Kategori: Psikoloji

  • RUHUNUZA SAĞLIK

    RUHUNUZA SAĞLIK

    Sağlık bedenen ve ruhen tam bir iyilik hali olmasına rağmen, ruh sağlığı son yıllarda önemsenmeye başlandı. Önce depresyon, panik atak, anksiyete, sosyal fobi, vajinismus gibi hastalıklar tedavi edilirken; artık derin bir mutsuzluk, hayatın anlamsızlığı, hiçlik ve boşluk hisleri, yaşamay ıdeğer bulmama gibi daha derin sorunlar tedavi edilmeye başlandı. Sorunlar derinleştikçe hissedilen olumsuz duygular artmaya, tedavi süreci ise uzamaya başladı.

    Günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri derin olumsuz duygular ve kontrol edilemeyen davranışlardır. Sebebi anlaşılmayan ve birdenbire gelişen kötülük hali, bazen depresif durumun oluşmasıyla bazen de öfke kontrolsüzlüğünün oluşmasıyla sonuçlanmaktadır. Depresif haldeyken kişi kendini terk edilmiş, boşlukta, hiçlikte hisseder. Hayatın yaşamanın bir anlam ıyoktur. Boğazda düğümlenir alınan her nefes, göğüs bölgesinde ise bir ateş yanar. Bu ateş her nefes alış verişte yakar tüm dünyayı. İçinden çıkılamayacak ve hiç sonlanmayacak bir histir bu, katlanılması oldukça zor olan.

    Değersizlik ve yetersizlik duyguları hücreleri sarar, ölümcül bir çaresizlik yaşanır.Boşluktur derinin altında olan tek şey ve buna katlanmak için başka başka eylemler gerçekleştirilir. Normal zamanlarda tercih edilmeyecek şekilde yapılırlar ve anlık iyilik hali oluştururlar. Aşırı yemek yemek, sigara ve alkol kullanmak,gelişi güzel seks yapmak, aşırı spor yapmak vb… Peşi sıra gelen pişmanlık ve suçluluk. Zaman zaman ölümcül bir öfke hissedilir. Katlanılması imkansız olan bu duyguyla başedemeyen kişi öfkesini dışarıya atmak ister. Öfkeli davranışlar,suçlayıcı cümleler ile duygu dengelenmeye çalışılır. Hayatın içinden sadece bir kesittir anlatmaya çalıştığımız davranış şekli. Hissettiğimiz duyguların farklı formları ve sonuçlarında gelişen farklı davranışlar mevcuttur.

    Her insanın zor yaşantıları ve duygulanımları vardır. Ancak herkes ne zaman ne yaşadığını ya da yaşadığı şeyin normal olup olmadığını farkedemez ve yaşadığı tüm sıkıntının normal olduğunu düşünür ne yazık ki. Bir grup da çok zorlandığı halde sorununu çözmek için tek adım atmaz. Bizim ulaşmak istediğimiz nokta ruh sağlığını korumayı amaç edinen sıfır noktasından başlayıp, kendinizi tanıma becerisini kazandırıp, hangi davranışı ne zaman yaptığınıza dair içgörü geliştirmenizi sağlayıp, bir sonraki tekrarda kendinizi kontrol edebilme yetkinliğini kazandırmaktır. Sürekli tekrarlanan davranış şekillerini farketmek, bunu yüzlerce kez yaptıktan sonra yeni davranış şekli geliştirmek ve öğrenilen davranışı alışkanlık haline getirmek, danışanın dönüm noktası olmaktadır.

    Depresyonda olmasanız da, panik atak yaşamasanız da; yani gözle görünür semptomlar olmasa da derin bir suçluluk, derin bir üzüntü, derin bir umutsuzluk halleri bizim hayatımızı alt üst etmeye yetebilir. Yaşadığınız her ne olursa olsun, kontrol edemiyorsanız, size sıkıntı veriyorsa,çevrenizdekilerle ilişkilerinizi bozuyorsa, yaşamdan keyif almanızı engelliyorsa, gülmek istemiyorsanız isteyip gülemiyorsanız, çaresizlik sizi bataklık gibi içine çekiyorsa, düşünceler içinde boğuluyorsanız, uykularınız bozulduysa, iştahınız kontrolden çıktıysa, öfkeniz sizi her ortamda zor durumda bırakıyorsa,kendiniz için birşeyler yapmanın vakti demektir.

    Ruh sağlığınız en az fiziksel sağlığınız kadar önemlidir ve ruh sağlığınızın varlığı fiziksel sağlığınızı korumanızda etkilidir.Sahip olduğunuz hayat sizin hayatınız; başrolde siz varsınız.Yaşadığınız hayattan keyif almayı çıkış noktanız edinin ve mutlu olmak için elinizden geleni yapın. Eğer siz isterseniz RUHUNUZA SAĞLIK gelir ve siz istemedikçe gitmez. Bu konuda destek almak sizi kısa zamanda mutlu sona ulaştıracaktır. Sağlıklı günler…

  • VAJİNİSMUSA SORDUM NEDEN DİYE?

    VAJİNİSMUSA SORDUM NEDEN DİYE?

    ‘Ruhsal bir hayal gücü mevcuttur. Bunun emirlerine vücut her zaman uymak zorundadır. Bu güç hastayı iyileştirebildiği gibi sağlıklı birini de hasta edebilir.’ İbn-i Sina

    Vajinismus, kadınların cinsel ilişkiye girememe durumudur. Kadında cinsel birleşmenin olduğu bölgeye vajen denir. Vajenin etrafındaki kasların istemsiz ve kontrolsüz kasılması, tüm vücutta bir kasılmanın yaşanması; korku, endişe, panik gibi duyguların hissedilmesi ile kadının eşini itmesi ve cinsel birleşmenin yaşanamaması ile sonuçlanan kadının kontrolü dışında, bilinçdışının etkisiyle yaşanan uyum bozukluğuna vajinismus denir.

    Vajinismuslu her kadının vajinismus olma sebebi başka başka olabilir. Küçüklükten beri kız çocuklarına öğretilen bazı bilgiler zamanla bilinçdışında işlenerek Vajinismusun tabularını oluşturur. ‘Cinsellik kötüdür, kızlık zarı değerli ve korunması gereken bir şeydir, cinsellik canyakar, kötü hissettirir.’ Bu bilgilerle yetişen kadınlar zaten canlarının yanacağından emin oldukları için, cinsel birleşmeye izin vermezler.

    Ne yazık ki her yaş grubundan kadının cinsel bilgi eksikliği yaşadığı çok sık rastlanan bir durumdur. Belirsizlik korku yaratır mantığıyla, kadın kendi anatomisiyle ve cinselliğiyle ilgili bilgi sahibi olmadığında korkusu artacaktır. Cinsel birleşme öncesinde vajinal ıslanmanın olması ve klitorisin sertleşmesi sağlanırsa kadının canı yanmaz, birleşme kadına zevk verir. Bu bilgiye sahip olmayan kadın acı bekleyecektir, beklenen her şeyin başa gelmesi muhtemeldir ve kadının canı yanar.

    ‘Cinsellik erkekler içindir, kadının görevidir’ bakış açısı, cinselliği eza olarak görür. Zevk aldığında namussuz bir kadın olacağından, kadın sistemini kapatır ve keyifli hissetmek yerine ya hiç bir şey hissetmez ya da acı hisseder. Çünkü beyne zevk alamazsın komutu çocukluktan beri işlenmiştir.

    Çocuklukta yaşanan travmatik yaşantılar vajinismusa sebep olabilir. Kadının yaşam öyküsünde taciz ya da tecavüz var ise her yeni cinsel deneyim kadını travmaya götürecektir ve kadın hissettiği her duyguyu tekrar tekrar yaşayacaktır. Kadının hayatındaki erkek sevdiği kişi de olsa, kadın için travma tekrarı yaşatan erkektir. Zorlamalar beden-zihin bütünlüğünü bozar ve vajinismusa sebep olur.

