Kategori: Psikoloji

  • ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    ÇOCUĞUNUZUN BEDENSEL VE RUHSAL GELİŞİMİ İÇİN DOĞRU KABUL EDİLEN “HURAFELER”

    Siz de benim kadar birçok kez duymuşsunuzdur

    ” Benim çocuğum emeklemeden, yürümeye başladı”

    Öncelikle ilk doğru bilinen yanlışlardan kurtulalım.

    Emeklemek çocuğun geç gelişim gösterdiği ya da yaşıtlarının gerisinde kaldığı anlamına gelmiyor. Tam tersi sağlıklı bir gelişim gösterdiği anlamına gelir.

    Emeklemek, bacak kaslarının güçlenmesinde etkili olur. Tabi bazı çocuklar asla emeklemez. Bu onların da gelişim problemi yaşadığı anlamına gelmez.

    Bazı çocuklar emeklemeyi yürümekten çok daha sonra öğrenir.

    Çocuğunuzu serbest bırakın.

    Bırakın her evresini yaşasın. Bebeğin bacak kaslarından önce bel ve kol kasları gelişir.

    Sağa-sola dönerek hareket etmeye çalışır. Yüz üstü ya da sırt üstü dönmeyi öğrenir. Bu esnada kol ve bel kasları gelişir.

    Zamanla beraberinde emekleme evresi başlar. Böylelikle bacak kasları güçlenir. Bir yerlere tutunup kalkmaya, adım atmaya başlar.

    Bırakın sandalyeleri, sehpaları kaldırmayın. Düşmesinden korkmayın. Yavaş yavaş çevresindeki bütün eşyalar keşif kaynağı olacaktır.

    Onları anlamak, anlamlandırmak, keşfetmek eğlenceli hale gelecektir. Eşyaları kaldırmayın, cesaretlerini kırmayın. Fırsat tanıyın.

    Böylelikle eşyalara tutunup kalkmayı öğrenecektir. Buna rağmen bazı bebeklerin eşyalara tutunarak dolaşması aylar boyunca sürer.

    Çünkü cesaretlerini toplayamazlar.

    “Benim çocuğum fazla süt emmedi. Erken ek gıdalara geçti şimdi herşeyi yiyor”

    Anne sütünün saymakla bitmeyen faydaları vardır.

    Anne sütü alan bir bebek ek gıdalara ihtiyaç duymaz. Ne kadar erken emmeye başlarsa anne sütü o kadar erken gelecektir.

    Bebeğin anne sütü emmesi bağışıklık sistemini ( immün sistem ) güçlendirir.

    Zekâ, gelişim açısından son derece önemlidir.

    ” Emzik, verince susuyor”

    Emzik faydalı yanları olduğu kadar zararlı yanları bi hayli fazladır.

    Emzik, emme refleksini güçlendirir. Geçici bir avuntu sağlar.

    Ani bebek ölümlerini engellediği araştırmalar sonucu desteklenmiştir.

    Tabi bebek emziğe bağımlı hale gelmedikçe…

    Bebeğin emziğe bağımlı hale gelmesi anne sütünü erken terk etmesine neden olabilir.

    Emzik verdiğinde susan, emzik düştüğünde yaygarayı koparan bir bebek haline gelebilir.

    Uzun süren emzik kullanımı diş problemlerine de sebep olabilir. Orta kulak enfeksiyonunu arttırabilir.

    “Tekerlekli oyuncak zararlıdır, düşer zarar verir”

    Tam aksine! Tekerlekli oyuncaklar kas gelişimi için önemlidir.

    Ileri-geri iterek kol ve bacak kaslarını güçlendirir. Kaslar güçlendikçe çocuğunuzun cesareti artacaktır.

    Kendi ağırlığını taşıyabildiğini öğrendiğine göre, yürümek için adımlar atacak ve dünyayı keşfetmeye başlayacaktır.

    ” Daha çocuğunuz yürümeye başlamadıysa yürüteç alın. Iyi gelir”

    Bırakın bu hurafeleri !! Bebeğin serbest bırakılması gelişimini daha hızlı etkiler.

    Yürüteç doğal yürüme dönemleri sırasında (refleksif dönem) duraklamaya ve kesintiye neden olur.

