Kategori: Psikoloji

  • ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    ÇOCUKLARDA TABLET KULLANIMI

    Gelişen teknoloji ile birlikte çocukların her geçen gün tabletlere daha rahat erişebildiği ve digital teknoloji konusunda daha yetenekli hale geldiği inkar edilemez bir gerçek olup karşımıza çıkmakta. Dolayısıyla anne babaların merak ettiği konuların başında tablet kullanımı gelmektedir. ‘’Çocuğumun tablet kullanmasına izin vermeli miyim? ya da ‘’Tableti tamamen yasaklamalı mıyım?’’ gibi sorular ebeveynlerin merak konuları arasındadır.

    Eve misafir geldiğinde veya dışarıda bir yere gidildiğinde ailelerin çocukları oyalamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri tablet ya da akıllı telefonlara izin vermeleridir. Her gün hayatın bir bölümünde elindeki telefon ya da tablete odaklanmış, etrafındaki olup biten olaylara karşı ilişkisini kesen birçok çocuk görmek mümkün. Fakat bu durum çocuklarda ciddi anlamda sağlık ve gelişim sorunlarına yol açmaktadır. Çocuklarda bel ve boyun rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilmektedir.

    Beynimiz otuzuncu aya kadar fiziksel gelişiminin neredeyse tamamını tamamlar. Bu sebeple otuzuncu ay çocukların ekran teknolojisi ile tanışmaya başlamaları için kritik bir dönemdir. Yaklaşık olarak otuzuncu aya kadar tablet kullanımından mümkünse uzak durmak gerekir.

    Tablet kullanımı otuzuncu aydan 13 yaşına kadar ailelerin kontrolü altında olmalıdır. Çünkü bu yaş gruplarındaki çocuklar gelişim özellikleri gereğince otokontrollerini sağlayamazlar. Bu nedenle çocuğa tablet verildiği zaman, ailelerin bu zamanı dinlenme veya başka işlerle uğraşma fırsatı olarak görmemeleri gerekir.

    Tableti tamamen ortadan kaldırmak bir çözüm yolu olmamaktadır. Önemli olan çocuğa tableti ile oynaması için sınır koyabilmektir. Bu sebeple ebeveynler birbirlerine destek olmalıdırlar. Ebeveynlerden biri kural koyarken diğeri çocuğun ısrarına dayanamayıp kurala uymazsa bu durum çocuk açısından hiçbir anlam ifade etmemiş olur.

    Ebeveynlerin çocukların oynamış olduğu oyunlara ilişkin sorular sorarak, içeriğin farklı yönlerine de dikkat çekerek çocuk ile iletişim sürdürmeleri gerekir. Çocuklarda kontrollü kullanımın sağlanması adına 13 yaşına kadar çocukların tablet kullanımını kendi odalarında değil, oturma odası gibi ortak kullanılan alanlarda kullanımları sağlanmalıdır. Ayrıca evde güvenli internet kullanımı da önemli olmaktadır.

    Oyun ve video içeriklerine de dikkat etmek gerekir. Şiddet, ölüm, cinsellik gibi oyun ve videolar çocuklardan uzak tutulmalıdır. Eğer çocuk yaşına uygun olmayan bir içerik ile karşılaşırsa travmatik bir etki ortaya çıkabilmektedir. Örneğin 7 yaşındaki bir çocuğun cinsellik kimliği henüz gelişmediği için internette pornografik bir görüntüyle karşılaşırsa o bilgi beyinde bir yere yerleşemez ve bilgi çocuğun beyninde dönüp dolanmaya başlar. Bu da çocukta bitmek bilmeyen sorulara, uygunsuz davranışlara neden olur. Bu tarz durumlarda mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.

  • ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    ÇOCUKLARA NE ZAMAN ZEKA TESTİ UYGULANMALI?

    Zekâ, kişinin düşünmesi, algılaması, akıl yürütmesi ve yeni olaylara karşı uyum yeteneklerinin tümüdür. Son zamanlarda birçok çocuğa zeka testi uygulanmakta olup, çocuklara zeka testi uygulatmak deyim yerindeyse moda oldu.

    Anne-babalar herhangi bir ihtiyaç söz konusu olmaksızın çocuklara zekâ testi uygulanmasını isteyebiliyorlar. Fakat ortada herhangi bir ihtiyaç olmadan, keyfi bir şekilde zekâ testi yapılmaması gerekir. Eğer ciddi anlamda çocukta ihtiyaç var ise bu testin uygulanması gereklidir.