    Ailede vajinismusu olan kadınlar varsa, kız çocukları bu hikayelerle büyür. Çocukluk ve ergenlik döneminde abartılı ilk gece hikayeleri , ağrı acı hikayeleri kadının bilinçdışında işlenir ve vajinismus kaçınılmaz olur.

    Erkek egemen bir toplumda kadın sürekli eziliyorsa, kadın kimliği yok sayılıp kadın ikinci sınıf insan muamelesi görüyorsa; kendi ezilmiş kimliğini kadınlığını yok sayar ve kadın gibi annesi gibi olmak istemez. Bilinçdışında oluşan bu düşünce kadının anlayamayacağı şekilde onun vajinismus olmasına sebep olur.

    Kız çocuklarının anneleriyle yaşadığı, çocukluğunun ilk yıllarında başlayan, ergenlik dönemiyle devam eden çatışmalı ilişki, kadının cinselliği nasıl algılayacağını belirler. Anne kız çocuğunu yok sayıyorsa, kız çocuk da annesine karşı öfke besler ve annesini kabullenemez. Annesini kabullenemeyen ergen kız zamanla cinsel kimliğini de kabullenemez olur. Kadın artık annesine karşı hissettiği öfkeyi ve kızgınlığı cinsel kimliğine karşı hissetmeye başlar. Cinsel ilişki yaşadığında kadın olacaktır ve bunu istemez çünkü öfke hisseder. Cinsel birleşmeye, dokunulmaya karşı tümden tepki geliştirir ve vajinismus oluşur.

    Babanın anneyi aile içinde sürekli küçük düşürmesi, değer vermemesi ve kıymetsiz davranması sonucunda kız çocuğu babasının karşısında kendini değerli hissetmek için kadın kimliğini yok sayar ve kadın gibi hissetmek istemez. Babası annesini sevmiyordur çünkü o kadındır, babası onu sevsin diye kadınsı durumları zihninde durdurur. Çocukluk ve ergenlik döneminde bir çok sorun yaşanır ancak bunun cinsellikteki görüntüsü kadının kadınlığını reddedişiyle sonuçlanır. Kadın eşinin karşısında değerli olmak için kadın olmamalıdır tabusuyla vajinismus yaşar.

    Cinsellik kadın ve erkek içindir. Çiftlerin karşılıklı zevk aldığı, mutlu olduğu bir cinsel yaşam en sağlıklı olanıdır. Bizim kültürümüzde dolaşan mitler kadın ve erkeği cinsellikten uzaklaştırır, korku oluşturur ve eziyet haline dönüştürür. Bütün bunları aşıp mutlu ve sağlıklı cinsellikler yaşamanız dileğiyle…

  • SINAV KAYGISI

    SINAV KAYGISI

    Kaygı, bireyin dış ortama uyum çabasında yaşadığı korku, gerilim, sıkıntı gibi koruyucu tepkidir. Kişinin kontrolü dışına çıktığında problem oluşturur ve yaşamın işlevselliğini aksatır.

    Sınav kaygısı ise, sınava hazırlanan kişilerin yaşadığı, ders çalışmayı planlayamama, ders çalışamama, öğrendiklerini sınavda kullanamama,dikkatlerin dağılması, bilinen konuların hatırlanmaması, mide bulantısı,terleme, baş ağrısı, uyku bozukluğu,, gerginlik, sinirlilik, yapamayacağım düşünceleri gibi bir çok fizyolojik, davranışsal,duygusal ve zihinsel belirtileri olan kaygı durumudur.

    Kaygı ve korku kavramları farklıdırlar. Korku, kaygının daha yerleşik bir biçimidir. Korku yaşanan ortamda, gerçekçi bir fiziksel tehdit söz konusudur. Örneğin; yılandan kaygılanmayız, korkarız. Bunun aksine, kaygı yaşanan durumlarda yorumlara dayalı, benliğe yönelik sanal bir tehdit vardır. Bilgimizin sınandığı sınavlardan ya da yeni bir iş başvurusunun ardından insan kaynakları uzmanı ile yaptığımız görüşmeden korkmayız, kaygılanırız. Tüm bunlara ek olarak, korkunun kaynağını biliriz, ancak kaygının kaynağı belirsizdir, biz sadece bildiğimizi zannederiz. Korku, kaygıdan daha kısa sürelidir. Yani, korku duygusuna vesile olan durum ya da obje ortadan kalktığında kişi rahatlar. Fakat, kaygı daha genel bir durumdur, uzun süre devam eder.

    Bir öğrencinin eğitim-öğretim hayatı boyunca biriktirdiği bilgiyi, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarısının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Buradaki önemli nokta, kaygının performans üzerinde olumsuz bir etki yaratmasıdır. Yoksa, sınava girecek bütün herkes kaygı yaşar ki belli bir seviyeye kadar olan kaygı yararlıdır, uyanıklık sağlar, koruyucudur, dikkati toplamaya yardımcı olur ve öğrencinin motivasyonunu arttırır. Kaygının hiçbir zaman “0” düzeyine inmesi faydalı değildir, çünkü uyanıklığı ve motivasyonu yok eder.

    Sınav Kaygısının Başlıca Nedenleri;

    Sınav kaygısının en çok karşılaşılan sebebi sınava yeteri kadar hazırlanmamış olmak; zamanı etkin kullanamamak, konuların yetişmemesidir.

    Anne baba tutumları; sınava farklı anlamlar yüklenmesi, tutarsız ve yüksek beklenti, reddedici ve küçümseyici tutumlar, kaygılı anne ve babanın fark etmeden bu özellikleri çocuğa aktarması.

    Kişinin duyguları, deneyimleri ve inançları ile ilişkili olan başarısızlık korkusu, çaresizlik hissi ve sınavı kendilik değerine karşı bir tehdit olarak görme sınav kaygısına sebep olur.

    Eğer birey başarısızlıkların abartıldığı, başarıların küçümsendiği, sürekli başka yaşıtları ile karşılaştırıldığı, belirli bir düzeyin altındaki başarısının başarısızlık olarak görüldüğü bir ortamda yaşıyor ise sınav kaygısı geliştirme riski oldukça fazladır.

    Fizyolojik ihtiyaçların karşılanmaması; düzenli beslenmeme, düzenli uykunun olmaması

    Sınav Kaygısıyla Baş Etmek İçin;

    Sınav kaygısını en az düzeye çekmek ve aşırı kaygıdan kurtulmak için öncelikle bireye özgü olan kaygının nedenlerini iyi saptamak gerekir.

    Yüksek gerilim ve stres düzeyinin azaltılması, olumsuz felaket düşüncelerinin değiştirilmesi, zamanın iyi planlanması, uygun olmayan çevre koşullarının iyileştirilmesi, daha önceki olumsuz sınav deneyiminin olumsuz etkisinin azaltılması, çalışma ve etkin öğrenme tekniklerinin kullanılması, dikkat eksikliklerinin giderilmesi, sınav sonucunun gerçek analizinin yapılması gerekir.

    Sınav kaygısıyla baş etmede, kaygıyı bastırmak yerine onu kabul etmek, tanımak ve kontrol altına almak daha iyi bir yöntemdir.

    Uyku ve yemek düzenine dikkat edilmelidir, fizyolojik ihtiyaçlar dengeli bir biçimde karşılanmalıdır.

    Anne babaların sınavların kişiliği değerlendirmediğini, kazanmanın ve kaybetmenin hayatın bir parçası olduğunu kabul etmeleri ve çocuklarına bu bilinci vermeleri gerekir.