    • Omurga eğrileri görülebilir.
    • Ayak deformiteleri oluşabilir.
    • Kalçaya yüklenme daha fazla olacağından kalça problemleri oluşabilir.
    • Yere tam basmama, parmak ucuna basma alışkanlığı gelişebilir
    • Nasıl olsa yürüteçte diye kendi başına, yalnız bırakılan bebekler ev içi tehlikeli kazalara maruz kalabilir.( üzerine bişeylerin devrilmesi, basamaklardan yuvarlanması vs…)

    ” Fazla kucağa alışmasın, şımarır

    Bu sefer hep kucak ister”

    Bu gerekçe doğrultusunda annenin çocuğunu kendinden uzakta büyütmesi, bebeğin en büyük gereksinimi olan kucaklanma karşılanmaz. Ve ilgiye aç bir birey olarak yetişir.

    İlgiyi dışarıda arar ya da farklı ruhsal problemler beraberinde gelişir.

    ” Kırkı çıkınca çocuk tuzlanır ki pişik olmasın, ileride teri kokmasın”

    Bebeği tuzlamanın ölümcül sonuçları olabilir Anadolu’da halen yaygın olarak kullanılan yeni doğan bebeğin tuzlanması adeti, son derece tehlikeli ve ölümcül sonuçları olabilecek çağdışı bir uygulamadır ve asla yapılmamalıdır.

    Bebeğinizi doğru ve sağlıklı yetiştirmek istiyorsanız komşularınızın söylediklerine kulaklarınızı kapatın.

    Bir uzmandan ya da çocuk ve anne sağlığı adı altında gelişime yönelik çok güzel kitaplar var.

    Temin edip doğru bildiğiniz yanlışları düzelterek daha sağlıklı ve mental olarak daha “iyi” çocuklar yetiştirebilirsiniz.

    Çocuğunuzun kulaktan dolma bilgilerle ruhunu zehirlemeyin. Herkesin doğrusu kendisine göredir.

    Yani herkesin doğrusu kendinedir.

    Sağlıklı çocuk yetiştirmek için kitaplardan, uzmanlardan yardım alabilirsiniz.

  • Tırnak Yeme & Zeka Testi

    Tırnak Yeme & Zeka Testi

    Tırnak Yeme

    Tırnak yeme alışkanlığı, bir başka deyişle onikofajya, bir dürtü kontrol bozukluğu ya da obsesif-kompulsif (takıntı hastalığı) bozukluk olarak kabul edilir.

    Çocuklukta başlayabilen bu alışkanlık, çocukların yaklaşık yüzde 30’unda, ergenlik çağındaki gençlerin yüzde 45’inde ve genç yetişkinlerin yüzde 29’unda görülür. Tırnak yeme, ileri yetişkinlik döneminde azalmaya yatkındır.

    Tırnak yeme, deriye zarar veriyor ya da tırnak etlerini enfeksiyona elverişli hale getiriyorsa tehlikelidir. Tırnak yiyen pek çok kişi için en çok tırnaklarda oluşan kötü görüntüdür.Tedavsisi vardır.

    Zeka Testi

    Her anne baba çocuğunu zeki hatta fevkalade zeki olduğunu düşünür.Oysa ki zeka bir engeli aşma gücü,detayları algılama durumudur.Öğrenme ile karıştırılır.Çabuk okuyup anlayan zeki ikinci kez okuyup anlayanın zeka seviyesi düşüktür diyemeyiz.Sadece ikisinin öğrenme hızı farklıdır diyebiliriz.Merkezimizde WISC-R zeka testi yapılıp çocuğun zeka yaşı ve türü ortaya konulmaktadır

  • Öfke Kontrolü

    Öfke Kontrolü

    Öfke, hoşnut olunmayan durumlara karşı verilen temel duygulardan biridir. Günlük hayatta sinirimizi bozan bir çok olayla karşılaşırız. Trafikte hatalı sollayanlar, sıkıştıranlar, işyerinde işini savsaklayanlar, hakaret eden patronlar, dengesiz müdürler, anlayışsız arkadaşlar, baskıcı ve bunaltıcı anne babalar, aşırı hırs bu olayların bazılarıdır. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet sağlıklı bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direk gösterir. Ya bağırıp çağırır, ya kavga eder ya da sağı solu kırıp döker. Bu tepkileri kontrol edemediğimiz takdirde kendimize zarar verebiliriz veya sosyal ilişkilerimizi yıkıma uğratabiliriz.