    ‘’Peki, zekâ ölçülebilir mi?’’ ya da ‘’Zekâ testleri kişi için doğru sonuçlar verir mi?’’

    Günümüzde en yaygın olarak çocuklar için kullanılan WISC-R zekâ testidir. 6-16 yaş çocuklarının zekâ ile birlikte birçok alanının değerlendirilmesini sağlayan bir testtir. Bu testler ne kadar profesyonel bir şekilde yapılıyor olsa da maalesef ki hata payı içerebilir. Bunlar:

    • Teste giren bireyin ruh durumu

    • Test yapan bireyin ruh durumu

    • Testin yapıldığı ortam

    • Test malzemelerinin standart olup olmadığıdır.

    Zekâ testleri çocukta yetersiz performans veya üstün performans görüldüğü takdirde uygulanmalıdır. Yetersiz performans; çocuğun okuma, yazma, aritmetik gibi alanlarında yaşamış olduğu yetersizlik, öğrenmesindeki yavaşlık, sosyal ortamlara adapte olamama, özbakım becerilerindeki yetersizlik gibi gelişim konularındaki yaşanılan durumlardır. Üstün performans ise; öğrenme hızında yüksek seviyede olma, akıl yürütme becerisinin gelişmiş olması, merak etme duygusundaki yoğunluk, zengin sözcük bilgisi, yaratıcı düşünme gücü ve zengin bir hayal dünyasına sahip olunmasıdır.

    Çocuğun zekâ testi yapılmasına ihtiyacı olup olmadığı, uzman kişilerin gözlemleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Öncelikle uygulanacak testin amacı, uygulanması sonucunda olabilecek durumlar ve yapılması gerekenler gibi konular uzman kişi ile birlikte konuşulup değerlendirilmelidir. Yapılan testin sonucuna göre çocuğu ilgi alanlarına göre yönlendirmek çok önemlidir. Çünkü çocuk kendini keşfederek yetenekleri doğrultusunda keyif alıp kendini geliştirme fırsatı bulmaktadır.

  • ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR

    Çocuklarda cinsel istismar, yetişkinlerin çocukları kendi cinsel doyumları açısından cinsel temasa zorlamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk dönemindeki cinsel istismar, günümüzde oldukça önemli bir toplumsal sorundur. Çünkü çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalmak çocuğun psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

    İstismara uğrayan çocuklardaki fiziksel belirtiler; genital bölge veya ağız çevresinde ağrı, renk değişimi, kanama, tuvalet yaparken birden fazla kez rastlanılan ağrı ve tuvalet eğitimi ile alakasız alta kaçırma olarak görülmektedir. Duygusal belirtiler ise; geceleri uyku sıkıntıları, kabus görme, öfke patlamaları, evden ya da okuldan kaçma, kendine zarar verme davranışları ve bazı mekan ya da kişilerden korkma olarak görülmektedir.

    Çocuklara olabildiğince erken yaşta cinsel istismar ile ilgili bilgi verilmelidir. Konuşmaya ve kendi isteklerini anlatmaya başladıkları yaşlarda vücut bölümlerinin isimleri öğretilmeli, güvenmedikleri ve istemedikleri zaman özel bölgelerine dokunulunca hayır diyebilmeleri öğretilmelidir. Güvenli ve tehlikeli gibi kavramları daha rahat anlayabildikleri yaşlara geldiklerinde konu vücut güvenliği üzerinden basit ve somut cümlelerle anlatılabilir. Çocuğa bunları anlatırkenki en önemli nokta çocuk bir olayı anlattığı zaman birilerinin cezalanmasına sebep olacağını düşündürtmemek ve korkutmamaktır.

    Anne-baba olarak çocuğun sınırlarına saygı göstermek gerekir. Çocuğun izni olmadan ona dokunmamak ve komşu, akraba gibi kişilerin çocuğun itiraz etmesine rağmen onu öpüp, sarılmasına izin vermemek gereklidir. Çünkü cinsel amaçlı olmasa bile bu dokunuşlar, çocuğun başka dokunuşlara karşı kendini savunma olasılığını da azaltmış olacaktır.