    Ana babalar çocukları başkasıyla kıyaslamamalı, olumsuz yönlerden çok olumlu yönlere vurgu yapılmalıdır. Olumsuz algı kaygıyı arttıracağından, güven verici ortam oluşturulmalıdır.

    Gerçekçi hedefler konulmalı, uygulanabilir çalışma programı yapılmalıdır.

    Sınav kaygısının bazı durumlarda otoriteyle çatışma gibi ciddi dinamik nedenleri olabilmektedir.  Bireyin güven duygusunun arttırılması, kendinin önemli, başarılı ve değerli görmesi, rahatlıkla başarabileceğini düşünmesi gerekir. Bunu aile ve sosyal çevre desteği ile sağlayamıyorsa uzman desteği alınmalıdır. Biliçdışına ulaşılan hipnoz tekniği ile sınav kaygısı azaltılmakta ve rahatlatıcı, olumlu telkinler verilmektedir. Özgüven desteği sağlanan kişi kendine güvenmekte, sınava karşı kaygı dolu bakış açısı değişmektedir.

  • İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    Günümüzde teknolojinin yaygınlaşması ile yeni bağımlılıklar görülmektedir. İnternet bağımlılığı da bunlardan biridir. Her yaşta ve cinsiyette görünen bir rahatsızlık olmasına rağmen diğer bağımlılıklara göre daha erken yaşlarda başlamaktadır.

    Kişinin okul, iş ya da aile yaşamını bozacak kadar uzun süre internet başında zaman geçirmesi ve zarar gördüğünün farkında olmasına karşın bu davranıştan vazgeçememesi internet bağımlılığı olarak adlandırılır.

    Teknolojik gelişmeler hayatı kolaylaştırdığı kadar beklenmedik güçlükleri de beraberinde getirmektedir. İnternet bağımlılığı için sohbet etmek, oyun oynamak, alış veriş yapmak, dizi film izlemek en faydalanılan tarafları ayrıca en çok bağımlılık yapan taraflarıdır.

    Bağımlılığın her birey için bir anlamı vardır. İnternet bağımlılığı çocuğun ya da ergenin hayatında neyin boşluğunu dolduruyor? Hayatındaki anlamı ne? Onu hangi tehlikeden koruyor? İnternet bağımlılığı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Örneğin anne ve babası çalışan bir çocuk eve geldiğinde yalnız kalıyorsa ve bu yalnızlık onun için katlanılması zor bir durum ise çocuk kendini mutsuz hisseder. İlk başta keyif veren internet zamanla zamanla bağımlılık haline dönüşebilir. Ya da ders konusunda kendine güvenmeyen çocuk ders çalışmamak için internet kullanmaya başlar, ders çalışmamak için etkili bir bağımlılık geliştirmiş olur, interneti kullanmadığında ise öfke çıkar.

    Ergenlik döneminde durum şöyle gözlenebilir, ailesinin kendisini anlamadığını düşünen ergen sohbet programlarında kendini değerli hissedebilir, yaşadığı başarısızlık duygularını ve çatışmalarını oynadığı oyunlardan telafi edebilir, sanal ortamlarda kendini daha kolay ifade edebilir.

    İnternet bağımlılığında eşlik eden başka psikiyatrik bozukluklar olabilir. Sosyal fobi ya da depresyon internet bağımlılığı olan kişilerde görülen bozukluklar arasındadır. Bu durumlarda eşlik eden rahatsızlıklar internet bağımlılığının sebebi ya da sonucu da olabilmektedir. Kişinin erken yaşlarda internet başında uzun süre zaman geçirmesinin dikkat eksikliği gelişmesinde etken olduğu görülmektedir.

    Belirtileri;

    • İnternet ile ilgili yoğun zihinsel meşguliyet,

    • Doyum sağlamak için internet başında geçirilen sürenin giderek artması,

    • İnternet kullanımını kontrol altına almak için başarısız çabalar,

    • İnternete ulaşamadığında yorgun, depresif veya yetersiz hissetmek,

    • İnternet başında planladığından çok fazla zaman geçirmek,

    • Önemli bir ilişkiyi, mesleki, eğitimsel veya kariyeri ilgilendiren durumu riske atacak derecede internete zaman ayırmak,

    • İnternet kullanımı hakkında çevresine veya terapistine yalan söylemek,

    • Gündelik sorunlardan veya istenmeyen duygu durumdan kaçmak için internette zaman geçirmek.

    Çözüm için neler yapılabilir;

    Tedavide esas amaç bir yandan kişinin internet kullanım sebeplerini ortaya çıkararak bu sebepler üzerinde çalışmak, bir yandan da kişinin hayatını programlamak ve internet başında geçireceği zamanı azaltmak için dışsal kontroller geliştirmektir.

    • Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi internet bağımlılığında da ailenin ve kişinin bilgilendirilmesi ve uyarılması bağımlılığın önlenmesinde önemlidir. Bu sebeple tüm ailenin tedaviye katılımı gerekmektedir. Anne ve babanın ortak hareket etmesi ve kararlı olması çok önemlidir.

    • Aile bilgisayarı ortak kullanılan bir odada bulundurabilir. Bu sayede aile çocuğun internet kullanım süresini, kullanım şeklini daha kolay denetleyebilir. Bir yandan ailesinin yaptıkları dikkatini çekerken, kendini denetleyebilmesi için bir fırsat olabilir

    • Anne baba internet kullanımının verdiği zararı gerekçe göstererek, evde bulunan bilgisayarı bir süreliğine kaldırabilir. Bu süre sonra çocuğa koşullu olarak yeniden internet kullanma şansı verilebilir.

    • Aşırı internet kullanımı hangi çocuğun ya da ergenin hayatında hangi boşluğu dolduruyor tespit edilmeli ve bu konuda ihtiyaç duyulan destek sağlanmalıdır. Çocuk ya da ergen duygularını ifade edemiyorsa, kendini ifade edebileceği ortamlar oluşturulmalı, eleştirilmeden dinlenmelidir.

    • Arkadaşı olmadığından ya da sosyal aktivite şansı olmadığından internet kullanımı ortaya çıkmış ise şartlar değiştirilmelidir. Kendi istediği bir aktiviteye kaydı yapılmalı ve desteklenmelidir. (spor, satranç ,resim,dans vb.)

    • Anne ve babaya tepki olarak geliştirilen bir bağımlılık ise aile ilişkileri aile toplantılarında konuşulmalı, olumsuz yaşantıların konuşulmasına fırsat verilmelidir.

    • Sert ve katı kurallar ile yaklaşılmamalı, inat meselesine dönüştürülmemelidir.

    • Aile içinde huzur sağlanmalı, bağımlılığa itici bir sebep ortadan kalkmalıdır.

    • İnternet kullanım süresi sınırlamaları yapılırken çocuk ya da ergen de söz sahibi olmalı, çünkü kendi verdikleri kararların sorumlulukları onlara ait olacaktır.

  • PANİK ATAK

    PANİK ATAK

    PANİK ATAKTAN KURTULABİLİRSİNİZ

    Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan bunaltı, yoğun kaygı, endişe ve korku nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini, delireceğini, bayılacağını, kontrolünü kaybedeceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.

    Nedenselliği;

    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.

    Kişinin bilinçdışında yoğun duygular varsa ve bu duygular yaşanamıyorsa, ifade edilemiyorsa zamanla birikir ve patlayacak hale gelir. Diğer yandan bu duyguları yatıştıracak sistem iyi çalışmıyorsa, savunma becerileri gelişmemiş ise bastırılmış duygular patlar ve panik atak olarak ifade edilir. Bastırılan cinsellik dürtüleri, saldırganlık dürtüleri, öfke duygusu paniğe neden olabilir.

