Kategori: Psikoloji

  • MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    MUTSUZ EVLİLİKLER ARTIYOR

    Ekonomik kriz kişilerin psikolojisini bozuyor. Bu gerginlik evlilikleri de olumsuz etkiliyor. Biz bu durumu biliyoruz. Ekonomik kriz işsizliği arttırıyor. Kişiler işsiz kalıyor, işlerini kaybediyor, iş yerleri kapanıyor, iflaslar artıyor. Bu durumlar evlilikleri temelinden sarsıyor. Bütün bunları biliyoruz. Şimdi size anlatmak istediğim tüm bunlardan farklı bir durum. Ekonomik krizli dönemlerde boşanmalar artar. Günümüzde evliliklerde bir farklı yaklaşım gözleniyor. Evli çiftler ayrılmaları gerektiği konusunda hem fikirler. Artık çocuk etkilenir diye bir korkunun arkasına saklanmıyorlar. Artık evli çiftler çocuklarına boşanmanın her ikisi içinde doğru olduğunu anlatmak konusunda da sorun yaşamıyorlar. Bu zorluğu da aşmışlar. En sıkıntılı nokta boşandıklarında nerde ve bu parasızlıkta nasıl yaşamlarının sürdürebileceklerini bulamadıkları için boşanamıyorlar. Boşanamadıkları için de mutsuz evliliklerini götürüyorlar. Bu aşamada dışarıdan evli gibi görünüyorlar. İçerde aynı evi paylaşan iki yetişkin biçiminde yaşıyorlar. Bu aşamada onlar netleşmişler.Çocuklar artık kavga gürültü dinlemiyor. Bu defa çevre onları hala evli bildiği için kendilerine yeni ilişkiler kuramıyorlar. Bu durum onları sıkıntıya sokacağa benziyor. Hayat hızlı geçiyor. Ömür böyle mutsuz tüketilip gidiyor. Böyle ilişkilerde toplum daha hoşgörülü olmalıdır. Kişiler kendi hayatlarını hızla kurabilmek için toplumunda desteğine ihtiyaç duyarlar. Evli çiftler ömürlerini daha önceleri çocukları için feda ediyorlardı. Şimdi de hem ekonomik kriz hem de toplum ne der biçiminde feda etmeye devam ediyorlar. Zorunlu evlilikler değil mutlu evlilikler insanları geliştirir. Mutlu insanlar mutlu toplumları oluştururlar. Hayat değerlidir. İnsanlar değerlidir. Hayatınızı yaşamayı hiçbir nedenle ertelemeyin. Mutluluğa doğru gidin. Onu yakalamaya çalışın. İmkanları zorlayın. Yaşamı aydınlatın. Kendi yaşamınıza sahip çıkın. Yön verin. Hayatınızı elinize alın. Mutluluk verilmez. Beklemeyin. Mutluluğunuzu siz almalısınız. Siz mutlu olduğunuzda göreceksiniz ki her şey daha farklı ve güzel görünecektir.

  • İKİNCİ EVLİLİKLER

    İKİNCİ EVLİLİKLER

    Ölüm veya boşanma yoluyla aile kopmuş olabilir. Bu doğal bir yaşam sürecidir. Biz uzmanların uyarısı, bu doğal yaşam sürecinde eski günlerin hesaplaşmasıyla uğraşmak, bir suçlu aramak, bu yoğun üzüntüyü sürdürmek çocukların ruhsal sağlığı bakımından uygun değildir. Hayat devam etmektedir. Bir süre sonra ikinci evlilik fikrini ortaya atmakta yarar vardır. Anne babalar, çocuklarının ikinci evliliğini istemediklerini veya ikinci evlilikten psikolojik olarak olumsuz etkilenecekleri konusunda önyargılıdırlar. Bu önyargıların bir kısmı yanlış inanışlar, bir kısmı da bilgi eksikliğinden ileri gelmektedir. Günümüzde boşanmaların artmasından dolayı üvey evlilikleri sık sık görmekteyiz. Bu durum bize açıkça göstermiştir ki iyi, uyumlu bir evlilik her zaman evlenmeyerek çocuğun sağlığını koruma düşüncesinden daha iyidir. Eğer aynı eşle yeniden bir araya gelme fikri eşler arasında netlik kazanmışsa, yeni evlilik fikri çocuklar açısından hiçbir tehlike yaratmaz. Hatta rahatlatıcı olabilir. Çünkü çocuklar ailelerinin yeniden bir araya gelmelerini istedikleri için bu konuda belirgin bir beklenti içindedirler. Bu beklenti gerçekte anne ve babanın böyle bir fikri yoksa çocuğu hem rahatsız hem de mutsuz edecektir. Yeni evlilik fikri anne babayı barıştırmak için ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım çabasını ortadan kaldıracağı için çocuğu rahatlatacaktır. Her evlilikte sorunlar çıkabilir. İkinci evlilikte de doğal olarak sorunların çıkabileceği baştan kabullenilirse sorun çıktığında kişiler daha rahat olacaklardır.

    Sadece çocukları düşünerek erken evlenmeye çalışmak da istenilen bir durum değildir. Çocuklar üvey anne ve babaları severken veya onlarla olumlu ilişkiler içine girerken zorlanırlar. Bu doğal bir durumdur. Çünkü her çocuk üvey anne, baba ve kardeşleriyle iyi ilişkiye girerse gerçek ebeveynlerine haksızlık yapmış, kendini onlara karşı suç işlemiş olarak kabul eder. İlişkilerin başlangıcında bu vardır. Özellikle üvey ilişkilerde sabır, anlayış, hoşgörü ve zaman tanımak önem kazanmalıdır. Çocuklar kendi ailelerini de sınırlar, zorlarlar, kendilerini sevip sevmediklerini kontrol ederler. Üvey olan ebeveyn bu durumu bildiği halde yine de üzülmekte ve aceleci davranabilmektedir. Uzak ve yakın akrabalar üvey ebeveyne önyargılı davranırlar. Biz uzmanların önerisi; bu zor görevde hem eşin hem de yakın çevrenin olabildiğince önyargılı olmadan üvey ebeveyne destek olması, sabırlı ve hoşgörülü davranmasıdır.