    Eğer çocuğunuz size cinsel istismarla alakalı bir şeyler anlatmaya başlarsa, mümkün olduğunca yönlendirmeden sonuna kadar dinlemek gerekir. Çünkü sorular çocuğun kafasını karıştırabilir. Aynı zamanda sakin kalmak da çok önemlidir. Bu süreç içerisinde aileleri tarafından desteklenen çocuklar, içinde bulundukları durumla daha iyi baş edebilmektedirler. Çocuğa başına gelen durumun onun suçu olmadığını ve onu her zaman sevmeye devam edeceğinizi söylemek gerekir.

    Cinsel istismar durumu ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman denetiminde hukuki süreç başlatmak gerekir. Gerekli yasal ve koruyucu sürecin başlaması, çocuğun yaşamış olduğu duygusal karışıklığı azaltmış olacaktır.

    Cinsel istismar mağduru çocukların bu olayın üstesinden gelmelerine yardım etmek, çocuğun öz-saygısını ve kendine olan güvenini tekrar kazandırmak, onu suçluluk duygusundan arındırmak, ailenin bu süreçte çocuğa nasıl yardım edebilecekleri konusunda destek almasını sağlamak ve yetişkinlik döneminde çocuğun ciddi bir psikolojik rahatsızlığının oluşumunu engellemek için bir uzmandan destek alınmalıdır.

  • ÇOCUK RESİMLERİNİN ANLAMLARI

    ÇOCUK RESİMLERİNİN ANLAMLARI

    Resim çizmeyi en çok sevenler hiç kuşkusuz ki çocuklardır. Kendi masum, hayat dolu ve renkli dünyalarında birçok resim çizerler. Bu resimlerden bazıları etraflarında görmüş olup, ilgilerini çeken nesne resimleri, bazıları doğa resimleri, bazıları ise aile resimleridir. Çocuk resimlerini karalama olarak görüp geçmemeliyiz çünkü çocuklar çizmiş oldukları resimler ile bize çok şey anlatmaktadırlar.

    Resim; çocuğun küçük kas gelişimi, bilişsel ve zeka gelişimine yardımcı olduğu gibi, kişilik özelliklerinin de dışa vurulmasını sağlar. Kendilerini sınırlı sözcük bilgileriyle ifade edemeyen çocuklar için resim en kolay ve etkili anlatım araçlarındandır. Çocuklar çizdikleri resimler ile kendi iç dünyalarını yansıtırlar. Yaptıkları resimleri inceleyerek çocuklar hakkında bazı bilgileri öğrenmemiz mümkün olabilmektedir.

    – Büyük oranlı resimler: İçkontrolü zayıf ve saldırgan çocukların resimlerinde görülmektedir.
    – Küçük çizgiler: Daha çok çekingen çocuklar ve içe dönük çocukların resimlerinde görülmektedir.
    – Baş çizimi: Çoğu zaman çok fazla büyük ya da çok fazla küçük çizilen kafalar zeka geriliğine veya tam tersi normal üstü bir zekaya işaret etmektedir.
    – Ağız çizimi: İletişimi temsil ettiği için önemlidir. Ağız çizgilerini büyük yapma eğilimi olan çocuklar daha çok konuşma problemi olan çocuklardır. Ayrıca ağız alanına saplanan yani o ağız bölgesi üzerinde çokça zaman geçiren çocukların anne babaya bağımlı çocuklar olduğu düşünülmektedir. Ağız çizilmemesi durumu iletişimde olan bir probleme işaret eder. Astımı olan çocuklarda daha sık karşılaşılmaktadır.
    – Gözler: Resimlerde korunmayı ve kollanmayı temsil ederler. Bu bölgede yoğunluk yaşayanlar eksik koruma ve kollanma ihtiyacı gösteren çocuklar olabilir.
    -Ayaklar: Yorgun ve ümitsiz çocuklar küçük ayak çizimi gösterirken, büyük ayak çizen çocuklar kendilerine daha çok güvenenlerdir. Ayakların çizilmemesi durumda ise çocuğun güvensiz hissettiği düşünülmektedir.
    – Dişler: Saldırganlıkla ilişkilendirilir. Eğer çocuk dişleri büyük çizerse saldırgan davranışları daha fazla olmaktadır.
    – Eller: Ellerin gizlenmesi veya vücut arkasına saklanması genellikle tırnak yiyen çocuklarda görülmektedir. Ellerin eksik çizilmesi durumunda ise çevreye uyumda güçlük çekildiği anlamına gelmektedir.