    Bazı kuramcılara göre anne ile kurulan ilişki güvenli bir bağlanma şeklinde olmamışsa, çocuk korku ve kaygı duygularını çok yoğun yaşar. Panik atak için zemin hazırlanır.

    Aile üyelerinin birinde varsa bu davranış kalıbı modellenir ve öğrenilir.

    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma.) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve “çarpıtıp” ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağız kuruluğu; kişi tarafından bayılacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve “kısır döngüye” girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.

    Panik atak geçtikten sonra; kişi üzerinden kamyon geçmiş gibi hisseder. Müthiş bir yorgunluk, isteksizlik, sese, gürültüye, kalabalığa, ışığa karşı tahammülsüzlük ortaya çıkar. Yatmak, dinlenmek en iyi bir seçim olur. Yanında güvendiği birisi olsun ama soru sormasın, fazla konuşmasın istenir. Bunlar zaten “harpten çıkmış” insanı daha da yorar.

    Panik nöbeti sırasında aşağıdaki belirtiler görülebilir. Bu belirtilerden dört tanesinin görülmesi çoğu zaman yeterli olur. Genel olarak kişiler nöbetler sırasında bu belirtilerde 7-10 arası belirti yaşamaktadırlar.

    1 – Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama,
    2 – Terleme,
    3 – Titreme ya da sarsılma,
    4 – Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
    5 – Soluğun kesilmesi,
    6 – Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma,
    7 – Bulantı ya da karın ağrısı,
    8 – Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
    9 – Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme),
    10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
    11- Ölüm korkusu,
    12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu,
    13- Üşüme ürperme ve ateş basması.

    Görülme sıklığı;

    Panik bozukluğu-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozukluk tanılı hastaların%75-80’i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır. Yaşam boyu yaygınlığı değişik çalışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.

    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve “sınırlı belirtili atakların” ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer pisikolojik,biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır.Bu oran her 4 kişiden 1’inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir.

    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekimlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğundan kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. İlk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.

    Panik Atak her yaşta başlayabilir;
    * En sık 20-30 yaş arasında başlar,yaş ilerledikçe başlama oranı düşer
    * Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    * Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    * Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    * Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
    * Evli insanlarda, boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (Bir çalışmada boşanmış insanlarda 5 kat daha fazladır )

    Tedavi;

    Panik atağı olan kişinin nefesini kontrol altına almasını sağlamak, böylece panik atağını kontrol altına alabileceğini göstermek,

    Panik atağı kendisinin oluşturup kendisinin kontrol altına almasını sağlamak, böylece kontrol duygusunu kişiye hissettirmek,

    Sebep olan duyguların ve davranışların üzerinde çalışmak, nedenselliğin çözülmesi ile tekrar etmesini engellemek.

    Panik Atak tedavi edilebilir bir hastalıktır.

  • KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    KADINLARDA ORGAZM BOZUKLUKLARI
    Kadınlarda orgazm bozukluğu, hiç orgazm olamama, zaman zaman orgazm olamama ya da cinsel birleşmeyle orgazm olamama ancak mastürbasyon ile orgazm olma şeklinde görülen durumdur. Olağan bir cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmamasıdır. Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya ya da kişilerarası ilişkilerde zorluklara neden olur.
    Sağlıklı bir kadın bir ilişki sırasında birden çok kez boşalma yaşayabilme yeteneğine sahiptir. Ne yazık kibir çok kadın hayatı boyunca hiçbir zaman tamamıyla boşalamamıştır. Kadınların% 29’u hiçbir zaman , % 70’ i cinsel birleşme sırasında hiçbir Zaman boşalamamış olduğunu belirtmiştir.
    Orgazm Sorunlarının Nedenleri;
    · Cinsel mitler ve doğru olmayan önyargılar;Kadının bedeniyle ve cinsel süreçle ilgili bilgisinin olmaması buna sebep olur.Vajinasını ve klitorisini tanımayan kadın, cinsel birleşmenin ve klitoral uyarılmanın zevk vereceğini bilemez hatta canının acıyacağını düşünür. Boşalma,kadının bedeni ve kaslarını kontrol edebilmesiyle öğrenilecek bir süreçtir.Boşalmak için kadının çaba harcaması gerekir. Vücudunu kasmadan öylece bekleyen kadın boşalamaz sadece boşalmayı bekler ve sonuç olumsuz olur. Bu sebeple cinsel eğitim yoksa ya da eksikse orgazm sorunu ile karşılaşılabilir.
    · Eş reddi; kadının kendi isteği dışında, gönlü başkasındayken bir başkasıyla evlendirilmesi cinsellik sırasında eşini istememesine sebep olabilir.
    · Yetersiz uyarı; cinsel uyarının yeterli olması fiziksel temas, hayal gücü ve duygulanımın tam olması halinde gerçekleşir.Bunlardan birindeki eksiklik yetersiz uyarıya sebep olur. Uygun zamanda,mekanda, uygun partner ile uygun süre ve yoğunlukta uyarılmalar ‘yeterli uyarı’ için belirleyicidir. Bazen yanlış bir insan tarafından yapılan kusursuz uyarılar ağrılı, acılı, rahatsız edici olabilir.
    · İlişkisel çatışmalar ve sorunlar; seks insanların vücutlarını paylaşmalarının, duygularını boşaltmalarının, hayata karşı keyifli bir başetme yöntemi belirlemelerinin şekli olarak kabul edilebilir. İyi bir seks olmadığında çift arasında iletişim sorunu başlayabileceği gibi, çiftler arasında zaten var olan bir çatışma ve iletişim sorunu varsa kötü bir seks hayatı yaşamaları kaçınılmazdır. Kötü seks hayatı hayal kırıklığına, partnerlerin birbirlerini suçlamasına ve cinsel yetersizlikten doğan özgüven kaybına sebep olur. Zamanla bu çift cinsellikle ilgili konuşamaz olur, arzuları ve hoşlandıkları şeylerle ilgili hiçbir şey paylaşamaz hale gelir.
    · Endişe, korku ve kaygı; bu duygular cinsel uyarılmayı engeller, bedeni savunmaya ve kendini korumaya almasını sağlar. Cinsel birleşmenin can acıtacağına olan inanç korku oluşturur. Mali kaygılar, taşınma,yeni bir ev alma, çocuk sahibi olma, aile büyüklerinin aynı evde yaşamaya başlaması, iş kaybı bu duygulara sebep olur.
    · Utanma suçluluk ve günahkarlık duyguları; cinselliği günah olarak düşünen kadın, böyle bir deneyimden sonra suçluluk hissedecektir, cezalandırılması gerektiğini düşünecektir ve utanma duygusu yaşayacaktır. Suçlunun cezalandırılması gerekir ve kadın bir yolunu bulur,kendini cezalandırır.
    · Erken yaşta anne olmak; kadın kendi bedenini tanımadan, kadınlığını öğrenemeden anne olur, boşalmayı öğrenemez.
    · Seyirci rolüne girmek; hazza odaklanmak yerine olması gerekenlere yönelmek; ilişkinin sürecine odaklanmak, doğal davranmak yerine istemli hareketlerde bulunmak uyarılma sürecine zarar verir.
    · Cinsel özgüvenin düşük olması; kendini aşırı eleştiren, mükemmel olması gerektiğini düşünen kadınlar genellikle vücudunu beğenmeme eğilimindedirler. Beden algısının zayıf olması, kadının cinsel isteklerini ifade edememesiyle ve seks sırasında kendini iyi hissetmemesiyle doğru orantılıdır.
    · Performans anksiyetesi; başaramama korkusu kadını ketler.
    · Cinsel travmalar ; erken çocukluk, çocukluk ve ergenlik döneminde cinsel kötü davranım, taciz, saldırı, ensest cinsel yaşantıyı olumsuz etkiler.
    · Gebe kalma korkusu,
    · Evlilikle ilgili çatışmaların çözüme kavuşmaması ve bunun cinsel birlikteliğe zarar vermesi,
    · Anne-baba-kız çocuk ilişkisi; Annesine öfke duyan, ona karşı kızgınlıkları olan ama sözde itaatkar olan kız temelde terkedilme, sevilmeme, yalnız kalma duyguları yaşar. Annesini ve babasını kaybetmek istemez diğer yandan da hissettiği olumsuz duyguları ifade edecek gücü yoktur. Bu duygulanımlar eşine yansır, ona karşı da olumsuz duygularını sözel olarak ifade edemez ve seks sırasında bedeniyle ifade eder.
    • Partnerin erken boşalma sorununun olması,
    • Partnere karşı ilgi kaybı,
    • Alkolizm,depresyon ve üzüntü,
    • Vajinanın geniş olması, vajinal akıntılar,
    • Şeker hastalığı, nörolojik bozukluklar ve ilaç alımı,
    • Düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmaması,
    • Cinsel kimlik çatışmaları,
    • Aldatılmak,
    Tedavide amaç orgazmı cinselliğin en önemli amacı olarak görmekten vazgeçip, ön sevişme, uyarılma, cinsel tecrübe, zevk ve çiftlerin birbirlerinin bedenlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır. Cinselliğin bir görev olmadığını; günah, yasak, ayıp olmadığını çiftlere hissettirmek, karşılıklı mutluluğa dayanan deneyimler yaşamalarını sağlamaktır.

  • ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    ÖĞRENCİNİN VE AİLENİN HEYECANI: KARNE

    Okullar bitiyor. Tatil yaklaştıkça öğrencinin de ailenin de ortak heyecanı karnenin nasıl olacağıdır. Karne üzerine konuşmalar; ödüller,cezalar,korkular,heyecanlar, stres, karneyi saklama isteği… Hepsi tek tek gündem olur.

    Öncelikle okul karnesinin tanımını yapmak lazım. Dönem sonunda okul yönetimi tarafından verilen her dersin başarı durumu ile devam, yetenek ve genel bir gidiş halini gösteren belgeye karne denir. Karne çocuğun, ailenin ve eğitim sisteminin notlandırılmasıdır. Bu sebeple iyi ya da zayıf nottan çocuk, aile ve okul birlikte sorumludur.

    Çocuklar, aileler ve okullar farklı farklıdır;

    Çocuğun kişisel özellikleri; zeka türü, anlama anlamlandırma düzeyi, adapte olma düzeyi farklıdır. Kavrayış özelliklerinin farkı zeka seviyesinin az ya da çok olmasıyla ilgili değildir aksine her çocuğun en iyi kavrayacağı bir sistem vardır. Ders başarısının yüksek olması öğrenciye uygun eğitim sistemiyle mümkündür. Başarısız diye adlandırdığımız çocuklar doğru ders çalışma teknikleriyle ders çalışmayan çocuklardır aslında.

    Aileler de farklı farklıdır. Bazı aileler çocuğuyla konuşabilen onun duygularını anlamaya çalışan bir yapıya sahipken bazıları korkutarak başarıya ulaşmaya çalışmaktadır. Unutmayın çocuk ders çalışmak istemiyorsa, çalışmıyorsa, hedefi yoksa, sürekli bilgisayar başındaysa, karnesinde notları çok zayıfsa ‘direnç’ gösteriyor demektir. Bu da şu anlama gelir; duygusal olarak anlaşılmamış çocuklar bilinçdışı tepki olarak tüm beklentilerin tam aksi davranırlar.

    Okulun sitemi ve öğretmenin eğitim yaklaşımı çok kritiktir. Her öğrenci her konuyu kavrayabilir, uygun yöntemi bulmak öğrenciyi tanımak çok önemlidir.

    Ve Karne…

    En kötüsünden başlayalım. Anne babalar çocukları kötü karne getirdiklerinde yapabilecekleri ile ilgili tehditler savurmaktadır. Zaten belli olan karne ile ilgili olarak çocukları korkutmak bir şeye fayda etmediği gibi çocukların alternatif yöntemler bulmasına ya da korkudan ailelerinden uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocuğun aileden korkması, hissettiklerini paylaşamamasına, içine kapanmasına ve kendini iyi hissedeceği zararlı alışkanlıklar edinmesine sebep olabilir.

    Çok ödüllendirilen çocuklar da vardır. 3.sınıftadır çocuk en iyi bilgisayar, en iyi telefon, en iyi ayakkabı, en iyiler çoktan ödül olarak alınmıştır. Bu durumda her seferinde daha fazlasını alma ihtiyacı doğacaktır. Zamanla ödülün başarıyı pekiştiren tarafı kaybolur ve aile ne yapacağını bilemez hale gelebilir.

    Umursanmayan çocuklar. İyi, kötü,çok iyi ne olduğunun önemi yoktur. Aile hiçbir şekilde çocuğunun karnesini görmez, umursamaz. Karne herkesin gündemiyken görülmeyen bu çocuklara baktığınızda zamanla kendilerini göstermek için farklı alışkanlıklar geliştireceklerini görebilirsiniz.

    Başarılı karne ve sürekli başarıya teşvik edilen çocuklarla ilgili olarak ise şu çok önemlidir. Bu çocuklar başarısız sonuçlar elde ettiklerinde ne yapacaklarını nasıl davranacaklarını bilemedikleri için çok ciddi kırılma, içe kapanma, ders çalışmama isteği ve özgüven kaybı yaşayabilirler.

    Nasıl yaklaşmalıyız?

    Başarısız bir karne söz konusuysa; başarısızlığın neden kaynaklandığı bulunmalıdır. Okul aile ve öğrenci işbirliği halinde olunmalıdır. Anne ve baba çocukla onu anlamak için konuşmalıdır. Konuşmanın şekli ve içeri kızmadan, öfkelenmeden, ceza ya da ödülden bahsetmeden olmalıdır. ‘Karnen nasıl olursa olsun biz seni seviyoruz ve önemsiyoruz, senin geleceğini de önemsediğimiz için okul başarısının senin hedeflerine katkı sağlayacağını düşünüyoruz’ diyerek çocuğa konuşma hakkı vermek gerekir. İlerde ne olmak istediği, hedefine ulaştığında nasıl hissedeceği, nasıl mutlu olacağı gündem olduğunda çocuk anlaşıldığını hissetmeye başlayacaktır. Aile içinde olan iletişim bozuklukları ve anne babanın çocuğa yaklaşımı da çocuğun ders çalışmasına direnç oluşturabilir.

    • Anlayan ve dinleyen anne baba olarak, çocuğun kendini ifade etmek için başarısızlığı tercih etmesini engelleyebilirsiniz.

    • Sürekli başarılı olan, başarısız olmayan çocuklar için başarısız bir sonuç yaşama durumunda ciddi kırılma yaşamamaları için ‘dünyanın sonu olmadığı’ ‘tekrar tekrar deneyebileceği’ güveni verilmelidir.

    • Çocuğunuz başarılı olmasa da sizin tarafınızdan sevileceğini ve onaylanacağını bilsin, başarılı olmak ikinci basamakta kalsın.

    • Ödül verirken abartıya kaçmamak önemlidir. Çocuğun ihtiyacı olan ve çıtayı yükseltmeden, sadece başarısını pekiştirmek için ödül verilmedir. Çocuk ödül için başarılı olmamalıdır, başarılı olduğu için ödüllendirilmelidir.