    Öfke durumunda ortaya çıkan tepkiler:

    • Kan basıncı artması ve kalp atışları hızlanır,

    • Nefes alıp vermede düzensizlik,

    • Aşırı stres ve gerginlik,

    • Tartışma sırasında kişiye veya herhangi nesneye yönelik şiddet uygulanması

    Tedavi
    Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar.
    Ancak psikoterpide nihai hedef kişinin duruma uygun makul düzeyde bir sinirlilik halini yaşamasını sağlamak olmalıdır.

  • Korku ve Kaygı Bozuklukları

    Korku ve Kaygı Bozuklukları

    Günlük yaşantınızda korku, kaygı, üzüntü ve panik terimlerini çoğu zaman birbirinin yerine kullanılırız. Ancak kaygı bozukluğu, anksiyete bozukluğu, panik atak bozukluğu, korkularımız (fobiler ) gibiduygu durum bozuklukları nedenlerini anlayabilmemiz ve bu psikolojik rahatsızlıkların tedavisiningerçekleştirebilmesi için bu terimleri birbirinden ayırabilmemiz gerekir.

    Korku, herkesin yaşayabileceği başlıca başlıca bir duygudur. Korku, aniden ortaya çıkı veren bir tehlikeye karşı gösterilen bir reaksiyondur. Bu tehlike gerçek ya da kişinin algıladığı bir tehlikedir. söz konusu bu tehlike kişide savaş ya da kaç tepkisini ortaya çıkartır. çünkü kişiler bir korku duyduklarında bütün içsel kaynaklarını kullanarak bu tehlikeye karşı kendilerini savunmaya çalışıyorlar ya da söz konusu bu tehlikeden kaçıp kurtulmaya, oradan uzaklaşmaya çabalarlar.

    Kaygı duygusu” ile “korku duygusu” çok yakından ilişkili duygulardır. Kaygı ile korku bu kadar yakın duygular olmalarına rağmen; kaygı ve korku arasında arasında önemli farklar da bulunmaktadır. Korku daha çok bu anda ortaya çıkan tehlikelere karşı gösterilen bir tepki iken kaygı gelecekle ilgili endişeleri içermektedir. Yani kaygı daha çok geleceğe yöneliktir.

    Anksiyete, genellikle somatik, duygusal, kavramsal, ve davranışsal bileşenlere sahip olmak şeklinde tanımlanır.. Kaygı da yaşanılan biyolojik değişiklikler vücutta anksiyete durumun da gözlenmektedir. Kan basıncı, nabız ve kalp atışının artması, titreme, terleme, ana kas gruplarına birden kan akışının hücum etmesi nedeniyle kaslarda gerginlik, bağışıklık ve sindirim sistemi fonksiyonlarının yavaşlaması gibi fiziksel etkileri vardır. Bunlara ek olarak mide bulantısı, el ve ayaklarda soğukluk, titreme -üşüme hissedilir.

  • Kekemelik

    Kekemelik

    Çocuklardaki ani duygusal değişikliklerin konuşmalarında kekemelik oluşturduğu uzun zamandır bilinmektedir.Kekemelik dil ve konuşma gelişimi evresindeki her yüz çocuktan 4’ünü etkileyen, yaygın bir sorundur. Var olan tablo şudur ki, çocuk bir ve iki yaşları arasında normal konuşur. Konuşmasındaki kısa uzatmalar ilk işaretlerdir. Kekemelik genellikle yavaş ilerler. Çocuklarda konuşmadaki akıcılığın normal olan yani gelişim içerisinde görüleni ile kekemelik başlangıcının ayırt edilmesi önemlidir. Bunu konuşmada ki bozulmanın tipi, sıklığı ve doğası açısından değerlendirerek yaparız. Kekemeliğin en fazla geliştiği dönem olan 3-4 yaşlarında, çocuklar nörolojik, motor, bilişsel ve duygusal olarak atak içersine girerler. Pek çok çocuğun bu dönemde konuşmaları bozulabilir. Çünkü, çocuklar yeni kelimeler öğreniyorlar, bunları birleştiriyorlar, anlamaları ve konuşmaları gelişiyordur. Bu yüzden konuşmalarının bozulması söz konusudur. Bu durumda yani konuşma bozulduğunda, dil öğrenim baskısını azaltmak ve özellikle bir şeyler öğretmemek gerekir. Çocuğun öğrenmesi durmayacaktır ama daha rahat bir aşamada seyredecektir. Konuşma düzeldikten sonra tekrar bu öğretim aktivitelerine geçilebilinir.

