranları artmaktadır. Örneğin orta yaş bunalımı olarak
    adlandırdığımız 40-50 yaş döneminde kişiler hayatlarını gözden geçirirler. Kişi hayatta istediklerinin
    çoğunu yapamadığını görürse, hayatında değişiklikler yapmaya ve bu güne kadar yaşadığından daha
    farklı bir hayat yaşamaya çalışabilir. Orta yaş bunalımında menapoz ve antropoz sorunları kişinin
    yaşadığı bunalımın şiddetini arttırabilir ve bu dönemde kişi partnerini aldatabilir.

    5-HAMİLELİK DÖNEMİ RİSKLERİ

    Başka önemli bir dönemse kadının hamile olduğu ya da bebeğin doğduğu dönemdir. Kadının erkeğin
    sevişme isteğinin sıklıkla reddetmesi ya da bu dönemde erkeğin eşini cinsel olarak çekici bulmaması
    veya eşi artık anne olduğu için onu kutsallaştırması durumunda erkek başka bir partnere yönelebilir.

    6- BİREYSEL SORUNLAR

    Aldatma daima ilişki içindeki sorunlardan kaynaklanmaz. Bazen ilişki mükemmel bir şekilde devam
    ederken kişi birlikte olduğu kişiyi aldatabilir. Bunun altında genelde kişinin yakın ilişkiler ve bağlanmayla
    ilgili yaşadığı bilinç dışı korkular ve kaygılar bulunmaktadır. Kişi yaşadığı ilişkiye yeterli düzeyde maddi,
    duygusal, sosyal yatırım yapmaz ve bu nedenle birlikte olduğu kişiden vazgeçme ve onu kaybetme
    riskini göze alabilir.

    Buna en iyi örnek ‘’Isısız Adam’’ filminde ki başrol oyuncusudur. Bu kişiler yakın duygusal ilişki kuramaz,
    bu yönde bir girişimle karşılaştıklarında uzaklaşırlar. Çünkü bu kişilerin duygularla yüzleşebilme
    yetenekleri zayıftır.

    7- CİNSELLİKLE İLGİLİ SORUNLAR

    Cinsel yaşantıda doyumsuzluk, hem kadını hem de erkeği başka bir partnere yöneltebilir. Cinsel yaşamın
    sıklığı kadar, yaşanan cinselliğin kalitesi de önemlidir. Herkesin fantezi dünyasında bir cinsel yaşam şekli
    vardır, eğer kişi partneriyle hayallindeki cinsel yaşama sahip değillerse bunu başka bir partnerde
    arayabilir.

    8- ORTAM, SOSYAL MEDYA, TÜKETİM ÇAĞI

    Arkadaşlık siteleri gibi sosyal medya aracılığı ile insanlar evde otururken birçok yeni insanla tanışabilir
    hale geldi. Bilgisayarda uzun süre vakit geçiren bu kişiler arasında zamanla bir yakınlaşma olabilir ve bu

    da aldatmayı beraberinde getirebilir.

    Eskiden bir toplu iğne bulmak bile çok zor olabiliyorken artık insanlar her şeye çok kolay ulaşabilir ve
    sahip olabilir hale geldi. İş böyle olunca kolay elde edilen şeylerden kolaylıkla vazgeçilebilir hale gelindi.
    Eskiden insanlar eğer ilişkim biterse yeni bir ilişki bulmam zor olur diye düşünürlerken, artık birçok kişi
    yeni insanlarla tanışmanın kolay olduğunu düşünerek daha cesur davranabilir hale geldi. Bu da
    aldatmayı kolaylaştıran bir faktöre dönüştü.

    9- ERKEN YAŞTA EVLİLİK ve BİR BAŞKASINA AŞIK OLMAK

    Yapılan çalışmalar 22 yaşından önce evlenen kadınların, 24 yaşından önce evlenen erkelerin daha
    çabuk boşandığını göstermektedir. İnsanlar yaşları büyüdükçe hayata daha farklı bakmaya
    başlamaktadır. Erken yaşta yapılan evliliklerde kişiler kapıldıkları heyecan duygusuyla evlenmekte ancak
    yaşları ilerledikçe bir ilişkiden ya da hayattan beklentileri, beğenileri değişmektedir. Sahip oldukları ilişki
    kişiyi tatmin etmediği için bir başka kişiye aşık olabilirler.

    10- ALDATMANIN BAZI İPUÇLARI

    Yukarıda tanımlanan özelliklere uyan ya da aşağıda ki bazı durumlara uyan her insan aldatır, ya da bu
    tanımlara uymayan insan aldatmaz diye kesin bir şey söylemek asla mümkün değildir. Ama aldatma
    durumlarında sıkça görülen bazı ortak noktalar şöyledir.

    Telefonunda sık sık tanımadığınız numaraların olması.

    Kredi kartı ekstrelerinde sık sık normalde gitmediği restoran vb hesapları, alış veriş faturaları.

    Son zamanlarda giyimine eskisinden fazla dikkat etmesi.

    İşle ilgili nedenlerle sık sık geç gelmesi.

    Sık sık iş seyahatlerine gitmesi.

    Hafta sonu gibi boş zamanlarının büyük çoğunluğunu sizden ayrı arkadaşlarıyla geçirmesi.

    Sizinle cinsel paylaşımdan uzak durması, eskisi gibi yakın davranmaması.

    E-mail, telefon vb araçları gizli saklı kullanıyor ve siz geldiğinizde hemen kapatması.

    Sizin sık sık sorun çıkardığınızı ya da söylendiğinizden yakınması.

  • STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    STRES VE STRESLE BAŞ ETME

    Stres nedir?

    Biyolojik ve psikolojik dengenin bozulduğuna ve yeni durumlara uyum yapılarak yeniden dengeye
    dönülmesi gerektiğine yönelik bir işarettir.
    Stres, kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan otomatik
    tepkidir.
    Stres hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; (önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini
    geliştirebilmektir)
    Stres vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepkidir.
    Stres bireyin duygusal ya da fiziksel durumuna karşı olası bir tehdit sezdiğinde vücudunda ya da
    beyninde oluşan tepkidir.
    Stres, baskıya karşı oluşan tepkidir.
    Stresin yol açtığı sorunlar
    Zihinsel ve Duygusal Sorunlar

    Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her
    an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşar
    Nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyar .Sinirlidir.
    Uykusuzluk çeker .Çabuk heyecanlanan bir kişi durumuna gelebilir
    Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir
    Hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir
    Kolaylıkla yapabileceği işleri yapamaz
    Güç engellere dönüştürerek işleri geciktirme ya da engelleme eğilimine girebilir.
    3.Davranışsal Sorunlar

    İçe kapanma,
    Bir maddeye (sigara, alkol v.b.) aşırı düşkünlük
    Sakarlık,
    Gevşemede güçlük,
    İş verimini de olumsuz etkilenme,
    Stres belirtileri

    Tükenmişliğe neden olan stres ile ilgili olan bozukluklar veya bazı ortak belirtiler şunlardır:
    Kalp krizi, felç, bulaşıcı hastalıklardan çabuk etkilenme, ülser, deri ile ilgili bozukluklar, bel ağrısı, çabuk
    yaşlanma, çöküntü, cinsel bozukluklar, yüksek tansiyon, uykusuzluk, kas ağrıları, aşırı yorgunluk,
    uyuşturucu madde kullanımı ve alkol bağımlılığı…
    Stresin bireyin yaşantısı üzerinde görülen başlıca etkileri şunlardır: Psikolojik yapının bozulması ki bu

    kronik depresyon veya aşırı sinirlilik şeklinde görülür.
    Kişide çaresizlik ve aşağılık duygusu gelişir.
    Fiziksel ve psikolojik enerjide gözle görülür bir azalma meydana gelir.
    Gerçekle yüzleşmekten doğan psikosomatik hastalıklar görülür.

    FİZİKSEL STRES KAYNAKLARI

    Sıcak
    Soğuk
    Gürültü
    Kötü çalışma şartları ve donanım
    Yangın
    Trafik
    Şiddet
    SOSYAL STRES KAYNAKLARI

    Kişiler arası ve çevresel ilişkiler
    Farklı değer yargıları
    Zorunluluklar
    Bekleme ile geçen zaman
    Sigara içen ve içmeyenler
    Sosyal beklentiler
    Aile ortamı
    İş yükünün paylaşılması
    Kıskançlık
    Cinsiyet rolleri
    Farklı değerler
    Ailede ölüm veya hastalık
    Farklı yaşam tarzları
    Maddi sorunlar
    Sosyal, ekonomik ve politik koşullar
    İşsizlik
    Enflasyon
    Kira sorunu

    Vergiler
    Yüksek suç oranı
    Çevre kirliliği
    Teknolojik değişiklikler

    Stresle Başa Çıkma Yolları

    Zamanı iyi yöneterek,
    Problem çözme teknikleri kullanarak,
    Aşırı genellemelerden kaçınarak,
    Kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkinlikler geliştirilerek,
    Fiziksel aktivitelerde bulunarak,
    Dengeli beslenerek,
    Gevşeme egzersizleri öğrenip uygulayarak,
    Zihinde canlandırma yaparak stresle daha kolay başa çıkabiliriz

    Zaman Yönetimi

    Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek kaynak olan zamanı, zaman yönetimi konusunda
    kararlılık sergileyen kişiler başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek için kişinin
    kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir . Programlar içerik
    olarak sadece yapılması zorunlu olan işleri kapsayacak olursa büyük olasılıkla program işlemeyecektir.
    Etkili bir program yapabilmek için zorunlulukların yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme,
    sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer
    almalıdır.