  • KADIN CİNSELLİĞİ

    KADIN CİNSELLİĞİ

    Kadınlar için cinsel uyarıcı olan şeyler nelerdir? Bu konuda 21. yüzyıla kadar çok araştırma yapılmamıştır. Genelde erkeklerin nelerden etkilendikleri araştırma konusu olmuştur. Günümüzde kadınlarında çalışma hayatında yer almaları ve üst düzey yönetici kadrolara gelmeye başlamaları nedeniyle artık kadınlar içinde araştırmalar yapılmaya başlandı. Tüketim dünyasında daha çok yer almaları da kadınların mutluluğu için ve daha fazla cinsel haz alabilmeleri ile ilgili tüketime yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Tüm bunların içinde bilim adamları artık kadını cinsel yönden duyarlı hale getirmede nelerin ne ölçüde rolü olduğunu araştırmaya başladılar. Bu arayış hem kadınların cephesinde hem de erkeklerin cephesinde çok önemlidir. Kadının nasıl daha fazla cinsel zevk alacağı konusundaki bilgi hem kadını mutlu edecek, hem de ilişkiyi güzelleştireceği için erkeği de mutlu edecektir. Jacqualine Tarkiel “seks aşkla olur ama seks aşkın dışında da olur ve güzel, doyurucu olabilir” diyor. Aşksız seksin sadece erkeklere özgü olduğunu söylemek doğru bir düşünce değildir. Kadın da erkek gibi, uygun bir seks ilişkisinden haz alacaktır. Bu haz olayı gerçek bir doyumdur. Aşkla birlikte alınan doyum daha fazla haz veren ve daha farklı etkileri yaşatan bir durumdur. Bu yaşantıda aşk o kadar etkin ve baskındır ki, seksten alınan zevkin daima önünde yer alır.

    Ergenlik döneminde yaşanan bir başka önemli nokta ise, gençlik (ergenlik) döneminde tüm dürtülerin kabarmasıdır. Bu, kızda da erkekte de böyledir. Genel düşünce olarak, kızlar mastürbasyon yapmaz sanılır. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Hatta mastürbasyon yapan kız kendini suçlu ve günah işlemiş olarak görür ve çok büyük bir sıkıntı içine girer. Mutsuz olur. Genç kızların, cinsellik konusunu en yakınında olan annesiyle rahatça konuşabilmesi gerekmektedir. Ama genç kız hem konuşmaya çekinir, hem de anne yeterli bilgiye sahip olmadığı için kızı konuyu açtığında hemen kapatma yoluna gider.

    Kadın için çok önem verilmesi gereken bir nokta, menopoz döneminde sekstir. Bu dönemde seks ilişkisinin olmaması veya az olması, kadınları psikolojik olarak olumsuz etkilemektedir. Kendilerini işe yaramaz ve değersiz hissetmektedirler. Bunun sonucu olarak eşlerini mutsuz eder ve ilişkilerini olumsuz etkiler. Menopoz döneminde östrojen hormonlarının azalması, salgı sistemindeki düzensizlikler, vajinal kuruluk gibi sorunlar tedavi edilmediği takdirde cinsel isteksizlik yaşanabilir. Bu sorunun çaresi vardır. Menopoz dönemine giren veya girmek üzere olan kadınların mutlaka bir psikologla görüşmeleri uygun olacaktır. Öncelikle kafalarındaki soru işaretlerini netleştirmelidirler. Bazen bu bilgilenme tamamen sorunu çözmektedir. Bazen cinsel ilişkiye girememe korkusuyla psikoloğa giden pek çok çift cinsellik konusunda bilgilendirme aşamasında ilişkiye rahatça girebilmektedirler. Bu da bize kadınların çoğunlukla cinsellik konusunda önyargılardan ve yanlış toplumsal değer yargılarından daha çok etkilendiğini göstermektedir. Kadın olsun erkek olsun cinsellik konusunda bilgi eksikliği Türkiye’de bütün yoğunluğuyla devam etmektedir. Utanma, bilgisizlik, yanlış bilgiler, batıl inançlar ve günah duyguları cinselliğin katili olmaktadır. Menopoz dönemindeki kuruluk gibi basit ve çözümü olan bir olay bile pek çok aileyi mutsuz edebilmektedir.

    Türkiye’de hala seksin güzel, hoş, temiz, herkes için gerekli bir olay olarak algılanmaması önemli sorunlar yaratmaktadır. Burada en önemli görev medyaya düşmektedir. Görsel ve yazılı basın sürekli olarak kadını bir meta olarak sunmamalı, özellikle televole gibi programların zaten bilinçli olmayan bir toplumda kadına bakış açısını daha da olumsuza doğru körüklemektedir. Medya seksin güzel, gerekli, zevkli bir olay olması gerektiğini topluma anlatabilirse, yanlış bilgi eksikliklerini ve inanışları düzeltebilir.

    Medya, psikologlar, sosyologlar ve ilahiyatçılarında desteğiyle cinselliğe bakış açısı değiştirilebilir. Yasalarla da kadına yönelik ayrımcılın ortadan kalkması desteklenmelidir.

  • GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM

    GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM

    Gebelikte cinsel yaşam dönemi çiftin bütün düşüncelerini doğacak bebek üzerine yoğunlaştırdıkları bir dönem olmaktan çok çiftin birbirleriyle olan ilişkilerini olgunlaştırdıkları bir dönemdir. Bazı kadınlar bu dönemde cinsel ilişkiye aşırı bir düşkünlük gösterirler. Bazıları da kocalarına karşı soğuk ve isteksiz olurlar. Erkek, cinsel organıyla bebeğe hiçbir zarar veremez. Gebelik döneminde cinsel ilişki zarar vermek bir yana kadının rahatlamasına yardım eder. Gebelik sevişmede değişik pozisyonları denemek için en uygun dönemdir. Ek yastıklar büyük ölçüde yardımcı olabilir. Bedenin bozulduğu duygusuna kapılan kadına eşi yardımcı olmalıdır. En önemlisi erkek kadına çok çekici olduğu ve istendiği duygusunu vermelidir. Bunu karısını yemeğe çıkararak, ufak tefek armağanlar alarak verebilir. Kadındaki gebelik döneminde ortaya çıkan cinsel ilişkiye girme isteksizliği gebelikten sonra da devam ederse vakit geçirmeden bir psikologa başvurmak gereklidir. Bazen de erkek gebelik süresinde eşi ile cinsel ilişkiye girmekte zorlanabilir. Böyle bir durumda da bir psikologa danışmak doğru olacaktır. Hamilelikte düşük tehlikesi varsa bu tehlike doktor tarafından bildirilir. Genel olarak bu tehlike ilk üç ayda biter. Gebelik döneminde birçok çift cinsel ilişkide bulunmaktan büyük zevk alırlar. Gebeliğin herhangi bir anında sevişmeye ara vermeleri konusunda kesin kurarlar yoktur. Her çiftin kurallarını koyması ve hayatın tadını çıkarmaları en iyi yoldur.

  • KADINDA ORGAZM

    KADINDA ORGAZM

    Kadınlar ve erkekler cinselliği farklı yaşamaktadırlar. Öncelikle kadınlarda cinsel uyarılma erkeklerden daha yavaş olur. Erkekte uyarılma daha hızlıdır. Kadın sevişme sırasında tüm vücuduna yönelik okşamaları ister. Sevişme ilerledikçe ise, cinsel bölgelerin okşanmasını, orgazma yaklaşıldığı anlarda da cinsel bölgelerdeki okşamaların uzamasına izin verir.

    Erkekte ise bu olay kadının tam tersi olarak sevişmenin başlangıcında bile cinsel bölgelerin okşanmasını ve uyarılmasını ister. Kadının erkeğin omzunu, belini veya sırtını okşaması erkeğin uyarılması için yeterli değildir. Erkek, sevişmeye direkt cinsel bölgelerin okşanması ile başlamasını ve bu bölgelerde devam edilmesini arzu eder. Kadın erkeği de kendisi gibi düşünerek, onun zevk aldığı bölgeleri değil, kendi zevk aldığı bölgeleri okşayacaktır. Erkek de kadını kendi gibi düşündüğü için onu, kendi hoşlandığı ve uyarıldığı şekilde uyaracaktır. İlişkide her iki cins de, kendi hissettiği durumu karşısındakine yansıtarak hareket edecek ve karşısındakinin bundan çok hoşlanacağını düşünmektedir.

    Yukarıda bahsedilen bu farklılığı her iki cins de biliyorsa, farklılığı ilişkilerine uygulayacaklar ve ilişkide doyum kalitesi de artacaktır.

    Genellikle kadın cinsel isteklerini belli etmekten kaçınır. Örneğin, bu isteğin eşinden gelmesini bekler. Çok rahat iletişim kuran kadınlar bile ilişki isteğinin eşlerinden gelmesini beklemek durumunda kaldıklarını belirtmektedirler. Kadınlar bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Eşim her durumda beni yanlış anlayabiliyor. Okuyarak öğrendiğim şeyleri yaptığımda sen bunları daha önceki deneyimlerinden mi öğrendin şeklinde yersiz kıskançlıklar yapar. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi tepkisiz kalırsam, sen de hiçbir şeyden anlamıyorsun diye eleştirir.”

    Çeşitli çalışmalarda kadınlar, cinsel ilişkide ön sevişmenin uzun olmasını ve sevişme esnasında daha çok güzel sözler duymak istediklerini belirtmişlerdir.

    Cinsellik üzerine yapılan çalışmalar kadınlarda ön sevişmenin uzun tutulmasını önermektedir. Cinselliği kaliteli hale getirmek ve zevk süresini uzatmak her iki cins için de önemlidir.

    Ön sevişmede aşk oyunlarına ve dokunmaya önem verilmelidir. Kadın cinselliğinde özellikle orgazm sonrasında da bir farklılık gözlenmektedir. Kadın orgazma ulaştıktan sonra, cinsel duyarlılığı orgazmdan sonra bir süre daha devam eder. Erkek orgazma ulaştığı andan itibaren cinsel uyarılması son bulur. Erkeğin artık duyarlılığı biter ve çoğunlukla çok coşkulu bir orgazmdan hemen sonra bile uyuyabilir.

    Pek çok kadın bu durumdan şikâyetlerini “eşim orgazm olduktan sonra hemen arkasını döndü ve uyudu” biçiminde dile getirerek bu durumdan dolayı eşlerine kızdıklarını ve kırıldıklarını belirtmektedirler. Bu durum, orgazm sonrası cinsel duyarlılığı halen devam etmekte olan kadın için kabullenilir ve anlaşılır bir durum değildir. Kadın bu kadar zevkli, muazzam bir cinsel ilişkiden sonra bir süre daha erkekle konuşmak, sohbet etmek veya erkeğinin kendisine sarılmasını, dokunmasını, kendisini okşamasını ve güzel sözlerle ilişkiden çok zevk aldığını söylemesini bekler.