    • Çocuğunuzu önemseyin ve görün; siz onları onaylamadıkça onaylanmak için başka başka alışkanlıklar edinecekler. Oldukları gibi kabul edin ki, onaylayın ki sevildiklerini hissetsinler.

    • Çocuğunuzu her şeye rağmen sevin, karne iyi de olsa kötü de olsa önce çocuğunuz yanınızda onu fark edin, sonra karneyi konuşun.

    • Bol zayıflı bir karne düzenlenebilir, çocuğunuzun içindeki duygusal sorunların düzelmesi biraz daha fazla zaman alabilir. Psikolojik ve fiziksel sağlık önceliğiniz olmalıdır.

    • Çocuğunuzun başarılı olduğu alanlar vardır, bu alanlardaki başarılarını takdir ederek aynı başarıyı diğer alanlarda da elde edebileceğine dair güven oluşturun.

  • NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    NARSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Temelde içerde bulunan incinmiş, yıpranmış, değersiz yapının saklanması için kullanılan bir savunma mekanizmasıdır. Narsistik kişiliği olan insanların en belirgin özelliklerinden biri, başarılı olmaya aşırı odaklanırken başarısızlığa karşı aşırı hassastırlar. Herkesten biraz daha farklı, özel ,üstün, önemli bir kişi olduklarını düşünürler. Övüldüklerinde kendilerini çok iyi hissederken, eleştirildiklerinde rahatsız hissederler, incinirler, öfkelenirler.

    Büyüklenmecilik ve değersizlik hisleri yan yanadır. Derinlerdeki değersizlik duygusunun farkında değillerdir, bu duyguya hiç bulaşmamak için sürekli olarak kendilerine ve çevrelerine ne kadar özel ve değerli olduklarını ispatlamaya çalışırlar. Kimsenin yapamadığı işleri yapmak isterler. Bu süreçler bilinçdışı gelişir, bunları yaptıklarını fark etmezler.

    Bazı kişilerde ise büyüklenmeci yapı dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Aşırı mütevazi, asla övünmeyen, övülmekten hoşlanmayan kişiler olarak görülürler. Mütevazılıklerini etrafa duyurmaktan keyif alırlar. Derinlemesine incelendiğinde içerden büyüklenmeci bir yapı çıkar, kendi iç dünyalarında ne kadar önemli bir kişi oldukları ile ilgili hayaller kurabilirler.

    Yaptıkları için en iyisini yapmak isterler, en iyi okul, en iyi iş peşinde koşarlar. En iyi eğitimleri almalı, en iyi iş yerine sahip olmalıdırlar.

    Toplum içinde farklı formlarda görülebilirler. Mağdur ve mazlum duygulardan beslenen narsistik kişilere de rastlanmaktadır. En zorda olan, en kötü olayların onun başına geldiği, en hastalıklı, en kadersiz, en mutsuz olan kişilerdir. Bu kadar sıkıntıya iyi dayanıyor, yine de ayakta duruyor gibi duyguları karşıdaki kişiye hissettirirler ve bununla beslenirler.

    ‘ Ben’li cümleleri sık sık kullanırlar. Onu fark eden ve anlayan birisine karşı ilgi hissederler ve dikkatlerini ona yönlendirirler. Elde ettikleri başarı sonrası iyilik halleri geçicidir. Bu yüzden hep yeni başarılar için çaba halindedirler.

    Narsistik kişiler mutluluk için hep uzakta dururlar, karşıdan bakarlar mutluluğa. Yaşadıkları andan keyif alamadıklarından sürekli gelecek planları yaparlar. Bu planların hiçbir zaman sonu gelmez.

    Toplumda çoğu başarılı insanlar narsistik kişilik özelliklerine sahip kişilerdir. Yöneticiler, liderler, bilim adamları, iş adamları bu kişilik özelliklerine sahiptirler.

    Evli olanların genellikle eşleri ve çocukları ile sorunları vardır. Evli olmayanlar sevgilileri ile sık sık yakınlaşma ve ayrılma sorunları yaşarlar. İlişkileri mesafeli ve soğuktur, duygusallık yakalamak oldukça zordur.

    Bu kişileri uzaktan tanıyanlar çoğunlukla hayranlık beslerler ve karizmatik bulurlar. Karşıdaki kişinin duygusunu iyi bir şekilde analiz ederler ancak bu duygulara karşı umursamaz olabilirler ve karşıdaki kişinin canını yakmak için kullanabilirler. Empati yeteneği zayıf olduğundan bu kişilerle yaşamak genellikle zordur; durmadan küçümseyen, alay eden ve eleştiren birinin karşısında değersiz hissetmek kaçınılmazdır.

    Daha çok erkeklerde görülür. Partner tercihinde borderline kişilik yapısındaki kadınları seçerler. Bu kadınlar da onları tercih eder. Ulaşılması zor kadınları tercih edip sonrasında onları değersizleştirirler. İlişki ilerledikçe , daha önce gözlerine görünmeyen ayrıntılara takılıp bunları problem haline getirirler. Sonuç olarak da yoğun eleştiri ve değersizleştirme ile öfke krizleri yaşanır. Yaşanan sorunlara çözüm bulmadıkça alternatif partner arayışına ve cinsel fantezilere yönelim başlar. Anlamsız ve sapkın cinsel eğilimler, pornografiyle ilgilenme, alkol alma, madde kullanımı, tehlikeli spor yapma, hızlı araba kullanma, işe güce daha çok yoğunlaşma, ideolojik gruplara karşı aşırı ilgi duyma gibi savunma mekanizmaları kullanabilirler.

    Başarısızlığa, eleştiriye, terk edilmeye karşı olan hassasiyetleri sonucu ruhsal kırılmalar yaşarlar. Bu durumda vücutlarında psikosomatik hastalıklar dediğimiz tıbbi rahatsızlıklar görülür. Örn; baş ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, kalp ağrısı, mide ağrısı. Cinsel sorunlarla da sık sık karşılaşırlar. Örn; erken boşalma, sertleşme sorunları, başka kadınlara aşırı ilgi ve eşini aldatma olabilir.

    Narsistik kişilik neden gelişir?

    0-6 yaş kiritik dönemdir. Çocuk daha dünyaya gelmeden ailenin zihninde yetiştirilecek çocukla ilgili tasarımlar vardır. Başarması gerekenler, yapması gerekenler, yapmaması gerekenler çoktan belirlenmiştir ve çocuk tüm bunlara uymak zorundadır. Ailenin bu çabası çocuğun bilinçdışında forma uygun davranmasını gerekli kılar. Çocuğun başarıları sürekli övülür, ne kadar başarılı ve mükemmel olduğu sık sık söylenir. Çocuğa özgür bir alan bırakılmaz, kendi kararını vermesine izin verilmez. Çocuğun ailesinden öğrendiği en temel şey anne ve babasının sevgisini kazanmak için, onların beklentilerine uygun davranması gerektiğidir. Anne ve babasının istediği gibi davranmaz ise çocukla olan ilişki kesilir ya da cezalandırılır. Baba genellikle aşırı otoriter ve siliktir, anne de baba gibi kaliteli bir duygusal ilişki kuramaz.

    Bu çocuk büyürken tek derdi anne ve babasını memnun etmektir. Bu durumda kendi becerilerini, ihtiyaç ve arzularını tanıma fırsatı bulamaz. Çünkü başarısızlıklarında çocuğa olan ilgi ve sevgi tamamen kesilir. Bu şekilde aile farkında olmadan çocuğu çok kez cezalandırır. Çocuk da sevgi alabilmek için adamına göre muamele yapmayı öğrenir. Büyüdüğünde sürekli başarılı olmak, öteki insanların takdirini almak için koşturur.