    Örneğin; yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi

    Problem Çözme Teknikleri Kullanma
    En çok kontrol edilebilecek sorunlar üzerinde kullanılır. Şöyle bir yol izlenebilir:

    Stres oluşturan durum neden oluştu?

    Durumu sadece o kişi mi sorun görüyor?
    Bireyin kendi katkısı var mı?
    Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

    Çözüm için olabildiğince çok seçenekler var mı?
    Bu sorulara cevap arayan birey stres oluşturan durumdan uzaklaşarak çözüm için adım atmış olacaktır.

    Kendimizi sevmeliyiz:

    Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine
    benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi
    sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir

    Kendimize zaman ayırmalıyız:

    Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız
    vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait
    olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma,
    resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa
    olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok.

    Bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz:

    Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı
    şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar
    nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli
    kılar.

    Gülmeyi unutmamalıyız:

    Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar.
    Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım.
    Kahkahanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın.

    Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz:

    Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki
    kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek daha
    faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde
    karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz.

    Spor aktivitelerine katılalım:

    Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak
    faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim.

    Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız:

    Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan
    enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı
    yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir.

    Stresle Başa Çıkmada Etkisiz Yollar

    Stresle başa çıkmada insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır.Bunlar stresi geçici olarak
    engellemekle birlikte, uzun vadede daha çok strese neden olurlar.

    Bunlardan bazıları şunlardır:

    Madde Bağımlılığı: Sigara ya da alkol sıklıkla kullanılan bir gevşeme aracıdır. Birey stres veren durumla
    karşılaştığında otomatik olarak bu maddelere yönelebilir. Oysa alkol ve sigaranın sağlığa olan zararları,
    stresin ilk anda verdiği zararın çok üzerindedir. Uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açtığı
    için başlı başına bir stres faktörü olmaktadır.
    Aşırı Yemek Yeme: Başlangıçta rahatlatıcı olmakla birlikte, bu tür bir davranış kendi başına ya da alınan
    kilolar nedeniyle ek bir stres kaynağı haline gelebilmektedir.
    Kontrolsüz Alışveriş: Kendisine değer vermek, yenilik yapabilmek amacıyla başlanan alışveriş, kontrol
    edilemez boyuta gelirse, borçlanma nedeniyle birey bir süre sonra istek ve ihtiyaçlarını ertelemek
    durumuna gelerek daha yoğun stres yaşayabilir.
    İçe Kapanma: Bazı bireyler strese tepki olarak, geri çekilip, içe kapanabilir. Pasifleşerek sorunlarıyla
    yüzleşmekten kaçınabilir. Sorunlarını tümüyle yok sayarak, olayların dışına çıkabilir. Başlangıçta stresli
    olaydan uzak kalsa bile sorun çözümlenmemiş olur.
    Aşırı Tepki Gösterme: Küçük hayal kırıklıklarından ya da değişikliklerden olumsuz etkilenme aşırı tepki
    vermeyle ortaya çıkabilir. Başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma, kaygılanma v.b. bunlardan
    bazılarıdır. Bu davranışın alışkanlık haline gelmesi bireyi yalnızlaştıracağından strese daha yatkın hale
    gelebilir.
    Biriktirme: Birey, stres karşısında hiç tepki göstermeyip, yaşanan sıkıntıyı içine atabilir. Bu birikimler
    dayanılamayacak duruma geldiğinde hiç tepki vermeyeceği olaylara karşı çok şiddetli tepki verebilir.
    Birikim kapasiteyi zorladığından, birey daha stresli hale gelebilir.

    Rahatlama ve Gevşeme Egzersizleri

    Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir.

    Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde
    gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

    Zihinde Canlandırma

    Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi, stresin oluşturduğu olumsuz duygu ve
    düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

    Zihinde Canlandırma : Kendinizi çok rahat bir yerdeymişsiniz gibi hayal edin. Neler hissettiğinizi
    yaşamaya çalışın. Kumsalda olduğunuzu hayal etmişseniz, yüzünüzdeki güneşin sıcaklığını, hafif rüzgarı
    hissetmeye çalışın. Sahneye ne kadar çok ayrıntı eklerseniz o kadar çabuk ve kolay gevşersiniz. Bu
    hayali yerde kısa süre kaldıktan sonra dinçleştiğinizi v e sakinleştiğinizi göreceksiniz.

    Kas Gevşetme:

    Sizin hem rahatlamanızı hem de dinçleşmenizi sağlayan bir yöntemdir. Çok kolay bir uygulama olup
    yalnızca bir kaç dakikanızı alır.

    Gözlerinizi kapayın. Nefesinizi tutmadan, gözlerinizden başlayıp tüm kaslarınızın gergin hale gelmesini
    sağlayın (acı verecek kadar değil).
    Burnunuzu ve dudaklarınızı kasarak birbirine yaklaştırın. Bütün yüzünüzü sanki bir noktada
    birleştirecekmiş gibi buruşturun.
    Çenenizi ve omuzlarınızı göğsünüze yaklaştırın.
    Kollarınızla vücudunuzu gerin ve ellerinizi yumruk yapıp sıkın.
    Karnınızı kasın.
    Kalçanız ve baldırlarınızın gergin hale gelmesini sağlayın.
    Ayaklarınızı gerip ayak parmaklarınızı kıvırın (krampa karşı dikkatli olun).
    Bu noktada, vücudunuzun her tarafı gerilmiş olmalı. Şimdi en son gerginleştirdiğiniz ayak
    parmaklarınızdan başlayarak sırayla sondan başa doğru kaslarınızı gevşetin.
    Her kasınızın iyice gevşemesini sağlayın. Başlangıçtan bitişe kadar olan süreç, beş dakikanızı alacaktır
    (deneme sırasında, belki de yalnızca bir kaç dakika). Bu gerdirme ve gevşetme egzersizleri sizin
    bütünüyle rahatlamanızı sağlayacaklardır
    Solunum Egzersizleri

    Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.
    Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.
    Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,
    Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün
    “gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik
    hissediyorum.”
    1, 2 kere nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3-4 kere, nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle
    yapılır.
    5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.

  • Major Depressif Bozukluk Nedir?

    Major Depressif Bozukluk Nedir?

    Günümüz yaşantısında kişiler stresli bir hayat sürmektedirler.İş yaşantısı ve iş yaşantısında yaşanan
    sıkıntılar başlı başına bir sıkıntı kaynağıdır.Ayrıca maddi açıdan yaşanan sıkıntılarda kişilerde stres
    faktörü olmaktadır.Yaşanan tüm sıkıntılar kişilerin sosyal yaşantılarına da yansımakta ve hayattan keyif
    almayı olumsuz olarak etkilemektedir.Fakat yaşadığımız sıkıntılar her zaman tanı alabilecek boyutta
    değildir,bazen yaşadığımız olumsuzluklar geçici bir süreçte olabilmektedir.Bu yaşanan sıkıntıların ve
    genel mutsuzluk halinin tanı alabilecek düzeyde olup olmadığına aşağıda ki tanı ölçütlerinden kaçını
    taşıyıp taşımadığımız ile karar verebilir ve tedavi şeklini belirleyebiliriz.

    MAJOR DEPRESSİF EPİZOD TANI ÖLÇÜTLERİ (DSM-IV-TR’ye göre):

    A-İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte
    aşağıdaki semptomlardan beşinin (yada daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin
    ya depressif duygudurum yada ilgi kaybı yada artık zevk alamama olması gerekir.

    1- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depressif duygu durum,

    2- Hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı (yada çoğuna) ilgide belirgin azalma
    yada artık bunlardan eskisi gibi zevk alamaması,

    3- Kilo alımı yada kilo kaybı,

    4- Hemen her gün, insomnia (uykusuzluk) yada hipersomnia (aşırı uyku) olması,

    5- Hemen her gün, psikomotor ajitasyon yada retardasyonun olması,

    6- Hemen her gün, yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması,

    7- Hemen her gün, değersizlik, aşırı yada uygun olmayan suçluluk duygularının olması,

    8- Hemen her gün, düşünme yada düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinin
    azalması yada karasızlık,

    9- Yineleyen ölüm düşünceleri, yineleyen intihar etme düşünceleri ve intihar etmeye yönelik tasarılarının
    olması.

    B- Mix epizod dışlanmalı,

    C- Bu semptomlar, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya yada toplumsal-mesleki alanlarda yada önemli diğer
    işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olması.

    D- Madde kullanımı ve genel tıbbi durumun etkileri ekarte edilmiş olmalı,

    E- Yas’a bağlı durum ekarte edilmeli.

    MAJOR DEPRESSİF EPİZOD SEMPTOMLARI (DSM-IV-TR’ye göre)

    A-Emosyonel alanda

    1- Depressif duygudurum hali

    2- Hiçbir şeyden zevk alamama

    B-Vejetatif alanda

    3- İştahta azalma/artma

    4- Uykusuzluk/aşırı uyku

    5- Psikomotor retardasyon/ajitasyon

    6- Yorgunluk-bitkinlik/Enerji kaybı

    C-Kognitif alanda

    7- Suçluluk, değersizlik düşünceleri

    8- Konsantrasyon güçlüğü

    9- Ölüm düşünceleri

    Eğer sizde kendinizi genel bir depresyon hali içinde hissediyorsanız ve yukarıdaki tanı ölçütlerinden en
    az beşini ya da daha fazlasını yaşıyorum diyorsanız mutlaka bir uzmandan destek almalı ve bu
    durumdan kurtulmanın yollarını aramalısınız.İzmir’de yaşıyor ve acaba bende de major depresyon
    bozukluk tanısı alacak belirtiler var diyorsanız sizin için buradayız.Lütfen bizimle iletişime geçiniz.