    Bu konuda hem erkek hem de kadın, bu cinsel farklılığın yaratılıştan geldiğini bilseler, birbirlerine kırılmazlar. Kadın erkeğin bu davranışının kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık olmadığını ve orgazma ulaşma anından itibaren tüm erkeklerdeki cinsel duyarlığın son bulmasından kaynaklanan bir durum olduğunu bilmelidir. Erkekler de kadının orgazma ulaşmasından sonra bir süre hala cinsel duyarlılığının devam ettiğini bilseler, zor da olsa güzel bir ilişkiden sonra eşine sarılabilir veya onun elini sevecenlikle tutabilirlerdi.

    Diğer bir farklılık da, erkeklerde orgazm sayısı sınırlıdır. Kadınlarda ise ilişkide birden fazla sayıda peş peşe orgazma ulaşabilirler. Bu durum da, yaratılışlarından gelen bir başka farklılıktır. Kadınlar her ilişkide mutlaka orgazma ulaşmak gereklidir diye düşünmemektedirler. Bazen erkeğe sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek onlar için doyurucu olabilmektedir. Erkeklerdeki orgazmın görünür olmasına karşın, kadınlarda da bir boşalma olmasına rağmen, bu göz önünde olmadığından erkek kadının orgazm olup olmadığını anlamayabilir. Bazen de kadınlar gerçekten eşlerini üzmemek için, ilişkiyi hızlandırmak için veya bir an evvel sonlandırmak için orgazm taklidi yapabilirler. Bu bazen sağlıklıdır, bazen de bir kaçış yoludur. 60’lı yıllarda cinsel devrim ve hippilik felsefesinin yaygın olduğu dönemlerde kadınla erkeğin aynı anda orgazma ulaşmalarının en uygun durum olduğu söyleniyordu. Cinsel terapistler şimdi orgazmın kadın ve erkekte aynı anda olmasının gerekli olmadığını söylemektedirler.

  • HİPERAKTİVİTE

    HİPERAKTİVİTE

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nu üç grupta değerlendirebiliriz. Bir çocuk dikkat eksikliği sorunlarını yoğun ve ön planda yaşıyorsa ve bu belirtiler yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa dikkat eksikliğinin ön planda olduğu gruba girer. Bir çocuk ağırlıklı olarak hiperaktivite ve kontrol güçlüğü konusunda sorunlar yaşıyorsa ve bu belirtileri yaşam kalitesini olumsuz etkiliyorsa “Hiperaktivite”nin ağırlıklı olduğu gruba girer. Eğer çocuk her iki grup özelliklerini de birlikte gösteriyorsa bileşik tip grubuna girer.

    Uygulamada tanı bu kadar kolay konulamamaktadır. Sıklıkla bireyin genel potansiyeli ve yaşam kalitesinde yetersizlik varsa, yetersizliğin hangi alanlarda olduğuna bakılır. Yukarıda saydıklarımızla beraber planlama becerisi ve önceliklerini belirleme yeteneği değerlendirilir.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun Nedeni
    Temel nedenin genetik olduğu kesinleşmiştir. Bu bireylerde beynin ön lobunda genetik olarak geçen bir yürütücü işlev sorunu vardır. Tedavide semptomların ağrılığına ve yoğunluğuna bağlı olarak terapiyle birlikte ilaç kullanılır. Genel olarak, bu çocuklarda yaş ilerledikçe aşırı hareketlilik azalabilir, ama kontrol güçlüğü devam eder. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların ergenlik döneminde de aynı tanıyı aldıkları ve bu çocukların yetişkinlik döneminde de sorunlar yaşadıkları bilinmektedir.

    Bu kişilerde başka psikiyatrik bozukluk örneğin depresyon, kaygı bozukluğu, tikler, madde kullanımı, sigara kullanımı riski genel populasyondan yüksektir. Erken yaşta fark edilmesi ve tedaviye başlanması başarılı sonuçlara yol açmaktadır. 6 yaş ve öncesinde fark edilmesi ve tedaviye alınması çocuğun okul döneminde sorun yaşamayacağını veya daha az sorun yaşayacağını gösterir. Alternatif tedavi yöntemlerinin hiperaktivitenin tedavisinde etkisi yoktur. Tedavi uzun bir süreçtir. Tedaviye yanıt hızlıdır.

  • Ergenlerle İletişim

    Ergenlerle İletişim

    İletişim,nitelikleri ne olursa olsun iki sistem arasındaki bilgi alış verişi olarak tanımlanabilir. Burada en önemli olan nokta iletişimde bilgi aktarımının iki yönlü olmasıdır. Bilgi aktarımı tek yönlü ise bilgilendirme, çift yönlü ise iletişim olarak adlandırılır. Dolayısı ile bireyler arasındaki her konuşma iletişim olarak tanımlanamaz. Ana babaların, çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip, karşı tarafın yani çocuklarının ya da öğrencilerinin tepkilerini dikkate almamaları iletişim olarak kabul edilemez. Anne babalar ya da öğretmenler genelde gençlerle iletişim kurduklarını sanırlar. Ancak gençler konuşurken ikaz, önerilerde bulunma, hatırlatma, yargılama gibi pek çok iletişim engelleri ile aslında genci dinlemezler. Bu durumda genç kendini duyulmamış, anlaşılmamış ve kendisi ile ilgilenilmemiş hissederek iletişimi keser

    Peki genci dinlerken ne yapmalıyız?