    Ergenlik Sorunları

    Ergenlik çağındaki gençlerin yaşadığı duygulanım dalgalanmaları ile oluşan kontrolsüz öfke ve dışavurumlarda ailelerinin yaklaşımları çok önemlidir.Bu gençlere nasıl yaklaşılacağı konusunda uzman desteği almak;körü körüne kulak tan dolma bilgilerle doğru bildiğimiz yanlışlara düşmemek gerekir.Anlayarak yaklaşmak;ve ona göre davranmak temek stratejidir.

  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

    Aşırı hareketlilik, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, dürtüsellik (impulsivite) şeklinde açığa çıkan psikiyatrik sorunlardan biridir. DEHB, kişiyi ömür boyu takip edebilecek bir hastalık olduğu gibi çocuklarda daha sık gözlemlenir ve yaş ilerledikçe -genellikle- belirtilerini kaybeder. Çocuk yaşlarda başlayandikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çocuğun ömür boyu yaşam kalitesini etkileyebilecek güçte bir problemdir ve muhakkak teşhis/tedavi edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG)’nün bir alt tipidir. ÖÖG olarak bilinen 3 ana güçlük; disleksi, diskalkuli ve disrafi genellikle dikkat eksikliği ile birlikte gözlemlenir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ BELİRTİLERİ

    1. Dış seslerden veya önemsiz faktörlerden etkilenip asıl meşgul olunan işten kopmak

    2. Sık sık hata yapmak ve dalgınlık şeklinde gözlemlenen sakarlıklar yapmak

    3. Konsantrasyon gerektiren oyun veya aktivitelerde başarısız olmak

    4. Oyun ve işler arasında hızlı geçişler yapmak; biri bitmeden diğerine atlamak

    5. Sohbet esnasında başka şeyler hayal edip karşıdakini adeta duymamak, anlatılanları akılda tutamamak

    6. Unutkanlık

    7. Görev ve sorumlulukları sürekli ertelemek

    HİPERAKTİVİTE BELİRTİLERİ

    Hiperaktif Nedir: Aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik gibi öğrenmeyi etkileyecek güçte sorunlar yaşayan çocuklara hiperaktif denir.

    1. Aşırı hareketlilik, oturduğu yerde duramama.

    2. Aşırı konuşma

    3. Mobilyalara veya tırmanma amacı taşımayan nesnelere tırmanma

    4. Bir odanın içinde dahi olsa dolaşmaya çıkma, tabiri caizse amaçsız volta atma

    Şeklinde görülen davranışlar hiperaktivite belirtileri olarak değerlendirilebilir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU – DEHB TEDAVİSİ

    Çocuk neden hiperaktif veya neden dikkat bozukluğu var? Bunu tespit etmek için çeşitli nörolojik testler ve nöropsikiyatrik testlermevcuttur. Uzman doktorunuz sizi bu konuda yönlendirecek ve gerekli testlerin ilgili uzmanlarca yapılmasını sağlayacaktır. Bu testler sayesinde “dikkat eksikliği neden olur?” sorusuna yanıt verilir. Algısal mı, yorumsal mı, içgüdüsel mi yoksa motor alanında bir eksiklik mi var? Bozukluk derecesi nedir ve ilaç kullanımına gerek var mı? Hangi ilaçlar reçete edilmeli? Tamamı yanıt bulur. Akabinde dikkat eksikliği tedavisi başlar. Çeşitli dikkat eksikliği ilaçları uygulanabilir.

  • DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    DUYGUSAL BOŞLUK KİLO ALDIRIYOR!..

    Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, aşırı şişmanlık ve obezite hastalığının altında yatan sebebin dengesiz beslenme ve hareketsiz yaşamla sınırlı olmadığını söyledi. Çağın vebası olarak değerlendirilen obezitenin, bireylerin ruh sağlığıyla etkileşim kurduğunu belirten Ceren Yağcıköseoğlu, “Her iki olumsuzluğun kaynağında başka nedenler de olsa, tedaviye muhtaç psikoloji obeziteyi, obezite de sağlıklı insan psikolojisini olumsuz yönde tetikliyor” dedi.