  • OLMAYACAĞINI BİLE BİLE ONU DÜŞÜNMEK BÜYÜK BİR ACI VERİYOR ve BAZEN DE MUTLULUK

    OLMAYACAĞINI BİLE BİLE ONU DÜŞÜNMEK BÜYÜK BİR ACI VERİYOR ve BAZEN DE MUTLULUK

    Günümüzde en sık rastlanan sorunlardan bir tanesi; evde eşin ilgisizliğinden dolayı başka bir erkeğe aşık
    olmaktır. Yada başka bir kadına aşık olmak. Aynı çatı altında ki eşin size bir başkası gibi gelmesi ondan
    uzaklaşmanız ve aklınızın sürekli başka birinde olmasıdır. İlk başlarda büyük bir tutkuyla yasak meyvenin
    cazibesine kapılarak başlayan bu ilişkiler bir süre sonra iki taraf içinde bu ilişkinin sonu yok diye
    düşünmeye başlaması ile ilişki de ayrılığın düşünülmesi ve dayanılmaz bir acı çekmeye başlanılıyor.
    Evde eşinin yanında dalıp gitmeler, aklının sürekli sevgili de olması, hiç bir şeyden keyif almama,
    mutsuzluk, ümitsizlik içerisinde çırpınmaya başlanılıyor. Bu süreçte evde eşin ilgisiz ve tutarsız
    davranışları sevgiliyi düşünmeye daha çok itiyor. Artık sevgililer ayrılmışlar ve aslında depresyona
    girdiğini zanneden sevgili derin bir aşk acısı çekmektedir. İmkansız olduğunu bile bile onu düşünmek
    dayanılmaz bir acı ve bir yandan da mutluluk duyuyor. Olmayacağını bile bile devam eden bir ilişki ve
    severek ayrılmak, durduk yere ağlamalar, hüzünlü bir ruh hali, kimseyle eğlenceli vakit geçirememek, her
    yerde aklının onda olması, insanların sürekli “sana ne oldu sen böyle değildin, neşeli halin gitmiş”
    söylevleri kişiyi sürekli başka insanlardan daha da uzaklaştırmakta. Evde çocuklarına bakınca duyulan
    suçluluk, ben asla böyle bir şey yapmam derken kendini bu çıkmazın içinde bulmak ve çıkışı
    bulamamak…

    Bazen de ben nasıl böyle bir hata yaptım. Ben insanları bu konu da aşağılayıp küçümserken ben nasıl
    olurda aynı duruma düşerim diye düşünmeye başlaması, bir yandan keşke onu hiç tanımasaydım ve her
    şey eskisi olsa, bir yandan da iyiki onu tanımışım iyi ki onu sevmişim, çok güzel şeyler yaşattı bana, bana
    yıllardır unuttuğum kadınlığımı hatırlattı. Benim yeniden önemli olduğumu hissettirdi, güzel olduğumu
    hissettirdi, diye düşünmeye başlanması. Ama diğer taraftan hayatta karşısına çıkan bu yeni durumla
    nasıl baş edeceğini bilememek, bu özlemin, bu hasretin ve sürekli onu düşünmelerin ne zaman
    biteceğini bilememek, belirsizlik!

    PEKİ NİYE ALDATIYORUZ

    Kadınlar özellikle erkekler gibi basit gerekçelerle değil daha çok duygusal arayıştan dolayı eşini aldatıyor.
    Tabi bu genellikle. Aldatma genelde ilişkisel bir problem olduğu için daha derinlere bakıp altta yatan
    nedenler de eşlerin kişisel özellikleri ve birbirlerine karşı tavır ve davranışları sonucunda ilişkide yaşanan
    sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Aslında aldatma iki tarafında dahil olduğu bir iki tarafında katkısı olan
    bir sonuçtur. Yani bu sonuçta aynı zamanda aldatanda aldatılanda aktif rol oynar. Genelde
    birlikteliklerinde sevgi, aşk, romantizm, heycan, sürpriz arayan çoğunlukla kadınlardır. Erkek eve
    giderken arada bir çiçek almıyor, özel günleri gereksiz buluyor ve herhangi bir şey yapmıyorsa, el ele
    tutuşup yağmurlu havada gezmeyi saçma buluyorsa, hele ki sevdiğini söylemiyorsa, ona sürekli ne kadar
    güzel olduğunu hissettirmiyorsa, eşine duygusal olarak yetemiyor demektir. Genelde kadınların en çok
    aldatma gerekçeleri eşlerinden ilgi görememeleridir. Aldatma toplumumuzda erkeklere özgü bir kavram
    olarak algılanmasının nedeni toplumun aldatan erkekle kadını aynı kefeye koymamasıdır.
    Toplumumuzda adil olmayan çarpıtılmış toplumsal kalıplar içinde olmasıdır; “Kadının aldatması alın
    lekesi”, “erkeğin aldatması elinin kiri” “erkek adam aldatır” vb. şeklinde tanımlamak. Kadını toplumsal
    baskıdan dolayı mutsuzluğa, umutsuzluğa ve doğal olarak duygusal aldatmalara yöneltmektedir. ilgi
    görmek, iltifat duymak ve beğenilmek herkesin hoşuna gider ancak kadınlar için beğenilmek çok daha
    büyük bir ihtiyaçtır ve kadınların etkilendiği en önemli noktadır. Eğer eşler bu ihtiyacı karşılamaz üstüne
    üstlük başka kadınlara ilgi gösterir ve kadın genelde bu aldatmaları da yakaladıysa, bu sefer bu ilgiyi
    gösteren başka birine yönelebilirler. Kadınlar duygu, düşüncelerinin eşleri tarafından önemsenmemesi
    beklenti ve ihtiyaçların karşılanmaması, sorunların görmezden gelinmesi üstüne sürekli eleştirilmek ve
    aşağılanmak kadını mutsuz eder ve başka kapılara, başka arayışlara yönelebilirler. Kadınlar erkeklerin
    güven verici kendi sırtını bir dağa yaslayabilecek kadar güvende olmak ister, kendisine ve ailesine her
    zaman sahip çıkan bir eş ister. Pasif, güvensiz sorumluluk almayan erkekler her an aldatılabilirler.
    Aldatılan eşler sırf aynı duyguyu yaşasın diye eşlerini aldatabilirler. Böylelikle hem başka biri tarafından
    beğenilmek hem de kırılan gururlarını tamir etmek isterler. Bazı kadınlar eşleri tarafından cinsel doyum
    yaşayamadıkları için, özellikle eşleri tarafından cinsel yönden çekici bulunmamak, kendilerini cinsel
    yönden çekici bulan başkalarına doğru yönelebilirler. İlişkide beklediği sevgiyi bulamamış, küçük yaşta
    evlendirilmiş, ilk flörtüyle evlenenlerin bazen yeniden aşık olma durumu da olabilir.

    AŞK ACISI İLE NASIL BAŞEDECEĞİZ

    Rutin hayatınıza devam edin.
    Gerekmedikçe ayrıldığınız kişiyle, sevgilinizle konuşmayın.
    Yalnız kalmaktan korkmayın: İlk ayrılan siz değilsiniz. Hayatın devam ettiğini unutmayın.
    Sizin için duygusal anlamı veya anısı olan, onu hatırlatan her şeyden, o kişinin size verdiği objelerden
    kurtulun.
    Sosyal Ağlardan sevgilinizi silin: Facebook, Twitter gibi sosyal ağlardan sürekli eski sevgilinizi takip
    etmek size daha çok acı verecektir. Bu süreçte o kişiyi silmek acınızı daha hafifletecektir.
    Arkadaşlarınızla, komşularınızla daha sık vakit geçirin: Yalnız kaldığınızda birlikte olduğunuz zamanları
    düşüneceksiniz ve daha fazla üzüleceksiniz. Yalnız kalmak onu düşünmenizi kolaylaştırır
    Arkadaşlarınızla kafa dağıtmak ve başka şeyler konuşmak size iyi gelecektir.
    Ayrıldığımız iyi oldu çünkü… ile başlayan bir liste yapın ve ayrıldığının kişinin negatif yönlerini
    düşünmeye çalışın.

    Yeni hobilere, sosyal etkinlikelere verin kendinizi hem bir uğraş hemde onu daha az düşünecek bir
    zaman olur.

    Asla kendinizi suçlamayın, ayıplamayın. Eşinizi aldattığınız için kendinizi suçlamak bir seçim değil
    başınıza gelen beklenmedik bir durumdur.

    Destek alıp psikoterapi görüyorsanız düzenli seanslarınıza devam edin, terapistinize güvenin.

    Kendinize zaman tanıyın. Eskisi gibi olmanız biraz zaman alacaktır. Evet hiçbirşey tamamen eskisi gibi
    olmasada normale döneceksiniz rahat olun. Bu süreçte yılmayın, pes etmeyin.

    Önemli karar almaktan kaçının. Hayatınız için önemli olan bir konuda karar vermeyin tedavinizin
    bitmesini bekleyin. Bu süreçte sağlıklı karar veremeyebilir sonucunda pişmanlıklar yaşayabilirsiniz.

    Hayatınızı basitleştirin. Üstesinden gelemeyeceğiniz hedeflere yönelmek yerine kolay halledebileceğiniz,
    daha basit etkinlikler ve daha az şeyler yapın. Büyük sorumluluklar almayın.

    Eskiden sizi mutlu eden etkinliklerin bir listesini yapın ve sizi mutlu eden etkinliklere katılın. Hayatın
    içinde olmak kendinizi iyi hissettiren bir şeyler yapmakla mümkündür.