    Çocuklarınızın resimlerinden yukarıdaki konularda dikkatinizi çeken bir husus olursa bir uzmana danışmanızı tavsiye ederim.

  • En kısa iletişim..

    En kısa iletişim..

    Her insan, doğduğu ve yaşadığı çevrede konuşulmakta olan hazır bir dil bulur; o dille düşünür, düşüncelerini dile getirir, yazışır, özetle öteki kişilerle bu dil aracılığıyla anlaşır. Ancak kişiler bu iletişimleri gerçekleştirirken, dil denilen sistemle önceleri nasıl konuştuklarını, sonraları da nasıl yazıştıklarını pek düşünmezler.
    Önceleri sade bir iletişim aracı olan hareket, zamanla dans, mimik, jest gibi bedensel gösterilere dönüşmüştür. Bu arada çizgi, biçim ve renkler de, ilkel duvar resimlerinden başlayarak grafik, çizim, hatta heykel ve mimari yapıt biçimlerini almışlardır.

    İki arkadaş karşılaşıp sarıldıklarında, iletişim olur. Fakat iletişim sarılarak birinin diğerine mesaj göndermesi, öbürünün de mesajı alıp ona geri vermesi yapması gibi mekaniksel bir süreç değildir. Sarılma eyleminin kendisi göründüğü şekliyle ilişkinin, eylemin veya iletişimin doğasını açıklamaya yeterli değildir. Bu oluşun bir başlangıç ve gelişme tarihi vardır. Bu tarih iki kişinin yakınlığının doğasını anlatır. Bu tarihle sarılma eylemi, ilişkisi ve iletişimi asıl anlamını kazanır. İletişim olmaksızın ne insan ne de topluluklar varlık ve yaşamlarını sürdürebilirler.İletişim insanla başlar ve insanla sürer gider. İletişimde anlam kelimelerde, sözde, sembollerde veya vücut hareketlerinde değil, insan ilişkilerinin örgütlü yer ve zaman içindeki doğasındadır. Göz kırpma ancak belli bağlamdaki insanla ve ilişkiyle iletişim olabilir. En kısa iletişimlerinden biride gülümsemektir. Bir bebeğin annesine gülümsemesi, annesini mutlu eder ve bu da bir iletişimdir. Çocuk orda ben mutluyum mesajını verir annesine kısa ama öz bir iletişimdir. Çok uzun cümleler kurulur konuşurken ama anlam ifade etmez. Bir kelime veya beden dilinden bir hareket çok ifadeler katabilir.

  • Romantik İlişkiler ve Şemaların Etkileri

    Romantik İlişkiler ve Şemaların Etkileri

    Hepimiz aynı duyguları yaşıyoruz, kalbimizin ritmi aynı şekilde atıyor. Yürüdüğümüz hayat yolu aynı, yalnızca manzaralarımız farklı çünkü birey olarak farklı mizaçlara sahibizdir. Sevilmek, sevmek, özellikli olmadan da birileri için özel olduğumuzu bilmek hepimizin en temel ihtiyaçlarımızdandır. Kendiliğinden olan, herhangi bir özel beceri gerektirmeyen ilişkiyi kurma süreci, kendimizde ve karşımızdaki kişi hakkında olumsuz yorumlar yapmamızı sağlayan bu şemalar tarafından zorlaşabiliyor.

    Romantik ilişkilerle ilgili olabilecek şemaların başında kusurluluk gelmektedir. Bu şemaya sahip bir insana defalarca da sevildiği ve iyi olduğu söylense de birey sürekli kendisini “kusurlu” görecektir. Kusurluluk şeması ile ilişkili olan en belirgin duygu utanç duygusudur. Çünkü utanç genellikle kusurlarımızın açığa çıktığı dönemde karşımıza çıkmaktadır. Bundan kaçınmak için birey hemen hemen her şeyi yapar. Bu şema eş, annelik her alanda yetersiz ve değersiz hissetmesine sebep olur.