    Sessizce dinlemeli ve bu davranışımızla onu kabul ettiğimizi göstermeliyiz. Karşımızdaki bireyi kabul ettiğimizi hissettirerek bizimle daha fazla şey paylaşmasını sağlamak için sessizlik güçlü bir sözsüz ileti olarak kullanılabilinir. Hep konuşan biz olursak karşımızdaki gencin duygularını ifade etme özgürlüğünü kısıtlamış oluruz. Burada bahsettiğimiz pasif dinleme elbette tüm iletişim boyunca değil belli aralıklarla gencin kendini tam anlamıyla ifade edebildiği yere kadar kullanılmalıdır. Bundan sonraki aşamada ise karşımızdakini kabul ettiğimizi gösteren, onu anlamamıza yardımcı olan aktif dinleme yöntemidir. Bu yöntemde yargılama ve analize yer yoktur. Aktif dinleme karşımızdaki gencin söylediğini ya da söylemek istediğini kendi kelimelerimizle ona geri iletme biçiminde kullanılır. Bu yöntemin püf noktası kendimizi gencin yerine koyarak “Ben olsaydım ne hissederdim?” diye düşünmek ve gencin ifade ettiği duyguları isim-lendirerek yansıtmaktır. Yani: Fizik dersini hiç anlamıyorum… (Genç ne hissediyor? Zorlanma) Yanıtımız: Fizik dersi sana zor geliyor… Yargılama, öğüt verme, eleştirme olmadan sadece onun yaşadıklarını göz önüne alarak gencin ifade ettiği duyguyu isimlendirdik.

    İyi bir dinleyici olmak için neler yapmalıyız?

    Öncelikle bedensel olarak karşımızdaki kişiyi dinlemeye hazır olduğumuza inandır-malıyız. Elindeki gazeteye bakan, tırnaklarını törpüleyen ya da yemek yapmak için koşturan bir kişiye hangimiz bir şeyini anlatmak ister ki? Öncelikle konuştuğumuz kişi özellikle bir çocuk, ön ergen ise onun boy hizasına inerek göz teması kurmalıyız. Yüz yüze olmada en az konuşulan şey kadar yüz ifadesinden de mesajlar alırız. Gözlerinin buğulanması, yüzün kızarması, gözleri kaçırma gibi pek çok sözsüz mesajı algılayabilmemize olanak sağlar. Böylelikle söylenen şeyle verilmek istenen mesaj hakkında bilgi sahibi olmuş oluruz. Genci dinlerken ne gibi iletişim engellerini kullanıyoruz;

    Öğüt verme : Şöyle yapma, böyle yap…

    Çözüm getirme: Bunu böyle yapmada şöyle yap.

    Yönlendirme : Üzüleceğine otur da ders çalış.

    Yargılama : Sen zaten hep kolaya kaçarsın.

    Eleştirme : Çocuk gibi davranıyorsun.

    Ad takma : Geri zekalı, aptal! Soru sormak : Neden, niçin? Araştırmak : O sana ne dedi? İncelemek : Hanginiz önce söyledi?

    Teşhis : Aslında sen öyle demek istemiyorsun…

    Tanı koymak : Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum.

    Tahlil etmek : Aslında senin derdin başka…

    Teskin : Aldırma boş ver.

    Teselli etmek : Düzelir canım,dert etme geçer, üzülme.

    Konuyu değiştirmek: Başka şeylerden konuşalım. gibi farkında olmadan kullandığımız iletişim engelleri ile karşımızda bize bir sorununu anlatmak isteyen gence : Anlaşılmamışlık, savunmaya girme, haksızlığa uğradığını hissetme, sorununun aslında önemsiz ve saçma olduğunu düşünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kızgınlık vb. duyguları yaşatırız.

    Oysa gencin yukarıda saydığımız pek çok iletişim engelindense en önce dinlenmeye, kabul edildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce dinleseniz bile gençte belli bir boşalıma sebep olacağınız için başarılı olursunuz. Daha sonra aktif dinleme ile sadece ondan aldığınız bilgileri daha sade biçimde ona yansıttığınızda dinleniyorum, kabul ediliyorum mesajını gence verirsiniz. Konuşurken sorununun çözümünü kendi kendine keşfetme olanağını da vermiş olursunuz. Anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuz sevildiğini bilen bir gençle iletişim kurmak hiç de zor olmayacaktır.Dolayısıyla sorunlarda kavgaya, isyana, çaresizliğe dönüşmeden rahatlıkla çözülecektir.

  • Özgüvenli Yaşamak İçin

    Özgüvenli Yaşamak İçin

    Özgüven, en basit tanımıyla insanın kendisine duyduğu güvendir. Kendine güven, herkes için gereklidir ve önemli bir kişisel özelliktir. Bizim yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamıza yardımcı olarak yaşamı kolaylaştırır. Öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir duygudur.

    Özgüven, kendinizi nasıl gördüğünüzdür. Başkalarının değil kendinizin kendinize ne kadar değer verdiğidir. Eğer kendinizle ilgili sürekli olumsuz eleştirileriniz varsa ya da kendinizi sürekli yargılıyorsanız, yapamadığınız şeyleri düşünme eğiliminiz yapabildiklerinizin önüne geçiyorsa yani başarılarınızı küçümsüyorsanız özgüven problemi yaşıyor olabilirsiniz.

    Özgüven sahibi kişiler yapmak istediklerini daha kolaylıkla yapabilen, potansiyelini daha iyi ortaya koyan, kendisini daha özgür ve huzurlu hissedebilen kişidir. Geçmişe dair pişmanlıklar yaşamak ya da geçmişte yaşamak yerine kendi gerçeklerine sahip çıkan, içinde bulunduğu anı yaşabilen ve geleceğini buna göre şekillendirebilen kişilerdir özgüven sahibi kişiler.