    Hayatınızdaki küçük değişiklikleri fark edin hiç bir acı aynı seviyede kalmaz asla. Attığınız küçük adımları
    önemseyin. Tedavi sürecinde gösterdiğiniz küçük gelişmeler size güç verecektir bunları görmezlikten
    gelmeyin.

    Spor yapın. Spor salonuna yazılın. Spor yapmak endorfin hormonunun artmasını sağlayarak sizi iyi

    hissettirecektir.

    Sağlıklı ve düzenli beslenin. Hem beynin hemde vücudun etkin çalışması için sağlıklı beslenme şarttır.

    Uyku düzenine dikkat edin. Uyku dinlendirir, insanı yeniler, stresle baş edebilmek için güç verir.

    Bakış açınız ilk başlarda tamamen olumsuz ve ümitsiz olabilir. Olumsuz düşüncelerinizin farkına varıp
    bunları olumlu düşüncelerle yer değiştirin.

  • ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    ÇİFT TERAPİSİNDE KULLANILAN YÖNTEMLER

    Önleme programları kadar önemlidir ve evliliklerinde veya ilişkilerinde güçlükle karşılaşan ve yardım
    almaya gelen çiftlerle çalışır.

    İşin iyi kısmı, çiftler terapisinin işe yaradığına dair net kanıtlar vardır. Dahası, Gottman araştırmaları
    sırasında psiko-eğitimsel yaklaşımların bir evliliği daha güçlü yapmak için, evlilik terapisi ile
    birleştirilebileceğini keşfetmiştir.

    Çiftlerin ilişkileri, ilişkilerindeki anlaşmazlığın patlama noktasına odaklanmış, bir süre iyi giderken, bir süre
    sonra kötüye dönme eğilimindedir. Bu noktada Monarch, bu terapilere katılan çiftlerin yarısının bu
    işlemlerin sonunda önceki anlaşmazlık seviyelerine döndüklerini ortaya koymuştur. Bu terapi odağı,
    yüksek derecede endişeli ilişki partnerlerinde, tipik önleyici işlerden daha zorlu bir durum yaratır. Yine de
    böyle bir iş önemlidir.

    Çiftlerin terapilere gitmelerinde birçok neden vardır. Bunlar iletişim eksikliği, mali sıkıntılar, öncelikler
    üzerindeki anlaşmazlıklar, en ağırlarından biri de sadakatsizliktir. Evli ya da evli olmayan çiftlerle çalışma
    yaklaşımları da çok çeşitlidir. Hepsi evlilik kalitesine odaklanır – bu ilişkinin nasıl işlediği ve “bu işleyişten
    nasıl etkilendiği, onun hakkında ne hissettikleridir” Çift ilişkilerini değerlendirmek kolay görünürken, böyle
    olmasında en az 2 tane karmaşık faktör vardır. Bunlardan birisi, “Evlilik hakkında dile gelen duygular,
    anlık olaylardan çok fazla etkilenir ve kısa zaman içerisinde bu duygular değişebilir.

    İlaveten, endişeli ilişkilerdeki bireyler, bazı zamanlarda kendilerini “endişeli” diye nitelendirmezler” Eğer
    endişe seviyeleri ölçülebilseydi, tedavide kullanılabilecek birçok çift ve evlilik danışmanlığı söz
    konusudur. Tüm bu yaklaşımlar, uzmanların çiftlerle ortak hareket etmeyi sağlamasını ve onların
    problemlerini değerlendirmeyi gerektirir. Ek olarak, terapist olumsuz karşılığı azaltmak (Örn: Kişiler arası
    ilişkileri çözümleme) ve olumlu etkileşimler geliştirmek (Örn: Samimiyet arttırma) için hedef olmalıdır.
    Direnme, karşı gelme, etik konularla uğraşmayı da kapsayan tedavi sürecinin yönetimi de iyi ele
    alınmalıdır. Başarılı bir sonlandırma uygulanmalıdır.

    Tüm bunlar kolay değildir ve tedavi uzmanlarının terapi sürecindeki yönteme ve beceriye uyum
    sağlamalarını gerektirir. En yaygın ve deneysel olarak en geçerli tedavi modelleri (evlilik sürecinde ve
    dışında çiftlerle çalışırken) davranışsal çift terapisi (BCT) bilişsel-davranışsal çift terapisi (CBCT) ve
    duygusal odaklı terapidir.

    Davranışsal Çift Terapisi

    Davranışsal Çift Terimleri (BCT) “Yetişkin samimiyetinin değiştirme-geliştirme modeline dayanır ve
    problem çözme, iletişim becerileri” üzerine odaklanır. BCT “Davranışsal değişimle iletişim becerileri ve
    problem çözmeyi” birleştiren yaklaşımla davranışsal değişime odaklanarak gelişir. Davranışsal çift
    terapisinin hazırlayıcı çabaları Robert Liberman ve Richard Stuart tarafından başlatılmıştır. Liberman,
    yaklaşımını çiftlere davranışsal analiz dilinde ve çiftlere belirli davranışsal amaçları tanımlamak için,
    çalıştı. Başlangıçtaki çabaları Edimsel Koşullanmaya dayanır. Olumlu güdülenme, şekillendirme ve
    model alma gibi teknikleri içerir. Daha sonra o ve meslektaşları, sosyal öğrenme teorisinin açıklarını
    içeren, daha karmaşık bir yaklaşım tasarladı. Çiftlerin fark etmelerine, olumlu etkileşimlerini
    arttırmalarına, olumsuz etkileşimi yok etmesine yardım etti. Bu yaklaşım, problem çözme, iletişim
    becerileri kazandırma ve süre gelen problem çözümlerini görüşmek için, koşullu anlaşmaların nasıl
    yapılacağını öğretmeye odaklandı. Evliliklerde devamlı mutluluğu arttırmayı amaçlayan Stuart
    tekniklerinin en yaratıcılarından biri caring days’dir. Bu prosedürde evli çiftlerin herhangi biri ya da ikisi
    birden diğerinin hareketlerini umursamaksızın eşleriyle ilgileniyormuş gibi davranır. Stuart yaklaşımının
    kalbi olan bu teknik diğerinin başarısına dayanmayan tek yanlı bir hareket olan olumlu risk fikrini kapsar.
    Stuart davranışsal teorisini ve “Caring Days” anlaşmasının belirttiği gibi çift tedavi yönlerini açıklarken,

    oldukça detaycıdır.

    Baştan sona, davranışsal çift terapisi tipik olarak 4 tane bileşen içerir:

    1) Çiftin Evlilik İlişkilerinin Davranışsal Analizi: Bu analiz görüşmeye, özbildiri anketini yönetme ve
    davranışsal gözlem yapmaya dayanır.

    2) Çiftler arasında değer verilen davranışlar, ödül değişimi olan olumlu karşılıklılığın oluşumu. Bu çeşit
    hareket “caring days” ve koşullu anlaşma gibi tekniklerle meydana gelir.

    3) İletişim Becerileri Eğitimi : Bu aşamada çiftler “ben” cümlelerini, duygularını ifade etmek için, nasıl
    kullanacakları öğretilir. Aynı zamanda kişiler geçmişi bırakır ve şimdi-buradaya odaklanır. Dahası
    eşlerinin belirli davranışlarını etiketlemektense, “Tembel, buz gibi, soğuk” diye tanımlamaya başlar. Son
    olarak iletişim becerileri eğitiminde çiftlere, geribildirimin nasıl verileceği öğretilir.

    4) Problem Çözme Eğitimi: Davranışsal çift terapisinin bu öğesi, çiftlere ne istediklerini belirleme, onun
    için görüşme ve anlaşma gibi problem çözme becerileri kazanma ile ilgili yardımcı olur.

    BCT, çiftlerle en iyi araştırılmış çalışma yöntemlerinden biridir. Bu tip terapiyi alan çiftler, terapi
    almayanlara göre daha iyi olduğu gözlenmiştir. Davranış Evlilik Terapisi, anlaşmazlıklarda anlaşma yolu
    ve yöntemi gösterir. Bu aynı zamanda, çiftlerin bazı anlaşmalara varmalarına ve sevgi dolu bir yaşama
    sahip olmalarına yardımcı olur. Davranışsal çiftler terapisi, alkoliklerle çalışırken bireysel terapilerden
    daha yararlı olduğu gözlenmiştir. Bu tip terapilerin aile içi şiddeti ve işbu çiftlerin çocuklarının duygusal
    problemlerini azalttığını göstermiştir. Baştan sona davranışsal çift terapisinin evli çiftlerin birbirlerinin
    farklılıklarını kabul etme güçlüğü yaşamaları ve birlikte çalışmanın zorlaştığı noktalarda, problem çözme
    ve iletişim zorlukları yaşadıkları “Evlilik endişesinin” tedavisinde etkili olduğu gözlenmiştir. Bu terapi
    sadece ABD değil, bir çok ülkede de kullanılmıştır. Davranışsal Çiftler terapisi, çok beceriye dayalı bir
    yaklaşımdır ve böyle yapmakta kesin ve nettir. Örneğin BCT terapistleri, olumlu toplumsal ilişki geliştirme
    davranışlarını da (Selamlama, eşini ismiyle çağırma, geribildirim becerisi) kazandırmayı amaçlar.

    Diğer yaklaşımlarla karşılaştırıldığında davranışsal çiftler terapisi, sistematikten daha çok doğrusaldır.
    Diğer çiftler terapilerinin çoğundan daha fazla neden ve sonucu inceler ve önceki davranışları da
    değiştirmeyi de amaçlar. Böylece neden değişince, sonuç da değişir.