    İkinci olarak romantik ilişkiler için, kuşkuculuk şemasından bahsetmek mümkündür. Kuşkuculuk şemasına sahip bir bireyin en belirgin durumu diğer insanlara duymakta zorlandığı güven durumundan anlaşılabilir. Kuşkuculuk şemasına sahip bir birey “ Kuşkuculuk ve kötüye kullanılma” başka insanların canını yakacağını, küçük düşüreceğini, aldatacağını, yalan söyleyeceğini, hile yapacağını ve istismar edeceğini düşünmektedir. Aslında kuşkuculuk şeması önceden önlem alma mekanizmasına sahip bir şemadır. Sabırsızlık varsa korku vardır. “ Ciddiysen ilişkiye başlayalım” diyen insan korkuyordur. Kuşkuculuk şeması aktive olmuş olabilir. Reddedilme olasılığını göze alarak bir ilişki içerisinde bulunmak ve ilişkinin her aşamasında farklı olmaya tahammül etmek, bir noktada ayrılabileceğimizi göze almak aslında daha keyifli bir ilişki yaşamamıza da katkı sağlar.

    Üçüncü olarak karşılaşılan şema “Terk Edilme” şemasıdır. Bu şemaya sahip bireyler belirli sebeplerle her zaman terk edileceklerine ve ilişkilerinin biteceği düşünesine sahip olurlar. İlişki bitimi sebepleri arasında aldatma, terk edilme, ölüm gibi durumlar olabilmektedir. Yani bireyler ilişkilerine “Her an aldatılacağım, terk edileceğim” diye başlamaktadırlar. Bireyler durum aslında olumsuz değilse bile olumsuz olacakmış gibi algılarlar. “ korktuğum şey başıma gelebilir, bu nedenle çok dikkatli olmalıyım ki, acile yetişecek zamanım olsun. Açılmayan bir telefon, yanıtlanmayan bir mesaj mı var? Korktuğum felaket birdenbire olabilir, diye düşünürüm. Ben de onla ilgili birden önlem almaya başlarım.” Bu da kıskançlığı beraberinde getirir. Bu tablonun çok önemli destekçisi evhamdır. Terk edilme ve kuşku, çok yakın iki dostturlar. Bir şekilde akraba, kuzen gibidirler. Evhamlı kişi kendini diğerleriyle kıyaslar ve kendini bir şekilde daha geride bulur.

    Dördüncü olarak “ Boyun Eğicilik Şeması” şemasıdır. Karşısındaki kişinin tepkisinden korktuğu veya çekindiği için hayatının kontrolünü değer verdiği kişiye bırakmak. Değer verdiği eşini kaybetmemek için kendi değerlerinden daha çok ödünler veriyor, ilişkisini korumaya çalışırken aslında daha çok aşağıya çektiğinin farkında olmuyorlar. Karşısında olan kişiye sevgi yoğunluğundan ve bağımlılığı bu şemanın aktifleşmesini sağlıyor.

    Beşinci olarak “Duygusal Yoksunluk Şeması” romantik ilişkilerde aktif rol oynamaktadır. Duygusal ilişki gereksinimlerinin yeterli olarak karşılanmayacağına inandıklarından dolayı ilişkiden beklentilerini, ihtiyaç ve duygularını anlatmazlar. Eşine onu anlamadığı için uzak durmalar, tavırlar ve iletişim de problem yaşanmaya başlanılıyor. Şu düşünceler aktiftir “ Bana sıcak, koruma ve duygusallık gösteren insanlar olmadı. Gerçekten beni dinleyen, beni anlayan veya benim gerçek ihtiyaçlarım ve duygularımı önemseyen kimsem olmadı.”

    Altıncı olarak “Mükemmelliyetçilik Şeması” başarısızlıklarla alakalı bir olgudur. Mükemmel bir partner, mükemmel bir eş bulma ihtiyacı vardır bireyde. Bireyde “bulabileceğimin en iyisini bulayım, yanlış bir karar vermeyeyim” düşüncesi vardır ve bu şema ciddi sorun yaratan bir şemadır. Çünkü birey hem kendini hem de partnerini mükemmel olmaya zorlamaktadır. Mükemmelliyetçilik gerçekten büyük bir bela olabilir. İki ayağı var diyebiliriz. Bir narsistik ayağı var mükemmeliyetçiliğin, bir de obsesif ayağı. Obsesif ayağına biz daha çok “ içine sinme bozukluğu” diyoruz. Obsesyonda karar vermekte de zorlanırız. Dolasıyla sürdürürken bile karşımızdaki ile ilgili: “ Bilmiyorum ki, aslında tam sevdiğim insan mı, değil mi? Bana layık mı, değil mi? tarzında sorular duyabiliriz. Yaşama sevincini yok eden bir şeydir.