    Annenin sevgisini kesmesi, küsmesi, konuşmaması, çocukta sürekli bir değersizlik hissi oluşturur. Bu çocuk aileyi memnun etmek için birçok kimlik geliştirir, bunlara sahte kendilik de denir. Her gördüğü kişiyi memnun etmek için, sevgi alabilmek için kılıktan kılığa girer. Aldığı koşullu sevginin devamı olarak da tüm insanlardan koşullu sevgi alır. Sürekli maske taktıkları için hayat onları çok yorar ve sürekli yorgundurlar, iş yapmasalar bile yorgun olduklarını ifade ederler.

    Tedavisi var mıdır?

    Bu kişilikler ruhsal sorunları nedeniyle tedaviye başvurmazlar. Hayatın anlamsız gelmesi, boşluk hissi, depresyon gibi şikayetlerle başvururlar. Panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, cinsel sorunlar nedeniyle de başvurabilirler.

    Psikoterapi ile bu danışanlara yardım edilebilir. Danışanlar zaman zaman terapisti idealize eder zaman zaman yoğun öfke hissederler. Terapi süreci her danışan için değişkendir. Deneyimli bir terapist ve bütüncül bir yaklaşımla tedaviler yüz güldürücüdür.

  • VAJİNİSMUS TİPLERİ

    VAJİNİSMUS TİPLERİ

    Vajinismus doğası gereği farklı özellikler barındırır. Bu sebeple de farklı çeşitleri mevcuttur.İlk cinsel deneyimde ortaya çıkabildiği gibi sonradan da gelişebilir. Yani cinsel deneyimi olan kadın da belirli sebeplere bağlı olarak vajinismus tanısı alabilir. İlk cinsel deneyimde oluşan vajinismus için şunları söyleyebiliriz: vajinanın üçte birlik dış kısmında, birleşmeyi engelleyecek şekilde sürekli olarak istem dışı kasılma olması, bunun ilk seferde orta şiddette yaşanması ve ilişkiye izin vermeyecek şekilde ağrılı olduğunun tarif edilmesi halidir. Kişi hayatı boyunca başarılı bir cinsel birleşme yaşamamıştır. Sonradan gelişen vajinismusa baktığımızda ise şunları görürüz: Daha önce cinsel kişi birleşme yaşamış ancak düşük, doğum, yırtık, kürtaj, kötü yapılan muayene ve ağır enfeksiyon gibi sebeplerle sonradan vajinismus problemi tablosuyla karşılaşmıştır.

    Geçmişten gelen cinsel bir travma yok ve parmak ile vajinaya giriş yapılıyor ancak yine de ilişki sırasında eşi itme ve kasılma oluyorsa, bu durum basit vajinismus olarak adlandırılır ve tedavisi daha kolaydır. Geçmişte cinsel travma var ise bastırılmış çok duygu var demektir ve tedavi zorlaşır, bu durum ise ağır vajinismus olarak adlandırılır.

    Dr.Keçe Vajinismus Sınıflandırılması;

    Evre 1 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalar sırasında aşk kaslarında istemsiz kasılmalar olur, cinsel ilişki bittiğinde danışan sakinleşince bu kasılmalar hemen geçer. Danışan jinekolojik muayene sırasında rahattır, danışanın geçmişte travması yoktur, danışan parmağıyla rahatlıkla vajina içini kontrol edebilir, sınırlı penis birlikteliği yaşanır ve eşini elleriyle iter.

    Evre 2 Vajinismus: Aşk kaslarında istemsiz kasılmalar vardır, bu kasılmalar cinsellik bitince ve danışan sakinleşince hemen sona erer. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak kasılmaları devam eder, rahat değildir. Danışanın geçmişten gelen bir travması yoktur. Danışan parmağıyla vajina girişini kontrol edebilir ancak vajinanın içini kontrol edemez. Sınırlı penis girişine izin vermesine rağmen bahanelerle ilişkiden kaçar.

    Evre 3 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalarda istemsiz kasılmalar vardır. Bu kasılmalar ilişki bitince ve danışan sakinleşince hemen geçmez. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak danışan rahat değildir, muayene sırasında kalçasında kasılmalar devam eder. Danışan parmağıyla vajina girişini ya da içini kontrol edemez. Sınırlı penis girişi deneyimi yaşamamıştır, ilişki sırasında eşini elleriyle iter.

    Evre 4 Vajinismus: Cinsel yakınlaşmalarda aşk kaslarında ve sırtta yoğun şekilde kasılmalar olur.Bu evre endişe, korku, kalça ve bacaklarda kapanma, kasılma, ilişkiye direnç ve geri çekilme olarak kendini gösterir. Danışan sakinleşse de bir süre daha bu korku hali devam eder. Jinekolojik muayene gerçekleşir ancak danışan oldukça zorlanır ve hiç rahat değildir, kalçasında kasılmalar olur. Danışan parmağıyla vajina girişine ya da vajina içine dokunamaz, sınırlı penis girişi yaşamamıştır, eşini elleriyle iter.

    Evre 5 Vajinismus: Cinsel yakınlaşma sırasında aşk kasları ile sırt ve tüm vücut kasları kasılır. Endişe, korku, tiksinme ve panik hali ortaya çıkar. Kalça ve bacaklar kendini kapatır, eşini iter. Cinsellik sonrası danışan rahatlasa da kasılmalar geçmez. Danışan jinekolojik muayeneyi reddeder. Vajinasına hiç dokunamaz. İlişki sırasında eşini elleriyle iter.

    İlişki içindeki farklı problemler, kadının istemli olarak ağrı, acı, yanma yaşayacağı korkusu geliştirmesine ve buna bağlı olarak birleşmeye izin vermemesine sebep olur. Kadın tampon gibi farklı şeylere izin verir ancak penise izin vermez, bu durum Durumsal Vajinismus olarak adlandırılır.

    Tedavi programı vajinismusun evresine göre oluşturulur.

  • ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    ERGENLİK DÖNEMİ KİŞİLİK GELİŞİMİ

    Ergenlik dönemi insan hayatının dönüm noktalarından biridir. 12-13 yaşlarında başlayıp 19-20 yaşlarına kadar devam eden fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Fiziksel değişime nispeten daha kolay uyum sağlayan ergenler, ruhsal gelişimlerinde bocalamaktadırlar. Ergenlerden bazıları bu dönemi rahat atlatırken, birçoğu derinden etkilenmekte, yoğun bir bunalım ve karmaşa yaşamaktadırlar. Freud´a göre ergenlik yılları, içgüdüsel enerjinin yeniden genital bölgede harekete geçtiği bir dönemdir. Freud, çocukluk süresince kurulmuş olan id, ego ve süperego arasındaki dengenin, yeniden bozulduğunu söyler. Cinsel dürtüler gencin, çocukluk döneminde yaşadığı fallik dönemdeki çatışmaları yeniden yaşamasına yol açar; ancak romantik ilişkiler bu kez aile dışında aranır.

    Ergenlik dönemi kimlik oluşumunun gerçekleştiği, netleştiği bir safhadır. Erik Erikson´a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli koşulu kimlik kazanmadır. Kimlik, bireyin kendine özgü davranış ve düşünce bütünü, başkalarından ayıran farklılıklarıdır. Kimliğin oluşması süreci ergenlikten çok önce başlar ve önceki dönemlerde başarılı sonuçlar alınması yetişkin kimliğine geçişi de kolaylaştırır. Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan ergen, artık çocuk gibi davranmayacağını anlar ve “Ben kimim?” “Yaşamdaki amaçlarım neler olmalı?” gibi sorularla kendini sorgular; geleceğe dönük kararlar almaya ve benliğini oluşturmaya başlar. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanır. Bunu başaramayan ergenlerdeyse kimlik krizi devam eder. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse, ergen kimlik kargaşasına düşebilir ya da olumsuz bir kimlik geliştirebilir.