    Son yıllarda obezite ve kilo ile ilgili problem yaşayan bireylerin sayısının her geçen gün artarak devam ettiğine dikkati çeken Psikolog Ceren Yağcıköseoğlu, şunları söyledi: “Çalışma sürelerinin artışı, ekonomik sebepler ve zamansızlık günümüzde bireyleri sağlıklı olmayan, hazır besinlere yönlendirmekte olduğu da bir gerçek. Ancak kişilerin sağlıksız besinlere tercihleri ve bu besinlerin tüketimine devam etmelerini sağlayan davranışların altında ‘duygusal yeme’nin rol aldığı yapılan çalışmalar ile desteklenmiştir.”

    Mutlu Eden Besinlere Yönelince

    Özellikle bayanlarda, erkeklere oranla duygusal yemenin etkili olduğunu sözlerine ekleyen Psikolog Yağcıköseoğlu, “Kişi; fiziksel açlığı olmasa bile sıkıntı, öfke, yalnızlık , suçluluk duygusu, karşılanmamış beklentiler geliştiği durumlarda, kendisini mutlu eden besinlere yönelerek istemediği duygular ile kısa bir süreliğine baş edebiliyor. Beyinde haz ve rahatlama sağlayan kimyasal maddeler olan seratonin ve dopamini artırdığı için daha çok karbonhidrat ve yağ türü besinler tercih ediliyor bu sebeple kişi kendi içinde bir baş etme mekanizması geliştirmiş oluyor. Karbonhidrat ve yağlı besin tercihi kilo artışı sağladığı için özellikle bayanların kendinden hoşnut olmamasına sebep olarak duyguları ile baş etmesini güçleştiriyor.” diye konuştu.

  • Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Teknoloji (ekran) bağımlığı nedir? Nasıl oluşur?

    Merhaba,

    Sizlerle çalışma alanlarımdan biri olan ve çeşitli eğitim kurumlarında gerçekleştirdiğim teknoloji (ekran) bağımlılığı seminerlerini temel alan bir yazı paylaşacağım.

    Öncelikle teknolojinin ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Teknoloji, günlük kullanımda insan yeteneklerini genişletmek ve insan ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan bilgi olarak adlandırılabilir. Bu noktada teknoloji için farklı dallarında farklı meyveleri olan bir ağaç benzetmesi yapılabilir. Bu ağaç, çeşitli meyveleri ile hayatımızdaki birçok ihtiyacı giderir. Neler teknoloji olarak adlandırılabilir diye baktığımızda bazı kaynakların takvim ve abaküsün ilk teknolojik ürünler olduğunu yazarken bazı kaynakların da ateşi temel aldığını görmekteyiz; ancak sonuç olarak teknoloji öyle bir süreçtir ki yıllar önce ateşin bulunmasıyla başlayarak dünyanın dışındaki su kaynaklarını araştıracak bir boyuta dönüşmüştür.

    Günlük yaşantımızda çok fazla farkında olmasak da aslında teknolojinin bize sunduğu birçok ürünle hayatımızı daha kolay devam ettirmekteyiz. Eskiden saatler, günler süren işlemleri şu anda otomatik olarak yapabiliyoruz. Teknolojik ürünlerden en göz önünde olanları bilgisayar, cep telefonu, televizyon gibi ekranlar aracılığıyla hayatımıza giren ürünlerdir.

    Peki, nasıl oluyor da sürekli insanın yararına gibi gözüken teknoloji zararlı ve bağımlılık yaratan bir hale gelebiliyor?

    İşte bu noktada biraz bağımlılığa ve teknoloji bağımlılığı kavramlarına yakından bakmak gerekiyor. Bağımlılık, kişinin nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Bağımlılık denince akla bağımlılık yapan maddelerin kullanımı ve ihtiyacı gelmektedir. Aslında bu yaklaşım bir miktar doğru olmakla birlikte yanlış bir anlayışın doğmasına sebebiyet verebilir. Çünkü bağımlılık mekanizması temelde aynı işleyip bağımlılık yaratan ürünler çeşitlilik gösterebilir. Daha net açıklayacak olursak, bağımlılık süreçlerinde (bağımlılık yapan kimyasallar hariç) ne kullanıldığından daha çok ne için kullanıldığı daha önemlidir. Yani “Stresimi alıyor.” denilerek kullanılan, başvurulan, ilgilenilen birçok öğe bağımlılık yapabilir ve bunlardan bir tanesi de teknoloji olabilir. Biz teknolojiyi fayda sağlamak, gelişimimizi devam ettirmek, dünya ile bağlantımızı güncel tutmak için kullanıyorsak bu anlaşılabilir bir şeydir; ancak üzüldüğümüz zamanlarda ya da duygusal ve psikolojik olarak kendimizi eksik/kötü hissettiğimiz zamanlarda bir çareymişçesine kullanıyorsak teknoloji de diğer bütün ürünler gibi bağımlılık yapabilir. Bu süreç ile birlikte teknoloji bağımlılığı için de teknoloji kullanımında bağımlılık özellikleri gösterilmesidir diyebiliriz.