    Bireyler erken dönem uyumsuz şemalarının sürmesini ve onları tetiklemesine sebep olabilecek bireyleri kendilerine yakın hissetmeleri ve duygusal yakınlık kurarak yaşantısal olarak şemalarını sürdürecek eşler seçmektedirler.

    İlişkide artık tarafların hayat kalitesi etkileniyorsa, tekrar tekrar aynı sorunlar farklı şekilde gündeme geliyorsa ve hiçbir şekilde çözüm yoluna gidilemiyorsa, orada başka birinin mümkünse bir uzmana bakışı çık önemlidir. Eğer çift terapisinde düzelemeyecek ağır şemalar varsa, belki ağır bir kuşkuculuk, ağır kusurluluk, bireysel müdahale gerekebilir ve taraflardan biri ya da ikisi de bireysel terapiye başvurabilir.

    Bir kişinin değişimi de, durumu otomatik olarak etkileyen bir süreç olur.

  • Engel kime göre, engel..

    Engel kime göre, engel..

    Engel deyince aklımıza birçok anlam geliyor. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen neden, mani, mahzur, müşkül ilk olarak geliyor. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden, atlaması gereken, çerçeveyle tabandan kurulu tahta düzen ikinci olarak da bu gelebiliyor. Eylemin nesnel, ruhsal ya da toplumsal açıdan kısıtlanması çoğu insanda bu engel durumu karşımıza çıkabiliyor. Başka engel olarak da engelli insanlar geliyor.

    Bazen mücadeleler, hayatımızda tam olarak gerek duyduğumuz şeylerdir. Eğer hayatımıza hiçbir engelle karşılaşmadan devam edilseydi hiçbir zaman olgunlaşamazdık. Çünkü o olumsuz olarak gördüğümüz olayların belki ondan sonra daha iyi bir şekilde karşımıza çıkabilir. Her şey de bir hayır var der çoğu kişi bu sözü yaşayarak görebiliyoruz. Engel sanarak gördüğümüz durum aslında arkasında çok şeyler kazandırabiliyor. O olumsuz durum da karşılaştığımız da ilk önce isyan edilir, sonra umutsuzluğa kapanır. Bir zaman sonra önümüze çok güzel bir şekilde sunulduğunda her şey unutulur.

    Herkesin hayatında ki engelleri farklıdır. Bir çocuğun istediği oyuncağı alınmadığında, öğrencinin önemli sınavlarda kötü bir olay yaşaması veya istediği yere tercih yapamadığı durumlar, çalışan insanların iş hayatında ki olumsuz olaylar aniden başka bir iş çıkıp bütün planların değişmesi, yaşlıların sağlık problemlerinden dolayı istedikleri şeyleri yapamaması böyle birçok engel sıralanabilir. Böyle engellerin hep bir alternatif çözümleri vardır.

    Başka seçenekler olabilir.

    Engelli bir insanın hayatında ki engeller çok farklıdır. Yapacakları alanlar sınırlıdır. Engel durumlarına göre yapacakları şeyler bellidir ve o alanlarda kendilerini geliştirirler. Özel yetenekleri vardır, en iyi bir ressam kadar güzel resimler yapabiliyorlar, el sanatlarına geneli çok becerikli olabiliyorlar. Sadece onlara yardım etmek için bir el bekliyorlar ve sevgi en önemlisi. Siz bir adım yaklaştığınızda onlar koşarak geliyor. Üstünde durulduğu zaman güzel şeyler ortaya çıkabiliyor. Her şeyden mutlu olmayı biliyorlar. Önümüzde ki engelleri büyütmek yerine onları nasıl en iyi duruma getirebileceğimizi düşünmemiz gerekir.

    Yarının bu günden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek yerine hemen bugün, yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz olsun daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.

    Her zaman ikinci bir tercih olmalıdır.

    Hayatın bize ne getireceğini bilemeyiz.

  • Çocuklarda Disiplin

    Çocuklarda Disiplin

    Çocuğunuzu Cezalandırmadan Disipline Etmek İçin 3 İpucu

    Çocuklarımızın hatalarından ders çıkararak öğrenmesini istiyoruz. Bu yüzden bir hata yaptığında ona yaptıklarını düşünmesini söyleyerek odasına yolluyoruz. Ancak çocuklarımız çoğunlukla yaptıklarını düşünmüyor ve aynı davranış biçimini sürdürmeye devam ediyor. Peki bu durumda çocuğunuzu disipline etmek için nasıl davranmak gerekir?