    Ergenlerde farklı kimlik statüleri vardır. Bunlar, erken bağlanmış, kargaşalı, kararsız ve başarılı kimlik statüleri.Erken bağlanmış kimlik statüsündeki ergenler, bir karar alma sürecinden geçmemiş, kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından belirlenmiştir. Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasız yaşanır. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenlerse bir kriz yaşamaz ve mesleki rol seçimiyle ilgili olarak da bir güdüleri bulunmaz. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınma eğilimindedirler. Karasızlarsa bir kimlik krizi yaşarlar; kaygıları yüksek ve karar alma süreci uzun süre devam eder; bu nedenle ergenlerin, kendileriyle en ilgili oldukları statüdür. Başarılı kimlik statüsündekiler ise kimlik krizini atlatmış ve kimliğe bağlanmayı gerçekleştirmiş ergenlerdir.

    Ergen kimliğini oluştururken belirli aşamalardan geçmektedir. Birincisi bağımsız olduğunu hissetmesidir. Ergen farklılığını kendine kabul ettirmek ve başkalarına onaylatmak ihtiyacı hisseder. Ebeveynlerle çatışma başlar. Bu döneme kadar anne ve babanın etkisi altında olan onlara itaat eden ergen, başkaldırmaya, kendi istek ve eylemlerini gerçekleştirmeye çalışır. Bağımsızlığa gereksinim duyan gençler için ev, çoğu zaman anlaşılmazlığın ve çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlanır. Anne babanın çocuğun gözünde ideal olma niteliklerini kaybettiği dönem yine bu dönemdir. “Her şeyi en iyi annem ve babam bilir” düşüncesinin yerini yavaş yavaş “annem babam nereden bilecek, onların dönemi geçmişte kalmış, ben onlardan daha iyi bilirim” gibi düşünceler alır. Ergenin isyanında mantık yoktur, başkaldırı içgüdüseldir. Ergenin başkaldırısını ebeveynler anlayışla karşılar, onun düşüncelerine saygı duyarlarsa, onun bağımsızlığını kabul ederlerse problem çözülür. Davranış ve düşüncelerine saygı duyulmayan, alay edilen, aşağılanan ergen silik bir kişilik yapısı geliştirir ve başkalarının peşinden gider. Evde yaşanan çatışmalar çok sık ve şiddetli olmaya başlamışsa, gençlerin, kendilerinin istenmedikleri düşüncesine kapılmaları da mümkündür.

    Ergenler bu döneme kadar çevrelerinden etkilenmişlerdir. Ancak bu dönemde hedef belirleme ve bu hedefleri gerçekleştirme yönünde adımlar atmaya başlayacaktır. Bu dönemdeki amaçlar sürekli değişkenlik arz eder, kısa sürelidir, tutarsızdır. Ebeveynler ergeni anlamaz dayatmada bulunursa çatışma yaşarlar. Örneğin bu yaşlarda müzisyen olmak, sporcu olmak gibi istekleri ailece gereksiz görülüp farklı meslekler tercih etmesi istenir. Ergen engellendiğinde bağımsız bir birey olma girişimi sonuçsuz kalır. Kendi içindeki yetenekleri açığa çıkarma ve başarılı olma, ilgi çekme eğilimindedirler. Başarısız oldukları konularda çok çabuk vazgeçerler.

    Bu dönemde arkadaşlık ilişkileri önem kazanır. Sırlarına rahatlıkla paylaşabileceği sağlam dostluklar arar. Bulduğunda da çok gizli bilgileri onunla paylaşır, otoriteye başkaldırı için destek arar, birlikte kendilerine özgü mekanlar belirlerler, paylaşımlarda bulunurlar. Ergenden dostuna ihanet ederse, bu sırdaşını satmak demektir ve güvenilmez kişi etiketi vurulur. Ailenin bu konudaki tutumu; ergenin ilerde toplum tarafından kabul gören, güvenilen, saygı duyulan bir kimlik kazanması için çok önemlidir. Karşı cinsle ilişkilerde ergen, hazzın yönelimi açısından kimliğini netleştirir. Karşı cinsle iletişim kurduğunda ve beğenildiğinde bu gerçekleşir. Ancak engellendiğinde, suçlandığında, teşebbüslerinde başarısız olduğunda kendini değersiz hisseder ve ileriki yaşlarda evliliğinde sorunlar ortaya çıkar. Dış görünüşlerine çok önem verirler. Kendilerini fazla uzun, fazla kısa, şişman, çirkin bulabilirler. Bu da bazı gençleri dikkat çekmek ya da farklı görünmek isteğiyle giyimiyle, makyajıyla, saç rengi ya da biçimiyle öne çıkma çabası göstermeye iter.

    Ergenlik döneminde duygularda farklılaşmalar, iniş çıkışlar yaşanabilmektedir. Gençler bir gün çok mutluyken, ertesi gün çok üzgün olabilirler. Zaman zaman duygularını ve heyecanlarını denetleyememeleri de sık görülen bir durumdur. Ergenlik ilk cinsel deneyimlerin de yaşandığı dönemdir. Kızların kendilerini beğendirmeye çalıştığı, erkeklerinse pek tanımadıkları yeni bedenlerini kontrol etmeye çalıştıkları bu dönemde, utangaçlık ya da sıkı geleneklere bağlılık, bu konunun aile içinde ya da gençler arasında konuşulmasına engel olur. Bu da gençlerin dürtülerinden utanç duymasına ve hayallere sığınmasına neden olabilir. Çevreye olan ilgilerini kesip, kendilerini hayallere veren gençler, böylece mastürbasyon yapmayı keşfederler. Mastürbasyon ya da kişinin kendi kendini tatmin etmesine dünyanın her yerinde yaygın olarak rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalar erkeklerde ki oranın kızlara göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Rahatlama, rüya görmek şeklinde de olabilir. Gençler bu konuda cezalandırıldıklarında suçluluk, cinsel doyumsuzluk yaşayabilirler. Ailelerin bunu normal bir davranış olduğunu kabul edip çocuklarıyla cinsel konularda daha rahat ve bilgilendirici konuşmalar yapmaları gerekir.

    Ergen belli konularda lider olma, söz sahibi olma sorunluluk alma eğilimindedir. Bulunduğu sosyal çevrede yeteneklerini göstererek hayranlık uyandırmak, liderlik etmek, yönlendirmek, organize etmek ister. Bu konudaki başarısı özgüvenini artıracak, başkalarının sorumluluklarını alabilme, bir grubu yönetebilme, yönlendirebilme nitelikleri kazanacaktır. İleriki hayatında da bu aile reisi olabilme, işyerinde yönetici olabilme, organizasyon yapabilme özelliği kazandıracaktır.

    Dünya görüşünün, ideolojik yaklaşımının oluşması da bu devrede gerçekleşir. Benimsediği görüşlerde çok katıdır, fanatiktir. Buradaki amacı boşluktan kurtulmak, bir gruba ait olmak, bir destek ihtiyacı hissetmektir.

    Ergen kimlik oluşturma sürecinde cesaretlendirilir, desteklenirse kendine özgü bir kimlik oluşturur ve ruhsal açıdan sağlıklı olur. Bu dönemde kimliğini netleştiremezse sürekli kimlik karmaşası yaşayacak, bocalayacak ve kimlik bunalımı ortaya çıkacaktır. Ters kimlik geliştirebilir, otoritenin kendisinden istediği her şeyin tersini yapmak onun için tek ölçüt olabilir. Sürekli herkesle kavgalı, aksi ve inattır. Devam eden yaşamı süresince mutsuz olacak, sorunlar yaşayacak, anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları, obsesyonlar v.b. gibi hastalıklı kimlik örüntüsüne sahip olacaktır.