    Bilişsel Davranışsal Çift Terapisi

    Bilişsel davranışçı yaklaşım aile etkileşim örüntüleri odaklanır; aile ilişkilerinin duygularının ve
    davranışlarının birbirine karşılıklı etki ettiği düşünülür. Bilişsel bir çıkarı, hisleri ve davranışları
    canlandırabilir; duygu ve davranışta bazen aile biriminin işlev bozukluğunu korumaya yarayan karşılıklı
    bir süreçte bilişi etkileye bilir. Bilişsel terapi, Beck in belirttiği üzere şemaya, bir diğer deyişle temel
    inançlar üzerine odaklanır. Terapötik sürecin önemli bir özelliği de işlevsel olmayan davranışların
    değiştirilmesinde önemli etkisi olan yanlış inançların ( veya şemanın) yeniden yapılandırmasıdır. Bazı
    bilişsel davranışçı terapistler, aile şemasını olduğu kadar bireysel aile üyeleri arasında ki bilişsel
    bozuklukları incelemeye ve büyük önem verirler

    Hem şimdi ki ailelerin hem de genelde ki ailelerin şemasını şekillendiren, aile kökeninden gelen
    yaşantılar ve duygulardır. Bu şemalar bireyin aile sistemi içerisinde nasıl düşündüğü, hissettiği ve

    davrandığı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Önce ilave öğe olarak, daha sonra ise arabuluculuğun daha
    geniş bir sistemi olarak davranışsal yaklaşımlardan ortaya çıkmıştır. Bilişsel davranışçı teoriler deneysel
    olarak desteklenir. Oldukça etkili ve kısa sürelidir. Yine de Bilişsel Davranışçı çift terapisi doğrusal
    olduğundan, diğer evlilik ve aile terapilerini savunan danışmanların popülerliğinden dolayı daha az
    meşhurdur.

    Bu yaklaşımında Ellis, bir ABC prosedürü kullandı. A olay, B düşünce, C duyguydu. Duyguların
    düşünceden türediğine ilaveten ABC şemasına ilaveten Ellis, bireylerin ve çiftlerin ne düşündüklerini
    göze alarak dört seçenekleri olduğunu belirtti. Düşünebilirler ve bu sayede olumlu ya da olumsuz, nötr ya
    da karşıt olarak hissedebilirler.

    Endişeli çift belirtileri olan biliş formlarının incelenmesini özetlersek, 5 temeli vardır.

    Çift etkileşimlerinde meydana gelen olaylar hakkında seçici algılama
    Olumlu ya da olumsuz ilişki olaylarının nedenleri hakkında çarpıtılmış ilişkiler
    İlişkide meydana gelebilecek yanlış tahminler ya da beklentiler
    Uygunsuz ya da yanlış tahminler ya da insanların karakterleriyle ve samimi ilişkileriyle ilgili genel yargılar
    Bireyleri tutan ilişki ya da üyelerin uç ya da gerçekçi olmayan standartları

    Bilişsel dağıtımı: Olumsuz yanlardan başka şeyler düşünmek) öğretmektir. Diğeri ise, mantıksal başa
    çıkma cümleleri gibi öz denetim stratejileridir. Bilinen bir öz denetim stratejisi “Düşme engelleme” olarak
    bilinir. Bu bilişsel davranışsal yaklaşım “Danışanlara öz denetim stratejileriyle kötüye gidişi engellemeyi
    sağlar” ve kötüyü kullanma, kızgınlık ve aile terapileri gibi alanlarda uygulanır.

    Aynı zamanda, daha önce bahsedildiği gibi kitap okuma, el işlerine (Atölye çalışmalarına) katılma ve
    görsel işitsel materyaller dinleme ya da izleme gibi psiko-eğitsel kullanılır. Psiko-eğitsel yöntemlerde ,
    bireyler ilişkileriyle alakalı algı ve düşüncelerinin fayda ve zararlarının farkında olmayı öğrenirler. Bu
    strateji, katılımcılar arasında boşanma oranının azalmasına katkı sağlar. Diğer ailelerde de önemli etkiler
    sağlayabilir.

    DUYGUSAL ODAKLI TERAPİ(EFT)

    Duygusal odaklı terapi, deneysel psikoterapinin yapısalcı aile terapisiyle benzeyen birleşimine dayanan
    sistematik bir yaklaşımdır. Bu terapi “zihinsel süreçler”(eşler kendi duygusal süreçlerini nasıl
    sürdürüyor?) ve “toplumsal süreçler” üzerine odaklanır. Bu teori birçok kişi tarafından “bir yetişkinin en
    temel özelliklerini anlamak için birey-aşk ilişkisi… Duygusal erişebilirlik, uyumluluk” ile “bir modeldir “ diye
    düşünülür

    EFT, çift terapisinde duyguları “aşılması ve mantığı yerini alması gereken bir şey” den çok “değişim için
    olumlu bir güç” olarak görerek çiftlerde daha güvenilir bağlanma türlerinin gelişimine katkıda bulunmaya
    çalışır

    Bu türleri ve bağlanmayı artırmak için, müdahaleler , deneysel ve yapısal teknikler ile canlandırma,
    terapinin deneysel çerçevesine sığabilmesi için, değiştirilen tamamlayıcı yapısal teknikler kullanılır.
    Rogerian teoride olduğu gibi duygusal odaklı evlilik terapistleri (EFT’ciler) çiftleri birey olarak dinlerler ve

    onların duygu ve yaşantılarını anlamaya çalışırlar. Temel düşüncede, çiftlerin kendilerinin kızgınlık,
    gücenme, sertlik ve diğer uzaklaştırıcı duygular gibi artan yoğun duygularını; bağlılığı geliştiren iletişim
    kaybı, üzüntü, korku, acı gibi bağlanmışlık duygularını “yumuşatmaları” ve ya “değiştirmelerinde”
    yardımcı olmak vardır. EFT’ tedavinin amacı çiftlerin, kendileri ve eşleri hakkında daha iyi hissetmelerini
    sağlamak ve buna odaklanmaktır. Bu yüzden bu yaklaşımdaki teknikler duyguların açığa vurulması
    üzerinde durur. Duyguları ortaya çıkarmanın birçok yolu vardır. terapistlerin eşlerden o anki
    duygularından (kızgınlık gibi ) haberdar olmaları ve bu duyguyu kabul etmelerini istemesi ve
    incelemesidir. EFT terapistleri eşlerin o güne dek saklı tuttukları duygusal tepkilerinin altında yatan
    düşünceleri araştırır. Bu süreçte, duygusal tepkiyi alan eş “diğerinin görüşünden haberdar olma şansına
    erişir ve empatik yakınlık gelişir.”eğer böyle bir anlayış başarılırsa, empati çift ilişkilerinde temel araç olur.
    EFT klinikleri, psikodrama ve gestalt tekniklerinden kullanılabilir(çiftin bir üyesi diğeri için ikinci kişilik olur
    ya da boş sandalye tekniği kullanılır). EFT’de terapisitin rolü pozitif ve negatif duyguların dışa vurulması
    için güvenli bir çevre sağlamaktır. Öyle ki, terapist duyguların dile getirilmesi için bir yönlendirici çiftin
    hem birey hem de çift olarak koruyucusudur.

    EFT 9 adımdan oluşan 3 bölümlük etkileşim sürecidir. İlk bölüm cycle de-escalation. 1’den 4. adıma
    kadar olan adımlar bu bölüme dahildir ve bu bölümde çiftlere; acı, kızgınlık ve geri çekilmeyle ilgili
    savunmacı ifadelerinin altında yatan olumsuz ve zor duygularını ortaya çıkarabilmeleri için yardımcı
    olunur. İkinci bölümde, etkileşimsel pozisyonları yeniden yapılandırma, 5’ten 7’ye kadar olan adımlar
    uygulanır.5. adım, EFT sürecinde en bireysel odaklı adımdır. Burada, terapist “bağlılık-ilişkili etkinin
    zihinsel sürecini daha deneysel ayrıntılarla araştırır. 6. adımda, terapist odağı kaydırır ve 5. adımdaki
    karşıt eş odak noktası olur bu kez. Son olarak, 7. adımda, çift, ihtiyaçları ve korkuları hakkında beraber
    konuşur ve her biri diğerini sakinleştirmeye başlar. Son olarak 3. bölümde, birleştirmede ve
    bütünleştirmede , terapist çiftin başarısını baştaki olumsuz etkileşimsel yeni olumlu interaktif dalgalarla
    karşılaştırarak yeniden gözden geçirir.odak noktası güvenli ve bağlı etkileşimleri kuvvetlendirerek
    yaratmaktır

    EFT güçlü bir emprik temele dayanır. Süreç-araştırma odaklıdır ve değişimin temel öğelerine odaklanır
    John Gottman’ın olumlu ve olumsuz etkileşim oranlarının bir ilişkiyi nasıl etkilediğinin önemine dair
    araştırması ile eş zamanlı olarak Johnson sadece 5’te 1 oranında pozitif ve negatif etkileşime sahip
    olmanın yetersiz olduğunu bulmuştur. Ayrıca bu etkileşimlerin zamanlaması da ayrı bir önem taşır.bir çift,
    o günü olumsuz etkileşimle bitiriyorsa bu genellikle zararlıdır.