    Özgüvensiz kişilerin genel olarak kendileri hakkında sürekli olumsuz düşünceleri vardır ve bu düşünceleri kendilerine yaşam biçimi olarak kodlamışlardır. Yani başarı onlar için bir tesadüftür. Kendilerinin başaralı olabileceğine inanmazlar. Başarılı oldukları bir iş varsa bile bunu kendilerine “şans eseri oldu” şeklinde kodlarlar. Bu durum özgüvensiz kişilerin diğer kişiliklerden daha depresif, daha antisosyal olmalarına yol açmaktadır.

    Çoğu insanın kendine güvenmediği, kendini eksik hissettiği bir alan olabilir. Kimisi topluluk önünde konuşmaktan çekinir, kimisi araba kullanmak konusunda kendisine güvenmez. Bu durumun nedenleri vardır. Utangaçlık, alaya alınma korkusu, başarısızlık korkusu gibi. İstenmeyen sonuçlarla karşılaşma korkusu da bunlardan birisidir. İstenmeyen sonuçlarla karşılaşma ve bunların üstesinden gelememe korkusu yüzünden riskli işlere girmeye cesaret edemeyen birçok insan vardır. Bir kişi işinde başarılı olsa bile bu korku yüzünden panik yaşayabilir. Bu korku kişinin enerjisini bitirebilir.

    Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır. Başarılı olma yolunda güç ve istek verir. Başarılarımızla gurur duyabilmeyi sağlar. Özgüven bu kadar önemliyse hayatımızda ve eğer geliştirilebilen bir duyguysa geliştirebilmek de bizim elimizdedir. Bunun için de birkaç küçük ipucu vardır:

    • Öncelikli olarak yakın çevrenizde kendine güveni yüksek birini bulabilir ve bu kişinin davranışlarını inceleyerek kendinize örnek alabilirsiniz.

    • Kendinize hedefler koyun. Bu hedefleri gerçekleştirdikçe kendinizi tebrik edin. Bu sayede başarınız, cesaretiniz, mutluluğunuz ve kendinize olan güveniniz artacaktır.

    • Kendinizin olumlu yönlerinizi keşfedin. Bir kâğıda olumlu özelliklerinizi yazın. Gerekirse yakınlarınızdan yardım isteyin. Onlara olumlu özelliklerinizi sorun. Kendinizi güçsüz hissettiğinizde olumlu özelliklerinizden destek alın.

    • İnsan olduğunuzu, hata yapabileceğinizi unutmayın. Her insan hata yapar. Bunu kabullenin. Kendinizi sürekli suçlamak yerine kendinizi olduğunuz gibi kabul edin.

    • Kendinizle ilgilenin. Spor yapın, bakım yapın. Hobileriniz olsun. Keyif almak için yapın bunları. Kendinize değer verin.

    Bunları yapmak özgüveni artırmak için güzel adımlardır. Özgüven her insanın yaşamında olması gereken bir olgudur. Fakat bunun da sınırı vardır. Aşırı özgüven duygusu da sorun teşkil edebilir. Bize ve diğer insanlarla olan ilişkimize zarar verebilir. Bunun ölçüsünü de bilmek gerekir.

  • ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    ERKEN BOŞALMAYI KONTROL ETMEYİ ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!!

    Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

    Erken boşalma yaygın bir şekilde görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Her 10 erkekten 7’si erken boşalma sorunuyla kliniklere başvurmaktadır. Erken boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol etmeyi bilmeyip, istediğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini çıkarır (plato) ve ardından isteyerek boşalır. Denetimsiz boşalan erkekte bu plato fazı yoktur; heyecanlanır ve istemediği halde boşalır.

    Erkeğin erken boşalma sorunu var diyebilmek için aşağıdaki unsurların gerçekleşmesini bekleriz.

    • 7 dakikadan daha az vajina penis birlikteliğini içeren cinsel ilişki (koit) süresi,

    • Kadının tatmin olmaması,

    • Kadın ve erkek istemediği halde boşalmanın gerçekleşmesi,

    • 6 ay boyunca düzenli olarak neredeyse her cinsel ilişkide erken boşalmanın gerçekleşmesi,

    • Kadın ve erkeğin bunu dert gibi görmesi gerekir.

    Erken boşalma, sadece erkeğin sorunu gibi görünse de hem erkeğin hem kadının, yani çiftin sorunudur. Bu nedenle bu sorunu birlikte çözebilirler. Çünkü cinsel yaşamın sadece biyolojik boyutu yoktur. Cinsel ilişki; biyolojik, psikolojik ve çiftin duygusal ilişkileriyle ilgili yönlerin tamamını içerir. Bu nedenle öncelikle erken boşalmanın nedenleri araştırılarak bu boyutlar da iyileştirilmelidir. Erken boşalmanın doğası ve nedenlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasının neredeyse tedavinin yarısı olduğuna inanıyorum.

    Erken Boşalmanın Nedenleri

    Her cinsel sorun gibi erken boşalma da; geçmiş öğrenmeler ve deneyimlerden, kaygıdan, evlilikteki ilişki sorunlarından ya da bedensel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. Bedensel bir rahatsızlıkla ilgiliyse, mutlaka bu konuda ilaç tedavisine başvurulmalıdır. Şimdi diğer öne çıkan nedenlere bakalım:

    • Cinsellik Ayıp.. Günah.. Yasak..

    Toplumumuzda cinsellikle sex birbirine karıştırılır. Cinsellik, doğuştan var olan, bizi biz yapan özellikler bütünüdür. Oturuşumuz, konuşmamız, giyimimiz vb her şeyimizdir cinsellik. Sex ise, iki yetişkinin birbirine dokunması, öpmesi, cinsel ilişkiye girmesi gibi bir dizi davranışı içine alan bir paylaşımdır.