    Disiplin kelimesi çoğunlukla ceza kelimesiyle birlikte kullanılır. Halbuki disiplin kelimesi Latincedeki “disciplina” kelimesinden gelir. Bu kelime “öğrenmeyi öğretmek”, “öğrencilik hali veya adabı” anlamlarını taşır. Disiplin kelimesinin gerçek anlamı, çocukların davranışlarını değiştirmenin anahtarı niteliğindedir: “Çocuklara daha iyi davranışlara sahip olmaları için gereken yöntemleri göstermek.”

    Disiplin kelimesini ceza ile bağdaştırarak çocuğumuza hatasının bedelini “ödetmek”, bir dahaki sefer doğru seçimi yapmayı öğrenmesine yardımcı olmuyor. Sürekli cezalandırılmak “güç sahibi olma” konusunda mücadelelere neden olurken, çocuklar kötü davranışlarının anne babaların dikkatini çektiğini düşünerek devam ettirme eğilimine de sahip olabiliyor.

    Peki çocuğumuzu cezalandırmadan disipline etmenin yolları nelerdir? Elbette her çocuk tek ve biricik olduğu için bunun sihirli bir formülü yok. Ancak üç ana konuya odaklanmak onların doğru seçimleri yapmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

    1. Onlara ihtiyaçları olan olumlu ilgiyi verin.

    Çocuklar ilgi ister. Eğer onların ihtiyaç duyduğu ilgiyi pozitif olarak vermezsek farklı yöntemler deneyerek negatif ilgiyi de kendilerine çekmeye çalışacaklardır. Kötü nedenlerle de olsa ilgiyi üzerlerinde tutmak isteyeceklerdir. Bu 7-24 onlara ilgi göstermeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Her gün kısacık bir süre de olsa hiçbir dikkat dağıtıcı unsura yer vermeden, tamamen onların istediği şeylere odaklanarak ona ait bir zaman dilimi yaratmak olumlu bir adım olacaktır. Gününüz ne kadar yoğun olursa olsun, her gün 1 ya da 2 kez 10 dakika boyunca onun seçtiği bir oyunu oynayarak ya da kitabı okuyarak vakit geçirebilirsiniz. Böylece ilgi isteğini doyurarak negatif yollardan ilgi çekme ihtiyacını ortadan kaldırmaya katkı sağlayabilirsiniz.

    2. Eğitime Zaman Ayırın

    Disiplin kelimesinin gerçek anlamının “öğrenmeyi öğretmek” olduğunu hatırlayın. Çocuğunuzu disipline etmenin en iyi yolunun ona daha iyi seçimler yapmayı öğretmek olduğunu unutmayın. Bunun için rolleri değiştirebilirsiniz. Siz çocuk olun ve bırakın çocuğunuz size doğru seçimleri yapma konusunda yardımcı olsun. Bir oyuncağı kırmak yerine paylaşmak, kırıcı bir üslup yerine olumlu bir yaklaşım sergilemek konularında size yol göstermesini ve doğru seçimler yapmanızı sağlamanızı isteyebilirsiniz. Böyle doğru ve yanlış seçimin ne olduğunu kavramasına yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca her doğru davranışını sözlerinizle takdir ederek hevesini canlı tutabilirsiniz.

    3. Sınırlar Koyun ve Bu Sınırlara Sadık Kalın

    Çocuklar sınırları ve kuralları bildiklerinde daha olumlu gelişirler. Sınırlandırmalar deyince yüzlerce sert ve değişmez kuraldan bahsetmiyoruz elbette. Sınırlar, aileniz için en iyisi neyse o olmalıdır. Sınırlar ve kurallar konusunda oldukça açık ve net olun. Eğer sınırları aşarlarsa neler yapmaları gerektiğini açıkça ifade edin. Söz gelimi akşam yemeklerinde tabaklarını kendileri kaldırmazlarsa bulaşık makinesini boşaltmak zorunda olacaklarını bilsinler. Ancak ilgisiz kurallar koymayın. Mesela ödevini yapmayan bir çocuğa odasını temizletmek bu iki sorumluluk arasında bağ kuramayacağı için herhangi bir etki yaratmayacaktır.