    Farklı kültürel grupların dışında, EFT, travma-sonrası stres bozukluğu gibi farklı gruplarla çalışmaya
    elverişlidir.
    bulimik bir çocuğa sahip aileler, travma yaşayan çiftler, kronik hastalıklara sahip ve depresif çiftler,
    bunların yanı sıra yaşlı ya da gay çiftler
    kısmen endişeye sahip çiftler
    EFT,diğer teorilerden, çiftlerin ilişkilerinde yaptığı vurguyla ve aynı ısrarla teknik ve prosedürlerinin
    emprik olarak geçerli olmasıyla ayrılır
    Bazı çift teorilerinin tersine, EFT’nin etkili olduğu görülmüştür
    EFT, duygu ve kişilik kavramının dahil edilmesi üzerine odaklanır ve bunlar onu diğer sistematik
    maddelerden farklı kılar.
    Boşanma Terapisi Ve Arabuluculuk

    Boşanmak istemenin birçok sebebi vardır. Onlar genellikle doğası gereği uzun dönemlidir ve ya durum
    daha da kötü bir noktaya gelmiştir ki ilişkideki eşlerden biri ya da her ikisi bunu sonlandırmayı isterler.
    Evlilik stresi endişe, depresyon, madde kullanımı ve sağlık problemleri gibi psikolojik bozukluklara yol
    açabilir ya da bunları yoğunlaştırabilir. Fakat memnun olunmayan evlilik ya da boşanma terapisi
    araştıran birçok çift belirli bir problemden söz etmezler. Tam tersi, basitçe kişilerarası ya da iletişim
    zorluğu çektiklerini belirtirler. Bu zorluklar genel bir mutsuzluğa ve olumsuzluğa yol açar ve bazı
    durumlarda daha ciddi problemlere yol açabilir ki örneğin bir kişinin eşi tarafından fiziksel saldırıya maruz

    kalması en ağırıdır. Bu tarz saldırıların Amerika’da her yıl % 16 oranında çifti etkilediği hesaplanmıştır.
    Aile aracılığı, çiftlere ve ailelere tartışmaları çözümlemek ve ya evlilikleri sıkıntısız bir şekilde sona
    erdirmek için var olan bir yardım sürecidir.Arabuluculuk yasal harekette artan bir şekilde kullanılan bir
    alternatiftir. Tartışan taraflar arasında (karı-koca) anlaşmayı kolaylaştırmak için 3. bir grup rolünde
    tarafsız, bilişsel, nötr olarak yer alırlar.

    Arabuluculuk prosedüründe yer alan basamaklar arabulucunun, çiftin hatta çocukların hakkında kısa bir
    özgeçmişi elde etmesini de kapsar. Ayrıca aile üyeleri uygun olduklarında arabulucuya değerli mallarını,
    gelirlerini, eğilimlerini ve amaçlarını anlatırlar. Arabulucu, danışanlarını ve onların tutanaklarını kamu
    incelemesinden uzak tutar, problem çözmede daha makul ve yerleşmiş bir şekilde yeniden yaşamlarını
    kurmalarına yardımcı olur. Boşanma tutanaklarının tersine arabuluculuk daha az zaman kaybı, daha
    ucuz, daha az düşmancıl ve stresli ve de daha üretkendir

    Boşanma Terapisi

    Boşanma terapisi, evlilik terapisinin bir parçasıdır ve onun gibi, çiftlere fiziksel, psikolojik ve yasal olarak
    ayrılmalarında yardımcı olur. Boşanma durumları üzerinde çalışan terapistlerin, danışanlarına atlatılması
    zor, kişisel ve ailevi problemler ve boşanmayla ilgili meydan okumalarla baş edebilmesinde ve
    üstesinden gelmesinde yardımcı olabilmek için teorik araçlar ve pratik klinik stratejilerine ihtiyaçları vardır

    Evliliğin sonunu kabullenme.

    Boşanma sonrasında eski eşle işlevsel bir ilişki kurabilme

    Ortalama bir duygusal uyum ve duygusal desteği başarabilme
    Dini/derin ya da ruhsal acıyla acıyla baş edebilme
    Kişinin evliliğin sona ermesindeki rolünün farkına varma
    Çocukların boşanma sonrası eksikliğe uyum sağlamasında yardımcı olma
    Boşanma krizini kişinin kendisi hakkında yeni bir şeyler öğrenmek ve kendini yetiştirmek için bir fırsat
    olarak değerlendirmesi
    Makul, adil, yasal bir düzenlemenin görüşülmesi
    Sağlıklı alışkanlıklar geliştirme
    Bireylerin kendi ailelerinin temellerine ve ailelerinden beri çözümlenmemiş olayları geri dönüp gözden
    geçirmelerini içerir. Bir kadının büyüme dönemindeyken, görüşlerine hiçbir zaman değer verilmediğini
    hissedebilir. Bu yüzden, kadının kocası kadının söylediklerini dikkatli dinlemiyorsa kendi kendisini
    değersiz ve üzgün hisseder. Bu gerçeğin farkına varmak, sonunda evli kalsınlar ya da boşansınlar fark
    etmeksizin çifte yeni, üretken bir etkileşim türünü kazandırmanın yanı sıra acının bir kısmı yok etmekte
    de başlangıç adımdır.

  • 4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    4 YAŞ GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Sorgu çağının en üst düzeye ulaştığı yaştır. Çevresini daha iyi tanımaya çalışan, yeni kavramları (cinsellik) merak edip öğrenmek isteyen 4 yaş çocuğu bitmek bilmeyen “nasıl, neden, niçin” sözcüklerini kullanır. Sorularına cevap beklerken karmaşık olmayan, rahatlıkla anlayabileceği, kısa cevaplar vermek en doğrusudur.  Ansızın gelebilecek bu sorulara anında cevap vermemiz gerektiği için olası sorulara karşı her zaman hazırlıklı olmak gerekir.

    SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Kendine güveni artmaya başlayan 4 yaş çocuğu artık bağımsız davranışlar göstermeye başlar.

    *Kendi başına bir şeyler yapabildiğini ailesine ve çevresine göstermek ve kendi seçimlerini kendisi yapmak ister.

    *Kuralları anlamaya başlar.

    *Karşı gelme bu yaşın en belirgin özelliğidir.

    *Henüz empati yapamasa da yavaş yavaş başkalarının duygularını anlamaya başlar.

    *Çok fazla soru sorar, sizden cevap bekler.

    *Artık daha çok ve daha uzun süre oyun oynar.

    *Yaşıtlarıyla oynamaktan keyif alır.

    *Oyunlarında detaylar giderek artmaktadır.

    *Artık dramatik oyunlar oynamaya başlar, oyunlarında rol yapabilir.

    *Diğer yaşlarına göre daha çok paylaşır.

    *Sıra beklemeyi öğrenmeye başlar.

    *Yalnız kalma ve karanlık gibi korkuları olabilir.

    *Doğru/yanlış kavramları henüz tam olarak oturmamıştır.

    *Kız çocuklar babaya, erkek çocuklar anneye daha düşkün olurlar.

    *Hayal dünyası oldukça aktiftir. Gerçek ile hayali ayırt etmeye başlasa da zaman zaman karıştırabilmektedir.

    *Hayali arkadaşları olabilir.

    *Cinsiyet farklılıkları anlamaya çalışır. Konu ile ilgili sorular sorar.

    *Tehlikeyi henüz algılamayabilir.

    *Zaman zaman yalan söyleyebilirler.

    BİLİŞSEL GELİŞİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Zaman kavramı yavaş yavaş oturmaya başlar.

    *Büyük/küçük kavramlarını bilir.

    *Aynı/farklı kavramlarını bilir.

    *Ana renkleri bilir.

    *Yakın zamanda yaşanmış olayları anlatabilir.

    *Benzerlikleri ve farklılıkları fark edebilir.

    *Kendisine verilen yönergeleri (3-4) sırasıyla yerine getirebilir.

    *Dikkat süreleri kısadır.

    DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Konuşmasının net ve anlaşılır olması beklenir.

    *Konuşmasında çocuksu ifadelerin giderek azalması beklenir.

    *Bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilirler. (s,r gibi)

    *Zamirleri yerinde kullanabilir.

    *Konuşmalarında “neden, niçin, nasıl” sorularını sık sık kullanır.

    *Çünkü ile iki cümleyi birbirine bağlayabilir.

    *Kısa hikayeler anlatabilir.

    *Çocuk şarkılarını ezbere söyleyebilir.

    PSİKO-MOTOR GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Sakinliğin yerini hareketlilik almıştır.

    *Koordinasyonu ve dengesi gelişmektedir.

    *Nesneleri hedefe atabilir.

    *Müzik eşliğinde hareket edebilir.

    *Koşar, atlar (10cm) , zıplarlar.

    *Küçük kas gelişimi gerektiren faaliyetleri yapabilir. (kesme,koparma,yapıştırma,sıkma)

    *Boncukları ipe dizebilir.

    ÖZBAKIM BECERİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE

    *Cinselliğinin farkına varmaya başladığı için cinsel bölgelerini inceleyebilirler.

    *Karşı cinsin bedenine merak oldukça fazladır.

    *Tuvalet alışkanlığını kazanmış olmaları beklenir.

    *Tuvalet ihtiyaçlarını yardımsız karşılayabilirken zaman zaman yardıma da ihtiyaç duyabilirler.

    *Gece tuvaletlerini kontrol edebilmeleri beklenir.

    *Kendi kendine yemek yiyebilir.

    *Giysilerini giyebilir.

    *Düğmelerini iliklemekte yardıma ihtiyaç duyabilir.

    *Dişlerini yardımsız fırçalayabilir.

    *Çocuğun kendi odasında yatabilmesi önemlidir.

    *Mahrem duygusu oluşmaya başlar. Anne/babasını çıplak görmemek çocuk için önemlidir.

    *Cinsel kimliğin oluştuğu bu yaşlarda çocuklar cinsiyetleri ile özdeşim kurmaya çalışırlar. 

    *Kıyafet ve oyuncak seçimleri cinsiyetlerine uygun olursa cinsiyet kavramını oluşturmaya çalıştıkları bu dönemde onlara yardımcı olmuş oluruz.

  • Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik Sürecinde Psikoloji

    Gebelik sürecinde vücutta ki hormonların değişimi gibi kadının psikolojisi de değişmeye başlar hem de ilk
    günlerden itibaren. Mutlaka bu süreçte hormonların psikolojiye etkisi yadsınamaz. Gebe kadın
    hassaslaşmaya, duygusallaşmaya başlar. Önceden onu kırmayan, incitmeyen sözler artık incitebilir hale
    gelebilir. Gebelik öncesinde’’ aman boşver’’ diyebildiği ve umursamadığı şeyler artık onun için önemli bir
    hal alabilir. Duygu durumu dalgalı deniz gibidir adeta, gülümserken bir anda ağlamaya başlayabilir ya da
    tam tersi.

    Henüz karnında büyüttüğü ve taşıdığı bebeği için şimdiden kaygılanmaya başlayabilir. Bir de yanına
    doğumun nasıl yapılacağı, doğum sırasında herhangi bir komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği, doğum
    sırasında canının çok mu az mı yanacağı, doğumun hangi hastanede yapılacağı gibi çok çeşitli ve ek
    kaygılar da yaşanabilir. Mutlaka bu süreçte zorluk yaşayan sadece kadın yani anne değildir. Eş yani
    baba da anne gibi zorluklar yaşamaktadır.Karşısında günden güne değişen bir kadın (hem fiziksel hem
    ruhsal ),değişen bir cinsel hayat, bebeğe ve doğuma endeksli bir yaşam, eşle yapılan sohbetlerin büyük
    bir kısmının sadece bebekle ilgili olması eşi de oldukça olumsuz etkileyebilir.

    Bu süreçle başlayıp doğum sonrası süreçle devam eden bir takım sorunlar bütünün de bebeğimizle
    birlikte hastaneden yanımıza alınan bir dolu poşet gibi bizimle gelir. Eşler arasında sıklıkla gebelik sonra
    ki süreçlerde de kopuşlar yaşanabilir. Yeni doğan bebeğimizin hayata adapte olması, annenin anne
    olmaya, emzirmeye , babanın baba olmaya adapte olması için geçen süreçte kadının kendini sadece
    ayaklı meme halinde görmesi ve onun dışında ki herşeyi unutması eşin sürekli saçı tepeden
    tutturulmuş,bazen yüzünü yıkamayı bile unutan bir kadın görmesi, ayrıca sıklıkla ağlayan, gaz sorunları
    yaşayan bir bebek sesi duyması bebeğin dünyaya geldiği ilk bir kaç ay da gerçekten son derece zorlu
    olabilir.

    Eşlerin bu zor ama bir o kadar da güzel şeyi yaşayabilmesi için iyi ve kaliteli devam eden bir ilişkilerinin
    olması son derece önemlidir. Bebek bir evliliği kurtarmaz, iyi giden bir ilişkiyi daha da güzelleştirir.
    İzmir’de yaşıyor ve gebelik öncesi, gebelik ve sonrası süreçlerde zorluk yaşadığınızı farkediyorsanız
    mutlaka bir uzmandan destek alınız.

    Sağlıkla, mutlulukla ve huzurla büyüyecek çocuklarınız olması dileğimle.

  • Üstün Yetenekli Çocuklarda En Sık Karşılaşılan Sorunlar ve Etkili Ebeveyn Tutumları

    Üstün Yetenekli Çocuklarda En Sık Karşılaşılan Sorunlar ve Etkili Ebeveyn Tutumları

    Üstün yetenekli çocuklar, bazı özel alanlarda yaşıtlarına göre daha iyi performans ortaya koyan ve bu
    alanlarda yüksek başarı elde eden çocuklardır. Tüm kültürlerde ve tüm sosyo-ekonomik düzeylerde
    üstün yetenekli çocuklara rastlamak mümkündür.

    Üstün yeteneklilik insanda var olan yetenek, yaratıcılık ve motivasyonun birleşmesinden oluşur ve üstün
    yetenekli birey, bu üç alanı geliştirerek herhangi bir alanda önemli başarılar sergilerler. (Renzulli, 1986)

    Bu kişilerde yüksek akademik başarı, sanatsal ve sportif faaliyetlerde yeteneklilik, grup ilişkilerinde
    liderlik, icat etme ve keşfetmeye dönük merak ve ilgi gibi özellikler görülür. Üstün yetenekli çocuklar
    standart zeka testlerinde yaklaşık olarak 130 ve üstü alan çocuklardır.

    Bebeklikte olağan dışı ataklık, uzun dikkat süresi, geniş hayal ve imgeleme gücü, uykuya daha az ihtiyaç
    duyma, enerjik olma, gelişimsel dönüm noktalarına daha hızlı ilerleme, keskin gözlem yapma, aşırı
    merak duyma, güçlü bellek, erken ve olağanüstü dil gelişimi,hızlı öğrenme yeteneği, aşırı duyarlılık, akıl
    yürütme ve problem çözme becerisi, mükemmelliyetçilik, sayılar, bulmacalar ve yap-bozlar ile oyun
    becerisini geliştirme, kitaplara aşırı ilgi duyma, soru sorma, ilgi alanının oldukça geniş olması, gelişmiş
    mizah duygusu, eleştirel düşünebilme, icatlar yapabilme, aynı anda birkaç işi yapabilme,
    yoğunlaşabilme, yaratıcılık gibi özellikler üstün yetenekli çocukların erken dönemlerinde sık gözlenen
    özelliklerdir.(Jackson & Klein, 1997; Davis & Rimm, 1998).

    Üstün yetenekliler alanında çalışan kişilerin belirlediği en yalın tanı ölçütleri şunlardır (Akarsu, 2001):
    1) En az bir yetenek alanında yaşıtlarının üstünde performans gösterme
    2) Dili etkili kullanma
    3) Merak ve bazı konulara yoğun ilgi gösterme
    4) Çabuk öğrenme
    5) Güçlü bellek
    6) Yüksek düzeyde duyarlı olma
    7) Özgün ifade biçimlerine sahip olma
    8) Yeni ve zor deneyimleri tercih etme
    9) Kendisinden büyüklerle arkadaşlık yapma
    10) Yeni durumlara çabuk uyum sağlama
    11) Okumaya düşkün olma

    Üstün yetenekli çocuklarda gözlemlenen özellikler tüm çocuklarda belli ölçülerde gözlemlenebilen
    özelliklerdir. Üstün yeteneğin bir göstergesi olabilmesi için bu özelliklerden birçoğunun ilgili yaş grubunun
    doğal olarak gösterdiği ölçülerin üzerinde bir düzeyde çocukta gözleniyor olması gerekmektedir (Akarsu,
    2001)

    Üstün yetenekli çocuklar uzun süreli dikkatlerini sürdürebildikleri ve bellekleri daha etkili

    kullanabildiklerinden algılama, kavrama ve öğrenme hızları daha iyidir. Bu sebeple olaylar arası neden-
    sonuç ilişkisi kurma, soyut kavramları somut durumlara indirgeme, genelleme veya analiz etme gibi gibi

    bilişsel özellikleri gelişmiştir. Meraklı ve ilgilidirler, sorgulamaya yatkın düşünme tarzları onları yeni şeyleri
    keşfetmeye veya yeni şeyler icaat etmeye yetenekli kılar.

    İyi düzeydeki bilişsel özelliklerinin yanında sosyal ve duygusal olarak da parlak zekaya sahip
    çocuklardan farklılık gösterirler. Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama, niyetlerini sezme
    konusunda oldukça iyidirler. Mükemmelliyetçi yapıları onların bir çok konuda farkındalıklarını arttırır.
    Duygusal derinliği olan çocuklardır.

    Elbetteki çocuğun iyi düzeyde bilişsel becerilere sahip olması veya belli alanlarda yetenekli olmasında
    kalıtımın büyük payı olsa da; sosyal beceri, duygu düzenleme, benlik ve kişilik gelişimi gibi alanlarda
    önemli rolü oynayan belirleyici faktör, çevredir. Çevresel faktörlerin çekirdeğini ise aile tutumları oluşturur.
    Özetle üstün yetenekli çocukların başarıya yatkın kalıtım zemini ancak etkili aile tutumları ile
    desteklenirse, çocuk için tam bir mutluluk ve başarı söz konusu olacaktır. Aksi durumda çocuk için
    avantaj olan bu zengin iç yapı, çocuğun kişilik gelişiminde ciddi dezavantajlara dönüşebilir.

    Şöyle ki,
    – Mükemmeliyetçi ve kararlı kişilik yapıları kendilerinden yüksek beklentiye girmelerine ve kendilerini
    hırpalamalarına yol açabilir.
    – Sorgulayıcı olmaları otoriteyle çatışmalarına neden olabilir.
    – Okulda kolayca elde ettiği başarı, düzenli ders çalışma alışkanlığını baltalayabilir.
    – Diğer çocuklardan daha çabuk öğrenmeleri ve kendini ifade etme isteği, sınıf ortamında düzeni
    bozmaya ve arkadaş ilişkilerinde dışlanmaya neden olabilir.
    – Diğer çocuklardan önde gitmeleri, akranlarını küçümseme gibi bozucu duygular geliştirmelerine sebep
    olabilir. Grubun da çocuğu “kendini beğenmiş” olarak etiketlenmeye başlamasıyla kutuplaşma artabilir.
    – Tek düzelikten kolayca sıkıldıkları için, etkinliklerde dikkatleri kolayca dağılabilir ve işlerini tamamlama
    da sorunlar ortaya çıkabilir.
    – Çabuk öğrendiklerinden dolayı bir süre sonra birçok işi kendi bildikleri gibi yapma konusunda ısrarcı
    olabilirler.
    – Duygusal yapılarından dolayı başarısızlıktan veya reddedilmekten yoğun olarak etkilenebilirler.
    – Yüksek farkındalıklarından dolayı da olumsuz duygularla (değersizlik ve başarısızlık gibi) baş etmede
    sıkıntı yaşarlar ve derste konuşmak, iftira atmak, rakip gördüğü kişiyi diğerlerine karşı örgütlemek gibi
    uygunsuz davranışlar sergileyebilirler.