    Çocukluk döneminde, çocuğun sorularına yaşına uygun basit cevaplar vererek merakı giderilmelidir. Eğer böyle yapmaz da; ayıp, günah denilir, çocuğun suçluluk ve utanç yaşamasına neden olursak, uygunsuz şekilde keşif yapmasına neden olabilir ve ileride cinsel işlev bozuklukları yaşamasına zemin hazırlayabiliriz. Hele ki, ilk merak ve uyanış dönemlerinde tehdit edilmesi, ceza verilmesi büyük sorunlara neden olabilmektedir.

    Erken boşalma yaşayan yetişkinlerin, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinden kalma bu suçluluk ve utanç duygularını yoğun bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

    • Ergenlikte Yanlış Ve Hatalı Mastürbasyon

    Her an yakalanma korkusuyla, hızlıca boşalmaya yönelik yapılan mastürbasyon; hem yanlış bir alışkanlığa dönüşmekte hem de cinselliğin ve haz almanın kötü bir şey olduğuna dair ön yargılara neden olabilmekte. Korku ve endişe, cinsellikle eşleştirilmekte, suçluluk duyguları ve utanç yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla genç yaşlarda başlayan hızlı boşalma alışkanlığı, sonraki yaşlara da miras kalmaktadır.

    • Ergenlerin Skor Takıntısı

    Ergenlik döneminde, mastürbasyon yaparak boşalma sayısı ya da cinsel ilişki sırasında arka arkaya boşalma sayısı, erkekliğin ve erkekliğe dair gücün bir göstergesi olarak görülebiliyor. Kendi aralarında sayı paylaşarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Oysaki boşalma sayısının bir önemi olmadığı, önemli olan haz ve keyfin olduğunu öğrenememiş oluyorlar. Bu nedenle, ergenlik döneminde cinsel eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anne babalar çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan utanıyorlar, çekiniyorlar. Dolayısıyla, çocuklarının yanlış bilgiler alarak, yanlış deneyimler yaşamalarına neden oluyorlar.

    • Yanlış İnanışlar, Mitler

    Çocukluk döneminden bu yana dışarıdan edinilen bilgiler ve yaşantılar sonucu cinsel yaşama dair ön kabuller oluşur. Örneğin; “cinsellik her zaman heyecanlı olmalıdır”, “kadın ve erkek aynı anda orgazm olmalıdır” gibi ön kabuller, cinsel ilişki sırasında hazza odaklanmayı engelleyen yanlış inanışlardır.

    • Performans Kaygısı

    Cinsel ilişkinin süresi, erkeğin erkekliğinin ve gücünün bir simgesi olarak görülüyor. Eğer erkek, her istediğinde cinsel organını kaldırabiliyor, istediği sürede cinsel ilişkiyi sürdürebiliyor ve kadınını mutlu edebiliyorsa, erkek erkektir gibi bir algı söz konusu. Böylesine bir beklenti zinciri, erkeğe ağır gelebiliyor ve cinsel işlev bozuklukları yaşamasına neden olabiliyor. Eğer düşüncesi “erken boşalmamalıyım” ise, erken boşalma yaşaması kaçınılmaz oluyor ve boşalmasını kontrol edemiyor. Dikkati sürekli ilişkiye girme süresinde oluyor ve kaygı yükseliyor.

    Kaygı, heyecan, gerginlik= STRES varsa, adrenalin ve noradrenalin hormonları yükseliyor. Bu noktada; bedensel hislerin fark edilmesi ve hazzı yaşamak imkânsızlaşıyor. Mesanesi dolan bir çocuğun altını ıslatması gibi, yükselen cinsel heyecanını hissetmeyen erkek de erken boşalıyor.

    Kadının, aşağılayıcı, suçlayıcı, öfkeli tutumu da performans kaygısının devamına neden oluyor. Erkek suçluluk ve utanç duygularıyla sorununun devam etmesine yol açıyor.

    • Evlilikte İlişkisel Sorunlar

    Evlilik ilişkisinde sorun yaşayan erkek, farkında olmadan “hemen boşal-çekil” mekanizması işlemeye başlayabiliyor. Bu aslında, yakınlık kurmaktan kaçınma olarak yaşanmaya başlıyor. Erkek bunun farkında olmadığı için performans kaygısı yaşayarak, boşalmasını kontrol edememeye başlıyor. Bu nedenle, erken boşalma sorununun üstesinden gelmek için öncelikle ilişki sorunlarının giderilmesi gerekiyor.

    Erken Boşalma İle İlgili Farkındalık Kazanmak Ne Yapmalı?

    Öncelikle, yukarıda sıraladığımız nedenlerle ilgili kendi durumunuzu ayrıntılarıyla incelemelisiniz. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarınıza bakınız. Ne gibi cinsel alışkanlıklarınız, korkularınız, kaygılarınız, travmalarınız var? Şuan bu sorunu sürdüren ne gibi unsurlar var? Nedenlerinizi tespit ettikten sonra, eşinizin de desteğini alarak bu sürece başlamalısınız.

    Bedensel Duyumları Fark Etmeli

    Asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getireceği konusundaki düşüncelerindedir. Aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek, tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Bu nedenle erken boşalmada tedavinin esası, boşalma öncesi cinsel duyumların tekrar tekrar ve uzatılmış olarak yaşatılması ve erkeğin dikkatinin yüksek uyarılma düzeyindeki duyumlarına odaklanmasıdır. Erkek boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde, yani bedensel duyumlarını fark ettiğinde boşalmayı da erteleyebilecektir.

    An’a odaklanmalı

    Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken kişi bedeninin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsa, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşebilir. Aksi takdirde erkek, “nasıl bir cinsel birleşme olmalıdır?” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket ederse, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır!! Bu nedenle eşle birlikte sonsuz yakınlaşma duygusunun yaşandığı, sayı ve süreye takılmadan, ana odaklanmaya çalışılmalıdır.