    Her şeyden önemlisi tutarlı olun. Bir sınır aşıldığında karşılaşacakları sonuçları sürekli değiştirirseniz çocuğunuzun kafası karışacaktır. Merak ettiğin tüm konularda profesyonel destek almak için Psikon Psikolojik Destek Merkezi’mize başvurabilirsiniz.

  • Disleksi Özel Öğrenme Güçlüğü

    Disleksi Özel Öğrenme Güçlüğü

    Disleksi zekası normal ya da normalin üzerinde olan çocuklarda dinleme, anlama, düşünme, kendini ifade etme, yazma ve okumada zorluk yaşanması ile kendini gösterir. En yaygın görünen öğrenme güçlüğüdür. Kısaca disleksi bireyin zekası normal yada normalin üzerinde olmasına rağmen, yaşına ve zekasına göre verilen eğitim düzeyine göre yeterince öğrenememesidir. Çok zeki oldukları herkes tarafından farkedilirken bu çocukların nasıl yavaş ve yanlış okudukları, öğretilmesine rağmen neden kötü yazdıkları, belli konularda ilgili ve becerikli olmalarına rağmen neden ödev yapmak istemedikeri, kendilerini toparlayıp ders çalışmaya odaklanamadıkları, gerekli bilgiye sahip oldukları halde bunları sınav kağıdına yansıtamadıkları aileleri ve öğretmenleri tarafından anlaşılamamaktadır.

    100 yılı aşkın süredir yapılan bilimsel çalışmaların sonucunda disleksinin tek bir nedene bağlı oluşmadığı, çesitli genetik ve çevresel etkenlerin rol oynadığını ortaya koymustur. Disleksi doğuştan gelen yapısal bir durum olduğundan yaşamın ilk yıllarından itibaren belirtilerini gösterir. Sağlıklı gelişmesine rağmen yaşıtlarına göre geç konuşan, konuşurken sözcükleri yanlış telaffuz eden çocuklarda disleksi ihtimali vardır.

    Dislekside erken yaşlarda farkedilebilecek başka bir alan da hareket ve koordinasyon alanıdır. Merdivenleri tutunmadan yardımsız bir şekilde inip çıkmakta güçlük, kendi başına giyinip soyunamamak, fermuarını çekememek, düğmesini ilikleyememek, makas, kalem, çatal, kaşık kulanmakta güçlük veya uygun şekilde tutamamak vb. durumlar disleksinin hareket ve koordinasyon alanındaki yarattığı problemlerdir. Ve bu durumla karşılaşan kişilerin vakit kaybetmeden uzman kişilerden yardım almaları ve çözüm yollarını aramaları şarttır.

  • Çocukta Saldırganlık

    Çocukta Saldırganlık

    Günümüzde bir çok çocukta görülen ve sayısı her geçen gün artan saldırganlık davranışı, altında çok ciddi sorunların yattığı bir durumdur. Unutulmamalıdır ki hiç bir çocuk kendiliğinden saldırgan olmaz. Yaşamında bu davranışı tetikleyen bir çok sebep olabilir. En basit örneği izlediği ya da maruz kaldığı şiddet içerikli yayınlardır. Bu ebeveynlerin izlemekte oldukları dizilere maruz kalması ile de olabilir, kendi izlediği çizgi film gibi yayınlarla da olabilir. Aslında saldırganlık davranışını ortaya çıkaran sebeplerin arasında bu örnek en masum sebep bile olabilir.

    Bu davranışın ortaya çıkmasındaki başlıca sebepler arasında sürekli şiddete maruz kalmak, ebeveynler tarafından sert cezalarla ve kurallarla karşılaşmak, anne babanın çocuğa karşı ilgisizliği, geleneksel yetiştirme tarzlarından kaynaklanan şiddetin ve küfürün iyi bir şey gibi lanse edilmesi, anne ya da babanın uzun süreli yokluğundan kaynaklanan güvenlik kaygısı ve arkadaş ortamında şiddetin kabul edilmesi gibi nedenler gösterilebilir.

    Tüm bu sebepler oldukça vahim durumlardır ve çocukta yarattığı travmanın boyutu tahmin edilenden çok daha fazla olabilir. Bu nedenle çocukta saldırganlık yaratan sebep veya sebepler ortadan kaldırılmalı ve çözümü için mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.