    Peki, potansiyel bağımlı adayları kimler olabilir? En çok görülen bağımlı profillerine bakacak olursak karşımıza teknolojiye olduğundan fazla zaman ayıran ve harcadığı vakit kadar ondan faydalanmayan, bu sebeple günlük işlevlerini kaybeden kişiler çıkıyor. Bahsi geçen kişilerin aynı zamanda;

    • Teknolojisiz kaldığında sorun yaşayan,

    • Teknolojisiz kaldığında bir kontrol kaybı yaşayacakmış belirtileri gösteren,

    • Teknolojik ürünler ile ilgilenmediğinde de onları düşünen,

    • Günlük gelirini ve ihtiyacından fazlasını teknoloji yatırımı olarak kullanan ve bu durumda yaşamını devam ettirmekte maddi zorluk yaşayan,

    • Mutsuz ve duygusal olarak olumsuz anlarda teknolojiye başvuran,

    … kişiler olduğu görülmüştür. (Ögel, 2012)

    Yukarıda bahsettiğim konuya ve belirtilere dair zorlandığınız noktalar varsa en yakın ruh sağlığı kuruluşuna gitmeniz bağımlılık süreçlerinin oluşumunun engellenmesi veya hâlihazırdaki bağımlılık döngüsünün kırılması için önemli bir adım olacaktır.

  • Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Çocuk ve Ergenlerde EMDR

    Diğer terapi tekniklerine göre daha hızlı ve kısa bir süreci kapsıyor olması daha çok yeni bir yöntem olmasına rağmen EMDR’ın son yıllardaki popülerliliğini arttırdı. Bilimsel araştırmalarla da desteklenerek somut bir şekilde işlevselliğinin kanıtlanması da danışanlarımızın özellikle bu teknik için merkezimize başvurmasını sıklaştırdı.

    Peki nedir EMDR?

    EMDR, Türkçe açılımıyla ‘Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme anlamına gelen bir terapi tekniğidir. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

    EMDR nasıl çalışır?

    Her gün beynimiz binlerce anı kaydeder. Bu anıların bazıları olumlu, bazıları olumsuz, birçoğu ise önemsiz ve nötr olanlardan oluşur. Olumlu ve nötr anılar, bilgi işleme sürecinden normal bir şekilde geçip belleğe atılır. Olumsuz ve travmatik anılar ise, tıpkı bilgisayara giren virüs gibi, bu süreci bozarlar. Bu anılar, anlamlandırma sürecinin normal çalışmasını engeller. Olumsuz anı, sadece geçmişte yaşamakla kalmıyor, etkisini hala ‘bugün’ yaşanmışçasına canlı olarak sürdürüyor. EMDR, bu tür anıların sağlıklı işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması ile mümkün olur. Kişi artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir bakış açısıyla görür. 

    EMDR olumsuz her şeyi unutturur mu?

    EMDR rahatsız edici, acı veren anıyı unutturmaz. Ancak terapi sonrası, bu acı yüzünden hissedilen öfke, korku, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı gibi tüm olumsuz duygulara karşı duyarsızlaştırır.

    Terapi nasıl gelişiyor?

    Çocuk ve ergen EMDR’ında klasik EMDR protokolünden daha az detay içeren bir protokol uygulanır. Çocuklar ve ergenler için karmaşık gelebilecek klasik uygulama, onların sürece daha fazla dahil olabilmeleri için sadeleştirilmiş ve ilgilerini çekebilmek için sevebilecekleri detaylar (oyuncakla ya da resim yaparak) eklenmiştir.

    EMDR ne kadar sürede etkili olur?