    Yavaşlama Öğrenilmeli

    Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olabilmesi için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamak ve fark etmektir. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına (geri dönülmez nokta) ulaşmamak için heyecan düzeyini kontrol etmek öğrenilmelidir.

    Erken Boşalmanın Tedavisi: Cinsel Terapi

    Cinsel terapi, terapist ve danışanların karşılıklı konuşarak sorunun çözümüne yönelik konuştuğu, çifte uygun davranışsal ödevlerin verilerek takibinin yapıldığı bir süreçtir.

    Oldukça sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunların başında yer alan erken boşalma biyolojik, psikolojik ve ilişkiyle ilgili yönleri içerir. Başarılı bir terapi süreci, tüm bu yönleri göz önüne almalıdır. Ayrıca başarılı bir terapi süreci, problemin tekrar etmesini de önlemelidir. Bizim uyguladığımız terapi yöntemi çok etkili olmaktadır; çünkü bu noktaların hepsini içerir.

    Cinsel terapiye erkekle birlikte eşinin de gelmesi, süreci hızlandırmaktadır. Öncelikle bireysel olarak kadın ve erkeğin cinsel yaşam öyküleri ve evlilik öyküleri alınır. Bu şekilde kendilerine en uygun terapi planı hazırlanır ve çift olarak terapiye başlanır.

    Erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaşmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğrenmek esas olmalıdır.

  • Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Anaokulu eğitimine Logoterapi bakışı

    Eski köye yeni adet- Özgür insanın ilk öğretmenine

    Anaokullarında verilen eğitimdeki yanlışları gördükçe 3-6 yaş arasında verilen eğitimin daha da önemli olduğunu, bu yaşlarda yapılan yanlışların düzeltilmesi çok zor olan etkileri olduğunu düşündüm. Bu çalışma eğitim felsefesini temelden değiştirmeyi amaçlamış ve bu değişikliğe öğretmenleri eğiterek başlamıştır. Bu değişikliği insanı kendisine has özellikleri olan, değerli ve farklı bir varlık olarak kabul etme olarak isimlendirebiliriz. Daha önceki eğitim modelinde daha önceden hazırlanmış bir takım bilgilerden oluşan bir program vardır. Uygulamalarda her okulun kendisine has farklılıkları olmasına rağmen bu sistemde çocuk alıcı, öğretmen verici bir rol üstlenmektedir. Öğrenme ve öğretmenin olduğu yerde ister istemez değerlendirme de olacaktır. İşte o zaman her çocuğun özel olduğu kavramından uzaklaşılarak çocuklar birbirlerine göre değerlendirileceklerdir. Böyle bir sistemde çocukların özel yeteneklerini bulmak gibi bir düşünce yer almamaktadır. Çocukların doğuştan getirdikleri becerilerin, özelliklerin körelmesi ne kadar acı ise, bir çocuğun aslında yetenekli olmadığı bir alanda çalışmaya zorlanması da o kadar acıdır. İstenmeden elde edilen bir başarı çocuğa hiçbir doyum vermez, onun için hiçbir anlamı yoktur.

    Uyguladığımız yeni modelde amaç çocukların doğuştan getirdikleri özellikleri ortaya çıkarmak ve bu özellikleri kullanabilecekleri ortamı oluşturarak çocukların gelişimine katkıda bulunmaktır. Çocuklar hiçbir şekilde bir sıralamaya tabi tutulmazlar. Bir öğretmenin böyle bir sistemi uygulayabilmesi için önce kendisini tanıması farklı ve özel yanlarını görmesi, farklılığına sahip çıkmayı öğrenmesi gerekmektedir. İnsan ancak kendisine uyguladığı bir bilgiyi bir başkasına uygulayabilir. Öğretmenler eğitimdeki uygulamaları çeşitli biçimlerde değiştirerek çocuklara uygulamışlar, çocuklarda olumlu değişikliklere neden olmuşlardır. Böylece öğretmenler de yaptıkları işi daha anlamlı hale getirmiş oldular. Kendi içine kapanmış, utangaç çocuklar varlıklarını hissetmenin verdiği güç ile kabuklarının dışına çıktılar. Diğer çocuklarla ve büyüklerle rahat ve daha kaliteli bir iletişim içine girdiler. Bunun çocuklar için anlamı dışarıdaki anlama ulaşmaları demektir. Sonuç olarak yaşama anlamlı bir başlangıç demektir.

    Frankl insanların açık kaplar halinde olduğunu ifade etmiştir. Bu açıklıktan insan evrenle iletişimini sağlamaktadır. Çocukların doğal yapılarını koruyarak kaplarının sürekli açık kalması sağlanacaktır. Hangi koşulda olurlarsa olsunlar dışarısı ile iletişim halinde olmak onların hayatta karşılaştıkları her türlü zorluğa dayanabilmelerine yardım edecektir. Müzik ve resim çalışmaları çocukların hızlı bir biçimde gelişmesini sağlamıştır. Utangaç çocuklar normal olan çocuklarla aynı düzeye gelmişler, hareketlenmişler, diğerleriyle güçlü bir iletişime girmişlerdir. Bu eğitim modeli ile korkuya ve disipline dayalı eğitime son verilecek, çocukların özgür iradelerini kullanabilecekleri bir ortam oluşturulacaktır. Çocukların dikkat odağı kendi doğalarına uygun işlere yönelecek bunun sonucunda ise çocuklar yaşama uyum sağlayacaklardır. Hayatının amacına uygun yolda çalışabilen çocuklar sakin, kararlı ve güvenli olacaklardır. Kendilerine güvendikleri gibi hayata da güvenecekler, korkulardan uzaklaşacaklardır. Sonraki hayatlarında da korkuların kendilerini engellemesine izin vermeyeceklerdir. Korkulardan uzak insanların yaşadığı bir toplum şiddetten de uzak olacaktır.