    Bu gibi durumların artışı ile duygularını ve davranışlarını düzenlemekte giderek başarısız olan üstün
    yetenekli çocuklar ergenlikle birlikte olumsuz benlik inşaa etmeye ve sorunlu kişilik özellikleri edinmeye
    yatkın hale gelirler. Çocuğun geleceğinde onu iyi yerlere taşıyabilecek bu önemli yetenekler, etkili aile
    tutumları ile desteklenmediğinde belki başarılı ancak sosyal olarak uyumsuz, akranları tarafından
    sevilmeyen, kalıcı ilişkiler kuramayan biri haline gelecektir. Unutulmamalıdır ki kişisel mutluluğun
    anahtarı sağlıklı bir kişiliğe sahip olmaktır.

    Etkili aile tutumlarının en önemli bileşeni çocuğa sınırlar koyabilmektir. Kuralların olmadığı bir ortamda
    çocuk kendini bir süre sonra kaybolmuş hissedecektir. Çünkü sınırlar çocuğun hedefe varabilmesinde
    ona yolu gösteren levhalar gibidir. Üstün yetenekli çocuklara etkili sınır koymada dikkat edilecek bir kaç

    nokta şöyledir:

    1) Verilen özgürlüğü veya sorumluluğu taşıyıp taşıyamadığına dikkat etmek gerekir.
    2) Kurallar oluşturulurken ona da söz hakkı vermek ve duygularını dinlemek gerekir.
    3) Seçip yaparlarken önündeki seçenekleri keşfetmelerine yardımcı olmak önemlidir.
    4) Seçimlerinin sonuçlarını onları kırmadan yüzleştirmek ve bu sonuçları yaşamalarına fırsat vermek
    gerekir.

    Bunun yanında çocuğun duygularını düzenleyemediği olumsuz yaşam olaylarında onunla etkili
    konuşmalar yapabilmek etkili iletişimin olmazsa olmazıdır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sık sık
    duygusal taşmalar yaşayan bu çocuklar, duyguları ile baş etmek için rehberliğe ihtiyaç duyar. Özellikle
    size kendilerini açtıklarında yaptıkları en ciddi hatanın kendilerini sürekli diğerleri ile karşılaştırmak
    olduğunu görebilirsiniz. Size “o başarılı ben değilim” “o hep tam puan alıyor, ben hep hata yapıyorum”
    “öğretmen en çok onu seviyor” gibi serzenişlerle gelebilirler. Çocuğun bu karşılaştırmalara girmesi onun
    duygularını daha da yoğunlaştırır. O yüzden çocuğunuzun ifade ettiği durumlarda tam olarak neye
    üzüldüğünü anlamak ve işlevsiz veya hatalı düşüncelerini yakalayıp o düşüncelerden onu
    kurtarabilmeniz gerekir. Örneğin sosyal karşılaştırma yapan çocuktan, kendisine odaklanabilmesi için
    kendi başarı çizelgesini tutması gibi şeyler istenebilir. Böylece başarısız olduğuna dair inancı çürüyecek
    ve sosyal karşılaştırmadan uzak duracaktır.

    Bunların yanında, özellikle ailelerinin çocukların ihtiyaçlarını takip etmeleri ve var olan potansiyellerini
    ortaya koyabilmeleri için alanlar yaratmaları gerekmektedir. Bu resim, müzik gibi sanatsal faaliyeler
    olabileceği gibi bilgi ve becerilerini sınayabilecekleri yarışmalar da olabilir. Tabi bunları yapabilmek için
    ailelerin öğretmenleri ile sürekli bağlantı halinde olması önemlidir. Bazen çocuklar hakkındaki önemli
    bilgilere onları doğal ortamlarında gözlemleyerek ulaşılır, bu da öğretmenin gözlemleri değerli kılar.

    Gelişen dünya ile birlikte bilgi akışının hızlanması ve bilgiyi elde etmedeki kolaylıklar çocukların mental
    olarak kendilerini geliştirmelerine yardımcı olurken, malesef psikososyal gelişimleri arka planda
    kalabilmektedir. Aslında elbetteki en önemli şey akademik başarının yanında çocuğun kendini iyi
    tanıması, ne istediğini bilmesi ve kişisel zaaflarını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir. Çocuğa sınırlar
    koymak, duygularını düzenlemeye yardımcı olmak ve kendini gerçekleştirebilmesi için ona uygun alanlar
    yaratma gibi tutumlar sayesinde aile çocuğun psikososyal gelişimini destekleyebilir. Ancak aileler
    genellikle bu ve benzeri bir takım tutumları geliştirirken çocukta yoğun dirençle karşılaşabilirler. Ayrıca
    sıklıkla neye ihtiyaç duydularını ve tam olarak ne istediklerini anlayamayabilirler.Bu sorunların
    çözülemeyişi ile birlikte depresyon, aksiyete bozuklukları, okul fobisi, motivaston kaybı, davranış
    bouklukları gibi sıkıntılar gelişebilir. Bu tip durumlarda aile olarak uzmana başvurmaları önemlidir.
    Nitekim herhangi bir problem çıkmaksızın çocukların düzenli olarak görüştükleri ve güven ilişkisi
    kurdukları bir uzmanın olması onlar için koruyucu olacaktır. Nitekim yukarı da bahsedilen sorunlar ortaya
    çıkma riski yüksek sorunlardır ve her sorunda olduğu gibi sorunu büyümeden çözmek en iyisidir.

  • Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Çocuğumla Nasıl Bir İletişim Kurmalıyım?

    Karşımızdaki insanla kurmuş olduğumuz ilişkiler üzerinden iletişim kurarız, aynı zamanda başlattığımız
    sözel ve sözel olmayan iletişim ile birlikte bir ilişki de başlatmış oluruz. Bu ilişkiler anne-çocuk, baba-
    çocuk, anne –baba, anne -komşu ilişkileri gibi ilişkilerdir. Bu ilişkiyi gözlemleyen çocuk onunla hangi bağ
    üzerinden iletişim kurduğunuzu rahatlıkla anlayabilir.

    İletişim karşılıklı ilişkileri gerektirir, insanların belirli sözcüklerin, seslerin, göstergelerin ve mimiklerin
    anlamına ilişkin ortak bir anlayışa sahip olmalarını ister. Bu bağlamda kullandığımız dil ve ses tonumuz
    büyük önem taşır. Eğer bu önemi oranlarsak %55 beden dili, %38 ses tonu ve %7 sözler etkilidir.

    Çocuğumla Nasıl Etkili İletişim Kurabilirim?

    Şimdi sizlere çocuklarla kurmuş olduğumuz ilişkide bazı önemli detaylardan bahsedeceğim.

    1- Öncelikle iletişimi ne zaman başlatacağınıza doğru karar verin. Eğer çocuk problem durumunda ise
    asla problemini sahiplenmeyin çok aksi bir durum olmadığı sürece kendisini mutlaka ifade edecektir.
    2-Ben dili kullanın. Çocuğun yaptığı davranış üzerinden iletişim kurun. Kişisel yargılayıcı değil, algılayıcı
    davranın.
    3-Empatik olun. Önce o anki durumu tanımlamasına izin verin. Ardından bu durum hakkında ne
    düşündüğünü, sonrasında ne hissettiğini sorun. Bu madde doğru şekilde yaptığınızda hem
    çocuklarınızda durum tespiti, hem de duygulardan önce düşünceleri sorarak duyguları yönetme
    becerisinin düşüncelere ait olduğunu kavramasını sağlayacak ve çocuğunuzda otokontrol geliştiren bir
    unsur olacaktır.
    4-Her insanın içinde üç ego benlik vardır. Bunlar yetişkin benlik, çocuk benlik, ebeveyn benlik
    durumlarıdır. Çocuğumuzla iletişim kurar iken duygularını anlamaya çalışırken çocuk benlik ego
    durumumuz ön plana çıkar ve ona canı acıyorsa ”öpeyim de geçsin, onu oraya kim koyduysa onu
    döveceğim ” şeklinde çocuk gibi konuşan ego durumumuzdur. Katı ve otoriter bir ebeveyn isek en
    azından duygularını anladığımızı belli edecek ”hı hıı evet anlıyorum ,canın gerçekten çok acımış
    olmalı..”vs onay verici, tasdik edici cümleler kuralım.
    5-Çocuklarınızı mutlaka istendik davranışlar sonucunda ödüllendirecek veya onları övücü cümleler
    kuracaksınız. Ancak bu cümleler özellikle belirtmeliyim ki çocuğun sergilediği davranış üzerinde etkili
    olmalı. Kişilik çok küçük yaşlarda oluşmaya başladığı için çocuk olumsuz bir davranış sergilediğinde
    ”beceriksiz ya da sen harikasın” şeklinde övgü ya da yermeler çocuğun kişiliğinde utangaçlık ya da
    fazlaca kendine güvenen narsist kişilik özellikleri doğurabilir.
    Bu yüzden övgüler şu şekilde olmalı; ”Böyle davrandığında kendimi çok mutlu hissediyorum ” ya da ” Bu
    şekilde davrandığında kendimi üzgün hissediyorum” gibi cümlelerle merkeze hem kişiliği değil davranışı
    almış, hem de ben dili kullanarak yargılamaktan öte algılayıcı bir tavır sergilemiş olursunuz.