    Bazen tek seansta sorunun çözüldüğü gözlemlendiği, gibi bazen de daha uzun çalışma gerektirebilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    EMDR’a göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların çoğunluğunun işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, birçok sorunun verimli ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür. Bu alanlara örnek olarak çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları, çocukluk çağı depresyonu, yas (kayıp) süreci, rahatsız edici anılar, fobiler, ağrı rahatsızlıkları, yeme-uyku bozuklukları, performans kaygısı, sınav kaygısı, stres kontrolü, bağımlılıklar, cinsel ve/veya fiziksel taciz, davranış bozuklukları ve özgüven sorunları vb. gibi birçok alanda çalışılabilmektedir.

  • Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuğumu psikoloğa götürürken ne söylemeliyim?

    Çocuklara dair psikolojik danışmanlıkta ilk görüşme, çocuk ve genç ile tanışma, aileden gerekli bilgileri (doğum öyküsü, geçmiş deneyimleri) edinme, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve problemine göre gerekirse bir takım ölçme ve değerlendirme tekniklerini uygulama, terapi süreci ile ilgili aileye bilgi verme ve süreci planlanma gibi durumların konuşulduğu aşamaları içermektedir.

    Çocuğunuza bu durumu nasıl açıklamalısınz?

    Bu sürecin nasıl anlatılacağı gelişim dönemlerine göre değişkenlik gösterir. Ancak her yaş grubunda önemli olan çocuğa açık, net ve doğru bilgi vermektir. Çocuğa “benim bir arkadaşımla görüşmeye gidiyoruz”, “bir öğretmene gidiyoruz” gibi doğru olmayan tanımlamalar, hem psikoloğa hem de aileye dair çocuğun inancını azaltacaktır. Bunun yerine küçük çocuklara, anlatımın kısa, net ve doğru yapılması çocuğunuzda oluşabilecek kafa karışıklıklarını önleyecektir.  Ailelerin çocukları ile ilgili görüşecekleri sorunları çocuklarından gizleme istekleri anlaşılabilir ancak gereksizdir; çünkü çocuklar etraflarında ve kendilerinde bir sorun olduğunun bir şekilde farkındadırlar. Bu sebeple çocuğa süreci olduğu gibi aktarmak çocuğun da alacağı psikolojik destek sürecini sahiplenmesini sağlar ve bu da tedaviyi olumlu etkiler. Ancak aile içi özel bir durum varsa ve çocuğun henüz bu durumdan haberi yoksa (boşanma, evlat edinme, şiddet vb) psikolog ile önceden bu konunun görüşülmesi ve sonrasında terapistin önerisine göre sürece çocukla ya da bir süre aileyle yalnız devam edilmesi daha uygun olacaktır. Ailelerin, küçük yaşlardaki çocuklara, onların canını sıkan şeylerin geçmesi, eğer canlarını sıkan bir durum yoksa kendilerinin çocuklarına nasıl yaklaşacakları ile ilgili bilgi edinmek için biriyle görüşeceklerini, orda oyun oynayıp sohbet edeceklerini anlatmaları yeterli olacaktır. İlk seansta terapist, aileye ve çocuğa psikologların kim olduğunu ve kendisiyle neler yapacaklarını açıklayacaktır.

    Okul çocuklarıyla ise, yaşları gereği daha bilinçli oldukları için psikoloğa gitmekle ilgili neler bildikleri üzerine kısaca konuşup sonrasında yine aynı şekilde, çocuğa yaşadığı bu sıkıntıların azalması ve daha iyi hissetmesi için biriyle görüşeceği, burada oyun oynayıp biraz konuşabileceği aktarılabilir.

    Gençlerde ise durum biraz daha farklıdır. Kimi gençler kendi istekleri doğrultusunda bir psikologla görüşmek isteyebilirler. Ancak bazı gençlerde yaşanan problemler, terapiye gelmelerine de engel oluşturabilmektedir. Bu noktada gence öncelikle kendisinin daha mutlu ve rahat olabilmesi üzerine bir uzmanla görüşmesini önermek yerinde olacaktır. Ancak genç hiçbir şekilde danışmanlık almak istemiyorsa, onu zorlamayın, bu durum işleri daha da zora sokacaktır. Bu gibi durumlarda psikoloğunuz ile siz ayrı bir görüşme yaparak süreci daha kolay yönetebilir, gencin sürece katılması noktasında destek alabilirsiniz.